2007'den Bugüne 81,467 Tavsiye, 25,882 Uzman ve 18,113 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Karne Aslında Neyi Ölçer
MAKALE #8178 © Yazan Uzm.Psk.Ali Rıza TUNUR | Yayın Ocak 2012 | 3,429 Okuyucu
Karne nedir? Öğrencilere dönem sonlarında okul yönetimleri tarafından verilen ve her dersin başarı durumu ile devam, sağlık, yetenek ve genel gidiş durumlarını gösteren belge.

Yukarıdaki tanımı Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünden aynen aldım. Bu basit tanımın içine sığdırılan karne, bir çok insanın iç dünyasında pek de sevimli olmayan anılarla yer etmiştir. Karnesinde zayıf not ya da notları olduğu için evden kaçan, intihar eden ya da şiddetin bin bir türlüsüne maruz kalan çocukları hatırlayınca “karne” fenomeninin Türk Dil Kurumu’nun bu basit tanımının ötesinde anlamlar taşıdığını ve bu yönüyle irdelenmesi gerektiği kanaatine vardım.

Bu irdelemeyi yapabilmek için de eğitim kavramının kendisinin ve var olan eğitim sistemimizin detaylı bir eleştirisini, insanın iç dünyasına atıfta bulunarak yapmaya çalışacağım.

Öğrenmek insan hayatındaki en keyifli eylemdir. Ancak öğrenecek olan birey bu öğrenme eyleminin hayattaki karşılığını idrak etmeden, salt öğrenmesi gerektiği için öğrenmeye koyulmuşsa bu keyifli eylem bir zulüm haline gelebilir.

Uyku, insanların gerek fizyolojik, gerekse de psikolojik bir ihtiyacıdır. Ancak hayatı anlamlandırma sürecindeki bir çocuğa “hadi lan yatağa” derseniz hayati bir ihtiyaç olan uyku bir zulüm haline gelebilir. “Aman da benim bitanemin uykusu gelmiş. Şimdi güzel güzel uyuyacakmış. Vücudu uykuya olan ihtiyacını giderince sabah kalkıp güzel güzel oyunlar oynayacakmış” derseniz bu çocuk “uyku” kavramının kendisiyle sağlıklı bir ilişki geliştirir.

Aynı şekilde dünyayı anlamlandırma sürecindeki çocuğa diş fırçalamanın bir kural olduğu için, daha da önemlisi siz istediğiniz için gerekli olduğunu hissettirirseniz diş fırçalamaya karşıt tepki geliştirebilir. Ancak diş fırçalamanın gerekliğini yaşantısı yoluyla kendisine kavratırsanız dişlerini fırçalamayı alışkanlık haline getirir ve herhangi bir dış denetime ihtiyaç duymadan bu alışkanlığını sürdürür.

Bu durum eğitim için de geçerlidir. Bu bağlamda dünyanın en keyifli eylemlerinden birisi olan öğrenmenin nasıl zulüm haline geldiğini aşamalarıyla anlatalım. Siz 3 yaşındaki bir çocuk yaramazlık yaptığında sağ elinizin işaret parmağını üç kere sertçe sallayıp “yaramazlık yapma, bak seni okula götürürüm” derseniz, onu okula götürdüğünüzde öğretmenine hitaben “eti senin, kemiği benim” derseniz, ilk karne gününde “hadi bakalım gözün aydın, 15 gün özgürsün” derseniz bu çocuk sağlıklı bir okul algısı geliştiremez. Sağlıklı bir okul algısı olmadan da sağlıklı bir eğitimden söz edilemez.

Okulun dışındayken çarpık bir okul algısı geliştiren çocuk, okulun içiyle tanıştığında bu algısı adeta teyit edilir. Sıralar, masalar, kara tahta, asık suratlı öğretmenler, tek tip kıyafet, her 45 dakikada bir çalan bir zille başlayan dersler… Kısacası okulların psikolojik havası herhangi bir kişinin orda zaman geçirmek istemeyeceği kadar kötü. Hal böyle olunca eğitim insanın hayatını kolaylaştırması gerekirken, yani insana yaşamak için öğrenmeyi sunması gerekirken, öğrenmek için yaşayan bir grup mutsuz insan çıkar karşımıza.

Birey olarak saygı görmeyen, kişisel farklılıklarına saygı gösterilmeyen öğrenci böylesine bir sahtelikle yıllarını geçirmek zorundadır. Karşıt tepki geliştirmekten başka da çaresi kalmamıştır.

Bir öğrenme eyleminin gerçekleşeceği bir yerde, bir öğrenen, bir öğreten vardır. Öğreten öğrenene öğreteceği şeyin işlevselliğini yaşantısı yoluyla kavratıp ona öğrenmeyi öğretirse gerçek bir öğrenme sağlanmış olur. Ama öğrenecek olan öğretecek olana ebeveyni tarafından getirilir ve “eti senin, kemiği benim” diyerek emanet edilirse, öğretecek olan öğrenecek olana “sana öğreteceğim, göreceksin” derse, öğrenecek olan çok doğal olarak “boşuna uğraşma, ben öğrenmeyeceğim” der. Kendisiyle ilgili alınan kararlar kendisine sorulmayan, hayatı boyunca insiyatif verilmeyen ve hayatta ne işine yarayacağını bilmediği bir yığın anlamsız bilgiyi birilerini mutlu etmek üzere öğrenmesi istenen çocuk öğretmenlerine ve ebeveynlerine adeta meydan okur ve “hadi öğretebiliyorsanız öğretin bakalım” der.
İşte karne dediğimiz şey aslında bu bozuk eğitim algısının ve bu reel yaşamla ilgisi olmayan mantıksal örgünün son halkası olup, afonksiyonelliğin de geldiği son noktadır.

Şimdi durumu öğrenecek olan, öğretecek olan ve öğrenecek olanın ebeveyni perspektifinden ayrı ayrı değerlendirelim.

Öğrenecek olanın ebeveyninin derdi çocuğunun hayattaki mutluluğu ve fonksiyonelliği değildir. Onun derdi genelde çocuğu komşunun çocuğuna göre daha yukarıda mı daha aşğıda mı olduğu ve kendisinin düşünüp karar aldığı şeyin çocuk tarafından ne kadar uygulandığıdır.

Öğretecek olan kendisine emanet edilen “et ve kemik” için gereğini yaptığını ispat etmek için bir belgeye ihtiyaç duyar. Yani çocuğun denize düştüğünde nasıl kurtulacağını öğrenmesine gerek yoktur. Denize düşüldüğünde kurtulma konulu dersten –hiç deniz görmeden- 5 alması öğretecek olanın öğrenecek olanın ebeveynine sunacağı bir belgedir. Çocuk denize düşerse de ne hali varsa görsün.
Öğrenecek olan ise deyim yerindeyse kimseyle yüz göz olmamak için “öğrenmiş gibi yapma” yoluna gider. Bunun için kendisine verilen her şeyi ezberler. Ama sadece ezberler. Öğrenmemek konusundaki inadından vazgeçmiş değildir. Hayatı boyunca yaptığı gibi “-mış gibi yaparak” bir orta yol bulur ve olası bir kriz engellenmiş olur. Karneler bol 5’li olursa herkes mutlu olur. 2’lerin, 1’lerin sayısı arttıkça olayın bütün aktörleri arasında gerilim olur. Fonksiyonelliği ise hak getire.
İşte karne denilen bu kağıt parçasının bu analitik düzlemde tekabül ettiği yer aşağı yukarı burasıdır.

Hani 23 nisan günleri devlet büyüklerinin koltuklarına birkaç dakikalığına çocukların oturması gibi bir gelenek vardır ya. Milli Eğitim Bakanlığı bu yıl bir kereliğine şöyle bir uygulama yapsa ve dese ki “bu yıl bir kereliğine öğrenciler; öğretmenlere, okullara ve velilerine karne verecek” acaba ortaya nasıl bir karne çıkardı?

Ah o veliler bilseler ki hayatta aslolan doktor olmak, mühendis olmak, avukat olmak değil mutlu olmaktır. Mutlu olmak karnedeki 5’lerin bolluğuyla doğru orantılı değil. Ve de mutluluk dediğimiz şey ne eğitimle,ne sosyal statüyle, ne de kariyerle doğrudan bağlantılı bir şey değil.

Futbol hakemliği bir çok insan için sevimsiz bir meslektir. Verdiğiniz bir yanlış karar, çaldığınız ya da çalmadığınız bir düdük yüzünden elli bin kişilik dev bir koro annenize, eşinize ve bütün değerlerinize küfreder. Ama bir kişi futbol hakemi olup mutlu olacaksa, kendini orda iyi hissedecekse yalnız ve yalnız futbol hakemi olmalıdır.
Hayat dediğimiz şey aslında bir iyi hissetme sanatıdır. Kendine bir varoluş alanı yaratma sürecidir. Öyle insanlar tanıyorum ki yılda üç gün tatil yapıyor. Çünkü ihtiyacı yok. Yaptığı işi o kadar seviyor ki işi zaten onun tatili. Öyle doktorlar, mühendisler de tanıyorum ki yılın yarısında izin, rapor vs. tüm yolları zorlayarak tatil yapıyorlar. Çünkü işlerini sevmiyorlar.

Kendi kişisel bir gözlemimi daha net bir cümleye dönüştürüp söylersem ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır. Meslek hayatımda takdir edersiniz ki hep “mutsuz” insanlarla çalıştım. Onlarca mutsuz insanın iç dünyasını anlamaya çalıştım. Söyleyeceğim şeyin herhangi bir bilimsel dayanağı yoktur. Bu konuda yapılmış bir çalışma var mıdır bilmiyorum. Benim dinlediğim mutsuzların aşağı yukarı yüzde sekseni eğitim hayatlarında eve çok iyi karneler götürmüş kimselerden oluşmakta. Aslında mesele bu kadar net ve bu kadar matematiksel.

Karne dediğimiz A4 kağıdı; kişiliği, mutluluğu ya da başarıyı ölçme yeterliliğine sahip olmadığı gibi, asıl ölçtüğü şey bireyin ne kadar itaatkar olduğu, ne kadar tek tip olmaya yatkın olduğu, ne kadar bireysel farklılıklarını gizlemekte olduğu, ne kadar başkalarının kendisi için aldığı kararları fonksiyonelliğini sorgulamaksızın alıp hayatına tatbik etmekte olduğudur.

Anne babaların çocuklarının karneleri karşısında öncelikle meselenin duygusal boyutunu, sonra da fonksiyonelliğini düşünmesi kanımca daha sağlıklı olacaktır. Yoksa sokaklar ebeveynleri tarafından kendileri için “bizim oğlan ilkokuldan liseye kadar sürekli takdir alıyordu, ama ne hikmetse üniversite sınavında barajı bile geçemedi” denen işsizler, daha da önemlisi mutsuzlar ordusuyla dolup taşmaya devam edecek.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Karne Aslında Neyi Ölçer" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ali Rıza TUNUR'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ali Rıza TUNUR'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ali Rıza TUNUR Fotoğraf
Uzm.Psk.Ali Rıza TUNUR
İstanbul
Uzman Psikolog - Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi51 kez tavsiye edildi
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ali Rıza TUNUR'un Yazıları
► İlişkiniz Aslında Sizsiniz Uzm.Psk.Ali Rıza TUNUR
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,113 uzman makalesi arasında 'Karne Aslında Neyi Ölçer' başlığıyla benzeşen toplam 16 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Evlilikte Kıskançlık Aralık 2012
► Boşanma ve Çocuk Mart 2012
◊ Hipnoz ve Sigara Haziran 2010
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


02:18
Top