2007'den Bugüne 87,036 Tavsiye, 26,996 Uzman ve 19,257 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Psikolojik Damgalanma
MAKALE #3623 © Yazan Uzm.Psk.Büke TUNCEL | Yayın Eylül 2009 | 14,162 Okuyucu
Psikolojik damgalama (stigmatizasyon), kişinin içinde yaşadığı toplumun "normal" saydığı ölçülerin dışında sayılması nedeniyle, toplumu oluşturan diğer bireyler tarafından, kişiye saygınlığını azaltıcı bir atıfta bulunulmasıdır. Bu konudaki ilk araştırmacılardan biri olan Goffman stigmayı ‘ daha az değer verme davranışı, bu etiketi taşıyan insanların daha az istenebilir ve neredeyse insan gibi idrak edilmemesi’ olarak tarif etmiştir. (Soygür ve Özalp, 2005, s. 74-80) Damgalama, bazı hasta gruplarına karşı toplumun tavır alması, onları toplumdan dışlamasına kadar giden davranışlar bütünüdür. (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2003, s. 190-192)

Damgalamanın psikolojik kaynaklarına bakıldığında, insanlar genellikle başkalarının kötülüklerini istememekle beraber, başkalarının kötü durumlarını kendilerini daha iyi hissetmek için kullanma arzusundadırlar. Bununla birlikte, tehditlere, başarısızlıklara veya çatışmalara maruz kalan kendilerine güvenleri az olan insanlar başka kişileri daha küçük görme, horlama eğiliminde olmaktadırlar. Bu kendi güvensizliklerini gizlemek için geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır. Bunun karşıtı olarak da daha zeki ve özgüvenleri olan kişilerin hastalara daha pozitif yaklaşımlarının olduğu tespit edilmiştir. (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2003, s. 190-192)

Çocuk ve yetişkinlerle yaptığım psikoterapi seansları sırasında zaman zaman psikiyatrik tanılar almış/almamış danışanların damgalanmalarıyla karşılaşmaktayım. Örneğin, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı almamış ancak ailenin ya da öğretmenin bu tanıyı kendiliğinden koyduğu çocukları gözlemlemekteyim. Çocuğun biraz hareketli olması ve yaşı itibariyle dikkat süresinin kısa olması ailelere, medyada çok popüler hale gelen DEHB olabileceğini düşündürüyor ve zamanla çocuklarına bu tanıyı almış bir birey olarak bakma eğilimi oluşuyor. Yakınlarına çocuklarından bahsederken benim çocuğum hiperaktif diyebiliyor. Bu da zamanla çocukta yaptığı davranışı haklı bulmaya yol açabiliyor, ‘ben hiperaktifim, öyleyse koltukların tepesinde dolaşabilirim.’ Okulda öğretmenler de bu hastalıklar hakkında yeterince bilgilenmeden çocukları ‘hiperaktif’ olarak etiketleyebilmekte ve ruh sağlığı çalışanlarına yönlendirebilmektedir. Bu yönlendirme durumun iyi tarafı olsa da, sınıfta bu çocuğa karşı bakış açısı değişmekte ve öğretmenin model olması ile birlikte çocuğun sınıf arkadaşları da ona öğretmenin baktığı gözlerle bakmaya başlayabilmektedir. Bunu yaşayan çocuk değişimi reddedebilmekte, sosyal hayatından uzaklaşabilmektedir.
Özellikle de herhangi bir ruhsal hastalık tanısı almış çocuklarda durum daha da kötü olabilmektedir. Örneğin, DEHB, otizm, özel öğrenme güçlüğü ve bunun gibi tanıları almış çocuklarda zaten çok gerekli olan sosyalleşme, sosyal destek, anlaşılabilme, kendini ifade edebilme gibi gereksinim ve beceriler, psikolojik damgalanma sebebiyle olumsuz olarak etkilenebilmektedir.
Yetişkinlerle yaptığım psikoterapi seansları sırasında da kendi kendini damgalamalarla karşılaşmaktayım. Zaten baştan kendi kendisini damgalayan danışan belki de bunu değişime bir direnç olarak kullanarak kendi tedavi süreçlerini ketleyebilmektedirler. Ancak yine kendi kendini damgalamayı danışanın çevresinden, toplumdan bağımsız düşünemeyiz. Ruhsal hastalıklar ile ilgili olumsuz olay ve yorumlara maruz kalmanın olumsuz görüşler ve kendi kendini damgalama ile doğrudan ilişkili olduğu söylenebilir.(Özten ve Cerit, 2006, s. 410-413)
Ruhsal hastalıklar içinde en fazla olumsuz tutumlar geliştirilen olgular psikotik özellik taşıyanlardır. Bütün ruhsal hastalıklar arasında stigmatizasyondan en çok etkileneni şizofrenidir. Anksiyete, depresyon veya yeme bozuklukları halkın ilgisini çekmemekte ve normal olarak değerlendirilmektedir. Şizofreninin negatif etkisi ise şiddet ve zararlılıkla eş olarak tutulmasından kaynaklanmaktadır. (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2003, s. 190-192) Şizofreni tanısı konması damgalama ve ayrımcılık nedeniyle hasta ve yakınlarının diğer insanlarla olan sosyal ilişkilerinde belirgin azalmaya yol açmakta, suçluluk ve utanma duygusu yaratmaktadır. Bu nedenle şizofreni damgası, hastanın tedavisini engelleyici bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Onların yardım almalarını geciktirmekte veya iyileşmelerini yavaşlatmaktadır. Öte yandan toplumdaki damgalamanın benzerinin ruh sağlığı alanında çalışanlarda da olduğu görülmektedir. ( Akdede ve Alptekin, 2004, s. 113-117)
Hastaların toplum tarafından damgalanmaları ya da kendi kendilerini damgalamaları yalnızlığa, toplumsal desteğin azalmasına, benlik saygısının düşmesine yol açar. Damgalamanın hasta ve ailesi üzerinde oluşturduğu yükler, başarılı tedavilerin önündeki en büyük engellerdendir. Bu engel, kimi kez hastalıkların kabul edilmesi ve tedaviye başlanmasını geciktiren ya da tedavi uyumunu bozan bir etken olarak rol oynar.(Özten ve Cerit, 2006, s. 410-413) Örneğin, çalıştığım merkezde, depresyon tanısı almış danışanların uzunca bir süre bununla yaşamaya çalıştığını, uzun zaman geçtikten sonra yardım arayışı içine girdiklerini ve zaman zaman bu hizmeti gizli gizli almaya çalıştıklarını gözlemlemekteyim. Bunlara sebep olarak danışanlar, ailelerinin psikoterapi sürecini çok zor kabulleneceklerini, bununla uğraşmanın zaten var olan hastalıklarını daha da şiddetlendireceğini ya da onlarla dalga geçecekleri korkuları olduklarını bildirmektedirler.


NELER YAPILABİLİR?

Toplumda yaşayan bireylerin ruhsal sorunları olan insanlara karşı oluşturduğu negatif tutumlar, hastanın toplumsal yaşamda yerini almasında ciddi bir engel oluşturmakta ve ruhsal sorunlu bireylerin topluma uyumunu sınırlamaktadır. Dünya Psikiyatri Birliği (World Psychiatric Association-WPA) 1996’da şizofreniyle ilgili damga ve ayrımcılıkla mücadele programını başlatmıştır. Programın amaçları toplumda şizofreniyle ilgili farkındalığı artırmak,hastalığın doğası ve tedavi olanakları hakkında bilgilendirmek; toplumun şizofreni hastasına ve hastanın ailesine karşı tutumunu iyileştirmek; önyargı, damga ve ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetler başlatmak olarak belirlenmiştir. (Bahar, 2007) Şizofrenide damgalanma karşıtı bu tür çalışmlardan yararlanılarak diğer ruhsal hastalıklarda damgalanma karşıtı çalışmalar uygulamaya konabilir. Çocukların hastalıklarını aileleri ve aynı derecede önem taşıyan öğretmenleriyle iletişim içinde olmanın önemini görmekteyim. Özellikle öğretmenlerin, çocukların durumları hakkında bilgilendirildiğinde, ne gibi davranışların beklenir olduğu anlatıldığında, tutumları değiştirilmeye çalışıldığında çocukların sınıftaki özgüvenleri, arkadaş ilişkileri, öğrenme süreçleri olumlu yönde etkilenmektedir. Yetişkinlerde, yakınlarının onlarla dalga geçmelerinden korkmaları, ‘deli’ diye damgalanacaklarını düşünmeleri seanslara hastalık başladıktan çok zaman geçtikten sonra gelmelerine ya da yalnız ve gizli gelmelerine yol açmaktadır. Bunlar da hasta yakınlarına ulaşmayı güçleştirmekte ve tedavinin başlamasını geciktirmekte, dolayısıyla hastalığın ilerlemesine yol açmaktadır. Oysa hasta yakınlarına danışanın hastalığı hakkında bilgi vermek, hasta yakınlarının stresle başa etme stratejilerini geliştirmek, hastalara yardım etme yollarını öğretmek işe yarar görünmektedir.
Hastalara ve hasta yakınlarına bilgi verme ile birlikte, toplum üzerinde oldukça güçlü etkisi olan medya ile de işbirliği içine girilmelidir. Medya, şizofreni başta olmak üzere ruhsal hastalıklarla adli suçları eşleştirmektedir. Halbuki bir çok adli suçlunun ruhsal hastalıklarla ilgisi olmadığı bilinmektedir. (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2003, s. 190-192) Bu yüzden medyaya toplumu ruhsal hastalıklarla ilgili bilinçlendirme görevi düşmektedir.
Ruhsal hastalıkları olan kişilerle damgalanma ve izole edici sağaltım çalışmaları yerine toplumla iç içe, uyuma yönelik çalışmalar yapılması oldukça önemlidir. (Güney, s. 67-71)
Hastaların grup terapilerinde birbirlerini dinleyerek kendilerinde damga kabul ettiklerinin öyle olmadığını görmeleri gerekmektedir.
Hastalığın onları tamamen tüketmediğini, bıraktıkları yerden başlayabileceklerini, hastalıklarını ve onun getirdiği sınırlamaları kabul ederek, diğer insanlar arasında onlardan biri olarak yaşayabileceklerini ve bu hastalıkların insanlığın bir parçası olduğunu ve herkesin başına gelebileceğini anlamalıdırlar. (Güney, s. 67-71)
Stigmatizasyon akıl hastaları ile birebir ilgilenen psikiyatri uzmanları, psikologlar, bu alanda çalışan yardımcı sağlık personeli ile sivil toplum örgütlerinin hastalıklar ile ilgili bilgilendirilmeleri,birlikte çalışmaları ile halkın bilinçlendirilmesi yoluyla ve akıl hastalarına yönelik koruyucu yasal düzenlemelerin arttırılması ile önlenebilir. (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2003, s. 190-192)

KAYNAKÇA


Soygür, H. ve Özalp, E. (2005). “ Şizofreni ve Damgalanma Sorunu”. Turkiye Klinikleri J Int Med Sci Dergisi. S.1(12). ss: 74-80


Kocabaşoğlu, N. Ve Aliustaoğlu, S. (2003)“Stigmatizasyon”. Yeni Sempozyum Dergisi. S. 41 (4). ss. 190-192

Özten, E. ve Cerit, C.. (2006). “Psikotik Bozukluk Görülen Hastalarda hasta Olma ve Tedavi Görme ile İlgili Görüş Anketi Uygulanarak kendini Damgalama Düzeylerinin Saptanması”.
13. Sosyal Psikiyatri Kongresi Kongre Tam Metin Kitabı,Uludağ Üniversitesi. s:410-413.

Akdede, B. vd. (2004). “Gençlerde Şizofreniyi Anlama Düzeyi”. Yeni Sempozyum Dergisi. S. 42(3) , ss 113-117

Bahar, A. (2007) . “Şizofreni ve Damgalama”. Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi. S.2 (4)

Güney, M. “Ruhsal bozukluklarda Stigmatizasyonu Önlemek için Neler yapılabilir?”. Kriz dergisi. S.12 (1). ss.67-71.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Psikolojik Damgalanma" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Büke TUNCEL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Büke TUNCEL'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Büke TUNCEL Fotoğraf
Uzm.Psk.Büke TUNCEL
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi33 kez tavsiye edildi
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Büke TUNCEL'in Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,257 uzman makalesi arasında 'Psikolojik Damgalanma' başlığıyla benzeşen toplam 12 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Psikolojik Testler Ekim 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


05:00
Top