2007'den Bugüne 83,826 Tavsiye, 26,309 Uzman ve 18,757 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Anne - Baba Tutumu ile Çocuğun Cinsiyet Rolü Arasındaki İlişki
MAKALE #17990 © Yazan Psk.Ramazan KAMÇI | Yayın Şubat 2017 | 2,852 Okuyucu
Çocukluğumuzda edindiğimiz deneyimlerin etkisi yaşam boyu sürmektedir. Geleneksel cinsiyet rolleri kadınlarla erkeklerin farklı oldukları inancı hem kadınlar için hem de erkekler için olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu sıkıntılı sonuçlar insanların kendilerini gerçekleştir melerine, mutlu olmalarına hatta sağlıklı olmalarına engel olmaktadır.

Toplum kadın ve erkeğe farklı davranmakta, onlara farklı özellikler, davranışlar ve görevler yüklemektedir. Hem genç kadınlar hem de genç erkekler kadınlık ve erkeklik rollerinin toplumsal olarak belirlenmiş olduğu düşünülmektedir. Genç kadınların daha "Hanım hanımcık" erkeklerinde "Efendi" olmaları gerektiği ana-babalar tarafından öğretilen önemli hususlardan biri olarak belirtilmiştir. Bu tanımlamaların içine görünüşten davranışa, konuşmadan meslek seçimine kadar, hayatının çeşitli alanları dahil edilmektedir. Genç erkekler bu farlılığın ayrımında olmakla birlikte, bu durum onların gündelik yaşamlarıyla ilgili ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Erkekler, kadınlarla erkekler arasındaki somut farklılıkları genç kadınlar kadar net ifade edememektedir. Öte yandan Genç kadınların düşüncelerinin bu konuda daha net olduğu görülmektedir. Toplumsal olarak erkeklerin daha üstün olduklarını açıkça ifade etmektedirler; onların gündelik yaşamda daha "Rahat ve Özgür" hareket edebildiklerine inanmaktadırlar. Hem genç erkek hem de genç kadın guruplarında çok az sayıda olmakla birlikte kendilerinden beklenen toplumsal rollere uygun davranmayı önemsemeyen; eşitlik konusunda ilerleme görülebilmesi için kendilerinin çaba göstermesi gerektiğine inanan ve çok radikal olmamakla birlikte direnç gösteren gençler olduğu görülmüştür. Örneğin, saç uzatma, genç kadınların rahat ettikleri gibi giyinip hareket etmeleri gibi(Akın,Özvarış,2004).

Cinsiyet rolü (Gender Role); belli bir kültürde, düşünce, duygu, ilişki kurma tarzı, tutum, giyim kuşam v.b. olmak üzere erkeğe ve kadına özgü olduğu düşünülen; bu temelde cinsiyete uygun davranış olarak erkekten yada kadından beklenen kadın yapılarının ve sterotipik rollerin toplamıdır.bunun sosyolojik bir tanım olduğuna ve zamana, kültüre, sosyo-ekonomik statüye v.b. bağlı olarak değişebileceğine dikkat etmek gerekir. Büyük ölçüde ailenin yetiştirme tarzına bağlı olarak şekillenen bu rol kişinin biyolojik cinsiyetine uyabilirde uymayabilirde(Budak,2000).

Cinsiyet ikili bir sınıflamaya karşılık gelmektedir. Kadın ve erkek, bebekler doğduklarında (hatta doğmadan önce) sahip oldukları cinsiyet organına bakılarak ya kadın yada erkek cinsiyet gurubuna ait olarak kimliklenmektedirler(Sterling,1998). İnsanların ille de erkek yada kadın olarak kategorileştirilmesine karşı çıkmaktadır; ona göre insanları iki cinsiyetten birine ait olarak düşünmek yeterli değildir.Bazı insanların biyolojik yapıları bu ikili sisteme uymayabilir. Fausto-Sterling beş cinsiyetten söz etmektedir. Bunlar: Kadın ve erkeğin yanı sıra, biyolojik olarak hem erkek hem de kadın olanlar(Hermaphrodites), baskın olarak erkek olan ama kadın özellikleri taşıyanlar(male pseudohermaphrodites), ve baskın olara kadın ama erkek özellikleri de taşıyanlar (female pseudohermaphrodites) vardır.

Bem(1983),insanların cinsiyet rollerini benimseme bakımından çeşitlendiğini ileri sürmüştür.Bem'e göre kimi kendi cinsiyetindekiler için geleneksel olara uygun bulunan cinsiyet rolünü daha çok benimserken(Kadınsı kadın ve Erkeksi erkek), kimi bu rolün tam karşıtını daha çok benimsemektedirler.(Kadınsı erkek ve Erkeksi kadın) öte yandan kiminde geleneksel olarak hem kendi cinsiyetine hem de diğer cinsiyete uygun bulunan rollerin ikisini de yüksek düzeyde benimsediği(Hem kadınsı hem erkeksi-androjen), kiminin de düşük düzeyde benimsediği(Ne kadınsı ne de erkeksi-farklılaşmamış) belirlenebilmektedir. Burada önemle üzerinde durulması gereken nokta toplumsal cinsiyet rollerinin bireyin cinsel tercihlerinin belirleyicisi olmamasıdır.

Toplum tarafından kız ya da erkek olarak etiketlenmelerinin ardından çocuklar cinsiyetin kültürel anlamlarını öğrenmeye ve kazanmaya başlar. Cinsiyetin kültürel anlamları, toplumsal cinsiyet rolleri olarak görülür. Toplumsal cinsiyet rolü; toplumun tanımladığı ve bireylerin yerine getirmeleri beklendiği cinsiyetle ilişkili bir gurup beklentidir. Sosyalleşme süreci ile kız ve erkek çocuklar çeşitli nesneleri, etkinlikleri, oyunları, meslekler ve hatta kişilik özelliklerini onlar için "uygun" ya da "uygun değil" ayırt etmeyi öğrenir. Ancak çoğu zaman toplumun beklentileri kadın ve erkek tarafından karşılanmak istenmektedir. Örneğin, Başarılı ve mesleki gelişmeye güdülü bir kız, evlenip çoluk çocuk sahibi olması beklenirken üniversiteye gidip okumak, meslek ve kariyer sahibi olmak isteyince ailesiyle, toplumla ve kendisiyle çatışmaları başlamakta bu da derin sorunlara neden olmaktadır. Çocuklarıyla daha çok zaman geçirmek ve hobileriyle daha çok ilgilenmek isteyen bir erkek ise evinin ekmeğini kazanmak ve her zaman daha çok kazanmak zorunda olduğunu hissetmekte ve bu sorumluluktan bunalabilmektedir.

Freud'un psikoanalitik kuramında toplumsal cinsiyet rollerinin kazanımına ilişkin olarak üç dönem görülmektedir(Fast, 1993):çocukların cinsiyetler arasındaki farklılıkların farkında olmadıkları dönem, farlılıkları anlamaya başladıkları dönem, odipal dönem.

Kolhberg'e göre, çocukların cinsiyet rol gelişimleri de üç dönemde gerçekleşir. Yaklaşık 2-3,5 yaşları arasında gözlenen cinsiyeti etkileme dönemi, yaklaşık 3,5-4,5 yaşları arasındaki cinsiyetin karalılığı dönemi ve yaklaşık 4,5-7 yaşları arasındaki cinsiyetin değişmezliği dönemidir.

Sosyal öğrenme kuramında da iki öğrenme sürecine önem verilmektedir (Bandura,1977). Edimsel koşullanma, ödüllendirilen ya da olumlu sonuçları olan (pekiştirilen)davranışın gelecekte tekrarlanma olasılığı artar. Cinsiyetine uygun davranışlarda bulunan çocuk ödüllendirilir, cinsiyetine uygun davranmazsa cezalandırılır.

Geleneksel yaklaşıma göre kesin bir cinsel kimlik ve cinsiyet rolünün kabulü dengeli bir yaşam için gereklidir.bunun içinde bireyin kendi cinsiyetinden olan kişilerle özdeşim kurması gerekir.Biyolojik cinsiyetine uygun bir cinsel kimliğe sahip olmayan ve karşı cinsiyet rolüne uygun davranışlar gösteren bir birey psikolojik açıdan dengeli sayılamaz.aynı şekilde kadın ve erkeğin kendi cinsiyetine ait rol ve özellikleri benimseyerek, cinsiyetine uygun tutum ve davranışlar göstermesi beklenir(Baran,1995).

Piaget'e göre çocuk önce ilkel bir cinsiyet şeması geliştirmekte, sonra yaşadığı deneyimlerle onu özümsemektedir. Böylece bu şema şekillenmeye başlamakta ve çocuk kendisiyle aynı cinsiyetteki oyun arkadaşlarını ve cinsiyetle ilgili kalıp yargısal aktiviteleri tercih etmeye başlamaktadır.

Model alma ve taklit, figürler (ana-baba, öğretmen, herhangi bir kişi, televizyondaki kahraman v.b.) model alınır ve bu figürlerin davranışları uygun bir zamanda taklit edilir. Cinsiyet rollerin kazanımında genellikle kız çocuklar annelerini ve kadın figürlerini, erkek çocuklar babaları ve erkek figürlerini model alırlar ve taklit ederler. Çocuk cinsiyet rolünü algılamasına yönelik ilk ipuçlarını ana-babasından alır. Yani ana-babanın çocuğa yönelik tutumları, çocuğu her açıda etkilemekte ve buna cinsiyet rolü algılaması da dahildir.

Çocukların cinsiyete özgü davranışları ebeveynlerinin çocuk yetiştirme tutumları ve uygulamalarından etkilenmektedir. Yapılan araştırmalara göre ebeveynler erkek çocuklarını, kız çocuklarına göre başarma, yarışma, duygularını kontrol etme, bağımsız hareket etme ve kişisel sorumluluk alma gibi konularda daha fazla teşvik ettiklerini ifade etmişlerdir. Babalar özellikle oğullarına karşı daha otoriter, daha titiz, daha katı ve geleneksel maskülen kalıp yargılardan sapan davranışlarına daha az toleranslıdırlar(Stewart and Friedman, 1987).

Ana-baba tutumları otoriter ve demokratik olmak üzere düşünülmektedir. Otoriter tutumda ebeveynler koydukları kurallara çocuklarının koşulsuz uymasını isterler ve itaat etmesini isterler. Bu tür ailelerde çocuklar kurallara uymadığında ceza uygulanır ve ebeveynler çocuklarıyla pek fazla görüş alışverişinde bulunmazlar, daha çok çocuklarından, söylediği her şeyi sorgulamadan kabul etmesi beklerler. Anne babadan birisi ya da her ikisinin baskısının altında yetişen çocuk sesiz, uslu, nazik, dürüst ve dikkatli olmasına karşın küskün, silik, çekingen, başkalarının etkisinde kolay kalabilen, aşırı hassas bir yapıya sahip olabilir. Demokratik ana-babalar çocuklarından olgun davranışlar beklerler ve aynı zamanda gerekli olduğunda kurallara uymalarını isterler. Demokratik ebeveynler öncelikle sıcak ve ilgilidirler. Sabırlı ve duyarlı bir şekilde çocuklarını dinlerler, aile içinde verilecek kararlarda çocuklarının görüşleri alınır. Bu tür ebeveynler çocuk yetiştirmede akılcı ve demokratik bir yaklaşım sergilerler. Hem ebeveyn hem de çocuğun hakları alınır. Bu ortamlarda çocuk, girişim yeteneğine sahip olur. Özgüvenini kazanır ve kendi kendine kara vermesini öğrenir.

Çocuğun cinsiyet rolünün gelişiminde çevresindeki ilk modeller anne ve babasıdır. Özdeşim sürecinde çocuğun aynı cinsten ebeveynini daha sıklıkla taklit ettiği kabul edilmektedir. Ancak bu çocuğun sürekli olarak aynı cins modeli taklit ettiği anlamına gelmemektedir. Sosyal öğrenme kuramına göre; çocuğun aynı veya karşıt cinsteki ebeveyni ile özdeşleşmesi, ebeveynlerinden hangisinin baskın, ödüllendirici daha güçlü model olarak algıladığı ile ilgilidir. Buna göre de özellikle babanın hem erkek hem de kız çocuklar üzerinde etkili olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır. Diğer yandan annenin kız çocuklar üzerinde cinsiyet rolleri ile ilgili tutumlarını yansıtması açısından daha etkili olduğu ve yüksek öğrenim görmüş anneler ile kızları arasındaki tutum benzerliğinin, düşük eğitimli anneler ve kızları arasındaki tutum benzerliğine göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Babanın eğitim düzeyi ve mesleki statüsü yükseldikçe, annenin eğitim düzeyine ve mesleki statüsüne göre daha etkili olduğu görülmüştür(Baykal, 1988).

Ebeveynler çocuklarına kültürel değerleri ve kuralları öğreten temel kaynaklardır. Bütün ebeveynler şu veya bu şekilde çocuklarını sosyalleştirmek için çaba gösterirler, fakat ebeveynlerin sosyalleştirme yöntemleri arasında farklılıklar vardır. Bir ebeveynin çocuğunun nasıl hareket etmesi veya nasıl olması gerektiği konusundaki tutumu, genellikle diğer bir ebeveynden farklıdır. Gelişim psikologları , çocuk yetiştirme tutumları arasındaki farklılıkların çocukların, psikososyal ve duygusal gelişimi açısından farklı sonuçlara yol açacağına inanmaktadır.

Cinsiyet rolleri ebeveynlerin beklentilerinden güçlü bir şekilde etkilenir. Fakat ebeveynler genellikle kız ve erkek çocuklarına farklı şekilde davrandıklarının farkında değildirler. Ebeveynler genellikle çocuklarının cinsiyetine uygun olduğu düşündükleri davranışları teşvik derler. Çocukları için seçtikleri oyun tipleri, çocuğun cinsiyete ait algılarına etki eder(Öztürk, 1980).

Cinsiyet rollerinin doğru algılanamaması bireylerin gelecek yaşamlarında; cinsel işlev bozukluğu, ailelerine ve kendilerine yabancılaşmalarına; duygularını yaşamamalarına, duygusal sorunlar için yardım alamamalarına, ifade edememelerine ifade etmeleri halinde reddedilecekleri, küçümsenecekleri, zayıf olarak algılanacakları, kendilerine olan saygının zayıflayacağı endişesinden dolayı kendilerini açma (başkalarıyla paylaşma) riskli olarak algılanmaktadır, işe kabulde güçlük, gelecekte sorun yaşama kaygısı, cinsel obje olarak görünme, cinsel kısıtlılık, kendilerini gerçekleştirememe gibi sorunlara yol açmaktadır( Dökmen, 2004, Oltmanns, Neale, Davison, 2003 ).

Günümüzde cinsiyet eğilimi ve davranışları yok sayılırken çocuk kendini tanıma adına birçok bilinmezler içerisindedir. Bu bilinmezlerin ortadan kaldırılması için ana-babaların çocuğun cinsiyet rollerini algılamalarına yardımcı olabilmesi adına ana-babalara bir çok sorumluluklar düşmektedir. Ana-babalar bu sorumlulukları yerine getirebilmeleri için öncelikle çocuklarına karşı tutumlarının farkında olmaları gerekmektedir. Nitekim; farkındalık düzeylerinin çeşitli etkenlere bağlı olarak düşük olduğu ortadadır.

Psk.Ramazan KAMÇI
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Anne - Baba Tutumu ile Çocuğun Cinsiyet Rolü Arasındaki İlişki" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Ramazan KAMÇI'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Ramazan KAMÇI'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ramazan KAMÇI Fotoğraf
Psk.Ramazan KAMÇI
Diyarbakır
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Ramazan KAMÇI'nın Makaleleri
► Çocuğun Anne Baba Arasındaki Cinsel İlişkiyi Görmesi ÇOK OKUNUYOR Psk.Dnş.İbrahim GÜLYAŞAR
► Anne Baba Tutumu ve Çocuk Psk.Elif ATABAY
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,757 uzman makalesi arasında 'Anne - Baba Tutumu ile Çocuğun Cinsiyet Rolü Arasındaki İlişki' başlığıyla benzeşen toplam 20 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


05:18
Top