TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!


Mesleki Anılar Kütüphanesi

TavsiyeEdiyorum.com üyesi uzmanların paylaştığı mesleki anılar kütüphanemize hoşgeldiniz. Üyelerimizin mesleki anılarını tarih sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz. Eğer siz de site üyemizseniz, bu sayfada ilginç bir mesleki anınızı yayınlamak için ÜYE SAYFANIZ içinden MESLEKİ ANILAR bağlantısını seçiniz. Bu sayfada yayınlanan anılar yazarının isteği üzerine isimle veya isimsiz olarak yayınlanmaktadır. Tıp doktoru üyelerimizin anıları ise mesleki etik kuralları gereği her zaman isimsiz olarak yayınlanmaktadır.

Site Ana Sayfamıza Dönün - Tanıdığınız Bir Profesyonel Hakkında Tavsiye Yazın


Ali İhsan YAKA Fotoğraf
Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA
Diyarbakır
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Özel ÜyesiTavsiyeEdiyorum.com Üyesi27 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 4 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi VarTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Mesleki Anı : YAŞAMA SANATI Yayın Tarihi : 20-05-2016 14:27
 
Yaşamımda ve meslek hayatımda en çok etkilenmiş olduğum kitaplardan biri yaklaşık 400 yıl önce yazılmış olan DENEMELER'dir (Monteigne). Denemelerde özellikle YAŞAMA SANATI'yla ilgili bölümün bazı cümlelerinde evrensel ilkeler olduğunu ve özellikle ruh sağlığı alanında psikoterapiyle yakından ilişkili olduğunu hep farketmişimdir. Burada özellikle YAŞAMA SANATI'nın şu paragrafını sizlerle paylaşmak istedim: Biz pek şaşkın varlıklarız: Filanca hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiçbir şey yapmadım, deriz -Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnız başlıca işiniz değil, en parlak, en onurlu işinizdir: Bana büyük işler çevirmek olanağını verselerdi, neler yapmaya gücüm olduğunu gösterirdim, deriz, önce siz kendi hayatınızı düşünmeyi, çevirmeyi bildiniz mi? Bildinizse bütün işlerin en büyüğünü görmek için büyük fırsatlara ihtiyaç yoktur hangi mevkide olursa olsun, perde arkasında da, perde önünde de insan kendini gösterir. Bizim işimiz kitap doldurmak değil, ahlakımızı yapmaktır; savaşmak ülke kazanmak değil, yaşayışımıza dirlik düzenlik getirmektir; en büyük en onurlu eserimiz doğru dürüst yaşamaktır. Geri kalan her şey, başa geçmek, para yapmak, binalar kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollardır. Bir komutanın, az sonra hücum edecek olduğu bir kalenin eteğinde dostlarıyla tümüyle serbest ve rahatça, kaygısızca sohbete dalması, Brutus’un herkesin kendisine ve Roma’nın özgürlüğüne karşı pusu kurduğu bir sırada gece dolaşmalarından birkaç saat çalarak tam bir sessizlik içinde Polybius’u okuyup notlar yazması ne güzel bir şey! Düşündükçe içim açılır Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler..

Selma DEMİRHAN TULPAR Fotoğraf
Selma DEMİRHAN TULPAR
Kocaeli
Pedagog
TavsiyeEdiyorum.com Özel ÜyesiTavsiyeEdiyorum.com Üyesi21 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Mesleki Anı : Paylasımlardaki Bilgi Kirliligi Yayın Tarihi : 13-01-2015 21:53
 
Merhaba ben mesleğimize gereği olarak algıda seçicilik mi desem çocuklarla ilgili olan haber gruplarda çocuklarla ilgili konuşmalara karşı aşırı duyarlılık. Asla istemem ki bir çocuğun yanlış yönlendirilmesi şiddet görmesini. Bazen iyilik olarak düşündüğümüz veya kendi dogrularımızda şiddet içerebilir. Bugün sizlerle paylaşmak istediğim olay internette anne ve çocuk la ilgili bir sohbet ve bilgi paylaşım grubunda karşılaştım bir konuşma ve beni çok rahatsız eden bir konuşma.Bir anne yedi yaşında ki çocuğuyla ilgili bir soru soruyor soru şu oğlum yada kızım zaman zaman altına kaçırıyor ne yapmalıyım soruda bir şey yok asıl diğer annelerin verdikleri cevaplar çok ilginç ve hatta korkutucu şimdi bu olayın birçok nedeni olabilir fizyolojik olabilir,genetik olabilir veya psikolojik olabilir .Bu konuyla ilgili bilgi alınarak olayın nedeni anlaşıldığına üstesinden gelinmeyecek bir olay değil .Bilgi vermek amaçlı bir annenin yazdığı öneri bana göre korkunç hacamat yaptırın diye bir öneride bulunmuş muhtemelen ya kendisi yaptırdı yada yaptıran birini duydu ki böyle bir öneride bulundu .Birsüre 7 yaşındaki çocuğu düşündüm ve böyle bir olaya maruz kaldığını gözlerindeki korkuyu ki gerçeğini hayal bile edemiyorum umarım yaptırmamıstır. Birazcık araştıran bir uzmana danıssak çok daha sağlıklı olur. Bu şekilde paylaşılan bilgiler sağlıklı olmadığı gibi uygulandığı taktirde de büyük travmalar yaratabilir .Her insan bir defa çocuk olacak onuda sağlıklı geçirmelerini anne baba olarak lütfen rehberlik edelim

Şeyma YAŞAR Fotoğraf
Dyt.Şeyma YAŞAR
Eskişehir
Diyetisyen
TavsiyeEdiyorum.com ÜyesiÖzgeçmişi MevcutFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Mesleki Anı : kendi diyet serüvenim Yayın Tarihi : 18-01-2017 11:27
 
hep merak edilen birşeydir,diyetisyenler kendileri nasıl besleniyorlar acaba? :) 'terzi kendi söküğünü dikemezmiş' 'kelin ilacı olsa kendi başına sürermiş' lafları eğer ki kilolu bir diyetisyenseniz sık sık karşınıza çıkabilir. şöyle bir durum var ki diyetisyenler de insan ve her daim psikolojik olarak kendilerini diyete hazır hissetmeyebiliyorlar.çünkü sağlıklı beslenmede olay sadece zararlı besinleri tüketmemek değil aynı zamanda düzenli beslenmektir. benim kendi şahsım adıma meslek hayatıma alışmam yeni bir düzen kurmam yaklaşık iki yıl kadar sürdü ve bu süreçte bir beslenme tarzı oturtmakta çok zorlandım.ne zamanki hayat yoluna girdi beslenme de düzene girdi.sonuç olarak 1,5 yılda 20 kg verdim! işin özü sabırdı aslına bakarsanız,çok takıldığım zamanlar oldu aynı kiloda 2 ay gezdiğim zamanları biliyorum,zaman zaman vücudumu dinlendirdim ara verdim.çünkü biliyordum ki yol uzun.tüm kiloları bir gecede almadığım gibi bir gecede de vermeyecektim.bu telkinler beni ayata tuttu sanırım ve gerçekten işe yaradı. diyeceğim o ki sabrın sonu selamettir:) sağlıklı günler!

Site Üyesi Bir Uzmanımız
Doktor "Ruh sağlığı ve hastalıkları - Psikiyatri"
 
Mesleki Anı : Annelerin ilaç kaygısı Yayın Tarihi : 03-11-2016 12:19
 
Bu anı biraz geçmişe ait sayılır. Henüz SSK Hastaneleri kapatılmamıştı. Geçici görev ile SSK Dışkapı Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Kliniğinde mevcut tek doktor olarak çalışıyordum. Kapıda uzun bir kuyruk; bir anne elinden tuttuğu çocuğu ile içeri girdi. Kapıyı kapatmadı ve kuyrukta duran hasta ve hasta yakınlarına duyuracak şekilde bana söylenmeye başladı. -"Bu çocuğun gece korkuları vardı , sen bir ilaç yazdın daha beter oldu!!!" Diğer hastalar da kulak kesilip bizi dinlemeye başladı.... Ben de düşünmeye. Allah allah versem versem T... 25 mg veya 10 mg tablet den veririm. Peki bu çocuk kaç kilo gelir? 25 civarı. 10mg verdim de yetmedi mi? Herhalde tedbirli davranıp küçük doz verdim. O da hastaya yetmedi ki annesi bana kızıyor. -"Annesi ilaç yanında mı? Kaç mg lık tan vermiştim ki? Cevap beni de kuyruktakileri de pes ettirdi..... -"ALMADIM Kİ!!!!" Yüzünüzden gülücük eksik olmasın.... Y. Doç. Dr. Nüket İŞİTEN
Site Yönetiminin Notu: Tıp Doktoru üyelerimizin anıları mesleki etik kurallarına saygı duyularak isimsiz olarak yayınlanmaktadır.

Uğur ÇAPULCUOĞLU Fotoğraf
Uzm.Psk.Dnş.Uğur ÇAPULCUOĞLU
İçel (Mersin)
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 2 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi VarTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Mesleki Anı : Özel eğitime sevgi dolu özel destek Yayın Tarihi : 22-09-2016 23:15
 
Hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan bir ana sınıfı öğrencisi daha önce sandalyeden düştüğü için annesinin yeni yaptırdığı kolçaklı sandalyeye oturmak istemiyordu. Sınıfa girdim ve tüm öğrencileri sandalyeye oturttum. O öğrenci yerde izliyordu olanı biteni. Önce meslek gruplarına dahil kişilerin nasıl oturduğunu sordum sınıfa. Cevaplar geldi. Daha sonra sandalyeden düşmek üzere olursak ne yaparız dedim. Tüm çocuklar yardım isteriz dediler. Hemen canlandırdık. O öğrenciler döndüm senin sandalyen hangisi dedim. Gösterdi. Sen de oturup yardım isteme oyunu oynamak ister misin dedim. Evet dedi. Kucağıma aldım sevgi ve güç dolu bir duygu ile sandalyeye oturttum. Şimdi düşmek üzeresin yardım iste dedim. Yardım istedi. Oynadık oyunu tüm çocukların katılımı ile. Sımsıkı tuttuğu sandalyeden önce ellerini gevşetti. Sonra rahatladı. Ve oturarak yemeğini yedi. Yüzünde kocaman bir gülümseme annenin gözünde iki damla yaş. Çocuk dünyası büyüktür ama girmesini bilene mükemmel bir macera...

Perran AYDEMİR Fotoğraf
Dyt.Perran AYDEMİR
Adana
Diyetisyen
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi35 kez tavsiye edildiKütüphanemizde Yayınlanan 32 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi Var
Mesleki Anı : ÇİKOLATA YEMEYİ SEVEN DANIŞANIM Yayın Tarihi : 18-10-2016 21:00
 
15 Yaşında çikolata yemeyi seven bir danışanım sağlıklı beslenmeye başlayınca haftada bir gün çikolata yiyordu. Bir gece annesi mutfaktan ağlama sesi geldiğini duyup kalkmış yataktan, bir de ne görsün sevgili danışanım elinde çikolatanın ambalaj kağıdı bir yandan ağlayıp bir yandan kağıdı yalıyor. Yalnız çikolatayı yememiş. Tabii ki biz ne yaptık haftada üç gün bir parça çikolata verdik.

İlknur DEMİRTAŞ Fotoğraf
Psk.İlknur DEMİRTAŞ
İzmir
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi8 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 1 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi Var
Mesleki Anı : DANIŞAN NOTLARI Yayın Tarihi : 15-08-2016 10:22
 
** 35 yaş erkek danışanımın telefon ile ilk randevu talebini dile getirirken uygun gün ve saat üzerinde konuşurken; -Bu görüşmeyi piknik gibi hem yiyip hem içebileceğimiz bir yerde mi yapsak? Daha eğlenceli olur .. demesi:)) ** Cinsel bilgi eğitiminde 13 yaş kız öğrencinin mastürbasyonu açıklarken ''ben biliyorum evlenince mastürbasyon olur '' demesi:)) ** Duygu durum çalıştığımız bir danışanıma -hayatınızda sizin için çoğunlukla ya siyah ya beyaz mı var? soruma -hayır tabi gri de var..hem de grinin elli tonu var ..demesi:))

Nuran OĞUZKAYA Fotoğraf
Psk.Nuran OĞUZKAYA
Kayseri
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Özel ÜyesiTavsiyeEdiyorum.com Üyesi3 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 1 Makalesi varFotoğrafı MevcutMesleki Videoları Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları Kayıtlı
Mesleki Anı : VAJİNİSMUS Yayın Tarihi : 07-10-2010 13:09
 
Vajinismus Yaklaşık 10 yıldır vakalarımın önemli oranını oluşturan grup olan vajinismus problemi, başarı oranının yüksekliği ve başarının net olması açısından keyifle çalıştığım gruptur. Başarı oranı yayınlarda bilişsel-davranışçı terapi ile %95-97 dir. Bu oran bir problemden kurtulmak açısından yüksek bir rakamdır.Bazen sessiz yada sesli ya ben %3-5'e girersem diye sorulur. Eğer ağır bir evlilik problemi, kişilik bozukluğu ve cinsel kimlik bozukluğu yoksa o zaman başarı %100 demektir. Başarının diğer önemli anahtarı ise seanslara gelmek ve ödevlerini yapmaktır. Vajinismus tedavisinde eşin desteği çok önemlidir.Eş her seansa gelmese de evde sürece katılması gerekmektedir. Seansta eşe kendisinin rolünün önemini özellikle anlatırım. İlk seansta söylediğim benzetmelerden bir tanesi; elinizde bir havuz problemi var, 4 işlemi biliyorsunuz ama doğru cevap C şıkkı- 25.Fakat siz 23,17 buluyorsunuz ,bir türlü 25 çıkmıyor.Terapide bu 4 işlemi yeni baştan çalışacağız.Ben öğretmen gibi davranacağım,filmlerde gördüğünüz psikolog görüntüsünden daha farklı bir yaklaşımla çalışacağız diye sürecin mantığını anlatıyorum. Başarı ile biten her vaka ayrı bir mutluluk oluyor. Seanslar bittikten bir kaç ay sonra gelen telefonlar genelde gebelik haberi oluyor, çoğunlukla doğum dahil onlarla bu süreci haberleşerek geçiriyor onların bu mutluluklarını onlarla paylaşmaktan büyük keyif alıyorum.

Vedat DEMİRAL Fotoğraf
Psk.Vedat DEMİRAL
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 5 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları Kayıtlı
Mesleki Anı : Otizmde bağ kurmak Yayın Tarihi : 23-10-2015 02:07
 
2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Gününe Özel 2010 yılında evlenen Naciye Torunlar eşinin ilk evliliğinden dünyaya gelen oğlu Ayberk ile tanıştı. Ayberk’le birlikte Otizm’le tanışan kadın Otizmin çaresi yok diyen uzmanları dinlememiş bir çıkış yolu aramaya başlamış. Otizm hastalığını ve Otizmli insanların başarı öykülerini araştıran anne, Bill Gates, Arşimet, Beethoven gibi isimlerden ilham almış. 14 yaşında ve durumu ağır olan Ayberk için doktorlar geç kalındığını düşünmüşler ama Naciye Hanım pes etmemiş ve sevginin her şeyden güçlü olduğunu herkese kanıtlamış. İlk önce 15 gün 24 saat Ayberk’le zaman geçirerek onu gözlemlemiş, Ayberk’in kendisine güvenmesini sağlamış. Daha sonra sabırla ona bir şeyler öğretmiş. Otizmi %98 seviyesinden %20’lere gerileyen Ayberk, Kiğılı markası için profesyonel mankenlik yapmış. Piyano çalıyor ve yüzme yarışmalarında dereceleri var. Birçok organizasyon tarafından yılın annesi seçilen Naciye Torunlar Aksu; “Benim öyküm de annelere ışık olsun. Çocuğunuzun kaderini doktorların, bakıcıların ellerine bırakmayın. Sevgi her şeyin üstesinden gelir.” diyor. Bu haberi birçok yerde görmüşsünüzdür ve bu haberi ilk gördüğümde beni çok duygulandırmıştı çünkü bu annenin söyledikleri tamamen doğruydu ve bana bir anımı hatırlatıyordu: Lisans dönemimde özel bir rehabilitasyon merkezinde staj yaparken 14 yaşında çok özel bir çocukla tanıştım. Çocuğumuzun otizm rahatsızlığı vardı ama bu rahatsızlık ona son derece hayret uyandırıcı bir özellik katmıştı: Gördüğü herşeyin zihnine bir fotoğrafını kaydediyor ve bunu en ince detayıyla çiziyordu. Normal zamanında kimseyle iletişim kurmuyor, agresif ve insanlarla göz temasından kaçınıyordu. Stajımın ikinci gününde onunla özel bir görüşme yapacaktık. Sorumlu psikolog görüşmeyi yaparken ben sadece gözlemciydim. Çocuğumuz sandalyesinde oturmuş tek kelime etmiyordu. Benim ilk dikkatimi çeken elindeki kalemiyle oynaması oldu. Sorumlu psikolog 20 dakika boyunca konuşmaya, gelişmesini öğrenmeye çalıştı ancak o sadece kalemiyle ilgileniyordu. Neye ihtiyacı olduğunu farketmem uzun sürmedi. Sadece bir kağıda ihtiyacı vardı çünkü onun dünyayla iletişim biçimi çizmekti. Hemen önüne bir kağıt uzattım ve hiçbir şey söylemeden çizmeye başladı. Bitirdiğinde ortaya bir CD kapağı çıkmıştı. Bitirdikten sonra benimle ilk defa göz teması kurdu. O anda bana birşeyler anlatmak istediğini anlamıştım çünkü o göz teması onun için ve bizim ilişkimiz için büyük bir adımdı. Staj dönemim boyunca birçok kez beraber çalıştık. O çiziyordu, ben hayranlıkla onu izliyordum ve çizdiği şeyler üzerinde konuşuyorduk. Sonrasında ailesinin ona sevgiyi ve yeterli ilgiyi veremediğini öğrendim. Aslında bütün sabitlik buradan kaynaklanıyordu. Stajımın sonunda aklımda en çok kalan o çocuğumuzun durumunun nasıl olacağıydı. Otizm biyolojik bir bozukluktur evet ama bunun ötesinde tüm biyolojiyi tedavi edebilecek tek güç var: Sevgi. Biz onlara sevgiyle bakmazsak, onların neye ihtiyacı olduğunu anlayamayız. Ayrıca otizm kökten yok edilecek bir rahatsızlık değildir. Bu çocuklarımızın yaşama nasıl adapte edileceğinin yolu bulunmalı. Tıpkı bu haberdeki annenin çocuğunu manken yapması gibi, tıpkı staj dönemimdeki çocuğun büyük bir ressam olabilme ihtimali gibi... Psk. Vedat DEMİRAL

Gökhan AYGÜL Fotoğraf
Fzt.Gökhan AYGÜL
Malatya
Fizyoterapist
TavsiyeEdiyorum.com ÜyesiKütüphanemizde Yayınlanan 11 Makalesi varFotoğrafı MevcutMesleki Videoları MevcutTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi Var
Mesleki Anı : ALINAN ÖZEL EĞİTİMLER Yayın Tarihi : 16-03-2014 18:38
 
ALINAN ÖZEL EĞİTİMLER AC-OMT ACUPUNCTURE (23-26/04/20016) AC-OMT OSTEOPATHIC MANUEL THERAPY (23/04/2015) OMT KALTENBORN EVJENTH CONCEPT MANUEL THERAPY (13/04/2014) MANUEL LYMPHATİC DRAİNAGE (PART 1) (19-22 /12/2013) MANUEL LYMPHATİC DRAİNAGE (PART 2) (16-19 /01/2013 ) CYRİAX CERVİCAL MOBİLİZASYON MANUPLASYON (3-4/11/2012) CYRİAX ALT EKSTREMİTE MOBİLİZASYON MANUPLASYON (11/12/2012) CYRİAX ÜST EKSTREMİTE MOBİLİZASYON MANUPLASYON (26-27/03/2011) KİNESİO TAPİNG ASSOCİATİON İNTERNATİONAL 12-13/02/2011 CYRİAX LUMBAL & SAKROİLİAK BÖLGE MOBİLİZASYON (18-19/12/2010) O.M.T CERVİKAL BÖLGE PALPASYON VE MOBİLİZASYON (07-08/03/2009) O.M.T ALT ÜST EKSTREMİTE GERME STRETCHİNG COURSE (30-31/08/2008) O.M.T ALT EKSTREMİTE PALPASYON VE MOBİLİZASYON (26-27/04/2008) O.M.T ÜST EKSTREMİTE PALPASYON VE MOBİLİZASYON (15-16/12/2007)

Murat ÇAKIR Fotoğraf
Uzm.Psk.Dnş.Murat ÇAKIR
Ordu
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 12 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Mesleki Anı : ÇOCUK BAĞIMLILIĞI Yayın Tarihi : 13-12-2016 13:41
 
2015 yılı içerisinde bir anne çocuğu ile ilgili bana başvurdu. 17 yaşındaki çocuğunun "asosyal" olduğunu, sınıfta derse katılmadığını, tüm gün boyunca sırasından hiç kalkmadan beklediğini, teneffüslere dahi çıkmadığını, kendi kendine zaman geçirdiğini, internet üzerinden arkadaş edindiğini, evde odasından dışarıya çıkmadığını ve anesi dahil kimse ile zorda kalmadıkça iletişim kurmadığını belirtti. tecrübe edindiğim kadarıyla bu tür vakalarda ailenin sorgulanması önemlidir. bu nedenle anneye birkaç soru sordum. aldığım cevaplar ise tüyer ürperticiydi. - çocuğunuzla birlikte mi uyuyorsunuz? - evet - yemeğini siz mi yediriyorsunuz? - evet - giyinmesine siz mi yardım ediyorsunuz? - evet - öz bakımını siz mi yapıyorsunuz? (banyo, tırnak kesme vb.) - evet - evde herhangi bir iş yapması için görev veriyor musunuz? - hayır tüm bu cevaplardan sonra annede herhangi bir suçluluk ifadesi olmaksızın çocuğu için elinden geleni yaptığını, onu çok sevdiğini ve cefakar bir anne olduğunu söylemeye devam etti. Anneye öncelikle çocuğunun bir genç olduğunu kabul ettirmekle başladım. yaklaşık 2 aylık görüşmelerimizin sonucunda gençte gözle görülür ilerleme olduğunu okuldaki öğretmenleri, çevresindeki arkadaşları belirtmeye başladı. İŞİN İLGİNÇ OLAN KISMI TAM DA BURADA BAŞLIYOR...! anne çocuğundaki ilerlemenin farkına varmaya başladığı andan itibaren görüşmelerimizi kesti. çünkü o bir "BAĞIMLI" kendi çocuğuna bağımlılık geliştirmişti. bu sebeple çocuğunun yeni sosyal alanlar kazanmasını, keşfetmesini, kendi kendine zaman geçirmesini ve bireyselleşmesini istemiyor, yalnız kalmaktan korkuyordu. Bağımlılıktaki kısır döngü bu vakada da karşımıza çıkıyor. anneye çocuğu ile birlikte uyumamasını, yemeklerini yedirmemesini telkin ettiğimde "BİR SEFERDEN BİR ŞEY OLMAZ" mantığı ile danışma sürecimizi baltalıyordu. Çünkü anne çocuğunda kendisini ifade edebildiğini, onun sorunlarını çözdükçe, onun ihtiyaçlarını karşıladıkça, onun için maddi harcamalar yaptıkça annelik görevini yaptığını ve bu şekilde kendini tatmin ettiğini, başarı, kabul görme, işe yarama ve hatta sosyalleşmesinin hep çocuğu üzerinden kazandığını fark edemiyordu. kendisine bu farkındalığı kazandırmaya çalışsam da psikolojik danışma "İSTEĞE BAĞLI" olduğunda sonuç verebilen bir olgudur. SONUÇ OLARAK; anne desteğini alamadığımız bu danışma sürecimiz yarıda kesilmek zorunda kaldı.umarım bu anne kendisi için psikolojik bir yardım almayı kabul eder.

Mustafa Emre ÇİÇEKLER Fotoğraf
Fzt.Mustafa Emre ÇİÇEKLER
Konya
Fizyoterapist
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları Kayıtlı
Mesleki Anı : KIBRIS GAZİSİ MUZAFFER AMCA Yayın Tarihi : 04-02-2016 23:27
 
BUNDAN YAKLAŞIK 3 AY ÖNCE TANIŞTIK MUZAFFER AMCA İLE KENDİSİ GARAJININ DAMINDA ÜZÜM TOPLARKEN DÜŞMESİ SONUCU OMURİLİK ZEDELENMESİ GEÇİRMİŞ VE ACİL OLARAK HASTANEMİZE GETİRİLMİŞ ACİL OLARAK AMELİYATA ALINMIŞ. BİZ KENDİSİ İLE AMELİYAT SONRASI YOĞUN BAKIMDAN İTİBAREN GÖRÜŞMEYE BAŞLADIK. İLK 15 GÜN YARA İYİLEŞMESİNDEN DOLAYI SADECE KONTROL ALTINDA TUTTUK DAHA SONRA REHABİLİTASYON SÜRECİNE BAŞLADIK. MUZAFFER AMCA GAZİ OLDUĞU İÇİN GATA YA GİTMEYİ DÜŞÜNMÜŞTÜ FAKAT BERABER GEÇİRMİŞ OLDUĞUMUZ VERİMLİ REHABİLİTASYON SÜRECİ SONUNDA GEREK KALMADI TEDAVİSİNE 40 GÜN BOYUNCA DEVAM ETTİK AMELİYATTAN 55 GÜN SONRA MUZAFFER AMCA BAĞIMSIZ OLARAK YÜRÜYEREK HASTANEMİZDEN TABURCU OLDU. BU ZORLU SÜREÇTE MUZAFFER AMCAYA VE BİZLERE DESTEK OLAN ÖMER VE OSMAN ABİLERE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.BU KONUYLA İLGİLİ DETAYLI BİLGİ SAHİBİ OLMAK İSTEYEN TAKİPÇİLERİMİZ ' BELİNDEN AŞAĞISI FELÇ OLAN KIBRIS GAZİSİ' DİYE YAZARAK BULABİLİRLER.

Tunahan UZUN Fotoğraf
Psk.Dnş.Tunahan UZUN
Samsun
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi55 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 9 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi VarTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Mesleki Anı : Vakâ Üzerine Yayın Tarihi : 06-08-2016 13:38
 
Vakâ; vukû bulan, meydana gelen olay demektir. Çaycı kendisinden çay isteyen kişiye, market sahibi marketinden alışveriş yapana, satıcı müşterisine, yazar okuyucusuna, sanatçı izleyicisine, siyasetçi kitlesine vakâ demez. Ancak polis cürüm mahallinden, savcı kaza mahallinden, âlim ise içinde bir mucize barındıran veya ibret alınması gereken bir kıssadan bahsederken kullanır vakâ kelimesini. Bir de terapistlerin danışanları vardır dilinin vakâ demeye vardığı. Süpervizyonlarında –bir vakâm var paylaşmak istediğim, diye başlar söze. Çünkü vakâ kelimesi içerisinde bir olay, bir yıkılış, bir diriliş, bir heyecan, bir ibret içerir. Neden vakâlarım diye bahsetmek, sanki tam gereken kelimeyi kullanmışım gibi hissetmeme neden olur diye düşünerek yazıma başlamak istedim. Hepimizin bildiği, şairlerin şiirlerinde geçtiği, şarkıların ezgiye çevirdiği, üstatların öğretilerinde olduğu üzere; İnsanoğlu başlı başına bir âlemdir. Esasında insan ile müzeyyen olan “âlem” kelimesi her ne kadar beni de anlat diye ısrarla yüreğime haykırsa da o kelime üzerine daha sonra düşünmeyi yeğliyorum. Terapist kelimesinden henüz istediğimiz anlam toplumumuzda karşılığını bulamadı. Terapist psikolog, psikolojik danışman, psikiyatristten farklıdır. Yeri gelir umursamazca saatine bakar danışanı ağlayarak duygularını dile getirirken; hiç kırılmayı gerçekci düzlemde yaşamamış vakâsı için. Yeri gelir bir anne merhametiyle yaklaşır aktarım sarmalında harmanlanan danışanını iyi edebilmek için. Zannediyorum ki terapistin danışanını ifade edeceği sırada vakâ kelimesini kullanırken, bir taraftan kendini en iyi şekilde ifade ettiğini düşünmenin verdiği rahatlığı hissediyor olması, bir taraftan ise içten içe danışanı ve onun sürecini vakâ olarak ifade etmeye karşı sanki gizil bir mahcubiyet yaşıyor gibi hissetmesi: danışanından; yani “insan” ’dan bahsediyor olmasının ağırlığı olsa gerek. İnsan kelimesinin âlem kelimesinden daha farklı, daha kibirli bir şekilde, “-istesen de benden yeterince bahsetmeye, buna gücün, kalemin, kelâmın yetmez..” dediğini hissediyorum. Vakâlarımız vardır bizim. İçinde oluşan girdaplarda eşlerini, çocuklarını, arkadaşlarını boğmaya çalıştığı. Yüreğinde yanan ateşleri söndürmeye sevgilerin, ilgilerin yetmeyeceği. İnsan vardır seans odasına gelen, çoğu zaman “–aslında buraya nasıl ya da neden geldim tam bilemiyorum” diyerek söze başladığı, devamında ise anlatılarıyla, yaşadıklarıyla gözümüzde vakâ olmaya başladığı. Vakâlarımız, insandan farklı olarak içinde yaşadığı yıkılış, diriliş, heyecan ve hezeyanları tam olarak sindirememiş, yüreğinde derleyememiş kimselerdir. Kimi zaman eşinden tiksindiğinden, kiminde ise kendini affetmediği paradoksundan bahseder. Evreni içinde barındırdığı doğa olayları ile değerlendirdiğimizde ancak bir heyecana kapılabildiğimiz gibi, İnsanı da içinde yaşadığı ruhsal oyunlarla anlamlandırdığımızda vakâlaşmaya başladığını görürüz. Genellikle de ağır maskeleri vardır her insan gibi. Seansa getirdiği sorunundan bahsederken, derinlerde yatan çok acı yaşantılarını ortaya çıkarmak için bizlerin saatlerce kurcaladığı. Velhâsıl; insan ile vakâlarımızı birbiriyle mukayese ederken, yakın zamanda orta ölçekte bir ormanı anımsatan bir bahçede, yağan yoğun kar yağışı nedeniyle yıkılan ağaçları hatırlıyorum. Genelde yıkılan ağaçların heybetli boyları ve gövdeleriyle gözümüzde çok büyüttüğümüz çam ağaçları olduğunu görüyorum. Sebebini; o türün köklerinin derinlere fazla uzanamaması ve yağan karın toprağı yumuşatması sonucunda üzerine binen yük ile ağacın yıkılması olarak açıklıyor tanıdığım bahçe sahibi. Sonra insanı hatırlıyorum. Böbürlenen, kendini öve öve bitiremeyen insanların aslında yaşamla, aileleriyle, çevreleriyle köklerinin ne kadar zayıf olduğunu. Ve o heybetli görüntülerinin altında yıkılmaya ne kadar müsait olduklarını. Ve tekrar insanlar ile ağaçları kıyaslıyorum. Ağaçların karşı karşıya kaldıkları doğa olaylarına karşı dayanıklılıkları ile insanların ruhsal yaşantılarına karşı dayanıklılıkları arasında bir ilişki kuruyorum. Vakâ, âlem, insan, ağaç, doğa ve evrenin nasıl kendi içinde kozmik bir dans içerisinde olduğunu fark ediyorum. Sonra terapisti; yıkılmaya müsait bir fidanı toprağa başka bir çubukla sabitleyerek güçlendiren bahçıvana benzetiyorum. Bağları zayıf olan bir fidana geçici olarak, kendisi güçlenip ayakta kalabilecek gücü bulana kadar destek olan bir bahçıvan. Sanırım insanı bir terapistin vakâsından ayıran şey, onun kökleriyle ilgili. Köklerin ilişkiler olduğunu varsayıyorum. Başta ailemiz, annemiz, babamız, eşimiz, sonrasında kardeşlerimiz, yakın çevremiz ve arkadaşlarımızla olan ilişkilerimiz ruhsal anlamda ne kadar ayakta kalabileceğimizi belirliyor. Zayıfladığımızı anladığımızda ise bir terapistden yardım almaktan kaçınmamak sanırım hayati önem taşıyor. Samsun Psikoterapi Hizmetleri / psikoterapihizmetleri.com Tunahan UZUN

Haşim BELTEN Fotoğraf
Uzm.Psk.Haşim BELTEN
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi VarTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Mesleki Anı : CİNSEL TERAPİ Yayın Tarihi : 04-02-2016 22:43
 
çiftlerin en çok sorun yaşadığı alanlardan bir tanesi olan cinsel bozukluklar, diğer alanların da bozulmasına olumsuz yönde etki etmektedir. cinsel terapist olarak hem çiftlere hemde çocuklara uygun ve sağlıklı bir şekilde konunun anlatılması ve aydınlatılması, bu alanın sağlıklı bir alan haline getirilmesi önemlidir

İdil Cemre ÖZTEP Fotoğraf
Psk.İdil Cemre ÖZTEP
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi7 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 2 Makalesi varFotoğrafı MevcutMesleki Videoları Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları Kayıtlı
Mesleki Anı : İyileştirici Grup Yayın Tarihi : 28-01-2016 02:08
 
Psikodrama Grup terapisi esnasında danışanlarımdan birisiyle protagonist çalışması yapıyordum. Protagonistin geçmişine giderek aile içinde bir çatışma sahnesini canlandırıyorduk. Sahne ilerledikçe danışanım yaşadığı bu deneyimin ağırlığı ile iyice gerildi ancak sessiz bir şekilde sahneyi izlemeye devam ediyordu. Ben sürekli olarak sahneyi abartmalarını sağlıyordum ki böylece protagonist istediği ölçüde sahneye karşı çıkabilsin ancak tam tersine kişi giderek içine kapanıyordu. İzleyicilerden bir grup üyesi sessizce protagoniste yaşanarak yanına oturdu ve elini tuttu; o anda beklenen güç gelmiş olmalı ki protagonist bir anda ayağa fırlayıp sahneye karşı gelerek geçmişini değiştirdi. Grup kendi başına bir iyileştiricidir, bu anının böyle spontan gelişmesi beni çok etkilemişti. Not: Anı için tüm grup üyelerinden izin alınmıştır.

İdil Cemre ÖZTEP Fotoğraf
Psk.İdil Cemre ÖZTEP
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi7 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 2 Makalesi varFotoğrafı MevcutMesleki Videoları Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları Kayıtlı
Mesleki Anı : Kafamdaki Kuş Yayın Tarihi : 28-01-2016 02:08
 
Uzun süredir görüştüğüm bir danışanım, bir sürü olay sonucunda kuşunu kafesiyle beraber seansa getirmek durumunda kaldı. Oda dışında bıraktığımız Çiko son derece huzursuz davranıp, danışanın tüm ilgisini çekince onu seansa dahil etmeye karar verdik ancak Çiko'nun başka planları vardı. Kafesinde uzun süre huzursuz davranıp seansımızı sabote edince, bir defaya mahsus olarak danışanımın Çiko'yu dışarı salmasına izin verdim; böylece kuş da biz de rahat bir şekilde seansımıza devam edebildik. Beni de danışanımı da zorlayan bir konu esnasında, belki de teselli etmek için Çiko danışanımın kafasına çıktı ve ne yaptıysak onu oradan alamadık. Böylece seansı bu şekilde sonlandırmak zorunda kaldık. Not: Bu olayı anlatmak için danışanımdan özel izin aldım.

Site Üyesi Bir Uzmanımız
Doktor "Kadın Hastalıkları ve Doğum - Jinekoloji"
 
Mesleki Anı : Gece doğumu Yayın Tarihi : 03-01-2016 01:12
 
2014 yılında çalışmakta olduğum özel hastanenin nöbetçi ebesi tarafından gece doğum için arandım. Çok yağışlı bir geceydi.EBe hanımın ifadesine göre Hastanın doğumu çok yakındı ve acele etmem gerekiyordu.Hızla yola çıktım yol boştu ve hız yapıyordum aniden önüme bir köpek çıktı çarpmamak için direksiyonu kırdım ancak hızım fazla olduğu için kontrolümü kaybettim.Çok korkmuştum ama doğuma yetişmem gerekiyor ebe hanım sürekli arıyordu. DOğuma yetiştim Bebek sağlıkla dünyay gözlerini açtı ancak çok ilginç bir detay öğrendim doğumhane kapısında bebeğin babası da hastaneye gelirken Aliağa yolunda kaza yapmış ama eşini hastaneye ulaştırmayı başarmıştı. Ne denirki o bebeğin o gece doğması gerekiyordu ve bizler sadece üstümüze düşeni yaptık...sevgiler
Site Yönetiminin Notu: Tıp Doktoru üyelerimizin anıları mesleki etik kurallarına saygı duyularak isimsiz olarak yayınlanmaktadır.

Site Üyesi Bir Uzmanımız
Doktor "Genel Cerrahi"
 
Mesleki Anı : cerrah olmak Yayın Tarihi : 01-01-1970 03:00
 
Cerrah Olmak Günaydın diyerek başladım bir güne ümitle. Bugün inşallah hastalarım problemsiz olacak diye düşünüyordum. Geçen hafta oldukça zorlu geçmişti. Birkaç hastada peş peşe sıkıntılar çıkmış ve bu beni bunaltmış idi. Ama hafta sonuna doğru nihayet son problemi de yoluna koymuştum. Arkadaşlarım stresli halime bakıp geçmiş olsun diyerek tesellli etmişlerdi. Nihayetinde damadan düşenin halini en iyi damdan düşenler anlardı. Bu hafta daha iyi bir hafta olacaktı inşaalah. Hastalarımı almaya başladım. Hemşire dün endoksopisinde özofagial polip olan ve polipektomi yapılacak hastanın geldiğini söyledi. Bu hastanın yatışı yapıldı. Öğleden sonraya polipektomisini planlamıştık. Bir gün önce hasta ve yakınlarının olduğu bir ortamda işlemin gerekliliği, niçin yapılması gerektiği ve olası komplikasyonları ile ilgili geniş bir bilgilendirmeyi diğer meslektaşım ile birlikte yapmış idik. Yatıştan sonra hastanın eşi geldi, hem bilgi aldı hem de bir meslektaşımın bana selamını iletti. Bana olan güvenlerini ifade ettiler. Tabi ki bunlar güzel şeyler idi. Rutin çalışma hayatım öğle yemeğini kadar devam etti. Öğle yemeğini takiben saat 13:30 da polipektomi için hastamızı istedik. Hastayı endoskopi odasına aldık. Hastaya bir kez daha işlem ile ilgili sorusu olup olmadığı sordum. Her şey yolunda idi. Diğer meslektaşım hastanın işleminin kısa olduğu konusunda hastanın yakınlarına bilgi verdiğini rahat olun kısa bir işlem 10 dakikada biter dediğini duydum biraz garipsedim. İşlem kısa mıydı? Rahat mıydı? Anestezist hastanın sedasyonunu yaptı. Endoksopik olarak işleme başladık. Lezyonun yeri proksimal özofagusta ve dar bir alanda idi. Kanama olursa manüplasyon biraz zor gibi gözüküyordu. Lezyonun dibine adrenalin enjeksiyonu ile kanama olmaması için önlem aldım. Polipektomiyi yapmaya başladım. İşler yolunda gözüküyor idi. İşlemin son kısmında hasta hafif ağrı duydu. Olağan olarak karşıladım. Polipi dışarı aldım. Kanma yok idi. Beklediğimden kolay olmuştu. Hasta uyanırken işlemde ağrı duyduğunu ifade etti. Bu beni az da olsa niye ağrı? diye telaşlandırdı. Hastayı yatağına gönderdim. Yakınlarına birazdan konuşuruz işlemi bitti dedim ve diğer hastalarıma bakmaya devam ettim. Aklımın diğer köşesinde ama niye ağrısı oldu? Diye bir soru ara ara beynimi kurcalamaya ve beni huzursuz etmeye devam ediyor idi. Analjezik önerileri yapıldı. Akciğer grafisi çekildi. Çünkü bu aşamada en istenmeyen şey işleme bağlı özofagus perforasyonu idi. Mesai bitimine doğru saat 16 civarında hastayı yatağında gördüm. Ağrısının ancak narkotik analjezik ile geçtiğini ve hastanın rahatladığı ifade edildi. Hasta yatağında iyi (vital bulguları stabil) görünüyordu. Ciltaltı amfizemi varmı? Diye baktım yok idi. Ancak bu kadar çok ağrı olması beni iyice huzursuz etmiş idi. Hastayı beraber değerlendirdiğimiz doktor arkadaşlar ile istişare sonrası yatışının devamına yarın tekrar değerlendirmeye karar vererek akşam eve beynimin bir köşesinde bir rahatsız edici bir problem ile hafif huzursuz olarak eve döndüm. Çocuklarım ve eşim ile kısa sohebetten sonra akşam yemeği yedik. Günün ilerleyen saatinde hastaneyi arayacak ve hastanın durumunu soracaktım. Çay demlendi. Çayı huzurlu içmek istiyodum. Hemşireyi arayıp hastayı sordum. Hocam hangi hasta , eee, bi bakayım, aa kızım niye hastadan haberin yok diyecem, ama kızım yaşında genç bir hemşire , kırmak olmaz. Hocam bir problem iletmediler dedi. Çayı ailecek şen şakrak şamata içinde içmeye başladık. Telefon çaldı. Arayan hemşire hanım; hocam hastanın ağrısı var analjezik saati daha gelmedi ne yapayım dedi. İnanılmaz bir şekilde gerildiğimi hissettim. Bir şeyler ters gidiyor idi. Narkotik analjeziklerden ek doz yapmasını söyledim . Daha sonra tekrar arayacağımı ifade ettim. .Salonda idim. Koca salon bana dar geldi, koltuğa oturdum, yine bir şeyler ters gidiyor idi. Hastanın tüm hikayesi ve işlemi baştan sona tekrar gözümün önünden geçti. Aslında ters giden yanış bir şey yok gibi gözüküyordu. Mutfağa döndüm. Eşim hayırdır dedi bir şey mi oldu? Eee kadın artık beni çözmüş idi, ters giden bir şey olunca muhtemelen yüz ifadem çok değişiyor idi. Ağzımın tadı kaçmıştı. Karnıma bir kramp girdi ve nidem kasılmaya başladı. Bir suskunluk çöktü üzerime. Çocukların sesleri beni rahatsız etmeye başladı. Sanki sofrada birden bir gürültü kopmuş, herkes bağırıyor gibi geliyordu bana. Beynimde bir sürü olası senaryolar gelip geçiyor, hiç birinin sonu iyiye gitmiyordu. Çok huzursuz ve mutsuzdum. Salona geçtim. Olandan habersiz çocuklar kendi dünyalarına (televizyon, bilgisayar, tablet az da ders olmak üzere) döndüler. Eşim olanlardan az haberli ara ara gördüğü tabloya biraz alışmanın verdiği ünsiyet ile kendi dünyasına ve bende salonda olası ihtimalleri olabilecek kötü senaryoları düşünerek bilgisayarın başına geçtim. Özofagus perforasyonu olmuş ise yapabileceklerimi, yapmam gerekenleri, bilgilerimi tazeledim. Hemşire hanımı aradım ve tedaviyi tekrar düzelttim. Hastanın ağrısının azaldığını öğrendim ama bu bende hiçbir rahatlama neden olmadı. Sabahki bana güvenen ve selam söyleyen meslektaşımın hastamı almasını o an ne kadar isterdim. Bu stres benim tüm fizyolojim ve psikolojimi alt üst etmişti. Gerginliğim hiç azalmıyor endişelerim inatla devam ediyor idi. Meslekte 15 ylı yaşta ise 40’ı aşmış idim. Kendime ve cerrahime güvenim tam idi. Hasta ve yakınlarına bu komplikasyonun (ve diğer ) olabileceğini detaylı şekilde anlatmış ve bunu defaatle tekrar etmiştim. Ancak 10 dakikalık bir işlemin hayatı tehdit eden özofagus perforasyonu ve bundan sonraki olası medikal ve cerrahi gerektiren yaklaşımları kendime bile kabul ettirmekte zorlanıyordum.. Bu hasta bir trafik kazası, tümör hastası olsa, hem kendime hem de hasta yakınlarına izahı ve kabullendirmesi kolay idi. Ancak öyl e değildi. Olası komplikasyonlar ve kötü senaryolar beni daha çok geriyordu. Bu meslekte elektif hastada komplikasyon çıkması beni eskiden beri çok gererdi. Daha önceki yaşadıklarım aklımdan geçti. Beni 1-2 yıl yaşlandıran problemli olgular, tek tek gözümden geçti. Ama hiç biri beni hala komplikasyon –problem görmeye alıştıramamış idi. (Alıştıramazda) Minareyi çalan kılıfını hazırlar derler, bu meslekte bunlar hep olması muhtmel şeyler idi, cerrahi yapıyorsan komplikasyonlara hazırlıklı olmak gerekiyordu. Ancak bu sefer nedendir bilmem ama çok gerilmiş idim. Mide ve göğsümde bir baskı hissi oluştu. Efor testi yaptırmamış olsam kalp krizi geçirdiğimi sanabilirdim. O akşam daha önceki sıkıntılarımda olduğu gibi kontrolümü ele alamıyordum. Oldukça sıkkın ve berbat bir haldeydim. O anda sabahki kendine güvenen , güvenilen adam olmak ne kadar ağır geldi. Biliyordum bunlar belki geçecekti ama önümde bekleyen problemli günlerin stresi hastanın hasta yakınlarının aynı anda tedavi edilmesi iknası beni gerdikçe geriyor du?. Bu sıkıntılar içinde yorgun düştüm sanki tüm gün aralıksız çalışmıştım. Kaçış noktası uyku olabilir diye sessizce yatağıma uzandım. Servisteyim, visite başladım ve oldukça sakin gözüküyorum. Kendinden emin ve sakin olarak visitimi yapıyorum. Serviste harhalde 4-5 hastam var. Bu hasta hemşire hanım, Özefagus perforasyonu kikinci gününde. Evet oral almasın. Ateşi yok. Tansiyonu nabız iyi. Tedavisini alıyor. Güzel medikal tedaviye devam edelim. Bir iki hasta sonra diğer bir hasta odasındayım. Aman Ya Rabbi. Hasta oturmuş yemek yiyor!. Olamaz!! Bu dünkü polipektomi yaptığımız hasta. Gayet iyi görünüyor. Oralini kesmiştik yememesi gerekirdi.. Ama bu kadar rahat görünmesine sevinsem mİ? Yoksa aç kalması gereken hastanın izinsiz yemesine kızsam mı bilemiyorum. Yakınlarına bunun yanlış olduğunu ifade ediyorum. Biraz sevinç biraz endişe içinde odadan ayrılıyorum.. Yattığım andaki şekilde huzursuzluk içinde ve oldukça sıkıntılı olarak uyandım. Rüyayı hayra mı yorsam bilemedim. Sıkıntım, göğüste baskı ve midemde kramp aynen duruyor. Namazımı kılayım bari diye kalktım. Saat 3.30 idi. Yatsı namazını kıldım. Ama bir türlü kaç rekat kıldığımı bilemiyordum. Allah kabul etsin ama namaz mı kıldım, yok alışılmış eğilime doğrulma hareketlerini mi yaptım bilemiyorum. Hazır uyanmış iken nafile namaz kılayım biraz sıkıntımı alır diye düşündüm ancak o kadar endişeliyim ki namaz için bile kalkamadım. Koltuğa uzandım. İçimden Allaha ben bu sıkıntılarımdan kurtarması için dua ederek üstüm açık uyuya kaldım. Aslında uyudum diyemem, ara ara sıkıntı içinde uyandım. Sabah olsa hastaneye gitsem, ama bu komplikasyon ile yüzleşmek bile istemiyorum . Üşüdüğümü tam hissetmedim. 5.45 de aynı sıkıntılar içinde sabah namazımı kıldım. (mı? Acaba) açıkta yatmam nedeni ile sırtım ve boynum ağrıyor idi. Eşimi kaldırdım ben ısınmak için uzandım. 1 saat daha uyudum,. Sırtım dinlenmiş ama yine hastalar ile uğraşarak geçen rüyalar görmüştüm. Bu benim için alışıldık bir şey idi. Hastanın gündüz yarım kalan işlerini gece rüyada devam ettirirdim ama çözün tekrar gündüze kalması kötü idi. Çözüm yine gündüze kalmış ve uyanmıştım. Kalktım aynı haldeyim. Sıkıntım bir miktar azaldı, sanki sorunu kabullenmenin verdiği bir rahatlama gibi. Kahvaltımı yapıp hazırlanıp hastaneye döndüm. Gayet sakin bir şekilde diğer meslektaşlarımla birlikte visite başladım. Dışarıdan görenler ne kadar emin, sakin, profosyonel görüyor bilmem ama, ben öyle göründüğümü zannediyorum. O sıkıntılı adam ben değilim sanki. Visitte o hastama bakarak başladık, evet hasta iyi görünüyor, ağrısı azalmış ancak devam ediyor idi. Tetkikleri ve görüntülemesi normal idi. Diğer meslektaşlarım sıkıntısız görüyorlar idi. İçimdeki kaygı sıkıntı azalmaya başladı. Emin olmak için tomografi istedik. Saatle sonra tomografi sonucu çıktı. Evet perforasyon lehine bulgu yok idi. Güzel sıkıntım biraz daha azaldı. Hastaya su verdim Suyu tolere etti. Akşam bir kez daha değerlendirdik. Evet her şey yolunda idi. 24 saat önceki gibi beynimin bir köşesinde hafif huzursuz eden bir problem ile rahatlamış bir şekilde evime döndüm. Diğer gün hastanın sıkıntısı olmadığı görerek hastayı taburcu ettik ve bende problem çıkmamasının verdiği rahatlama ile işlem öncesi durumuma döndüm. Bir sonraki sıkıntının geleceğini bilerek ve daha geç gelmesini temenni ederek. Cerrah olmak bu olsa gerek?
Site Yönetiminin Notu: Tıp Doktoru üyelerimizin anıları mesleki etik kurallarına saygı duyularak isimsiz olarak yayınlanmaktadır.

Elif Can ÖZTÜRK Fotoğraf
Uzm.Psk.Elif Can ÖZTÜRK
İzmir
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi9 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 5 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları Kayıtlı
Mesleki Anı : Lincoln' ün (Eğer kölelik kötü değilse hiç bir şey kötü değildir' diyen adam), Oğlunun Öğretmenine Mektubu Yayın Tarihi : 01-03-2016 14:18
 
Üniversite yıllarımda, çok değer verdiğim, gerçekten hayatıma yön veren ve sihirli dokunuşlara inanıp dokunan hocam rahmetli Nuri Bilgin, ders içinde bize bu yazıyı dağıtmıştı. Dersimiz Sosyal Psikoloji idi. Konumuz ise tabi ki insan... Yazı üzerine çok fazla yorum yapılmadı. Çünkü o kadar net mesajlar veren bir yazıydı ki; sadece bizlere ve çocuklara bakış açımıza katkı sağlamak istediğine eminim. Amacına da ulaştığını düşünüyorum. Ben de daha çok insana ulaşması amacıyla sizlerle paylaşmak istedim. Hepimizin yolunu aydınlatması dileğiyle... "Letter of Lincoln to his son's teacher" "Biliyorum öğrenmesi gerekir ki Tüm insanlar ne adildir, ne de dürüst.. Fakat ona şunu da öğret ki Her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşı kendini adamış bir lider vardır. Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum; fakat elinden gelirse, ona kazanılan 1 doların bulunan 5 dolardan daha kıymetli olduğunu öğret. Kaybetmeyi bilmesini ve kazanmaktan da memnun olmayı öğret ona. Kıskançlıktan uzak tut onu. Eğer yapabilirsen sakin bir gülüşün sırrını öğret ona; Erkenden öğrensin pohpohlanması en kolay kişilerin despotlar olduğunu. Eğer yapabilirsen kitaplardaki harikaları öğret ona. Fakat ona biraz zaman bırak ki gökyüzündeki kuşların, güneş ışığında arıların ve yemyeşil bir yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünsün. Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde bile… Nazik insanlara karşı nazik, kaba insanlara karşı kaba olmayı öğret ona. Eğer yapabilirsen üzüldüğünde dahi nasıl gülümseyebileceğini ve ağlamanın utanılacak bir şey olmadığını öğret ona.. Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken kitleleri izlememe gücünü kazandırmaya çalış oğluma. Tüm insanları dinlemesini, fakat hakikat adına duyduklarını süzgeçten geçirmeyi ve sadece süzgeçten geçenleri toplamayı öğret ona. Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını, fakat hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını.. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona. Ona nazik davran, ama onu avutma. Çünkü çelik ancak ateşin imtihanıyla saflaşır. Bırak sabırsız davranma cesareti olsun ve cesur olma sabrı kazansın. Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır. Bu büyük bir talep, ama bakın bakalım ne kadarını yapabilirsiniz. O çok iyi bir çocuk, benim oğlum."

Ömer AKTÜRK Fotoğraf
Uzm.Psk.Dnş.Ömer AKTÜRK
Bursa
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi VarTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Mesleki Anı : KENDİNİZİ NE KADAR TANIYORSUNUZ? Yayın Tarihi : 11-11-2015 22:52
 
Kendimizi ne kadar tanıyoruz? Beklide hiç düşünmediğimiz ya da düşünme gereksinimi duymadığımız bir soru gibi gözükse de kendimize sormamız gereken ilk sorulardan biri olduğunu düşünüyorum. Bizler genellikle sosyal hayatta karşımızdaki insanın ufak bir yanlışını eleştirebiliyor, bir özelliğini yargılayabiliyor ve karşımızdakini yerden yere vurabiliyoruz. Fakat aynı hataya defalarca kendimizin de düştüğünün farkına bile varamıyoruz. Hayatta kaliteli ve başarı odaklı yaşamak isteyenler öncelikle kendi özelliklerini çok iyi bilmelidirler.İnsanın kendisini ne kadar tanıdığıyla alakalı yaşadığım bir örneği paylaşmak istiyorum. Üniversite yıllarında bir hocamız derse girer ve henüz derse başlamadan “hemen birer kâğıt çıkartın sizi sınav yapacağım” der. Bizlerde hazırlıksız yakalanmamızın heyecanını yaşarken ve acaba hangi konulardan sorular soracak diye düşünürken, hocamız, soruyu soruyorum der ve soruyu sorar: “Kendinizi anlatın” evet tek soru sormuştu ve 100 puan değerindeki bu soruya 1 saat vermişti. Herkes şok olmuştu, nerden başlayacaklarını bilemiyordu kimse. Bazıları isimlerini nereli olduklarını yazarken hocamız ne iş yaptığınızı, yaşınızı, isminizi bir kenara bırakın siz kendinizi anlatın diyordu. Hangi cümleyle hangi özelliğimizi anlatarak başlasak diye düşünüyordu herkes. 15-20 dakika geçti fakat henüz birkaç cümle yazılmıştı. Çok iyi hatırlıyorum bir sayfayı dolduran olmamıştı sınıfta, bu sınav aynı zamanda sınavdan sonrada kendimizi düşünmeye sevk etmişti.


09:20
Top