2007'den Bugüne 74,300 Tavsiye, 24,575 Uzman ve 16,843 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Freud, Adler, Jung, Rank ve Psikanalitik Teori
MAKALE #18070 © Yazan Uzm.Psk.Hakan TOKGÖZ | Yayın Mart 2017 | 811 Okuyucu
FREUD, ADLER, JUNG, RANK VE PSİKANALİTİK TEORİBozuk Davranışlar; kişinin içsel çatışmalarından kurtulmak için gösterdiği yetersiz çabaların belirtileridir.
TOPOGRAFİK KİŞİLİK KURAMI: Bilinç, Bilinç öncesi, Bilinç dışı.
İÇGÜDÜLER KURAMI: İçgüdüler ruhsal enerjinin tümünü oluşturur. Ruhsal enerji kaybolmaz, yön değiştirir.
YAŞAM İÇGÜDÜSÜ (EROS) : Libido; yeni doğan çocuk tümüyle özseverdir. Fakat büyüdükçe annesini tanır ve özsever libidosunu ona yöneltir. Özsever libido ile objeye yönelik libido arasındaki uyumlu bir denge, bireyin sağlıklı gelişimini sağlar. Libido-Obje=Denge
ÖLÜM İÇGÜDÜSÜ (THANATOS): İnsan, kendine yönelik yıkıcı eylemleri dış dünyadaki objelere çevirir.
YAPISAL KİŞİLİK KURAMI: Ego’nun görevi, id ile süper ego arasında denge kurmaktır. İçgüdüsel dürtüleri fazla karşılanan çocuklarda ego, engellenmelere dayanma yeteneğini geliştirememekte, id’den gelen isteklerle dış dünyanın gerçekleri arasında gerekli ’uyumu’ sağlayamamaktadır. Ego-id-süper ego arasında denge bozulursa, bir sistem diğerinin zararına enerji denetimini ele alabilir. Biri güç kazanırsa diğerlerini zayıf düşürür.
ANKSİYETE: İnsan davranışlarının tümü uyum yapmaya yöneliktir. Anksiyete, çevreden gelen çeşitli tehlikelere karşı bireyi uyarmaya ve gerekli uyumu sağlamaya yönelik bir işleve sahiptir. Fakat ‘Nevrotik Anksiyete’de uyum sağlamaya yönelik işlevini yitirir ve ‘Normal dışı davranışlar’ın kaynağını oluşturur. Ego, anksiyete oluşturabilecek nitelikteki dürtüleri ’baskı’layarak bilinç dışına atar.
Tedavi süreci olarak psikanaliz; baskı altına alınmış içgüdüsel dürtüleri bilinç düzeyine çıkarmak amacındadır. Mantık dışı ve uyumu engelleyici nevrotik anksiyeteyi, mantıklı ve uyum sağlayıcı gerçeklik anksiyetesine dönüştürmeyi amaçlar. Psikanalizin amacı: Bilinç dışı çatışmalar, istekler ve engellenmeleri bilinç düzeyine çıkarmaktır.
ALFRED ADLER
EKSİKLİK DUYGUSU, ÜSTÜNLÜK ÇABASI: Her insanın var oluşunda yoğun eksiklik duyguları vardır. İnsan kusursuz bir varlık olmaya çalışır. Doğadaki tüm varlıklar ‘eksi bir durumdan artı bir duruma’ geçmek için çaba sarf eder. Üstünlük çabası, eksiklik duygusunun doğal bir sonucudur.
YARATICI GÜÇ: İnsan dış dünyadan gelen uyaranlardan edilgin bir biçimde etkilenen ya da dürtülerinin tutsağı olan bir varlık değildir. İnsan, kendi algılarını, eylemlerini, düşüncelerini ’oluşturma ve biçimlendirme’ konusunda doğuştan yeteneklidir. Yarattığı kavramlar, kendisini ve dünyasını anlamlı bir biçimde temsil ederler.
TOPLUMSAL İLGİ: İnsan, dost ve yardım sever bir varlıktır. Benmerkezcilik, çocuğun çevresiyle etkileşiminde ‘öğrenmediği’ kusurlu bir davranıştır. Çocuğun sevgi gösterilerine çevrenin – Anne, baba- karşılık vermesi ile çocukta toplumsal ilgi artar ve zenginleşir. Çocukta çevresiyle bir sevgi bağı gelişir. Toplumsal ilginin eksikliği ya da yokluğu, normal dışı davranışların temelin belirleyicisidir. İtilen, sevilmeye bir çocuk sevecenlik geliştiremez, amaçlarını diğer insanların çıkarlarına karşıt bir şekilde belirler.
Tedavide sevgi duygusunun doğal gelişimini engelleyen faktörler ortadan kaldırılmaya çalışılır.
YÜREKLİLİK: Kişinin amaçlarını, diğer insanların çıkarlarına ve ihtiyaçlarına yönelik bir biçimde gerçekleştirebilmesidir.
SAĞDUYU: Kişinin, kendisinin ve diğer insanların ortak amaçlarına uygun düşen değer yargıları geliştirebilmiş olmasıdır.
Adler, her normal insanda yüreklilik ve sağduyunun geliştiğini savunur. Normal dışı davranışlar gösteren kişi, bu niteliklerden yoksundur. Kendisini ve dünyayı yalnızca kendi bakış açısından görür. Kendi çıkarına yönelik amaçlardan başka bir şey göremez.
Sağlıklı insan: Var oluşunun getirdiği sorunlara güvenli ve gerçekçi bir biçimde yaklaşır. Yenilgiden korkmadığı için karşılaştığı durumlardan ve kendisiyle ilgili gerçeklerden kaçmaz. İçsel çaresizliği ve dış güçler onu yapıcı çabalara yöneltir.
Sağlıksız insan: Çaba göstermek yerine yanıltıcı düşlere sığınır. Güçlükleriyle yüzleşmemek için kendi zihninde kurmuş olduğu yapay üstünlük dünyası ile gerçek dünya arasındaki uzaklık giderek artar. Tedavide bu dünyalar arası açık kapatılmaya çalışılır.
Normal dışı davranış gösteren kişinin eksiklik duyguları daha yoğundur. Bu duyguları ödünleme çabası için, uyumsuzluğu artırıcı davranışlar geliştirir.
Organ eksikliği, aşırı korunma, ilgisizlik normal dışı davranışların (eksiklik duygusunun) koşuludurlar. Normal dışı davranışların tanımlanmasında ölçütler: Abartılmış üstünlük çabaları ve gelişmemiş toplumsal ilgi’dir.
Nevroz, yetersiz öğrenme ve yanlış algılamaların ürünüdür.
CARL GUSTAV JUNG
BİREYLEŞME: İnsan bilincinin diğer insanlarınkinden farklılaşması, bilinç alanını genişletmesidir. Bilinçlenme arttığı oranda bireyleşme de artar ve ego oluşur. Anksiyete yaratan düşünce ve anıların bilince çıkması ego tarafından engellenir. Yüksek düzeyde bireyleşmiş bir insanın egosu, daha fazla sayıda yaşantının bilince geçmesine olanak sağlar.
KİŞİSEL BİLİNÇDIŞI: Egonun geri çevirdiği yaşantılar, burada birikir. Buradaki yaşantılar, ya bilince çıkamayacak kadar zayıf, ya da bilinç düzeyinde varlıklarını sürdüremeyecek kadar güçsüzdürler. Bellek görevi de yapar.
KOMPLEKSLER: Kişiliğin bütünü içinde bağımsız kişiliklerdir. Oldukça özerk bir biçimde işleyen bu komplekslerin kendi güdüleyici güçleri vardır. Bu kompleksler, insan davranışını ve düşüncelerini güçlü bir denetim altında tutarlar. Güçlü bir kompleks, kişinin çevresindekiler tarafından kolayca görülebildiği halde kendisi tarafından fark edilmez. Jung’a göre kompleksler, nevroz oluşumunda önemli bir rol oynarlar. Analitik terapinin bir amacı da, kişinin komplekslerini çözümlemek ve onu komplekslerin egemenliğinden özgürleştirmektir. Kompleksler her zaman insanın uyumunu bozmaz. (Güdüler, esinler…)
KOLLEKTİF BİLİNÇDIŞI: İçeriği hiç yaşanmamış, atalardan gelen kısımdır.
ARKETİPLER:
PERSONA: İnsanın kendisi olmayan bir karakteri yaşaması anlamına gelir. Toplumun onayını sağlamak amacıyla insanın dış dünyaya karşı takındığı kimliktir. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için zorunludur. Personasının egemenliği altına girmiş biri, kendine yabancılaşır ve aşırı gelişmiş personasıyla, kişiliğinin az gelişmiş bölümleri arasındaki çatışmadan dolayı sürekli bir gerilim yaşar. Ego’nun persona ile özdeşleşmesine ‘şişme’ denir. Öğretmen-baba. Tedavinin bir amacı da, personayı söndürmektir.
ANİMA-ANİMUS: Anima, erkek psişesinin kadın yönü, Animus ise kadın psişesinin erkek yönüdür. Uyumlu bir insan, karşı cinse ait davranışlar da sergiler. Aşırı erkeksi görünen erkekler, çoğu kez zayıf ve bağımlı bir yapıya sahiptir. Bir erkek, bir kadına karşı ilgi duyuyorsa, bu kadın o erkeğin animus’una uyan özellikler taşıyordur. Anima ve Animus’un sönmesi normal dışıdır.
GÖLGE: En güçlü, en tehlikeli arketip’tir. İnsanın toplumda var olabilmesi için, gölgesindeki hayvansı eğilimleri evcilleştirmesi gerekir. Bu da ancak, güçlü bir persona geliştirerek olur. Bu evcilleştirme sonucunda insan, kendiliğindenliğini, duygusallığını, yaratıcılığını ve iç görüsünü köreltmek zorunda kalır. ‘Gölgeden yoksun bir yaşam, cılız ve ruhsuzdur’.
Ego ile gölge işbirliği yaptığında, kişi kendini yaşam dolu ve canlı hisseder. Ego, içgüdüsel güçlerin yolunu kapatmak yerine, onları yönlendirir. Bilinç dünyası genişler, zihinsel etkinliklerin yanı sıra bedensel etkinlikler de artar. Hatta bazen yaratıcı insanın gölgesi, taşkın davranışlara yol açabilecek şekilde (deha-çılgınlık) canlılık kazanır. Gölgenin içindeki ‘kötü’ öğeler, bilinçli dünyada her şey yolunda gittiği sürece bilinç dışında etkisiz kalırlar. Kişi bunalım ya da güçlü bir zorlanmayla karşılaştığında gölge, egonun üzerinde egemenlik kurmaya çalışır. Gölge, zayıflayan egonun direncini aşar.
Gölge, aynı cinsten insanlarla olan ilişkilerden sorumludur. Eğer bir erkeğin egosu gölgeyi reddetmiş ve psişenin uyumlu bir parçası durumuna gelmesini engellemişse, o erkek reddedilmiş gölgesini diğer erkeklere yansıtabilir ve erkekler arasın ilişkileri bozuk olur. Aynı durum kadınlar için de geçerlidir.
Bazen insan, derhal karar verip eyleme geçmesini gerektiren durumlarla karşılaşır. Egonun çoğu kez donakaldığı böyle durumlarda gölge yönetimi ele alır. Buna karşılık, bastırılmış ve canlılığını yitirmiş gölge, güç durumlarda egonun yalnız kalmasına ve insanın çaresizliğe düşmesine neden olur. Gölge, canlı ve yaratıcı içgüdüleriyle insana üçüncü bir boyut katar. Gölgenin reddedilmesi, kişiliğin sönük kalmasına neden olur.
BEN: Kollektif bilinç dışının merkez arketipidir. Bilinç dışındaki diğer arketipleri ve onların bilinç düzeyinde ortaya çıkış biçimlerini düzenler ve örgütler. Kişiliğin bütünleşmesini sağlar.
İnsan, kendisini uyum içinde hissediyorsa, ‘ben’ görevini iyi yapıyor demektir. Eğer insan çatışmalar içindeyse ve kendini dağılmış hissediyorsa, ‘ben’ üzerine düşen görevi yerine getirememiş demektir. Bir insan, bilinç dışı dünyasını bilinçlendirebildiği oranda kendisiyle uzlaşır. Bilinç dışı kaynaklarını tanıyabildiği için, kendisiyle çatışmaz, çevresine de hoşgörülü olur. Bunu başaramamış bir insan, hoşlanmadığı bilinç dışı benliği diğer insanlara yansıtır, onları eleştirir ve kınar.
OTTO RANK
Uyum, ortaya çıkan yeni durumlara göre sürekli olarak hareket eden ‘dinamik bir denge’dir. Sağlıklı bir gelişim, yerleşmiş alışkanlıklar ve davranış örüntüleriyle gerçekleştirilemez. Önemli olan, insanın karşısına çıkan her yeni duruma çözüm bulabilecek esnekliği gösterebilmesidir. Bu nedenle Rank, tedavi sürecinde geçmişten çok ‘içinde yaşanılan zamana’ odaklanmıştır. Karşılaşılan her yeni olay, birey için yeni uyum sorunları yaratır. Tedavide bunların üstüne gitmek, geçmiş yaşantılardan daha önemlidir.
DOĞUM SARSINTISI VE AYRILMA ANKSİYETESİ
Döl yatağında geçen rahat bir dönemden sonra, birden çaba ve girişimi gerektiren doğum sonrası koşullara geçiş çocukta dehşet uyandırır. Bu durum birincil anksiyeteyi oluşturur. Birincil anksiyete, sonraki yaşamda en sağlıklı insanlarda bile sürekli olarak vardır. Bu sarsıcı olayı unutma isteği, evrensel niteliktedir. Bu nedenle insanlar, dünyaya gelişlerinin ürkütücü izlerini bilinç dışına iterler. Baskıya alınan birincil anksiyete, sonraki yaşamda döl yatağına dönme isteği ile bu dönüşün yine aynı acıyla sona ereceği korkusunun yarattığı çatışma sonucu çeşitli olaylarda yeniden yaşanır ve davranışlara etkisini sürdürür. İnsan yaşamındaki anksiyetelerin çoğu, ayrılma anksiyetesinin bir tekrarıdır.
Erkekte cinsellik, annenin bedenine tekrar girebilmenin ve döl yatağına dönebilmenin tek yoludur. Bu yüzden, cinsellikten sağlanan zevk ve doyuma, korku duygusu eşlik eder.
Kurulan beraberlikler, ileride bir yenisi kurulmak üzere daima sona erer ve ayrılma anksiyetesi, yaşam döngüsünün her aşamasındaki olaylarda yeniden yaşanır.
YAŞAM KORKUSU – ÖLÜM KORKUSU
Her insan bağımlılık ve bağımsızlık ya da boyun eğme ve kendine yön verme eğilimlerinin yarattığı çatışma ile dünyaya gelir. İnsanın bağımsız bir varlık olma çabası, yaşamın özüdür. Bunun karşıtı, döl yatağındaki çabasız var oluşa geri dönmek, ayrı bir varlık olma yerine çevresiyle bütünleşme (ölüm arzusu) eğilimidir. Ayrılık=yaşam, birleşme= ölüm. İnsanın bağımsız bir varlık olarak yaşayabilmesi için, bir önceki ortak yaşamın sona ermesi gerekir. İnsan, bağımsızlığa doğru attığı her adımı ürkütücü bir tehdit (reddedilme, sevgiyi yitirme) olarak yaşar (Ölüm korkusu). Çevreyle birleşme, bütünleşme isteği de tehdit olarak yaşanır. Çünkü bireysel yaşamın yitirilmesi olarak yorumlanır. İnsan, çevresinin egemenliği altına girerek, bireyselliğini yitirmek ve tümüyle çaresizliğe düşmek istemez(Ölüm korkusu).
Ayrılık, yaşam korkusunun da eşlik ettiği birleşme ile sonlanır. Birleşme, bireyleşmenin yitirilmesine neden olur ve ölüm korkusu yaratır. İnsanın temel çatışması bu kutuplaşmadan doğar. Rank’ın tanımladığı korku, yapıcı bir güçtür.
İnsanın ve psikoterapinin amacı: Ayrılma ve birleşme eğilimlerini yapıcı ve yaratıcı bir biçimde bütünleştirebilmektir (Denge).
Not: Bu yazı PDR Lisans ders notlarından derlenmiştir.
Hakan TOKGÖZ
Klinik Psikolog / KONYA
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Freud, Adler, Jung, Rank ve Psikanalitik Teori" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Hakan TOKGÖZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Hakan TOKGÖZ'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Hakan TOKGÖZ'ün Makaleleri
► Alfred Adler- Bireysel Psikoloji Uzm.Psk.Dnş.Özkan KENARLI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,843 uzman makalesi arasında 'Freud, Adler, Jung, Rank ve Psikanalitik Teori' başlığıyla benzeşen toplam 15 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kişilik Kuramları Haziran 2017
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:17
Top