2007'den Bugüne 86,845 Tavsiye, 26,955 Uzman ve 19,239 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Yaşamımın İlk Yılında Neler Oldu?
MAKALE #22138 © Yazan Psk.Dnş.Seba Nur SARAL | Yayın Şubat 2021 | 129 Okuyucu
Hiçbirimizin hatırlamadığı ya da hatırlayamadığı bir yaşam aralığı: “Dünyadaki ilk yılımız”
Neler oldu? Neler yaşadık? Kim güldü bize, kim bağırdı?
Ağladığımızda yanımıza kimler geldi ya da birileri geldi mi?
Bilmiyoruz. Belki de fotoğraflardan gördüğümüz kadarı ile hatırlıyoruz, şanslıysak anne babamız kameraya çekmiş olabilir bazı güzel anılarımızı.
Çoğumuz yakın çevremizin anlattığı anılarla bilir dünyadaki ilk yılımızın nasıl geçtiğini. Ama yakın çevremiz de gün gün neler yaşadığımızı tam anlamıyla bilemez.
İnsan ırkının en hızlı gelişim gösterdiği, konuşmayı ve yürümeyi öğrenmeye başladığı kritik dönemlerden biridir 0-1 yaş aralığı. Ama aynı zamanda insan ırkının yetişkinlik dönemine gelmesiyle o dönemlerdeki anılarına net olarak, kendi zihninden ulaşması en zor olan dönemidir.
Peki ne oluyor da hatırlayamıyoruz?
En önemli açıklama tabiî ki biyolojik kökenlidir. Bir bebek dünyaya geldiğinde hafıza görevini üstelenen ön-frontal korteks tam olarak gelişmemiştir. Gelişimini tamamlaması daha uzun yıllar alacaktır. Gelişimini tamamlama aşamasında ise hatırlamasa da birçok bilgiyi ve olayı kendi içine alacak ve bir şekilde kendi içinde bir yapı geliştirmeye ve tasarlamaya çalışacaktır. Çünkü buna mecburdur. Dışarıda bir dünya vardır ve onu zihninde anlamlandırmak zorundadır. Doğru ya da yanlış, hatalı ya da hatasız, bir şeyler olmalı ve dış dünya bir şekilde algılanmalıdır. Çünkü yaşamın geri kalanı için belirli kodlar, algılamalar, içselleştirmeler gereklidir.
Farklı kuramcılar tarafından uzun yıllar araştırılmış ve üzerine farklı sözler söylenmiş olsa da bütün psikoloji âlemini derinden etkileyen açıklamalar tabiî ki Freud’a aittir. Ben de yazımın devamında 0-1 yaş arasında bir çocuğu Freud’un ve onun takipçilerinin bakış açısı ile incelemek ve size aktarmak istiyorum. Bazı bilgiler karmaşık ve anlaşılmaz gelebilir ama insan ırkının basit bir yapıya sahip olduğunu kimse söyleyemez zaten.
Freud ve onun sıkı takipçilerine göre bir bebeğin 0-1 yaş aralığı oral dönem olarak isimlendirilir. Psikoloji ile haşır neşir olmayanlar tarafından garip karşılansa da mantık gayet basittir. Bir bebek dünyaya gelir ve tüm ihtiyaçlarının yanında ötekine bağlı olarak gerçekleştirmesi gereken en temel ihtiyaç beslenmedir. Bebekteki açlık duygusu ilk hissedildiğinde bebek acı çekecektir, bu acı ile ağlayacak ve annesi ona meme verecektir. Memenin içe alındığı yani hazzın yaşanıp, gerilimin azaltıldığı organ ise ağızdır. Bebek için hazzın algılandığı ve dikkatin yöneltildiği organ artık ağız olmuştur. İşte bu sebeple ortalama olarak 0-1 yaş aralığı oral-ağızcıl evre olarak isimlendirilir.
Haz kelimesi günümüzde sürekli cinselliği çağrıştırır hale gelmiştir. Ancak Freud’un ve psikoloji dünyasının söz ettiği “haz” salt cinsellik değildir. Haz almak, Freud’un kuramının önemli bir parçasıdır. Acıdan ve gerilimden kaçıp hazza yaklaşmak... Burada asıl önemli olan bireyin gerilim yaratan şeylerden kaçması, haz yaratan ve gerilimin azalmasına neden olan faaliyetlere yönelmesidir.
Peki bu evrede neler olmaktadır?
Bu evrenin önemli kısımlarına değinmek insan ırkının gelişimini, yaşam döngüsünü, ergenlik ve yetişkinlik dönemindeki psikolojik sorunlarını, psikolojik sağlamlığını, kimlik ve benlik oluşumunu önemli derecede açıklayacaktır. Erişilmesi zor olan yaşam alanımızla ilgili yapılmış bilimsel açıklamalar, bizim kendimize bakış açımızı değiştirecektir.
Tahir Özakkaş, Bütüncül Psikoterapi kitabında şöyle der: “Bu dönemdeki (0-1) bir bebeğe “Sen nesin?” diye sorulsa muhtemelen “Ben ağızım” diye cevap verecektir. Aynı bebeğe “Dünya nedir?” diye sorulsa “Dünya memeden ibarettir” diyecektir”.
Bu esprili ve güzel tanımlama benim her zaman hoşuma gitmiştir. Çoğu şeyi özetleyen bu cümle bu dönemdeki bir bebek için ağız yolu ile algılanan hazzın önemini ifade eder. Bu ağız yolu ile algılanan haz, giderilen açlık hissi ve anne memesi daha sonra bebeğin; sevgi, ilgi ihtiyacı ve öteki ile kaynaşma ihtiyacını, dürtülerini ve arzularını belirleyen temel etken haline gelecektir.
Egomuzun oluşumu, hangi ilkel savunma mekanizmalarını kullanacağımız, içe alınan ilk nesneler ve ilk nesne tasarımları bu dönemde oluşur. Savunma mekanizmaları başlı başına büyük bir konudur, ego oluşumu da öyle. Yazımızda bu konulara ayrıntılı değinme imkânımız yoktur. Ancak egonun, benliğimizin ve kimliğimizin düzenleyicisi olduğunu id ve süperegoya karşı dengeleyici görevler üstelenip bir bütünlük halinde ruhsal bir yapıda sağ kalabilmemizde önemli olduğunu bilmemiz gerekir.
Bu dönemdeki (0-1) çocuk için asıl önemli olan şey ilk nesnelerin içe alınmasıdır. Çünkü daha önce de söz ettiğimiz gibi bebeğin öncelikle dünyayı anlamlandırması gerekmektedir. Bu anlamlandırma sürecinde bebeğe ilk yol gösteren kişi annedir. Dolayısıyla anneye ait olan meme, burada bebeğin içe aldığı ilk nesne olur. Eğer meme doyurucu, besleyici, güven veren ve her acıktığında onu tatmin eden pozisyonundaysa; bu durum bebek tarafından memenin iyi nesne olarak içe alınmasına vesile olur. Eğer meme yani anne doyurmayan, sevmeyen, ilgi vermeyen, bakımın devamlılığını sağlamayan pozisyonunda olursa; o meme kötüdür, dolayısıyla içe alınan nesne de kötüdür. Bebek için içe alınan her nesne aslında dış dünyanın, bebeğin kendi içindeki tasarımını oluşturur. Yani meme iyi ya da kötü olarak içe alınırken aslında bebeğin iç yapısında dünyanın iyi-kötü olduğuna dair bir algı süreci işlemeye başlar.
Devam eden içe alma sürecinde bebeğin karşılaştığı her nesne iyi-kötü nesne olarak içe alınmaya devam eder. Tabiî ki annenin de memenin de tek boyutlu olarak içe alımı söz konusu değildir. Bebek için dış dünyanın her yönü, haz alıp almamasına bağlı olarak iyi ve kötü olarak içe alınır. İçe alınan materyaller bütünleştirilir ve birleştirilir. Bu süreç çocuk için anne ile birleşme dönemi olarak da isimlendirilir. İçe alınan her nesne bebeğin dünyayı güvenli ya da güvensiz olarak algılamasına neden olur. Bu durum bebeğin kendi özgüveni ile karıştırılmamalıdır. Bu, bebeğin dış dünyanın ve ötekilerin; ileride ilişkide bulunacağı dünyanın ve kişilerin güvenli olup olmadığı ile ilgili algısının oluşmasına zemin hazırlayan yapıdır. Bu dönemdeki bebeklerde güvensiz dünya algısının oluşması, bebeğin büyüdüğünde de ilişkilerinde ve dış dünyasına bakış açısında sürekli güven problemi yaşayacağı, terk edileceğini düşüneceği mantıklı öngörüsüne zemin hazırlar.
Daha sonraki süreçte ise -ki genel de bu, bebeğin ikinci altı aylık sürecine denk gelir- bebek anneden ve içe aldıklarından ayrışma sürecine girer. Çocuk, anne ile birleşme döneminde bedeni de dâhil olmak üzere anne ile tek ve bütünleşik olduğunu düşünür. Ancak ilerleyen süreçte artık bebek için hem ayrışma hem de bireyleşme sürecinin ilk adımları atılmaya başlanacaktır: Emeklemek.
Artık bebek emeklemeye başlamıştır. Anneden, bütünleşik olunandan kendi isteği ile uzaklaşmanın ilk yeterliliğine ulaşılmıştır.
Şimdi, yeni emeklemeye başlayan bir bebek düşünün.
Çok hevesli ve istekli, hemen atılmak istiyor, gitmek ve keşfetmek istiyor. Gözünü alamadığı süs eşyalarının hepsine emekleyerek ulaşmak ve hepsine dokunmak istiyor. Ama bir gözü de annede hep. Biraz uzaklaşıyor emekleyerek sonra dönüp anneye bakıyor, “anne orada mı” diye. Anne orada ise ve güven veren gözler ile bakıyor ise yürümeye devam ediyor. Ama ya anne orada değilse ya da güven veren gözler yerine, ona korku ile bakıyor ise; işte bebek o anda korkuyor, endişe duyuyor ve anneye geri dönüyor. Bu süreç bebek için oldukça tehlikeli çünkü sağlıklı olan ayrışma süreci gerçekleşemedi. Burada ebeveynlere önerilecek şey bebeklerinin ufak tefek bireyleşme çabalarına saygı göstermeleri, onları desteklemeleridir. Anne, bebeği uzaklaşırken ona: “ben buradayım ve her şey yolunda” diyen gözlerle bakmalıdır. “Sen git ve keşfet” demelidir gözleri ile. Diğer ihtimalde ise bebek sürekli anne ile iç içe geçmeye devam eder ve ileride bağımlı-çekingen dediğimiz kimlik yapısındaki özerk ve bağımsız olamayan, sürekli ötekinin desteğine ihtiyaç duyan bir birey meydana gelecektir.
Kısaca; bebeğin gerçeklik ilkesini oluşturabilmesi ve dünyayı algılayabilmesi için oral dönemde öncelikli olarak nesneleri içe alması ve onlarla bütünleşmesi; ardından iyi ve kötü dünya tasarımlarını birbirinden ayrıştırması gerekmektedir.
Bebeğin iç dünyasında iyi-kötü dünya algısının ve iyi-kötü benlik algısının oluşmasının ilk evreleri yine bakıcıya aittir. Bakım veren yani anne, bebeğe zaman zaman değerli ve kıymetli olduğunu hissettirir ve bebeğin “iyi kendiliği” aktive olur. Zaman zaman ise kıymetsiz ve değersiz olduğu mesajını veren anne, bebeğin “kötü kendiliği”nin aktive olmasına neden olur. Bebek ilk olarak iyi ve kötü dünyayı ve iyi ve kötü benliği birbirinden tamamen ayırmış durumda tutar sonra ise bu iki yapı bütünleşir ve sağlam bir egonun oluşmasının zemini atılır.
Erikson’a göre oral dönem; temel güvene karşı güvensizlik evresidir. Aslında açıklama birbirine benzemektedir. Bebeğin dış dünyayı algılaması, yani dış dünyada bebeğin çevresinde oluşan olaylar; bebeğin dış dünyayı güvenli ya da güvensiz bir yer olarak algılanmasına zemin hazırlar. Bu ise bebeğin ileride güven duygusunu nasıl yaşayacağını, nasıl aktaracağını, nasıl karşılayacağını belirler.
Aslında bizler farkında olmadan 0-1 yaş arasında kendimize oluşturacağımız ve ömür boyu yaşayacağımız algısal-içsel dünyamızın zeminini atmış oluyoruz. İlişkilerin temelini oluşturan “güven” temelinin atılmasını sağlıyoruz.
İlişkiler; insanın ruhsal sağlığının bir bütün olarak işlevsel bir şekilde sürdürülmesinin veya bozulup, parçalanmasının zeminini oluşturur. Aynı zamanda sağlıksız bir ruhsal yapıdan ilk etkilenen de ilişkilerdir. İlişkiler ise güven temeli üzerine kurulur. Oral dönemde terk edilme, ihmal, ölüm yaşamış ya da bakımın devamlılığı sürekli sağlanamamış bebekler ileride sürekli güven teması çevresinde dönüp dururlar.
Tabii ki oral dönemdeki bozuk ilişkiler tamir edilebilir, ancak bunun ne ölçüde olacağı tartışılır ve tamir edilene kadar kişinin aldığı yaraların nasıl iyileşeceği de ayrı bir konudur.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Yaşamımın İlk Yılında Neler Oldu?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Seba Nur SARAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.Seba Nur SARAL'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Seba Nur SARAL Fotoğraf
Psk.Dnş.Seba Nur SARAL
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com ÜyesiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Seba Nur SARAL'ın Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,239 uzman makalesi arasında 'Yaşamımın İlk Yılında Neler Oldu?' başlığıyla benzeşen toplam 42 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► İrade Terbiyesi Şubat 2021
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


07:53
Top