2007'den Bugüne 88,138 Tavsiye, 27,305 Uzman ve 19,449 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Acılar ve Hayatın Anlamı
MAKALE #9691 © Yazan Uzm.Psk.Bengisu Nehir AYDIN | Yayın Ekim 2012 | 6,090 Okuyucu
Giriş

İnsanlar birçok şekilde acı çekerler, sessizce ya da acılarını ağlama, umut etme, kendini feda etme veya isyankar davranışlar şeklinde ifade ederek. Bu yazıda, acı çekmenin nasıl tanımlanabileceği, acı çekerek varoluşsal anlama nasıl ulaşılabileceği literatür aracılığıyla aktarılacaktır. Heidegger ve Frankl’ın bakış açılarından ve yapılan bazı araştırmalardan faydalanılarak desteklenmeye çalışılacaktır.


Acı çekmenin tanımlanması


Acı çekmenin bir tanımı, fiziksel acı, sevilen birinin kaybı, acı verici kendine yabancılaşma veya anlamsızlık kategorileriyle ortaya çıkan, ‘’hoş olmayan hislerin duyumsanması’’ olabilir (Längle, 2008).


Başka bir açıklama ise, acı çekmenin tamamen acı dolu hislerle eş anlamlı olmadığını gösterir. Bazı duygular sadece yıkıcı olarak algılandıkları zaman acıya sebep olurlar. Bu nedenle acı çekmeyi varoluşçu bir bakış açısından ‘’sevilen ve/veya yaşamsal bir şeyin yıkımının hissedilmesi’’ olarak tanımlayabiliriz. Veya kısaca, acı çekme kişinin varoluşuna karşı hissettiği kayıp veya değersizliktir. Acı çekme deneyimi için kesin olan şey, yaşamsal önemi olan bir şeyin yıkıldığına dair öznel his, bir şeylerin parçalara ayrıldığı veya yok edildiği hissi, kişinin varoluşsal kaynaklarının ayrıldığı hissidir (Längle, 2008).

Bir deneyim, varoluşun temel yapılarını tehdit ettiği zaman acı çekme olarak deneyimlenir. Bu temel yapılar insan varoluşunun dört temel gerçekliğiyle bağlantılıdır: a) dünya ve koşulları, b) kişinin yaşamı ve gücü, c) kişinin kimliği ve diğerleriyle ilişkileri, d) durumun getirdiği ihtiyaçlar ve yaşamlarımızın ufku. İlk temel durumun yara alması artık ‘’burada’’ olamama ve yeni durumların üstesinden gelememe hissine yol açar. Bu his her tür bütünleştirici aktiviteyi zayıflatır. Yeni durumlarla bütünleşme becerisi mevcut gerçekliğin kabulüne neden olur. Bu beceri olmadan, sonuç artan güvensizlik ve kaygıdır. Bu boyutta acı çekmek, o anda olan şeyi kabul etme becerisinin olmamasından ileri gelir (Längle, 2008).

Acı çekme belki kendine güvenin kaybından ya da utançtan kaynaklanıyor olabilir. Durum, görülmeme isteği, saklanma ve olduğu kişi gibi hissetmeme eğilimidir. Acı çekmenin başka bir sebebi de, kişinin eylemlerine ve hayatına anlam veren bağlamın kaybı olabilir. Genellikle gelişme ve değişim değersiz görünür çünkü hiçbir yere götürmeyeceği şeklinde bir algı vardır (Längle, 2008).

Acı çekerek anlama ulaşmak


Acıyla karşılaşıldığı zaman gösterilen çaba, güçlük ya da emek birçok enerji kaybına yol açabilir fakat bu duyguların bir amaca hizmet ettiğini ya da anlamı olduğunu biliyorsak, o zaman acıyı oluşturan şeyler bulanıklaşır. Bir kişi acı çekerken değerli ve anlamlı bir geleceği hayal etmek oldukça zor olmasına rağmen, tamamen imkansız değildir. Anlam hala bulunabilir. Örneğin, bir kişi fiziksel acı çekiyorken veya gece boyu ağrıları sürüyorken de anlam devşirilebilir. Bunun aksine, otantik acı çekme sürecinden kaçınmak, aslında bir kayıptır çünkü bu gerekli olan bir şeydir. Bütünleşmeye ve psikolojik kaybın üstesinden gelmeye yardımcı olur (Längle, 2008).


Acı çekmeyle başa çıkmak bir süreçtir. Başa çıkma, örneğin sevilen birini kaybettikten sonra, yaşamın yeni koşullar altında yeniden yapılanmasını sağlar (Längle, 2008). Ayrıca, çok sevilen bir yakının/eşin ölüm, kişinin kendi ölümüyle yüzleşmesi ile baş etmesine hızlıca götürecek bir potansiyele sahiptir (Yalom, Lieberman; 1991). Böyle durumlarda, kişinin hayatıyla bütünleşmesi için katlanma becerisine ve acıyı kabul etmeye odaklanma ile başlamak yardım eder. Doyumlu bir varoluş, gerçeklikle bağlantı temelinde yapılandırılır. Bir şeyler yapmak için cesaretin olması hissi ve gerçekle yüzleşebilmek varoluş için temeldir (Längle, 2008).

Acı çekme durumu kendini gösterdiği zaman, dikkate alınmalıdır. Acı çekmenin içinde bulunulan ‘’an’’ kabul edilmelidir. Böyle yapmak için, ona katlanmak için kuvvetli ve yeterli desteğimiz olup olmadığını kendimize sormalıyız. Kişinin acısına katlanması, onu varoluşunun bir parçası olarak kabul etmesi anlamına gelir (Längle, 2008).
Yalom (2001), yaşadıkları ölümcül hastalıklar nedeniyle, ölüm korkusuyla –bütün diğer korkuları küçükmüş gibi gösteren ölüm korkusu- yüzleşip bu korkunun üstesinden gelerek güçlü bir kişisel egemenlik duygusu yaşayan, yaşamlarını gelecekte bir döneme ertelemeyip ‘’şu anda’’ ve dolu dolu yaşayan, ellerindekilerin kıymetini bilen hastalarından söz etmiştir.

Eğer acı çekme kişinin yaşam neşesinin azalmasından kaynaklanıyorsa bu durumda yaklaşım, motivasyonu ve yaşamla bağlantıyı çeşitli küçük adımlar ve kişisel kararlar aracılığıyla yeniden kurmak olmalıdır. Bu, acının kaynağına, ne kaybedilmişse ona doğru dönmeyi gerektirir. Onunla ilişkiye girerek, ona dürüstçe yaklaşarak ve kendine zaman ve alan tanıyarak, keder doğal olarak kalkabilir. Keder aracılığıyla hayatın kendisine dokunuruz. Kaybımıza doğru dönerek acımızı yoğun olarak hissederiz. Bu bizi ruhsallığımıza götürür, ağlatır ve kendimize doğru empatik bir şekilde ilerlemeye davet eder. Bunu yapmak için ilişkiye ve yakınlığa ihtiyaç vardır. Bunlar geçmişteki ilişki ve yakınlık deneyimlerimize ve acı verici durumlar sırasında diğer insanların dikkatine ve yakınlığına bağlıdır (Längle, 2008).

M. Heidegger’in bakış açısı


Heidegger’e göre, birinin yakınlarında gerçekleşen bir ölüm kişinin kendine ait varoluşun tamamını düşünme fırsatı verir. Bireylerin ölümle ve kendi ölümlülükleriyle yüzleşmeleri, dünyadaki kendi varoluşlarını nasıl gördüklerini etkiler. Fakat ölümde bile, kişi yaşam bütünlüğünün farkındalığı ile yüzleşmekten kaçınmaya çalışır (Kominkiewicz, 2006).

Eğer ölümle yüz yüze gelen bir insan yaşam amaçlarına başarılı bir şekilde ulaştıysa, bu kişi ölüme daha kolay geçecektir. Bu ayrıca yakında olacak bir ölüm ya da sevilen birinin ölümü gibi mahrum kalma durumlarıyla yüz yüze gelen aile üyeleri ve arkadaşlarda da görülür. Bu gibi durumlarda hayatın tümüne bakmak ve hatıraları geri çağırıp tekrar yaşamaya izin vermek gerekir (Kominkiewicz, 2006).
Heidegger’in varoluşçuluğu dünyanın ve onun örüntülerinin, odağının ve kişiyle ilişkilerinin keşfine izin verir. Bu keşif sırasında kişinin yaptığı keşifler onun iyi oluşunu arttırır ve mahrumiyet, kayıp, keder durumlarıyla başa çıkmada devam eden büyüme için cesaretlendirir (Kominkiewicz, 2006).

V. Frankl’ın deneyimlerinden…


Victor Frankl’a göre ise, insan yaratıcılıktan ve dışarısıyla etkileşimden yoksun bir durumda olmasına rağmen yine de hayatında bir anlam oluşturabilir. Böyle bir ortamla, umutsuz bir durumla karşılaşıldığı zaman kesindir ki, bu kişiye en yüksek değerin farkına varması için anlam oluşturma konusunda son bir fırsat verilmiştir, bu en derin anlam acı çekmenin anlamıdır (Gatewood, 2010).

Frankl’ın Auschwitz’deki kişisel yaşam deneyimleri acı çekme ve anlam ilişkisi hakkında derin bir şekilde düşünmesine neden olmuştur. Böyle aşırı bir durumda hayatta kalma, kişinin o acının içinde anlam fark edebilmesine bağlı gibi görünüyor. Frankl anlamın nereden geldiğini açıklarken ‘’bir çocuk fotoğrafı, bir eşin anısı, tamamlanmak üzere olan bir el yazması insanlara anlam bulmada yardım edebiliyordu’’ demiştir (Gatewood, 2010).

Araştırmalar


Yapılan bir araştırmaya göre, keder ve varoluşsal anlam arasında belirgin bir tersine ilişki bulunmuştur. Örneklemin çoğunluğu yaşam amaçlarında olumlu bir değişim olduğunu kaydetmişleridir ve bu kişiler amaçlarında negatif değişimler olduğunu belirtenlerden belirgin olarak daha yüksek varoluşsal anlama sahiptirler. Bu sonuçlar olumlu değişimlerin mahrumiyet ile alakalı olduğunu ve kederin kendisinin kişisel büyüme için bir güç olarak hizmet edebileceğini önermektedir (Edmonds, Hooker; 1992).

Yalom ve Lieberman (1991) tarafından yapılan araştırma ise, hastalıklarının son döneminde olan hastaların bir dizi olumlu kişisel değişim geçirebildiğini ortaya koymuştur. Bu kişiler aileleriyle ve arkadaşlarıyla daha açık bir şekilde konuşabilmekte, daha az korkmakta, hayat önceliklerini yeniden düzenlemekte, hayatın önemsizlikleriyle zihinlerini daha az meşgul etmekte, deneyimleri ve zevkleri geleceğe ertelemeden hayatı daha çok ‘’o anda’’ yaşamaktadırlar.

Sonuç


Literatürde de gördüğümüz gibi, varoluşçu yazarlar, acıların doğası gereği rahatsız edici, yaralayıcı olmalarına rağmen, kişilerin yaşamlarında olumlu anlamda değişiklikler yaratabilecek bir güce sahip olduklarını belirtmişlerdir. Sevilen bir yakının kaybı, ölümcül bir hastalığın ilerleyen aşamalarında olmak gibi durumlar, hayatın anlamını sorgulama, kişinin kendi ölümüyle yüzleşmesi ve kaçındığı şeylerden uzaklaşmaktan vazgeçerek daha dolu bir yaşama başlangıç yapmasına yol açabilmektedir.

Bu durum dışarıdan görüldüğü gibi, anlatıldığı gibi kolay olmasa gerek. İnsanların belli yaşlarına kadar geliştirdikleri dirençler, kendilerini kısıtlama ve bu yolla koruma alışkanlıkları, farklı bir şekilde davranmalarına engel olmaktadır. Bunun aşılması için, anladığım kadarıyla bir ‘’şok’’ gereklidir. Bu şokun ardından ancak insanlar durup düşünme, gerçekten ne istediklerine karar verme aşamasına gelebilmektedirler. O zamana kadar çevrelerine ördükleri kalkanlardan kurtulup acıyla baş ederek özgürleşme yolunda ilerleyebilmektedirler.

Bunun kilit noktasının kendi ölümlülüklerinin farkına varmayla alakalı olduğunu düşünüyorum. O an için ölüm riski bulunmayan ama sevdiği birini kaybeden ya da kaza geçiren bir kişi, bir gün kaçınılmaz bir şekilde kendisinin de yok olacağının ayırdına varmaktadır. Bunu yoğun olarak hissetmek ağır bir durum olduğu için herhangi bir şekilde baş etmek gerekir. Baş edemeyenlerin acısı çok uzun yıllar sürebilirken, baş etmeyi başaranlar ise acıyı dönüştürerek yaşamla olan ilişkilerini farklı bir boyuta aktarma yoluna gidebilirler. Bu da baştaki soru ile alakalı olarak, kişiliğin –ya da algıların, anlamlandırmaların- gelişmesine yardımcı olarak yaşamı ertelememe, bulunulan anı yaşama, benliği kısıtlamama ve dolu dolu yaşamaya götürmektedir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Acılar ve Hayatın Anlamı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Bengisu Nehir AYDIN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Bengisu Nehir AYDIN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Bengisu Nehir AYDIN'ın Makaleleri
► Hayatın Anlamı Psk.Beria Bilge ŞENER
► Hayatın Anlamı Nedir? Psk.Nur GEZEK
► Annem ve Ben Yada Hayatın Anlamı Psk.Sinem MALKOÇ
► Anlam Arayışı ve Acılar Psk.Emine ÖZDEMİR
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,449 uzman makalesi arasında 'Acılar ve Hayatın Anlamı' başlığıyla benzeşen toplam 14 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:42
Top