2007'den Bugüne 80,906 Tavsiye, 25,754 Uzman ve 18,028 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kene ile Hayvanlara Bulaşabilen Hastalıklar ve Kene Tedavisinin Önemi
MAKALE #6847 © Yazan Vet.Hek.Dr.Başak TUNÇER ULUKARTAL | Yayın Nisan 2011 | 5,478 Okuyucu
Keneler, dünyanın birçok yerinde yaygın olarak bulunan, başta memeliler ve kuşlar olmak üzere tüm omurgalı canlılardan gelişme dönemlerinin tamanında kan emmek zorunda olan ektoparazitlerdir. Kenelerin patolojik etkileri; vektörlük, toksikasyon, felç, kene ısırması sonucu oluşan yaralardan patojen etkenlerin girmesi, kan emmesi sonucu anemi, verim kaybı ve hatta ölüm sayılabilir. Ancak günümüzde kenelerin gerek mekanik gerekse biyolojik vektör olarak 200'den fazla bakteriyel, riketsiyal, spiroketal, protozoer ve helmint etkenlerini taşıması onların önemini daha çok artırmaktadır. Kenelerin farklı gelişme dönemlerinde değişik konaklardan kan emebilme özelliği konaklara hastalıkları bulaştırmanın temelini oluşturur. Larva veya nimf döneminde hastalık taşıyıcısı konaklardan kan emen keneler, bu etkenleri bir sonraki dönemlerine geçirir ya da dişi keneler ovaryumlarında hastalık etkenlerini bulundururlar. Bu sayede yumurtaları ile yeni nesil kenelere hastalık etkenlerini bulaştırırlar.

Kenelerin biyolojisi

Keneler larva, nimf ve ergin tüm aktif dönemlerinde beslenme ihtiyacı başta olmak üzere gömlek değiştirebilmek, yumurtlayabilmek ve sperm üretebilmek için sıcak ve soğukkanlı hayvanlardan kan emmek zorundadırlar.

Ixodidae ve Argasidae ailesindeki kenelerin biyolojileri farklılık gösterir. Ixodidae ailesinde yaşam döngüsü yumurta, larva, nimf ve ergindir. Dişi ve erkek, konak üzerinde kan emerken çiftleşir.. Dişi kene 24-48 saat içinde kan emer ve doyar. Konaktan ayrılan dişi kene yumurtlamak için kuru ot, yaprak ve taşların altına çekilir ve 1-2 günde yumurtlamaya başlar. Dişinin yumurtlama miktarı ve süresi kan emme miktarına, dış faktörlere ve kene türüne bağlıdır. Ortalama 200-1500 arası yumurta yumurtlar. Ixodidae kenelerinin dişileri yumurtladıktan sonra, erkekleri de çiftleştikten sonra ölürler.
Ixodidae keneleri genelde merada bulunduklarından mera kenesi olarak isimlendirilir. Ixodidae keneleri aktif olarak konak aramazlar. Otların üzerinde beklerler. Haller organındaki reseptörler sayesinde konağı algılar ve birinci çift bacaklar ile konağa tutunurlar. Konak bulamadıklarında ise bu dönemi aç veya tok olarak atlatırlar. Uygun koşullar tekrar sağlandığında aktifleşirler ve tekrar konak ararlar.

Ixodidae keneleri mevsime bağlı aktivite gösterir. Türkiye'de bulunan Ixodidae türleri Mart-Ekim ayları arası aktiftirler. Bu nedenle taşıdığı hastalıklar bu dönemlerde dikkat çeker. Ancak özellikle Hyalomma detritum ve H. anatolicum anatolicum başta olmak üzere Hyalomma türleri, Boophilus annulatus meskene yerleşmeleri nedeniyle taşıdıkları hastalıklar tüm yıl görülebilir.

Ixodidae keneleri her gelişme dönemlerinde gömlek değiştirir. Ixodidae keneleri kan emme dönemleri ve buna bağlı olarak larva, nimf ve ergin dönemlerini türlere göre değişen sayıda konakta tamamlarlar. Bu özelliklerine göre bir, iki, üç konaklı keneler olabilirler

Türkiye'de evcil hayvanlarda Argasidae aktivite zamanları bölgelere göre değişmekle birlikte genelde Argas türleri Mayıs-Eylül, Ornithodoros türleri ise, Kasım-Mart ayları arasında aktivite göstermektedir.

KENELER İLE NAKLEDİLEN ÖNEMLİ HASTALIKLAR

Keneler ile nakledilen hastalıklar ülkemizde de sıkça görülmekte, hem insanlarda hem de hayvanlarda hastalık oluşturup bazen ölümlere sebep olmakta, ekonomik kayıplar oluşturmakta ve psikolojik olarak toplumu etkilemektedir. Aşağıda bizim için bu anlamda önem taşıyan hastalıklardan kısaca bahsedilecektir.

Babesiosis

Babesiosis, konakları ruminant, karnivorlar, domuz, tektırnaklılar, kemiriciler ve insan gibi memeliler olan Ixodidae ailesindeki keneler ile nakledilen bir protozoon hastalığıdır. Tropik ve subtropik iklim kuşağında yaygın olarak bulunur. Hastalığın evcil hayvanlarda verim düşüklüğü ve ölümlere sebep olması nedeniyle hayvancılık sektöründe önemli bir yeri vardır.

Enfekte kene, konağını ısırması ile tükürük bezinde bulunan etkenleri nakleder. Etken B. microti ve Theileria equi hariç eritrositlere yerleşir. Konak için enfektif form sporozoitlerdir. Bu form kenenin bir sonraki jenerasyonunda larva dönemine transovarial olarak nakledilir. Babesia microti ve T. equi de ise gibi sadece tükürük bezinde bulunur, transstadial olarak nakledilir.

Yüksek ateş, iştahsızlık, anemi, sarılık ve hemoglobinüri klinik belirtileridir. Teşhis için hastalığın endemik bulunduğu bölgede klinik belirtiler hastalığı düşündürür. Mikroskobik tanıda kan ve beyin frotisinden yararlanılır42. Subklinik enfeksiyonların tespitinin zor olması nedeniyle günümüzde tanıda serolojiden yararlanılmaktadır20.
Babesiosis tedavisinde sığırlarda Diminazene aceturat, İmidocarp dipropionat, Amicarbalid ve Quinuronium sülfat kullanılır. Koyun ve keçilerin babesiosis tedavisinde İmidocarp kullanılır. Atlardaki babesiosiste ruminantlarda kullanılan ilaçlar önerilir. Kedi-köpeklerin tedavisinde Trypan blue, Diminazen, İmidocarp ve Phenamidine kullanılır. Dünyanın çeşitli yerlerinde üretilen canlı aşılar vardır ancak ülkemizde daha uygulanmamaktadır42

Theileriosis

Theileria annulata'nın neden olduğu tropikal theleriosis, tüm dünyada ve ülkemizde görülen en önemli sığır hastalıklarından birisidir. Hastalık Ixodidae ailesinde bulunan H. anatolicum anatolicum, H. detritum ile nakledilir. Hastalığa karşı kültür ırkı hayvanlar, yerli ırk hayvanlara göre daha duyarlı olup, hastalık özellikle yüksek verimli hayvanlarda verim kayıplarına ve ölümlere neden olmaktadır5.

Memeli hayvanlarda parazitlerin hayat siklusu, arakonak kenenin nimf ve erişkin safhada kan emme esnasında sporozoitleri vermesiyle başlar. Lenfoid hücrelere giren sporozoitler gelişimini tamamlar. Merozoit olarak eritrositlere girerek piroplasmik formlarını oluştururlar. Larva ve nimf safhasında enfekte konaktan kan emen keneler, kanla birlikte piroplasm formları alır. Kenede gelişimini tamamlar ve tükürük salgısında binlerce sporozoit bulundurur.

Klinik belirtiler genel olarak vücut ısısında artış, lenf yumrularında büyüme, mukozalarda solgunluk, peteşiyel kanamalar, anemi ve zayıflama şeklinde ortaya çıkar. Hastalığın son dönemlerinde hemolitik anemi ve ikterusun da görülebileceği bildirilmiştir.
Teşhis için klinik belirtilerin yanı sıra kan yayma preparatlarında ve lenfoid dokudan punksiyon yapılarak Giemsa boyama ile etkenin piroplazm formlarının mikroskobik olarak görülmesiyle yapılır. Ayrıca CF (Complament Fiksasyon), IFA (Indirek Fluoresan Antikor), ELISA (Enzim Linked Immunosorbent Assay) ve PCR (Polimeraz Chain Reaction) teşhis amacıyla kullanılan diğer testlerdir.

Tropikal theileriosis'te kene mücadelesi, kemoterapi ve aşılama temel kontrol stratejileridir. Ancak, tek başına kenelerle mücadele veya kemoterapi hastalığa karşı etkin bir koruma sağlayamamaktadır. Tedavide sığırlarda Parvaquon ve Buparvaquon kullanılır. Hallofuginon teropötik dozu dar olduğundan pek tavsiye edilmez.
Korunmada çok sayıda ülkede kullanılan ve etkin bir koruma sağladığı ifade edilen canlı attenue aşılar vardır. Ancak bu aşıların dezavantajlarından kurtulmak için recombinant subunit aşılar geliştirilmeye çalışılmaktadır.4.

Koyunlarda ve keçilerde theileriosis, Theileria hirci (patojen) ve T. ovis (apatojen) tarafından oluşturulur. Theileria hirci'nin vektörü H. a. anatolicum, T. ovis'in vektörü R. evertsi'dir. Koyun ve keçi theileriosisinde morfoloji, biyoloji, teşhis ve tedavi sığırlardaki theileriosise benzer.

Hepatozoonosis

Hepatozoonosis, ülkemizde Hepatozoon canis tarafından oluşturulan protozoon hastalığıdır. Son konak köpek ve yabani karnivorlardır. Rhipicephalus sanguineus adlı kahverengi köpek kenesi etkene vektörlük yapar. Ancak Ixodidae ailesinde yer alan diğer kenelerin de hastalığın naklinde rol oynadığı söylenmektedir.

Bulaşma kenelerin köpekler tarafından ağıza alınıp yenmesi ile oluşur. Kenenin hemoselinde bulunan oocystlerin alınması sonucu köpeğe bulaşır ve gelişimine devam eder. Başka bir kenenin köpekten kan emmesi ile H. canis keneye geçer ve bu şekilde yayılır. Kenelerin tükürük salgısında etken bulunmadığı için kene ısırması ile hastalık bulaşamaz.

Hastalığa yakalanan köpeklerde her zaman klinik belirti şekillenmez. Parazitemisi yüksek olan hayvanlarda klinik belirtiler oluşur. Ateş, kaşeksi, depresyon, anemi, göz ve burundan purulent akıntı görülen önemli semptomlardır. Ağrılı ve isteksiz hareket, lenf yumrularında büyüme, boyun, gövdede dik duruş ve sertlik dikkat çeker. Kanda lökositlerin içinde gamontların görülmesi için yapılan kan frotilerinde Giemsa boyama tanıyı sağlar.

Hastalık için özel bir aşı veya ilaç yoktur ancak İmidocarb, Diminazene, Primaquine, Toltrazuril, Tetrasiklinler, Trimethoprim sulfonamide ve Clindamycin kullanılan ilaçlar arasındadır.

Borreliosis

Lyme hastalığı (LH), Borrelia burgdorferi tarafından oluşturulan, özellikle Ixodes cinsine bağlı keneler tarafından nakledilen bir spiroket hastalığıdır. Hastalık başlıca insan, köpek, at, sığır ve koyunlarda olmak üzere kedilerde de bildirilmiştir. Hastalık etkeni Ixodes dışındaki diğer kene cinsleri, sivrisinek ve geyik sinekleri tarafından taşınsa da insanlara bulaşmada en etkili olarak bilinen I. ricinus'tur. Göçmen kuşların da hastalığın dünyaya yayılmasında rol oynadığı bilinmektedir

Borrelia burgdorferi kenenin beslenmesi sırasında veya kene dışkısının ısırık yarasından deriye girmesinden sonra deride lokal kalabildiği gibi kan ve lenf sistemi ile vücuda yayılabilir. Kene ısırmasından sonra deride görülen Erythema Chronicum Migrans (ECM) hastalığın ilk klinik belirtisidir. Hastalığın diğer klinik belirtileri hastalar arasında çok farklılık gösterir. Sinir sistemi, eklemler ve kalp bu hastalıktan etkilenebilen organlardır
Hastalığın tanısında klinik ve epidemiyolojik bulguların yanısıra laboratuar muayenesinden de yararlanılır. Bu teknikler direk mikroskop bakısı, kültür yöntemi, antijen veya antikorun saptanması, DNA probları ile hibridizasyon ve PCR'dır. Lyme hastalığının bütün dönemlerinde antibiyotik tedavisine yanıt alınır. Klinik tablo ve hastalığın şiddeti tedavinin izlenecek yollarını belirler.

Tularemi


Tularemi tavşan ateşi, geyik sineği ateşi, kene ateşi ve avcı hastalığı olarak bilinen bakteriyel zoonozlardan biridir. Etken Francisella tularensis'dir. Hastalık tavşan ve kemiricilerin hastalığıdır. 100'den fazla yabani ve evcil hayvan türünde görülür. İnsan kör konaktır. İnsanlar hastalığa sıklıkla F. tularensis'i cilt veya mukozal yüzeylerden, enfekte hayvan dokusu veya vücut sıvısı ile temasla veya enfekte tatarcık, kene ya da sivrisinek tarafından ısırılma sonucu yakalanır

Doğal yollarla gelişen tularemi, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'nın pek çok kesimlerinde görülmekle birlikte özellikle orta ve kuzey Avrupa'da, İskandinav ülkelerinde sık olarak tespit edilmektedir. Türkiye'de F. tularensis'in endemik olarak bulunduğunu ve küçük salgınlara neden olduğu bildirilmiştir.

Fakültatif intrasellüler bakteri olan F. tularensis makrofajlar içerisinde çoğalır. Patofizyolojik değişikliklerin gerçekleştiği, bakterinin hedef aldığı organlar, lenf yumruları, akciğer, pleura, dalak ve böbrektir

Klinik bulgular bakterinin virulansına, giriş yerine, sistemik tutulumun yaygınlığına ve konağın immun durumuna bağlıdır. Hastalık aniden, soğuk algınlığı benzeri semptomlarla başlar. Üşüme titreme ile yükselen ateş, halsizlik, iştahsızlık ve baş ağrısı vardır. Diğer önemli semptomlar öksürük, miyalji, boğaz ağrısı, göğüs ağrısı, bulantı, karın ağrısı ve diyaredir.

Etken, uygun klinik örneklerden DFA (Direk Floresan Antikor) veya immünohistokimyasal boyama yöntemleri ile tespit edilebilir. Işık mikroskopisinde de tanı konur. Kesin tanı F. tularensis kültürde üretilmesi ile yapılır.
Doğal yollardan gelişen tularemi için yetişkinlerde tercih edilen tedavi yaklaşımı parenteral Streptomisin'dir. Gentamisin daha yaygın kullanılır ve daha kolay ulaşılabilir

Anaplasmosis

Anaplasmosis, tropik ve subtropik ülkelerde ruminantların anemi ile seyreden riketsiyal bir hastalığıdır. Hastalık, keneler ve kan emici sineklerle hayvandan hayvana nakledilebildiği gibi, enfekte kanla bulaşık enjektör ve cerrahi aletlerle de mekanik olarak nakledilebilir.

Anaplasma marginale, A. centrale ve Paranaplasma caudatum türleri sığırlarda hastalığa sebep olur. Anaplasman marginale patojen olması nedeniyle önem taşır. Vektör olan A. persicus, O. lahorensis, Boophylus spp., Dermacentor spp., H. excavatum, I. ricinus, Rhipicephalus spp. anaplasmosisi konaklara bulaştırır. Etken eritrositlere invagine olur ve küçük çöküntüler oluşturur. Bu nedenle eritrositlere çok zarar vermez. Anaplasmosis sığırlarda her yaşta görülebilir. Ancak, yaşın ilerlemesi ile birlikte hastalığın şiddeti ve ölüm oranı da yükselmektedir. Koyunlarda Anaplasmosis için etken A. ovis'tir. Etkenin patojenitesi azdır.

Akut vakalarda yüksek ateş, sarılık, solunum güçlüğü, iştahsızlık, abort görülür. Perakut formda nervöz belirtiler varsa birkaç saat içinde ölüm şekillenir. Kan sulu ve açık renktedir. Kronik vakalarda anemi ve zayıflama vardır. Genelde birkaç hafta içinde iyileşme başlar ve preimmunisyon şekillenir.

Hastalığın teşhisinde periferal damarlardan ve postmortem muayenede iç organlardan froti çekilerek Giemsa boyama ile etken tespit edilir. Serolojide kullanılan testler IFA, ELISA, DFA, IHA (Indirek Hemaglutinasyon), CA (Kapillar Lam Aglutinasyon), CF(Complament Fiksasyon), CT(Plasma ve Serum Kart Testi), arasındadır. PCR tanıda kullanılan moleküler tekniktir1.

Akut dönemde Tetrasiklinlerin kullanılması etkilidir. İmidocarp dipropionate kullanılır ancak toksitesine dikkat edilmelidir. Anemisi çok olan hayvanlara kan nakli yapılır ve destek tedavi önerilir.

Ehrlichiosis

Ehrlichia zorunlu, hücre içi riketsial bir etkendir. Bilinen Ehrlichia türleri E. bovis, E. ovis, E. chaffeensis, E. ewingii ve E. canis'tir. Bu etkenler Ixodidae ailesine ait keneler ile nakledilir.

Veteriner hekimlik yönünden önemli olan Canine Monocytic Ehrlichiosis günümüze kadar tüm dünyada özellikle de tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpekler ve diğer karnivorlarda yayılım göstermiştir. Hastalık, R. sanguineus isimli kenelerle E. canis'in köpeklere nakledilmesi ile oluşmaktadır

Hastalık akut, subklinik ve kronik olarak üç klinik formda gözlenmektedir. Akut formda depresyon, letarji, anoreksi, şiddetli kilo kaybı, ateş, göz-burun akıntısı, güç solunum, lenfadenopati, ekstremite ve skrotumda ödem, nadiren orta şiddette burun kanaması ve merkezi sinir sistemi bulgularının da ortaya çıktığı belirtilmektedir. Akut fazda kendiliğinden iyileşen köpeklerin tekrar normal kilolarına ulaştığı ve ateşin normal sınırlara döndüğü, subklinik formda ise yıllar boyu sürdüğü belirtilmektedir. Bu dönemlerde hastalığın teşhisi yapılmadığında kronik forma dönüştüğünü ve uzun süre asemptomatik seyrettiği ve bağışıklık sistemi etkilendiğinde ise klinik bulguların akut forma oranla daha şiddetli olarak ortaya çıkabileceği belirtilmektedir.

Hastalığın tanısında, laboratuvar muayeneleri ile tanı Wright'ın Giemsa'sı ile boyanan kan frotilerindeki monositlerde etkenin morula formunu görmekle olur. Indirek Fluoresan Antikor, ELISA ve Western Blot, PCR gibi çeşitli tanı metotları bulunmasına rağmen en güvenilir test olarak IFA testi kabul edilmektedir.

Ehrlichiosis'in sağaltımında Tetrasiklin grubu ilaçlar ilk seçenek olan antibiyotiklerdir

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği, patojenitesi yüksek, öldürücü ,kenelerle bulaşan zoonoz bir hastalıktır.

Hastalık dünyanın birçok yerinden bildirilmiştir. Türkiye'deki durum ise 2002 yılında Tokat ve Sivas illerinde klinik belirtiler ile ortaya çıkmıştır. Aynı yıl Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre hastalığa yakalanan insan sayısı 150, ölü insan sayısı 6 olarak tespit edilmiştir. Ölüm oranları her yıl artarak devam etmektedir. 2007 yılında vaka sayısı 510'a, ölü sayısı ise 28'e ulaşmıştır.

Virüs, birçok evcil ve yabani hayvanı enfekte etmekte ve hastalık hafif seyretmektedir. Birçok kuş türü virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında önemli rol oynarlar. Hayvanlardaki ve insanlardaki hastalık enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vektör özellikleri nedeniyle mevsimsel bir hastalıktır. Vektör kenelerin hareketleri sıcak mevsimde artar. Bu nedenle hastalık bu dönemlerde görülür.
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi'nin bulaşmasında Hyalomma soyuna ait keneler daha büyük bir yere sahip olmakla birlikte, 30 civarında kene türünün bu hastalığı bulaştırabileceği bildirilmektedir. Türkiye'de hastalığın yayılmasından H. m. marginatum sorumludur. Bu keneler Şubat ile Aralık ayları arasında hayvanlar üzerinde görülürler.
Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, ekstremite ve sırtta şiddetli ağrı, iştahsızlıkla başlar. Bazen kusma, karın ağrısı veya ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste peteşi ve konjonktivalarda kızarıklık dikkati çeker. Gövde ve ekstremitelerde ekimozlar oluşabilir. Epistaksis, hematemez, melena ve hematüri sıktır. Bazen vajinal kanama da olabilir. Genellikle hepatit görülür. Ölüm olayları daha çok hastalığın ikinci haftalarında görülmektedir. İyileşme genelde hastalığın 9. veya 10. günlerinde olmaktadır.

Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takiben hastalığın ortaya çıkma süresi genellikle 1-3 gündür. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gündür.

Tanıda, etkenin RNA'sının izolasyonu, virüs antijeninin ve antikorların serolojik olarak gösterilmesi esasına dayalı yöntemler kullanılmaktadır.

Tedavide esas destek tedavidir. Gerektiğinde tam kan veya kan ürünleri verilmelidir. Hastalığın spesifik bir tedavisi bulunmamakta ancak antiviral ilâçlardan Ribavirin'in, oral veya parenteral olarak kullanılabileceği bildirilmektedir.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolünde bilinçli korunma tedbirlerinin alınması oldukça önem kazanmaktadır. Epidemilerin kontrolünde, kişisel korunma önlemlerinin alınması ve kene sayısının azaltılması amaçlanmaktadır
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kene ile Hayvanlara Bulaşabilen Hastalıklar ve Kene Tedavisinin Önemi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Vet.Hek.Dr.Başak TUNÇER ULUKARTAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Vet.Hek.Dr.Başak TUNÇER ULUKARTAL'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Vet.Hek.Dr.Başak TUNÇER ULUKARTAL'ın Makaleleri
► Hayvanlarda Kene Sorunu ÇOK OKUNUYOR Vet.Hek.İ.Serdar SAYAR
► Evcil Hayvanlarda Kene Problemleri Vet.Hek.Cenk YALÇIN
► Kafes Kuşlarında Zoonoz Hastalıklar Vet.Hek.A.Kutlu DAYIOĞLU
► İnsanlara Hayvanlardan Bulaşan Hastalıklar ÇOK OKUNUYOR Vet.Hek.Volkan UYGUN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,028 uzman makalesi arasında 'Kene ile Hayvanlara Bulaşabilen Hastalıklar ve Kene Tedavisinin Önemi' başlığıyla benzeşen toplam 91 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Veteriner Hekim Olmak Nisan 2011
► Kuduz Hastalığı Nisan 2011
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


01:59
Top