2007'den Bugüne 81,753 Tavsiye, 25,957 Uzman ve 18,159 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Birey Olmak ya da Olmamak
MAKALE #17616 © Yazan Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA | Yayın Aralık 2016 | 3,059 Okuyucu
“İnsanlık, en acil olarak bekleyen barış ve birlik sağlayamama sorunlarına çözüm bulmak istiyorsa; dikkatini ve enerjisini, çocuğun kişilik oluşum sürecindeki gizil güçleri keşfetmeye çevirmelidir.”
Maria Montessori

“Birey olmak” adını sıklıkla duyduğumuz bir kavram olmakla beraber her insanı çok yakından ilgilendiren oldukça önemli bir olgudur. Bugün her birimizin hayatını etkileyen birçok unsur, birey olmak ya da olmamak ekseninde yorumlanabilme özelliği taşımaktadır. Şöyle ki, dünyada yaşanan ve kitleleri etkileyen savaşlardan tutun da siyasi ve ekonomik bunalımlar, toplumsal ve bireysel çatışmalar, küresel ısınma, salgın hastalıklar vb. gibi durumlar birey olmayı başaramamış insanların “eseri”dir desem sanırım abartmış olmam. Bu tezden hareketle “birey” olmanın ne anlama geldiği ve bahsettiğim tüm bu olaylarla nasıl bir ilintisi olduğunu bu yazımda mümkün olduğunca açıklamaya çalışacağım.

İngiliz şair ve ressam William Blake (1757-1827), “Bütün insanlar orijinal olarak doğarlar, birçoğu kopya olarak ölür” şeklinde bir söz söylemiştir. Aslında her insan erken çocukluk dönemi itibariyle bir birey olma içgüdüsünü benliğinde taşır. Özellikle 0-3 yaş anne-çocuk bağlanma dönemini incelediğimizde bu konuyu net bir şekilde fark edebiliyoruz. Çocuk, bu dönemlerde annesinden yavaş yavaş ayrışarak yaşadığı dünyayı büyük bir coşkuyla keşfetmeye ve bir birey olabilmenin ilk denemelerini gerçekleştirmeye başlar. Bu yaşlarda çocuğu olanlar beni çok iyi anlayacaklardır, bu dönemlerdeki çocuklar kollarını iki yana açmış bir şekilde koşarak ebeveynlerinden uzaklaşırlar ve etrafında olup bitenleri keşfe çıkarlar. Aslında çocukların böyle davranarak ebeveynlerine vermek istedikleri alt mesaj şudur. “Sonsuza kadar size bağımlı olamam, ben artık büyüdüm ve bireyselliğimi ilan etmek ve yaşadığım bu güzel dünyayı coşkuyla yaşarak kendimi gerçekleştirme yolunda ilerlemek istiyorum. Fakat bunu yapabilmek için kendimi sizin tarafınızda değerli, yeterli ve güvende hissettirilmeye ihtiyacım var.”

İşte bu kritik dönemde ebeveynlerin çocuğa yaklaşımı, onun ayrışması ve bireyselleşmesi konusunda neredeyse hayati bir önem taşımaktadır. Çocuklarına; sen bizim için değerlisin, bir birey olmak için yeterlisin ve her ne olursa olsun buradayız ve arkandayız dolayısıyla güvendesin mesajını verebilen ebeveynler, onların bu bireyselleşme ihtiyaçlarını tam manasıyla karşılayabilirler ve çocuklarına sağlıklı bir bireyselleşme süreci tahsis ederler. Tam tersi bir şekilde çocuklarına “bireyselleşirsen seni terk ederiz, sevmeyiz, güvende olamazsın, beceremezsin, bizsiz yapamazsın” şeklinde alt mesaj veren ebeveynler ise farkında olmadan çocuklarının bireyselleşmesinin önünü tıkarlar. Bu arada şu konuya da bir açıklık getirmek istiyorum. Bu alt mesajların söze dökülmeye ihtiyacı yoktur, o yaştaki çocukların ebeveynleriyle kurduğu ilişki modeli çoğunlukla sağ beyinden sağ beyine şeklinde adlandırdığımız bilinçdışı bir düzlemdedir dolayısıyla mesajın gitmesi için kimi zaman tek bir bakış bile çocuk üzerinde etkili olabilmektedir. Neden bazı ebeveynlerin çocuklarına bireyselleşme fırsatı sunarken bazılarının bunun önünü tıkadığı mevzusu da ayrıntılarına bu makalede girilmeyecek kadar uzun ve kapsamlı bir olgudur. Ancak konuya ilgi duyan okuyucular için psikolojide bağlanma (attachment) kuramını araştırmalarını veyahut da kaleme aldığım “Uyanış”* adlı kitabımı okumalarını öneriyorum.

Aktarılanlardan anlaşılacağı üzere, çocuğun bireyselleşebilmesi için ön şart kendisini değerli, yeterli ve güvende hissetmesidir. Çocuk, gelişimlerin kritik dönemlerinde bu duyguları hissetmekten mahrum kaldığı takdirde bir birey olmaktan vazgeçerek ilerleyen yaşlarında bu eksik kalmış duygularının tatminine yönelik bilinçdışı çok çeşitli kişilik savunmaları ve yaşam senaryoları kurgulamak zorunda kalır. Bu durumun bir sonucu olarak bu insanlar birer yetişkin olduklarında da olgular hakkında düşünme ve sorgulama becerileri geliştiremezler. Hal böyle olunca, başkalarına koşulsuz biat edebilen, iradelerini herhangi bir lidere ya da öndere endekslemiş bir şekilde yaşam süren, herhangi bir ideolojiye tamamen bağımlı olmuş olarak karşımıza çıkabilmektedir. Birçoğunun dünyadaki var oluş amacı ise ümidini kestikleri bu dünyalarından vazgeçip ulaştıkları takdirde kendilerini daha değerli ve yeterli hissettirileceklerine inandıkları “öbür dünya”larına yatırım yapmak olmaktadır. İşte bu patolojik kişiliklere sahip insanlar, aldıkları emirle masum insanları gözlerini kırpmadan öldürebildikleri gibi bir intihar saldırısıyla kendilerinin ve başkalarının yaşamlarına son vermekte bir sakınca görmemekteler. Dolayısıyla adeta robotlaşmış bir hale getirilmiş olan bu kişilerin davranışlarının kökeninde, yaşamlarında birey olamamak yatmaktadır.

Tabii ki birey olmayı başaramamış her insan karşımıza bu tür tehlikeli boyutta çıkmamaktadır. Kendilerini değerli ve güvende hissedebilmek adına başkalarına bağımlı bir yaşam süren, sürekli olarak başkaları tarafından terk edilme kaygıları hisseden, duygularını ve dürtülerini kontrol etmekte zorlanan, patolojik bir boyutta kendilerini diğer insanlardan üstün gören ve bu şekilde davranan, özgüven sorunları nedeniyle kendilerini ifade etmekte zorlanan, empati kurma ve içgörü gibi meziyetlere sahip olmayan insanların da yaşamda bir birey olamamanın sancılarını yaşadıklarını söyleyebiliriz. Hemen hepsinin kökeninde de aslında kendilerini değerli, yeterli ve güvende hissetmek amaçlanmaktadır.

Birey olamamanın nasıl bir durum arz ettiğinin çerçevesini çizdikten sonra bir birey olmanın nasıl bir olgu olduğuna değinmek istiyorum. Aslında birey olabilmenin alt ya da üst sınırını çizebilmek oldukça güçtür ve bu olgunun her insanın farklı boyutlarda deneyimlediği bir süreç olduğunu belirtmekte fayda var diye düşünüyorum fakat ruhsal olarak olgunlaşmanın, bir birey olmayla birlikte gelişen bir olgu olduğunu söyleyebilirim. Dolayısıyla bağlanma sitili, yetiştirme tarzı, ait olunan kültür, farkındalık düzeyi, hayattaki acı tatlı tecrübeler, yaş, öğrenme gibi unsurlara bağlı olarak bir birey olabilmenin düzeyi her insanda farklılık gösterebilmektedir.

Psikoloji’de -uygun ortam ve koşullar sağlandığı takdirde- her insanın nihai olarak ulaşılabileceği iddia edilen nokta, kişinin bir birey olarak kendini gerçekleştirmesidir. Bu bilgi ışığında bir birey olabilmenin nasıl bir durum arz ettiğini anlayabilmek adına kendini gerçekleştirmeyi başararak, bir birey olabilmenin tam manasıyla hakkını verebilen insanların genel özelliklerine değinmek istiyorum.

Kendini Gerçekleştirmiş Bireylerin Genel Özellikleri

Empati kurma becerileri ve içgörüleri gelişmiştir: Empati, en genel anlamıyla başkalarının duygularını ve düşüncelerini anlayabilmek; belli olaylar karşısında nasıl davranacakları ve ne hissedebileceklerini kestirebilmek olarak tanımlanabilir. Kendini gerçekleştirmiş ve bir birey olmayı başarabilmiş insanların bu meziyetleri oldukça gelişmiş bir durumdadır. Dolayısıyla başkalarıyla kurdukları ilişkilerde karşısındaki kişinin -bir çıkar gözetmeksizin- neye ihtiyacı olduğunu ya da nasıl davranılmasını gerektiğini iyi bilirler.
İçgörü ise en genel anlamıyla kişinin kendisini bilmesidir. Kişinin kendisine dışarıdan bakabilmesi, duygu ve düşünceleri tanıması, potansiyelinin farkında olması, sınırlıklarını bilmesi ve tüm bunlar çerçevesinde bir davranış örüntüsü sergilemesi içgörü sahibi olmakla ilintili bir durumdur.

Dürtülerinin ve duygularının yönetimi üst düzeydedir: Birey olan kişi, birçok dürtüsünü kontrol edebilmeyi ya da olgunlaştırabilmeyi başarmış bir konumdadır. Dolayısıyla sabırlı ve sebatkâr insanlardır. Aynı şekilde, iradeleri de son derece güçlüdür. Tüm bunların bir sonucu olarak, karşılaştıkları olumsuz olay ve durumlar karşısında son derece sağduyulu ve olgun davranabilirler. Bu özellikleri olayları umursamadıkları anlamına gelmez, olumsuz bir olay karşısında hemen her insanını hissedeceği duygu her ne ise o duyguyu hissederler; öfkelenebilirler, üzülebilirler, kaygılanabilirler ancak bu duygularla baş etmesini de becerebilirler. Tüm bunların neticesinde duygusal olarak kendilerini çabuk toparlayabilme gibi bir beceriye sahiptirler bu yüzden de yaşamda karşılaşılabilen kriz durumlarının bir numaralı yöneticileri konumundadırlar.

Çalışkan ve üretken insanlardır: Mevcut potansiyellerini büyük oranda hayata taşıyabilen kendini gerçekleştirmiş bireyler; özgün kişilikleri, yetenekleri ve becerileri doğrultusunda sürekli üreterek hayata kaynaklık ederler. Örneğin müzik ya da resim alanlarında yetenekleri varsa bu alanda orijinal eserler üretirler ya da bir zanaatkâr ise işini en iyi şekilde icra ederek başkalarına faydalı son derece kaliteli ürünler geliştirebilirler. Aynı şekilde herhangi bir organizasyonda ya da kurumda liderlik görevine soyunabilirler ve son derece adil, dürüst ve insancıl davranarak liderlik yaptığı topluluğun refah seviyesini ve yaşam kalitesini arttırabilirler.

Kapsayıcı ve rahatlatıcı bir ruh haline sahiptirler:
Bu bireyler; zekâları, öngörüleri, insani yönleri, erdemli ve faziletli yaşam tarzları ile kendilerini toplumda belli ederler. Sayıca az rastlanabilen bu insanlar, yakın bir akrabamız, bir aile büyüğümüz, bir tanıdığımız ya da bir toplum lideri olarak karşımıza çıkabilirler. Onları görmek, onların yanında olmak bize kendimizi iyi hissettirir. Onlarlayken nedenini tam olarak bilmediğimiz bir huzur duyarız. Onlara ya da başkalarına karşı bariz bir şekilde hatamız olsa dahi, bu durumun onlar tarafından olgunlukla karşılanacağını içten içe biliriz ve savunmalara ihtiyaç duymadan daha rahat davranabiliriz. Charles Bukowski’nin dediği gibi: “Özgür ruhlar enderdir, ama gördün mü bilirsin. En basitinden, yanlarındayken, iyi, çok iyi hissedersin.”

Evrensel ahlak ilkelerini içselleştirmiş insanlardır: Genellikle hayatlarında geliştirdikleri bir dünya görüşleri ve tutarlı bir yaşam felsefeleri vardır. Bu felsefelerini bir din, bir öğreti ya da bir ideoloji ile bütünleştirmiş bir şekilde yaşarlar ve yeri geldiğinde olaylar karşısında tevekkül göstermesini bilen insanlardır. Evrensel ahlak ilkleri doğrultusunda kendilerinin geliştirdikleri etik ve ahlak anlayışlarına sahiptirler. Bundan dolayı insan hakları, toplumsal eşitlik ve adalet gibi soyut olguları içselleştirmeyi başarmış kişilerdir.

İç referanslarıyla hareket ederler: Kendini gerçekleştiren bireyler, hayata ve insanlara dair güvenli bir bağlanma geliştirmeyi başarabilmiş, sevgi ve güven ihtiyaçları büyük oranda tatmin olmuş kişilerdir. Bundan dolayı başkalarından gelen övgülerden ve yergilerden etkilenmeyen bir kişilik yapılarına sahiptirler ve kendi davranışları ile ilgili yegâne referansları yine kendileridir. Dolayısıyla özgür ve yaratıcı insanlardır ve bu özelliklerini sanat, zanaat, bilim, felsefe gibi alanlara aktararak taklitten uzak özgün eserler ortaya koyabilirler.

Özgür insanlardır: Kelimelerin etimolojik kökenleri onların asıl anlamlarını anlamak açısından bizlere son derece önemli ipuçları verirler. Her ne kadar özgürlük kavramı günümüzde istek ve arzuları doğrultusunda hareket etme hürriyeti olarak anlaşılsa da bu kelimenin temel manası insanın “ÖZ”ünü gürleştirmesidir. Burada kast edilen “ÖZ” ise; ruhsal manada her insanda mevcut olan kendilik çekirdeği ya da savunmalara ihtiyaç duymayan gerçek benlik parçası olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda, kendini gerçekleştirmiş bu kişiler; bu “ÖZ”lerini hayatta gürleştirmeyi başarmış, dürtü ve duygularının esiri olmaktan kurtularak başkalarına bağımlı ya da biat eden bir yaşamı reddeden tam manasıyla özgürleşebilmiş bireylerdir. Aynı şekilde başkalarının da kendilerine bağımlı olmalarını ya da biat etmelerini reddederler.

Toplumsal olaylara duyarlı ve diğerkâm insanlardır: Kendini gerçekleştirmiş bireyler, genellikle toplumsal olaylara da son derece duyarlı insanlardır. Başkalarına faydalı olmak amacıyla sık sık gönüllü faaliyetlerde bulunmak, yeni fikirler geliştirmek ya da projeler üretmek konusunda adeta can atarlar. Bu özellikleri ile yaşama ve insanlara faydalı çalışmalarda bulunurlar.

Başkalarını olumlu yönde değiştirme potansiyeline sahiptirler: İnsanları olduğu gibi kabul edebilen bir ruhsal olgunlukta olan bu bireyler, başkalarını eleştirmek, yargılamak ya da başkalarının dedikodusunu yapmak gibi eylemlerden uzaktırlar. Her insanın bazı zaafları ve kusurlarını olduğunu bilirler ve yeri geldiğinde ilişki halinde olduğu kişilerin bu özelliklerini fark etmeleri konusunda onları kırmadan ya da incitmeden adeta onlara karşı ayna işlevi görebilirler. Bu açıdan bakıldığında kendini gerçekleştirmiş bireyler için doğal psikoterapistlerdir diyebiliriz. Onlarla kurulan diyaloglar, kişi üzerinde bir terapi seansı etkisi yaratabilir zira bir terapistte olması gereken; kişinin iç dünyasına odaklanabilmek, nötral (tarafsız) bakış açısı ve koşulsuz kabul gibi beceriler, kendini gerçekleştirebilmiş bireylerde doğal olarak bulunmaktadır.

Varoluşlarını doyasıya hissederler: Kendini gerçekleştirmiş bireyler, hayatı coşkuyla yaşamasını bilirler. Kurdukları ilişkiler sahtelikten öte, içtenlik ve samimilik barındırır. Genellikle insanlara, tüm diğer canlılara ve yaşadıkları hayata karşı sevgi doludurlar. Haset, kıskançlık, çekememezlik gibi olumsuz duyguları kendi içlerinde yok etmeyi başarabilmiş, yaşama ve diğerlerine karşı derin bir şükran duygusu hisseden kişilerdir. Bu yönleriyle, ruhsal olarak geçmişe takılmak ya da gelecekle ilgili endişe duymak yerine “An”ı yaşamayı ve “An” da var olabilmeyi başarabilmiş insanlarıdır.
Kendini gerçekleştirmiş bireylerin sıraladığım bu özellikleri, yaşamda tam manasıyla bir birey olabilmeyi başarabilmiş ancak yaşadığımız çağın bir gereği olarak sayıca oldukça az olduklarının tahmin ettiğim insanların genel tutum ve davranışlarını betimlemektedir. Bu betimlemeler çerçevesinde her birimizin kendi kişilik özelliklerimizi, genel tutum ve davranışlarımızı göz önünde bulundurarak bir birey olmaya ne kadar yakın ya da uzak bir konumda olduğumuzu tahmin edebiliriz. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; aslında her birimizin az ya da çok gelişmiş bir durumda olan bir birey tarafımız mevcut olmakla beraber farklı koşullarda ya da zamanlarda açığa çıkabilen birey olmaktan uzak taraflarımız da bulunabilmektedir. Buna, içimizdeki “çocuk benlik” durumumuz da diyebiliriz. Özellikle stres ya da kriz zamanlarında açığa çıkan “çocuk benlik” durumlarımız, duygularımızı yönetme ve olaylar karşısında daha sağduyulu bir değerlendirme yapma konusunda bize zorluk yaşatabilmektedir.

Sonuç olarak birey olmak -hem bireysel hem de toplumsal bazda- her türlü konu için bir mihenk taşı niteliği taşıyan bir olgudur. Başta çocuk yetiştiren ebeveynler olmak üzere, toplumun her kesiminin nihai olarak “birey olma” ve “kendini gerçekleştirme” ekseninde bir eğitim sistemine tabii olmaları toplumlar için hayati bir önem taşımaktadır. Toplum için bir risk teşkil edecek nitelikte olup bir birey olma konusunda gelişime ve değişime ihtiyaç duyanların rehabilite edilmeleri de bir o kadar önemlidir. Tüm bunları sağlayabilmek için ise ön şart; başta yasama, yürütme ve yargı gibi devlet organları olmak üzere siyaset kurumundaki insanların da “birey olma” eksininde hareket etmeleridir. Aksi takdirde kalıcı bir toplumsal barışın ve refahın oluşması mümkün gözükmemektedir.

* Akçakaya Ü. (2015). Uyanış, İstanbul, Cinius Yayınları.

Ümit AKÇAKAYA
Uzm. Psikolojik Danışman
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Birey Olmak ya da Olmamak" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın Yazıları
► Sağlıklı Olmak ya da Olmamak Uzm.Psk.Sezen ÖZÜTEK EREM
► Baba Olmak mı Olmamak mı? Psk.Cengiz TÜRKMEN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,159 uzman makalesi arasında 'Birey Olmak ya da Olmamak' başlığıyla benzeşen toplam 21 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Psikotik Bozukluk Ocak 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


10:47
Top