2007'den Bugüne 81,431 Tavsiye, 25,868 Uzman ve 18,108 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Duygulanın
MAKALE #20828 © Yazan Psk.Serhat ÖNCÜLER | Yayın YENİ Ekim 2019
DUYGULANIN!

Duygularımız günlük hayatımızın önemli bir parçasıdır. Gün içerisinde bir çok farklı duygu deneyimleriz. Biriyle konuşurken dikkat edin sıkça duygularından bahsettiğini de görürsünüz örneğin; “Bu olan bana iyi hissettirdi” veya “O gün çok eğlendik ama sonra olanları duyunca sinirim bozuldu” gibi… Hatta “duygulanım” üstünden kişileri tanımladığımız bile olabilir; “Müdürüm ne kadar duygusuz birisi” veya “Sen çok öfkeli birisin” gibi. Peki o halde gündelik hayatımızın bu derece içinde olan duygularımızı ne kadar tanıyoruz? Cevapları şimdiden duyar gibiyim, o halde duygunun ne olduğunu, hayatımızda bir işlevinin olup olmadığını anlamaya yönelik kısa bir yolculuğa davetlisiniz.

Duygu nedir?



Bu soru hemen aklınıza bazı duygu isimleri getirmiş olabilir mesela mutluluk, hüzün, endişe gibi. Peki, şimdi bunlar nedir sorusuna cevap arayalım. Duygunun ne demek olduğuna yönelik bir çok fikir var. Psikologlar, felsefeciler, araştırmacılar bir çok bilim dalı kendi açısından “duyguyu” tanımlamaktadır. Psikoloji bilimi açısından duygu; bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimidir diyebiliriz.

Psikoloji Profesorü Klaus Scherer’in duygu bileşenlerinin işlenmesi modeli’ne göre , duygunun beş önemli öğesinin olduğunu söyleyebiliriz. Bu modele göre, duygu deneyimlemek için bahsedeceğimiz tüm öğelerin kısa bir süre zarfında koordine olması gereklidir. (1)

Bilişsel Değerlendirme; Olayların ve durumun muhakemesini, ne anlama geldiği bilgisini sağlar. (Bana doğru koşan kızgın bir köpek var ve saldıracak vb…)


Fiziksel Semptomlar; Duygu deneyiminin fiziksel bileşenidir. ( çarpıntı, terleme vs)
Eylem eğilimi; Motor tepkinin hazırlanması ve yönetimi için motivasyonel bileşendir. (bu örnekte, köpeği görnce kasların kasılmaya başlaması ve kaçma eğilimine geçmek)
İfade; Duygulanımımıza hemen her zaman yüzümüzün aldığı ifadeler (mimikler vb.) ve sözel ifadelerimiz eşlik eder ki bu, duygu durumumuzla, tepki ve eylemlerimizin niyetinin anlaşılmasını kolaylaştırır. (korku dolu bir ifade ve uzaklaşma çabası)
Hisler; Duygu durumunun hissedilen subjektif öğeleridir ( göğsümde bir baskı, başımda bir boşluk vs. )


Yine yapılan araştırmalar bize duyguların ve ifadesinin kültürden etkilenmeyen evrensel bir fenomen olduğunu göstermiştir. Psikolog Paul Ekman, Papua Yeni Gine’nin medeniyet ulaşmamış ücra bir köşesinde yaşayan bir kabileyle yaptığı çalışmada, kendilerine farklı yüz ifadelerinin gösterildiği resimlere bakan yerlilerin, resimdeki kişinin duygusunu doğru bir şekilde isimlendirebildiklerini göstermiştir. İlk aşamada gözlemlenen en temel evrensel yüz ifadeleri (mimikler); kızgınlık (sinirlenme), iğrenme (tiksinme), korku, mutluluk, üzüntü ve şaşırma duygusuyla ilişkili olanlardır. (2)

Duygunun ne olduğunu, bileşenlerini ve tüm insanlarda benzer şekilde oluştuğunu yani evrenselliğini artık biliyoruz. İlk insandan bu yana duygularımızın da bizlerle olduğunu söylemek herhalde doğru olacaktır. O halde atalarımızla aynı şekilde hissediyoruz. Yaşantılarımız değişse de tüm insanlık benzer duyguları deneyimliyor.

Haydi gelin yolculuğumuzu biraz daha derinleştirelim ve onlarla tanışalım. Duyguları sınıflandırma ile ilgili en önemli isimlerden biri Robert Plutchik, duyguları belirli bir sıralamaya göre dizerek bir duygu çemberi oluşturmuştur. (3) Duyguların sekiz temel kategoride ele alındığı duygu çemberinde;

içerdikleri on özelliğinden bu yazı da bizi ilgilendirenler;

Duygular yoğunluk ve şiddet açısından kendi içinde derecelendirilir; endişe-korku-dehşet gibi.

Birbiriyle komşu olan duygular birbirine, diğerlerine göre daha çok benzemektedir.

Karşılıklı yer alan duygular birbirinin tersi bir duruma işaret eder; neşe-üzüntü, beklenti-şaşırma.

Farklı duygular birleşerek daha farklı ve geniş çapta duygular elde edilir; neşe+güven=sevgi.

Duygular, çevrenin kişiye yaşatabileceği durumlara karşılık, kişinin başa çıkabilmesini kolaylaştıracak, adapte olabilmesini sağlayacak anahtar rol oynarlar.

Yazının bundan sonrasında farklı bir soruya cevap arıyor olacağız. Peki bu duygular neden var? Neden gözümüz olduğunu hiç sorgulamayız. Eğer o olmasaydı şu anda bu yazıyı bile okumak zorlaşırdı. Bir an için gözlerinizi sıkı sıkı kapatıp, mutfaktan bir bardak su almaya gitseniz mesela. Günlük hayattaki basit işler bile birden çok zor hale geliyor değil mi? Bunu elektrik kesintilerinde bir çok defa yaşıyoruz. Bu örneği tüm vücudumuz ve her bir parçası için çoğaltabiliriz. Peki her insanda olan bu duygular neden var? Bir işlevi var mı yoksa bir yük mü?

DUYGULARA KULAK VERMEK

Kaygılanmana ne gerek var!

Olumlu diye tabir ettiğimiz duyguların (neşe, mutluluk, yeterlilik, huzur, güven vb.) belirli yoğunlukta ve sıklıkta yaşanması kişiyi sağlık açısından güçlendirirken kişinin yaşamdan aldığı doyumu arttırır. Bir çok kişi olumsuz diye nitelendirilen duyguları ( hüzün, endişe, öfke vb.) yaşamayı istemez. Bu ve bunun gibi duyguların sıklığında ve şiddetinde artışların ruhsal sağlığımıza olumsuz etkilerinin de olacağını bilmekle birlikte, bu duyguların bir işlevi (bulunma amacı) olduğunu da göz ardı etmememiz gerekir.

Bilişsel terapinin kurucusu Aaron T. Beck duyguları anlamanın önemine dikkat çekmiştir. Duygularımızı günlük hayatımızın her anında bizlerle konuşan yardımcılara benzetebiliriz. Karşılaştığımız olaylarla başa çıkabilmemiz için bize rehber olma görevleri vardır. Diyelim kaygı diye bir duygumuz olmasın. Tamamen yok olduğunu düşünelim. Ve örneğin birkaç gün sonra gireceğimiz önemli bir sınavımız olsun. Bu sınav okulu bitirip bitiremememizi belirliyor. Henüz çalışmış değiliz. Eğer sınavdan kalmak “kaygımız” olmasaydı oturup çalışmak “motivasyonunu” kendimizde bulamazdık. Bu örnekteki kaygımız kulağımıza oturup çalışmamız gerektiğini fısıldayacaktır. Çalışmadan geçen her gün yaklaşan sınavda başarısız olma ihtimalinin arttığını daha yüksek sesle bize hatırlatan bir alarm misali, sürekli bizim dikkatimizi buraya çekecektir.

Kaygı duygusu bizi hayattaki zorluklara karşı “önlem” alma yönünde güdüler. Bir şeylerin kötü gideceği ihtimaliyle yüzleşiriz endişelendiğimizde. Ve bu sonucu önlemek için bir “önlem” alma ihtiyacı hissederiz. Uzun yola çıkmadan önce, yolda kalma endişesiyle arabanın bakımını yaptırmak, soğuk havada bir yürüyüşe çıkmadan önce sıcak tutacak kıyafetler giymek, yatmadan önce kapıyı uygunca kilitlemek gibi örnekler çoğaltılabilir. Var olan duygumuzu bastırmaya çalışmak ise yaşanan duygunun şiddetini artıracaktır. Kaygınız bir plaj topu olsun. Onu suya bastırdığınızı hayal edin. Belli bir kuvvet uygularsanız, topu direnç gösterse de suya batırabilirsiniz. Ancak topu o seviyede tutmak için sürekli aynı kuvveti uygulamak zorunda kalırsınız. En ufak bir dikkatsizlikte top yukarı çıkacaktır. Peki yavaşça mı çıkar? Hayır! Son derece hızlı ve şiddetli bir şekilde yüzeye fırlayacaktır. Kaygınızın görevi sizi uyarmak olduğu için siz onu bastırmaya çalıştıkça o daha yüksek sesle size kendini duyurmaya çalışacaktır. (kaygıyla ilgili daha çok bilgi)

Ne bu sinir?

Öfkemiz eğer kulak verirseniz bize bir şeylerin yanlış gittiğini anlatır. Ya hakkımız yeniyordur ya da ulaşmak istediğimiz bir şeye engel koyulmuştur. Eğer öfkemizi ve işaret ettiği durumu iyi analiz eder ve buna tepkimizi uygun ayarlayabilirsek, öfke kendimizi savunmak için gereken enerjiyi bize sağlayacaktır. Haksız beklentiler/istekler karşısında “hayır” diyebilmek, sıranın önüne geçmeye çalışan uyanığı sıraya girmesi yönünde uyarmak, öfkenizi işlevsel kullanmanızla daha kolay olacaktır. Öfke duygusu kendinizi savunmak için size enerji verir ancak bu şiddet uygulamak anlamına da gelmez.

Bunda üzülecek ne var?

Mutsuzluk her ne kadar ağır gelebilse de, yaşanan olayla/durumla “kendimiz” arasında nasıl bir bağ kurduğumuzu anlamamıza yardımcı olur. Onu dinleyip anladıkça ne yapmamız gerektiğini de çıkarmaya başlarız. Sınav örneği vermiştik yine oradan devam edelim. Son sınavdan altmış puan almış bir öğrenci bu notla okulunu bitirebiliyor olsun. Ancak yine de bu notu bir “başarısızlık” olarak gören bir öğrenci kendini mutsuz hissedecektir. Buradaki mutsuzluğunu bastırmadan, felakete çevirmeden dinledikçe, mutsuzluğun sebebinin aldığı not değil kendisinden “beklentisi” olduğunu kavrayabilir. Bunu anladığında belki de bu beklentisini irdeleme fırsatını yakalayabilir.

Olumsuz duygularımızı yaşamak istemememizin bir çok sebebi olabilir. Hiç bitmeyeceklerinden korkmak, işleri daha kötü yapacaklarına inanmak, hüzünlenmeyi güçsüzlük olarak görmek gibi bir inanç buna sebep olabilir. Oysa bastırmak onları yok etmez, sadece içten içe devam etmelerine ve bizi yormalarına sebep olacaktır. Onları göz ardı etmeden, bastırmaya çalışmadan önce bize ne anlatmaya çalıştıklarını dinleyebilmek için onları kabul etmek gerekir. Duyguların doğal olduğunu kabul etmek buradaki ilk adımdır. Sonrasında duyguları dinleyebilmek, onları olduğu gibi yok etmeye çalışmadan kabullenebilmek ve yaşantılayabilmek gerçekleşebilir. Bir çok düşünüre göre önemli olan olumsuz duyguların hayatımızda olmaması değil, hayatımız içindeki sıklığı ve olumlularla dengesidir. Duyguları fark ettikçe ve onların bize ne anlattığını dinlemeye sabır gösterdikçe, geliştiğinizi güçlendiğinizi görebilirsiniz. Psikolojik sağlık, olumsuz hiçbir şey hissetmiyor olmak demek değildir. O duyguları ne şekilde kullandığımız ve yerinde tepkiler vermemiz, ruh sağlığımızı koruma yolundaki temel noktadır. Varolmak, hissetmekle mümkün olur ve anlam kazanır.

Duygularınızla güçlü ilişkiler kurabildiğiniz bir hayat yaşamınız dileğiyle…

Kaynakça

Scherer, K. R. (2005). “What are emotions? And how can they be measured?”. Social Science Information44: 693–727.
Ekman, P.; Friesen, W.V. (1971). “Constants across cultures in the face and emotion.”. Journal of Personality and Social Psychology 17: 124–129.
Plutchik, Robert (1980), Emotion: Theory, research, and experience: Vol. 1. Theories of emotion 1, New York: Academic
Clark, David ‘ e teşekkürler
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Duygulanın" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Serhat ÖNCÜLER'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Serhat ÖNCÜLER'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Serhat ÖNCÜLER'in Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,108 uzman makalesi arasında 'Duygulanın' başlığıyla eşleşen başka makale bulunamadı.
► YENİPsikolojik Yüklerimiz Eylül 2019
► Okb Nasıl Tedavi Edilir? Eylül 2019
► İyi ve Kötü Ağustos 2019
► Sosyal Kaygı ile Mücadele Ağustos 2019
► Takıntı - Nedir Bu Okb? Ağustos 2019
► Bilişsel Terapi Ağustos 2019
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


14:48
Top