2007'den Bugüne 86,394 Tavsiye, 26,867 Uzman ve 19,209 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kanser ve Depresyon
MAKALE #10320 © Yazan Dr.Sevilay ZORLU | Yayın Ocak 2013 | 3,304 Okuyucu
KANSER VE DEPRESYON

Kanser tanısı öğrenildiğinde, ilk günlerdeki şok ve ilk haftalardaki inkar ve öfke tepkilerinin ardından bir uyum aşaması olarak birkaç hafta süren depresif belirtiler görülür. Hasta olduğu için üzülme aylarca sürebilir. Bir süre sonra genellikle kişi günlük yaşamına döner, hastalığı izin verdiği oranda yaşama katılır. Bir türlü günlük yaşama karışamıyor, hastalık dışında birşeyle ilgilenemiyor ise, suçluluk, değersizlik, yetersizlik ve intihar düşünceleri varsa depresyon dikkatle araştırılmalıdır.

Normal hayatımızı sürdürürken aklımıza nedense pek de ölüm düşüncesi gelmez. Sanki kötü hastalıklar, kötü olaylar ve ölüm hep başkalarının başına gelir gibi hissederiz. Sanki hepsi bizden uzaktır. Fakat bir gün kalktığımızda kendimizi biraz yorgun, halsiz hissederiz, bu durum birkaç gün sürünce doktora gideriz ve bize o hep başkalarının başına geldiğini düşündüğümüz ve hiç de konduramadığımız bir gerçeği söyler. Ya da hiçbir şey yoktur genel bir sağlık taraması yaptırmak için doktora gitmişizdir ve beklenmedik bir şekilde bir hastalık tanısıyla karşılaşırız. Ya da bir trafik kazası geçirip uzuvlarımızdan birini kaybedebiliriz. Yaşam alt üst olur, gelecek beklentileri sarsılır ve belki de ilk kez bizi biz yapan şeylerden (arabası olma, …mesleği olma, anne olma, eş olma….) bağımsız olarak yalnızca “hastalık ve ölüm karşısında aciz bir varlık olduğumuzu” fark ederiz. İşte bu bizim temel gerçeğimizdir. Bu temel gerçeği dilimiz söylemesine rağmen kalbimizin söylemesi ne yazık ki çok da kolay olmamaktadır. “Ben artık hastalığı olan biriyim, hastalığımın gereklerine göre yaşamak durumundayım” demek, bu durumu kabul edebilmek bir süreç gerektirir. Kimilerinde bu süreç hızla gelişir ve kabul etme gerçekleşirken, kimilerinde bu süreç çok uzun sürmekte hatta kişiler hastalığını kabul etme aşamasına gelememektedir.

Depresyon, hastalığın ve tedavilerin organik etkileri nedeniyle de ortaya çıkabilir. Her iki durumda da hasta psikoterapi ve gerekli görülürse antidepresan tedaviden yararlanır.
RİSK FAKTÖRLERİ
 fiziksel işlev düzeyi en önemli faktör; hastalık ağır, günlük yaşamı kısıtlayıcı, ağrı varsa risk artar.
 nevrotik kişilik özelliklerinin fazla oluşu
 kadın cinsiyeti,
 meme kanseri,
 metastaz,
 uzun eğitim süresi
 psikiyatrik hastalık öyküsü
 aile desteğinin olmayışı
BEDENSEL HASTALIĞA VERİLEN TEPKİLER VE BUNLARIN OLUŞUM NEDENLERİ
Bireyin bedensel, ruhsal ve sosyal profili ne olursa olsun hastalanmak zorlayıcı bir yaşam olayı, bireyin yaşam dengesi için tehdit, engellenme ve duygusal krize neden olabilecek bir deneyimdir. Sağlığın bozulması gibi zorlayıcı bir yaşam deneyimi ile başa çıkma sürecinde bir çok insan duygusal bir gerginlik yaşar. Ancak kişilik özelliklerine, geçmiş deneyimlere ve çevreden alınan desteğe bağlı olarak duyarlı bireylerde kriz durumu gelişebilir.
İnsanoğlu geleceğe yönelik olumlu ve umut dolu bir eğilim gösterir. İnsanların yaşamlarının akışı içinde her şeyin yolunda gittiğini düşündüğü bir zamanda, kronik hastalığa yakalandığını öğrenmesi ve tedavi görmesi yeterince zorlayıcı bir olaydır. Ancak hastalık tanısı alma durumunun aktif kriz durumuna dönüşmesi kişilerin olayı nasıl değerlendirdiğine bağlıdır. Hastalıkla gerçekçi olmayan algılar, bilgi eksikliği duyarlı kişilerde kriz olasılığını arttırır.
Hastalık durumu ister geçici ve hafif, ister süregen ve ağır olsun, insanlar hastalığı genellikle bir “kayıp” olarak yaşar ve yas tepkileri ortaya çıkar. Bu kez kaybedilen sağlıktır.
Fiziksel hastalık kişi için ayrılık endişesi, gelecek endişesi, ölüm korkusu, vücut, organ ve bölümlerinin zedeleneceği kaygısı, pişmanlık-suçluluk duygusu gibi değişik tepkilere neden olur, hastanın uzun süreli ruhsal durumunu, zihinsel işlevlerini, dengesini, fiziksel-duygusal otonomisini, vücut imajını, sosyal alanını etkiler. Eski çatışma ve çözülmemiş odak noktalarını harekete geçirir. Fiziksel hastalıklar kişiye, topluma, yaşa, kültüre, hastalığın nasıl algılandığına, hastalığın ima ettiği güçlüklere bağlı olarak kişinin denge ve uyumunu bozar.
Fiziksel hastalıklar kişinin kendisini, dünyayı ve geleceğini olumsuz şekilde algılamasına ve değerlendirmesine uygun bir zemin hazırlar. Bu durum hastalarda kendine güven sorununa, suçluluk duygularına, çevrelerini olumsuz algılamalarına ve ümitsizlik duygularına yol açar. Hastanın hastalıkla ilgili bilgisinin yetersiz olması yada yanlış gerçekçi olmayan bilgilere sahip olması, hastalığa uyumu zorlaştırır. Ailesel ve sosyal desteğin olmayışı krizin ortaya çıkmasını kolaylaştıran faktörlerdir.
Hastalık evrensel olarak özgüven kaybı tepkisine neden olur. Kaygıya, çökkünlük ve çaresizlik duyguları eşlik ederse, zorlanma ile baş etmede çeşitli psikolojik savunmalar gelişir.
BEDENSEL HASTALIKLA BAŞAÇIKMA

Bir hastalık tanısının kabulünde kişinin yaşadığı bir dizi dönem vardır. Bu dönemleri bazı kişiler birkaç saat yaşayıp diğer dönemlere geçebilmekte, kimisi birkaç hafta kimisi ise yıllarca bir dönemde takılmakta ve hastalığı kabul aşamasına gelememektedir.Bir kişinin hastalığı kabul aşamasına gelinceye kadar geçirdiği dönemler şöyledir:1. Şok Dönemi 2. İnkar Dönemi 4. Pazarlık Dönemi 5. Depresyon Dönemi 6. Kabullenme dönemi
Hastalıkla baş etme yöntemleri çevreden gelen talep ve değişikliklere uyum sağlamak için kişinin bilinçli ve bilinç dışı ortaya koyduğu davranışlardır. Bu kapsamda savunma düzeneği ise kişiyi bilinç dışı dürtü ve duygulanımların yarattığı tehlikeden koruyan ruhsal süreçlerdir. Baş etme yöntemleri, savunma düzeneklerini de içerir ve ondan etkilenir, ancak sadece ondan ibaret değildir.
Fiziksel hastalığın getirdiği zorlanma ile baş etme bir ego işlevidir. Uyumsal savunmalar, dinamik dengeyi yeniden kurma ve uyuma dönüktür. Uyumsal olmayan başetme yöntemleri ise, hastanın gücünü - direncini azaltır. Çözmek durumunda olduğu sorunun çözümünü güçleştirir, kısır döngüye neden olur.
Başaçıkma süreci, hastanın sağlık sorununa bir anlam verme ve yaşamına getirdiklerinin bilişsel değerlendirilmesi ile başlar. Bu değerlendirme çeşitli başaçıkma becerilerinin ve uyumsal davranımların kullanımı ile sürer.
Hastalığa yaklaşım sürecinde, gerek aile gerekse hasta kişi tarafından başa çıkma becerilerini zorlayan çeşitli stratejiler kullanılmaktadır. Bunlardan biri, inkar yada gözardı etmektir. Bu yaklaşım, hastalığın başlangıç evresinde hastalara yardımcıdır. Hastalar bu durumuyla aşırı uğraşmak yerine duygulardan uzaklaşarak geçici yarar sağlarlar. Böylece acı veren yaşantılarla aşırı uğraş sonucu bir çıkmaza girmek yerine diğer başetme kaynaklarının kullanımı için zaman kazanırlar.
Hastaların kullandığı diğer stratejiler hastalık ve tıbbi işlemler konusunda bilgi almak ve kendi tıbbi bakımını öğrenmektir. Fakat burada önemli olan hasta bireyin ve ailesinin hastalığın kendisi, tedavisi ve yaşam şekli ile ilgili bilgiyi nereden öğrendiğidir. Çünkü insanlar hastalık ve bedensel hasar konusunda doğrudan edindikleri deneyimlerin yanı sıra, çevreden edindikleri bilgilerden bazı inançlar geliştirirler. Genellikle bu inançlar doğruyu yansıtmaktan uzaktırlar. Bu nedenle bireylerin geliştirdiği bu inançlar hastalığın getirdiği zorlu yaşantıların daha da stresli yaşanmasına yol açar. En sık gözlenen durum; sağlık personeli tarafından tedavide yapmaları gereken ve hastalığın seyri ile ilgili konularda bilgilendirilmelerine rağmen hasta ve yakınlarının, diğer hasta bireylerin veya hasta yakınlarının yaptığı önerileri daha üstün tutmalarıdır. Diğer hastaların ne yaşadıklarını ve bunlarla nasıl başa çıktıklarını öğrenmek özellikle yeni tanı almış kişilerde çok yararlıdır. Bu yarar nedeniyle “etkileşim grubu” adı altında grup psikoterapileri de uygulanmaktadır. Fakat burada önemli olan diğer hasta ve yakını tarafından “yaşantıların” paylaşılmasının haricinde “yanlış bilgilerin” de aktarılmasıdır. Hasta ve ailelerinin unuttuğu bir konu olmaktadır. Kişiler aynı tanıyı alsa bile yapılan tedavi biçimleri her bireye göre farklı olabilmektedir. Her iki hastanın da şeker hastası olması ya da her iki hastanın da diyaliz tedavisi gören kişiler olması tedavi biçimlerinin aynı olacağı, diyet düzenlerinin aynı olacağı anlamını taşımamaktadır. Kulaktan dolma bilgilerin uygulanması kişinin sağlığını bozucu bir faktör olabilmekte ya da sıkıntısın arttırabilmektedir.
Bir başka başa çıkma stratejisi ise hastaların durumları üzerinde kontrolleri olduğu duygusunu güçlendiren ve kişisel etkinliklerini sürdürmeye yarayan kendi tıbbi bakımlarını yapabilmeleridir. Hastalığa bağlı gelişen kriz üzerinde bir egemenlik sağlamak ise uyumsal davranımları, rutinleri sürdürmek ve somut ya da sınırlı hedefler edinmekle gerçekleşir. Sosyal ortamlara girmek hastanın geleceğine umutla bakmasına yardımcı olur. Ayrıca kendine anlamlı gelen hedeflere ulaşmak için de bir fırsattır.
BELİRTİLER NELERDİR ?
Kanserli hastalarda depresyonu tanımak zordur. Öncelikle bu kadar ciddi bir hastalıkta üzgün, karamsar olma ‘’ normal ‘’ kabul edilip hastayı ne oranda etkilediği pek kontrol edilmez. Ayrıca hem aile hemde hekim için kanser kelimesini telaffuz etmek, hasta ile açık açık konuşmak zordur. Hastanın ‘’ morelini bozmamak’’ için genellikle üzgün duruşu görmezden gelinir ya da hiçbir şey yokmuş, hastalık geride kalmış gibi davranılıp konuşmaktan kaçınılır.
Uykusuzluk, iştahsızlık, halsizlik gibi bedensel belirtiler; depresyon, hastalık belirtileri ya da tedavi yan etkileri ile karışabilir.
Aşırı bağımlılık, öfke, göz temasından, aile ile birlikte olmaktan kaçınma, çaresizlik, umutsuzluk, aşırı ağrı yakınmaları ve tedaviye uyumsuzluk belirtileri önemlidir
Kanserde intihar girişimi sık olmamakla birlikte kendisinde ya da ailede intihar girişimi, genel durumun kötü oluşu, kontrol edilmeyen ağrı, sosyal destek azlığı, bir yakının ölümü, psikiyatrik hastalık geçirmiş olma, kaygı, umutsuzluk risk faktörleridir. Hastanın bilincinin bulanık olduğu dönemlerde kaza ile ya da kasten kendine zarar verebileceği akılda tutulmalıdır.
PSİKİYATRİK TEDAVİLER VE PSİKOTERAPİLER
Ciddi bir hastalıkla karşılaşma, tedaviler ve sonuçları hastaya ve duruma özel yaklaşımlar gerektirir. Kanserli hastalarda psikiyatrik tedavilerin hastanın yaşam kalitesini yükselttiği, hastayı hastalıkla daha iyi başa çıkabilir hale getirdiği, kaygıyı azalttığı gösterilmiştir. Bilgilendirme, eğitim, kısa süreli destekleyici yaklaşımlarla çok fazla yol alınabilir. Ayrıca psikiyatrik tedavilerle bağışıklık sisteminin güçlendirildiğinden söz edilebilir.
Hastaya ve ailelerine uyum, yeni bir yaşam tarzı geliştirmede yardım edilebilir. Hastayı dinlemek, kaygılarını anlatabilmesi, sorularını sorabilmesi için fırsat vermek, tüm umutlarını yok etmeden dürüst ve açık olabilmek önemlidir. Hasta hastalık nasıl gelişirse gelişsin yalnız bırakılmayacağını, ağrısı olursa bir çözüm bulunacağını bilmek ister. Terapilerde bireysel sorunların yanı sıra hastanın ailesi, arkadaşları ve hekimi ile açık bir ilişki kurması ile ertelenmiş planlar ele alınır. Krize müdahale modeline dayanan kısa süreli, destekleyici psikoterapiler özellikle tanının koyulduğu, hastalığın tekrarladığı ya da metastazın saptandığı kriz dönemlerinde yararlı bulunmuştur.
Nefes egzersizleri, kas gevşeme teknikleri, dikkati bölme, orta düzey egzersiz, bilişsel yeniden yapılandırma, eğitim ve dayanışma grupları kaygı ve depresyon tedavisinde yararlı olur.
Hastanın zedelenmiş olan benlik değerini yeniden kazanmasına yardım edilir, yanlış anlamalarını düzeltip, yeni bir yaşam dengesi kurması desteklenir. Sınırları kabullenme, yeni bir yaşam planı ve gelecek planları oluşturmada destek olmaya çalışılır. Geçmişteki güçlü yönleri harekete geçirip hastanın baş etmede başarılı yolları desteklenir. Benzer sorunları olanlarla yapılan grup terapileri, bazı seanslara aile bireylerini dahil etme, iyileşmiş bir hasta ile görüşme sıklıkla yardımcı olur.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kanser ve Depresyon" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Sevilay ZORLU'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Sevilay ZORLU'nun izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Sevilay ZORLU Fotoğraf
Dr.Sevilay ZORLU
Antalya
Doktor "Ruh sağlığı ve hastalıkları - Psikiyatri"
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi115 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Sevilay ZORLU'nun Makaleleri
► Kanser ve Vitaminler Prof.Dr.Metin ÖZATA
► Kanser ve Bağışıklık Sistemi Prof.Dr.Cengiz KIRMAZ
► Kanser Sonrası Meme Onarımı Doç.Dr.Tahsin Oğuz ACARTÜRK
► Doğum Kontrol Hapları ve Kanser Prof.Dr.İlker GÜNYELİ
► Kanser Hastalarına Beslenme Önerileri Prof.Dr.Nazım Serdar TURHAL
► Hücre, Genetik ve Kanser Hakkında Temel Kavramlar Prof.Dr.Hasan Çağlar UĞUR
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,209 uzman makalesi arasında 'Kanser ve Depresyon' başlığıyla benzeşen toplam 85 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Evlilikte Cinsel Yaşam Ağustos 2017
► Kadın Olmak, Anne Olmak … Haziran 2016
► Kaygı mı Korku mu? Mayıs 2016
► Boşanma ve Sonrası Kasım 2015
► Kolay İnciniyor Musunuz? Ağustos 2015
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:41
Top