2007'den Bugüne 78,941 Tavsiye, 25,406 Uzman ve 17,701 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozuklukları
MAKALE #3491 © Yazan Uzm.Psk.Çağla Tuğba SELVEROĞLU | Yayın Ağustos 2009 | 8,024 Okuyucu
Yeme bozuklukları DSM-III-R ’de “Bebeklik, çocukluk ve ergenlikte başlayan bozukluklar” başlığı altında yer almış olup, aynı zamanda pika ve ruminasyon gibi bozuklukları da içermekteydi. DSM-III-R‘a göre yeme bozuklukları:

- Anoreksiya Nevroza
- Bulimia Nervoza
- Pika
- Bebekliğin Ruminasyon Bozukluğu
- Başka Türlü Adlandırılamayan Yeme Bozukluğu

DSM-IV de ise bu bölümde değişiklik yapılmış, pika ve ruminasyon “ bebek ya da küçük çocukların beslenme ve yeme bozuklukları “ başlığı altında yer almıştır. Buna karşın AN ve BN “yeme bozuklukları“ başlığı altında ve ayrı bir bölümde sınıflandırılmışlardır.

DSM-IV TR’da yeme bozuklukları başlığı altında anorexia nevroza, bulimia nevroza ve başka türlü adlandırılamayan yeme bozukluğu (burada binge eating disorder - tıkanırcasına yeme bozukluğu) yer alır. Bozukluk tanısı koyarken, bireye özgü yeme stilinden ayırt etmede güçlükler olur. İnsanların yeme stilleri genetik ve çevresel faktörlerden etkilenir. Yeme stilinin problem oluşunun karar verilmesi için klinik yargıya ihtiyaç vardır.

ÇOCUKLARDA YEME BOZUKLUKLARI

Çocuklarda görülen beslenme ve yeme bozuklukları DSM-4 Tanı dizgesine göre 3’e ayrılır. Bunlar:
  • Pika
  • Ruminasyon bozukluğu
  • Beslenme bozukluğu
Ruminasyon Bozukluğu

Besin yutulduktan ve kısmen sindirildikten sonra, tiksinme ya da bulantı gibi bir neden olmaksızın yemeği tekrar ağzına getirmesi ve yeniden çiğnemesi olarak tarif edilmiştir. En az 1 ay süreyle böyle davranma durumunda şüphelenilmelidir. Çocukta hareketsizlik yanında rahatlama, haz alma gözlenir. Bu bozukluk sindirim sisteminden kaynaklanan hastalıklardan ayırt edilmelidir. Kötü beslenme, gelişme geriliği, susuz kalma, mide bozuklukları zaman içinde gelişebilir. Genelde 3. aydan sonra başlar ve ergenlikte azalır. Daha çok 3-12 aylar arasında, zeka geriliği olan çocuklarda ortaya çıkar. Erkek çocuklarda kızlardan 5 kat fazladır.

Nedenleri hakkında birçok görüş vardır. Evliliğinde sorun yaşayan ve bebeğine gerekli sevgiyi bakımı ve güveni göstermeyen annelerin çocukluklarında sıklıkla görülür. Psikososyal çevredeki yetersizliklerin de ruminasyona yol açtığı görüşlerden biridir. Bilinçli veya bilinçsiz çocuğu yetiştirmeye hazır olmama, ayrılık, anne ve babanın psikiyatrik, duygusal rahatsızlığı olması risk faktörüdür. Anne bebek ilişkinin bozulmasıyla paraleldir. Öğrenme teorisi ruminasyonun ortaya çıkışını ve sürekli hal alışını işlemsel şartlanma ile açıklar. Ruminasyon ile çocuğun içsel uyarımdan haz alması ve annenin dikkatini çekmesi olumlu pekiştirici, anksiyeteyi ortadan kaldırması olumsuz pekiştirici olarak işlev görür. Bazı tiplerinde ise zekâ geriliği olabilir. Sorun ciddi sürerse gelişme geriliği halsizlik hatta çocuğun kaybı söz konusu olur. Mide çıkışındaki doğuştan aşırı darlık, beyin zedelenmeleri, doğuştan kas hastalıkları, ilaca bağlı bulantı gibi durumlar muayene sırasında ayırt edilir.

Tedavide ebeveyn-bebek ilişki dinamikleri, bebeğin bu belirtiyi nasıl kullandığı değerlendirilerek uygun yaklaşım sağlanmalıdır. Terapi çocuğun psiko-sosyal çevresinin düzenlenmesi, bakım verenin şefkatli ilgisi, annenin tek ya da baba ile birlikte psikoterapiye alınmasını içerir. Tedavide anne çocuk etkileşiminin düzeltilmesi, davranışçı yöntemler, duyarsızlaştırma terapisi yanında sedatif ve antispozmatik ilaçlar da kullanılır.

Pika Besin özelliği olmayan ve yenilebilir olmayan maddeleri ısrarlı olarak yeme davranışı gösterme sorunudur. Tanı koyulabilmesi için 1 aydan fazla bu şekilde davranma ve çocukta zekâ geriliği, otizm, çocukluk şizofrenisi gibi bazı hastalıklar olmaması gerekir. Pikanın çeşitli türleri vardır en yaygın olanı kum, kil, toprak, plastik, bez, kireç, kâğıt, saç, kibrit ucu, ip yemektir. 12–24 aylıkta başlar, okul öncesi sonlanır.

Kansızlık, demir, çinko, kalsiyum eksikliği ile ilişkilendirilse de tam bir bağlantı bulunamamıştır. Bu bozukluğun ortaya çıkma nedenleri çok boyutludur. Çocuklar gelişim dönemlerine özgü olarak dünyayı tanımak için o dönemlerde her şeyi ağızlarına götürürler. Bu yüzden bu durumun pikayla ayrıştırılması gerekir. Pika görülen çocuklarda oral aktivite fazlalaşır ve bununla birlikte tırnak yeme, parmak emme görülür. Bu çocuklarda bağımlılık gereksinimleri ve agresif duyguları fazladır. Pika’nın görülme sıklığı %10 dur.

Ağır duygusal yoksunluk yaşayan ya da terkedilmiş çocuklarda daha sık görülüyor. Sıkıntı, anksiyete ve depresyonun pikayı alevlendirdiği bulunmuş. Mental retarde bireylerde pika çocukluk çağında başlar ve orta yaştan sonra azalabilir. Bu grupta pika mental retardasyonun ağırlığı ile ilişkilidir. Anoreksia nervoza ve bulimia nervoza görülen kişilerin çocukluklarında sıkça pika görülür.

Pika tedavi edilmezse kurşun zehirlenmesi, barsak tıkanması, sindirim sisteminde delinme, enfeksiyonlara neden olabilir. Nadiren acil cerrahi girişim; daha çokta aile tedavisi, davranışçı yöntemler kullanılır.

Beslenme Bozukluğu

Beslenme bozukluğu en az 1 ay süreyle başka bir rahatsızlığa bağlı olmadan belirgin kilo kaybı veya kilo alımının uzun süreli durması ve boy uzamasının da etkilendiği, sürekli olarak yemek yemiyor olma ile kendini gösteren bozukluktur. 6 yaşından önce oluşur. Zamanında anne sütünden katı yiyeceklere geçmemek, ebeveynlerin beslenme hakkında yanlış, ısrarcı ve müdahaleci tutumu nedenleri arasındadır. Çocuklukta görülen depresyon ve aşırı kaygı durumu da beslenme bozukluğunu tetikleyebilir. Çocukta huzursuzluk, ilgisizlik, içe kapanma, ısrarcı tutturan mızıl mızıl olma davranışları görülebilir.
Tablo uzun sürerse gelişme geriliği, zihinsel olgunlukta gecikme gelişebilir. Mutlaka sebebi araştırılmalıdır. Tedaviden önce değerlendirme yapılırken çocuğun aile ile ilişkisine, uyku düzenine ve oyun etkileşimine dikkat edilmelidir.

Bunlardan başka; DSM-4’te yer almayıp psikolojik nedenlerden veya yanlış ana-baba tutumlarının sonucunda oluşan rahatsızlıklarda vardır.

Post-Travmatik Yeme Bozukluğu

Ağzı hedef alan bir travmanın ardından veya tıbbi girişim sonrasında ortaya çıkar. Büyük çocuklarda yeme bozukluğuna, yemekle ilgili yoğun kaygı, boğulma ve tıkanma korkusu, boğulma ve ölüme ilişkin kâbuslar ve panik duyguları eşlik etmektedir.

Ailede benzer tepkilerin varlığı, çocukta anksiyeteye eğilim olması, geçmişte yaşanmış sorunlar hastalığın ciddiyetini ve seyrini etkiler. Yemeye yönelik korkunun duyarsızlaştırılması için terapiye almak, yeme davranışında değişiklikler planlamak, ayrıca oyun tedavisi, aile tedavisi kullanılır. Dirençli olgularda kilo kaybı ve gelişme geriliği başlarsa ilaç tedavisi kullanılır.

Annede yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk gibi bebeğine kötü bir şey olacağı, tıkanacağı korkularının olması uygun gelişim seviyesine paralel beslenme şekline geçişi engelleyecektir. Katı gıda alımı, kaşık-çatal kullanımı, yemeğe dokunma elleme engellenmeye çalışabilir. Çocuk kadar annenin de tedavi konusunda ele alınması gerekecektir.

Aşırı Beslenme

Bebeği gereğinden çok ve bebeğin isteği dışında zorla yedirme şeklinde görülür. Nadirde olsa kliniklere, çocuk çok kustuğu ya da anne çocuk ilişkisi bozulduğu için başvurulur. Burada anne bebeğin her ağlamasını açlığa yormakta ve çocuğunu yeterince büyütüp büyütemediği ile ilgili kaygılar yaşamaktadır. Her soruna yaklaşımı beslemek şeklindedir.

Bebek Anoreksiya Nervozası

Yiyecek reddi, aşırı seçicilik gözlenir. 6 ay ile 2 yaş arası ortaya çıkar. Bebeğin isteklerine annenin tutarsız ve uygunsuz yanıtlarının bebekteki ayırt ediciliği ketlediği, ilişkilerinde ikili çatışmaların gözlendiği, karşılıklılığın az olduğu, duygusal yoksunluk yaşandığı ve negatif duygulanımın yoğun olduğu çalışmalarda gösterilmiştir.

Seçici Gıda Reddi

Bebek belirgin şekilde ve sürekli bazı besinleri almayı reddeder. Sık rastlanan bir durumdur. Anoreksia nervoza gelişimi için risk faktörüdür. Davranışçı yöntem kullanılır.

Kolik

Beslenme bozukluğu olmasa da açlık ve beslenme ile ilişkilidir. Doğumu izleyen 2. 3. haftadan itibaren bebek sıklıkla ve ısrarla ağlar. Bağırsak kramplarından acı çeker gibidir. Bacaklarını karnına doğru çeker, kıvranır, sürekli ağlar. Anne çocuğun aç olduğunu düşünerek yeniden beslemeye başlar. Kolik tekrarlar, anne-çocuk bir kısır döngü içine girer. Anne gerginleştikçe bebek ağlar, bebek ağladıkça anne daha fazla gerilir. Anne-bebek ilişkisindeki gerilim, belirsizlik, ikircikli duyguların tabloyu arttırıcı ve uzatıcı etkisi vardır.


Çeşitli pozisyonlar, aralıklı emzirme, çeşitli bitki çayları, rezene, barsak düzenleyici-gaz gidericiler halk arasında kullanılsa da pek değişiklik olmaz. Aile bebek ilişkisi ve ailenin bilgilenmesine yönelik tedaviler yararlı bulunmuştur.

Bebek Obesitesi

Bebeğin aşırı kilolu olması yani beklenen normal kilo değerinin % 20 üstüne çıkmasıdır. Genetik yapı ile ilişki kurulsa da daha çok kalori alımı ile ilgilidir. Annenin bebeğin beslenmesine ilişkin kaygıları, bebekten gelen her uyaranın açlık olarak algılanması, çocuğun kilosu normalken bebeğin vücudunu bozuk beden algılaması olarak zayıf görme bozuklukları ile ilişkilidir. Sık ve bol beslenen çocuk açlığı ve tokluğu tanımayıp her sıkıldığı ve ruhsal doyum ihtiyacını yemek yiyerek karşılamaya başlar. Tedavisi güçtür. Annenin durumu kabul edip düzenli ve dengeli beslemeye gönüllü olması gerekir. Uygun egzersiz ve diyet gerekebilir.

ERGENLİK DÖNEMİ YEME BOZUKLUKLARI

Yemek yeme bozuklukları, vücut ağırlığı takıntısı, vücudun şekli ile ilgili olumsuz düşüncelerin olduğu ruhsal rahatsızlık grubudur. Yeme bozukluğu yaşayan kişilerin kendi vücutlarıyla ilgili yanlış algıları vardır. Bu bozukluklar, DSM-4’e göre anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve başka türlü adlandırılamayan yeme bozukluğu olarak üç grupta toplanır.

Yeme bozuklukları ergenlerde özellikle kızlarda yaygın kronik hastalıklardandır. Yaygınlık kızlarda anoreksiya nevroza (AN) için %0.5-3.7, bulimia nevroza (BN) için %1.1-4.2 arasında değişmektedir. Eğer kısmi semptomları taşıyanlar düşünüldüğünde oran daha yüksek olmaktadır. Bu bozukluklar hem fiziksel hem de psikiyatrik olarak potansiyel lethalite taşırlar. Yeme bozuklukları biyo-psiko-sosyal bozukluklardır. Yaklaşım ve tedavilere multidisipliner (birden çok tekniğin bir arada kullanılması) yaklaşımlar gerektirmektedir.

ANOREKSİYA NEVROZA

Genellikle 12-18 yaşları arasında başlar ve şişmanlama korkusu yüzünden aşırı zayıf kalma çabaları ile belirlidir. Hasta, beklenenin altında bir vücut ağırlığına sahip olmasına rağmen kilo almaktan veya şişman biri olmaktan aşırı derecede korkar. Hasta bilinçli olarak yememekte ve zayıf kalmada direnir.

Anoreksiya nervozanın, aşırı yemesi olan (bulimik) ve aşırı yemesi olamayan şeklinde iki türü vardır. Anoreksiya nervozanın bulimik tipi aşırı yeme nöbetlerinin ardından yediklerini kusarak, ishal yapıcı veya idrar söktürücü ilaçlar kullanarak düşük kilolarını korumaya çalışır.


Sıklık ve Yaygınlık :

Sıklığı bilinmemekle birlikte nadir bir hastalık değildir. 12-18 yaşları arasındaki nüfus içinde 1/800-3/100 arasında değişen yaygınlık oranları bildirilmiştir. Çoğunlukla (%95) kızlarda görülür. Yüksek ve orta sosyokültürel düzeyde daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

Ayırıcı Tanı :

Depresyonda, obsesif-kompulsif bozuklukta veya başka hastalıklarda ağır kilo yitimi görülebilir. Ama bu hastalıklarda kilo alma korkusu ve istemli olarak yemekten kaçınma davranışı yoktur.

Oluş Nedenleri (Psikososyal) :

- Cinsel çocuksuluk, cinsel ilişki kurma ve gebeliğe karşı aşırı korku, büyüme, anneden ayrılma, bireyleşmeye karşı aşırı korku gibi çatışmalar vardır.
-Çocuğun özerk gelişmesini güçleştiren aile patolojisi bulunur.
-Toplumsal olarak zayıflığa çok değer veren kesimlerde sık görülür.
-Ailelerinde ölüm ve ayrılma, ruh hastalığı, alkol ve kumar sorun gibi önemli aile sorunları daha sık görülür.

Tedavi :

Anoreksiya nervoza yaşamı tehdit edebilecek derecede ağırlaşabilen bir rahatsızlıktır ve kişilerin çoğunda tedaviden kaçma eğilimi vardır.

Ağır kilo kaybı olan kişilerin hastanede tedavi görmesi gerekir. Öncelikle kişinin kilo almayacağına inandığı bir rejim uygulanması konusunda anlaşılır. Kişiyle iş birliği yapmak bu noktada çok önemlidir. Yapılan anlaşmaya uygun günlük kilo artışı için giderek artan ödüller verilir. Bunun yanı sıra aileyle görüşmeler ve psikoterapi gereklidir. Kişinin yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesine, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmeye ve sorunlarının ele alınarak çözümlenmesine çalışılır. İlaç tedavisinde daha çok antidepresanlar kullanılır.

BULİMİYA NEVROZA

Bu rahatsızlık aşırı yemek yeme nöbetleri, kilo alma ve bir yandan da kilo almayı durdurma çabaları ile belirlidir. Kişi, aşırı yeme nöbetleri sırasında tüm çabalarına ve korkularına rağmen yeme tutkusunu durduramaz. Kilo almayı önlemek için yediklerini kusar, iştah kesici, idrar söktürücü, sürgün yapıcı ilaçlar kullanır.
Anoreksiya Nervoza’da olduğu gibi Bulimiya hastaları için de kilo alımının yarattığı kaygı yüksektir ve kişinin vücudunu algılamasında bozulmalar vardır, bu kişiler normal ağırlıkta olsalar dahi kendilerinin kilolu olduklarına inanabilirler.

Bulimia nervosa tanısı konması için kişinin tıkınırcasına yemek yeme ve uygun olmayan telafi davranışlarını en az 3 ay süre ile en az haftada 2 kez tekrarlamış olması gerekmektedir.

Bulimia Nervosa’yı iki alt tipe vardır: Çıkartma olan ve çıkartma olmayan tip. Çıkartma olmayan tipte oruç tutma, aşırı egzersiz yapma veya laksatiflerin kullanımı görülür.

Ayırıcı Tanı :

Anoreksiya nervozanın bulimik türünde de aşırı yeme ve kilo alma nöbetleri olabilir, fakat temel patoloji yemeyi kusma ve kesme doğrultusundadır. Bulimiya nervozada ise temel patoloji yemeyi durduramamadır.

Sıklık ve Yaygınlık :

Bulimiya nervoza bütün toplumlarda %1 oranında görülmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla 10 kat sık görülür. A.B.D’de üniversitedeki kızlarda %5 oranında saptanmıştır.

Oluş Nedenleri :

- Hastalık öncesinde aşırı kilolu oldukları ve hastalık semptomlarının bir diyet dönemi ile
başladığı görülür
- Bu kişilerde depresyon, obsesif-kompulsif bozukluk, fobik bozukluk, panik bozukluk sıklıkla birlikte görülebilir. Ailelerinde de bu bozukluklar daha sık görülür.
- Çocukluklarında cinsel saldırıya uğramış olma ve aile içi sorunların çokluğu dikkati çeker.
- Kişiler, anne ve babalarını “uzak ve reddedici” olarak tanımlarlar. Yeme nöbetlerinin anne ile bütünleşmeyi temsil ettiği, ancak sonrasında anneden ayrışma ve bireyselleşme çabasının dışa atım, kusma davranışları olarak kendini gösterdiği düşünülmektedir.

Tedavi :

Bulimiya hastaları Anoreksiya’da olduğu gibi yardımı reddetmezler, hatta yardım ararlar. Bulimiya nervozalılar genelde ayakta tedavi edilebilirler. Genelde antidepresan ilaçlarla tedavi uygulanır. Ama sadece ilaç tedavisi yeterli olmaz. Mutlaka bilişsel-davranışçı psikoterapi de uygulanmalıdır. İlaç ve psikoterapi ile bu belirtiler durdurulabilse bile hastaların çoğunluğunda depreşmeler olur.

BAŞKA TÜRLÜ ADLANDIRILAMAYAN YEME BOZUKLUKLARI

Bu kategorideki hastalar, anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozanın tüm teşhis belirtilerini göstermiyor, fakat önemli yeme tutum ve davranış bozukluğuna sahip oluyorlar. Bu grup, anoreksiya veya bulimiya nervozaya göre daha az ciddi bir sendrom olarak görülüyor. Her üç hastalıkta da, vücut hoşnutsuzluğunun derecesi ve diğer zihinsel semptomlar arasında benzerlikler bulunuyor. Bazı araştırmaların "başka türlü tanımlanamayan yeme bozukluğu" sonrasında anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozanın gelişebilmektedir.

Bu tip hastaların önemli kilo kaybına rağmen kilosu normal sınırlar içerisindedir. Kadınların adet dönemleri düzenlidir. Tıkanırcasına yeme gibi davranışlar haftada ikiden az veya üç aylık sürelerden daha azdır. Normal vücut ağırlığındaki bir kişi, az miktarlarda yedikten sonra düzenli olarak uygunsuz davranışlar yapar. Örneğin 2 bisküvi yedikten sonra kendini kusturur. Büyük miktardaki besinleri yutmadan tekrar tekrar çiğneme ve tükürme davranışı gösterir.

Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu

Tıkanırcasına yeme bozukluğu, belli bir zaman süreci içinde hastalarda kontrol hissinin yitirilerek aşırı miktarda gıda alımı olarak tanımlanıyor. Bu hastalar aşırı yeme sonrasında kendini kusturma gibi kilo almayı engelleyici bir çıkarma işleminde bulunmuyor. Bu hastaların bulimik kişilere nazaran obez veya obez olmaya yatkın bireyler olduğunu belirten Uzm. Turacı, hastalığın en büyük belirtisinin tekrarlayıcı tıkanırcasına yeme atakları olduğunu söylüyor: ”atak esnasında hastada kontrol hissi kaybolur. Olağandan daha hızlı yemek, rahatsız olana kadar yemek, aç olunmamasına rağmen aşırı miktarda yemek, çok aşırı yemek yediği için yalnız yemek yemeyi tercih etmek, aşırı yemek yendikten sonra depresyon ve suçluluk hissi gibi belirtiler de tıkanırcasına yeme bozukluğunun belirtileri arasında yer alır. Ataklar 6 aylık bir süre zarfında ortalama haftada 2 gün görülür."

Gece Yeme Sendromu

Tıkanırcasına yeme bozukluğuna benzeyen başka bir yeme bozukluğu da gece yeme sendromu olarak adlandırılıyor. Belirtileri arasında sabahları iştahsızlık akşamları, bilhassa akşam yemeğinden sonra aşırı miktarda yemek yeme ve uyku sorunları yer alıyor. Günlük total kalorinin en az yüzde 50’si akşam yemeğinden sonra alınıyor. Sendromun oluşumunda akşam anksiyetesinin payı büyük. Bu hastalarda gece süresince melatonin ve leptin düzeylerindeki artış düşerken, gün içindeki kortizon seviyeleri yükseliyor. Gece yeme sendromu daha çok obez kişilerde görülüyor.

Neden oluşuyor?

Şişmanlık, sosyokültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, mükemmeliyetçilik, diyet yapma, ergenlik dönemi ve genetik etkiler yeme bozukluklarının başlıca oluşum nedenlerindendir. Vücut hoşnutsuzluğu ve kilo kaygısı, kişiyi diyet yapmaya yönelttiği için bulimik semptomları artırıyor. Diyet yapmak, tıkanırcasına yeme ve bulimiya başlama riskini artırıyor. Diyet kurallarını bozma da aşırı yemeyle sonuçlanıyor.

Ergenlik döneminde genç kızlardaki yağ dokusunun artması ve erken adet görme gibi faktörler de vücut hoşnutsuzluğu ve dolayısıyla yeme patolojisi gelişmesini sağlayabiliyor. Uzmanlara göre toplumdaki bazı gruplar yeme bozukluğu gelişmesine daha yatkın. Örneğin dansçılar, modeller gibi işleri dolayısıyla zayıf olması gereken kişiler, psikiyatrik bozukluğu olanlar, ailelerinde depresyon, yeme bozukluğu ya da alkolizm görülenlerde yeme bozukluğu hastalıkları daha yüksek oranda görülüyor. Araştırmalar, bulimiklerde alkol, sigara, kafein ve ilaç kullanımının normalden daha fazla olduğunu gösteriyor. Hatta alkolikler ile bulimikler arasında geçişten söz etmek mümkün

Adı Konmamış Diğer Yemek Yeme Bozuklukları

Anorexia Nervosa ve Bulimia Nervosa'nın tanı kriterlerine tam anlamıyla uymayan ama her ikisindende bazı özellikleri taşıyan yemek yeme bozuklukları bu kategoriye girer,örneğin birey yemek yeme krizi sonrası bilinçli olarak yediği yemekleri kusar, fakat bu kusma 6 ayda 2 yada 3 kez tekrarlanır. Örneğin bireyin ağzında yemekleri çiğner fakat yutmadan geri çıkartır. İşte bu tür adı konulmamış ve sınıflandırılmayan yemek yeme bozuklukları bu kategoridendir.

Yemek Yeme Krizleri ( Binge Eating ) ve Obezite

Bireyin kontrolsüz bir şekilde ve sürekli olarak aşırı yemek yemesine denir. Yemek yeme krizi bireye bir nöbet şeklinde gelir ve birey yemek yemekten kendini alıkoyamaz. Çok miktarda yiyeceği hızlı bir şekilde yer. Örneğin aç olmasa bile stresini bastırmak için, canı sıkıldıkça yemek yer. Diyet yapar sonra acıkır, acıkınca da yemek yeme krizini önleyemez ve çok kısa bir sürede çok miktarda yiyeceği tüketir. Sürekli yer, kilo alır, diyet yapar. Fakat yediklerini kusmaz ve müshil ilaçları kullanmaz. Araştırmalara göre obezite teşhisi konmuş hastaların %15 inde bu tür yemek yeme krizlerine rastlanmıştır.

OBEZİTE

İngilizce ‘obesite’ kelimesinden gelen "Obezite" vücutta depolanan yağ miktarının çok fazla olması biçiminde tanımlanıyor. Obezite vücudun fiziksel yapısına uymayacak ölçülerde aşırı derecede yağ depolanması sonucunda oluşur.

Uzman doktorlar obeziteyi klinik olarak tanımlamak için kilonun boyun karesine oranlanması (kg/m2) ile elde edilen Vücut Kitle indeksi (VKI) ya da İngilizce adıyla "Body Mass Index"(BMI) değerini kullanıyorlar. Buna göre erişkinlerde vücut kütle indeksi (VKİ)'nin 25'in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu, 30'un üzerinde olanlar obez olarak tanımlanıyor.

VÜCUT KİTLE İNDEKSİ (VKİ)

Kilonun durumunu saptamak için çoğunlukla vücut kitle indeksinden (VKİ) yararlanılır. Vücut kitle indeksi vücut ağırlığının boyun karesine bölünmesiyle elde edilir:
Vücut Kitle İndeksi (VKİ) (kg/m2)= Vücut Ağırlığı (kg) / Boy (m2)


VKİ:

<18.5 ise: Zayıf: yani az miktarda vücut yağına sahipsiniz. Eğer atletseniz bu istenebilir bir durumdur; fakat değilseniz zayıf VKİ seviyesi vücut ağırlığınızın düşük olduğunu gösterir ve bağışıklık sisteminizin zayıflamasına sebep olabilir. Eğer VKİ’niz ve vücut ağırlığınız düşükse kas hacminizi artırmak için sağlıklı bir beslenme ve egzersiz yoluyla kilo almaya çalışmalısınız.

18.5-24.9 ise: Normal: İdeal miktarda vücut yağına sahip olduğunuz anlamına gelir ve bu da uzun ve ciddi hastalık oranın en az olduğu bir hayat demektir. Aynı zamanda bu oran birçok insanın estetik olarak en çekici bulduğu orandır.

25.0-29.9 ise: Hafif Şişman: “İri” sayılırsınız ve diyet ve egzersizle kilo vermenin yollarını aramalısınız. Şu anki kilonuzla çeşitli hastalıklar için risk taşımaktasınız. Beslenme stilinizi değiştirerek ve egzersize daha fazla ağırlık vererek kilo vermelisiniz.

>30.0 ise: Obez (Şişman): Sağlıksız bir kilonuz var, bunun getirdiği ve getireceği sağlık sorunlarıyla karşı karşıyasınız demektir. Beslenme stilinizi değiştirerek ve egzersize daha fazla ağırlık vererek kilo vermelisiniz.


OBEZİTENİN NEDENLERİ

Şişmanlık uzun süren bir enerji dengesizliği sonucudur. Bunun belli başlı nedenleri:

1. Fazla yeme,
2. Fiziksel hareketlerin azlığı,
3. Psikolojik bozukluklar,
4. Metabolik ve hormonal bozukluklar,
5. Kalıtımsal faktörler.


Bu faktörler arasında en önemlisi, fazla yemedir. Birçok kimse yedikleri ve harcadıkları hakkında gerçek bilgiye sahip değildir. Bazıları, fiziksel hareketler için harcanan enerji konusunda da bilgisizdir. Hareket ediyorum diye fazla yemek, bazen farkında olmadan şişmanlığa yol açabilir.

Şişmanlığın kalıtsal olduğu da ileri sürülmektedir. Yapılan bir araştırmada, normal anne babanın çocukları arasında şişmanlık %8-9 iken, anne-babadan birinin şişman oluşunda çocuklardaki şişmanlık sıklığının %40’a, her ikisinin de şişman oluşunda %80’e çıktığı belirtilmiştir. Yalnız, bu durumun kalıtsal bir değişiklikten çok, ailenin beslenme alışkanlıklarından ileri geldiği sanılmaktadır. Genellikle evde pişirilen yemeklerin enerji değerinin yüksek oluşu, ailenin bütün bireylerinin fazla enerji tüketmesine yol açmaktadır.

Genellikle hareketsiz kimseler, hareketli olanlar kadar yemektedirler. Bu durumda, hareketsiz olanların enerji dengesi bozulmaktadır. Ağır işte çalışanlar arasında şişman kimselere çok az rastlanmasına karşılık, oturarak iş gören memurlar ve ev kadınlarında şişmanlığın sık görülmesi, fiziksel hareketlerin, vücut ağırlığı üzerine etkisini açık olarak göstermektedir.

Bazı kimseler üzüntü, sıkıntı ve güvensizliklerini örtmek için fazla yemeye meyilli olabilirler. Bunun tersi durumlar da olabilir. Psikolojik bozukluklar, bazen fazla yemeye, bazen de az yemeye neden olabilir.

Özellikle zayıflama diyetlerine dirençli olan çok az sayıdaki şişmanlıklar hormonal ve metabolik nedenlere dayanır. Bu tür şişmanlık toplumdaki şişmanlık oranlarının çok küçük bir bölümünü kapsar. Bilindiği gibi bazı hormonlar, bazal metabolizma hızını etkiler. Hormonal nedenlerle bazal metabolizmanın yavaş oluşu, enerji harcamasını azaltarak alınan besin öğelerinin bir kısmının depolanmasına yol açabilir. Yalnız bu kişiler, genellikle hareketsizdirler ve şişmanlamaları bu nedene de dayanabilir.

Diyetin protein, karbonhidrat ve yağ içeriğinin şişmanlamada etkili olduğu bilinmektedir. Bazı araştırmacılar, diyetteki protein oranının yüksek, karbonhidrat oranının düşük olması ile daha çok enerjinin ısıya dönüşerek atıldığı fikrini savunmaktadırlar. Diğer bazı araştırmacılar ise, bunun şişmanlıkta bir etkisinin olamayacağı görüşündedirler. Karbonhidratların çok fazla kısıtlanması, organların çalışma sistemlerinde örneğin asit-baz dengesinde bozukluklar yapacağından doğru değildir.

OBEZİTENİN TEDAVİSİ

Amaç kısa sürede fazla kilo vermek değil uzun vadede yavaş ama sağlıklı bir şekilde zayıflayarak ulaşılan kiloyu muhafaza etmektir. Bunun için de gerekli olan yerleşmiş alışkanlıkları değiştirerek yeni bir yaşam tarzına uyum sağlamaktır. Yapılması gereken öncelikle yağ ve kalori miktarı düşük sağlıklı bir beslenme programına başlamak ve aynı zamanda sağlıklı bir yaşamın ayrılmaz parçası olan egzersizle bunu tamamlamaktır.

Unutulmamalıdır ki %5'lik bir kilo kaybı bile obeziteye eşlik eden hastalıklarda (kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kanda yüksek oranda yağ bulunması, solunum hastalıkları, eklem hastalıkları, inme, bazı kanser türleri) ciddi iyileşmeler sağlayacak ve yaşam süresini uzatacaktır.

Obeziteyi tedavi edebilmek için çok yönlü bir yaklaşım gereklidir. İlaç sadece bunu önemli bir parçasıdır. Beraberinde yağı azaltılmış düşük kalorili bir diyet, düzenli egzersiz ve yaşam biçimini değiştirmeye yönelik davranış tedavileri ile başarıya ulaşmak mümkündür.

Kaynak: Ege Üniversitesi PDR Bölümü Davranış Bozuklukları (Çocuk ve Ergen) Ders Notları
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozuklukları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Çağla Tuğba SELVEROĞLU'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Çağla Tuğba SELVEROĞLU'nun izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Çağla Tuğba SELVEROĞLU Fotoğraf
Uzm.Psk.Çağla Tuğba SELVEROĞLU
İstanbul
Uzman Psikolog
Uzman Klinik Psikolog / Çocuk Psikoloğu / Oyun Terapisti
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi512 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Çağla Tuğba SELVEROĞLU'nun Yazıları
► Ergenlerde Yeme Bozuklukları Psk.Semra EVRİM
► Çocuk ve Ergenlerde Davranış Bozuklukları Psk.Dnş.Filiz OKUŞ TEZEL
► YENİYeme Bozuklukları Uzm.Psk.M.Enes İMERT
► Yeme Bozuklukları Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN
► Yeme Bozuklukları Uzm.Psk.Dnş.Özkan KENARLI
► Yeme Bozuklukları Dr.Psk.Ezgi TUNA
► Yeme Bozuklukları Psk.Seda GENÇ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,701 uzman makalesi arasında 'Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozuklukları' başlığıyla benzeşen toplam 33 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Anneler ve Israr Etmek Ekim 2016
► Özel Öğrenme Güçlüğü Ağustos 2012
► Çocuk ve Oyuncak Ağustos 2012
► Ergenlik Dönemi ve Kimlik Haziran 2012
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


23:04
Top