2007'den Bugüne 83,104 Tavsiye, 26,201 Uzman ve 18,431 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Bilişsel ve Dilsel Gelişim
MAKALE #21129 © Yazan Dr.Psk.Dnş.Nur AKBULUT KILIÇOĞLU | Yayın Şubat 2020 | 258 Okuyucu
ÖRNEK OLAY*
Joan Carlin, üst üste yığılmış 500 sınav kağıdını okumak için oturdu. “Bir başka C daha!” diye düşündü, genel olarak iyi notlar alan öğrencilerinin de bu sınavda düşük notlar almasından endişelenerek. “Bu çocuklara neler oluyor?” sorusu kafasının içinde dönmeye başladı.


Resim 2Joan, eylül ayında, öğretmenlik yaptığı ilkokuldan ayrılarak bir ortaokula geçti. Yeni okulunda hızla 7. sınıflara matematik öğretmenin pek de kolay bir şey olmadığını fark etti. Sınıfta oldukça dikkatle dinleyen ve çok çalışan bazı öğrenciler konuları tam anlamıyla anlıyorlarmış gibi görünmüyorlardı. İlgisiz gibi görünen diğerleri ise daha hızlı bir şekilde kavrıyorlardı. Sınav zamanı geldiğinde, bazı çocuklar hızla soruları yanıtlamaya başlarken, diğerleri zorlandılar. Joan, sekiz yıldır matematik öğretiyordu. Daha önceden hiç bu kadar farklı öğrenme performansları sergileyen çocuğu bir arada görmemişti.



Joan, kasım ayında katıldığı bir hizmet içi eğitimde yaşadığı sorunla ilgili bir içgörü kazandı. Katıldığı atölye çalışmasının başlığı “Yaşa uygun kavramı her zaman uygun mudur? Bilişsel hazır bulunuşluğu nasıl değerlendireceğiz?”. Joan, üniversite yıllarında Piaget, Vygotski ve diğerleri hakkında ders anlatan öğretim üyelerinin söylediklerini tekrar aklına getirmeye çalıştı. Aniden aklına alakalı bir şey geldi “bu öğrencilerin zihinleriyle ilgili - bu yaş döneminde nasıl ve ne düşünebildikleriyle” ve düşüncelere daldı. “Ders kitabını takip ediyorum ama bazı 7. sınıf öğrencileri henüz tam olarak soyut düşünemiyorlar. Çok çalışıyorlar fakat yazı tahtası üzerinde sayılardan zıt yönlerde farklı hızlarla giden tren problemlerine sıçrayamıyorlar. Diğerleri hiç çalışmamış olsalar hatta hiç ödevlerini yapmamış olsalar bile benim örneklerim açısından düşünebiliyorlar. Dördüncü sınıf öğrencilerimde bu benim için bir sorun olmuyordu. O öğrencilerin bilişsel gelişimleri oldukça benzerlik gösteriyordu. Bu yaşta önemli olan sadece motivasyon ve uygulama yapmak değil – öğrencilerin problemler hakkında bizim düşündüğümüz yoldan düşünebilip düşünememeleri.”


Kahve molasında uzman bir ortaokul öğretmenine “Öğrencilerimin farklı bilişsel seviyelerde olması beni çıldırtıyor” diye itirafta bulundu. “Bazı öğrenciler sınav esnasında kenarda oturup, kendi kendine konuşarak işlemleri yaparken, acaba kopya mı çekiyorlar diye endişeleniyorum. O esnada, diğerleri soruya nereden başlayacaklarını dahi bilmiyorlar. Notları düştükçe, aileleri toplantı talep ediyorlar. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum!”


Uzman öğretmen, “inan bana, biliyorum” diye cevapladı Joan’ı. “Ortaokul öğretim dünyasına hoş geldin! İzin ver sınıfımda kendi uyguladığım yöntemlerden bahsedeyim. Benim için büyük farklar yarattı. Senin için de öyle olacağını düşünüyorum…”
*Robert J. Sternberg ve Wendy M. Williams’ın yazarlığında hazırlanan “Educational Psychology” kitabından alınmıştır (s. 36).


GİRİŞ


İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren öğrenme sürecinin içerisine girer. Yeni doğan bir çocuk için en önemli problem, içine doğduğu dünyayı tanıması ve anlamasıdır. Çocuk için her şey yepyenidir. Yetişkinler için oldukça kolay görünen birçok şey ile çocuk henüz karşılaşmıştır ve bu süreç araştırma ve keşfetme ile desteklenmektedir.
Çocuğun dünyayı anlamaya ve öğrenmeye yönelik zihinsel faaliyet sergilemesi “biliş” olarak adlandırılmaktadır ve çocukların zihinsel faaliyetleri yetişkinlerden farklılıklar göstermektedir. Çocukların biliş düzeyi yetişkinler gibi düşünebilmelerine engel olmaktadır. Dünyayı tanıma ve anlamaya yönelik insan zihninin aktif olması gelişmesini sağlamakta, daha karmaşık ve etkin hale gelen bu süreç “bilişsel gelişim” olarak nitelendirilmektedir. Bilişsel kuramcılardan Piaget ve Vygotsky, çocuğun çevresindeki dünyayı anlamaya yönelik farklı yaşlarda nasıl ve neden böyle gördüğünü ve algıladığını belirlemeye çalışmışlardır (Koçak, 2005; Senemoğlu, 2005).



1. Jean Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı*

Jean Piaget’nin ortaya attığı “cognitive-structural” (bilişsel yapısal) teorisi organizmik gelişim teorilerinin içinde en iyi bilinenidir (Tüzün 2000).*


Biyoloji ve epistomoloji ile hayatı boyunca ilgilenmiş olan Piaget, dünyaya hiçbir şey bilmeden gelen bir çocuğun nasıl oluyor da bir yetişkin gibi düşünebilecek noktaya geldiğini merak etmiş ve bu sorunun cevabını bulmak için yola çıkmıştır.
Piaget’ye göre çocuk, bilgi edinme sürecinde pasif değil, aktif konumdadır. Çocuğun yetişkin bir bireyin düşünebildiklerini düşünememesinin onun zeka olarak daha geride olması durumu ile açıklanamayacağını, bunun düşünme özellikleriyle ilgili olduğunu belirtmiştir (Özbay, 2015). Piaget yetişkinler ve çocuklar arasındaki bu farklılığın sebeplerini incelemiş ve bir bireyin dünyayı anlamlandırmasını sağlayan bilişsel süreçleri açıklamaya çalışmıştır (Senemoğlu, 2005).


Piaget’ye göre, çocukların bir şeyi gerçekten kavrayabilmeleri için kendilerinin keşfetmeleri gerekmektedir. Eğer bir çocuğa bir şey hızla öğretilmeye çalışılırsa, onun kendi kendine keşfetme sürecine engel olunmuş olur (Başaran, 1980).
Ona göre gelişim, kalıtım ve çevrenin etkileşiminin bir sonucu ve sürekliliği olan bir olgudur. Bir çocuğun dengeli bir yetişkin olabilmesi için bu süreçte başarılı olması gereken aşamalar mevcuttur.



2. Piaget’nin Bilişsel Gelişim Kuramının Temel Kavramları*



Piaget, bilişsel gelişim kuramını daha iyi anlayabilmek için bazı kavramlar üzerinde durmuştur. Ona göre, insanlar dünyaya bir takım yeteneklerle gelmektedir: Uyum, şemalar oluşturma, özümleme, uyumsama, organize etme ve uyumsama
Uyum: Bireyin çevreye uyum sağlayabilme yeteneğidir. Piaget’e göre, her canlı kendine yaşayabilmek için en uygun şartları bulmaya çalışır ve değişen yaşam koşullarında bu koşullara en hızlı şekilde uyum sağlayabilmek için düzenlemelerde bulunur. Bu aynı zamanda içinde bulunulan durumla başa çıkmak da demektir.



Şema: Bireyin çevresini, genel olarak dünyayı anlayabilmek için çevre ile etkileşim içine girdikçe geliştirdiği davranış ve düşünce örüntüleridir, en temel zihinsel yapıdır. Bu yapılar sayesinde birey yaşadığı sorunları anlar, çözer, yeni durumları organize eder, kısacası dünya ile baş eder. Edinilen yeni bir bilgi gelişen şemalara yerleştirilir (Arı, 2005). Şemalar, ilerleyen yaş ve edinilen deneyimlerle yeniden organize edilirler. Örneğin, iki yaş çocuğu ile beş yaş çocuğunun şemaları birbirinden farklıdır ve bu farklılıklar çocukların davranışlarında gözlemlenebilir (Senemoğlu, 2005).
Özümleme: Çocuğun yeni gelen bir bilgiyi var olan şemalara yerleştirdiği bu ilk sürece özümleme denir. Örneğin daha önceden hiç eşek görmemiş bir çocuk, eşeği at şeması ile eşleştirebilir.



Uyumsama: Yeni gelen bilginin var olan şema ile uyuşmadığı ve yeni bir şema geliştirildiği bu sürece de uyumsama denilmiştir. Bu örnekte çocuk yeni deneyimler edindikçe eşeğin at olmadığını anlayacak ve yeni bir kategori oluşturacaktır.
Piaget’ye göre bilişsel gelişim deneyim, sosyal geçiş, olgunlaşma ve dengeleme yollarıyla gerçekleşir.



Deneyim: Her birey dünyaya geldiği andan itibaren sürekli deneyim edinir ve olgunlaşmayla birlikte bilişsel gelişim gerçekleşir. Bir bebeğin kedilerle ilgili bir şema geliştirebilmesi için onları görmesi gerekir. Birey, çevresi ile etkileşimler sonucu yaşadığı dünyayı anlamlandırır.



Sosyal Geçiş: Bireyin yaşadığı toplum içerisinde kurduğu her çeşit iletişim bilişsel gelişimini etkiler. Çevre ile yapılan paylaşımlar bireyin şemalarında değişikliğe neden olabilir ve buna sosyal geçiş denir. Örneğin, bir bebek kedileri gözlemleyerek bir şema oluşturabilir ama o hayvanın kedi olarak adlandırıldığını bilmesi sosyal geçişle olur.
Olgunlaşma: Piaget’ye göre bazı bilişsel gelişmeler olgunlaşma ile gerçekleşir. Olgunlaşma ise fiziksel olarak büyüme ile ilgilidir. Bu durum en net şekilde bebeklerde ve erken çocukluk döneminde gözlenmektedir çünkü çok hızlı şekilde büyüme gösterirler.



Dengeleme: Özümleme ve uyumsama arasındaki karşılıklı etkileşime dengeleme denilmektedir ve dünyayı anlamlandırma sürecinde dengeyi korumak adına tüm algılamalara anlam kazandırma işlemidir. Burada bilişsel gelişim sürecini, denge → dengesizlik → denge şeklinde tanımlamak uygun olacaktır. İlk aşamada denge durumundaki birey, yeni edinilen bilgi ile birlikte dengesizlik yaşar, anlam kazandıkça yeniden dengelenir. Denge ve dengesizlik arasındaki bu bilişsel egzersiz süreci bireyin öğrenmesine sebep olur. Eğitimciler, dengesizlik anını bir öğrenim fırsatına çevirebilirler.
Piaget, çocuğun bilişsel gelişimi için diğer insanlarla olan etkileşim ve onları gözlemenin, yeni bakış açılarını deneyimlemek ve taklit etmek açısından önemli olduğunu vurgulamıştır.



3. Piaget’nin Kuramına Göre Bilişsel Gelişim Dönemleri


Resim 4Piaget, bilişsel gelişim sürecinde dört aşama önermiştir: Duyusal motor dönem, işlem öncesi dönem, somut işlemler dönemi ve soyut işlemler dönemi. Bu aşamalara dair tanımlar büyük oranda kendi çocukları üzerinde gerçekleştirdiği gözlemlere dayanmaktadır. Piaget, tüm çocukların aynı sıralama ile bu dönemlerden geçtiğini belirtmiştir. Her çocuk bir aşamayı tamamlayarak diğerine geçer ve kesinlikle bir daha bir önceki aşamaya geçemez. Daha sonraki aşamalar öncekiler üzerine inşa edilir ve bir aşama gelecek aşamayı sağlayacak dengelemenin temelini oluşturur (Sternberg ve Williams, 2002).



3.1. Duyusal – Motor Dönem (0–2 Yaş)



Piaget, doğumdan iki yaşa kadar olan, bebeğin dünyayı keşfetmeye başladığı bu ilk evreyi duyularını ve motor becerilerini kullandığı için duyusal-motor dönem olarak adlandırmıştır. Bu dönemin başlarında refleksif davranışlar gözlenir. Örneğin, bebeğin dudaklarına parmağınızı değdirdiğinizde hemen emme davranışı sergiler, avucuna dokunduğunuzda ise parmağınızı yakalar. Bu refleksler, bebeğin ilk biliş şemalarını oluşturur (Senemoğlu, 2007). Duyusal-motor dönemde bebeklerde, görme, duyma ve hareket etme söz konusudur. Bunlar aracılığı ile bebek kendi bedenini tanır ve duyu organlarını keşfeder.



Duyusal-motor dönem, 6 alt dönemden oluşmaktadır. Doğumdan iki aya kadar bebeğin yakalama ve emme gibi basit refleksleri içeren davranışları refleksif dönemde geçmektedir. Bebek ikinci alt dönem olan birincil döngüsel tepkiler döneminde, ikinci ve dördüncü ay arasında parmaklarını açma ve kapama gibi haz aldığı bazı refleksleri düzenli olarak yapmaya başlar. Üçüncü alt dönem olan ikincil döngüsel tepkiler döneminde (4-8 ay), bebek rastlantısal olarak yaptığı, örneğin yatağında asılı bir oyuncağa vurup ses çıkarmak gibi, bir davranıştan zevk alıyorsa bu davranışı tekrarlamaya başlar. Dördüncü alt dönem olan ikincil tepkilerin koordinasyonu döneminde (8-12 ay), ilgisini çeken bir oyuncağa doğru ilerlemek gibi amaçlı davranışlar sergilerler. Bu dönemin sonlarına doğru bebekte nesne sürekliliği gelişir. Daha önceden görmediği şeyi yok olarak algılayan bebek, 9. aydan itibaren görmediği bir nesnenin var olduğunu, sadece görüş alanından çıktığını fark eder. Nesne sürekliliği, 8. ayda başlayıp 18. ayda tamamlanır. Beşinci alt dönem olan üçüncül döngüsel tepkiler döneminde ise, bebek zamanla çevresi ile artan etkileşimi sonucu deneme-yanıma davranışları ile benzer hedeflere farklı şekillerde ulaşma davranışları sergiler. Örneğin, battaniyenin üstünde duran oyuncağa ulaşmak için oyuncağa uzanmak yerine battaniyeyi kendine çekerek ulaşır. Zihinsel Birleştirme ve Yeni Anlamlar Keşfetme (18-24 ay) olarak adlandırılan altıncı alt dönemde ise, bebek basit taklitler yapar, davranışı sergilemeden önce düşünür ve davranış ve sonuçlarını içselleştirir (Özbay, 2015).



3.2. İşlem Öncesi Dönem (2-7 yaş)


İşlem öncesi dönem, daha sonraki dönemler için belirleyici özellikler taşımasından dolayı Piaget tarafından oldukça önemli görülmüştür. Piaget, bu dönemi iki alt dönem başlığı altında incelemiştir (Senemoğlu, 2007): Sembolik/Kavram Öncesi Dönem (2-4 yaş) ve Sezgisel Dönem (4-7 yaş).


Sembolik/Kavram Öncesi Dönem (2-4 yaş): Bu dönemde çocuklar aktif olarak zihinsel temsiller geliştirirler. Gözlerinin önünde hiç bulunmayan nesne, kişi, olay ve varlığı temsil eden semboller geliştirirler (Lutz ve Sternberg, 1999). Bu dönemde dil gelişimi çok hızlıdır. Diğer çocuklarla ve ebeveynleri ile kelimeler aracılığı ile iletişime geçerler fakat bu kelimelerin anlamları kendilerine özgüdür. Somut nesne hakkında düşünebilme yeteneği, onların nesneyi temsilen seçtiği kelimeleri şekillendirir. Benmerkezcidirler. Diğer insanların bakış açılarını anlayamaz, onlar gibi düşünemez, objeleri tek bir özelliği açısından sınıflandırabilirler (Örn: şekline göre). Tek yönlü düşünürler. Mesela, köpek dört ayaklı, tüylü, kuyruğu olan bir hayvandır. Bu da dört ayaklı, tüylü ve kuyruklu, o zaman bu da köpek diyebilirler. Bu dönemde çocuklar, cansız nesnelere canlı muamelesi yaparlar. Bu özelliğe animizm denir. Örneğin, bebeklerine gerçek yemek yedirmeye çalışır, yemiyorlar diye ağlarlar. Merak duygusunun gelişmesiyle birlikte çocuklar sık sık “ne, nasıl, neden” gibi soru ifadeleri ile başlayan sorular başlarlar (Yaycı, 2014).

Sezgisel Dönem (4-7 yaş): Korunum henüz gelişmemiştir. Korunum, maddenin görsel olarak bir değişikliğe uğramasına rağmen değişmezliğine olan inançtır (Senemoğlu, 2007). Korunum kavramı gelişmemiş bir çocuk, yarım litre sıvı 10 cm. çapında derin bir kaba koyduğunda, 30 cm. çapındaki kaba göre daha fazla olduğunu düşünür. Çünkü 10 cm. çapı olan kapta sıvı görsel olarak daha yükseğe çıkar.

Resim 6. Korunum Kavramı Gelişmemiş Bir Çocuk

Bu dönemin önemli bir diğer özelliği, çocukların işlemleri tersine çevirememesidir. Piaget, tersine çevirme işleminin, düşünmenin önemli bir yönü ve korunumun başlangıcı olduğunu belirtmiştir (Senemoğlu, 2007). Bu dönemde çocuk, fiziksel etkinliğe ve nesnelerin görseline göre düşündüklerinden doğru mantık yürütemez ve ters işlem yapamazlar (Senemoğlu, 2007).

3.3. Somut İşlemler Dönemi (7-11 yaş)


7 – 11 yaş arasındaki bu dönemde, çocuklar ilkokula başlayacak, okuma ve yazmayı öğrenecek bilişsel seviyeye ulaşırlar. Artık somut kavramlarla ilgili problemlere mantıklı çözümler üretebilir, kuralları anlayabilirler. Dil becerilerinin gelişmesiyle birlikte dili daha etkili bir şekilde kullanabilirler.



İşlem öncesi dönemde henüz yapamadıkları birçok şeyi, somut işlem döneminde yapabilmeye başlarlar. İşlem öncesi dönemindeki çocuk 4 kere 8’in 32 olduğunu bilir, ama 8 kere 4’ün neye eşit olduğunu tersine çevirebilirlik kavramını kazanamadığı için anlayamaz. Bu dönemde tersine çevirebilirlik kavramı kazanılır ve bu sayede korunum ilkesi de gelişir. Artık sayı, madde, uzunluk, ağırlık, alan ve hacim korunumu kazanılmış olur (Bacanlı, 2006). Bir çocuğun tersine çevirebilirlik kavramını kazanmış olması, onun iki yönlü düşünebildiğini anlamına gelmektedir. Bu durum da, çocuğun çevresinde olup biten olayları ve dünyayı diğer insanların bakış açıları ile görebilmesi ve değerlendirebilmesini sağlar. Bir başka deyişle, işlem öncesi dönemde başlayan benmerkezcilik, somut işlemler döneminde sona erer.


Çocuklar bu dönemde, en üst düzeyde sınıflandırma yapabilirler. Nesneleri uzunluk, ağırlık, genişlik gibi birkaç özelliğine göre sınıflandırabilirler fakat vatan, millet gibi soyut kavramları anlayamazlar.



3.4. Soyut İşlemler Dönemi (11 yaş ve sonrası)


Resim 7 İlkokulu bitiren çocuk, ortaokul yıllarında ergenliğe girme ile birlikte somut işlemler döneminden soyut işlemler dönemine geçiş yapmaya başlar, fakat her birey aynı yaşlarda bu geçişleri yaşayamayabilir. Bazılarının daha geç soyut işlemler dönemine geçtiği gözlemlenir. Piaget’ye göre, dönemler arasında sağlıklı geçişler yaşanması için bireyin bilişsel süreçlerinin desteklenmesi gerekmektedir. Kırsal kesimlerde yaşayan bireylerin çevre düzenlemeleri ve somut işlemler dönemine ait bilişsel süreçlerin hayatlarını sürdürebilmeleri için yeterli olmasından dolayı soyut işlemler dönemindeki bilişsel becerilerin desteklenmemesi ve dolayısı ile gelişmemesi gibi sebeplerle bazen soyut işlemler dönemine hiç geçiş yapmadıkları gözlemlenmektedir. Bu sebeple, eğitimcilerin 11 yaş ve üstü her öğrencinin soyut işlemler dönemine geçiş yapamadığını, bilişsel gelişimlerinin farklı olabildiğini göz önünde bulundurmaları ve etkinlikleri ona göre düzenleyerek, onları daha çok karmaşık problemlerle karşı karşıya bırakarak bu süreci desteklemeleri ve bunun yanı sıra, her bireyin bilişsel gelişim sürecinin ilerisindeki bir çalışmada başarılı olmalarını beklememeleri uygun bir yaklaşımdır.


Soyut işlemler dönemindeki birey, artık yetişkinler gibi düşünmeye başlar (Bacanlı, 2006). Karşılaştıkları problemlere çözümler üretirken, soyut kavramları düşündükleri, hipotezler geliştirdikleri, bu hipotezleri test ettikleri, tümevarım ve tümdengelim akıl yürütme yolları ile çözüme sistemli bir şekilde ulaşmaya çalıştıkları gözlemlenir (Senemoğlu, 2007).


Dil gelişimleri, atasözlerini ve deyimleri anlayabilecek seviyeye ulaşır ve yazılı dili yetişkinler kadar etkili bir şekilde kullanabilirler. Gelişen soyut düşünme becerisi ile toplumsal konulara ve felsefeye ilgi duymaya, değerler sistemi oluşturmaya başlarlar.
Birey ergenlik döneminde, ergen benmerkezciliği denilen, çevrelerindeki insanların odak noktasında olduklarını, herkesin onların farkında olduğunu düşünürler. Ayrıca, madde kullanımı, ergen gebeliği ile sonlanabilecek cinsel deneyim, ehliyetsiz araba kullanma gibi riskli davranışları deneme eğilimleri taşır ve bu tarz deneyimlerin onlara zarar vermeyeceğini, bir tehlike ile karşılaşma ihtimallerinin olmadığını varsayarlar.


Vygotsky’nin Bilişsel Gelişim Kuramı

Vygotsky’nin kuramına göre, bilişsel gelişim çoğunlukla dıştan içe doğru ortaya oluşmaktadır (Vygotsky, 1978). Vygotsky’nin en temel önermesi, insanın içsel süreçlerinin kökleri diğer insanlarla etkileşimlerinden gelmektedir. Çocuğun bilişsel gelişim sürecinde içinde yaşadığı sosyal çevrenin önemli bir etkisi olduğunun altını çizmiş, sosyal çevrenin sahip olduğu çeşitlilik ve niteliğin bilişsel gelişime olumlu katkıda bulunacağını vurgulamıştır.



5. Vygotsky’nin Bilişsel Gelişim Kuramının Temel Kavramları



Vygotsky, bilişsel gelişim ile ilgili üç önemli kavram ortaya atmıştır: İçselleştirme (internalization), yakınsak gelişim alanı (the zone of proximal development) ve bilişsel destek (scaffolding).



İçselleştirme: Çocuğun sosyal çevresinde gözlemlediği bilgi ve becerileri içe alma sürecidir (Vygotsky, 1978). Örneğin, çocuğun çevresindeki iki yetişkini eğitim politikaları ile ilgili görüşlerini tartışırken izlediğini hayal edin. Bu tarz tartışmaları seyrederek, çocuk kendi görüşlerini hem diğerleri ile tartışma bağlamında, hem de kendi düşünme sürecinde konular arasındaki bağlamı nasıl tartışabileceğini öğrenir. Özü itibariyle, çocuk dünyada gözlemlediği çeşitli etkileşimlerle kendi içinde kendini yeniden yaratır ve böylece gözlemlediği etkileşimlerden faydalanabilir. Çocuk ne kadar çok etkileşim gözlemlerse, o etkileşimlerden bilgi çıkarmak konusunda o kadar uzmanlaşır (Sternberg ve Williams, 2002).


Yakınsak Gelişim Alanı: Bir çocuğun bağımsız öğrenme performans düzeyi ile bir yetişkin veya yetenekli bir akran desteği ile öğrenme performans düzeyi arasındaki farktır. Bu genellikle, bir uzman çocuğun kendi öğrenme girişimine rehberlik etmeyi ve desteklemeyi hedeflediği zaman ortaya çıkmaktadır (Zuckerman ve Shenfield, 2007). Bu sayede birey, diğerleri tarafından düzenlenen davranışlardan, kendi kendine düzenlediği davranışlara doğru ilerleyiş sergiler (Bayhan ve Artan, 2007).



Bilişsel Destek: Öğrenme sürecinin ilk aşamaların bireyin yetişkin ya da yetenekli bir akrandan aldığı destektir. Bilişsel destek, bireyi bilişsel, sosyo-duygusal ve davranışsal gelişim açısından destekler. Örneğin, bir yetişkin çocuğu ile müzeye gider ve orada sergilenenlerin ne anlama geldiğini anlatır.


Öğretmenler, fikirleri ve olayları anlatarak öğrenciler için bilişsel destek yaratabilir ve fikirler ve mantıksal sonuçlar arasındaki bağlantıları kendi kendilerine görmelerine izin verebilirler. Örneğin, bir öğretmen; “Gördüğünüz gibi kutup ayıları beyazdır ve bembeyaz karlarla kaplı Arktika’da yaşarlar.” dediğinde, öğrenciler beyaz hayvanların beyaz çevrelerde olabileceği ile ilgili bir içgörü kazanabilirler. Bu noktada öğrenciler bunu dile getirdiğinde, öğretmen “kutup ayılarının beyaz olmasının onların görülmesini zorlaştırdığını ve böylece onların da beslenmek için fok balıklarını avlamaları gerektiği” fikrini sunabilir.



Bilişsel destek tekniği, bilişsel gelişim sürecini uyarmak için temel öneme sahiptir ve bu teknik, öğrencilere soru sorma, davranış modelleme ve öğrencinin performansı hakkında geribildirim sunmayı içermektedir (Sanders ve Welk, 2005).



Vygotsky’nin bilişsel gelişim kuramında dil gelişiminin de önemli olduğunu belirtmiştir. Çünkü dil gelişimi, düşünce gelişiminin en önemli öğesidir ve düşüncenin gelişmesini ve ifade edilmesini sağlayan şey dildir. Vygotsky, düşüncelerin dil aracılığı ile değişip geliştiğini, sorunların dil aracılığı ile çözüldüğünü belirtmiş, dil ve düşünce arasındaki güçlü ilişkinin altını çizmiştir.



Dilsel Gelişim


Dil, insanların birbirlerine bilgi, düşünce ve eğilimlerini aktarabilmelerini, fikirlerini düzenleyebilmelerini ve duygularını ifade edebilmelerini, kültürel değerlerin ve bilgilerin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan iletişim aracıdır (Yavuzer, 2002). Her insan, konuşma organları ile ilgili ağır bir hasarı olmadığı takdirde konuşma yeteneği ile
dünyaya gelir. Başlarda sınırlı olan bu yetenek, çocuk okul çağına gelene kadar etkileyici bir gelişim gösterir. Dilsel gelişim, sözcüklerin ve sayıların kazanılması, saklanması ve dilin kurallarına uygun olarak kullanılmasıdır (Yayla, 2003).
Berger (2006), çocukların en kolay erken çocukluk döneminde ana dillerini öğrenebildiklerini, fakat bunun için o dilin kullanıldığı bir çevrede yaşamaları gerektiğini, ikinci dil için ise erken çocukluk ve orta çocukluk dönemlerinin kritik öneme sahip olduğunu belirtmiştir (Akt.: Woodfolk, 2007).


Gelişim kuramcıları, dil gelişimi ile bilişsel gelişimin birbirleriyle paralel ilerlediğini kabul ederler. Çocuklarda bilişsel gelişim ile birlikte dil becerisinin de giderek arttığı gözlemlenmektedir. Dil gelişimi sürecini açıklayan çeşitli kuramlar bulunmaktadır.



Dil Gelişimi ile İlgili Kuramlar


Dil gelişimi ile ilgili üç farklı yaklaşım ortaya atılmıştır: Davranışçı, Sosyal Öğrenme ve Psiko-Lingustik Kuram. Piaget ise, dil gelişimini evreler halinde açıklamaya çalışmıştır. Bahsedilen bu yaklaşımlar sırayla ele alınmıştır.

Davranışçı Kurama Göre Dil Gelişimi


Davranışçı görüşe göre dil ve davranışlar çevresel faktörlerin etkisi altındadır. Dilsel davranışlar karmaşık süreçlerdir ve birçok uyaran-tepki dizinlerinin çeşitli şekillerle bir araya gelmesinden oluşur. Davranışçı kuram, bebeğin çevresindeki insanların konuşmalarını taklit etmesi ve erişkinlerin de bebeğin çıkardığı bu sesleri desteklemeleri sonucu ile dil kazanımının zamanla gerçekleştiği ifade etmektedir (Karacan, 2000).
Davranışçı görüşün en önemli öncülerinden biri Skinner’dır. Skinner, dilin şartlanma ilkesi ile düzenlendiğini savunmaktadır. Öğrenme ilkeleri, dilin kazanımı sürecinde temel olarak kabul edilmektedir. Davranışçı görüşe göre dil gelişiminde kalıtsal faktörlerden ziyade çevre baskın ve etkilidir. Dilin gelişimi, bebeklerin çıkardıkları seslere ebeveynlerinin ya da çevredeki diğer kişilerin pekiştireç vermesi ile bebeğin bu sesleri tekrar etme eğilimleri artar ve zamanla dili daha etkili bir şekilde kullanmaya başlarlar (Atay, 2005; Kandır ve Ömeroğlu, 2005).



Sosyal Öğrenme Kuramına Göre Dil Gelişimi


Sosyal Öğrenme Kuramı’nın en önemli temsilcileri bilişsel gelişimde dilin ve çevrenin önemini vurgulayan Vygotsky ve öğrenmenin taklit yolu ile gerçekleştiğini savunan Bruner’dir. Sosyal Öğrenme Kuramına göre, dil gelişiminde gözlem yapmanın önemli bir rolü vardır. Erken çocukluk döneminde bireyin dil öğrenmede çok yetenekli olduğu gözlenmektedir ve çocuk duyduğu sesleri taklit ederek, sembollerle anlamlar arasında bağ kurmaya çalışır ve çevreden aldığı pekiştireçlerle de davranışlarını sıklaştırır. Bu şekilde, çocuk dili etkin bir şekilde kullanabilir hale gelir.



Psiko-Lingustik Kurama Göre Dil Gelişimi


Noam Chomsky psiko-lingustik kuramın öncülerindendir. Psiko-lingustik kurama göre, insan beyni ve sinir yapısı genetik olarak dil öğrenebilecek şekilde yapılanmıştır. Bir başka deyişle insan, konuşma donanımı ile dünyaya gelmektedir ve her nerede olursa olsun çevresinde konuşan kişiler olduğu takdirde konuşmayı öğrenebilir.
Resim 11. Noam ChomskyPsiko-lingustik kuramcılar, tüm dünyadaki çocukların aynı sıralamayla dil öğrendiklerini savunmaktadır (Acarlar, 1991; Aydın, 2005). Kurama göre dilin gelişimi, her hangi bir konuşma bozukluğu olmayan bir çocukta, aynı sıra ve yaş diliminde meydana gelen devamlı, düzenli ve sabit bir süreçtir. Dil öğrenme sürecinde, çocuk kelime öğrenmekle kalmaz, bu kelimeleri yan yana getirerek anlamlı bir bütün haline getirmeyi sağlayan dilbilgisi kurallarını da öğrenir. Bu kurallar zamanla anlam kazanır. İlk önce, duyduklarını deneyerek, başkaları ile iletişime geçerek geribildirimler alır ve zaman içinde düzenlemeler yaparak kesin kurallar haline getirir.



Çocuğun yaşadığı çevre, hangi dili konuşacağını belirler, fakat çevrenin dil gelişim süreci üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır (Cüceloğlu, 1993).


Piaget’nin Dil Gelişim Kuramı


Resim 12Piaget’in kuramına göre, dilin gelişiminde çevre ve kalıtımın etkileşimi söz konusudur. Çocuklar dili bir sistem içinde öğrenmektedirler. Bu sistem bilişsel gelişim ile birlikte ve bilişsel gelişim ile paralel bir şekilde ilerlemektedir (Artan ve Bayhan, 2004; Aydın, 2005). Piaget’ye göre dil ve düşünce arasında sıkı bir bağlantı vardır.
Piaget’ye göre dil gelişim aşamaları şu şekildedir (Senemoğlu, 2007; Woolfolk, 2007):
Agulama Evresi (0-2 ay): Doğumdan 2. aya kadar devam eden süreçtir. Bebek, bu evrede sık sık ağlar. Bu ağlamalar, bebeğin ihtiyaçlarını fark etmek açısından önemlidir.
Babıldama Evresi (2-6 ay): Bebek bu evrede, çok sayıda ünlü, ünsüz sesler çıkarır. Bu sesleri çıkarırken bir taraftan da çevredeki insanların tepkilerini gözlemler. Gelişimin bu evresinde bebekler evrensel bir dil kullanır.



Çağıldama Evresi (6-12 ay): Bebek, ünlü ve ünsüz harfleri sıralayarak ba-ba, da-da, ma-ma gibi çeşitli sesler çıkarır. Bebeğin ebeveynler tarafından gülümseme ya da ödüllendirme yolu ile teşvik edilmesi bebeğin daha çok ses çıkarmasını sağlayabilir. Bu evrede bebeğin çıkardığı sesler, yöresel özellikler barındırmaya başlar (Bağlı, 2004). Bir yaşına doğru çocuklar ana dillerine özgü vurgulamalar yaparlar.



Tek Sözcük Evresi (12-18 ay): Dil gelişimi için en kritik dönem olarak kabul edilmektedir. Bu evrede, ilk anlamlı sözcükler dökülür ve bebek tek bir sözcük ile ihtiyaçlarını ifade edebilmeye başlar.



Telgrafik Konuşma Evresi (18-24 ay): İki ya da üç sözcük bir araya getirilerek iletişim kurulmaya çalışılır. İlerleyen süreçte kullanılan sözcük sayısında patlama yaşanır (Bağlı, 2004). Bu konuşma evresinde, bağlaçlar ya da ekler kullanılmaz ve tek bir zaman kullanılır.



Anlamlı Konuşma Evresi (24-36 ay): Cümlelere dil bilgisi kuralları eklenir. Otuzuncu aya doğru kullanılan sözcük sayısı 400 civarındadır ve bu sayı hızla artar. Çocuk ilk kez “Neden?” soru sözcüğünü kullanarak sorular sorar.



Doğru Ama Karmaşık Olmayan Dil Evresi (36-48 ay): Gelecek zaman kullanılmaya başlanır. Bir araya getirilen sözcük sayısı fazladır ama dil bilgisi kuralları bilinmesine rağmen kullanılmamaktadır.



Hızlı Bir Şekilde Yetişkin Modellere Benzeyen Dil Evresi (48-60 ay): Çocuk artık iki ya da daha fazla düşünceyi bir arada tek bir cümlede dile getirebilir.



8. Dil Gelişimini Etkileyen Faktörler


Her çocuk konuşma organı ile ilgili ağır bir hasar olmadığı taktirde konuşma yetisi ile dünyaya gelir. Çocuğun dil gelişimini etkileyebilecek faktörler arasında şu durumlar bulunmaktadır:


Sağlık: Uzun soluklu hastalıklar sebebiyle çocuğun konuşması gecikebilir. Bu bazen hastalık sürecinde çocuğun sosyal çevreden yalıtılması sonucunda da olabilir.
Zeka: Çocuğun iki yaşına kadar çıkardığı sesler ile zeka arasında bir ilişki bulunmamaktadır. Fakat, iki yaşından sonra dil gelişimiyle zeka seviyesi arasında olumlu yönde anlamlı bir ilişki olduğu görüşü hakimdir (Yavuzer, 1993).
Cinsiyet: Erkek çocuklarının genelde kız çocuklarından daha geç konuştukları görülmektedir. ilk yıllarda bu fark az ve çocuklar heceleme ve vurgulamada anneyi model alırken ilerleyen zamanda hemcinsleri olan ebeveynleri model almaya başlarlar.
Sosyo-Ekonomik Durum: Çocuk büyüdükçe dili etkin bir şekilde kullanmaya başlar. Sosyo-ekonomik düzeyi iyi ailelerin çocuklarının erken ve doğru konuştuğu gözlenmektedir. Ailenin sosyo-ekonomik düzeyinin düşük olması sağlık sorunları, stres, anksiyete, aile bireyleri arasındaki zayıf ilişki gibi farklı durumları da beraberinde getirebilmektedir (Stanton-Chapman ve diğerleri, 2004). Çocukların sahip oldukları imkanların da (kitaplar, oyuncaklar, teknolojik ürünler, öğretici geziler vb.) dil gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu belirtilmiştir (Farah ve diğerleri, 2008).
Aile İlişkileri: Aile ile yakın ilişki içinde birlikte büyüyen çocukların dil gelişimleri aile bakımından yoksun çocuklara göre daha hızlı ilerlemektedir ve anne ilgisi dil gelişiminde ayırt edici bir role sahiptir (Çayırçimen, 1999).

Çocukların dil gelişim süreci nasıl desteklenebilir?

Özet
Çocuğun dünyayı anlamaya ve öğrenmeye yönelik zihinsel faaliyet sergilemesi “biliş” olarak adlandırılmaktadır ve çocukların zihinsel faaliyetleri yetişkinlerden farklılıklar göstermektedir. Dünyayı tanıma ve anlamaya yönelik insan zihninin aktif olması gelişmesini sağlamakta, daha karmaşık ve etkin hale gelen bu süreç “bilişsel gelişim” olarak nitelendirilmektedir. Piaget ve Vygotsky, insanın doğumundan itibaren bilişse gelişim aşamalarını açıklamaya çalışmışlardır.
Piaget’ye göre çocuk, bilgi edinme sürecinde pasif değil, aktif konumdadır. Çocukların bir şeyi gerçekten kavrayabilmeleri için kendilerinin keşfetmeleri gerekmektedir. Eğer bir çocuğa bir şey hızla öğretilmeye çalışılırsa, onun kendi kendine keşfetme sürecine engel olunmuş olur (Başaran, 1980). Piaget, bilişsel gelişim sürecinde dört aşama önermiştir: Duyusal motor dönem, işlem öncesi dönem, somut işlemler dönemi ve soyut işlemler dönemi. Piaget, tüm çocukların aynı sıralama ile bu dönemlerden geçtiğini belirtmiştir. Her çocuk bir aşamayı tamamlayarak diğerine geçer ve kesinlikle bir daha bir önceki aşamaya geçemez. Daha sonraki aşamalar öncekiler üzerine inşa edilir ve bir aşama gelecek aşamayı sağlayacak dengelemenin temelini oluşturur.
Vygotsky’nin kuramına göre, bilişsel gelişim çoğunlukla dıştan içe doğru ortaya oluşmaktadır (Vygotsky, 1978). Çocuğun bilişsel gelişim sürecinde içinde yaşadığı sosyal çevrenin önemli bir etkisi olduğunun altını çizmiş, sosyal çevrenin sahip olduğu çeşitlilik ve niteliğin bilişsel gelişime olumlu katkıda bulunacağını vurgulamıştır. Vygotsky, dil gelişiminin, düşünce gelişiminin en önemli öğesi olduğunu ve düşüncelerin dil aracılığı ile değişip geliştiğini, sorunların dil aracılığı ile çözüldüğünü belirtmiş, dil ve düşünce arasındaki güçlü ilişkinin altını çizmiştir.



Her insan, konuşma organları ile ilgili ağır bir hasarı olmadığı takdirde konuşma yeteneği ile dünyaya gelir. Başlarda sınırlı olan bu yetenek, çocuk okul çağına gelene kadar etkileyici bir gelişim gösterir. Dil gelişimi, sözcüklerin ve sayıların kazanılması, saklanması ve dilin kurallarına uygun olarak kullanılmasıdır (Yayla, 2003). Berger (2006), çocukların en kolay erken çocukluk döneminde ana dillerini öğrenebildiklerini, fakat bunun için o dilin kullanıldığı bir çevrede yaşamaları gerektiğini, ikinci dil için ise erken çocukluk ve orta çocukluk dönemlerinin kritik öneme sahip olduğunu belirtmiştir (Akt.: Woodfolk, 2007).

KAYNAKÇA
Acarlar, İ. F. (1991). 2,5–4 Yaş Arasındaki Türk Çocuklarının Dil Yapılarının İncelenmesi. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara, Hacettepe Üniversitesi.
Arı, R. (2005). Gelişim ve Öğrenme. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Artan, İ. , Bayhan, B. (2004) Çocuk Gelişimi ve Eğitimi. İstanbul: Morpa Kültür Yayınları.
Atay, M. (2005). Çocukluk Döneminde Gelişim. Ankara: Kök Yayıncılık.
Aydın, B. (2005) Çocuk ve Ergen Psikolojisi. İstanbul: Nobel Yayıncılık.
Bacanlı, H. (2006). Gelişim ve Öğrenme. (12. Basım). Ankara: Nobel Yayınları.
Bağlı, M. T. (çev.) (2004). Oyun, Bilişsel Gelişim ve Toplumsal Dünya: Piaget, Vygotsky ve Sonrası. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 37(2), 137-169.
Başaran, İ. E. (1980). Eğitim Psikolojisi. Ankara: Başaran Yayınları.
Bayhan, P. ve Artan İ. (2007). Çocuk Gelişimi ve Eğitimi. İstanbul: Morpa Kültür Yayınları.
Cüceloğlu, D. (1993) İnsan ve Davranışı Psikolojinin Temel Kavramları, (4. Baskı). İstanbul: Remzi Kitapevi.
Çayırçimen, F. A. (1999). Çocuk Yuvalarında Kalan ve Ailesi ile Birlikte Yaşayan Altı-Yedi Yaş Çocuklarının Dil Gelişimlerinin Karşılaştırılması. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara, Ankara Üniversitesi.
Farah, M. J., Betancourt, L., Shera, D. M., Savage, C. H., Giannetta, J. M., Brodsky, N. L., Malmud, E. K.. ve Hurt, H. (2008). Environmental stimulation, parental nurturance and cognitive development in humans. Developmental Science, 11(5), 793-801.
Kandır, A. , Ömeroğlu, E. (2005). Bilişsel Gelişim. İstanbul: Morpa Kültür Yayınları.
Karacan, E. (2000). Bebeklerde ve Çocuklarda Dil Gelişimi. Klinik Psikiyatri Dergisi, 3(4), 263–268.
Koçak, N., Pınarcık, Ö. ve Ergin, B. (2015). Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Bilişsel Gelişim Özellikleri ile Sosyal Becerileri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi (Konya Örneği). Asya Öğretim Dergisi, 3(1), 21-29.
Lutz, D., ve Sternberg, R.J. ( 1 999). Cognitive development. M.H. Bornstein ve M.E. Lamb (Ed.), 4. Baskı, Developmental psychology: An advanced textbook içinde (s. 275-311). Mahwah, NJ: Erlbaum.
Özbay, Y. (2015). Bilişsel Gelişim. Y. Özbay ve S. Erkan (Ed.), 5. Baskı, Eğitim Psikolojisi içinde (s. 131-148). Ankara: Pegem Yayınları.
Senemoğlu, N. (2007). Gelişim Öğrenme ve Öğretim Kuramdan Uygulamaya. Ankara: Gazi Kitapevi.
Stanton-Chapman, T. L., Chapman, D. A., Kaiser, A. P. ve Hancock, T. B. (2004). Cumulative Risk and Low-Income Children’s Language Development. Topics in Early Childhood Special Education, 24(4), 227-237.
Sternberg, R. J. ve Williams, W. M. (2002).*Educational psychology. Boston: Allyn and Bacon.
Yavuzer, H. (2002) Bedensel, Zihinsel ve Sosyal Gelişim ile Çocuğunuzun İlk Altı Yılı, (14. Basım). İstanbul: Remzi Kitapevi.
Yayla, Ş. (2003). Alt Sosyoekonomik Düzeydeki Ailelerden Gelen 60–72 Aylar Arasındaki Çocuklara Uygun Dil Eğitim Programının Çocukların Dil Gelişimlerine Etkisinin İncelenmesi. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara, Gazi Üniversitesi.
Yavuzer, H. (1993). Ana-baba ve Çocuk (6. Basım). İstanbul: Remzi Kitabevi.
Vygotsky, L. S. (1978). Mind in society: The development of higher psychological processes (M. Cole, V. JohnSteiner, S. Scribner, ve E. Souberman, eds.). Cambridge, MA: Harvard University Press.
Woolfolk, A. (2007). Educational Psychology (10. Basım). Boston: Pearson Education, Inc.
Zuckerman, G. ve Shenfield, S.D. (2007). Child-adult interaction that creates a zone of proximal development. Journal of Russian & East European Psychology, 45(3), 43-59.
Fakültesi Dergisi, 32(1), 373-406.
GÖRSELLERİN KAYNAKÇASI
Resim 1. http://cliparts.co/clipart/2894891 (Erişim tarihi:08.10.2016).
Resim 2. http://www.c8sciences.com/improve-cognitive-development-children/ (Erişim tarihi:08.10.2016).
Resim 3. https://tr.wikipedia.org/wiki/Jean_Piaget (Erişim tarihi:08.10.2016).
Resim 4. http://uniqueshara.blogspot.com.tr/2014_07_01_archive.html (Erişim tarihi:08.10.2016).
Resim 5. http://ittybittylove.blogspot.com.tr/2013/04/six-object-permanence-games.html (Erişim tarihi:10.10.2016).
Resim 6. https://www.emaze.com/@AILQTLTR/Piaget-&-Vygotsky (Erişim tarihi:10.10.2016).
Resim 7. https://slidemodel.com/templates/left-brain-vs-right-brain-powerpoint/ (Erişim tarihi:11.11.2016)
Resim 8. https://en.wikipedia.org/wiki/Lev_Vygotsky (Erişim tarihi:10.10.2016).
Resim 9. https://www.brainscape.com/blog/2014/11/why-you-learn-best-in-zone-proximal-development/
(Erişim tarihi:10.10.2016).
Resim 10. https://www.mpg.de/9982862/language-characterizes-humans (Erişim tarihi:11.11.2016)
Resim 11. http://www.thirdworldtraveler.com/Chomsky/Noam_Chomsky.html (Erişim tarihi:11.11.2016)
Resim 12. http://taasot.blogspot.com.tr/2013/10/four-facts-about-language-development.html
(Erişim tarihi: 11.11.2016
)
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Bilişsel ve Dilsel Gelişim" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Psk.Dnş.Nur AKBULUT KILIÇOĞLU'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Psk.Dnş.Nur AKBULUT KILIÇOĞLU'nun izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Nur AKBULUT KILIÇOĞLU Fotoğraf
Dr.Psk.Dnş.Nur AKBULUT KILIÇOĞLU
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Doktor Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi5 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Psk.Dnş.Nur AKBULUT KILIÇOĞLU'nun Makaleleri
► Bilişsel Gelişim Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN
► Çocuklarda Bilişsel Gelişim Teorisi Psk.Çağdaş YALÇIN
► Bilişsel Terapi Psk.Serhat ÖNCÜLER
► Bilişsel Terapi Psk.Dilan Hilal ALTÜRK
► Bilişsel Çarpıtmalar Uzm.Psk.Gonca BİLGİÇ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,431 uzman makalesi arasında 'Bilişsel ve Dilsel Gelişim' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
--
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


11:50
Top