TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!


Üyelerimizin Öykü ve Şiirleri

TavsiyeEdiyorum.com üyesi Doktor, Diş Hekimi, Mimar, Pedagog, Psikolog, Veteriner, Diyetisyen Profesyonellerin yazdığı kendileri ait şiir ve öyküler sayfamıza hoşgeldiniz. Üyelerimizin şiir ve öykülerini tarih sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz. Eğer siz de site üyemizseniz, bu sayfada kendi öykü ya da şiirlerinizi ÜYE SAYFANIZ içinden yayınlayabilirsiniz.

Site Ana Sayfamıza Dönün - Tanıdığınız Bir Profesyonel Hakkında Tavsiye Yazın


Öykü ve Şiirler
Nevhan VAROL Fotoğraf
Psk.Nevhan VAROL
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Özel ÜyesiTavsiyeEdiyorum.com Üyesi8 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Vakt-İ Sükut, 03-04-2012 09:39
"yıkılır kentlerim..yıkarım.
göçük altında yaralı hatıralarım;
ne zaman kıpırdansa kanarım..
yıkılır kentlerim..yıkarım.
lal oldu rüyalarım.
ne zaman dile gelseler gerçeklerden kaçarım.
yıkılır kentlerim..
yeniden yaparım, temelinde yıkıntılarım."

Nevhan VAROL Fotoğraf
Psk.Nevhan VAROL
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Özel ÜyesiTavsiyeEdiyorum.com Üyesi8 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Suret-İ Saklı, 03-04-2012 09:37
ey, kapıları kendine kapalı viran kent.
ne içindeki yabancılara tanışsın,
ne de kendine tanıksın…
çıkmaz sokaklarında cirit atarken sen,
üstü küllenmiş, küf kokulu tarihinde..
bilirsin ki:
“ya O'nu kaybedersin ya da kendini mahvedersin”
her kaybettiğinde…
viran kentin, viran girişine git
ve oku 'Altın Kapı' üstünde yazanı:
“ey suret-i saklı, kendin olasın”
kim ki, bu kelamı düstur edinir,
içindeki kent ve beşer yeşillenir.

Uğur DEMİRBAŞ Fotoğraf
Psk.Uğur DEMİRBAŞ
Ankara
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Özel ÜyesiTavsiyeEdiyorum.com Üyesi32 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 6 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ÖYKÜ: Tek Ayağının Üstünde Duran Adam( Denge Modeli), 01-04-2012 18:53
Adamın biri tek ayağının üstünde duruyormuş, zamanla ayak kasları, bacak kasları, sırt kasları , boyun kasları ve nihayet başı ağrımaya başlamış. Birisi gelmiş ve senin neyin var demiş .
- Çok ağrım var, her tarafım ağrıyor demiş.
Yardıma gelen adam, bunun kolayı var, al şu ilaçları hiç birşeyin kalmaz demiş.
Tek ayağı üstünde duran adam ilaçları almış. İlaçları kullanmış ağrıları biraz dinmiş ancak zamanla ağrıları tekrar başlamış ve ilaç fayda etmez olmuş.
Bir başkası gelmiş ve nedir derdin demiş.
- Çok ağrım var, her tarafım ağrıyor demiş.
Bunun kolayı var. Sabır et, dua et, olumlu düşün herşey geçecek diye düşün demiş.
Tek ayağının üstünde duran adam, düşünmeye başlamış, sabırlı olmalıyım elbet bu ağrılar geçecek, kendimi bırakmamalıyım....Ancak ağrılar devam etmiş.

Nihayet biri gelmiş ve neyin var demiş. Tek ayağnın üstünde duran adam
Çok ağrım var, her tarafım ağrıyor demiş.
Bu adam demiş ki, " Neden tek ayağının üstünde duruyorsun bak senin bir ayağın daha var. Şimdi beraberce o ayağını basalım , iki ayağını birden kullan şimdi yürü...Adam ayağını indirmiş ve yürümeye başlamış ağrıları dinmiş...N.Pessechkıan eğitiminden alıntı. Pozitif Psikoterapi Eğitimi

Mehmet ASLAN Fotoğraf
Psk.Dnş.Mehmet ASLAN
Gaziantep
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları Kayıtlı
ÖYKÜ: Mevlana’nın İzinde Dünyaya Açılan Türk Okulları, 22-03-2012 11:58
"Hiç dinlenilmediği için
orjinalitesini kaybetmemiş
muhteşem bir hikayemiz var, anlatacak..." (Kerim Balcı)
Binyılın başlarında ata yurdundan başlayıp anadoluya uzanan göç yolu beraberinde nice zorluklara ve fedakarlıklara sahne olmuştur. Erenler, dervişler ve nice adanmışlar Asya’dan kalkıp Anadolu’ya gitmiş ve buraları yurt edinmiştir. Asya tıpkı kaynayan bir kazan gibi, taşıp taşıp Anadoluya boşalıştır...
Ve bir gönül sultanı Mevlana bu yolun önde gelen yolcularındandı. Belh’ten başlayıp Nişabur, Bağdat, Mekke, Medine, Şam, ... ve nihayet Konya’da biten bir yolculuk. Gönül sultanı içini Anadolu’ya dökerken sevgisi o kadar büyüktükü tüm dünyayı kuşatıyordu. Sevgi ve barış mesajları en kuytu köşelere bile ulaşıyordu...
Ve aradan geçen uzun yıllardan sonra Mevlana’nın doğduğu topraklara çile yağıyordu. Çocuklar yetim evler virane kalmıştı. Bir büyük fırtına esmiş ve nice ulu çınarlar devrilmişti. ”Allah’ım değil insana hayvanlara bile bu acıları vermesin” diye dua edilen günler yaşanıyordu Ata yurdunda. Bir gurup vakti babası Sibirya buzullarına sürgüne, anası vahşi insanlar tarafından bilinmeyen meçhullere alınıp götürülen milyonlarca çocuk kendilerine uzanacak bir el bekliyordu.
Asya steplerinde bu acılar yaşanırken Anadolu’dan yükselen sesler demir perdeyi aşan çığlıklarla sancılı şafaklarda buluşuyordu. Ve Anadolu’dan yükselen güçlü bir ses ”Gidin, Asya’yı okullarla donatın ve ışığınınzı siyahı beyazdan ayırmadan insanlara yayın” diye haykırıyordu. Bu sözler Anadolu insanını ateşlemeye yetmişti.
Ve Anadolu’dan kalkan yiğitler bin yıl önce Horasan Erenlerinin yaptığını yapıyordu. Anadolu insanı ”Beyaz Gemi”de kaybolan milyonlarca çocuğu aramaya koyulmuştu Asya steplerinde. Hiçbir karşılık beklemeden, Anadolu’nun vefakar insanları Asya’ya koşuyordu. Şimdi ata toprakları çok daha büyük , kapsamlı, kalıcı yeni bir hamleye sahne oluyordu; muhteşem bir köprü kuruluyordu... Eğitim hamlesi.
Mevlana aşkı gibi zamana ve mekana sığmak bilmeyen bu sevda ata yurduna da sığmıyor ve taşıyor dünyanın dört bir köşesine. Uzakdoğu, Amerika ve Afrika derken sarıyor sevgi okulları tüm dünyayı. Okuldaki ilk gününde eve dönünce ”anne beyaz adam başımı okşadı” deyip sevinçten ağlayan Afrikalı çocukların hikayeleri duyulmaya başlandı şimdide.
Bu okullardaki öğretmenler aç mı kaldı? Elindeki tek lokmayı kendisinden daha aç olana yedirir. Bu ona daha çok lezzet verir. Susuz mu kaldı? Tasını kendi dudaklarından daha kuru olana uzatır ve suyu ona içirir. Kendine can gelen o kuru dudaklardaki tebessüm bir zülâl olur ve onun dudaklarını serinletir.
Bir eğitim bakanı ülkesindeki türk öğretmenlerden bahsederken diyor ki: ”Her milletin kahramanları vardır. O kahramanlar o milletlerin bağımsızlık mücadelesini veren kişilerdir. Bizim tarihimiz yazıldığı zaman, bu Türk Okullarında çalışan öğretmenler bizim kahramanlarımız olarak yazılacaktır”
Hiçbir kahramanlık payesinde gözü olmayan günümüzün mevlanaları diyebileceğimiz bu yiğitlere seslenmek istiyorum..
Sen, yârdan, yârandan, candan, canandan, anadan, babadan ve bunlardan da öte toprağının her zerresine binlerce ruhun olsa fedâ etmeye âmade olduğun aziz vatanından ayrılmış ve bu yad ellerde insanlığa hizmet etmeye azmetmişsin.
Ve sen sabrı nasıl bir iştah haline getirmişsin ki, dövene elsiz değil; şefkat elinle onun başını okşuyorsun; sana ağzı dolu dolu sövene bal şerbeti sunuyor ve gönlünü darmadığın etmeye yeltenmişlerin gönlünü almaya çalışıyorsun.
Söyle bana, sen nefsini burak edinenelerden misin?... Yoksa hayál atının topalladığı diyarda dolu dizgin at süren sen miydin. Artık bana kendini bildirsen de olur, benden kendini gizlesen de olur. Çünkü anladım ki, seni, senden ve senin gibi olanlardan başkasının anlaması zordur.
Evet onlar dünyayı bir gül bahçesine çevirmek için yola çıktılar. Gül oldular, gül ektiler çevrelerine güller ve gülücükler dağıttılar. Umut oldular koca bir dünyaya. ”Gül kokusundan bayılan adam” ve böylelerinin hali onları şaşırtsada yadırgamadan gül ekmeye devam ettiler.
Dünyada sevgiyi ve barışı egemen kılmak için bundan daha güzel, daha kalıcı ve etkili bir hizmet yapabilir misiniz?
Mehmet ASLAN
30.03.2007 - Bakü

Mehmet ASLAN Fotoğraf
Psk.Dnş.Mehmet ASLAN
Gaziantep
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları Kayıtlı
ÖYKÜ: Yüreğimde Bir Göçmen Çocuk, 22-03-2012 11:51
Özel bir gündü. Gerçi bayramlar hep özeldir ama bu başkaydı. Türkiye’den ayrı geçireceğim ilk bayramdı bu. Yani benim için özel bir gündü. Sabah uyanırken de, güneşi ufukta görürken de, arkadaşlarla bayramlaşırken de hissettim bunu. Ve dönüp en yakınımdakine dedim ki: “Bu gün çok özel bir gün olacak”
Daha göçmen ne demek onu bile tam olarak anlayamamışken, bir bayram sabahı onlara yardım etmek için çıktık yola. Otobüsteki çocuklar çok heyecanlıydı. Sadece onlar mı? Hayır, ben onlardan da heyecanlıydım. Yüreğim tıpkı bir çocuk yüreğiydi sanki…
Önce bir okulda yardımlar ihtiyaç sahibi göçmenlere verildi. Daha sonra bir göçmrn mahallesine doğru yola çıktık. Hava soğuktu ve karla yağmur sanki sıraya girmiş gibi ardı ardına yağıyordu. Sonunda vardık şehir dışındaki göçmen mahallesine. Öğrencilerle beraber yardımlar göçmenlere evlerine gidilerek teslim ediliyordu.
Dışarıda o soğuk havada çamurun içinde oynayan bir çocuk dikkatimi çekti. Gayri ihtiyari o tarafa doğru yaklaştım. 6-7 yaşlarında görünüyordu. Bitkin ve üzgün bir ifadesi vardı. Hayır hayır oynamıyor, çamurun içinde bir şey arıyordu. Çok geçmeden onu izleyen meraklı bakışlarımı fark etti. “Niye bakıyorsun gel yardım et” dedi. Şaşırdım doğrusu, ondan böyle bir medeni cesaret beklemiyordum. Yanına gidip: “ne arıyorsun bu çamurun içinde” dedim. Heyecenlı bir şekilde :“Babam on qepik vermişti, buraya düştü.” deyiverdi.
Tebessüm ettim o an ve bu hali çok hoşuma gitti. Kimbilir belki de çocukluğumdu aklıma gelen ve beni güldüren. Ama o benim gülmemden pek hoşlanmamış ve “niye gülüyorsun, ben paramı kaybettim…” diyordu ve bunu söylerken çok sinirli görünüyordu.
Neyse bugün bayram ve büyükler küçükleri sevindirmeliydi. Ona dedim ki: bugün bayram bende hiç parası olmayan bir çocuğa bayram harçlığı vermek istiyordum ama hepsinde de biraz para vardı. Şimdi sen on qepikini kaybettiğine göre hiç paran yok öyle değil mi?” Birden gözleri parladı ve “yok, hiç param yok. Bana on qepik verecek misin” dedi. Ona hayır, on qepik değil ama biraz vereceğim. Ama sorduğum soruyu bilirsen” dedim. “cevabi gecikmedi: bilirim bilirim. “peki söyle bakalım on tane on qepik kaç yeni manat yapar? Hemen atıldı soruya ve cevapladı. “çok kolay, bir manat yapar. “evet cevabı bildin ve bu bir manatı almaya hak kazandın. Çok sevinmişti çok… Onun tarif edilmez sevincini görünce “Bu gün çok özel bir gün olacak” dedim.
Gel bakalım seninle tanışalım dedim. Ve tanıştık ismi Metin’miş ve Fuzuli’denmiş. Buralardaki herkes Fuzuli göçmeniymiş. Toprakları işgal edilince buraya gelmek zorunda kalmışlar. Fuzuli nasıl bir yer anlat bakalım dedim. Oda çat pat bir şeyler anlatmaya çalıştı. Sen gördün mü fuzuli’yi diye sordum. “hayır ben hiç görmedim ben burada doğdum.” Peki görmek istemez misin? “tabi ki isterim hem de çok isterim.” dedi ve sanki en başından beri bu fırsatı bekliyormuş gibi hızla konuşmaya devam etti: Ben büyüyünce gidip geri alacağım hem Fuzuli’yi hem de bütün Karabağ’ı. Oradaki evimiz bu ev gibi değilmiş. Çok daha güzelmiş. Babam ve kardeşlerimle beraber evi tamir edip orda yaşayacağız. Bizim evin önünde büyük bir ceviz ağacı varmış, onun üstüne de tahtadan bir ev yaparım. Sonra dedemin mezarı da ordaymış. Babam hep söylüyor birgün dönersek mezarı tamir edecekmiş……
Konuşma böylece uzayıp gitti. Sanki yıllardır içinde biriktirdiklerini bir anda boşalttı. Bir çocuk yüreğine Fuzuli’yi koymuş dolmamış bütün Karabağ’ı koymuş. Onun yüreği ailesinin, bütün göçmenlerin ve belki bir milletin yaşadığı tüm acılardan izler taşıyordu.
Evet bugün gerçekten çok özel bir gündü. Artık ayrılma zamanı gelmişti. Metin’le vedalaşıp giderken sanki yüreğimin bir parçasını bu göçmen mahallesinde bir çocuğun yüreğine bırakmış gibiydim.
Ben etrafımda gözlerinin içi gülen çocuklar görmek istiyorum, YA SİZ?

Yüreğimde bir göçmen çocuk
Bir çocuk yüreğinde bütün dünya
BAKÜ-2006

Mehmet ASLAN Fotoğraf
Psk.Dnş.Mehmet ASLAN
Gaziantep
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları Kayıtlı
ÖYKÜ: Güzel Bakan Güzel Görür, 22-03-2012 11:49
Her insanın hayata bir bakış açısı vardır ve yine her insan olayları yine bu bakış açısının subjektifliği nedeniyle kendi açısından görür ve değerlendirir.
İki gezgin arkadaş beraber yolculuk ediyorlarmış. Bir şehre gelmişler ve şehre girince birbirlerinden ayrılmışlar. Her ikisi de aynı şehri gezmelerine rağmen tuttukları notlar hayli farklıymış. Biri insanlara ön yargılı bakan fena düşünceli gezgin, gördüğü ve yaşadığı olayları hep kötü tarafından yorumlamış. Diğer gezgin güzel düşünceli olduğundan olayların güzel taraflarını görmüş. Sonuçta her ikisi de aynı şehri anlatmışlar ama gezi notlarını görenler birbirinden çok farklı iki şehre gittiklerini düşünmüşler. Yine anlatılır: Bir ayakkabı firması iki çalışanını yerlilerin yaşadığı uzak bir adaya gönderir. Firma çalışanlarından biri adaya inip araştırma yapınca şirketine şöyle bir faks geçer. “Maalesef burada herkes ayakkabısız geziyor, kimse ayakkabı giymiyor, burada bize iş yok, ben ilk uçakla geri dönüyorum.” der.
İkinci eleman da incelemesini yaptıktan sonra sevinçle faksını çeker. “Burada kimsenin ayakkabısı yok, herkesin ayakkabıya ihtiyacı var. Müthiş bir müşteri potansiyeli var.” Evet, işte bizler de aynen bu hikayelerde olduğu gibi günlük yaşantılarımızda bakış açımızın sonuçlarını yaşıyoruz. Olaylara güzel tarafından bakmasını bilenler ve bilmeyenler. Her şeyde her olayda ve her insanda olumsuz bir yön bulmak mümkün olabilir. Fakat her şeyde olumsuzu aramak ve olumsuzu görmek hayatı bize zehir edebilir. Etrafınıza şöyle bir bakın göreceksiniz ki bazı insanlar sanki sadece başkalarının açıklarını aramakla ve onların hatalarını bulmakla görevliymiş gibi davranıyorlar. Olaya kötü tarafından bakmayı alışkanlık haline getirenlerin şöyle bir savunmaları vardır: “Tedbiri elden bırakmamak gerekir, olaylara olumlu tarafından bakarsak zayıflık göstermiş oluruz”. İlk bakışta haklı gibi görünseler de aslında bu tür düşünceler “güvensizlik” duygusunu pekiştireceğinden insanlar arası ilişkileri de bozacaktır. Olumlu bakış açısı olayları daha net görmemizi sağlar. Olumsuz bakış açısı ise ilk örnekte olduğu gibi bazen ayağımıza gelen fırsatları teptirecek davranışlar sergilememize sebep olur. Olumlu pencereden bakmayı “Polyannacılık” ile de karıştırmamak gerekir. Karşılaştığımız her şeye olumlu tarafından yaklaşmalı olayın bizzat kendisi tüm olumsuzlukları içinde barındırıyorsa ondan uzak durmasını da bilmeliyiz. Bakışlarımızı güzelleştirelim, insanlara potansiyel suçlu, olaylara da bizi mahvedecek kötü birer tuzak nazarıyla bakmayalım. Olumlu pencereden bakmak hayattan alacağımız tadı da arttıracaktır. Bir büyük ne güzel söylemiş:
Güzel bakan güzel görür,Güzel gören hayatından lezzet alır.

ARALIK 2006 - BAKÜ

Serkan YILDIRIM Fotoğraf
Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM
Eskişehir
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Özel ÜyesiTavsiyeEdiyorum.com Üyesi8 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi VarTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Geçmiş, 21-03-2012 19:21
Özlüyorsan o an dile getirilenleri, yaşananları,
Ve geride kaldıysa her şey, havaya karıştıysa söylenenler,
Elde avuçta bir şey kalmadıysa,
Avare avare yaşadıysan bir süre hayatı,
Nasıl geçtiğini anlamadıysan,
Yeniden uyandıysan hayata,
fark ettiysen anı yaşamayı,
geçen günlerde kaldığını her güzelliğin.
bunu öğrendiysen..
geçmişten demir alma zamanıdır.
yeni güzellikler yaratma zamanıdır.
yaratıp zevk alma zamanıdır.

Serkan YILDIRIM

Serkan YILDIRIM Fotoğraf
Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM
Eskişehir
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Özel ÜyesiTavsiyeEdiyorum.com Üyesi8 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi VarTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Mutluluk Mu ?, 21-03-2012 19:21
mutluluk mu, nerede mi?
Sanırım bir kitabın içinde
Satırlar arasında,
Bir şiirde, şiirdeki bir anlamda,
Sanırım bir çiçeğin renklerinde,
Sanırım güneş ışığında, hissettirdiği sıcaklıkta,
Sanırım rüzgarın o serin dokunuşunda,
Sanırım bir arkadaşı dinlemekte,
Bir insana sarılmakta, yardım etmekte,
Bir şeyi keşfetmekte,
yeni bir şeyler öğrenmekte, öğretmekte,
Bir yemeğin tadında, bir pastanın veya bir kahvenin tadında,
Güzel bir uykunun sabahında sanırım,
Sanırım biraz cesarette biraz korkuda biraz kaygıda gizli
sanırım denizin renginde, denizin sesinde
sanırım aldığımız havada,
kendimizi sağlıklı hissedişimiz de,
sanırım bir çocuğun yürüyüşünde
belki bunların hepsinde hepsinde
hepsinden tatmak lazım
hepsinden biriktirmek lazım
toplamak lazım ruhumuza

Serkan YILDIRIM

Nalan EYİN Fotoğraf
Psk.Nalan EYİN
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi13 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı MevcutTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Ayrılık Zamanı, 22-12-2011 18:43
Seni sevmeyi,
Kağıt kesiği hatalar yaptığını
Anladığımda bıraktım..

(N.Eyin)

Nalan EYİN Fotoğraf
Psk.Nalan EYİN
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi13 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı MevcutTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Ölüsü...Dirisi..., 22-12-2011 18:41
Sahtekar tebessümünde
Başkasını güldürüp
Kendini ağlatmandı
Müebbet cezan...

Ölüsü senin,dirisi benim şimdi!

Nalan Eyin

Nalan EYİN Fotoğraf
Psk.Nalan EYİN
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi13 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı MevcutTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Etiyoloji, 22-12-2011 18:37
Şimdi bir kara delik gibi
Yutuyor mu yalnızlığın seni?

Demek ki kimse benim gibi
Kalp çekiminde tutamamış yüreğini...

Nalan Eyin

Deniz YILMAZ Fotoğraf
Psk.Deniz YILMAZ
Zonguldak
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiFotoğrafı MevcutTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi Var
ÖYKÜ: Küçük Kemal, 15-12-2011 14:17
Küçük Kemal ?

Bizim mahallede bir çocuktu. Bitlisli bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Kendisi 3 yaşındayken gelmişlerdi bizim oralara. Göç etmişlerdi. Neden göç ettiklerini bilmiyordum. Birlikte top oynardık. O, ben ve diğer çocuklar. Çocuktuk tabii, farkında değildik hayatın henüz. Yüzümüze vuracak o tokatının. Sabah çıkardık evden top peşinde koşardık, akşamları saklambaç oynardık. Gürültümüzden bütün mahalleyi rahatsız ederdik. Sonra okul çağımız geldi, okula başladık. Aynı sınıftaydık Küçük Kemal’le. İkimizin de dersleri iyi sayılmazdı. Ama ben takıntısız bitirdim okulu. Kemal kaldı 2. ve 3. sınıfta. Babası zaten sık sık döverdi onu sınıfta kalması da bahane oldu, daha çok dövmeye başladı. Okulda da çok ezilirdi, iyi Türkçe konuşamazdı, aksanı bozuktu. O sınıftaki bütün kötülüklerin mümessiliydi, dersin huzurunu bozardı, öğrencilerden birinin çalınan bir şeyi olsa ondan sorulurdu hesabı. “Öğretmenim ben çalmadım yemin ederim” derdi. Ama ağlamazdı hiç. Ağlamayı bebekken unutmuştu. Baba dayağı unutturmuştu ona ağlamayı. Sonra babası okuldan aldı onu, o da zaten sınıftan memnun değildi “kötü” çocuk olarak. Alışamamıştı okula ve bizim hayatımıza. Ben devam ettim okumaya, ilk okulu bitirdim, o babası ile pazarcılığa başladı. Perşembe günleri bizim mahallede kurulan pazarda görürdüm onu okul çıkışında. Benim elimde okul çantam, onun gözlerinde özlem vardı sanki içten içe. Çağırırdım onu top oynamaya, gelemeyeceğini söylerdi. “Ben artık çalışıyorum oğlum, bana göre değil top mop”.

Büyüyordu Kemal ?

Ailesinin ekonomik durumu mahallenin genelinden çok daha düşüktü. 12 kardeşi vardı. Anne ve babası ile 14 nüfus. Kardeşlerinin bir kısmı köylerindeydi. Bir kısmı ise çalışıyordu. Oto tamircisinde, tornacıda, bir kısmı ise kendisinden küçüktü. Ailesine destek olmak zorundaydı. Top oynamak ona göre değildi. O büyüyordu, biz hala çocukken. Bu dönemde baba dayağı daha da arttı, hem dayak yedi, hem çalıştı. Hem çalıştı, hem dayak yedi. Akşamları yorgun geçerdi sokaktan biz saklambaç oynarken. Genelde görmemezlikten gelirdi bizi. Bazen de yönlenirdi bize doğru fakat babasının tokatı ile yoluna devam ederdi. “Eşek herif kaç yaşına geldin hala saklambaç mı oynayacaksın?” Öyle ya büyümüştü artık Kemal! Çalışıyordu o! Saklambaç çocukların işiydi.

Büyüdü Kemal ?

O büyüdükçe babası daha çok döverdi onu. Annesi dilsiz gibiydi. Eve hizmetçi gelmişti sanki. Reis ne derse onu yapardı, Kemal’in yediği dayaklara ses çıkartmazdı. Sanki hayat önce çocukluğunu, sonra anneliğini çalmıştı. Artık insanlığı da çalıntı olmuştu, aramıyordu, bulmak istemiyordu, belki de bulunması gerektiğini de bilmiyordu. Kemal dayak yemeye devam ediyordu. Biz 15 yaşına gelmiştik. Kemal yeniden sokaklara dönmüştü, işten çıktıktan sonra eve gitmezdi, sokaklar onun evi olmuştu. Babası da karışmazdı ona, zaten çalışmaya geliyordu gün boyu, eve gelse de olurdu gelmese de. Kemal baba dayağından kaçmıştı. Sokaklara atmıştı kendini, ama atladığı sokak bizim denizimiz değildi, o kayalıklara atlamıştı. Bizim kumlu denizimizin içinde okul vardı, aile vardı, oyun vardı, dayak yoktu. Bizim deniz sığdı ona göre, o derinlere yüzdü. Kemal uzaklaştı bizim hayatımızdan, yeni arkadaşları oldu, sigaraya başladı. Elinde sigarayla geçerdi sokaktan “büyük Kemal”. Evinden ayrıldıktan sonra nerede kaldığı belli değildi, babası sormazdı hiç, biz de sormadık, unutuyorduk Kemal’i yavaş yavaş. Bizim ahlaklı ailemize göre artık ipsiz sapsız olmuştu, Sapsız ipsiz adamların arkadaşıydı çünkü. Babalarımızdan öğütler gelirdi, Kemal ile arkadaşlık yapmamamız hususunda, bizde zamanla konuşmamaya başladık serseri Kemal’le. Bizim Kemal’i reddetmemiz ile ailesinin reddetmesi aynı zamana denk gelmişti. Babası artık onu görmek istemiyordu. Kemal aileye yarar değil zarar getiriyordu. Kemal’i seven kalmamıştı.

Yaşlanıyordu Kemal ?

Sigara, alkol, uyuşturucu kullanmaya başlamıştı. Kafası dumanlı geçerdi serseri Kemal sokaktan. Yürüyemezdi, yüzünün rengi değişmişti, yüzünün kemikleri belli oluyordu, rüzgar sarsıyordu Kemal’i yürürken sanki. Kemal sanki 17 yaşında yaşlanmıştı. Parada lazımdı Kemal’e, nerden bulacaktı kullandığı maddelerin parasını? Çalışmıyordu, çalışamazdı zaten. Çalmaya başladı, gaspa… Evlere girmeye, araba teybi çalmaya, bakkal soymaya. Kızardık biz, küfür ederdik. Kendimiz ile kıyaslardık. “Salak herif” derdik. Adam olamadığı için küçümserdik. Artık Kemal’in bizim denizimizde yeri yoktu, kirletirdi sularımızı. Tamamen konuşmaz olduk, gördüğümüzde yolumuzu çevirmeye başladık.

Öldü Kemal ?

Sonra…

Doğdu, büyüdü, yaşlandı, öldü Kemal. Öldüğünde 20 yaşındaydı. Evinde ölü bulundu yani sokakta. Otopsi raporunda şunlar yazıyordu.

•Çok düşük ekonomik seviye,
•Çocuk yaşta çalışma hayatı,
•Baba dayağı,
•Dışlanma/reddedilme,
•Sokak yaşantısı,
•Madde kullanımı,
•Sahipsizlik.


Kimse gitmedi cenazesine anne ve babası da dahil. Belediye kaldırdı.

Kemal, Mustafa, Ali, Ahmet, Hüseyin, Ayşe, Halise sokaklarımızın bütün çocukları. Kaç çocuğumuz sokağa itiliyor, kaç çocuğumuz suça yönlendiriliyor. Kaç çocuğumuz çocukluğunu yaşamadan ölüyor acaba? Göz göre göre, her gün, her saat.

15.06.2009

İstanbul

Deniz YILMAZ Fotoğraf
Psk.Deniz YILMAZ
Zonguldak
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiFotoğrafı MevcutTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi Var
ÖYKÜ: Sokak Çocukları, 15-12-2011 14:16
Bizim hiç yıldızımız olmadı gökyüzünde, her gece bakıştığımız.

Bizim hiç güneşimiz olmadı, altında denize girdiğimiz.

Bizim hiç ağacımız olmadı, gölgesinde piknik yaptığımız.

Bizim hiç yağmurumuz olmadı, evin camından izlediğimiz.

Bizim hiç karımız olmadı, kardan adam yapıp burnu yerine havuç taktığımız.

Dört mevsimi severek yaşamadık biz, hani ilk baharda aşık olunur derler, hani sonbahar hüzün getirir insana. Bizim baharımızda olmadı, yazımızda, kışımızda.

Ailemiz olmadı akşam birlikte yemek yediğimiz, kardeşimiz olmadı kıskançlık yaptığımız, sevgilimiz olmadı dudaklarından öptüğümüz.

Bizim sadece bir şeyimiz oldu. Sokaklarımız.

Orada yağan yağmurda bir, açan güneçte bir bizim için,

Açlık aile,

Tehlike sevgili oldu bize,

Okulumuz hayat okulu,

Mezun olamaz kimse…!

Deniz YILMAZ Fotoğraf
Psk.Deniz YILMAZ
Zonguldak
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiFotoğrafı MevcutTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi Var
ÖYKÜ: Işık Yolu, 15-12-2011 14:15
Kapkaranlık bir hücredesin, uyumaya yerin var, uyanmaya ise gücün yok.

Ya yürüyebiliyorsun bu hücrede 10 adım sağa, 10 adım sola, ya da uyanmaya yerin yok.

Sırtın sürekli sağlamda, hücre 4 duvar.

Aynı hayatı yaşamanın kolaylığı, bir o kadar da sıkıcılığı.

Yıllar geçiyor yavaşlamadan.

Hücre, orada mutlu olduğunu sandığın şeylerle dolu.

Küçücük böceklerle.

Not ortalaması böceği, diploma böceği, kariyer böceği, yüksek gelir böceği, 1-2-3 ev, araba ve yazlık böceği.

Alışıyorsun hücre böceklerine. Böcekler mutlu ediyor önce seni.

Yıllar sürekli geçiyor. Sıkılıyorsun.

Sonra böceklerin küçüklüğünü ve pis olduğunu fark ediyorsun.

Böcekler tat vermiyor sana. Miden bozuluyor, hasta oluyorsun.

Hastalık düşündürtüyor seni. Düşünmeye başlıyorsun.

Başladıkça korku sarıyor seni. Alışkanlıklarından vazgeçme korkusu.

Böceklerin sahte sıcaklığından ayrılmanın belirsizliği, onlara sahip olmanın verdiği varoluşun anlamsız anlamı.

Sırtını dayadığın, böcekli dört duvarın sana yaşattığı muhafazakar olmanın kolaylığı aklını çelmeye başlıyor.

Ama hastalık düşündürtüyor, böceklerin monotonluğu mideni ağrıtıyor.

Yıllardır buradasın.

Dışarısı nasıldır acaba?

Karar veriyorsun. “çıkacağım buradan”

“sıkıldım lanet olası dört böcekli duvardan”

“aynı şeyleri yapmak, aynı hengameyi, ilişkisiz ilişkileri yaşamaktan”

Başlıyorsun kazmaya.

Küreği her vuruşunda toprağa, biraz daha sen oluyorsun.

Korkuyorsun, merak ediyorsun, terliyor ve yoruluyorsun.

Emek verdikçe sen oluyor, sen oldukça daha çok emek veriyorsun. Yaaavaşşş yaaavaşşş.

Kısa sürmüyor kazı işi, kazdıkça kazıyorsun.

Gözlerin karanlığa alışmış, ışığı merak ediyorsun.

Yavaş yavaş aç diyor bir ses gözlerini.

Yavaaaşşş yavaaaşşş.

Korkma !

Orası aydınlık, sonunda huzur bulacaksın.

23.12.2009

İstanbul

Deniz YILMAZ Fotoğraf
Psk.Deniz YILMAZ
Zonguldak
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiFotoğrafı MevcutTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi Var
ÖYKÜ: Mevsimlik Hayatlar, 15-12-2011 14:13
Bir masalcı varmış, köyleri gezer, her gittiği köyde masal anlatırmış.

Parça parça anlatır, ilk kısım bittikten birkaç ay sonra gelir masalını tamamlarmış.

Köyün bütün çocukları masalcı gidince ağlar “o günü” beklermiş. Geliş gününü…

Masalcı gelecek masalını anlatacak, gülen yüzünü gösterecek, çocukların başını okşayacak, onları kucaklayacak ve yanaklarından öpecek…

Bir baba varmış bir de anne

Köyleri boşaltılmış, göçe zorlanmış, ailesi ile birlikte şehir merkezlerinin varoşlarına yerleşmişler.

Gittikleri yerde topraksız, işsiz kalmışlar.

Kamu istihdamı az, özel sektör acımasızmış.

Karınlarını doyuramaz, çocuklarına şeker alamaz, onları okula gönderemez olmuşlar.

Sonra kendileri gibi onlarcası ile bir kamyona binmişler.

Balık istifi yolculuk

Irkçı tacizler

Sağlıksız barınma

Düşük ücret

Sigortasız bir şekilde birkaç ay çalışıp varoşlarına geri döneceklermiş.

Gidenlerin çocukları ağlar “o günü” beklermiş. Geliş gününü…

Babaları gelecek onlara şeker alacak, anneleri gelecek yanaklarından öpecek.

Doğudaki çocuğun beklentisi ile batıdakinin beklentisi çok farklı.

Fakat, göz yaşları bütün çocuklarda aynı.

Çocukların ağlamadığı, anne ve babalarından ayrılmak zorunda kalmadığı, eşit ve adaletli bir dünya mümkün !

27.10.2010

Zonguldak

Deniz YILMAZ Fotoğraf
Psk.Deniz YILMAZ
Zonguldak
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiFotoğrafı MevcutTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi Var
ÖYKÜ: Fal, 15-12-2011 14:12
Bir bebek geldi dünyaya

Tertemiz, saf.

Papatya koydu adını annesi babası

İç ısıtan gülümsemesi, gülen gözleriyle etrafa baktı.

Çayırlarda bayırlarda büyüdü papatya

Açtı yapraklarını

Sevgisini verdi, umut oldu etrafına.

Papatya büyüdükçe herkes ona bakar oldu

En vahşi, en kirli en akıl almaz hesaplarla

Herkesin düşüncesinde o vardı.

Yeşerdi papatya, yaprakları uzadı, boyu büyüdü

Planlar yapıldı

Herkesin düşüncesinde, hesabında onun bir yaprağı…

En vahşi, en kirli en akıl almaz hesaplar adına kopartılmak istendi yaprakları

Önce kadınlar koparttı yapraklarını

Kopartmak yetmedi paylaşmak istedi hesaplar uğruna

Kamu görevlileri, esnaf, vatandaş

Herkes istedi yaprağını

Her yaprağı koptuğunda incildi, kırıldı, korktu

Ağladı, ağladı, ağladı papatya

O ağladı birileri güldü

Birileri güldü o ağladı

O ağladı adalet sustu

İnsanlık sustu.

Yaşayacak mı? Yaşayamayacak mı?

Sağlıklı mı olacak? Hasta mı?

Güvenebilecek mi insanlara? Güvenemeyecek mi?

Olgunlaşabilecek mi? Çocuk mu kalacak?

Gülebilecek mi papatya?

Sevebilecek mi acaba?

04.10.2010

Zonguldak

Nalan EYİN Fotoğraf
Psk.Nalan EYİN
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi13 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı MevcutTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Darağacı, 08-12-2011 12:37
Kelâmımdan zerre korkmazken,
Kağıt üzerinde
Kalemimle kurduğum
Darağacında
veriyorum idam hükmünü...


Nalan Eyin

Nalan EYİN Fotoğraf
Psk.Nalan EYİN
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi13 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı MevcutTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: In My Opinion, 08-12-2011 11:33
Kader, elimizdeki seçeneklerin koalisyonudur.
Bir başkasının kaderi ise,
Hayatımızın matrisidir.


Nalan EYİN

Nalan EYİN Fotoğraf
Psk.Nalan EYİN
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi13 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı MevcutTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Bencillik, 06-12-2011 23:43
Sana bahşiş olarak bıraktım
Veda sözcüklerini...
::::::::::::::::::::::
Yastık niyetine başımın altına alıp,
Uykusuz kalmamak için her gece.


Nalan Eyin

Nalan EYİN Fotoğraf
Psk.Nalan EYİN
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi13 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 7 Makalesi varFotoğrafı MevcutTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
ŞİİR: Soru-Cevap, 06-12-2011 23:41
soru: Acılar mı olgunlaştırır insanı
Yoksa olgunlaştıkça mı acı çekmeye başlıyor insan?


cevap: Canını acıtan şey,ruhunda yamanması zor delikler açtığında ,
Evrim geçirir ruhun, varlığını sürdürebilmek için...
Yani ruhuna "OL"-an bu,
Olgunlaşan şey acı aslında...


Nalan Eyin


Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarlarına aittir ve öykü ve şiirler üye yazarlarımız tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmıştır. Burada yer alan eserler yazarlarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

00:20
Top