2007'den Bugüne 83,826 Tavsiye, 26,309 Uzman ve 18,757 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Modernizmin İki Yüzü: Bireyselleşme ve Yalnızlık Duygusu
MAKALE #18648 © Yazan Uzm.Psk.Zahide TEPELİ TEMİZ | Yayın Temmuz 2017 | 3,090 Okuyucu
Modern toplumlarda, bireyselliğin ortaya çıkmasıyla beraber yeni ideolojiler, yeni ahlak sistemleri ve yeni bir toplumsal düzen ortaya çıkmıştır. Gelenekten kopuşun cisimleşmiş hali olan ‘bireycilik’ modern bireyin zihin dünyasını şekillendirirken pek çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu yazıda bireyselleşme olgusu ve bunun sonucunda oluşan yalnızlık duygusu yaşlılar örneğinde karşılaştırılacaktır. Bu karşılaştırma iki makale üzerinden yapılacaktır. Makalelerden ilki, bireyselleşmenin sosyolojik zeminini elen alan “Modernite ve Gelenek İkileminde Kimlik Tasavvurları” başlıklı makaledir. Diğer makale ise yalnızlık duygusunu, modernleşen ve bu doğrultuda değişen ve dönüşen aile yapısı içerisindeki yaşlıların konumu üzerinden ele alan “Yaşlılık, Yoksulluk ve Yalnızlık” başlıklı makaledir.

Modernizmin bu kadar büyük halk kitlelerinin zihinlerinde yer etmesinin ve kabullenilmesinin nedeni, modernliğin insanlık tarihinin en üstün ve en mükemmel yaşam şekli olduğu varsayımıdır. Moderniliğin üstün bir yaşam şekli olduğu ideolojisi bireyciliğin de zeminini hazırlamıştır. Modernite, modernleşme sürecinin getirdiği bir yaşam şeklidir. Toplumsal süreçler incelendiğinde, menşeini Batı’da bulacağımız modernleşme, batılı olmayan toplumlarda geleneksel kurumları yıkarak kendi yaşam formunu, kendi evren tasavvurunu inşa eder. Bu bağlamda, modernleşme Batı dışı toplumlarda mevcut olanı yıkarak kendini var edebilmektedir. Çünkü modernizm bütün kültürel ve dini değerleri koparıp atar. Modernizmi ortaya çıkaran felsefi zemine bakıldığında rasyonalizm dikkat çekecektir. Rasyonelleşmeyle birlikte akıl araçsallaştırılırken, hesapçı, çıkarcı, yararcı ve işlevselci bireyler de beraberinde türemiştir. Araçsallaşan akıl, hedeflerini, ideallerini ‘yarar’ üzerinden kurarken, geleneksel tasavvur ‘değer’ üzerinden inşa eder. Araçsallaşan akıl nedeniyle modern insan daha fazla cisimleşmiş, bireysel çıkarlarının peşinde koşmuş ve hamasi duygularla dolmuştur. Bauman’ın sözleriyle ifade edecek olursak, modern toplumlarda, geleneksel toplumların temel karakteristiği olan özveri, değer, dayanışma gibi düşünceler meşruiyet zeminini kaybediyor. İnsanları bir arada tutan dinamikler, pragmatizm batağında hazlarının peşinde giden ‘birey’lerin ellerinde yok olmaktadır. Modern bireyin kişilik yapısı evrimci ve ilerlemecidir. Bunun sonucunda ise kuralsızlığın hakim olduğu ve herkesin kendi zevklerinin ve ideallerinin peşine düştüğü savruk ve parçalanmış toplumsal yapılar ortaya çıkmaktadır (Tutar, 2009).

Yalnızlık olgusu incelendiğinde, yalnızlığın farklı toplumlarda birçok yaşlının yaşadığı problemlerin başında geldiği görülmektedir. Yaşlılık ve artan yaşlı nüfus sorunu, tüm dünya ülkelerinde önemi gün geçtikçe artan bir olgudur. Yaşlı nüfusun artması, beraberinde pek çok sorunu da getirmiştir. Yalnızlık, yoksulluk ve hastalıklar bu sorunların başında gelmektedir. Araştırmalara göre; yaşlı bireylerin günümüzde en önemli sorunları arasında parasal güvence yokluğu, bakım ihtiyacı ve yalnızlık yer almaktadır. Geleneksel geniş aileden çekirdek aileye geçişle beraber aileler küçülmüş ve genç nesil anne babalarından uzaklaşarak kendi çekirdek ailelerini kurmaya başlamıştır. Böylelikle yaşlılık, önemli ekonomik ve psiko-sosyal sorunların yaşandığı bir dönem haline gelmiştir. “Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 1992 yılında yapılan ‘Türk Aile Yapısı Araştırması’ sonuçlarına göre; Türkiye’de yaşlıların %63’ü kendi evlerinde, %36’sı çocuklarıyla, %1’i ise kurumlarda yaşamaktadır. Yaşlı nüfus içinde kentlerde yalnız yaşayanların oranı %70 tir. Yalnızlık, yaşlılık döneminde karşılaşılan sorunların başında gelmektedir” (Danış, 2005).

Araçsallaşan akıl nedeniyle modern birey daha fazla cisimleşmiş ve daha fazla bireysel çıkarlarının peşinde koşmuştur (Tutar, 2009). Bu doğrultuda, toplumsal yapı da değişime uğramış ve yaşlıya bakmak külfet olarak görülmeye başlanmış. Yaşlıların bakımı bir şekilde devletin sorumluluk alanına dahil edilmiş çünkü toplumsal değişimle beraber geleneksel değerler sistemi bozulmuş ve buna bağlı olarak da yaşlıların toplumsal yapı içerisinde korunması ve bakılmasına ilişkin değerler kaybolmaya yüz tutmuş. Yoksula, düşküne, yaşlıya yardımı önemseyen geleneksel değerler, yerlerini yeni kurumlara havale etmiştir (Danış, 2005). Modernizmin getirdiği ilerlemeci düşünce, modern bireyin zihniyetini, her şeyi nicelik görüşü açısından ele alan bir zihne indirgemiştir (Tutar, 2009). Her eylemini yarar ve fayda üzerinden değerlendiren modern birey, özveri, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerleri göz ardı eder. Değişen toplumsal yapı, kuşaklararası yardımlaşma ve dayanışmanın kaybolmaya yüz tutmasına neden olmuştur. Bu dayanışma ve yardımlaşma değerlerinin yok olması huzurevlerinin sayısının da artmasına sebep olmuştur. Bununla beraber, günümüzde artan bir olgu olarak ortaya çıkan huzurevi yaşamı, yaşlı bireyler üzerinde olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Huzurevlerinde yaşayan yaşlılar kendilerini yalnız ve terk edilmiş olarak hissederler. Değişen sosyo-kültürel yapımız doğrultusunda, yaşlının aile içindeki yeri, önemi, gücü ve otoritesi büyük ölçüde azalmıştır (Danış, 2005).

TARTIŞMA

Modern yaşam getirdiği tüm yeniliklere ve sağladığı tüm kolaylıklara rağmen çok temel değerleri de beraberinde götürmüştür. Bizler adeta, daha iyi yaşamak uğruna daha mutlu olma idealini feda etmiş durumdayız. Merkeze koyduğumuz “kendimiz” ötekini, kendi hırsları, tutkuları, istekleri uğruna görmezden gelebilmektedir. Modern insanın bireyciliği “biz” duygusunu hızla eritmektedir. Toplumsal yaşam ve kolektif kimlik, bireysel kimlikten daha baskın olduğunda “biz” kimliği “ben” kimliğinden daha önemliydi. Modernleşmenin getirdiği yeni özgürlük alanı bireyi daha fazla rasyonelleştirirken yalnızlık deneyimlerini de pekiştirmektedir. Yalnız kalan birey tüm sorunlarıyla kendi başına yüzleşmek zorundadır. Fakat insanoğlu özünde diğerine/ötekine ihtiyaç duyan sosyal bir varlıktır. Ne kadar özgürleşirse özgürleşsin ötekinden kaçması mümkün değil ve aslında ötekine tutsak olması kaçınılmazdır. Kendi toplumsal değerlerimize baktığımızda, insanın ancak ötekiyle anlamlı ve değerli olduğunu görebiliriz. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in “komşusu açken tok yatan bizden değildir” ifadesi bunun en güzel örneğidir. Birbirine yardım eden, zor durumda dayanışma içinde olan ve en önemlisi aile bağları kuvvetli olan toplumsal değerlerimiz, modernleşme ile yüzleşmesinde kaybolma tehlikesi geçirmektedir. Bugün Türkiye’de huzurevi sayısının artması ve yaşlılarımızın her geçen gün daha da yalnızlaşması, modernleşme sürecinin getirdiği sarsıcı değişimlerdir. Yaşlılar topluma, özellikle de çekirdek ailelere bir yük teşkil etmeye başlamıştır. Bunun pek çok nedeni vardır. Kentleşmenin artması, ailelerin küçülmesi ve kadınların çalışma hayatına girmesi, yaşlıların aile içindeki bakımını güçleştirmekte ve yaşlıları huzurevlerine itmektedir. Ve burum yaşlılıkta yalnızlık sorununun giderek derinleşmesine yol açmaktadır.

Bireyciliğin ilerlemek için vazgeçilmez olduğunu vurgulayan modernizm, yarattığı yalnızlık duygusunun nerelere varacağından habersizdir. “İnsanlar hep topluluklar halinde yaşamışlardır. Bu nedenle, insanının sosyal bir varlık olduğu gerçeği, hücrelerine kadar işlemiştir. Yalnızlık ise bunun olumsuzlamasını içerdiğinden insanın kendisini işe yaramaz, yalıtılmış ve amaçsız hissetmesine yol açar. “Yalnız biri için yaşam çekilmez ve bayağıdır” (Yaşar, 2007). İnsanın daha başarılı, gelecek vaat ettiği varsayımı gazete manşetleriyle her gün olumsuzlanmaktadır. “Newsweek, The Guardian” gibi dergilerin sık sık manşete taşıdığı yalnızlık haberlerinde, İngiltere ve Almanya gibi birçok gelişmiş Avrupa ülkesinde her üç kişiden birinin yalnızlık problemi çektiği ve yalnızlık nedeniyle veya yalnızlık içinde ölen insanların sayısının haftalık 60 kişi civarında olduğu belirtilmektedir” (Yaşar, 2007).

Aslında modern yaşam bizden “anlamı” alıp götürmektedir. Modern Zamanlar filminde olduğu gibi, bizler sistemin mükemmel işlemesi için cansız bir madde gibi çalışmaktayız. Garip olan ise, bu mekanik yapı içinde özgür olduğumuzu sanmamız. Sıkışıp kalmış olduğumuz sistem bizi yönlendirmekte, adeta onun kölesi gibi davranmaktayız. Tüm bu söylemlerin içinde kaybolan insan, değerlerinden hızla uzaklaşmakta ve kendi toplumuna, kendi ailesine yabancılaşmaktadır.

Çözümü ise geleneğimizde, kültürümüzde ve aile yapımızda aramalıyız. Geleneksel toplumlar, geçmişte meydana gelen uzun tecrübelerin ürünü olan sosyal değerlerin, kolektif şuurun ve vicdana dayalı gelenekler üzerine kuruludur (Tutar, 2009). Kendi kültürümüzün farkını, önemini özellikle ölümle/yasla yüzleştiğimizde görmemiz mümkündür. Yakınımızı kaybettiğimizde, adeta tüm sevdiklerimiz imdadımıza koşar ve bu kabullenilmesi zor durumda tüm desteklerini sunarlar. Örneğin Şanlıurfa’daki sıra geceleri bizimim kültürümüzde ayrı bir öneme sahiptir. Toplumsal dayanışma işlevini gören bu gecelerde yardımlaşma, dayanışma, ötekiyle bir arada olma, modernitenin tüm rasyonalitesine karşıt olarak ortaya çıkmaktadır. Kendi aile dinamiklerimize baktığımızda, bireylerden ziyade o yapının önemli olduğunu fark edebiliriz. Bireylerin kişisel zevk ve hazlarından ziyade aileyi bir arada tutmak daha önemlidir.

Kaynakça
Danış, M. Z. (2005). Yaşlılık, Yoksulluk ve Yalnızlık. ANKARA: H.U GEBAM.
Tutar, D. D. (2009). Modernite ve Gelenek İkileminde Kimlik Tasavvurları. Sakarya İktisat Dergisi, 74-94.
Yaşar, M. R. (2007). Yalnızlık. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 237-260.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Modernizmin İki Yüzü: Bireyselleşme ve Yalnızlık Duygusu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Zahide TEPELİ TEMİZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Zahide TEPELİ TEMİZ'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Zahide TEPELİ TEMİZ'in Makaleleri
► Psikiyatrinin Gerçek Yüzü Psk.İzzet GÜLLÜ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,757 uzman makalesi arasında 'Modernizmin İki Yüzü: Bireyselleşme ve Yalnızlık Duygusu' başlığıyla benzeşen toplam 17 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
--
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:05
Top