2007'den Bugüne 88,387 Tavsiye, 27,365 Uzman ve 19,483 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Çocuğun Duygusal ve Toplumsal Gelişimi ile Suçluluk İlişkisi
YAZI #6803 © Yazan Uzm.Psk.Dnş.Yavuz Emre YAVUZ | Yayın Aralık 2020
1.GİRİŞ
1.1.ÇOCUK SUÇLULUĞU
Dünya üzerinde yaşamış ve yaşamakta olan tüm toplumların üzerinde durduğu ortak düşünce, çocukların toplumun geleceği ve umut kaynağı olmasıdır. Bu sebep ile tüm toplumlarda çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması, eğitimi, kendisine ve çevresine olan güven duygusunu kazanması son derece önemsenmektedir. Her çocuk bir anneden dünyaya gelir, fakat her çocuk sağlıklı bir anneye ve aile ortamına sahip olarak dünyaya gelmez.
Evlilik dışı ilişki, ayrılık, ölüm, göç, savaş, açlık, vb. pek çok nedenden dolayı, bazı çocuklar olması gereken aile ortamına sahip olamayabilirler. Yaşanan bu tür olumsuzluklar ve kötü hayat şartları, çocukların suça eğiliminde etkili olmaktadır.
Çocuk suçluluğunu anlamak ve önleyebilmek için öncelikle “suç” ve “çocuk” kavramlarını açıklığa kavuşturmak, daha sonra da çocuk suçluluğuna sebep olan şartların neler olduğunu gözden geçirmek gerekir. Yapılan araştırmalar, pek çok faktörün çocuk suçluluğunda etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Suç, Türk Dil Kurumu tarafından en genel anlamıyla “bir toplumda haksız sayılıp, yazılı-yazısız kurallarla yasaklanan veya devletçe yasalarla tanımlanıp yaptırımlara bağlanmış olan kurallara aykırı davranış” ( 1988: 1344) şekli olarak tanımlanmaktadır.
Sosyolojik anlamda suç ise “kişisel alanı aşıp kamusal alana giren ve yasak olan kural ya da yasaları çiğneyen, buna bağlı olarak meşru cezaların ya da yaptırımların uygulandığı ve kamusal bir otoritenin (devlet ya da yerel bir kuruluş) müdahalesini gerektiren fiiller” (Marshall, 1999: 702) olarak tanımlanmaktadır.
Çocuk ve suç kavramları bir araya gelmeleri nerede ise imkansız iki kavram olarak kabul edilmelerine rağmen çok sık bir araya gelmektedirler. Çocuk kavramı ile en genel olarak 18 yaşın altındaki insanlar anlatılmak istenmektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine göre devletlerin kendi yasaları ile belirlenen özel çocukluktan çıkış yaşları olmadığı sürece, 18 yaşa kadar olan dönemdekiler, çocuk olarak kabul edilmektedir ( Unicef, 1998 : 1 ).
Çocuklar, toplumda birey olmaya hazırlanan, 18 yaşından küçük bireyler olarak kabul edilmektedir. Çocukluk, yetişkinlikten farklı, ancak yetişkinlik için son derece önemli bir dönemdir. Çocukluk döneminde yaşanılan olumlu ve olumsuz olaylar, yetişkinlik döneminde son derece etkili olmaktadır.
Batı literatüründe “juvenile delinquency” olarak tanımlanan “çocuk suçluluğu”, 11-18 yaş arası çocuk ve gençleri kapsayarak, hem çocukluk hem de ergenlik (genç yetişkinlik) döneminde işlenmiş suçlu davranışları ifade etmek için kullanılır. “Çocuk ve gençlerin suç sayılan davranışları aileye, çevreye, okula karşı kabahat işlemekle başlamakta; niteliği değişerek yasaların suç saydığı davranış ve eylemlere doğru kaymaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: eve, okula, işyerine yalan söylemek. Gece geç saatlere kadar eve dönmemek. Evden ve okuldan kaçmak, okul ve iş tembelliği, okulun ve iş yerinin disiplinine uymamak, hırsızlık, yankesicilik, araba hırsızlığı, trafik suçları, alkol kullanımına bağlı suçlar, uyuşturucu ve uyarıcı maddeler kullanmak, saldırı ve tahrip, kavga, bıçak ve tabanca taşıma, yaralama, öldürme.” (Köknel, 2001: 356).
Çocuk suçluluğu ile ilgili yapılan araştırmaların ortaya koymuş olduğu ortak fikir; çocuğun suça yönelmiş değil, suça itilmiş olduğudur. Toplumun en küçük sosyal bireyi olan çocuğun, içinde bulunduğu toplumsal özellikler, yaşam koşulları, yetişme çevresi onu, birtakım yanlış davranışlarda bulunmaya itebilir. Çocukların masumiyetinden ve saflığından yararlanmak isteyen kişiler tarafından suça itilebilmeleri söz konusu olabilmektedir.
Bu durumun önüne geçilmediği, önleyici çalışmalar yapılmadığı takdirde bu eylemlerin devamlılığı da sağlanacaktır. Çocukların kullanılması, önleyici çalışmaların yapılmaması, toplumun dengesinin sarsılmasına, geleceğini tehdit etmesine ve de refah seviyesinin düşmesine sebep olacaktır. “Çocuk Suçluluğu ile ilgili tüm araştırmacıların tanımlamalar içerisindeki ortak değerlendirmeleri, çocuk suçluluğu davranışının içinde olan çocuğun, suça itilmiş çocuk olarak kabul edilmesidir.”(Polat, 2004: 191). Bu sebep ile de çocukları suça iten sebeplerin tespiti son derece önemli kabul edilmektedir.
1.2. ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN ÖNKOŞULLARI
Birey doğumdan ölüme kadar gelişimini belirli dönemler içinde sürdürür. Bebeklik, ergenlik, erişkinlik ve yaşlılık olarak bilinen bu dönemler birbirinden kesin sınırlarla ayrılmamıştır. Her evre bir önceki evrenin etkisinde oluşur ve bir sonraki evreyi etkiler. Bir başka deyişle çocukluk ergenliği, ergenlik erişkinliği büyük ölçüde etkiler.
Bu dönemlerin birinden diğerine geçiş sadece bedensel gelişimiyle ilgili olmayıp, duygusal, toplumsal, ekonomik ve kültürel etkenlerin rol oynadığı bir oluşum ve gelişimdir. Öte yandan her dönem, kendine özgü ve belirli bedensel, duygusal ve toplumsal özellikler taşımaktadır.
Kalıtımsal, biyolojik etkenlerle çocuğun gelişim evrelerine ilişkin özellikleri bilmemekten doğan eğitim hataları, “çocuk suçluluğunun önkoşullarını” oluşturmaktadır. Bu etkenler, toplum ve yakın çevre koşullarıyla birleşerek çocuğu suçlu davranışa iten önemli bir uyarım oluşturmaktadır.
2.BEBEKLİK DÖNEMİ
2.1.Anne (Bakın veren)-Bebek İlişkisi
1 yaşına kadar bebek diğer insanlara özellikle annesine bağımlıdır. 1 yaşına geldiğinde, çevresini yalnız başına keşfeder halde, çocuk bu dönemde ”güven” temeline bağlı anne desteğine gereksinim duyar. İlk yıl içinde anneyle çocuk arasındaki ilişkiler tüm gelişmelerin temelini oluşturur. Çocuğun zihinsel yaşamı şekillenmeden önce dış dünyayı duyguları yoluyla tanır. Ancak anne- çocuk arasındaki bu başarısız ilişki, bu tanıma ve kavramayı geciktirebilir ya da durdurulabilir.
Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk Örnek-Olay
Annenin çocuğu kendi sütüyle beslemesi ve bu sırada onunla kurduğu bedensel yakınlık, çocuğun duygusal gelişimini etkiler. Anne çocuk ilişkisinde annenin sıcaklığı ve teninin kokusu gibi etkenler de çocuğu duygusal açıdan uyarmaktadır. İlk yıl içinde çocuk her şeyden annesinin kendisine verdiğiyle haberdar olur.
Bu evrede çocuk için büyük önem taşıyan duygusal besiyi veren annenin yapısında da bazı değişimler olur ve annede özel bir duygusallık oluşur. Bu duygusallığın arkasındaki ruhsal yönelticiye, annelik görevlerini bulduran, yaptıran ve çocuğu sevdiren içgüdüye “annelik içgüdüsü” denmektedir. Bunda “prolaktin” içsalgısının rolü büyüktür. Öte yandan anneliğin, içgüdüsel ya da doğuştan gelen bir yanı bulunsa da öğrenmeyle çok ilgili olduğunu gösteren kanıtlar bulunmaktadır.
2.2.Anne Yoksunluğu
Bebek için anne dünyanın tümüdür. Bebekler zaman zaman annelerinin gideceğini ama yeniden görünebileceğini öğrenirler. Bu dönemde bebeğin paniğe kapılmadan annesinden uzaklaşabilesi için anneyle kurduğu ilişkiye güvenmesi gerekir. Çünkü annelik ilişkisinin niteliği kadar sürekliliği de çocuktaki güven duygusunu etkiler. Çocuğa bakan kişinin sık sık değişmesi çocukta tedirginlik yaratır, güven duygusunu sarsar.
Annenin çocuğun yaşamından çekilmesi ondan büyük yankılar yaratır. Yerini tutacak bir kimse bulunmaksızın anneden yoksun edilirse, çocuğun gelişmesi sarsılabilir ve çocuk, insanlarla ve tüm dünyayla ilişkisini yitirmiş bir duruma girebilir.
Fransa’da çok iyi koşullar içindeki bir bakımevinde 9-12 aylıkken annesinden ayrılan 123 çocuk üzerinde Dr. Spitz tarafından bir inceleme yapılmış ve başlangıçta anneleri tarafından bakılan bu çocukların gelişmelerinde anneden ayrıldıktan sonra birtakım gelişmeler görülmüştür. Bunlar şöyle özetlenebilir:
• Doğumdan kısa süre sonra anneden ayrılıp yatılı yuvalara yerleştirilen bebekler, iyi bakılıp beslenseler de gelişim bozuklukları gösterirler.
• Bedensel ve ruhsal gelişimleri yaşıtlarına göre geridir.
• Bu çocuklar uyarıcılara geç cevap verirler, çevrelerine ilgisiz kalırlar boş ve donuk bakarlar.
• Ender olarak gülümserler ve hastalıklara dirençleri zayıftır.
• Geç yürürler geç konuşurlar. Kelime bilgileri sınırlı olan bu çocukların zihinsel gelişimlerinde de durgunluğa rastlanır.
Bu durumda olan çocuklar için alınacak önlemler şu şekilde olabilmektedir. Çocuğun anneye dönmesi o kadar beklenmedik bir sonuç yaratır ki, çocuktaki değişikliğe inanmak için bunu görmek gerekir. Mahvolmak üzere bulunan bu çocuklar annelerini bulunca büyük bir hızla yitirdikleri hayatiyeti kazanırlar, yaşama yeniden dönerler adeta. Öyle çocuklar görülmüştür ki annelerine kavuştuktan 12 saat sonra tanınmayacak şekilde değişmişlerdir. Bu çocukların eski hallerini bulmaları için en çok iki haftalık bir süre anneleriyle birlikte olmaları şarttır. Annesinin dönüşü bulunmadığı durumlarda ruh çöküntüsüne gitmekte olan bir çocuk için yapılacak şey, annenin çocukta bıraktığı boşluğu dolduracak birisini bulmaktır. Ancak anne yerine bulunacak kişi dikkatlice seçilmesi gerekir, hatta çocuk belirli bir süre sonunda seçilen kişiyi sevmezse, onu değiştirmek konusunda tereddüt gösterilmemelidir. İkinci olarak bu çocuklar her zaman hareket etme olanağına sahip bulunacak koşullar içinde büyütülmelidirler. Annesini kaybeden çocuk için yapılacak üçüncü şey de ona yeterince oyuncak vermektir. Kuşkusuz oyuncak annenin yerine geçmez, ancak çocuğun gelişmesinin durmaması için oyuncak, çocuğu harekete geçirir, faaliyete özendirici bir rol oynar.
Gelişmiş ülkelerde bakım ve eğitimin daha üst düzeyde bulunduğu kurumlarda bile, özellikle bir yaşından önce anneden ayrılan çocuklarda görülen olumsuz sonuçlar nedeniyle anasız babasız bebeklerin öksüzler yurduna bırakılması yerine, koruyucu ailelerin yanına yerleştirilmesi yoluna gidilmektedir.
Yapılan araştırmalar anne baba kaybının uyum bozukluğu kadar davranış bozukluğunda da etkili rol oynadığını göstermektedir. İntihar girişiminde bulunan ve çeşitli bunalım belirtileri gösteren hastaların büyük bir bölümünün ilk çocukluk yıllarında annelerini kaybettikleri saptanmıştır.
Aslında anneden yoksunluk geniş kapsamlı bir kavramdır. Genel anlamda kısmi ya da tüm yoksunluğu içeren bu kavram, annenin varlığına karşın, çocuğuna yeterinde sevgi iletememesi durumunu da kapsar. Kısmi yoksunluk beraberinde endişe, aşırı sevgi gereksinimi, güçlü bir intikam duygusu ve bunlardan doğan suçluluk davranışı bunalımı getirebilir. İç dünyasını bu şekilde ortaya koyan çocuğun sinir sisteminde bozukluklar, davranış ve kişilik yapısında dengesizlikler görülmektedir.
2.3. Anneden Ayrı Kalma ve Suçlu Kişilik Yapısı
Bowlby, karakterin şekillendiği ilk beş yıl içinde anneden ayrı kalmanın suçlu kişilik yapısının oluşumunda en büyük etken olacağını ileri sürer. Araştırmasında Bowlby, mala ilişkin suçlulardan oluşan deneklerinin %40’ının ilk beş yıl içinde annelerinden ayrı kaldıklarını saptamıştır.
Yavuzer’in hükümlü gençler üzerinde gerçekleştirdiği araştırmada, suçlu deneklerin;
o %47’6’sının çeşitli nedenlerle anne ve babalarından ayrı kaldıkları,
o %22’sinin parçalanmış ya da eksik ailelerden geldikleri görülmüştür.

Araştırmadan elde edilen diğer bir bulgu ise suçlu çocukların çocukların;
o %60’ının ortanca çocuk olmaları nedeniyle ailelerinden yeterli düzeyde ilgi ve sevgi görememe olasılığının söz konusu oluşudur.
Erikson, yaşamın ilk 18 aylık evresini “güven ya da güvensizlik evresi” olarak tanımlar. Bu dönem içinde bebeğin temel bağımlılık gereksinimleri karşılanmamışsa, çocuk kendini kişilik gelişimi için ikinci evreye hazır hisseder; tam tersine, bu gereksinimler yeterince karşılanmamışsa, çocuk öteki evrelere geçemeyebilir.
3. ÇOCUKLUK DÖNEMİ
3.1. Çete Çağı
6-12 yaş arası dönemi kapsayan bu döneme toplumsal bilincin çok hızlı geliştiği bir dönem olması sebebiyle “çete çağı” adı verilmektedir. Aslında çeteler çocukluk yıllarının normal toplumsal gruplaşmalarıdır. Çete, dışarıdan herhangi bir yardım görmeyen ve sosyal bir hedefi olmayan, kendiliğinden oluşan yöresel gruptur. Ortak ilgilere sahip çocukların oluşturdukları oyun gruplarıdır. Anne babaların ve öğretmenlerin herhangi bir desteği olmadan, çocuklar tarafından kurulmuştur. Bu gruplar, çocukların kendi gereksinimlerine uygun bir toplum meydana getirmeleri için kendiliğinden bir çabanın sonucu oluşurlar.
Batı’da suç işleyen çocuk çeteleri bulunsa da ülkemizde çocuk çeteleri pek sık görülen bir olgu değildir. Bizde bu yaş grupları oyun grupları olarak adlandırılırlar. Altı yaşından sekiz yaşına doğru oyun gruplarında bir artma görülür ve toplumsallaşmada belirgin artış görülür. Çocuk daha az saldırgan ve bencil buna karşılık daha fazla grup bilincine sahip ve yardımsever olur. Oyun grubu zamanla çocuğun yaşamına hükmetmeye başlar ve ona birtakım kavramlar kazandırır. Bunlardan bir bölümü doğru, bir bölümü yanlıştır. Bir gruba ait olma çocuğa sadece arkadaş ve eğlence sağlamakla kalmaz aynı zamanda ona gurur ve statü duygusu da verir.
Sonuç olarak, çocuğun grubuna karşı güçlü bir bağımlılık duygusu belirlemeye başlar. Tek başına alındığında, kolektif oyun faaliyetlerinin çocuğun işbirliğini geliştirmesi ve insanların birbirlerine gereksinimleri olduğunu göstermesi bakımından önemi büyüktür.


4. ERGENLİK
4. Ergenlikte Toplumsallaşma
Hollingshead, ergenliği “Bireyin, içinde bulunduğu toplumun onut artık bir çocuk olarak görmeyi bıraktığı fakat ona henüz yetişkin statüsünü, rolünü ve işlevini tümüyle vermediği yaşam dönemi” olarak nitelendirir.
Ergen toplumda prestij kazanmaya ve statü sahibi olmaya gereksinim duyar. Toplumsal uyum geniş ölçüde bu gereksinimin karşılanmasına bağlıdır. Ergenlik yılları bir anlamda toplumsal gelişim ve uyum yılları olarak da nitelendirilebilir. Toplumsal uyum zamanla kazanılmaktadır. Bu uyum ergenlik döneminde bazı deneyimlerle gerçekleşir. Bu dönemde birey kendi cinsinden oluşturduğu grubun içinde faaliyetlerini düzenlemeye çalışmaktadır.
11-20 yaş dilimleri arasındaki ergenlik çağı, kişiliğin toplumsal nitelik kazandığı bir arayış dönemidir. Bu arayış içinde ergen, kim olduğunu, neye değer vereceğini, kime bağlanıp inanacağını, amacını bulmaya çalışır.
Çevresinde daima ”onun gibi olmak” istediği bireyler arar. Böylece özdeşleşme yaparak, kişiliğine biçim verirken, yetiştiği çevrenin ekonomik ve sosyokültürel koşullarının etkisinde, sorumluluk ve özerklik arasında denge kurmak ister.
Bu dönemde birey, ait olduğu gruba fazla önem verir, grup normlarına uymak için büyük çaba harcar. Birey genel olarak grubun benimsemediğini benimsemez, yapmadığını yapmaz. Grup normlarından ayrılmaktan çekinir. O grup standartları doğrultusunda, gereksinme ve isteklerine doyum sağlamak için sürekli faaliyet girişiminde bulunur. Ergen, içinde bulunduğu grubun idealleri ve sosyal standartlarıyla kendi davranışlarını değerlendirme durumundadır.
Gencin kişiliğini değerlendirmek, başka bir deyişle, duygu, düşünce, tutum, eylem ve davranışını değerlendirmek ancak onun içinde yaşadığı ya da içinden çıktığı çevreyi tanımak ve bu çevreyi içinde sözü edilen temel kavramların (özdeşleşme, özerklik, sorumluluk) ne biçimde geliştiğini bilmekle olur. Ayrıca konut durumu, beslenme, ailenin genel tutumu, anne ve babanın toplumsal rolleri, cinsel gelişme, gelenek, görenek, dinsel kurumlara verilen yer ve değerlerin oluşturduğu etkiler, gencin kişiliğini etkiler.
Ergenlerin duygu, düşünce, tutum, davranış, eylem, amaç ve beklentileri üç katmandan oluşur. Bunlar, temel kişilik yapısı, gençlik çağına özgü psiko-sosyal özellikler, gencin yaşadığı çevrenin sosyal, kültürel, ekonomik özellikleridir. Bu üç katmanın oluşturduğu kişilik yapısı içinde genç, özdeşleşme-sorumluluk-özerklik sorunlarına çözüm aramaktadır. Bu üç kavramdaki dengesizlik bireysel ve toplumsal sorunlara neden olmaktadır.
4.1. Ergenlikte Anti-Sosyal Davranış
Türkiyenin de içinde bulunduğu tüm dünya ülkelerinde çocuk suçluluğuna ilişkin yapılan araştırmalarda, anti-sosyal adı verilen suçluluk davranışı özellikle”14” yaş dolaylarında görülmektedir. Bu da zorlu ergenlik dönemiyle suç arasında dinamik bir ilişkinin varlığını kanıtlamaktadır.
Ülkemizdeki suçların yaklaşık yarsını, 25 yaşın altındaki çocuk ve ergenlerin işlemiş olması ve ileri yaşlarda suç işleyenlerin büyük bölümünün, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde de suç işlemiş olmaları sorunun önemini daha da artırmaktadır.
Ankara Üniversitesi Kriminoloji Enstitüsü’nde hazırlanan ankette, toplam 100 yetişkin suçludan;
o 170’inin 11-15 yaşları,
o 211’inin 16-18 yaşları arasında ilk suçlarını işlemiş oldukları saptanmıştır.
Ülkemizde çocuk suçluluğunun oluşumunda;
 Ailenin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısı,
 Yakın çevre koşulları
 Gelenek ve görenekler
 Kültür kalıplarının etkisi büyüktür.
Öğrenilmiş bir davranış türü olarak da kabul edilen suçluluk olayında, özellikle ergenlik dönemindeki gencin kendisini özdeşleştireceği bir bireye gereksinimi olduğu, çoğunluğu aile içinden bir yetişkin olan bu kişinin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması durumunda bu kötü davranış örneğinin gence yansıması olasılığı düşünülürse, yakın çevre faktörlerinin ne denli önemli olduğu görülür.
5. ÖZDEŞLEŞME
Çocuk ve Genç, Kendini Benzeteceği Bir Model Arar..
Özdeşleşme bireyin içinde bulunduğu grubun bir üyesinin duyuş, düşünüş ve davranışlarını izlemesi, onu taklit etmesi, kendisine model almasıdır. Özdeşleşme sürecinin çocuğun kişilik gelişiminde önemli bir yeri vardır.
Erken çocukluk döneminden başlayarak yaşamın her evresinde belli ölçülerde gözlenen özdeşleşme süreci, içinde bulunulan dönemin özelliklerine göre yönlenir. Okul öncesi dönemde çocuk, kendisini özdeş tutacağı model olarak anne babayı alır, onların özellikleriyle değer yargılarını olarak benimser, hareket, tutum, konuşma gibi davranışlarını taklit etmeyle uğraşır. Bir başka deyişle çocuk dış dünyayı anne babasının gözlüğü aracılığıyla görmeye çalışır. Özdeşleşme bilinçli olarak yapılan bir şey değildir. Özdeşleşme sürecinde çocuk, modelin karakteristiklerine uygun olarak duyar, düşünür ve hareket eder.
Okul öncesi dönemde, anne ve babasının böylesine etkili birer model olması, çocuğun gelecekteki kişilik yapısın, duygu ve düşüncelerini doğrudan etkiler. Kuşkusuz anne ve babanın olumsuz tutum ve davranışları da çocuğun kişiliğini olumsuz yönde etkileyecektir.
Okul çağıyla birlikte anne ve baba ikinci plana düşer ve öğretmenin ön plana geçtiği görülür. Ergenlik öncesinde arkadaşlar ve mensup olunan grubun üyeleri birincil etki kaynağı haline gelir. Bu arada çocuk yakın çevresindeki bir yetişkini, akrabasını da model alabilir.
Ergenlik dönemi ve sonrasında ise tanınmış bir sporcu, sinema yıldızı, yaşayan ya da geçmiş ünlü kişiler gençlere model olur. Genç, belirli bir bireyin dışında grup ve kurumları da model alabilir. Bireyin kendine uygunsuz birtakım modeller seçmesi ve onlara benzemeye çalışması özdeşleşmenin olumsuz kullanılmasına örnek olarak verilebilir. Bir genç tanınmış bir bilim insanını kendine örnek olarak seçip ona benzemeye uğraşırken, bir diğeri ünlü bir gangsteri ya da kötü kişiyi model alabilir.
Özellikle ergenlik döneminde gencin kendisine örnek aldığı amca ya da dayı gibi aile içinden yetişkin kişinin bozuk kişilik yapısına sahip olması halinde, bu kötü davranış örneği gence yansıyabilmektedir.
Yapılan araştırmada suçlu deneklerin ailelerinde birinci dereceden akrabalar arasında %54 oranda, arkadaş çevrelerinde de %16 oranında hüküm giymiş suçluya rastlanmıştır.

Yavuz Emre YAVUZ
Psikolojik Danışman

KAYNAKÇA
KÖKNEL, Ö. (2001), Kimliğini Arayan Gençliğimiz, İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi.
MARSHALL, G. (1999), Sosyoloji Sözlüğü (Çev: Osman AKINHAY – Derya KÖMÜRCÜ), Ankara: Bilim ve Sanat Yayınevi.
PERRY, Dr. B. D. (2019), Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk, İstanbul: Koridor Yayıncılık.
POLAT, O. (2004), Kriminoloji ve Kriminalistik Üzerine Notlar, Ankara: Seçkin Yayınları.
SOLAK, A. (2011), Türkiye’nin Suç Haritası, Ankara: Hegem Akademi.
UNICEF Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (1998), Ankara: Türk Basın ve Basım. A.Ş.
Yavuzer, Prof. Dr. H. (1998) “Çocuk ve Suç” İstanbul: Remzi Kitabevi.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Yavuz Emre YAVUZ Fotoğraf
Uzm.Psk.Dnş.Yavuz Emre YAVUZ
Samsun (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Dnş.Yavuz Emre YAVUZ'un Makaleleri
► Çocuğun Televizyon ve Bilgisayar ile İlişkisi Psk.Azade ALTINTAŞ DURMUŞ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,483 uzman makalesi arasında 'Çocuğun Duygusal ve Toplumsal Gelişimi ile Suçluluk İlişkisi' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:05
Top