2007'den Bugüne 84,860 Tavsiye, 26,544 Uzman ve 18,905 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eşcinsel Bireylerde ve Çiftlerde Cinsel İşlev Bozuklukları ve Cinsel Terapi Uygulamaları
MAKALE #14322 © Yazan Dr.Psk.Yunus Emre AYNA | Yayın Mart 2015 | 4,373 Okuyucu
EŞCİNSEL BİREYLERDE VE ÇİFTLERDE CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI VE CİNSEL TERAPİ UYGULAMALARI

GİRİŞ:
Ergenliğin, çocukluk çağının yasak erotik duygu ve dürtülerinden oluşan büyük bir yükle girer. Bu dönemde ergen kendisi ve ana-babasıyla arasında fiziksel ve duygusal bir sınır koymaya çalışırken, yaşıtlarının değerlerini benimsemeye ve onlar tarafından kabullenilmeye çalışır. Bu dönemde cinsel dürtülerin kazandığı yeni anlam ve güç çoğunlukla korkutucudur. Cinsel kimliğin gelişiminin bir devamı olarak ergen eşcinselde homoerotik fantezilere yoğunlaşma ve bu fantezilerle mastürbasyon yapma, diğer erkeklere ilgi duyma ve eşcinsel deneyimler görülür. Bu süreç sonunda çoğunlukla kişi kendisini eşcinsel diye isimlendirir (self-labeling) ya da bir "kendini bulma"dan (coming-out) söz eder.

Eşcinsel olmayan (heteroseksüel) yaşıtlarına göre çok daha fazla suçluluk duygularıyla ergenliğe giren eşcinselin öz güveni, çoğunlukla babasıyla yaşadığı sorunlar, farklı hissetme, yaşıtları tarafından dışlanma, toplumda hor görülme gibi nedenlerle zedelenebilir. Kendisini ve cinselliğini hastalıklı ya da iğrenç gibi algılayabilir ve bu da homoseksüel ilişkiden uzak durmasına, ya da ilişkide bulunduğu halde kendisini homoseksüel diye tanımlamasına engel olur (homofobi). Bu dönemde ortaya çıkan gerginlik nedeniyle kişi anksiyete yaşar ve zamanla savunma sistemleri etkisiz kalarak nevrotik açmazlara doğru sürüklenebilir.

Eşcinsellikle ilgili yanlış inanışların yani mitlerin sık olması, bu konu hakkındaki bilgisizliğin de bir göstergesidir. Geleneksel ve manevi değerleri kuvvetli olan ülkemizde; eşcinsellikle ilgili en sık görülen mitler şunlardır: “Erkek eşcinseller kadınlığa özenir ve kadınsı hareketleri ile kolayca tanınırlar.” “Eşcinseller, erkeklerin peşinde koşar.” “Sadece pasif rolde cinsel ilişki kurarlar ve aktif rolde olanlar heteroseksüeldir.” “Eşcinsel ilişkide anal seks kuraldır.” “Evlendirilirse eşcinsel değişir, düzelir.” vb. Ancak bazı eşcinseller karşı cinse hiç ilgi duymazlarken, bazıları ise bir dereceye kadar karşı cinse yaklaşabilirler. Bir kısmı cinsel ilişkilerde kendi cinslerinin gerektirdiği gibi davranırlar, bir kısmı ise karşı cinsin rolünü üzerlerine alırlar.

Eşcinsel ilişkilerin çeşitleri erkeklerde ve kadınlarda farklıklar gösterebilir. Erkek eşcinseller; sevişme, penisin makata sokulması, cinsel organların ağız ve elle uyarılması gibi teknikleri tercih ederken, normalde kadın ve erkek arasında uygulanan diğer teknikleri de kullanabilirler. Kadın eşcinsellerde ise; sevişme, öpüşme, cinsel organların ve göğüslerin ağız ve parmakla uyarılması ve diğer vücut temasları şeklinde yaşanan deneyimlere ek olarak, ender durumlarda erkeklik organının yerini tutan bir aletin kullanılması da eşlik edebilir.

Evlilik, çocuk sahibi olmak, din ve ahlâk normları gibi değerlerin çok fazla önemsendiği, erkek çocuğa fazlaca değer verildiği ve cinsel rollerin kesin sınırlarla ayrıldığı ülkemizde eşcinsellerin bir azınlık grubu olarak, kendi içlerinde, kendilerine özgür bir alt kültür kapsamında, yaşadıkları bildirilmektedir. Bu nedenle toplumdan soyutlanma, onaylanmama, hatta küçümsenme ve aşağılanma endişesi içinde daha anksiyeteli ve depresif olarak yaşadıkları bildirilmiştir.

Eşcinsellerin cinsellikle ilgili yakınmaları, cinsel işlev bozuklukları ve yönelim bozukluğu (örn: eşcinsel olmakla ilgili kaygılar, karşı cinsle ilişki kurabilme isteği) biçiminde iki ana başlık altında toplanmıştır.

Eşcinsel yaşam zorluklarla doludur.

Kişiler, eşcinsel olduklarını genellikle ergenlik döneminde fark ederler. Bir kısım insan, eşcinsel eğilimlerini çoğunlukla uzun süren ve kendileri için tatmin edici olan heteroseksüel bir cinsel yaşam sonrası fark edebilir. Bir kısım insan da, ömür boyunca bu kimliklerini gizli tutmakta ve eşcinsellikle ilgili düşünce ve duygularını eyleme geçirememektedir. Çünkü eşcinseller, toplumda yaygın olan eşcinsellere yönelik kaygı, korku ya da nefret nedeniyle cinsel yönelimlerini bir süre ret ederler ve kendilerini heteroseksüel ilişki kurmaya veya karşı cinse ilgi duymaya zorlarlar. Eşcinsel yaşam zorlularla doludur. Ama eşcinseller ilerleyen yıllarda, ekonomik ve toplumsal anlamda yer edindiklerinde, kendilerini daha rahat ifade edebilme yetisi kazandıklarında, sosyal konumları ve kişilikleri sağlamlaştıkça, kendilerine güvenleri arttığında, hayatlarını kendi istedikleri doğrultuda yaşama isteklerini eyleme dönüştürmeye ve eğilimlerini açığa vurmaya başlarlar.

Özel yaşam karışılamaz bir insanlık hakkıdır.

Anket sonuçlarına göre eşcinseller, cinsel yönelimlerinden dolayı dışlanma, damgalanma, utanma, şiddet görme, cinsel tacize uğrama gibi sorunları yaşamaktadırlar. Cinsellik ve cinsel yaşam kişiye özeldir ve kişilerin bunu gönül rahatlığıyla yaşayabilmeleri gerekir. Özel yaşam, karışılamaz bir insanlık hakkıdır. Cinsel özgürlüğün ve cinsel yaşamın da bu alanda önemli bir yeri vardır. Bu nedenle cinsel tercihlerini toplum normlarında yaşayan eşcinsellerin dışlanmaları, şiddete maruz kalmaları ve yalnızlığa mahkûm edilmeleri yanlış bir davranıştır. Şiddet her ne sebeple olursa olsun kabul edilemez bir insanlık ayıbıdır. Bu ayıba maruz kalan eşcinsellerde alkol, madde bağımlılığı, intihar girişimi ve depresyon gibi sorunlar da sık görülebilmektedir. Tüm dünyada şiddet ve her türlü fuhuş kötülenir ve cezalandırılır. Ancak asıl olan, insanın insana onurunu koruyacak şekilde davranmasıdır.

Toplum genellikle sahnede eşcinselleri alkışlama ve sokakta gördüğünde ise dışlayarak aşağılama eğilimindedir. Toplum eşcinsellik konusunda ikiyüzlü davranır.Türk toplumu eşcinsellik konusunda ikiyüzlü davranmaktadır. Ayrıca bazı TV dizilerinde ve filmlerde sigara içilen veya şiddet içeren sahnelerin sansürlenmesi uygulamasını destekleyen toplum, medya, cinsel terapist ve bazı hekimler; nedense eşcinsel çağrışımlarda bulunan kişilerin ön plana çıkarılması veya özendirilmesi konusunda aynı hassasiyeti göstermemektedirler. Çünkü toplumun eşcinselliğe ikiyüzlü davranması gibi medya, cinsel terapist ve bazı hekimlerimizde bu konuda ikiyüzlü davranmaktadır. Özellikle son yıllarda, eşcinselliğin medya tarafından hem hedef olarak gösterilmesi, hem de her bireyin kendine entegre edebileceği bir üst kimlik olarak sunulması ve erkek egemen bir toplum olan ülkemizde, erkek eşcinsellerin doğrudan bir dışlanmaya veya aşağılanmaya maruz kalırken, kadın eşcinsellerin cinsel bir obje olarak görülmeleri de ikiyüzlülüktür. Ayrıca Türkiye eşcinseller açısından bakıldığında reddedici ve kabul edici olmayan ülkeler gurubuna yakındır. Ülkemizde cinsiyet rolleri kesin sınırlarla ayrılmıştır. Kadınsı davranan erkeklere tepki vardır ve karşı cinse ait davranışlar göstermek eşcinsellikle eş tutulur. Hatta aktif rolde eşcinsel ilişki çoğunlukla erkek baskınlığının bir özelliği gibi görülür ve pasif roldekiler eşcinsel olarak nitelenir.

Gordon yaptığı gözden geçirme sonucu, Masters ve Johnson terapisiyle birlikte eşcinsel-destek (gay affirmative) terapisinin uygun olduğu sonucuna varmıştır.7 Bhugra ve Wright yukarıda adı geçen yazarlara katılmakla birlikte eşcinsellerin cinsel sorunları ile ilgilenirken dikkate alınması gereken konuları aşağıdaki gibi özetlemişlerdir.
Terapist kendi duygularının farkında olmalı homofobisini tartmalıdır ve uğraşamayacaksa başvuranı uygun bir terapiste sevk etmelidir.
 Eşcinselin homofobisi araştırılmalıdır.
 "Kendini bulma" (coming-out") terapist tarafından bilinmeli ve öz-güven ve kimlik krizi açısından diğer eşcinsellerin desteği sağlanmalıdır.
 Başvuran AIDS hakkında bilgilendirilmelidir.
 Sağaltım sırasında eşcinsel alt kültürü göz önüne alınmalıdır (daha farklı deneyimler yaşama isteği-gecelik ilişkiler vs.)
 Terapist onaylayıcı-destekleyici (affirmative) olmalıdır.

Heteroseksüelliğe dönüşme isteği ile ilgili bazı analitik yaklaşım ve davranışçı terapiler mevcut olup başarıları oldukça şüpheli görünmektedir. Bu terapiler eşcinselliği heteroseksüellikten daha az arzulanır hale getirmeye ya da eşcinsellikten alınan zevki azaltmaya yöneliktir; gerçekten iyi motive bir grupta bile sağlanacak çözümün çok yüksek oranda geçici olacağı ve kişinin fantezilerini değiştiremeyeceği bildirilmiştir.1
Bancroft'a göre eşcinselliği heteroseksüelliğe dönüştürmeye çalışmak, toplumun bu konudaki olumsuz tutumuna katkıda bulunmaktan başka bir işe yaramaz. Bancroft başvuranın aslında bu dönüşümü, baş edemediği çeşitli baskılar nedeniyle istediğini bildirmiştir. Ona göre terapist, toplum baskısı ve başvuran için en iyisini yapma konusunda bir ikilem içinde olmamalı, en azından homoseksüelliği kabullenmeyi bir alternatif olarak başvurana sunmalıdır."8

Yöneliminden mutlu olmayan motive eşcinseller için diğer bir yaklaşım biçimi heteroseksüel yeni bir ilişkiyi keşfetmelerine yardımcı olmak ve bu süre boyunca izlemektir. Terapist, başvuranın o anda üstündeki baskıları ve neden başvuruda bulunduğunu ortaya çıkarmalı ve terapinin hedefini netleştirmelidir. (örn: bazıları terapiste yalnızca güvence ya da izin almak için gelmiş olabilir.)

i. Eşcinselliği kabullenmiş ve terapiye devam etmek isteyenlerde aşağıdaki konular dikkatle ele alınmalıdır:
ii. Eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları,
iii. Aynı cinsten biriyle beraber "kapalı" bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar,
iv. Eşcinsel ilişkiden kaynaklanan cinsel güçlükler,
v. Toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar.

Bütün seçenekler sunulduktan sonra kişi heteroseksüel ilişkide ısrarlı ise, başvuranla ilk olarak fantezi çalışmaları yapılır ve geçiş fantezileri kullanılır (Cinsel ilişki kuran heteroseksüel bir çifti hayal etme gibi) bu arada fanteziler sırasında ortaya çıkan iğrenme, kaçınma gibi davranışlar ve duygular, tartışılır ve gerekirse desensitizasyon uygulanabilir.

Diğer bir alternatif eşcinsel fantezilerle uyarıldıktan sonra orgazma yakın bir basamakta heteroseksüel bir fanteziye geçilmesi ve orgazmın sağlanmaya çalışılmasıdır (orgazmik yeniden koşullanma). Heteroseksüel fantezi giderek daha erken canlandırılmaya başlanır. Fantezi safhasından sonra karşı cinsten biriyle yemeğe gitme, yakınlaşma ve fiziksel temas kurmayla ilgili çalışmalara geçilir.

Davies ergen başvuruların kendine has özelliklerinin olduğunu, bu grubun bir çok tehlikeye (güvensiz seks, özgüven kaybı, sözel, fiziksel, cinsel taciz gibi) erişkinlere göre daha fazla maruz kalabileceği vurgulamış, dikkat edilmesi gereken noktaları aşağıdaki şekliyle özetlemiştir:
Başvuranın gizliliğine saygı gösterilmelidir.
İzin verilmesi durumunda aile görüşmesi yapılmalı, ailenin ergeni ya da kendisi suçlaması önlenmelidir. Aileye ergeni izole etmenin doğuracağı kötü sonuçları bilimsel bir biçimde anlatmalıdır
Eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmelidir.
Sorunun kişinin eşcinselliği değil homofobisi olduğu vurgulanmalıdır.
Ergenle öz-güven arttırıcı çalışmalar yapılmalıdır.
Ergen ve aile için ayrı ayrı hizmet veren güvenilir kuruluşların ve yayınların listeleri verilmelidir.
AIDS ve diğer riskler konusunda eğitim verilmelidir.
14 yaşının altındakilerde özellikle sık rastlanan deneme amaçlı girişimlerin geçici olabileceği ve varsa evde ya da çevrede özellikle kendi cinsinden birinin daha fazla ilgilenmesi ve çocuğun hayatında kısıtlama yapılmaması önerilmeli ve çocuğu eğilim ya da yöneliminden utanç duyması ya da hasta gibi hissetmesi önlenmelidir.

ONARIM TERAPİSİ

Onarım terapisi Joseph Nicolosi tarafından kullanılmakta ve yayılmaktadır. Joseph Nicolosi Amerikalı bir psikologtur ve Amerika‘da Ulusal Eşcinsellik Araştırma ve Terapi Cemiyeti adı altında bir dernek kurmuştur. Dernek, eşcinselliği değiştirilebilir bir eğilim olarak görmektedir. Onarım terapi temsilcileri, eşcinselliğe önemli ölçüde genetik kaynaklı ve doğuştan gelen bir özellik olarak değil, aksine eşcinselliğin çocukluk ve gençlik döneminde yaşanmış farklı ve karmaşık hayat tecrübeleri ile mizaç özeliklerinin bir kombinasyonu olduğu perspektifinden bakmaktadır. Bu kapsamda eşcinselliği psişik bir hastalık olarak görmektedirler.

“Cinsel davranış değişikliği genellikle ağır depresyonlar, merkezi özgüven problemleri ve derin çaresizlikle beraber ortaya çıkmaktadır ve bu da, bunlara maruz kalan kişilerin intihara kadar sürüklenmesine neden olabilmektedir. Bir yandan dış dünya ile yaşanan anlaşmazlıklar, diğer yandan kendi içerisinde yaşadıkları ruhsal baskı ve kendi cinsel yönelimine ters bir hayat yaşama duygusu, bu insanların yaşamlarını parçalamaktadır. Bu sözde terapi veya ruhsal yardım müdahaleleriyle bu insanlara açık ve net olarak zarar verilmekte ve Eşcinseller suistimal edilmektedirler”.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, tüm dünya devletleri tarafından ortak değerler olarak kabul edilen insan hakları ilkelerini yansıtmaktadır. Beyanname, tüm insanların hiçbir ayrım gözetilmeksizin yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olduğunu ilan etmektedir. Buna göre herkes, ırk, renk, CİNSİYET, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, DOĞUŞ, tabiiyet, servet ya da benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu beyannamede ileri sürülen tüm hak ve özgürlüklerden eşit bir şekilde istifade eder.

TARTIŞMA:

Eşcinsellik birçok ülkede benzer yaygınlıkta görülürken, kimi toplumlarda bu kavram tümüyle yadsınır. Bazı toplumlar diğerlerine göre daha kabul edicidir. Batılı gelişmiş ülkelerde oldukça iyi örgütlendikleri görülen eşcinseller, bu sayede kendi haklarını koruyabilmekte karşılaştıkları sorunlarla (izolasyon, iş bulma güçlüğü, eşcinsellere özel eğlence yerleri) daha kolay başa çıkabilmektedirler. Terapistler de bu tür organizasyonları hem eşcinsellerin hem de ailelerinin sorunlarının çözümünde destek amaçlı kullanmaktadırlar. Ayrıca bu ülkelerdeki eşcinseller kendilerine özgü cinsellik, daha sosyal bir hayat gibi özelliklerin görüldüğü bir alt kültür oluşturmuşlardır.

Türkiye eşcinseller açısından bakıldığında daha çok reddedici ülkeler grubuna yakın gibi görünmektedir. Bu tür toplumlarda cinsiyet rolleri "gender roles" kesin sınırlarla ayrılmıştır ve kadınsı davranan erkeklere tepki vardır ve karşı cinse ait davranışlar göstermekle eşcinsellik eş tutulur. Hatta maço kültürlerde "aktif rolde" (insertor) cinsel ilişki çoğunlukla erkek baskınlığının bir özelliği gibi görülür ve "pasif roldekiler" (insertee) eşcinsel olarak nitelenir.

Bir çok eşcinsel, ülkemizde halen çok önemsenen evlilik, çocuk sahibi olmak, din ve ahlâki değerlerin baskısı altında ciddi içsel çatışmalara ve sosyal baskılarla karşılaşmakta ve kişi kendisini eşcinsel olarak nitelemekte bile güçlük çekmekte, diğer bir deyişle "kendini bulma" süreci çok daha zor ve uzun olmakta ve homofobik özelliklerin yerleşimi kaçınılmaz olmaktadır. Daha önce sözü geçen, batılı ülkelerdeki eşcinsel destek kuruluşlarından yoksun olan bu grup daha sıkıntılı ve depresif, yer altında kalmış bir alt kültürü yaşamaya mahkûm kalmaktadır.

Eşcinsellerin ruh sağlığı uzmanlarından yardım almaları gerekli midir? Kişinin cinsel yöneliminin farkına varmasıyla başlayan kendini tanıma, kabullenme, çevresindekilerle paylaşma, sosyalleşme sürecinde birçok eşcinsel ruh sağlığı uzmanlarından yardım alma gereği duyabilir. Bu süreç kişinin kendi homofobisi ve içinde yaşadığı toplumun eşcinsellikle ilgili olumsuz tutum ve yargılarıyla yoğun bir şekilde karşılaştığı, kendisini yalnız, dışlanmış ve çaresiz hissedebileceği bir dönemdir. Ruh sağlığı uzmanları kişinin kendini tanımasına imkân veren, yargılayıcı ve yönlendirici olmayan bir tutumla bu süreçte önemli katkıları olabilmektedir.

Gerçekçi olmayan değişme umutları vermeyen, kişinin huzursuzluğunu kendisini baskılaması için kötüye kullanmayan bu yaklaşımla kişinin kendi cinsel yönelimini keşfi, tanıması ve kendi koşul ve talepleri doğrultusunda kimliğinin bir parçası olarak var edebilmesi hedeflenmektedir. Ayrıca bu süreçte yaşanılan zorlanmalara bağlı olarak ortaya çıkabilen depresyon, bunaltı bozuklukları, davranış sorunları, intihar düşünce ve girişimleri, alkol ve madde kullanımı gibi birçok konuda ruh sağlığı uzmanlarınca etkin tedaviler uygulanabilmektedir.

Masters ve Johnson'a 10 yılda 54'ü erkek 13'ü kadın 67 eşcinsel, heteroseksüel olmak için başvururken, aynı süre boyunca 81 eşcinsel çift cinsel işlev bozukluğuyla başvurmuştur. Masters ve Johnson cinsel işlev bozuklukları için eşcinsel olmayanlara uyguladıkları terapiyi aynen kullanmış ve olumlu sonuçlar aldıklarını bildirmişlerdir.6 Kliniğimize başvuran olgular batı ülkelerindekilere benzer şekilde en sık cinsel işlev bozukluğundan yakınmaktadırlar.

İlk başvurudaki yakınmalarında; bütün olgular heteroseksüel olmak istediklerini belirtmişler, ancak aynı görüşmenin sonunda, durumlarının ve duygularının normalize edilmesi ve kabul edici bir yaklaşımın ardından yalnızca bir kişi terapi hedefi olarak heteroseksüel ilişki kurmak istediğini sürdürmüştür. Yoğun homofobik özellikleri olduğu görülen bu olgu, anne ve babasını memnun etmek için değişmek istediğini belirtmiştir. Diğerleri cinsel işlev bozukluğu ya da diğer uyum sorunlarından yakınmışlardır. Cinsel işlev bozukluğu tanısı konulan 4 olguda da cinsel işlev bozukluğu olarak isteksizlik olması George ve Behrendt'in yayınladığı sonuçlarla uyumlu olarak değerlendirilebilir.
Eşcinsellerdeki psikopatolojilerine bakıldığında erkek eşcinsellerde borderline kişilik bozukluğu Olguların hepsinde çoğunluğu eşcinsellikle ilgili stres etkenlerinden kaynaklanan anksiyöz ya da depresif semptomlar vardı. Ancak yalnıza bir kadın eşcinsel majör depresyon tanı ölçütlerini karşılıyordu. Literatüre bakıldığında yapılan çalışmaların çoğunluğu, kişilik ya da diğer psikopatolojilerin homoseksüellerde daha fazla görülmediğini, sosyal ve psikolojik uyumsuzluğun da heteroseksüellerde benzer oranlarda görüldüğünü vurgulamaktadır. Buna zıt yayınlar bulunmakla birlikte bunlar daha çok yöneliminden memnun olmayan ya da karşı cinse ait davranış özellikleri gösteren grupları içeriyor gibi görünmektedir.

Bazı eşcinseller daha önce eşcinselliklerine bağlı olarak sıkıntı duydukları için psikiyatriste başvurmaktadır. Özgeçmişlerdeki önemli kabul edilebilecek bir nokta cinsel taciz öyküsü olmasıdır. Taciz edenlerin hepsinin aile içinden (baba-kuzen gibi), erkek ve uzun sürelidir. Cinsel tacizin eşcinselliğe neden olabileceği ya da cinsel rol karmaşasına yol açabileceğiyle ilgili yayınlar bulunmaktadır.

Terapi süreci incelendiğinde; yoğun bir sıkıntı içinde ve güçlükle sorunlarını açmaya çalışan grup öncelikle daha rahat konuşmaları konusunda cesaretlendirilmeye çalışılmalıdır. Yaşadıkları, duygu ve düşünceleri normalleştirilmesi ve eşcinselliğin topluma ters düşmekle birlikte saygın bir seçenek olarak yaşanabileceği söylenebilir.
Heteroseksüel ilişki kurabilmeye istekli olanlara , zaten farkında olmadan yapmaya çalıştığı orgazmik yeniden koşullanma yöntemini daha düzenli uygulama ve Bancroft'un önerdiği geçiş fantezilerini kullanması önerilebilir.

Bütün olgularda eşcinsellikle ilgili korkular, aids ve diğer olası riskler olabilir. Bu konularda bilgilendirilmelidirler. Toplumdan izolasyonlarını önleyici önerilere ek olarak ihtiyaç duyanlarla öz-güven arttırıcı çalışmalar yapılabilinir.

Cinsel işlev bozukluğundan yakınanlara davranışçı cinsel terapi önerilebilinir. Kadın eşcinsel başvurunun sağaltımında; terk edilmenin ardından yaşanan majör depresyon tanı ölçütlerini karşılayan belirtilerinin giderilmesine ağırlık verilebilinir.

Örneğin; Henüz eşcinsel deneyimi olmayan ve yalnızca fantezilerinde erkeklere ilgi duyduğunu belirten 14 yaşındaki bir ergene cinsel tercihi konusunda aceleci davranmaması önerilebilinir. Fantezilerinde heteroseksüel ilişkilere de yer vermesi önerilirken ancak eşcinsel yöneliminin hemen hemen tamamlandığı göz önüne alınarak ileride homofobik özelliklerinin gelişmesini engellemek amacıyla eşcinsel duygu ve düşünceleri normalize edilebilir. Olguların annelerine, çocuğuna model olabileceği düşünülen baba-dayı vb. daha çok vakit geçirmesi konusunda öneriler yapılabilir.

Sağaltım sırasında karşılaşılan güçlükler aşağıdaki biçimde özetlenebilir:
• Olguların hiç birisinin aile desteği olmaması
• Yaşanılan bölgede, önerilebilecek herhangi bir eşcinsellere destek organizasyonunun bulunmaması.
• Cinsel işlev bozukluğu ile başvuranların düzenli bir eşlerinin olmaması nedeniyle cinsel terapilerinin daha güçlükle yapılabilmesi.
• Güçlü toplumsal baskılara rağmen cesaretlendirme konusunda terapistin yüklendiği sorumluluk ve sınırları belirlemede yaşanan güçlük.

Sonuç olarak eşcinsellik çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durumdur. Artık patolojik kabul edilmeyen bu cinsel yönelim biçimini yaşayan insanlar, çoğunlukla kültürel ve toplumsal baskılardan kaynaklanan zorluklar yaşamakta, bu grubun bir kısmı sorunları için psikolojik danışma ya da sağaltıma gerek duymaktadır. Yönelimden, çevreden kaynaklanan baskıların yanı sıra, cinsel işlev bozuklukları da bu grubun yoğun olarak yaşadığı güçlükleri oluşturmaktadır. Bu konuyla ilgili yeterli eğitim almış, homofobik özellikleri olmayan ya da bu özelliklerinin farkında olan, eşcinsel alt-kültürüne saygılı, yargılayıcı olmayan terapistler, cinselliğinden nefret eden, kendine güvenini kaybetmiş insanlar yaratmak yerine, uyumlu, mutlu, üretken, cinselliğini ve sevgisini kendi tercihi doğrultusunda kullanabilen insanların oluşmasına katkıda bulunacaklardır.

Eşcinsellerin De Destekleyici Psikoterapiye İhtiyacı Var

Gerçek eşcinseller genellikle tedavi talebinde bulunmazlar. Kendi benliği içinde uzlaşmış, eşcinselliğe uyum yapmış ama eşcinselliğini yaşama konusunda sıkıntı duyan gerçek eşcinseller cinsel terapide; daha rahat konuşmaları konusunda cesaretlendirilmeye çalışılmalı, yaşadıkları, duygu ve düşünceler normalize edilmeli ve eşcinselliğin topluma ters düşmekle birlikte saygın bir seçenek olarak yaşanabileceği vurgulanmalıdır. Ayrıca eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları, aynı cinsten biriyle beraber kapalı bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar, eşcinsel ilişkideki güçlükler ve toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar gibi konularda mutlaka çalışılması gerekir. Çünkü birçok eşcinsel, ülkemizde halen çok önemsenen evlilik, çocuk sahibi olmak, din ve ahlaki değerlerin baskısı altında ciddi içsel çatışmalara ve sosyal baskılarla karşılaşmakta ve kişi kendisini eşcinsel olarak nitelemekte bile güçlük çekmekte, diğer bir deyişle kendini bulma süreci çok daha zor ve uzun olmaktadır. Bu nedenle gerçek eşcinsellerin de destekleyici psikoterapiye ihtiyacı var.

Nasıl Bir Cinsel Terapiste Başvurulmalı?

Eşcinsellerin de cinsellikle ilgili yakınmaları olabilir. Eşcinsellerin cinsellikle ilgili yakınmalarını, eşcinsel olmakla ilgili kaygılar ve karşı cinsle ilişki kurabilme isteği gibi, cinsel işlev bozuklukları ve yönelim bozukluğu biçiminde iki ana başlık altında toplayabiliriz.

Ayrıca eşcinsellerin cinsel sorunları ile ilgilenen cinsel terapistlerin bazı konuları dikkate alması gerekir. Yani cinsel terapist onaylayıcı ve destekleyici olmalıdır, kendi duygularının farkında olmalıdır, homofobisini tartmalıdır ve uğraşamayacaksa başvuranı uygun bir cinsel terapiste sevk etmelidir. Eşcinsel topluluk ile çalışmak terapistlerin genellikle okulda öğretilmeyen şeyleri öğrenmelerini sağladığı için klinisyen bu çalışmadan hastalara nazaran daha çok faydalanmaktadır. Öncelikle cinsel terapist normal ve anormal cinsellik hakkındaki tüm yerleşmiş fikirlerini silmelidir. Cinsel terapist tüm erotik çeşitliliğe açık olmalı ve tüm yargılarını askıya almaya razı olmalıdır. Eşcinselliğini umutsuzca yaşayan çoğu hasta, hayat tarzlarının bir otorite tarafından onaylanmasına ihtiyacı duyabilir. Bu onaylanma sosyal olarak damgalanmış çoğu hasta için kesinlikle terapötik deneyimin önemli bir yönüdür.

Cinsel terapistler aynı zamanda eşcinsel topluluktaki gelişmelerden haberdar olmalıdırlar. Bir eşcinsel dergisine abone olmak, yerel eşcinsel kitapçılarına gitmek ya da web sitelerde periyodik araştırmalar yapmak faydalıdır; çünkü değişen eşcinsel yaklaşımlar hakkında devam eden bir eğitim kursu bulmak zordur. Eşcinsel toplulukla çalışan cinsel terapistler bilmedikleri konular hakkında bilgi almak için eşcinsellere soru sormaktan çekinmemelidirler. Kendini bulma yani coming-out cinsel terapist tarafından bilinmeli, özgüven ve kimlik krizi açısından diğer eşcinsellerin desteği sağlanmalıdır. Ayrıca eşcinsel hastanın homofobisi de araştırılmalı ve AIDS hakkında bilgilendirilmelidir.
Lambada İstanbul, Mart 2006'da İstanbul'da cinsel yönelimini eşcinsel/biseksüel olarak tanımlayan 393 kişi ile yapılan bir anketin sonuçlarını, "Eşcinsel ve Biseksüellerin Sorunları" adıyla yayınladı. Bu önemli çalışma Nisan-Ağustos 2005 tarihleri arasında yapılmış. Burada kendilerini eşcinsel/biseksüel olarak tanımlayan kişilerde de eşcinselliğe karşı birçok olumsuz düşünce ve duygular olduğunu görüyoruz. Cinsel yönelimini eşcinsel/biseksüel olarak tanımlayan 393 kişinin yüzde 51'i geçmişte cinsel yönelimiyle ilgili olumsuz duygulara kapılmış ve yüzde 5'i hâlâ böyle duygular taşıyor.
Bunlar arasında, cinsel yöneliminin ne olduğundan emin olamama, kendi cinsiyetinden kişilere duyduğu ilginin cinsellikle alakasız olduğunu düşünme, yalnız kalmaktan korkma, cehenneme gideceğini düşünme, aynı cinsiyetten insanların cinsel beraberlik yaşayamayacağını düşünme, aynı cinsiyetten insanların duygusal beraberlik yaşayamayacağını düşünme, cinsel yönelimini düzeltebileceği bir kişilik özelliği olarak görme, geçici olduğunu düşünme, lezbiyenliği cinsel fantezi olarak görme, geyliğin erkekliğe sığmadığını düşünme, biseksüelliğin, eşcinsellik gibi olağan bir varoluş biçimi değil kararsızlık ve/veya doyumsuzluk olduğunu düşünme, istemediği halde kendini heteroseksüel ilişkiler yaşamaya zorlama, eşcinsel/biseksüelliğini unutmaya çalışma, eşcinsel/biseksüelliği anlaşılmasın diye eşcinsel olduğunu bildiği insanlardan uzak durma, diğer eşcinsellere nasıl ulaşacağını bildiği halde tanışmayı erteleme gibi olumsuz duygu ve düşünceler var.

Bu alan araştırmasında, katılımcıların yüzde 55'i psikolog veya psikiyatra başvurmuş. Bunların yüzde 33'ü başkaları istediği için, yüzde 17'si eşcinsel/biseksüelliğinden kurtulmak için ve yüzde 47'si cinsel yönelimi hakkında kafası karışık olduğu için bir profesyonele başvurmuş.

178 katılımcının yüzde 67'si başvurduğu psikolog/psikiyatrın olumsuz bir yaklaşımıyla karşılaştığını bildirmiş.
Başvurulan psikolog/psikiyatrların,
* Yüzde 29'u heteroseksüel olmaya zorlamış; bu hem olanaksız hem de etik değil.
* Yüzde 29'u anlatılan her şeyi cinsel yönelime bağlamış; cinsel yönelimi ile sorunu olsun ya da olmasın, her bireyin yaşamında elbette başka sorun alanları da vardır.
* Yüzde 22'si ilaç tedavisine zorlamış, elbette herkesin ilaç tedavisine ihtiyacı olabilir, ama cinsel yöneliminden ötürü değil.
* Yüzde 57'sinin eşcinsellikle ilgili bilgisi yetersizmiş.
* yüzde 30'u eşcinselliği hastalık olarak görüyormuş;
"Aslında heteroseksüel olduğumu, babamın ilgisizliği nedeniyle bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu söyledi. Psikolog eşcinseldi, benimle beraber olmak istedi. İçine nasıl alıyorsun, nasıl tatmin oluyorsun?' dedi. Beni hipnozla heteroseksüel yapmaya kalktı. Bana sormadan anneme lezbiyen olduğumu söyledi. Geylerin gideceği yer cehennemdir, ibadet et' dedi. Annemin yanında geneleve gidip antrenman yapmamı önerdi.
"Hetero porno film ve dergi almamı söyledi. Vajina resimleri gösterdi, AIDS olma riskiyle korkuttu."
215 erkekten 27'si eşcinsel/biseksüel olduğu için askerlikten muaf olmak için rapor alma girişiminde bulunmuş. Bunların 6'sı psikiyatri servisine sevk alamazken, 21 kişi psikiyatrik muayene sürecinde yasa ve insanlık dışı muamele ya da kötü muameleye maruz kalmış, 7 kişinin de rapor talebi geri çevrilmiş.
Eşcinsellerin cinsel işlev bozuklukları sürecinde heteroseksüel bireylerin terapi sürecinin uygulanması söz konusu olmalıdır. Burada önemli olan en önemli şey eşcinsellikten ziyade bireyin cinsel işlevini engelleyen psikojenik etkilerin ortaya konulmasıdır. Özellikle bilişsel davranışsal yöntem ile cinsel işlev problemleri aynı olduğundan çözüm teknikleri de aynen geçerli olacaktır.
Dikkat edilecek husus cinsel işlev yerine getirilirken bireyin erkek veya kadın işlev bozukluklarından hangisini yaşadığının net olması gerekmektedir. Zira uygulanacak bilişsel yapılanma, formülasyon ve sonraki egzersiz süreçleri daha net ve uygulanabilir olacaktır.

Dr. Yunus Emre AYNA
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Eşcinsel Bireylerde ve Çiftlerde Cinsel İşlev Bozuklukları ve Cinsel Terapi Uygulamaları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Psk.Yunus Emre AYNA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Psk.Yunus Emre AYNA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Dr.Psk.Yunus Emre AYNA
Diyarbakır (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi15 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Psk.Yunus Emre AYNA'nın Makaleleri
► Cinsel İşlev Bozuklukları Psk.Esra DEMİRBOZAN
► Cinsel İşlev Bozuklukları Psk.Nergis ÖZDİNÇ AZANPA
► Kadınlarda Cinsel İşlev Bozuklukları Psk.Dnş.Özgür TÖNBÜL
► Kadında Cinsel İşlev Bozuklukları Psk.Dnş.Beril PAPUÇÇUER CEYLAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,905 uzman makalesi arasında 'Eşcinsel Bireylerde ve Çiftlerde Cinsel İşlev Bozuklukları ve Cinsel Terapi Uygulamaları' başlığıyla benzeşen toplam 29 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


13:43
Top