2007'den Bugüne 89,485 Tavsiye, 27,604 Uzman ve 19,643 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Bir Terapi Öyküsü: Sonrayı Sonraya Bıraksak Olmaz mı?
YAZI #1744 © Yazan Uzm.Psk.Dnş.Ümran ÖRKÜN | Yayın Haziran 2013
“Ümran Hanım ben beceremiyorum! Hiçbir şeyi tam yapmayı becermiyorum…
Yaptıklarımı uç uca da bağlasam hep bir eksik. Sanki birileri bir yerlere benim için görevler bırakmış, birini bitirince sevinemeden diğerine başlamamış olmanın telaşı sarıyor. Kendime bir aferin çekemeden bir bakıyorum ki ‘Eyvahlar olsun, nasıl yetiştireceğim şimdi’ modundayım.
Hızlı konuşuyorum. Hızlı yiyorum, hızlı düşünüp düşündüğüme ben bile yetişemiyorum.
Sanırım bir gün ya orta yerimden çat diye çatlayacağım ya da şu küçük torpiller gibi patlayacağım”
M.E. / 37 (İzni alınmıştır)
Varlıklı bir ailede büyüyen danışanımın cümleleri bunlar. Terapiye kızı ile yaşadığı bir sorunla ilgili geldi. Geçmiş yaşantıları ve çocukluğuna dair yaşam öyküsünü dinlerken bana detaylı bir öykü anlattı.
Çocukluğu okul, kurslar ve çeşitli sosyal etkinlikler etrafında koşturarak geçmiş. Ailece gittikleri yurt içi ya da yurt dışı tatilleri babasının işleri nedeniyle çok uzun olmasa da, gitmeden gezilecek ören yerlerinin, müzelerin vs uzun bir listesi varmış. Tatillerini genelde bu liste çerçevesinde maraton şeklinde geçirmişler. Bu arada kuzenleri ile yaş farkları çok azmış ve devamlı birbirleri ile kıyaslanıyorlarmış.
“Ben sanatla ilgili etkinliklerden hoşlanıyordum. Amcamın oğlu tam bir müzik delisiydi. Halamın kızı sosyal derslerde çakıyordu ama doğaya çok ilgiliydi ve sayısal derslerde hepimize tur bindiriyordu. Diğer amcamın kızı ise inanılmaz bir kaleme sahipti ve süper yazı yazıyordu. Hatta birkaç kez okul gazetesi çıkardılar, bir iki dergiye yazısını yolladı. Ama ailelerimizin ortak fikri “işe yarar” şeylerden hoşlanmamız gerektiğiydi. İlgi alanın olması “hobi olarak” güzel bir şeydi ama diplomat, hakim, hekim, mühendis olmak için hobilerden fazlasına ihtiyacımız vardı.
Tek tek anne babalarımız ilgi alanlarımızı kuzenler arasında koz olarak kullanmaya başladı. Benim de yazı-kompozisyonum mükemmel olmalıydı. Bir üniversite öğrencisi abla ile çalışmaya başladık. O notu yükselttim bu sefer, matematiğim niye halamın kızı gibi muhteşem değil??? Hadii matematik kurslarına koştur…
Bu yaşa geldim kıyas, kıyas, kıyas! Annem hala çocuklarımız, iş tempomuz hatta yaptığımız tatiller konusunda bile kıyaslar bizi habire kuzenler, tanıdıklar vs ile…
Bitmedi de bitmedi….”
Tüm bu seanslar içinde danışan anlattıklarını tekrar tekrar yaşadı. Zaman zaman nefesi kesilerek, beden dili öfkeyle, sorgulamayla sarsılarak… En çok gözlediğim şey ise yaşadığı bıkkınlık ve çökkünlük yanında “olmamışlık” hissiydi. Anlatırken bile yoruluyordu artık.
Toplumsal rollerimiz çocuklukta aile ve çevre tarafından sembolleştirilirken, bilincimizin en görünen kısmına büyük harflerle yazılan bir konudur: el alem… Çekirdek aile dışındaki herkes “el” dir ve âlem sürekli bizleri eleştirmek; eksik ya da yanlış yaptığımız bir konuda bizden başlayarak topyekûn tüm ailemizi eleştirmek için fırsat kollamaktadır. Sürekli teyakkuzda olunmalı ve el alemi konuşturmamalı, kendimize güldürmemeli, onlara malzeme verilmemelidir…
Çok ucu açık ve süreğen bir kavramdır “el alem” kavramı. Her kim ise bu topluluk elemanları, hiç bitmez, aksine çoğalırlar. Ders notlarınız düştüğünde kesinlikle takdir almış “meşhur komşu çocukları” vardır. Üniversiteyi bitirdiğinizde, hemen iş bulmuş hatta anne babasına yardıma bile başlamış “filancanın oğulları”; siz evliliği ertelerken çoktan süper bir evlilik yapıp mürüvvet göstermiş hatta dedeye, neneye şirin mi şirin bir torun bile vermiş “akraba, tanıdık çocukları” bulunur…
Daha önce de belirttiğim gibi böyle yaşantı deneyimleri içinden gelen insanlardaki en belirgin his “olmamamışlık “ hissidir. Hayat bir “hazine avı” na döner. Başarı ile geçilen her etap bir sonraki için ipucuna ulaşmanızı sağlar sadece ve o başarının yaşanmasına fırsat yoktur. Tebrik yerine ipucu; takdir, onay ve beğeni yerine “henüz değil” duygusu… O “henüz” bir türlü “şimdi” olmaz…
Hayatı bir tür” Görevler ve Sonraki Adım İçin Yapılacaklar Listesi” içinde yaşayan birey, göremediği takdiri, daha yükseğini elde ederek alabileceğini sanırken kendisine yapılanı başkalarına da yapmaya başlar. Takdir ve onay almamış birey eşi, çocuğu ya da diğer yakınlarını onaylamayı, onlara aferin demeyi de bilmez. Ya da bilse de gösteremez. “Takdir etmek, onaylamak, değer vermek” bilmediği, bünyesine yabancı, iğreti gelen bir şeydir çünkü. Daha patalojik olanı ise: birey bunu göstermekten geri durabilir. Gerekçe de bellidir: “Karşıdaki bunu hak etmelidir!”. Kendisi öyle yapmıştır çünkü. Kendisine öyle davranılmıştır çünkü…
“Kızım şimdi benzer suçlamalarla bana geliyor. Beni size getiren en temel şey bu zaten. Dehşete düştüm!! Kızım bir saydırmaya başladı: ‘Hiçbir şeyimi beğenmiyorsun! Bir kez de aferin de, hep bundan sonra ne yapacaksın? Sonraki planın ne? Bundan sonra ne yapacaksın? Bir durup o an aferin, tadını çıkar bunun desen! Nihayet bir şey becerebilmiş olsam da bir gülümseyip işte budur desen! Ben makine miyim?’…
Yıllardır benim annem ve babam kızdığım ne varsa ben de yapmışım gibi saydı bana neredeyse. Üstelik ben bunları okul rehber öğretmeninin yanında duydum. Bunun için okula çağrıldım ve kızımı biraz rahat bırakmam konusunda dolaylı, kibar ama net bir mesaj aldım! İnanın kendime gelemedim. Ben bunu ona nasıl yaparım? Aynısı bana yapıldı…
Asıl yıkıcı olan bu olmadı Ümran Hanım inanın. Daha da kötüsü bir fark ettim ki, hala onun abarttığını düşünüyorum. “Hak etmesi gerekli” diye düşündüğüm an başımdan aşağı kaynar sular döküldü ve pes ettim… Bana yapılanı yapmamak için buradayım biraz da, çünkü bunu nasıl yapacağımı, daha doğrusu “nasıl yapmayacağımı” bilemiyorum”.
Birey, kök aileden edindiği ve aslında çok rahatsız olduğu bir takım düşünce ve davranış şekillerini kendi aile sistemi içinde devam ettiriyor. Üstelik farkında olmadan yaptığı davranışın bilincine varması daha da yıkıcı bir etkiye neden oluyor çünkü yine de kendisini haklı çıkarak bir gerekçesi var: ” Benim takdiri hak etmeme gerekti. Değer görmem için hep koşmalı “falanca, filanca gibi” olmalıydım. Kızım da yapsın ve hak etsin”.
Danışanımla kat etmemiz gereken büyük bir yol vardı çünkü her ne kadar rahatsız olsa da küçüklüğünden getirdiği çok derindeki yaşantılarını su yüzüne çıkaracaktık. Başta çocukluk yaşantıları üzerinden tek tek geçmemiz gerekti. Orada kendisine yüklenen ve yaşının çok üzerinde olan sorumluluk ve görevleri fark etti.
Neredeyse hiç oyun yaşantısı yoktu. Minicik yaştan itibaren ata binme, piyano kursu, çeşitli spor kursları vs gibi kurslar onun oyun alanı ilan edilmişti. İzin verilen alanlar bunlardı, gerisi zaman israfıydı. Dolayısıyla oyun bilmeden büyüyen çocuk hiçbir konuda oyuncu olmaya yanaşmıyordu. Kuralları, sınırları belli, kabul görmüş deneyimler dışında…
Kendi arkadaşlarını hiç seçememişti çünkü organize olarak girdiği ortamlara, belli akrabalar ve sadece “kendi çevrelerinden”, “onaylanmış” çocuklar giriyordu. Üniversite hayatı boyunca arkadaşları olmuştu ama dost edinmekte zorluk çekmişti. Hep koşturma ve çok çalışma ortamı içinde buna çok ihtiyacı ve vakti olmadığını söylese de terapi süreci içinde kalıcı bir dostun eksikliğini hep yaşadığını ama buna hiçbir şekilde izin vermediğini fark etti.
Edindiği ve herkese tavsiye ettiği cümleleri vardı ama bunların hiçbiri kendisine ait değildi. “Çok çalışmalısın çünkü çalışma ile elde edilemeyecek şey yoktur”, “En iyisi olmaman için tek engel sensin”, “Rakip yoktur, korku vardır” gibi… Bunları da bünyesine doğrudan almış ve sahiplenmişti. Oysa ne kadar çalışırsa çalışsın asla doğa bilimlerinde başarılı olamamıştı ve bu konuda ciddi zorlanımlar yaşamış, bu konuyu aşamadığı için kendisini çok yıpratmıştı. Aynı şey edebiyat için geçerli değildi. Bol bol okuduktan ve inceleme yaptıktan sonra yazmaya cesaret ettiğinde keyifli ve akıcı bir kalemi olduğunu fark etmişti. Bunları karşılaştırdıkça her şeyi en iyi şekilde yapmak zorunda olamadığını, bunun başarı ile değil ilgi ile alakalı olduğunu görüp kabullendi ve hafifledi.
Süreç içinde kendi çocukluğundan izleri takip ederken kızının çocukluğunda yaptığı benzer davranışların da izini sürdü. Ciddi, derinlikli, güç ve çaba isteyen bir süreçti. Hazır olduğunda kızını da seansa dahil ettik. Bir seansı neredeyse sadece kızını dinleyerek geçirdi. Canının çok yandığını gözlemleyebiliyordum ancak sonuna dek dinledi ve gücü, imkânı yettiğince cevap verdi. Birkaç seans sonra tekrar dahil olmak isteyip istemediğini sordu ve kızının onayını aldı.
Bu seanstan aldıkları ile çalışmaya devam ettik. Dinlediği ve aldığı her şeyi ayrı bir yere koydu ve tek tek üzerinde çalıştı. Ailesinin üzerindeki kurduğu kıyas mekanizmasını kızı üzerinde kurduğu gibi o da kızını takdir etmiyor, o an başarısını görmek yerine, hep durduğu yerden bir adım sonrasını sorguluyor ve kızına bunu hedef gösteriyordu. Bunları farkına varmadan yapıyordu ancak kızı tarafından uyarıldığı ya da ciddi bir tartışma içine girdiklerinde kendisine dönüp olması gerekenin bu olduğuna kendini ikna ediyordu. Burada ise yarı-bilinçli bir” Ben yaşadım o da yaşasın, oyunun kuralı bu” düşüncesi vardı. Cesaretle bunların üzerine gitti. Beraber aile içi aktiviteler ve alıştırmalar belirledik. Tüm bunları özenle takip etti. Kızı ile birlikte bir değerlendirme seansına geldi. Aldığı olumlu geri bildirim ile neredeyse ilk ve en büyük “takdir, beğeni, onay” duygusunu kızı ile tatmış oldu. Birkaç hafta daha bireysel seansa katıldıktan sonra seans aralıklarımızı ayda bir olarak belirleyerek devam ettik.
Değerlendirme görüşmelerinde yaptığımızda gördüğüm, ara ara çatışsalar da daha yapıcı ve sevgi dolu bir ilişkilerinin olduğu. Amacımız sıfır problemli bir ilişki yaratmak değildi zaten
Öğrenmediğimiz ya da bilmediğimiz bir şeyi gösteremeyiz. Ancak sıfırdan öğrenebilir ya da öğrendiklerimiz değiştirebiliriz. Sonuçta yaşam sürecimiz içinde gelişen davranışlarımız, fikirlerimiz ve duygularımız, kişiliğimizin olduğu kadar, aile öğretilerimizin ve çevresel öğrenmelerimizin de bir ürünü. Bunları hepsini yaşam yolunda ilerlerken bir potada eritip kalıptan geçiriyoruz. Kalıplar kırılabilir ya da esnetilebilir. Ancak bu cümleyi uygulamak yazıldığı kadar kolay değildir. Neyi nerden öğrendik, ailemizden ne kadarını aldık, ne kadarını kişiliğimize katabildik ya bünyemizce reddettik? Bu soruların her birinin cevabı aynı zamanda günlük hayatta yaşadığımız sıkıntılarla baş etmek için birer anahtar. Biz danışmanlara düşen, zor kapılara gitme cesareti gösteren danışanlara hem anahtarları bulmaları hem de devam edebilecek gücü bulmaları için yön göstermek ve destek olmak…
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ümran ÖRKÜN Fotoğraf
Uzm.Psk.Dnş.Ümran ÖRKÜN
Adana (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi42 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Dnş.Ümran ÖRKÜN'ün Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,643 uzman makalesi arasında 'Bir Terapi Öyküsü: Sonrayı Sonraya Bıraksak Olmaz mı?' başlığıyla benzeşen toplam 31 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Hayır De! Nisan 2021
► Ama Ben Seni Arkadaşım Olarak Görüyorum ÇOK OKUNUYOR Mart 2021
► Sevildiğimi Hissedemiyorum: Beni Sevmiyorsun... ÇOK OKUNUYOR Aralık 2020
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


11:34
Top