2007'den Bugüne 75,930 Tavsiye, 24,844 Uzman ve 17,068 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Yeterince İyi Anne Olmak (Bebeklikten Başlayan Bir Hikaye)
MAKALE #19335 © Yazan Psk.Yaprak GÜLMEZ | Yayın Şubat 2018 | 379 Okuyucu
Kendimizden bahsederken kullandığımız bazı tanımlamalarımız vardır. Ben şöyle bir kişiliğe sahibim, hobilerim şunlar, şunu yapmayı hiç sevmem, bir arkadaşımla sohbet su gibi akıp gidiyorken diğerinin yanında ne konuşacağımı bilemiyorum, onunla bir türlü yıldızım barışmadı.. gibi kendi içinizde daha da çoğaltabileceğiniz pek çok tanımlamalarımız mevcut. Peki biz bu tanımlamaları nasıl oluyor da oluşturuyoruz? Yani bizi biz yapan bu özellikler nereden geliyor? Psikolojiyle ilgilenen bilim insanları kişilik oluşumlarıyla çokca ilgilenmiş ve çeşitli kuramlara dayanarak bu özelliklerimizi açıklamışlardır. Bu incelemeler gösteriyor ki doğumumuzdan itibaren geçirdiğimiz ilk 6 yıl kişilik temellerimizin atıldığı bir dönemdir. Bebeklik ve çocukluk dönemini geçirdiğimiz bu süreçte bazı kritik dönemlerden geçiyoruz. Ve ebevenylerimizin bu kritik dönemlerdeki tutum ve yaklaşımları bizim kendiliğimizin oluşumunda önemli yer tutuyor. İşte bu süreçleri adım adım burada sizinle paylaşmak istiyorum.. Bu yazımda ilk olarak 0-1 yaş döneminde bir bebek dünyaya geldikten sonra nelerle karşılaşıyor ve bu kritik döneminde hangi ihtiyaçları bulunmakta, bu ihtiyaçlar gereğinden az ya da çok karşılanırsa ileride nasıl bir kişilik yapısına bürünüyor bunlardan bahsedeceğim.
Yeni doğmuş bir bebeği düşünelim...Dünyaya adeta bir turist gibi gelmiş olarak tanımlayabiliriz dünya yeni yerler göreceği yeni keşiflerde bulunacağı bir yer ve anne babaları da onların tur rehberleridir. Doğumundan saniyeler sonra etrafında olanlar ile ilgili bilgi edinmeye başlar bir bebek. Öğrendiklerini edindiği bilgileri hafıza kayıtlarına alıp çekmecelerine yerleştiriyor. Freud bebeklerin doğumundan itibaren ilk bir yıllık süreçte haz kaynağının ağızdan besin almak olduğunuı söylemektedir. Bu dönemde bebek sürekli alıcıdır. Bebeğin ihtiyaçları, algılamaları ve kendini anlatım yolları daha çok ağız bölgesinde odaklanmıştır. Ağız bölgesinde algılanan duyuların başlıcaları; açlık, susuzluk, anne memesi ya da onun yerine geçen nesnelerin oluşturduğu ve hoşlanma duygusu yaratan dokunma uyarımları, yutma ve doymaya ilişkin duyulardır. Bu dönemde çocuğun tek iletişim kaynağı ağzıdır. Bu nedenle Freud bu döneme oral dönem demiştir. Nesneleri yakalar, çiğner, severse yutar, sevmezse tükürür, çıkarır. Bütün faaliyetlerin ana kaynağı beslenme kaynağı üzerine kuruludur. Bu evrede çocuğun tüm hayat enerjisi beslenme ihtiyacının karşılanmasına yöneliktir. Bu sürede sadece beslenme içgüdüleri faaliyetlerini sürdürür. Bu dönemde çocuk beslenmesini annesinin memesini emerek karşılar. Çocuk dürtüsel olarak acıkır ne olduğunu anlamadığı bir kıvılcım içinde meydana gelir sanki bir fitilin ateşlemesi gibi ve annenin memeyi ona vermesiyle bu emme onda bir rahatlama ve gevşeme hissi uyandırır. Emme, sadece çocuğun besin ihtiyacını karşılamaz. Aynı zamanda çocuğa haz veren bir eylem haline de dönüşür.
Çocuk bu hazzı duyduktan sonra emme eylemini devam ettirmektedir. Hatta yetişkin yaşamında da bu yolla haz almaya devam edebilmektedir.( En basit örneği de insanların ağızlarında emzik varmış gibi sigara ile her yerde dolaşmaları diyebiliriz.)
Erikson a göre de bu durum şöyle devam eder. İnsanın yaşamında anne, önemli bir yer tutmaktadır. Fakat bu dönemde annenin rolü diğer dönemlere oranla daha da önemlidir. Anne, çocuğun ihtiyaçlarını karşılarsa, bebekte dış dünyaya karşı temel güven duygusu oluşmaya başlar. Bu dönemde annesiyle; sıcak, sevecen ve güven verici bir ilişki yaşayan çocuğun, yaşamı boyunca diğer insanlarla da benzer şekilde ilişkiler kurabilmesi beklenir. Bu duygu bir yandan çevrenin güvenini yansıttığı gibi, bir yandan da kendi benliğinin süreklilik ve aynılık taşıyan, bakılmaya değer bir varlık olduğunu gösterir. Yani hem çevre, hem kendi varlığı güvenilir durumdadır.

Bu noktada annenin bebeğin salınımlarına sekronize bir şekilde hareketi çok önemlidir. Yani bebeğin ağlama şeklinden, bu ağlamanın acıkma ağlaması mı, alt ıslatma mı ya da canı yandığı için mi olduğunu anlayıp ihtiyacı ne ise onu karşılaması büyük önem taşır. Bebek o zaman güvenli bir ortamda olduğu yani, bu dünyanın güvenli ve huzurlu bir yer olduğu bilgisini edinir. Ve bu dönemini sağlıklı atlatıp diğer gelişim evrelerine geçişini sürdürebilir. Ya da bunun tam tersi olursa yani bebek doyduğu halde anne emzirmeye devam eder ya da acıktığında ‘off yine acıktı, yine altını ıslattı’ deyip bebeğinin ihityaçlarını ertelerse; bebek aşırı doyurulma ya da aşırı doyumsuzluk içinde kalma yüzünden, bu dönemde bazı saplanmalar yaşar. Bu nedenle oral dönem özelliklerine fazla tutunabilir. Ne demektir bu? Yetişkin kişide aşırı ağızcılık (oburluk, ağızla cinsel doyum v.b.) ve aşırı bağımlılık, alıcılık, edilgenlik, abartılı iyimserlik, özseverlik, arada bir yaşanan yoğun karamsarlık, haset, kıskançlık baskın olursa, bu davranış özellikleri oral saplanma belirtiler olarak yorumlanabilir. Böyle bir kişi başkalarından almaya alışmış, aşırı isteyici ve bağımlı bir yapıdır. Bu noktaya biraz daha açıklık getirmek iyi olacaktır. Anne bebeğin doyurma ihtiyacını onda hiç kırılma yaşatmadan karşılıyorsa yani hiç bir geçikmeye meydan vermeden hemen her ağladığında ona memesini veriyorsa ( hani gak deyince su guk deyince mama dediğimiz o yapılanmadan bahsediyorum), bebek ihtiyaçlarının hemen her şartta çabucak karşılanması gerektiğine dair bir yapı oluşturmaya başlayacaktır. Burada bahsettiğim anne bebek arasındaki bu ilişkinin defalarca tekrarlanmasıdır. Yani kemikleşmiş bir ilişki tarzından bahsediyorum, bir kaç defa tesadüfi şekilde meydana gelmesinden değil.. Sonuç olarak bebek, bütün dünya senin ihityaçlarını hiç beklemeden ve hiç uğraşmadan hemen karşılar şeklinde bir yapılanma geliştirecektir ( dünya mükemel iyi bir yer hiç kötülük yok yani abartılı iyimserlik). Ya da ihtiyaçları fazlasıyla karşılanmış bir bebek de özseverlik dediğimiz kendinin mükemmel ve biricik olduğunu düşünen bir yapılanma meydana gelecektir. Hani İlkokulda arkadaşlarının sırasını beklemeyip hep konuşmak isteyen o öğrencileri hatırladınız mı, ya da yemek ve tuvalet kuyruklarında bir türlü bekleyemeyen aradan sıvışarak öne geçmeyi çalışan o insanları...

Annenin bebeğin doyurma ihtiyacını tam karşılayamadığı durumlar nasıl oluşabilir? Eğer anne evliliğinde sorunlar yaşayan bir anne ise; eşiyle, kayınvalidesiyle tartışmalar huzursuzluklarla dolu bir yaşama sahipse ya da fiziksel ve ruhsal sıkıntılar içerisinde kendisiyle meşgul ise; bebeğinin ihtiyacını tam göremeyebilir ve tam doyurulmayan bebekte dünya kötü bir yer algısı oluşur. Bunu defaten tekrarlanmasıyla birlikte ilerleyen yaş dönemlerinde karamsar bir kişilik yapılanması olarak karşımıza gelebilir. Peki haset ya da kıskanç kişilik nasıl geliştirebilir? Bebek ilk bir yıllık süreçte anne ile kendinin farklı bireyler olduğunu ayrıştıramaz. Anneyle simbiyoz bir ilişkisi vardır. Anneye ait olan memeyi sanki kendi bir uzvu gibi görür. O yüzdendir sürekli memeyi almak ve bırakma istemeyişi.. Fakat anne günlük rutinin de bebeğini emzirirken ocakta unuttuğu yemeğin altını kapatmak için ya da içeri giren biri dolayısıyla bebeğini emzirmeyi yarıda kesebilir. Bebek tam da bu esnada ona ait olduğunu zannettiği memeden koparılmayla bir kıskançlık ve haset hissine kapılır ve ağlar. Anne eğer geri gelir ve bebeğini yatıştırırsa bu haset ve kıskançlık optimal düzeyde kalır. Ama yukarda da bahsettiğim sebeplerden ötürü anne bebeğinin ihtiyaçlarını tam karşılayabilecek bir yapıda değilse, bebeğini emzirirken doydu deyip yarıda kesiyor ve bir daha dönüş yapmıyorsa tam ve yeterince doyuma ulaşmadan bırakılıyorsa bebek, ilerde karşımıza kıskanç ve haset insan dediğimiz kişilik yapılanmayla çıkabilir. Hani çevremizde eşini her kadından(erkekten) kıskanan ona nefes bile aldırmayan kadınlar(erkekler) görmüşsünüzdür ya da başkalarının başarılarını çekemeyen, iyiliklerine bile haset duygusu geliştiren kişiler.. işte bu yapıların temelleri bu dönemde atılabilmektedir. Bebek bu dönemi başarılı atlatamazsa bu özellikler bireyin kişiliğinde yer eder. Birey bu özelliklerinin oral dönemdeki bir saplanmayla ilgili olduğunun farkına varamaz.

Birey, oral dönemi başarılı bir şekilde tamamlarsa, kişilik özellikleri aşırı bağımlılık ya da kıskanma duyguları olmadan, diğer insanlara verebilme ve onlardan alabilme özelliklerini içerir. Böyle kişiler kendilerine olduğu gibi diğer insanlara da güvenir ve onlardan destek alabilirler

Bebeğin fiziksel (beslenme, tuvalet ihtiyacı, çevresel koşullardan korunma gibi) gereksinimlerinin karşılanması kadar, duygusal açıdan beslenmesi, çocukta iyilik, güvenlik duygusunu, sağlıklı bir birey olma hissini oluşturacaktır.Bu dönemin uygun bir şekilde yaşanamaması, ebeveynlerin yokluğu ya da yanlış tutumları nedeniyle sağlıklı bir şekilde geçilememesi halinde ileri dönemde kişilerde kötümserlik, paranoid bozukluklar (dünya güvenli bir yer mi değil mi , şüpheyle yaklaşma), ümitsizlik şeklinde tavırlar, içe kapanıklık alkol-madde bağımlılıkları gelişebilir. Bebeğiniz bu dönemde optimal düzeyde kırılmalar yaşaması gereklidir. Ne çok fazla üzerine titreyip her ihtiyacını karşılamaya çalışmak doğrudur, ne de ihtiyaçlarını görmemek. Yani yeterince iyi anne (Good Enough Mother) olabilmek çok önemlidir. Belirli bir ölçüye kadar bu uyum kapasitesi için önemlidir.

Bu dönemi sağlıklı bir şekilde atlatan bebeğin hayatında yeni bir dönem, yeni bir kritik evre, yeni bir kapı açılacaktır. Özerklik yani bağımsızlık kazandığı ve tuvalet eğitiminin verildiği Freud un anal dönem dediği bu dönemde biz neler yapacağız? Onunla ilgili bölümü de bir dahaki yazımda paylaşacağım..
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Yeterince İyi Anne Olmak (Bebeklikten Başlayan Bir Hikaye)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Yaprak GÜLMEZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Yaprak GÜLMEZ'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Yaprak GÜLMEZ'in Makaleleri
► Mükemmel Anne Olmak Yerine Doğal Anne Olun! Uzm.Psk.Zehra AKPINAR YENİDÜNYA
► Anne-Baba Olmak Uzm.Psk.Ali BIÇAK
► Anne ve Baba Olmak… Psk.Merve ÖZ ÜNLÜ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,068 uzman makalesi arasında 'Yeterince İyi Anne Olmak (Bebeklikten Başlayan Bir Hikaye)' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


13:19
Top