2007'den Bugüne 88,181 Tavsiye, 27,321 Uzman ve 19,457 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
İmplanların Başarısını Etkileyen Biomateryallerle İlgili Faktörler
MAKALE #245 © Yazan Dt.Murat KANLI | Yayın Eylül 2007 | 7,227 Okuyucu
İMPLANTLARIN BAŞARISINI ETKİLEYEN BİOMATERYALLERLE İLGİLİ FAKTÖRLER

Öncelikle implantların yapısında kullanılan biomateryallere göz atalım;

a) Metal ve alaşımları:
· Titanyum,Ti6Al4V
  • Kobalt-Krom-molibden(Vitalyum)
  • Demir-Krom-Nikel

b) Seramikler
· Alüminyum oksit
  • Hidroksiapatit (HA)
· Trikalsiyum fosfat
  • Kalsiyum alüminat

c) Karbonat
  • Polikristal (vitröz) cam karbon
  • Karbon silikon

d) Polimerler
  • Polimetil metakrilat
  • Politetra fluoro etilen
  • Poletilen
  • Silikon lastik

İmplant materyalleri kemik ile ilişkisinde üç özellik taşır:

1) Biotolere: Materyalle uzak osseointegrasyon sağlar.İmplant ve kemik arasında bağ dokusu vardır
2) Bioinert: Kontakt osseointegrasyon olur. İmplantla kemik arasında reaksiyon oluşmaz çünkü yabancı ion salınmaz.
3) Bioreaktif: Birleşme osseogenezisi olur yani implantla kemik arasında kimyasal ve mikromorfolojik adaptasyon söz konusudur.

İstenilen osseintegrasyon; bioinert ve bioreaktif özelliğe uyumlu olmalıdır.
Yabancı bir cisim kemiğe implante edildiğinde:
  • Total olarak kabul edilmeme
  • Birkaçgün sonra iltihabi cevap oluşması
  • Biouyumsuz materyalin etrafının yumuşak dokuyla sarılması
  • Toksik ion salınımı
  • Ani savunma cevabı olarakta yabancı implant gövdesinin kabul edilmemesi

gibi olaylar oluşabilir.

Bütün maddelerin biouyumlulukları farklı olup bunların herbirine karşı oluşan immun cevapta farlıdır.Endoosseoz (implantların kemiğe osseointegre olması) implantlarda kullanılan materyallerin hepsini bu açıdan yani biouyumluluk yönünde analiz etmek imkansızdır bu nedenle daha çok kullanılan:
  • CPTİ (kalsiyum fosfat titanyum)
  • Ti6Al4V
  • HA
  • Al2O3 Seramik implant

gibi biomateryallere değineceğiz

Diğer metal alaşımlarından Ni, Co, Cr allerjik etkisinden dolayı günümüzde daha az kullanılmaktadır. Nikel bu grupta en allejen maddedir.

Yine Ca ve Vanadyum partiküllerinin yapılan labaratuvar çalışmalarında toksik reaksiyona neden olduğu saptanmıştır

Bunun yanında paslanmaz çelik alaşımları, Co Cr ve Ti den daha az korozyona uğramaktadır. Buna rağmen Ti, CoCr alaşımı ve HA yüksek derecede biouyumlu madde olarak bilinirler.

Yapılan invivo ve invitro çalışmalara göre tüm implantlar çevrelerine yüksek derecede agresif vücut sıvısı ve güçlü mekanik streslerden oluşan korozyon ve aşınma sonucu yüklü ion partikülleri salarlar.

Gerçekten metal ve seramik oral implantlar lokal ve sistemik olarak ion konsantrasyonunun yükselmesine neden olurlar. Bunun sonucu çeşitli organ ve kanda düşük veya çok az oranlarda bazı elementler bulunmuştur. Pörözitelerinin artmış olduğu Ti implantları etrafındada Ti ionlarının arttığı gözlenir.
Endoosseoz Ti implantlar dişhekimliğinde uzun vadali mükemmel sonuçlarından dolayı her geçen gün hızla artan bir önem kazanmışlardır.Bununla birlikte bu implantların peri-implant dokulrda karbodioksit lazer kullanımından sonra özellikle akciğer ve böbrekte yüksek oranda Ti ionu oluşturduları ileri sürülmüştür.Bu konuda yapılan hayvan çalışmalarında özellikle dalak, karaciğer, ağız mukozası, rejyonel lenf bezleri, akciğer ve böbrekte Ti birikintisi tespit edildi.Bu birikintinin daha önce literatürde rapor edilen miktardan çok farklı olmadığı saptandı ve karbondioksit lazerin peri-implant dişeti cerrahisinde uygun ve güvenli olduğuna karar verildi.
PMID:12381072 - Department of Oral and Maxillofacial Surgery Universty Of Technology Münich GERMANY.

Al ve V ionları Ca metabolizmasını etkileyerek kemik oluşumunu zayıflatırlar. CPTi implantlarıyla karşılaştırıldığında Ti6 Al4 V implantlarında zayıf kemik oluşumu gözlendi.Neden olarakal Al ionlarının sızıntısı öne sürüldü. Bu konudaki deneysel çalışmalarada ise Ti ve Ti6Al4V implantları arasında kemik cevabı olarak önemli bir fark bulunmamıştır. Bununla birlikte Ti ionlarının; labaratuvar çalışmalarında HA ‘in artışını engellediği öne sürülmüştür. Metal ionlarının HA kristal formasyonunun engellenmesindeki ekisi ve CPTi ve Ti6Al4V implantlarının yüzeyinde canlılarda osteoid toplanmasının niçin gözlenemediği tam olarak açıklanamadı.Ancak etrafa salınan Al va V ionlarının biolojik etkisinin buna neden olduğu tahmin edilmektedir.

Yüzey kontaminasyonun implant başarısındaki rolü henüz anlaşılamadı. Bazı araştırmacılara göre implant yüzeyinden salınan maddeler enflamasyona nede olmaktadır. İmplantın yüzeyi kimyasal olarak temizlendiğinde, o bölgedeki yumuşak dokuda siyah ve mavimsi renklenmeler olduğu gözlenir. Yapılan çalışmalara göre bu renk değişiminin nedeni kullanılan kimyasal maddeler değildir. CPTi üretici firma normalde elle implantın kontaminasyonunu önlemek için paslanmaz çelik presel ile tutulmasını önermiştir. Araştımacılar Ti implantın elle kontaminasyonunu kritize etmişler ve bunun implant yüzeyindeki biolojik olaylara bağlı osseointegrasyonun etkilendiği görüşüne varmışlardır. Yine implant yerleştirilmesi sırasında yumuşak doku temaslarındandakaçınılması önerilmiştir.

Sonuç olarak implant ara yüzeyine salınan metal partikülleri implantın başarısızlığında önemli bir rol oynarken ,aşınan partiküller ve metal iyonlarının toksik etkilerinin olduğunu destekleyen çok az çalışma olup bu konuda daha çok çalışma yapılmalıdır

İmplant imalinde birçok kullanılmasına rağmen yaklaşık son 30 yıldır daima ilk sırada tercih edilen metal Ti ve alaşımlarıdır.Bu materyalın tercih edilmesinin temel nedeni sahip olduğu biokimyasal ve fiziksil özelliklerdir.Ti üzeri ve havada ve suda Ti dioksit ile kaplanır. Bu tabaka inerttir.Bu oksit tabakası zarar görürse birkaç saniyede yenilenir.

Ti üzerindeki bu oksit tabakası yerleştirildikten soınra sıvı hücumuna karşı direnç gösterir.Ayrıca oksit tabakasına proteoglikan ve glikozaminoglikan gibi doku ürünleri yapışırr. Bunların üzerlerinede kollojen demetler tutunarak osseointegrasyon adımı başlatılmış olur.

Saf Ti yüzeyi çeşitli maddelerle kaplanarak hem yüzey alanı genişletilmeye hemde iyileşme daha iyi bir düzeye getirilmeye çalışılmaktadır.

Yüzey kaplamaları:
  • TPS (titanyum plazma sprey)
  • HA
  • Lazer
  • Kumlama
  • Asitleme
ile yapılır.

Seramikler korozyona dirençli dokuyla iyi uyumlu anca gerilme ve bükülme dayanımı az olan materyallerdir.Şekil vermek kolaydeğildir.Günümüzde kullanılan seramik implantlardan HA organizmada kemik ve dişlerdede bulunan HA firmalarca dens, non pöröz ve pöröz HA olarak üretilmektedir.Dens formları daha çok kök şeklinde hazırlanmakta ve dişler çekildikten sonra çekim boşluklarına yerleştirilmektedir. Yapılan çalışmalar HA in kemiğe sıkı bir şekilde bağlandığını ve alveol kretinin resorbsiyonunu önlediğini göstermiştir. HA implantolojide implantların kemik içine uygulandıktan sopnra boyun kısımlarında kalan boşlukların doldurulması ve böylece kemik içinde daha sıkı oturması içinde kullanılır.

TCP (Trikalsiyumfosfat): 1970 li yılların başında bulunan TCP küçük ve orta boy kemik defektlerinde kullanılan sentetik bir implant materyalidir. Multi kristal ve pöröz yapıdadır.Fizyolojik ortamda açığa çıkan ionlar çevre dokuya dağılarak vücut tarafından kullanılırlar.TCP nin pöröz özelliği yeni gelişen kemiğin implant içine doğru büyümesine olanak sağlar.Yapılan çalışmalar TCP nin lokal, sistemik ve toksik etkisinin olmadığı; iyi bir biolojik uyum ve yeni kemik yapımı için uygun bir matr görevi yaptığını göstermiştir. Toz veya granül şeklinde pazarlanan bu maddenin en büyük dezavantajı zaman içinde resorbe olmasıdır.

Aluminyum Oksit: Sertve yumuşak dokular tarafından çok iyi tolere edilebilen implant materyalidir.

Karbon implantlar: Karbon-silikon bileşiği vitröz (polikristal cam karbon) materyallerini tanıyoruz. Kolay kontamine olabilen iltihabi ve yabancı cisim reaksiyonu yapmadığı halde kolay kırılabilen ve fazla tavsiye edilmeyen maddelerdir.

Polimerler: Ucuz ve kolay hazırlanan maddelerdir ancak toksik ve karsinojenik olduklarına dair çalışmalar vardır.

İMPLANT DİZAYNI


İmplant dizaynının osseointegrasyon üzerindeki etkisini değerlendirirken; pürüzlülük,toplam implant yüzey alanı ile alıcı sahanın özelliğide göz önünde bulundurulmalıdır.Bugün dünya üzerinde kullanılan pek çok implant sistemi vardır.Hergün yeni veya modifiye edilmiş sistemler firmalar tarafından tanıtılmaktadır.
  • silindirik
  • konik
  • basamaklı modelleri tarif edilmiştir.
  • vidalı
  • içi boş silindir

Çeşitli merkezlerin uygulama ve başarı oranı dikkate alındığında,tercih kök şeklindeki implantlardan yanadır. (yani vida ve silindir formunda)

İmplant çevresindeki marjinal kemik yüksekliğininin korunması implant tarafından kemiğe iletilen stresin büyüklüğüne ve yoğunluğuna bağlıdır. Yapılan çalışmalarda özellikle silindir ve vida şeklindeki implantlar,konik ve basamaklı formdakilerden daha az stres oluşturmuşlardır.Birkez stresler maksimum limiti aştımı kemik resorbsiyonu başlayabilir.Buda implantın başarısızlığıyla sonuçlanabilir.Ne yazıkki interfasial biomekanikler ve kemik biyolojisi arasındaki ilişki büyük ölçüde bilinmemektedir.Gerçekte hangi noktada fazla yüklenmenin olduğunu anlamak zordur.
Vida şeklindeki implantlar: Yivlerin arasına kemik dolarak osseointegrasyonu sağlamaya yönelik olarak hazırlanmıştır.Bu tür implantın daha erken yüklenebilmesi,primer stabilitenin iyi olması,yükün kemiğe daha kontrollü iletilmesi gibi avantajları vardır.

Silindir şeklindeki implantlar:primer stabilite implant yatağı ile implant çapı arasındaki boyuıt farkına ve implant yüzeyinin retansiyonuna bağlıdır.silindir implantın perforasyonlu hazırlananları vardır.Bunun amacı kemik gelişiminin i mplant içine doğru olması ve implant –kemik bütünleşmesinin daha başarılı gerçekleşmesidir.

İMPLANT SİSTEMLERİNDEKİ DİZAYNLAR

Branemark İmplant Sistemi:
Bu sistemde implantlar vida şeklindedir. Vida saf titanyumdan yapılmış ve değişik boylardadır.

IMZ(İntra mobile silindir) sisteminin kullanılmaya başlandığı yıllardan bu yana formu açısından değişikliğe uğramış ve son yıllardaüzeri HA kaplanarak piyasaya sürülmüştür.

Sistemin HA ve TPS kaplı silindir şeklindeki bir gövdesi vardır.Gövdenin apikalinde kemiğin dolmasını sağlayan ve böylece implantın dönmesini engelleyen perforasyonlar , kronal kısımdada düzgün cilalı bir yüzey,titanyumdan yapılan yüzük şeklinde ara parça vardır.İmplant gövdesi kemik içine yerleştikten sonra osseointegrasyon olması için 3-6 ay beklenir.

ITI(The international team for dental implants):
Vida şeklinde ve boş silindir şeklindedir.Hollow basket implantlar 1974’ten beri kullanılan ,gövdesinin içi boş silindir şeklinde implantlardır.İmplantın üstünde perforasyonlar vardır.Titanyumdan yapılan ve üzeri TPS ile kaplanan bu sistemin avantajı,kemik integrasyonu için yüzeyin maximum geliştirilmiş olmasıdır.

ITI hollow silindir ve ITI vida şeklindeki implantların klinik performanslarını karşılaştıran prospepektif çalışmada; 7 yılı aşkın süre içinde ITI-hollow silindir sisteminde daha yüksek başarısızlık oranı olduğu saptanmıştır.(%8,7 - %3,2 Sırasıyla). İçi boş vida implantlar %4,2 başarısızlık oranıyla sonlanmıştır. Bu bilgi böyle yayınlandığı için başarısızlık kriterlerindeki farklılığlın diğer faktörlerle; farklı anatomi (maksilla veya mandibulada), farklı hasta durumuyla (total veya parsiyel dişsizlik) ilişkili olabileceğini değerlendirmek imkansızdır.Bununla birlikte diğer araştırmacılarda direkt veya indirekt olarak hollow-basket modelinin daha başarısız olduğu fikrini desteklemektedir.

Geleneksel ve splintsiz ITI implantlarının dişsiz ağızlarda overdenture protezlerini desteklediği çalışmada bir iki yıllık implantların başarısı karşılaştırılmıştır.Sonuç olarak yükleme periodları ITI implantlarda osseointegrasyonda ve periimplant parametrelerde önemli bir farka neden olmadığı saptandı. Özet olarak SLA(sand blasted large-acid etched) ile pürüzlendirilmiş ITI implantları operasyonda altı hafta sonra alt ovuredenture protezlerde başarıyla yüklenebilir. PMID:12519334 Department Of Oral Rehabilitation,School Of Dentistry,New Zeland.

İntegral implant:
Bu sistemde silindir şeklinde IMZ (intra mobile silindir) formunda gövdenin HA ile kaplanması esasına dayanır.İmplantıngövde kısmında yapılan modifikasyonlar ile mekanik tutuculuk artırılmaya çalışılırkenbu sistemin sunduğu avantaj HA’nın osseointegrasyonda olumlu etkisinden yararlanarak histolojik tutuculuğu artırmaktır.

Başarısızlığı etkileyen diğer faktörlerse üst yapının disaynı,kant lever mevcudiyeti,oral mikroplar ve yüzey pürüzlülüğü implant dizaynıyla karşılıklı birbirlerini etkilemektedir.Y apılan hayvan deneylerinde;hollow implantların yapısında doğal olarak bulunan ölü bölgeler erken dönemde lokal enfeksiyonun ortaya çıkmasınnda önemli bir risk oluşturmaktadır. Bunun yanında hallow implantlarda bazı fraktürler gözlenmiş ve bunun önüne geçmek için solid vidalar kullanılması önerrilmiştir.Ayrıca hallow implantın sinüs veya nasal kavite perferasyonunda,gereksiz retrokrat enfeksiyon riskinden kaçınmak için kullanımı tav siye edilmemiştir. Bu nedenle implant modeli rehabilitasyonun sonucunu etkilemekle birlikte bunun hangi miktarlarda olduğunu kestirmek zordur.Özellikle hallow implant ideal bir model gibi görünmemektedir.

İMPLANTIN YÜZEY ÖZELLİKLERİNİN OSSEOİNTEGRASYONA ETKİSİ


Yüzey Özellikleri
1-Yüzey Enerji Özellikleri: Serbest yüzey enerjisi, relative polarite ve kritik yüzey gerilimini içerir ve yüzey temas açısı ile ölçülür. Yüzey enerji özellikleri biomateryalin biolojik adhesionunun derecesinde çok önemli bir faktördür.

2-Kimyasal Kompozisyon: Yüzey zonlarında (0.005 – 1 mikron) mevcut olan elemental, moleküler komponentler kastedilmektedir. Bu zonlarda ve kemik çevre dokularla oluşan kovalent bağlar, iyon geçişleri, organik yapılar, mevcut iyonlar (fosfat, karbonat, nitrat, silikat, sülfat...) incelenir.

3-Yüzey Morfolojisi ve Yapısı: Materyaldeki defektler, çatlaklar, yapışık biyolojik filmler, dokular, yüzey pürüzlülüğü (mikroporlar.)

4-Yüzey Elektrik Özellikleri: Dinamik ve statik durumda implantın elektriksel durumu (streaming and contact potential)

5-Yüzey Korozyonu ve Çatlama: Yüzey defektleri, kontaminasyon, mekanik aşınma, elektrokimyasal reaksiyonlar, uygun olmayan sterilizasyon ve diğer implant hazırlıkları etkilidir.
Korozyon metal ve alaşımları ile ilgilidir. Elektrokimyasal reaksiyonlar ve oksidasyon nedeni ile oluşur. Korozyon ürünleri materyalde çözülme ile oluşur ve dokulara yayılırlar. Bu olay kuplantın en dış yüzeyi ile doku arasındaki biyokimyasal bir prosestir.
Metal implant yüzeylerde oluşan korozyon ürünleri çevre dokulara yayılır ve proteinleri denatüre ederek sekonder reaksiyona neden olurlar.

6-Oksit Tabakası: Tüm metal yüzeyini sarar (altın ve platin hariç) TiO2 oluşur (3-5 nm kalınlığında). Ham titanyum implantlarda işlem sırasında, sterilizasyon ve temizlemede tabaka oluşabilir.
7-Biyoaktif Yüzey Örtüsünün Varlığı: İmplantın yüzeyinde bulunan Hidroksiapatit, fluorapatit, kalsiyumfosfat gibi moleküllerin varlığı.
İmplant ve kemik arasındaki osseointegrasyonda en büyük rolü oynayan özellik yüzey pürüzlülüğüdür. Yüzey morfolojisi yani porozite varlığı kemik-implant kontağının artması ve stabilizasyonun sağlanması amacıyla değişik teknikler uygulanarak oluşturulmuştur.

Bu teknikler:
· Kum püskürtme
· Asitle dağlama
· Plazma ile temizleme
· Elektroparlatma
· Anodik oksidasyon
· Termal oksidasyon gibi tekniklerin dışında hidroksiapatit, fluorapatit, kalsiyumfosfat gibi maddelerle kaplanarak implant yüzeyi değiştirilmişti.([1])

İmplantta yüzey pürüzlüğü düşük oranda tekrarlayan marjinal enfeksiyonlar nedeni ile başarısızlığa neden olduğu tespit edilmişse de temas yüzeyinin artması ile osseointegrasyon ve stabilite için çok önemli olduğu saptanmıştır.[2] Özellikle de kemik kalitesi düşük olan bölgelerde. Branemark, IMZ, Osseotite implantlar tip 4 kemiğe yerleştirilmişler ve Branemark, implantla %35’i başarısız olurken daha pürüzlü yüzeyli IMZ ve osseotite implantlar %4,3 ve %34 oranda başarısız olmuşlar. Yine bir çalışmada Branemark ve IMZ ler 1 yıllık takip sonucunda 5/1 oranda başarısız bulunmuşlar. Diğer bir gözlemde yüzey pürüzlülüğünden ziyade titanyumu kaplayan yüzey örtüsünün özelliğinin de önemli olduğu ifade edilmiş. Silindir şeklindeki TPS ve HA implantların 8 yıllık takibi sonucunda %10-20 oranında başarısızlık tespit edilmiş. TPS ler 4 yıl fonksiyon görürken HA implantlar periimplantitisten dolayı 3 yıl fonksiyon görebilmişler ve HA implantlarda yüksek derecede kemik kaybı ve enflamasyon tespit edilmiş.
Diğer bir çalışmada ise HA kaplı implantlarla saf titanyum implantlar değerlendirilmiş ve HA kaplı implantlarda başarı oranı daha yüksek tespit edilmiş ve yine HA kaplı implantlar kalsiyumfosfat kaplı ve saf titanyum implantlara göre daha başarılı bulunmuş. Fakat başka bir çalışmada uzun dönemde daha başarılı bulunmuşlar.
1998 yılında Koichi lto ve arkadaşları ise HA kaplı implantlar ile ham titanyum implantlar osseointegrasyon açısından karşılaştırılmış ve HA kaplı implantlarda hızlı kemik oluşumu, fibröz dokunun az oluşumu ile daha yüksek kemik-implant teması tespit edilmiş ve özellikle defektli bölgelerde kullanımları önerilmiştir.[3]
Yine Koichi lto ve arkadaşları 2001 yılında da yaptıkları çalışmada osseointegrasyon açısından HA kaplı implantları başarılı bulmuşlar[4] Removal tork değerlerine göre HA kaplı ve ham titanyum implantlar 2002 yılında Kong YM ve arkadaşlarınca değerlendirildiğinde ise HA bazlı kompozit implantlarda 2 kat daha fazla removal tork değeri saptanmıştır.[5]
Bu yıl McGlumphy ve arkadaşlarının yayımlanan çalışmada silindirik HA kaplı implantlar 5 yıl boyunca klinik başarıları incelenmiş ve hepsinde %100 osseointegrasyon sağlanmış, marjinal kemik kaybı minimum ve implantların %96’sının 5 yıl boyunca fonksiyon gördüğü tespit edilmiş.[6]
Diğer bir yüzey modifiye yöntemi ise asitleme 1997 yılında Klokkervold ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada ise yüzey için HCl – H2SO4 (osseotite) kullanılmış ve implant ham titanyum implantla removal turk değerlerince karşılaştırılmış. 1-2 mikronluk yüzey pürüzlülüğünün yeterli olduğu ve bu miktarın osseointegrasyonu arttırdığını tespit etmişler.[7]
1999 yılında Deuha Li ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada ise oxalik asitle dağlanmış ve kumlanmış Ti implantlarla ham Titanyum implantlar kemik-implant arayüzünde oluşan kayma dirençlerine göre 12 hafta boyunca incelenmiş ve asitlenmiş implantın diğerine göre direncinin 5 kat daha fazla olduğu tespit edilmiş (1.43 MPa – 7,54 MPa)[8]
Bu yıl ise Marinho VC ve arkadaşları asitlenmiş ve kumlanmış (Ecotek) implantla ham Ti implantı değerlendirdiklerinde en yüksek kemik-implant bağının Ecotek implantla olduğunu tespit etmişler.[9]
Yüksek özelliği oluşturmada diğer önemli bir yöntem ise plasma püskürtme (TPS implantlar)
1999 yılında bu konuda Lyndon ve arkadaşları çalışmışlar ve TPS, TiO2 kumlanmış ve ham Ti implantlar hücresen aktivite, matrix oluşumu ve minerilizasyon açısından değerlendirilmiş ve TPS implantlarda diğerlerine göre oldukça az osteokalsin oluşumu daha az mineralizasyon tespit edilmişse de[10], 2000 yılında Gotfredzen ve arkadaşları TPS implantları 10-5, 63-90, 90-125 mikronluk partikülerle kumlanmış TiO2 ve ham titanyum implantla karşılaştırmışlar ve 12 haftalık değerlendirmede en yüksek removal turk değerinin TPS ve daha sonra da en büyük partikülle kumlanmış implantta olduğunu en düşük değerinse ham Ti implantın olduğunu tespit etmişler.[11]
Yine Gotfredsen ve arkadaşları 2001 yılında ham Ti implantla, TPS implantı lateral statik yük altında 12 hafta boyunca incelemişler ve TPS lerde daha yüksek integrasyon ve daha çok marjinal kemik oluşumu tespit etmişler.[12]
2002 yılında da Nico ve arkadaşları HA implantlarla TPSleri 3 yıl boyunca karşılaştırmışlar. Periotest değerlerine göre mikromobiliteleri ölçülerek osseointegrasyonlarını saptamışlar ve HA kaplı implantlarda başlangıcı iyileştirmenin daha yüksek olduğunu fakat 3 yıl sonunda aralarında bir fark kalmadığını, Haların tork kuvetlerine daha yüksek direnç gösterdiğini belirlemişlerse de bunu HA implantların pürüzlü yüzeylerine değil de kimyasal yapılarına bağlamışlardır.[13]
2001 yılında Cheng Yang ve arkadaşları CaP kaplı Ti ve Ti alaşımlı implantları 2 haftalık sürede karşılaştırmışlar ve ince tabaka halindeki CaP’ın kemik iyileşmesini arttırdığını ve implantlarda kontak uzunluğunun 1,15 mm 0,7 mm CaP/Ti6Al4V implantlarda kemik oluşumu 0,74 mm 1,04 mm olarak ölçülmüş.[14]
1999 yılında Texas Üniversitesinde yapılan bir çalışmada yüzey pürüzlülüğünün implant materyaline karşı osteojenik cevapta etki ettiği ve pörözitenin artması ile Alkalen fosfataz aktivitesinin, osteokalsin oluşumun ve lokal faktör olan TGF beta1 – ve PGE2 nin de arttığı tespit edilmiş.[15]
2002 yılında Stephan Rupprecht ve arkadaşları ise mikrodalga plasma kimyasal buharı ile Titanyum yüzeyini elmasla kaplamışlar ve bu implantı osseintegrasyon ve stabilite açısından değerlendirmişler. Oluşan oksit tabakasının ve kaplamaların aşınma direncinin düşük olması, yüzeyde fissür ve partikül kayıplarının mevcudiyeti, pürüzlü yapının kemik-implant temasının arttırmasının yanı sıra daha çok korozyon, iyon salınımı ve porlarda kırılmalara neden olmasından dolayı elmas kaplama kullanmışlar. Böylece iyon salınımını önleyerek dokular için bir bariyer oluştaribeleceklerini öne sürmüşler.
Çalışma sonucunda diamond kaplı implantların daha yüksek aşınma ve korozyon direnci göstermelerine rağmen, yüzeydeki undercutları kapattıklarından osseointegrasyonun azaldığını saptamışlar. MWP-CVP ile metalin 750oC’de pörözitesini kaybetmesi de diğer bir başarısızlık nedeni olarak görülmüş ve elmas kaplı implantlarda daha düşük kemik-implant kontağı ve stabilitesi tespit edilmişse de ince tabaka halindeki elmasın stabilizasyonu düzelttiğini saptamışlardır.[16]


[1] B.Kasemo and J. Lausmaa, Department of Physics, Chambers University of Technology S.41296 Gothenburg
and The Institute for Applied Biotechnology, 30x 33053, S-40033 Gothenburg, Sweden.

[2] Esposito M, Hirsch J-M, Lekholm U, Thomsen P., Failure Patternsz of four osseointegrated oral implant +
Systems J.Mat Sci Mater Med 1997; 8: 843-847

[3] 1998-Koichi Ho, Departments of Periodontology, Nihon University School of Dentistry, Tokyo, J. Oral
Science, Vol.40, No:1, 37-41, 1998

[4] 2001 – Koichi Ho, Doep. Of Perio, Nihon Uni. School of Dentistry – Tokyo J.Oral Science, Vol.43, No:1,
01-67, 2001.

[5] Kong-YM, School of Materials Science and Engineering, Seoul National University, Korea.

[6] 2003-Mc Glumphy EA, The Ohio State University, Ohio/USA, Int. J. Oral Maxillofacial Implants, 2003
Jan-Feb; 18 (1): 82-92

[7] 1997 – Klekkevold, Ucla School of Dentistry, LA-USA December 1997, Clinical Oral Implants Research-
Vol.8 No:6 pp.442-447

[8] 1999-Deuhali, Department of Oral and Maxillofacial Surgery, Qindu Stomatological College, China, October
99-Implant Dentistry – Vol.8 No:3 pp 281-294

[9] Marinho VCI, University of Southern California – LA-USA, 2003 Jan-Feb; 18(1), 78-81.

[10] 1999 Lyndon F., U. of N. Carolina – USA, Int. J. of Oral and Maxillofacial Implants, 1999-Vol.b14, No.1,
pp.37-47.

[11] Gotfredsen K, Dep.of Prosthetic Dent., School of Dent., U. of Copenhagen – Denmark., Clinical Implant
Dental Rel. Res. 2000; 2(3): 120-8.

[12] Gotfredsen K., Dep of P. Dent. Of Health Science of U. of Copenhagen – Denmark, C. Oral Imp. 2001-Jun;
12(3): 196-201

[13] Dr. Nico C. Geurs., Int J. Oral Maxillofacial Implants 2002; 17: 811-815.

[14] Cheng Yang, Wuhan, Huazhong University of Science and Technology, China.

[15] Schwartz Z, Dep of Orthopedics, U. of Texas Health Science Center, San Antonio, Adv. Dent. Res 1999 Jun;
13:38-48.

[16] Stephan Ropprechth, Germany, Int. J. Oral Maxillofacial Implants 2002; 17: 778-788.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"İmplanların Başarısını Etkileyen Biomateryallerle İlgili Faktörler" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dt.Murat KANLI'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dt.Murat KANLI'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Murat KANLI Fotoğraf
Dt.Murat KANLI
Trabzon
Diş Hekimi
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi6 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dt.Murat KANLI'nın Makaleleri
► Diş Çürüğünü Etkileyen Faktörler Dt.Burcu PEŞKİRCİOĞLU
► Dişlerde Erozyona Neden Olan Faktörler Dt.Burcu PEŞKİRCİOĞLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,457 uzman makalesi arasında 'İmplanların Başarısını Etkileyen Biomateryallerle İlgili Faktörler' başlığıyla benzeşen toplam 97 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Dişhekimliğinde Laser Şubat 2011
► Dental İmplant Nedir? Şubat 2011
► Diş Beyazlatma Şubat 2011
► İmmediate Yerleştirme Eylül 2007
► Osseointegrasyon Eylül 2007
► İmplantın Tarihçesi Eylül 2007
► Estetik Diş Yeni Trend Eylül 2007
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


23:39
Top