Ailenin oluşumu ve etkileri
|
Günümüz yaşam tarzının gereği toplumsal değişimlere bağlı olarak evliliklerde değişimler başlamıştır. Tüm toplumsal değişimlerde,ilk etkilenen aile yapılarıdır. Aile,toplumun en küçük hücresi olması münasebetiyle, toplumu etkileyen-etkilenen temel unsurdur.Fakar değişimlere bağlı olarak, ailenin işlevleri, oluşum biçimleri,yapıları değişmektedir. Bunu biraz açalım: Ailenin duygusal tatmin özelliği: Bu özellik yerini beşeri ihtiyaçları giderme olarak doldurmaya başlamaktadır.Yani eşinden ,anne-babasından ilgi-sevgi,şefkat gibi davranışları bulamayan birey, bunu dışarıda aramaktadır.Duygusal ihtiyaç; temelde farkında olunmayan ama en üst bir tatmindir.sosyal iletşim ve tatmin :Aile üyelerinin iletişimi, paylaşımı , ortak nokta arayışları ortak faaliyet arayışları ise birer sosyal tatmin ifadeleridir.Genelde aile üyeleri arasında iletişim yok ise, duygular açık ve net olarak ifade edilmiyorsa,empati bakış yok ise,sosyal -psikolojik ağırlıklı olmak üzere çok çeşitli olumsuz sonuçlar kaçınılmaz oluyor. Eşler mutsuz,ilgisiz, boş bri hayat bakışı, kendini iyi hissetmeme,yorgun,halsiz, gergin.... Bu somatik semptomların temelinde karşılıklı ilgsizlik, duygusuzluk,paylaşımsızlık olmaktadır. Çünkü genelde tüm psikolojik sorunların somatik ve sosyal sonuçları vardır. SAdece eşler mi çocuklar ? mutsuz bir aile de çocuklarda ise ;başarıszlık,istismara uğrama, amaçsızlık,evden kaçma,mutluluğu dışarıda arama, madde kullanımı,çocuk-ebeveyn kavgaları da görülebiliyor.Şimdi bu noktada 2 çözüm yolu önerebilirim. 1. var olan bir evlilikte çözüm. 2. ise bekarlar için. Eğer evliyseniz,eşinizle çocuğunuzla sorun yaşıyorsanız ; *öncelikle iletişimi güçlendirmekgerekiyor *empati kurmak gerekiyor. *konuşulmayan, yüzleşilmek istenilemeyen konuların bilinç düzeyine alınıp paylaşılması gerekiyor. *Evde çocuk var ise, anne-babalık kimliğini bırakıp eşimize sadece "eş " kimliğiyle yaklaşmamız gerekiyor.çünkü çocuk dünyaya geldikten sonra çiftlerin çoğu karı-koca vasfını yitirip anne-baba oluyor. bu durum ilişkiye ağır hasar veriyor.Günlük yaşam içinde, evliliğin monton olmaması için farklı çalışmalar yapmak. Yeni ilgli alanalrı oluşturmak,ortak faaliyetler yapmak. *Yani evliliği renklendirmek. eşinize güzel bir yemek yapmak,onu eğlenceli bir yere götrümek gibi.Evlilik başlı başına bir yaşam tarzı. Tabiki hergün güzel olmayabilir. Hergün renkli olmayabilir.ama hergün mutsuz ve keyifsiz de olmamalı. 2. çözüm ise bekarlar için : bu konuda doğru tercih yapmak çok belirleyicidir. Çünkü hayat, yaptığımız tercihlerin toplamıdır.Doğru karar,bizi, ekonomik,psikolojik, sosyolojik vb gib tüm açılardan olumlu etkilemektedir.Bekarlık döneminde, kişinin kendini tanıması çok önemlidir. Kendimizi tanıdıktan sonra bizie kimin uyup uymayacağı, hangi özelliğimizin etkin olduğu vb gibi birçok yönümüzü bulmuş olabiliriz. Bize "sen kimsin" denildiğinde cevabımız hemen oluşuyor ve kendimizi tanıyabiliyorsak işte ozaman kararlar alınmaya başlanabilir. bu konuda doğru bir söz vardır " eşin iyi olursa mutlu,kötü olusa filozof olursun" Yine başka bir çözüm ise evlenmeden önce evlilik terapisi almaktır.Evlilerin ise aile terapisi almanın çok önemli olduğu bilinmelidir. Yine atasözü gibi olmuş ve konuda bize çok yol gösteren sözlerden biri " hayata iki önemli seçim vardır .1. eş 2. iş. Yani karakterimize uygun bir eş ve uygun bir iş bulduk mu bu dünyada tabiri caizse sırtımız yere gelmez. Doğru seçimler, doğru yaşamı getirir. Yanlış bir tercih ve evlilik problemli bir anne-baba-çocuk ve akrabalık demektir.Genişleyerek ise sorunlu bir toplum demektir. Her evlilikte artçı depremler olabilir. Önemli olan bunları eşlerden birinin tek başına çözmeye kalkışması değil otak çözümler geliştimesidir. BOŞANMANIN PSİKO-SOSYAL BOYUTU Evlilikler, tarihsel, psikolojik, sosyal, dini ve kültürel nitelikli bir akit olarak günümüze kadar devam etmiştir. Evliliğin temeline taraflar beklentilerini koymaktadırlar. Evlilikte bir neden olduğu gibi aynı anda birkaç neden de bulunabilir. İnsanlar bazen sadece duygusallık için evlendiği gibi bazen ekonomik sosyal dini unsurların tümünün bileşimi olarak evlenebilirler. Evlilikte genelde söylenen aşkın ömrü 3 yıldır kavramı aslında uyumun ve tem uyuşumunun olgunlaştığı ve oturduğu dönemdir.3 yıl içinde aşk bitmez,sadece ilişki net şeklini alır.Yani taraflar birbirini ancak 3 yılda tanıyıp evliliği oturturlar.Taraflar zaten evliliğin realitesini görmeye başladıktan sonra kararlar ve yol haritası belirlenmeye başlar. Yüzyıllar boyunca çeşitli evlilik biçimleri görülmüştür. Bunlar daha çok evliliğin sosyal boyutunu yansıtmaktadır. Bunlarda da boşanma tarzları da evlilikleri gibi ilginçtir. BERDEL: taraflar töre ve örfi kuralların gereği olan ekonomik olarak yüklü olan evlilikleri karşılayamadıkları için karşılıklı kız alıp verme şekli ile evliliği gerçekleştirmektedirler. Taraflardan biri kızı boşarsa diğer tarafta boşamak zorunda kalır. Yani evlilikler birbirinin tamponu gibidir. GÖRÜCÜ USÜLÜ: Bu evlilik şekli daha çok insanların birbirleriyle iletişiminin zayıf olduğu, ataerkil/feodal toplum yapılarının göstergesidir. Erkeğin kız arkadaş edinememesi, aile büyüklerinin çocuğa seçme seçilme hakkı vermemesi bunun bir görücü usulünü yaratmıştır. Bu tip evliliklerde boşanma zor olmakta görücüler devreye girip süreci uzatmakta, aracılık görevlerini devam ettirmektedirler. Görücü için riskli ve sorumluluk gerektirdiği için günümüzde insanlara kefil olmayı kimse göze alamamaktadır. Tabi bunların dışında kız kaçırma, yıldırım nikâhlar, eğlenceli günümüz düğünleri de evlilik oluşum süreçlerinin diğer şekilleridir. Evliliğin bu tanım ve sosyal yönlerinin ötesinde boşanma kararı daha etkileyici ve önemlidir. Boşanma süreci her iki taraf için sancılı bir dönemdir. Sadece boşanma süreci değil süreç sonrası da sorun teşkil etmektedir. Özellikle yeni boşanan kişilerin daha çok incinme sonrası stres, belirsizlik stresi, sosyal uyum zorluğu, yalnızlık/çaresizlik gibi duyguları yaşadıkları gözlemlenmiştir. Boşanma döneminde taraflar evliliğin kurutulması umudunu yitirmişler ise veya yaşanan olaylar (aldatma, şiddet alkol, ilgisizlik…;) çözülecek boyutta değil ise haklı çıkma savaşı başlıyor demektir. Bunun temel nedeni ise bireyin döneceği sosyal çevreye karşı hesap verme durumudur. Kimse evliliği bitiren, evlilik düşmanı, aile düşmanı olarak bilinmek anılmak istenmez. Bu nedenle boşanmada kimin haklı olduğu sonraki yaşam için çok önemlidir. Peki, çok güzel başlayan evlilikler neden bitiyor? Esasen bakıldığında ülkemizin kanayan sosyal yaralarının neler olduğuna bakmak için aile mahkemelerinin dosyalarını incelemek yeterlidir. Boşanma nedenlerine bakıldığında; ; Ekonomik yetersizlik veya ani zenginleşme, ; Aldatma, ; Şiddet, ; Çocuk sahibi olamamak, ; Alkol, kumar uyuşturucu kullanmak, ; Kültürel ve yaşamsal farklılıklar, ; Sorumsuzluk. ; Yetersiz tatmin (duygusal sosyal cinsel. Vb. açıdan) Gibi nedenleri sayabiliriz. Bu nedenler aynı zamanda Türk kültürünün şuan en çok çözülemeyen sosyal sorunlarını da içermektedir. Toplumsal şiddet, ekonomik yoksulluk, bağımlılık, sorumsuzluk gibi nedenler aklımıza ilk gelenlerdir. Evlilik süresi içinde paylaşımın olmaması, iletişimin sağlanamaması, beklentilerin karşılanmaması evliliğin sonunun geldiğinin göstergesi olmaktadır. Fakat evlilikte sosyal yön daha ağır bastığı için herkes aynı şartta boşanamıyor. Bugün 12 saat evli kalanları da görebiliyoruz her şeye rağmen evliliklerini sürdüren (sürdürdüğünü zanneden) tarafları da görebiliyoruz. İnsanlar evlilikleri olumsuzluklara rağmen neden sürdürmek isterler? Aslında bunun cevabı yine sosyal şartların ağır bastığı bir kategoriye girmektedir. ; Ekonomik yetersizlik, ; Yalnız kalmak, ; Çocuk sahibi olmamak, ; Boşanan kişinin sosyal kimliği (dul) ; Gelecek hakkında belirsizlik, ; Şartların olgunlaşması beklentisi. Kıyaslama yaptığımızda, evliliğin nedenleri aynı zamanda sürdürülmesi (zorunluluk) için de birer neden olduğu görülmektedir. Bunun yanında toplumun ataerkil yapısı itibariyle erkeği değil de genelde kadının haksız bulma eğilimi de kadını evliliği yürütmesine bir sosyal baskı aracı olarak etki yapar. Toplumda dul kadın ( ki bekâr artık) her zaman daha sahipsizmiş daha çabuk elde edilirmiş gibi bir kategoriye konulmaya çalışılmaktadır. Bu durum aslında sosyal dışlanmanın bir gelişmemiş sosyal tepki çeşididir. Yani boşanmayı kabul ettin ise bunu göze almışsındır gibi. Fakat her ne olursa olsun kişinin evliliği, kendisi için çekilmez bir hal almışsa, mutsuz, umutsuz bir durumda ise, paylaşımlar yok ise sevgi, saygı ve sadakat yok ise evlilik gözden geçirilmelidir. Kişisel prensibim; evlilikte üç temel taş vardır. Bunlar; Sevgi, Saygı, Sadakat kavramlarıdır. Bu temel taşlardan birinin eksikliği evliliğin çatısının yıkılmasının başladığının göstergesidir. 3 S kuralı kişisel olmanın ötesinde genelliği de içinde barındırmaktadır. Evlilik sonrası durum ise en sarsıntılı ikinci dönem olabiliyor. Kişi eğer evlilik sonrası için plan yapmamışsa, alt yapı hazır değilse, birikim ve destek yok ise artçılardan sonraki gerçek deprem o zaman olmaktadır. Kişi, yalnızlığını hemen paylaşmak, duygusal, sosyal, ekonomik için destek aramakta ve çok fazla seçeneği de yok ise en yakınındakilere yönelmektedir. Bu avukatı, danışmanı, sırdaşı, eski aşklarından biri, kendisi gibi boşanmış biri hatta adliyedeki görevliler bile olabilmektedir. Boşanan kişi, aslında daha temkinli olmalıdır. Yeni ilişki için acele etmemelidir. “;Denize düşen yılana sarılır misali”; her yönelimi kurtuluş görmemelidir. Bunun yanında taraflar bazen boşanmadan sonraki 3–;5 yıllık süre içinde (aradıklarını bulamadıkları için de olabilir) eski eşlerine görüşme ve birleşme teklifinde bulunabilmektedirler. Yine boşanma sonrası geçen iki yılda ilişkisi olmayan kişilerin, çok sayıda kişiyle görüştükleri, kısa süreli arayışlara girdikleri, ilişkiler yaşadıkları görülmektedir. Bu ise belli zaman sonra kişide pişmanlık, değersizlik, suçluluk gibi duygular yaratmaktadır. Bu duygulara bağlı olarak da depresyon, anksiyete gibi psikolojik sorunlar oluşmaktadır. Yoğun düşünme süreçleri, uykusuz geceler, iletişim ve paylaşım ihtiyacı yaşanan ve yaşanması muhtemel durumlardır. İleri ki dönemlerde ise özkıyım girişimleri de söz konusu olmaktadır. Bu söylediklerimize bağlı olarak; boşanmanın kendi kendini başlatan bir süreç olduğu, evliliğin nedeni, şekli ve temellerinin de aslında ileri ki dönemlerde birer boşanma nedeni olabileceği unutulmamalıdır. Tercihlerimizi yaparken, bir noktaya takılmamak, sadece bir noktayı yüceltmeden, her açıdan değerlendirme yapmamız gerekir. Çünkü sadece aşk evliliği veya sadece mantık evliliği bir evlilik için yeterli olmamaktadır. Aşk evliliğinde nasıl ki karşıdakinin bir yönünü yüceltiyorsak, unutmamak gerekir ki gölgede kalan kısımlar ve ayrıntılar çok daha önemli olabilmektedir.Çünkü evlilik ; sizi çok mutlu bir yaşama götürebileceği gibi, mutsuz bir hayata da sürükleyebilir. Boşanma, bir yandan bir sonlama iken, diğer yandan bir başlangıçtır. Fakat nasıl olursa olsun boşanma insanların hayatında, nedeni ne olursa olsun hata olarak görülmektedir. Sonuçta pişmanlık da bir hatanın sonucudur. Boşanmak her zaman kurtuluş olmadığı gibi, mutsuz bir evliliği sürdürmek de çözüm olamaz. Sorunlar, fark edildikçe çözüme kavuşabilir. Bu nedenle her zaman duygu ve düşüncelerimizi olduğu gibi aktarmak gerekir. Eğer sorunlar paylaşılmaz ve ifade edilmezler ise çok küçük bir neden bile boşanmaya götürebilir. Belki birikim belki son damla ama sonuçta yanlış bir sonucun başlangıcı olabilir. Sorunlar her zaman uygun yer ve zamanda ifade edilmeli, çözüme kavuşturulmak için karşılıklı çaba sarf edilmelidir. Evlilikte yaşanılan her şey kartopuna benzer. Mutluluklar paylaşıldıkça büyür. Mutsuzluklarda çözülmedikçe büyür. Sadece sayılsa olarak çoğalmaz ilerde bir çığ halini alır. Her zaman paylaşmak dileğiyle. Serhat YABANCI Sosyal psikolog 16.11.2006
|
||||||
|
Kütüphanemizden İlginizi çekebilecek
diğer bazı makaleler:
|
||||||
|
|



