2007'den Bugüne 81,121 Tavsiye, 25,802 Uzman ve 18,059 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Hormonlar ve Görevleri
MAKALE #17263 © Yazan Vet.Hek.Doç.Dr.Ali AYYILDIZ | Yayın Ekim 2016 | 12,745 Okuyucu
HORMONLAR VE GÖREVLERİ

HORMON : Hormon kelimesi Latince Harmao – uyarıyorum kelimesinden gelmektedir. Hormon kelimesi uyarmak, harekete geçirmek anlamlarına gelmektedir.

Vücutta özel bezler tarafından üretilip kana salgılanan ve kan yolu ile ulaştıkları organ ve dokularda fonksiyon düzenleyici olarak çok düşük miktarları ile görev yapan organik bileşiklere uyaran anlamına gelen hormon denir.
Hormonlar, çok az miktarları ile etki etmeleri ve biyolojik katalizör gibi davranmaları nedeniyle enzimlere çok benzemekle beraber bazı yönlerden farklıdırlar. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz.
1.Hormonlar etki gösterdikleri organdan başka bir organda sentezlenirler.
2.Hormonlar kullanılmadan önce kan dolaşımına salgılanırlar.
3.Yapısal olarak Hormonun mutlaka Protein olması gerekmez. Hormon, küçük bir popipeptit, tek bir aminoasit veya steroid yapıda bir kimyasal madde olabilir.
Hormonlar protein yapıda ve steroid yapıda olmak üzere iki büyük sınıfa ayrılırlar.
Hormonların etkisini gösterdikleri hedef dokudaki aktivitesi başlıca dört faktör tarafından düzenlenir.
1.Sentezlendiği bezdeki sentez oranı veya ondan salgılanış oranı,
2.Bazı durumlarda gerekli olan kan plazması içindeki özel transport sistemleri,
3.Hücre zarındaki reseptör sayısı,
4.Karaciğer ve böbrekler tarafından parçalanma hızı.

Hormonların etkileşimi genellikle iki şekilde gösterirler.
1.Hormon-reseptör sistemi,
2.Hücre içi protein sentez sistemi.
Hormonları konu edinen Tıp dalına Endokrinoloji denir. Endokrinoloji, hormonlarla ilgili olarak hormonları yapan endokrin bezlerinin yapılarını, hormonların niteliklerini, dokulardaki etkilerini, normal azalma ve artma durumlarını, bunun sonucu olarak da dokularda ve bütün vücutta meydana gelen değişiklikleri ve normal gelişmelerin düzeltilmesi için gerekli çareleri inceleyen bilim dalıdır.

Hormonların fizyolojik fonksiyonları,
1.Stres ile baş etmek,
2. Enerji üretimi, depolanması ve kullanımı,
3. Üreme,
4.Büyüme ve gelişmedir.

Hormon sentezi kontrol sisteminin en üst basamağında beyin tabanını oluşturan Hipotalamus yer alır. Hipotalamus’a varan herhangi bir sinirsel uyarım, buradan mekanizmayı işleten çok az miktarlardaki özel hormonların salınımına yol açar. bunlara Releasing Faktör denir. Salınan bu hormonlar sinir lifleri aracılığı ile beynin orta yerinde bulunan kemik boşluğu içine yerleşmiş bulunan Hipofiz bezinin ön lobuna ulaşırlar. Hipotalamus’tan salınan her salgılama faktörü, Hipofiz bezinin ön lobundan özel bir hormonun salınımına yol açar. Sonra bu özel hormonlar hedef dokulara giderek, hedef dokunun kendine özgü hormonların salınımını uyarırlar.
Hipotalamus uyarıcı faktörlerin yanı sıra inhibe edici faktörleri de salgılar.

HORMONLARIN ETKİ BİÇİMİ

Son araştırmalar hormonların iki değişik yoldan etkili olduğunu göstermektedir. Bunlardan birincisini Hormon reseptör sistemi, ikincisini ise Hücre içi protein sentez sistemi oluşturmaktadır. Özellikle Hipofiz ön lop hormonları olan, ACTH - Adrenokortikotropik hormon, TSH - Triodi stimüle eden hormon, LH - Luteinleştiren hormon, FSH - Folikülü stimüle eden hormon, Hipofizin arka lob Hormonlarından Vazopressin, Paratiroid hormonu, Glukagon, Epinefrin, Sekretin, Hipotalamustan salınan faktörler hormon reseptör sistemi yoluyla etki yapan hormonlardır. Hücre içi protein sentezi yoluyla etki yapan hormonlar, steroid yapıda olan hormonlardır.

HORMONLARIN SINIFLANDIRILMASI

Organizmada çok sayıda hormon üretilir. Bunlar kimyasal yapılarına, fizyolojik fonksiyonlarına, etki mekanizmalarına göre çeşitli şekillerde sınıflandırılırlar.

KİMYASAL YAPILARINA GÖRE HORMONLARIN SINIFLANDIRILMASI

1.STEROİD HORMONLAR

Ovaryum – yumurtalık ve Testis hormonları, böbrek üstü bezi – Glandula suprarenalis’in kortikal kısmının hormonları Steroid hormonlar grubundandırlar.

2.AMİNOASİT DİZİSİ VEYA PROTEİN YAPISINDA OLAN HORMONLAR

Hipofiz bezini uyaran Hipotalamus hormonları, İnsulin, Glukagon bu grup hormonlardandır.

3.STEROİD VE PROTEİN YAPISINDA OLMAYAN HORMONLAR

Tiroksin, Neurohipofiz’den salgılanan Noradrenalin, Dopamin, Serotonin, Asetilkolin hormonları bu grup hormonlardandır.

4.KİMYASAL YAPISI BİLİNMEYEN HORMONLAR

Paratiroid hormonu, bazı Hipotalamus hormonları ve bazı Hipofiz hormonları bu grup hormonlardandır.

SALGILANDIKLARI BEZLERE GÖRE HORMONLARIN SINIFLANDIRILMASI
NEUROHORMONLAR

Merkezi sinir sisteminde,
1.Serotonin Hormonu,
2.Dopamin hormonudur.
Otonom sinir sisteminde,
1.Noradrenalin – Epinefrin Hormonu,
2.Asetilkolin hormonu.

HİPOTALAMUS HORMONLARI

1.CRH - Corticotropin Releasing Hormon – Kortikotropin Salgılatıcı hormon. Bu hormon Hipofiz bezinden ACTH – Adrenokortikotropik hormon diğer adıyla Kortikotropin salgılatır.
2.GnRH - Gonadotropin Releasing Hormon – Growht hormon salgılatıcı hormon. Bu hormon Hipofiz bezinden Growht hormonu – Büyüme hormonunu salgılatır.
3.TRH - Thyreotropin Releasing Hormon – TSH Salgılatıcı hormon. Bu hormon Hipofiz bezinden TSH hormonunu salgılatır.
5.PIH – Prolactin Ihibitoring Hormon - Prolaktin İnhibe edici hormon. Bu hormona Dopamin de denir Bu hormon Hipofiz bezinden Prolaktin salgılanmasını önler.
6. Somatostatin – Hipofiz bezinden salgılanan Growht hormon – Büyüme hormonu ve TSH hormonunun salgılanmasını önler. Somatostatin, Pancreastan, Barsak mukozasından, Tiroid içindeki parafoliküler C hücrelerinden de salgılanır. Somatostatin, Growht hormon dışında İnsülin, Glucagon, Gastrin, Sekretin gibi birçok hormonun salgılanmasını da önler.
7. Oksitosin
8. Antidiüretik hormon – ADH – Vasopressin

HİPOTALAMUS’UN KONTROLÜ ALTINDA BULUNAN HORMONLAR
1.ACTH - Adrenokortikotropik hormon,
2.TSH - Tiroksin salgılatıcı hormon,
3.LH - Luteinize eden hormon,
4.FSH - Folikülü stimüle eden hormon,
5.MSH - Melanositleri stimüle eden hormon,
6.GH - Growth hormon – Büyüme hormonudur.

HİPOFİZ ÖN LOBU – ADENOHİPOFİZ HORMONLARI
1. Adrenocorticotropik Hormon – ACTH
2. Somatotropik Hormon – SH
3. Folikülü Stimüle eden Hormon – FSH
4. Luteotropik Hormon – LH
5. Prolaktin - PRL
6. Tireotropik Hormon – TH

EPİFİZ BEZİNİN HORMONU
1.Melatonin.

BÖBREK ÜSTÜ BEZİNİN KOTİKAL KISMININ HORMONLARI
1.Glucocorticoid Hormonlar,
2.Mineralocorticoid Hormonlar,
3.Androjenik ve Östrojenik Hormonlar.

TİROİD BEZİNİN HORMONLARI
1.Tiroksin Hormonu,
2.Calcitonin Hormonu.

KARACİĞERİN HORMONLARI
1.Somatomedinler.

PARATİROİD BEZİ HORMONLARI
1.Parathormon.

PANKREAS BEZİNİN HORMONLARI
1.İnsülin,
2.Glukagon.

GONADLARIN HORMONLARI
OVARYUM HORMONLARI
1.Östrojenler,
2.Progestinler,
3.Androjenler.

TESTİS HORMONLARI
1.Testesteron,
2.Androgenler,
3.Östrogenler.

PLASENTA HORMONLARI
1.Progesteron ve Progestagenler,
2.Prostoglandinler,
3.Östrogenler.

DOKU HORMONLARI
1.Prostoglandinler,
2.Somatomedinler,
3.Somatostastin.

HORMON SALGISININ REGÜLASYONU

Bütün hormon salgıları istem dışıdır. Hormon salgılayan bezlerde hormonu sentezleyen ve salgılayan hücreler salgı uyarıcı impulsların etkisiyle aktif duruma geçerler ve belirli bir ritm içinde hormonu salgılarlar. Hormon salgısını durdurucu bir impuls geldiğinde de salgı kesilir. Hormon salgıları, sinir sitemi aracılığıyla, metabolik etkilerle ve hormonların karşılıklı etkileşmeleriyle (Oksitosin ile Adrenalin zıt etkili antagonist hormonlardır. Oksitosin salgılanırken Adranalin salgılanmaya başlarsa Oksitosin hormonu salgılanması hemen durur.) regüle edilir.

HORMONLARIN METABOLİK – KİMYASAL REGÜLASYONU

Metabolik iç ortamdaki değişmeler hormon bezlerini etkiler. Örneğin,
1.Plazmada iyonize kalsiyum düzeyinin azalması Paratiroid hormonu salgısını başlatır. Plazma kalsiyum düzeyi normal düzeye ulaştığında salgı durur.
2.Kan şekerindeki yükselme ve düşme İnsulin ve Glucagon hormonlarının salgılanmasını düzenler.
3.Vücut sıvılarındaki elektrolit düzeylerindeki değişmeler otomatik olarak Aldesteron (Mineralocorticoid bir hormon) salgılatır veya salgıyı durdurur.

HORMONLARIN ETKİLEŞİMLERİ

Hormonların büyük bir bölümü beyinden (kortikal merkezler, Hipotalamus’un da dahil olduğu limbik sistem) başlayıp Hipofiz bezine, oradan da çevresel hormon bezlerine (böbrek üstü bezi, ovaryum, testis) uzanan bir eksen üzerinde merkezden çevreye doğru indükleme biçiminde salgılanırlar.

Son hormon bezinin salgıladığı hormonun kandaki konsantrasyonu da belirli bir düzeyin üzerine çıktığında, bu defa etki tersine döner buna Negatif Feed Back – Negatif geri besleme denir. İndüksiyonu başlatan hormonun salgısı durur. Örneğin Östrus siklusu Hipotalamus’tan GnRH hormonu ile başlar, buna bağlı olarak Hipofiz bezinden salgılanan FSH ve LH hormonları etkisiyle ovaryumda folikül gelişir ve ovulasyon – yumurtlama gerçekleşir (Östrogenler salgılanır). Ovulasyonu takiben folikül Corpus luteum – Sarı cisim durumuna dönüşerek Progesteron hormonu salgılanır.
Östrogenler ve Progesteron bir yandan dişi genital organlarını fekondasyon – döllenme ve gebeliğe hazırlarken, diğer yandan da kan yolu ile Hipotalamus ve Hipofiz bezini etkileyerek GnRH, FSH ve LH hormonları salgılarını durdurmak suretiyle yeni bir Östrus siklusunu önlerler.
Eğer gebelik gerçekleşmiş ise Corpus Luteum’dan Progesteron salgılanmaya – Progesteron freni devam eder, yani negatif geri besleme etkisi devam eder. Eğer gebelik gerçekleşmedi ise Uterus’ta meydana gelen Prostoglandin hormonları Corpus luteum’u eritir. Bunun sonunda Progesteron salgısı durur. Hipotalamus ve Hipofiz üzerindeki fren ortadan kalktığı için GnRH salgısı ile birlikte yeni bir siklus başlar.
Benzer şekilde, Östrogen ve Androgenlerle GnRH, FSH ve LH arasında, Glukokortikoid hormonlarla CRH ve ACTH hormon salgısı arasında, Tiroksin ile Thyreotopic hormonlar arasında, Oksitosin ile Adrenalin karşılıklı salgı etkileşimleri vardır.

HORMONLARIN SİNİRSEL REGÜLASYONU

Hormon salgılanmasını doğrudan veya dolaylı şekilde etkileyen iç ve dış uyarımlar sensorik sinirler yardımıyla merkezi sinir sistemine gelir ve buradaki somatik (isteğe bağlı) ve otonom (istem dışı) merkezlerde değerlendirilir. Bu etkilere karşı tepki şeklinde realize olan emirler, limbik sistemdeki (beynin medial ve ventral kısımları ve Hipotalamus’taki sinir merkezlerini kapsar) sinirsel – hormonal etkilerle çeşitli hormon bezlerinin salgılarını regüle eder.

Limbik sistem, tüm otonomik fonksiyonları, bütün duyguları, heyecanı, öfkeyi, hideti, korkuyu, saldırıyı, ödül, ceza ve benzeri istem dışı bütün psişik tepkileri, otonom sinir sistemi tepkilerini (sempatik, parasempatik), metabolik tepkileri (karbonhidrat metabolizması, yağ metabolizması, sıvı – elektrolit dengesi vb.) regüle eden çok sayıda sinir merkezini kapsamaktadır. Hormon salgıları da bu istem dışı sinir merkezlerinin kontrolü altındadır.
ÖNEMLİ HORMONLAR
NEUROHORMONLAR
SEROTONİN
Serotonin (5 – hidroksi triptofan) bir amino asit türevidir. Sinir hücrelerinde triptofanın dekarboksilasyonu ile ortaya çıkar. Sinir hücresi neuronunun sinaptik kesesinde birikir. Salgılanmayı gerektiren bir sinirsel mesaj geldiğinde neuron dışına salgılanır ve Serotonin reseptörlerine sahip bir başka neurona bağlanarak onu uyarır. Serotonin üreten sinir ganglionları beyin sapından ara beyne kadar olan alanda yer alaırlar, Hipotalamus’a, Talamus’a, alın korteksine ve bölme çekirdeklerine uzanan neuronları vardır.

Serotonin, mutluluk hormonu olarak ta bilinmektedir. Serotonin hormonu kişinin ruhsal durumunu, iştahı, uyku düzenini ve bazı kas fonksiyonlarını düzenlemektedir. Serotonin hormonu dengesizliğinde beyin bazen ruhsal durumunuzu ve stres düzeyinizi düzenlemek için yeterli hormonu sağlayamamaktadır.

Serotonin hormonu düzeyinin düşük olması depresyona yol açar. Kilo alma, migren, panik atakları, karbonhidrat açlığı ve uykusuzluk sorunlarına neden olur. Serotonin hormon düzeyinin aşırı yüksek olması da kafa karışıklığına, ajitasyona, uyuşmaya, libidonun düşmesine neden olur.

DOPAMİN

Dopamin (C6H11NO2), dopaminerjik sinir ganglionlarında Fenilalanin amino asidinin hidroksilasyonu (L- dopa) ve bunun da dekarboksilasyonu ile ortaya çıkan bir doku hormonudur. Sinir hücresinin sinaptik kesecikleri içinde biriktirilir. Salgılanmayı gerektiren bir sinirsel mesaj geldiğinde neuron dışına boşaltılır. Dopamin reseptörüne sahip başka bir neurona bağlanır ve bu neuron sinirsel uyarıyı başlatır.
Dopamin içeren çeşitli neuron grupları ve bunların da çeşitli sinirsel fonksiyonları vardır. Limbik sistem içinde yer alan dopaminerjik neuronlar Hipotalamus ve Hipofiz ile yüksek sinir merkezleri arasında oluşturulurlar. Hipofizden salgılanan neurohormonları (vasopressin, Oksitosin) regüle ederler.

NORADRENALİN – EPİNEFRİN

Noradrenalin, otonom sinir sisteminin sempatik postganglionik sinapslarında ve böbrek üstü bezinin medullar bölgesinden salgılanan bir hormondur. Dopaminin hidoksilasyonu suretiyle sinir hücresi tarafından sentezlenir. Bu sentezde kalsiyum ve askorbik asidin de etkisi vardır. Noradrenalin sinir hücresinin sinaptik kesesinde ve böbrek üstü bezinin medullar bölgesindeki adrenerjik hücreler içinde depolanır.

Otonom sinir siteminin postganglionik sinaptik kolları çok ince bir ağ şeklinde vücudun her tarafını sarmış durumdadır. Postganglionik sinir ucundan salgılanan Adrenalin efektör hücreyi uyararak sempatik tepkilerin oluşmasını sağlar. Keza böbrek üstü bezinin medullar sinaptik ganglionlar bölgesi de preganglionik sempatik sinirler tarafından uyarılır ve fazla miktarda Noradrenalin salgılar ve bu da kan yolu ile bütün vücuda dağılarak bütün vücudu etkileyen sempatik tepkileri oluşturur.

Noradrenalin – Epinefrin, kan yolu ile bütün vücuda yayılır, ani bir tehlike karşısında kan basıncının artması – yükselmesi, kalp kası ve isleket kaslarının damarlarının genişlemesi, bronşların genişlemesi, kalp frekansının artışı, solunumun hızlanması ve derinleşmesi, gözde pupillaların genişlemesi, merkezi sinir sisteminin uyarılması, duyuların güçlenmesi, kılların dikleşmesi, canlının çevreye uyumunu ve kendisini savunmasını sağlayacak seri haldeki ani tepkileri oluşturur. Organizmanın ani tehdit altında bulunduğu dönemde iştah, yeme ve diğer sindirim fonksiyonları duraksar.
Noradrenalin tehlike durumunda vücudu savunan ve canlının enerji rezervlerini belirli bir düzen içinde harcamaya yönelik fonksiyonları kontrol eder.
Noradrenalin, tehlike anında sempatik sinir sistemini ve Adrenokortikal hormonları destekleyen bir neurohormondur.

ASETİLKOLİN

Asetilkolin, parasempatik sinapslarda ve sinir – kas teli bağlantısında depolarizasyon oluşturarak sinir impulsunun geçişini sağlayan aracı maddedir. Kolinesteraz enziminin etkisi ile kolinden sentezlenir. Sinir impulsunun geçişini takiben Asetilkolinesteraz enzimi tarafından parçalanır.

Kolinerjik sinirler otonom sinir siteminin parasempatik dalını oluşturur. Parasempatik sistem enerjiyi toplayıcı, biriktirici ve koruyucu bir sistemdir. Sindirim salgılarının, mide – barsak hareketlerinin artması, sindirimin ve absorbsiyonun hızlanması, dolaşım ve solunum hareketlerinin yavaşlaması, genel durumda bir rahatlama ve dinlenme durumu, gözde pupillaların daralması belirgin parasempatik tepkiler arasında sayılabilir.

VAZOPRESSiN – ADH – ANTİDİÜRETİK HORMON

Polipeptit yapısında bir hormondur. Hipotalamus’taki neuronlar tarafından hazırlanır ve Hipofiz arka lobundan salgılanarak kana verilir. Yüksek otonom sinir merkezleri tarafından regüle edilir. Atardamarların çeperindeki düz kas liflerini be böbreklerin distal tubuluslarını etkileyen bir hormondur. Damarları daraltmak ve böbreklerin distal tubuluslarında glomerular filtrattaki suyun geri emilimini arttırmak suretiyle kan basıncını arttırır.

OKSİTOSİN

Hipotalamus’un supraoptik çekirdeğinden salgılanan, Hipofiz arka lobundan kana geçen bir neurohormondur. Uterus düz kasları ve meme kanallarının çevresindeki düz kaslar üzerine etkilidir. Ayrıca Uterusta Prostoglandin F2Alfa salgılanmasına aracılık eder. Sinir sisteminden gelen bazı reflekslere cevap olarak salgılanır.

Cinsel ilişki sırasındaki psişik uyarımlar, gebeliğin son dönemlerinde fötüsten gelen uyarımlar, doğum, analık içgüdüsüyle yavruya karşı duyulan yakınlı, memelerin uyarılması, emme ve sağım gibi uyarımlar Oksitosin salgılanmasına yol açar. Oksitosin çok çabuk metabolize olarak parçalanan bir hormondur.

Oksitosin, cinsel ilişki sırasında uterus kaslarının kontraksiyonlarını arttırmak ve uterustaki bezlerden salgının boşalmasını sağlamak suretiyle spermatozoidlerin ovum’a – yumurtaya ulaşmasını ve döllenmeyi kolaylaştırır.

Fekondasyon – döllenme gerçekleştiği takdirde fötüs bTP1 adlı bir madde salgılar. Bu madde uterustaki oksitosin reseptörlerini bağlar:uterus kaslarını oksitosine duyarsız duruma getirir, uterus kasları gevşer ve gebeliğe elverişli duruma gelir. Ayrıca uterusta Prostogalndin sentezini de durdurur. Prostoglandin F2Alfa’nın Corpus luteum’u eritmesini engeller. Böylece gebeliği devam ettirir.
Cinsel birleşmeden sonra fekondasyon – döllenme gerçekleşmediği takdirde, oksitosin uyarımı ile uterusta Prostoglandin F2Alfa sentezlenir. Bu da Corpus luteum’u eriterek yeni bir siklus başlatır.
Gebelik döneminde uterus kasları oksitosine duyarlı değildir. Doğuma yakın günlerde Östrojenlerin etkisiyle uterus kasları oksitosine çok duyarlı duruma gelir. Fötüsten kaynaklanan uyarımlarla salgılanan oksitosin doğum kontraksiyonlarının oluşmasına katkı sağlar.
Laktasyon dönemindeki insan ve memeli hayvanlarda, emme veya sağım sırasında oksitosin salgılanır. Süt kanallarının gevşemesine ve sütün meme haznesi ve meme başına inmesini sağlar.
Oksitosin çabuk metabolize olan bir hormondur ve etkisi çok kısa sürer.
PROSTOGLANDİNLER

Prostoglandinler, 20 Karbonlu yağ asidi türevleri olan bir tür doku hormonudurlar. Yangı enfeksiyonları başta olmak üzere Prostoglandin E, organizmada değişik işlevleri olan çeşitli Prostoglandin molekülleri bulunmuştur.
Prostoglandinler, düz kasların kasılması, mide – barsak hareketleri, salgı bezlerinin aktivitesi, mukus salgısı, suyun ve elektrolitlerin emilmesi, trombositlerin kümelenmesi, yangı reaksiyonları ve acı duygusunun denetimde rol oynarlar.
Sperma salgısında bulunan Prostoglandinler dişi Uterusunda, Ductus fallopia içinde, yumurtanın ve spermatozoidlerin hareketleri üzerine etkilidirler.
Prostoglandin F2Alfa molekülü Ovaryumdan ve Uterustan salgılanır. Hipotalamus – Hipofiz hormonlarının denetimi altındadır. Prostoglandin F2Alfa siklik dönem içinde Uterustan salgılanan bir doku hormonudur. Eğer Ovulasyondan – yumurtlamadan sonra Fekondasyon – döllenme olmaz ve gebelik gerçekleşmez ise, Uterustan Prostoglandin F2Alfa salgısı başlar. Bu hormonun etkisiyle Corpus luteum erir, Progesteron salgısı giderek azalır ve sonuç olarak, Hipotalamus ve Hipofiz üzerindeki Progesteronun fren etkisi ortadan kalkar. GnRH salgısı yeni siklusu başlatır.
Prostoglandin F2Alfa nın sentetik analogları piyasada mevcuttur. Bunlar Corpus luteum’un resolutionu amacıyla kullanılırlar.

SOMATOMEDİNLER

Hipofiz ön lobundan salgılanan Somatotropik hormon etkisiyle karaciğer ve böbrek hücrelerinden Somatomedinler salgılanırlar.
Somatomedinler, iskelet gelişmesini, kas ve organların büyümesini, amino asitlerin hücre içine geçişlerini, karbonhidrat metabolizmasını, glomerular filtrasyon hızını, su metabolizmasını, süt verimin arttıran hormonlardır.

SOMATOSTATİN

Somatostatin Pankreas’ın d hücreleri tarafından salgılanır. Somatomedinlerin aksine, büyümeyi frenleyici etki yapar.

HİPOTALAMUS HORMONLARI

Hipotalamus limbik sistem içinde yer alır. Çeşitli otonom sinir ganglionları kapsar. Hipofizden çıkan sinir aksonları beynin diğer bölümlerindeki yüksek sensorik ve somatik sinir merkezleri ile de ilişki durumundadır.
Hipotalamus, Hipofiz bezi ile de bitişik durumdadır, salgıladığı hormonlar kan dolaşımına girmez, doğrudan Hipofiz bezinin ön lobunu ve arka lobunu etkiler.
Hipotalamus hormonları birçok amino asitlerden oluşan polipeptit niteliğindeki bileşiklerdir.
Hipotalamus’tan salgılanan ve Hipofiz bezinin ön lobunu etkileyen 7 tane hormon vardır. Bunlar,
1.CRH – CORTICOTROPIN RELEASING HORMON Hipofiz ön lobundan ACTH – Adrenokortikotropik hormon salgılanmasını başlatan hormondur.
2.GnRH – GONADOTROPIN RELEASING HORMON
Hipofiz bezi ön lobundan FSH – Folikülü Stimüle edici hormon ve LH – Leteinize edici hormon salgısını başlatan hormondur.
3. TRH – THYREOTROPIN RELEASING HORMON
Hipofiz bezi ön lobundan Thyreotopin hormon salgısını başlatan hormondur.
4. SOMATOTROPIN RELEASING HORMON
Hipofiz ön lobundan Somatotropin hormonu salgısını uyaran hormondur.
5.SOMATOTROPIN INHIBITORING HORMON
Hipofiz ön lobundan Somatotropin hormonu salgısını duruduran hormondur.
6. PROLACTIN RELEASING HORMON
Hipofiz ön lobundan Prolaktin hormonu salgısını uyaran hormondur.
7. PROLACTIN INHIBITORING HORMON
Hipofiz ön lobundan Prolaktin hormonu salgısını durduran hormondur

ADENOHİPOFİZ HORMONLARI
ACTH – ADRENOKORTİKOTROPİK HORMON
Hipotalamus kaynaklı Corticotropin Releasing Hormon – CRH etkisiyle Adenohipofiz’den salgılanır.
Bu hormonlar Kortizol, Kortikosteron ve daha az olmak üzere Kortizon ve Deoksikortikosterondur. 39 amino asitten oluşan polipeptid yapısındadır.
ACTH hormonu, sadece böbrek üstü bezine etkilidir. Böbrek üstü bezinin kortikal bölgesinden Glükokortikoid hormon – Kortizol – Cortisol salgılanmasını stimüle eder. Kandaki Kortizol düzeyi yükseldiğinde ACTH salgısı durur.
ACTH hormonu, böbrek üstü bezinin normal strüktürünü koruması ve her an hormon salgılayabilecek bir performansa sahip olması için de gerekli olan bir hormondur. Bu hormonun eksikliği durumunda, böbrek üstü bezi atrofiye uğrar. Örneğin uzun süre Glukokortikoid kullanımında, bu hormon negatif feed back etkisi ile Hipofiz bezini baskı altına alacağı için ACTH salgılanmaz, bir süre sonra böbrek üstü bezinin atrofiye uğradığı görülür.
ACTH hormonu insan ve memli hayvanlarda sadece Glukokortikoid hormon salgılanmasını sağlar. Kuşlarda ise Glukokortikoid hormonun yanısıra, Mineralokortokoidlerin de salgılanması ACTH hormonuna bağlıdır.
FSH – FOLİKÜLÜ STİMÜLE EDİCİ HORMON VE LH – LUTEİNİZE EDİCİ HORMON
Hipotalamus kaynaklı GnRH etkisiyle Adenohipofizden önce FSH – Folikülü Stimüle edici Hormon bunu takiben LH – Luteinize edici hormon salgılanır. Bu iki hormon sadece dişi ve erkek gonad organlarına (Ovaryum ve Testis) etkilidir.
FSH hormonu, glikoprotein yapısındadır. Kadınlarda Ovaryumlardaki foliküllerin olgunlaşmasını sağlar ve bunu Ovulasyona hazırlar. Eksikliğinde menstruasyon bozukluğu ve Kısırlık görülür. Hipotalamus’un kontrolü altındadır.
FSH dişilerde Ovaryumda siklik folikül oluşumunu, folikülün gelişmesini sağlayan ve Östrüs’ü başalatan hormondur. Erkeklerde Testislerin gelişmesini etkiler ve Testislerde spermatozoid oluşumunu sağlar.
LH hormonu kadınlarda FSH ile birlikte olgunlaşan foliküllerin Östrojen hormonları salgılamasını, ovulasyonu ve Corpus luteum oluşumunu sağlar. Progesteron salınımını uyarır.
LH insan ve dişi memeli hayvanlarda Ovaryumu etkiler. Graaf folikülünün gelişmesini tamamlayarak Ovulasyonun – yumurtlamanın gerçekleşmesini ve bunu takiben de luteinlenerek Corpus luteum durumuna dönüşmesini etkiler. LH hormonunun, Progesteron ile birlikte, cinsel ilişkiden sonra Spermanın Ovum’a – yumurtaya doğru hareketini ve fekondasyonu – döllenmeyi kolaylaştırıcı etkileri de vardır. LH hormonu erkelerde Testisleri etkiler. Dişilerde FSH hormonu ile sinerji yaparak Östrojen salgılanmasını, folikül gelişmesini, Ovulasyonu – yumurtlamayı, Corpus luteum’un gelişmesini gerçekleştirir.
FSH hormonu ve LH hormonu erkeklerde Testis bağ dokularının stimulasyonunu, androgenlerin salgılanmasını etkilerler. Androgenlerin salgılandığı diğer hormon bezi böbrek üstü bezinin kabuk bölümüdür.

THYREOTROPH HORMON – THYREOTROPIN
Hipotalamus kaynaklı TRH - Thyreotropin Relaasing Hormonun uyarısı ile Hipofiz ön lobundan salgılanır. Sadece Tiroid bezi üzerine etkilidir. Tiroksin hormonu salgısını başlatır. Kandaki Tiroksin düzeyi normalin üstüne çıktığında Thyeotrop hormon salgısı durur.

SOMATOTROPİK HORMON – SOMATOTROPİN
Hipotalamus kaynaklı STH - Somatotropin Releasing Hormon ve Somatotropin Inhibitoring Hormon kontrolu altında Hipofiz ön lobundan salgılanır. Karaciğer ve böbreklerde Somatomedinleri sentezleyen hücreleri etkiler.

PRL - PROLAKTİN HORMONU
Protein yapısında bir hormondur. Kadında meme bezlerinin gelişmesini ve süt salgılanmasını sağlar. Prolaktin hormonu, puberte devresinde ve gebelikte meme dokusunun laktasyona hazırlanmasını, doğumdan sonraki dönemde ise süt veriminin – Laktasyonun devam etmesini sağlayan hormondur. Prolaktin hormonu Hipotalamus kaynaklı Prolactin Releasing Hormon ve Prolactin inhibitoring Hormonlarının kontrolü altındadır.
Prolaktin hormonu ayrıca LH ile birlikte gebeliğin devamı için gerekli bir hormon olan Progesteron’un salgılanmasını hızlandırır.

BÖBREK ÜSTÜ BEZİ HORMONLARI
MEDULLAR HORMONLAR
NORADRENALİN – EPİNEFRİN
Noradrenalin, otonom sinir sisteminin sempatik postganglionik sinapslarında ve böbrek üstü bezinin medullar bölgesinden salgılanan bir hormondur. Dopaminin hidoksilasyonu suretiyle sinir hücresi tarafından sentezlenir. Bu sentezde kalsiyum ve askorbik asidin de etkisi vardır. Noradrenalin sinir hücresinin sinaptik kesesinde ve böbrek üstü bezinin medullar bölgesindeki adrenerjik hücreler içinde depolanır.
Otonom sinir siteminin postganglionik sinaptik kolları çok ince bir ağ şeklinde vücudun her tarafını sarmış durumdadır. Postganglionik sinir ucundan salgılanan Adrenalin efektör hücreyi uyararak sempatik tepkilerin oluşmasını sağlar. Keza böbrek üstü bezinin medullar sinaptik ganglionlar bölgesi de preganglionik sempatik sinirler tarafından uyarılır ve fazla miktarda Noradrenalin salgılar ve bu da kan yolu ile bütün vücuda dağılarak bütün vücudu etkileyen sempatik tepkileri oluşturur.
Noradrenalin – Epinefrin, kan yolu ile bütün vücuda yayılır, ani bir tehlike karşısında kan basıncının artması – yükselmesi, kalp kası ve isleket kaslarının damarlarının genişlemesi, bronşların genişlemesi, kalp frekansının artışı, solunumun hızlanması ve derinleşmesi, gözde pupillaların genişlemesi, merkezi sinir sisteminin uyarılması, duyuların güçlenmesi, kılların dikleşmesi, canlının çevreye uyumunu ve kendisini savunmasını sağlayacak seri haldeki ani tepkileri oluşturur. Organizmanın ani tehdit altında bulunduğu dönemde iştah, yeme ve diğer sindirim fonksiyonları duraksar.
Noradrenalin tehlike durumunda vücudu savunan ve canlının enerji rezervlerini belirli bir düzen içinde harcamaya yönelik fonksiyonları kontrol eder.
Noradrenalin, tehlike anında sempatik sinir sistemini ve Adrenokortikal hormonları destekleyen bir neurohormondur.

KORTİKOSTEROİD HORMONLAR

Corticosteroid hormonlar, böbrek üstü bezinin cortical – kabuk bölgesinden salgılanan hormonlara ve bunların sentetik homologlarına verilen toplu addır. Bu hormonlar Hipofiz bezi hormonlarının direkt ve indirekt etkisi altında salgılanırlar. Böbrek üstü bezinin kortikal – kabuk bölgesinden başlıca üç grup hormon salgılanır.

ANDROJENLER

Böbrek üstü bezi kabuğunun en iç katmanını oluşturan Zona reticularis’ten salgılanan steroid hormon Dehydroepiandrosteron’dur. Testislerden salgılanan androjenik hormon Testesteron’dur. Sentetik androjenlerin başlıcaları da, Androstenoidone, 1 1 b – hydoxyandrosterone’dur.
Androjenler anabolik etkiye sahiptirler. Canlının yediği yiyeceklerden iyi yararlanarak protein ve enerji biriktirmesini ve güçlenmesini sağlarlar. Ayrıca vücudun erkeklere özgü görünüm kazanmasını da sağlarlar.
Erkek cinsiyet hormonları olan androjenler 19 C. Atomu içerirler ve en önemlileri Testesteron’dur. Androjen hormonlar hem Asetil Co-A'dan hem kolesterolden oluşabilirler. Androjen hormonlar erkek cinsiyet organlarının ve sekonder erkeklik cinsiyet karakterlerinin gelişimini sağlarlar. Normal idrarda Testesteron bulunmaz, fakat Testesteron'un metabolizma ürünleri olan ve androjenik aktivite gösteren bazı diğer bileşikler bulunur. Bu bileşiklerin en önemlisi Androsteron’dur. Bunlar daha sonra sulfatlarla veya glukoronidlerle konjugasyona uğrayarak idrarla dışarı atılır.
Erkeklik hormonu olarak bilinen Testestero, erkeklerde ve kadınlarda ana seks hormonudur. Vücuttaki doğru miktarda Testesteron hormonu üretimi beslenmeye, kişinin ruhsal durumuna ve günlük aktivitelerine bağlı olarak etkilenmektedir. Araştırmalar göre fazla miktarda et tüketmek, hareketsiz yaşam, aşırı alkol tüketimi ve sigara içme Testesteron hormonu dengesizliğine ve erken yaşta Andropoz’a girilmesine neden olmaktadır.

MİNERALOKORTİKOİDLER

Böbrek üstü bezinin kabuğunun en dış katmanından salgılanan doğal mineral kortikoid hormon Aldesteron’dur. Sentetik mineralokortikoidlerin en önemlisi de Desoksikortikosteron – DOCA dır. Böbrek üstü bezinden salgılanan glukokortikoidlerin de hafif derecede mineralokortikoid etkisi vardır.
Mineralokortikoidler vücutta su – elektrolit dengesinin korunması için gereklidir. Böbrek tubuluslarında filtrattan su ve Na + iyonlarının geri emilmesini sağlamak suretiyle vücut sıvılarının homeostasisini sağlarlar. Böbreklerden aşırı su kaybını önlerler. Mineralokortikoid hormon – Aldesteron sidik aracılığı ile Ca ++, K+ ve Fosfat + eliminasyonunu arttırırlar.
Mineralokortikoidler, Na+, K+ ve Cl- iyonlarının hücre içi ve hücre dışı sıvılarındaki dağılışını ve böbreklerden idrarla atılmalarını düzenlerler. En önemlisi Aldosteron olan mineralokortikoidler Sodyumun retansiyonunu, potasyumun sekresyonunu sağlar. Ekstrasellüler sıvıdaki potasyum miktarı düşer. Az Aldosteron salınımı durumunda bunun tersi olur ve Potasyum artar. Aldosteron'un yanısıra çok az olarak Mineralokortikoid etkisi gösteren Kortikosteron ve Deoksikortikosteron gibi maddeler vardır. Mineralokortikoidler de ACTH'nın kontrolü altındadır.

GLUKOKORTİKOİDLER

Böbrek üstü bezi kabuğunun yaklaşık % 70’ini kapsayan orta katmandan salgılanan doğal glukokortikoid hormon Kortizol’dur (Hidrokortizon).
Kortizol sağlıklı ve enerji dolu olmamızdan sorumlu olan hormondur. Amacı fiziksel ve psikolojik stresi kontrol altına almaktır. Stresli zamanlarda vücuttaki Kortizol hormonu düzeyi yükselmektedir. Kortizol hormonunun yüksek olması da yüksek tansiyona, mide ülserine, yorgunluğa, iç sıkıntısına – anksiyete ve yüksek kolesterole neden olmaktadır.
Glukokortikoid etkili çok sayıda sentetik steroid hormon da sentezlenmiştir. Sentetik glukosteroidlerin başlıcaları, Kortizon, Prednisolon, Triamsinolon, Deksametazon, Betametazon ve Flumetazon’dur.
Doğal glukokortikoid hormon, Kortizol, Hipofiz ön lobundan salgılanan ACTH etkisi ile salgılanır. Glukokortikoidler, karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmalarını ilgilendiren bir seri metabolik görevler yaparlar. Ayrıca bağışıklık – immun reaksiyonları ve yangı reaksiyonlarını doğrudan etkilerler.
Bu grup hormonların en önemlisi Kortizol veya Hidrokortizon’dur. Kortizon da diğer bir glukokortikoiddir. Glukokortikoidler karaciğerde karbonhidrat olmayan maddelerden ve özellikle proteinlerden glikojen oluşumunu (Glikoneogenez) arttırırlar. Protein biyosentezini ve yağların yanmasını hızlandırırlar. Ekstrahepatik dokudaki proteinlerin parçalanması sonucu serbest duruma geçen amino asitlerin karaciğer tarafından alındığı, Glukoneogenez için kullanılmayanların yeni protein sentezi için kullanıldıkları görülür. Lenfatik dokularda Antikor yapımında azalma olur. Kortikosteroidlerin bu etkisine İmmünosupressif etki denir. Glukokortikoidlerin salınımı ACTH - Adrenokortikotropik hormon kontrolü altındadır. Glukokortikoidler kemiklerden kalsiyum mobilizasyonuna neden olurlar.

TİROİD HORMONLARI

Tiroid bezi boğazın ön tarafında gırtlağın – Larynx’in hemen altında, Trachea’nın iki yanında ufak bir ara kısımla birbirine bağlanmış iki loptan oluşan bir bezdir. Ağırlığı 25-30 gr kadardır. Tiroid bezi, Tiroid hormonları denilen, Triiyodotironin – T3 hormonu ve Tiroksin – T4 hormonu yapımını ve kana salınımını sağlar. Tiroid hormonlarının başlıca etkisi vücut dokularının metabolik çalışmalarını arttırma şeklindedir. Yani bazal metabolizmayı arttırırlar. Bazal metabolizma, vücudun m2'si başına sarf edilen Oksijen hacmi veya meydana gelen ısı enerjisinin kcal cinsinden anlatımı demektir. Tiroid hormonları Triglobulin şeklinde depo edilir. Hidroliz edildiğinde hormon etkisi gösteren Triiyodotironin - T3 hormonu ve Triiyodotironi’'e – T4 hormonuna parçalanır. Kanda Alfa globulin fraksiyonlarına bağlı olarak taşınır. Tiroid hormonları, genel olarak protein sentezini arttırırlar. Bu nedenle dokuların büyümesini sağlarlar. Karbonhidrat metabolizmasının birçok kademesini hızlandırarak kan glikozunu yükseltir, yağ metabolizması da hızlanır. Tiroid hormonları sistolik tansiyonu arttırır, diastolik kan basıncını düşürürler, kalp atışı hızlanır. Tiroid bezinin normalden fazla çalışmasına Hipertiroidi denir. Bazal metabolizma artar. Kan glukoz düzeyi normale göre biraz daha yüksektir. Tipik belirtilerden birisi gözlerin dışa fırlamasıdır. Bu duruma Exophtalmi denir.
Hipotiroidizm’de bazal metabolizma düşer. Gelişme çağındaki organizmada metabolizma yavaşlar, gelişmede bozukluklar, zekada gerileme görülür. Buna Kretenizm denir. Yetişkinlerde ise bu belirtilerin görülmesine Miksödem denir.
Tiroid hormonları karaciğerde transaminasyon ve deaminasyon yoluyla piruvik asit ve analoglarına dönüşürler.

TRİİYODOTİRONİN – T3
Triiyodotironin – T3 hormonu vücutta Tiroid bezleri tarafından üretilip salgılanan hormonlardır.
Triiyodotironin - T3 hormonu, Tiroid bezinin salgıladığı, 2 adet Tirozin amino asidinden oluşur.
Triiyodotironin - T3 hormonu Tiroid bezi sayesinde iyotların yardımı ile üretilmektedir. Bu iyotların eksiklikleri ise vücuda giren besinler ve su ile karşılanabilmektedir.
Üretim sırasında Triiyodotironin - T3 hormonu ve Tiroksin - T4 hormonu birlikte üretilir ve salgılama yapılır. Ancak üretim ve salgılama oranları değişkenlik gösterir. Tiroksin - T4 hormonu %80 civarında üretilirken Triiyodotironin - T3 hormonu ise %20 civarlarında üretilir ve salgılanır.
Triiyodotironin - T3 hormonu hücrelere girebilen ve etki edebilen hormonlardır. Kan yolu ile vücutta bulunan bütün organlara ve hücrelere ulaşırlar. Tiroksin - T4 hormonu hücrelere giremez bu nedenle Triiyodotironin – T3 hormonuna dönüşerek işlevini tamamlar. Triiyodotironin - T3 hormonunun yeterince oluşamaması durumunda Tiroid hormonları etkisini gösteremez. Kandaki Triiyodotironin – T3 hormonlarının proteinlere bağlanarak dolaşanlarına Total Triiyodotironin – Total T3 denir. Az miktarda Triiyodotironin – T3 hormonu ise hiçbir proteine bağlanmaz bu hormonlara ise Serbest Triiyodotironin – Serbest T3 hormonu denir.

Tiroid bezinin çalışması ve Triiyodotironin – T3 ile Tiroksin – T4 hormonları salgılaması beynin tabanında bulunan Hipofiz bezi tarafından yönetilir. Hipofiz bezi tarafından TSH – Tiroid Stimüle edici Hormon adı verilen bir hormon salgılanır ve bu hormon kan yolu ile Tiroid bezine ulaşarak Triiyodotironin – T3 ve Tiroksin – T4 hormonu üretilmesini ister. Eğer Tiroid bezi yeteri kadar hormon salgılamıyor ise Tiroid yetmezliğine neden olur ve TSH hormonu normalden yüksek çıkar. Yani Triiyodotironin – T3 ve Tiroksin – T4 hormonu az ise TSH hormonu yüksek, Triiyodotironin – T3 ve Tiroksin – T4 hormonu yüksek ise TSH hormonu düşüktür.

Triiyodotironin - T3 ve Tiroksin – T4 hormonlarının az salgılanması durumunda Hipotiroidi verilen Tiroid bezi hastalığı ortaya çıkar. Bu hastalık kansızlığa, saç dökülmesine, ödemlere, unutkanlığa, sakarlığa, uykuya eğilimli olmaya, kolay yorulmaya, yavaş konuşmaya, üşümeye, barsak hareketlerinin yavaşlamasına, nabzın düşmesine ve daha birçok olumsuz duruma neden olur. Hipotiroidi hastalığı erkeklere oranla kadınlarda daha fazla görülür.

TİROKSİN – T4 HORMONU

Tiroksin – T4 hormonu vücutta ısı üretimini arttırır. Ancak Tiroksin’in – T4 hormonunun bunun dışında daha pek çok etki ve görevleri vardır. Tiroksin – T4 hormonu büyüme, yağ – karbonhidrat - protein metabolizması, kalsiyum metabolizması, dolaşım sistemi, merkezi sinir sistemi ve kaslar üzerine çeşitli etkileri olan çok yönlü bir hormondur.
İnsan organizmasının gerek bedensel gerekse de zihinsel çalışma bakımından en durgun olduğu zamanlarda tükettiği enerji için gerekli metabolizma düzeyine Bazal Metabolizma denir. Tiroksin – T4 hormonu fazla salgılandığında bazal metabolizma yükselir, az salgılandığında da düşer. Bazal metabolizması yükselmiş olan bir organizma daha çok enerji üretir ve kullanır. Daha çok enerji kullanılmışsa buna paralel olarak oksijen kullanımını da arttırır. Tiroksin – T4 hormonu etkisiyle organizmadaki yağlar, karbonhidratlar ve gerektiğinde de proteinler enerji hammaddesi olarak kullanılır, Fazla enerji üretilen bir vücutta dış ortamın soğukluğuna karşı bir dayanıklılık gelişirken, az enerji üretilen bir organizmada bunun tam tersi bir olay gözlenir. Tiroksinin yağ, karbonhidrat ve protein metabolizması üzerindeki etkileri de genel etkisine benzer.
Fazla enerji üreten bir vücudun daha çok enerji maddesine gereksinim duyacağı açıktır. Bu nedenle Tiroksin – T4 hormonu bir yandan enerji üretimini arttırırken, diğer yandan da enerji hammaddelerini çoğaltacak yollara başvurur. Tiroksin – T4 hormonu karbonhidratları ve yağları söküp onların enerji hammaddesi olarak kullanılmalarım sağlar. Karaciğer ve kandaki yağ miktarı azalır. Örneğin Tiroksin – T4 hormonunun fazlaca salgılandığı kişilerin kanında Hipokolesterinemi – Kanda düşük kolesterin düzeyi gelişirken, Tiroksin – T4 hormonunun az salgılandığı kişilerde Hiperkolesterinemi - Kanda yüksek kolesterin düzeyi gelişir. Kanda yüksek kolesterin düzeyi durumunda damar sertliği ve yağlanma daha sık görülür. Vücudun temel maddelerinden biri de proteinlerdir. Proteinlerin gerek yapımı gerekse yıkımı Tiroksin – T4 hormonu etkisiyle çoğalır. Vücuda diğer enerji kaynakları yeterli miktarda sağlanacak olunursa, protein yapımı ön plana çıkar ve özellikle büyüme çağındaki çocukların gelişmesi hızlanır. Enerji kaynakları yetersiz kaldığındaysa vücut bu kez proteinleri yıkıp enerji hammaddesi olarak kullanma yoluna gider. Vücut için çok değerli olan proteinler böylece yakılarak harcanmış olur.
Tiroksin – T4 hormonu büyümeyi sağlayan hormonlardan biridir. Tiroksin – T4 hormonunun az salgılandığı çocuklarda büyüme yavaşlar, Adenohipofiz’den daha az miktarda Growth hormon - Büyüme hormonu salgılanır ve bu hormonunun etkisi Tiroksin – T4 hormonu azlığında azalır. Bu çocuklarda zeka geriliği de olur. Tiroksin – T4 hormonu kemiklerdeki kalsiyumun sökülerek kana karışmasını sağlar. Bunun nedeni kemiklerde hızlanmış olan yapım ve yıkımdır. Buna göre yıkım biraz daha fazla olmaktadır. Tiroid bezi salgıladığı Tiroksin – T4 hormonuyla kemiklerden neden olduğu bu dengesizliği, salgıladığı bir diğer hormonla düzeltmeye çalışır. Bu hormon, Tiroid bezinin Parafoliküler hücrelerinden salgılanan Tirokalsitonin olup, kemiklerde kalsiyumun tutulmasını sağlar.
Tiroksin – T4 hormonu organizmada metabolizmayı hızlandırdığı için buna paralel olarak da kan dolaşımını arttırır. Çünkü hücrelere daha fazla miktarda hammadde ve oksijen taşınması, hücrelerden açığa çıkan üretim artıklarının (örneğin karbondioksit) ve üretilen maddelerin çeşitli organlara taşınması gerekmektedir. Bu nedenle özellikle küçük ve kılcal kan damarları genişler, kalp kası güçlenir ve daha hızlı çalışmaya başlar. Fakat uzun süren Tiroksin – T4 hormonu fazlalığında, bu hormonun proteinleri yıkıcı etkisi nedeniyle kalp kası da zarar görür ve bir kalp yetmezliği tablosu gelişir.
Tiroksin – T4 hormonu az salgılandığında kemik iliğindeki kan yapımı etkinlikleri de yavaşlarken, besinlerden B12 vitamini emilimi de azalır. Bunların her ikisinin toplam sonucu olarak Anemi - kansızlık gelişir. Tiroksin’in – T4 hormonunun az -salgılandığı durumlarda, A vitamininin ön maddesi olan Karoten’in karaciğer hücrelerinde A vitaminine dönüştürülmesi azalır. Bunun sonucu olarak da vücutta sarı-turuncu renkli karoten maddesi birikir. Böyle durumlarda deri sarı bir görünüm kazanır. Karoten birikiminin sarı görünümünü İcterus – Sarılık’tan ayırmak kolaydır. Çünkü Sarılıkta göz akları - Sklera da sarı renkte iken, burada göz akları beyaz renklerini korurlar. Tiroksin – T4 hormonu sinir sistemi üzerinde de çok etkilidir. Bu hormonun etkisiyle sinir hücreleri ve lifleri arasındaki bağlantı bölgelerinde (bu bölgelere Sinaps denir) sinirsel ileti hızlanır. Beyin çalışmaları kolaylaşır ve hızlanır. Tiroksin’in – T4 hormonunun fazla salgılandığı durumlarda zihinsel parlaklık çok kısa sürer, kişi bir süre sonra beyin çalışmalarından yorulur, uykusuzluk, sinirlilik, sıkıntı, kuşkuculuk gibi rahatsızlıklar belirir. Yeni doğmuş bir çocukta sinir sistemi gelişmesini henüz tamamlamış değildir. Bu gelişmenin tamamlanması birkaç yılı gerektirir. Bedensel gelişmenin olduğu kadar, sinir sisteminin de gelişmesi için Tiroksin – T4 hormonuna gereksinim duyulur. Doğuştan Tiroksin – T4 hormonunun az salgılandığı çocuklarda Tiroksin – T4 hormonu dışarıdan verilmezse, ağır zeka ve bedensel bozuklukların gelişmesi önlenemez. Bu çocuklara Tıp dilinde Kreten çocuk denir.

KALSİTONİN
Tiroid bezinin parafolliküler hücrelerinden – C hücreleri salgılanır. Kalsitonin polipeptit yapısında bir hormondur.
Kandaki kalsiyum düzeyi yükseldiğinde Kalsitonin salgısı başlar. Hiperkalsemi’yi önleyici bir hormondur. Kalsitonin hormonu kemikler ve böbrekler üzerine etkili bir hormondur. Kemik dokusundaki kalsiyumun çözünerek kana geçmesini engeller, böbreklerin distal tubuluslarından fosfor – P salgılanmasını azaltır. Kemik dokuları üzerine etki bakımından Paratiroid hormonu ile antagonist, böbreklerdeki etki bakımından sinerjisttir.


PANKREAS HORMONLARI
İNSULİN
İnsulin HORMONU, Pankreas’ın Langerhans adacıklarının Beta hücreleri tarafından prohormon olarak sentezlenir, hücrelerde enzimatik olarak aktive edilir. 81 – 86 amino asitten kurulu bir polipeptittir. İnsulin, A ve B zincirleri denen birbirine iki adet disulfit bağı ile bağlanmış peptid zincirlerinden meydana gelmiştir.
İnsulinin salgılanması kandaki glukoz düzeyi tarafından regüle edilir. Pankreas’ın Beta hücrelerinin plazma membranlarında glukoz reseptörleri vardır. Kandaki glukoz düzeyi yükseldiğinde İnsulin salgısı başlar. İnsulin salgılanmasında kandaki kalsiyum iyonu düzeyi, Glukagon ve Sekretin hormonları ve keto asitler de etkilidirler.
İnsulin direkt ve indirekt olarak bütün hücreleri etkiler. İnsulinin asıl etkili olduğu başlıca üç organ karaciğer, iskelet ve kalp kasları ve yağ dokularıdır.
İnsulin, glukozun, diğer monosakkaritlerin, bazı amino asitler ve yağ asitlerinin, potasyum – K ve magneyum – Mg iyonlarının hücre içine geçişini hızlandırır.
Glukogenez, lipogenez, ATP, DNA ve RNA sentezini arttırır. İnsulin, karbonhidrat, yağ, protein ve nükleik asitlerle ilgili anabolik reaksiyonları uyarır. Hücrelerin yapılarında yer alan bu moleküllerin sentezlenmesinde katalizör rolü oynar. Dolayısıyla birçok hücre fonksiyonunu regüle eder.
İnsülinin karbonhidrat, lipit, protein ve nükleik asit metabolizmaları üzerine etkisi vardır. İnsülin karbonhidrat metabolizması üzerine hem glukozun hücrelere, özellikle kas, karaciğer ve yağ dokusu hücrelerine girişini kolaylaştırmak, hem korbonhidrat metabolizmasında rolü olan bazı enzimleri aktive etmek suretiyle etki eder.
İnsülin kan glukoz düzeyini azaltır. Bu etki dokularda glikojenez enzimlerini aktive etmesinden, glikojenoliz enzimlerini ise inhibe etmesinden ileri gelir.
İnsülin, glikoneogenezi baskılar. İnsülinin protein ve lipit metabolizmaları üzerine de önemli etkileri vardır.
İnsülin glukozdan başka Amino asitlerin de hücre içine girişini kolaylaştırır ve ribozomlarda polipeptit sentezini arttırır.
İnsülin yetmezliğinde kan şekeri yükselerek Diabetes Mellitus denen Diyabet - Şeker hastalığı tablosu ortaya çıkar. Bu durumda şekerin yeteri kadar kullanılmaması sonucunda, beyin dışında kalan organlar daha çok lipit ve proteinlerden enerji elde etmeye yönelirler. Protein sentezi yavaşlar. Dokular glukozu yeterince kullanamadığı için glukoz idrarla dışarı atılır. Yağ asitleri oksidasyonunun artmasına bağlı olarak Ketozis meydana gelir. Hastalarda glukozun idrarla atılmasından dolayı daha fazla suya (Polidipsi), şekerin yeteri kadar kullanılmaması sonucu daha fazla yemeğe (Polifaji) ve glukozun atılabilmesi için daha fazla idrar çıkarmaya (Poliuri) gerek duyulur.

GLUKAGON
Glukagon, Pankreasın Langerhans adacıklarının Alfa hücrelerinde üretilir. Yapısı 29 amino asitten ibaret tek bir polipeptit zincirinden oluşur.
Glukagon kan şekeri azaldığında salgılanır. Glukagon, insülinin aksine, vücudun enerji rezervlerini harekete geçirir, yağların ve proteinlerin eriyerek enerji metabolizmasına dahil olmasını sağlar.
Glukagon hormonu karaciğerden kana glukoz geçişini kontrol eder. Glukagon hormonu kan plazmasındaki kan şekeri düzeyini yükseltir. Bu etkisini glikojenolizi uyararak ve glikoneogenezisi hızlandırarak gerçekleştirir.
Glukagonun kalp gücünü arttırıcı, safra akımını çoğaltıcı, mide salınımını inhibe edici bir rolü de vardır.

SOMATOSTATİN
Pankreas’ın delta hücreleri tarafından salgılanır. Somatomedinler’in aksine, büyümeyi frenleyici etki yapar.


PARATİROİD HORMONLARI
PARATİROİD HORMONU - PARATHORMON
Bir tek polipeptid zincirinden oluşmuş Paratiroid bezinden salgılanan bir hormondur.
Parathormon kemiklerdeki kalsiyumun kana geçişini, yiyeceklerle alınmış olan kalsiyumun D vitamini ile birlikte barsaklardan emilmesini arttırıcı, buna karşılık, böbrek tubuluslarından kalsiyumun ekskresyonunu azaltıcı, fosfor ekskresyonunu arttırıcı etkilere sahip önemli bir hormondur. Böylece kandaki kalsiyum düzeyinin eşik düzeyin altına düşmesini engeller.
Parathormon kan plazmasının kalsiyum ve fosfat düzeylerinin normal sınırlar içinde kalmasında etkilidir. Başlıca kemiklere ve böbrek tubuluslarına etki eder. Ca+2 iyonlarının kemikler tarafından alınmasını, barsaklardan emilmesini ve böbreklerden geri emilmesini arttırır, fosfat iyonlarının böbreklerden geri emilimini azaltır, yani fosfatın vücuttan atılımına yol açar.
Parathormon ve Kalsitonin, kemiklerdeki kalsiyumun mobilize olarak kana geçmesi olayında birbirleriyle antagonist etkilidirler.

GONAD HORMONLARI
ÖSTROJENLER
Östrojenler 18 karbon atomu içeren dişi cinsiyet hormonlarıdır. Östrojenler yumurtalıklar tarafından salgılanan üreme, adet döngüsü ve menapozdan sorumlu dişilik hormonudur. Bu hormonlar özellikle ovaryumlarda – yumurtalıklarda sentezlenir. Başlıca östrojenler; Estrone, Beta Östradiol ve Östrol'dur. Steroid yapıdadırlar. Ovaryumlardan, uterustan, böbrek üstü bezinden (zona reticularis) ve testislerden salgılanır. Gebeliğin son dönemlerinde plasentadan da bol miktarda östrojen salgılanır.
Östrojenler, FSH - Follikül stimüle edici hormon ve kısmen de LH – Luteinleyici hormon etkisi ile salgılanırlar. Kandaki konsantrasyonları belirli bir düzeyin üzerine çıktığında ise negatif feed back etkisi ile Hipotalamus ve Hipofizi etkileyerek GnRH, FSH, LH salgılarını durdurduğundan Östrojen salgılanması da otomatik olarak durur.
Östrojenler, dişi cinsiyet organlarını ve sekonder cinsiyet kararkterlerini geliştirir, menstruasyonu sağlarlar. Östrojenler dişilerde genital kanalın gelişmesi, anatomik yapıları ve fizyolojik fonksiyonlarının devamlılığı, siklik dönemdeki proliferasyon ve salgılama fonksiyonları, genital kasların tonusu ve hareketliliği, meme ve uterus salgı bezlerinin gelişmesini de sağlarlar. Östrojenlerin sentezinde Asetil Koenzim A ön maddedir. Bu sentez kolesterol ve androjenler üzerinden geçerek yürür.
Östrojenler puberte devresinden başlayarak yüksek bir aktivite kazanır. Östrojenlerin kemik dokusu üzerine frenleyici etkisi vardır. Dişilerde puberte döneminden başlayarak büyüme duraksar. Östrojenlerin dişi bireylerdeki anabolik etkileri daha çok yağ biriktirmesine, vücudun mineral dengesinin korunmasına, kemik erimesinin önlenmesine hizmet eder.
Östrojenlerle diğer hormonlar arasında interaksiyonlar vardır. Gebelikte, progesteron hormonu östrojenleri bastırır. Progesteron, GnRH, FSH ve LH salgılanmasını da durdurur. Gebeliğin son dönemlerinde plasentadan bol miktarda östrojen salgılanmaya başlar. Prostoglandinler Corpus luteum’u eritir. Östrojenler uterus kaslarını Oksitosin’e karşı çok duyarlı bir duruma getirir. Gebeliğin sona ermesiyle birlikte, Oksitosin etkisi ile doğum gerçekleşir.
Östrojenler karaciğerde glukoronatla glukoronozid ve sulfatla birleşerek Suda çözünen bileşikler halinde idrarla dışarı atılırlar. Östrojenlerden başka dişi seks hormonları olarak Corpus luteum hormonu, Relaksin ve Plesenta laktojen gibi hormonlar da bulunmaktadır.
ANDROJENLER

Androjenik hormonlar asıl olarak, Hipofizin ön lobuna ait LH – Luteinleyici hormon etkisiyle testislerde intersitisiyel Leydig hücrelerinden ve daha az miktarlarda da böbrek üstü bezinin kortikal bölgesi Zona retikulata’dan salgılanırlar. Kandaki androjenik hormon düzeyi yükseldiğinde negatif feed back etkisi ile GnRH ve LH salgısı durdurulur. Androjenik hormonların en önemlisi Testesteron’dur.
Androjenik hormonlar, reprodüksiyon açısından, erkek üreme organlarının gelişmesi, erkeklere özgü eşey karakterlerinin ve davranışların ortaya çıkması ve Spermatogenezis için önemlidirler.
Androjenik hormonların ayrıca anabolizan etkileri de vardır. Vücutta azotu – N ve elektrolitleri tuttukları ve proteinleri korudukları için kas kitlesinde artış sağlarlar. Ayrıca kemikleri de iyi geliştirirler. Kalsiyum ve fosforun kemiklerden atılmasını önleyerek kemiğin sağlamlığına da yardımcı olurlar. Kan yapımını arttırırlar. Bu nedenle erkek bireyler dişi bireylere göre daha uzun, daha iri cüsseli ve daha iri kaslı olurlar.
Erkek cinsiyet hormonları olan androjenler 19 C. Atomu içerirler ve en önemlileri Testesteron’dur. Androjen hormonlar hem Asetil Koenzim A'dan hem kolesterolden oluşabilirler. Androjen hormonlar erkek cinsiyet organlarının ve sekonder erkeklik cinsiyet karakterlerinin gelişimini sağlarlar. Normal idrarda Testesteron bulunmaz, fakat Testesteron'un metabolizma ürünleri olan ve androjenik aktivite gösteren bazı diğer bileşikler bulunur. Bu bileşiklerin en önemlisi Androsteron’dur. Bunlar daha sonra sulfatlarla veya glukoronidlerle konjugasyona uğrayarak idrarla dışarı atılır.
Erkeklik hormonu olarak bilinen Testestero, erkeklerde ve kadınlarda ana seks hormonudur. Vücuttaki doğru miktarda Testesteron hormonu üretimi beslenmeye, kişinin ruhsal durumuna ve günlük aktivitelerine bağlı olarak etkilenmektedir. Araştırmalar göre fazla miktarda et tüketmek, hareketsiz yaşam, aşırı alkol tüketimi ve sigara içme Testesteron hormonu dengesizliğine ve erken yaşta Andropoz’a girilmesine neden olmaktadır.
PROGESTERON VE PROGESTAGENLER

Progesteron hormonu, Corpus luteum’da, plasentada, testislerde ve böbrek üstü bezinin kortikal bölgesinin Zona retikularis katmanında sentezlenen bir steroid hormondur.
Progesteron ile aynı etkiyi gösteren sentetik Progestagenler veya Progestinler başlıca, Megesterol asetat (MA) ve Medroksiprogesteron asetat’tır (MPA).
Doğal progesteron ile progestagenlerin etkileri ve etki mekanizmaları aynıdır. Aralarındaki fark Progestagenlerin Progesterona oranla çok daha kuvvetli ve daha uzun etkili olmalarıdır. Tedavide MA ve MPA kullanılır.
Progestagenler duyarlı hücrelerin çekirdeklerinde bulunan, RNA ve protein sentezinde görev alan sitosolik reseptörleri reversibl olarak bağlarlar. Sonuç olarak, RNA sentezinde, hücresel protein ve enzim sentezlerinde progesteronların ana fonksiyonları doğrultusunda meydana getirirler.
Progesteron ve Progestagenler, uterus kaslarında gevşeme, uterus bezlerinde derinlemesine genişleme ve gelişme, bez salgısında artış ve uterusun gebeliğe elverişli bir duruma gelmesini sağlarlar.
Progesteron ve Progestagenler, meme bezlerini gelişmesini sağlarlar.
Progesteron ve Progestagenlerin kandaki konsantrasyonları belirli bir düzeyin üzerine çıktığında Hipotalamus üzerine etki yaparak GnRH, FSH ve LH salgılarını durdururlar. Yani yeni bir siklusu önlerler.
Pregnan türevi olan Progesteron 21 karbon atomu içerir. Corpus luteum adı verilen menstrual siklusun ikinci devresi sırasında meydana gelen hücreler topluluğu geniş ölçüde Progesteron ve Östrojen salınımına yol açar. Salınan Progesteron daha önce Östrojen tarafından hazırlanmış bulunan Endometrium’da döllenmiş yumurtanın yerleşmesi için gerekli mukus salınımını sağlar. Progesteron gebeliği sağladığı gibi ovaryumlarda yeni bir folikülün olgunlaşmasına engel olur ve süt bezlerini geliştirir.
Beynin ventral ve median bölgesi ve Hipotalamusu kapsayan limbik sistemde otonom fonksiyonlar, heyecan, öfke, saldırganlık, duygusal ve seksüel davranışlar, karbonhidrat, yağ ve su metabolizması, ısı regülasyonu, iştah, mide – barsak hareketleri ve daha birçok istem dışı fonksiyonları yöneten sinir merkezleri üzerinde de etkili olurlar. Bu etkilerin bir sonucu olarak GnRH salgısı durur. Öfke ve saldırıyı realize eden merkezleri yatıştırır. Birey daha uysal, sakin ve uyumlu duruma gelir. İştah artar, canlı ağırlıkta artma olur. Anabolik etkiler doza ve bireye göre farklılıklar gösterir. Kan şekeri ve kan lipidlerinde artış olur.
Progestreon ve Östrojenler birbirlerine karşıt fonksiyonlar yapmakta iseler de, siklik devrelere göre, farklı aktiviteler gösterdikleri için, birbirini takip eden ve tamamlayan fonksiyonları yerine getirirler. Erkek bireylerde progesteron testesteronu Dihidrotestesteron’a çeviren 5 – Alfa Redüktaz enzimini inhibe ettiği için testesteronun aktivitesini düşürür. Sonuç olarak, Spermatogenezis aksar.

DİĞER ÖNEMLİ HORMONLAR
GH – GROWTH HORMON – BÜYÜME HORMONU
Growth hormona Büyüme Hormonu da denir. Growth hormon protein yapısındadır. Gelişmeyi sağlayan Growth hormon - Büyüme Hormonu bir çok doku üzerine ve özellikle kas, yağ dokusu, kıkırdak ve bağ dokusu üzerine etki eder. Büyüme hormonu bu etkisini vücutta mevcut tüm hücrelerin protein sentezini arttırarak meydana getirir. Yağların mobilizasyonunu arttırarak, ki böylece yağların kullanımına olanak sağlar. Growth hormon vücutta karbonhidrat kullanımını azaltarak gösterir. Çocukluk çağında büyüme hormonu yetersiz olursa Dwarfizm denilen Cücelik oluşur. Hipofiz bezinin normalden çok miktarda büyüme hormonu sentez etmesi durumunda gelişme çağındakilerde Gigantizm - Devlik görülür. Yetişkinlerde ise el, kol, bacak ve yüz gövdeye oranla çok uzar. Bu durum Tıpta Akromegali olarak adlandırılır.
MSH – MELANOSİT STİMÜLE EDİCİ HORMON
Hipofizin orta lop hormonudur. MSH’ın Alfa ve Beta şekilleri bilinmektedir. Bir çok canlıda cilt renginin çevrenin rengine uymasını sağlayan Melanosit pigmentleri vardır. Bu hormon Melanositler aracılığı ile Melanin denilen pigmentin depo edilmelerini arttırır. İnsandaki etkisi bilinmemektedir.

VAZOPRESSİN
Kan basıncını yükseltir ve Suyun böbrek tübüllerinde geri emilmesini arttırdığı için idrar miktarını azaltır. Bu nedenle Antidiüretik hormon da denilir. Bu hormon eksikliğinde Diabetes insibitus’ta günlük idrar miktarı çok artar.

BAZI DOKU HORMONLARI
Bazı maddeler etki yönünden hormon gibi hareket ettikleri halde tam anlamı ile hormonlar sınıfına girmezler. Bunlardan bazıları şunlardır.

GASTRİN
Gastrin, midenin pilor mukozası tarafından salgılanan polipeptit yapısında bir hormondur. HCl salgılanmasını uyarır.
SEKRETİN
Sekretin, Duedonum mukozasında oluşan 27 amino asitten oluşur. Pankreas salınımını uyarır.

KOLESİSTOKİNİN – PANKREOZİMİN
Kolesistokinin safra kesesinden salgılanır ve safranın boşalmasını sağlayan ve Duedonum’da sentez edilen bir hormondur. Pankreozimin ise Pankreas’ın sindirim enzimlerinin salgılanmasını arttırır.

ANGİOTENSİN I – HİPERTENSİN
Böbrekten kana salgılanan Renin adlı enzimin etkisiyle Alfa 2 - globulin'den oluşur. Angiotensin I'den Lösin ve Histidin amino asitlerinin ayrılmasıyla Angiotensin II meydana gelir. Bu madde kan basıncını yükseltir, Aldosteron salgısının düzenlenmesinde önemli rolü vardır.
BRADİKİNİN
Bradikinin, damar genişletici etkisi dolayısıyla kan basıncını düşürür. Düz kasların kasılmalarını da etkiler.
Bunlardan başka amin yapısında olan doku hormonları da vardır. Bunlar, Histamin, Tiramin, Serotonin, Asetilkolin ve 4 Amino bütirik asit tir.

MELATONİN – UYKU HORMONU
Melatonin hormonu beyinde Epifiz bezinde üretilmektedir. Melatonin hormonu kişinin uyumasına yardım eder. Güneş battığında kişide Kortizol düzeyi düşer ve bu vücudun olduğundan daha fazla Melatonin hormonu üretmesine neden olur. Bunun yanında Melatonin serbest radikaller ile savaşan bir Antioksidandır. Melatoninin kanseri önlediği düşünülmektedir. Uykuya geçişte zorlanılıyorsa, REM uykusundan derin uykuya dalmakta sorun yaşanıyorsa veya uykusuzluk çekiliyorsa vücutta Melatonin hormonu dengesizliği olabilmektedir. Vücut çok fazla Kortizol üretiyorsa buna bağlı olarak Melatonin hormonu etkilenmektedir. Kişi Melatonin eksikliği yaşıyor ise yatağa daha erken girmeli ve Hekim reçetesi ile alınan Melatonin tableti kullanmalıdır.

Sağlıklı günler dileği ile…

Uzman Dr. Ali AYYILDIZ – Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr. (Ph.D.)

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Hormonlar ve Görevleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Vet.Hek.Doç.Dr.Ali AYYILDIZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Vet.Hek.Doç.Dr.Ali AYYILDIZ'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ali AYYILDIZ Fotoğraf
Vet.Hek.Doç.Dr.Ali AYYILDIZ
Antalya
Veteriner Hekim
İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi5 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Vet.Hek.Doç.Dr.Ali AYYILDIZ'ın Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,059 uzman makalesi arasında 'Hormonlar ve Görevleri' başlığıyla eşleşen başka makale bulunamadı.
► Dünya Keçi Irkları Kasım 2016
◊ Latince Atasözleri ÇOK OKUNUYOR Aralık 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


05:54
Top