2007'den Bugüne 87,593 Tavsiye, 27,122 Uzman ve 19,365 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Radyasyon ve Diş Hekimliği
MAKALE #16883 © Yazan Dr.Dt. Itır Şebnem BİLİCİ | Yayın Temmuz 2016 | 2,973 Okuyucu
Giriş Günümüz modern diş hekimliğinde klinik teşhiste yol gösterici bir yöntem olarak iyonize radyasyon içeren radyografik tetkikler sıklıkla kullanılmaktadır. Konvansiyonel ve dijital radyografide, fosfor plaklar ve radyoviziyografi rutin diş hekimliği radyolojisi uygulamalarının gerçekleştirilmesini sağlar. İleri tetkikler olarak dental volumetrik tomografi (DVT), bilgisayarlı tomografi (BT), sintigrafi, pozitron emisyon tomografisi (PET) karşımıza çıkar. Son zamanlarda dijital radyografi konvansiyonel yöntemlerin yerini almaya başlamıştır. Bu sayede hastalara daha az X ışını ile inceleme yapılabilmektedir. X ışını dozunun düşmesi, hastalarda daha az tehlikeye neden olabilir.
Radyasyon Biyolojisi ve Etkileri Radyasyonun maddeye ilk etkisi saniyenin 10 trilyonda biri kadar sürede elektron düzeyinde meydana gelir. Saniyeler ve saatler içinde biyolojik moleküllerin modifikasyonu gerçekleşir. Moleküler değişim hücreleri ve onlar da organizmayı değiştirir. Bu etkiler saatler, on yıllar boyunca kalıcı olabilir ve gelecek nesilleri etkileyebilir. X ışınları yaşayan hücrelerde birçok zarara yol açar. X ışınından en çok zarar görme potansiyeli olan organlar ışın alan bölge ve yakınındaki alanlardır: bu bölgeler diş hekimliği radyolojisi için tiroid bezleri, tükürük bezleri ve kırmızı kemik iliğidir (örneğin mandibula). Tiroid, meme ve kırmızı kemik iliği radyasyona hassas yapılardır. Kemik iliğinin radyasyona maruz kalmasıyla lösemi ortaya çıkabilir. Kemik ili
ğinin radyasyon aldıktan sonra eski haline dönmesi için geçen süre 25 yıl olarak bilinmektedir. X ışınları hızlı bölünen hücrelerde daha çok etkili olduğu için hamileliğin ilk 3 ayındaki fetüs radyasyona çok hassastır. İlk üç haftada fetüste bariz bir etki oluşması yerine fetüsün ölümü gerçekleşir; ancak 3 haftadan sonra fetüsün organlarında malformasyonlar olabilir veya fetüste kanser oluşma riski artabilir (Radiation Health Unit Department of Health).
Radyasyonun etkileri direkt ve indirekt olmak üzere ikiye ayrılır: • Bir fotonun enerjisi bir makromolekülü iyonize etmesi direkt etki olarak tanımlanmaktadır. Böylelikle biyolojik moleküllerden serbest radikaller ortaya çıkar. Serbest radikaller ya kendi içinde ikiye ayrılır ya da başka bir molekül ile birleşir ve bu şekilde de canlının moleküllerinde değişiklik olmuş olur. Radyasyon etkilerinin 1/3’ünü direkt etkiler oluşturmaktadır. • Foton organizmadaki su tarafından abzorbe edildiği zaman ise su moleküllerini iyonize eder ve serbest radikaller ortaya çıkar. Buna suyun radyolizi denir. Bu serbest radikaller biyolojik moleküllere etki yaptığında ortaya çıkan etkiye indirekt etki denir. Oluşan peroksil radikalleri ve hidrojen peroksit dokularda oluşan toksik maddeler olarak karşımıza çıkar. Bu toksik moleküller ise organizmayı olumsuz yönde etkiler.
DNA’daki Değişiklikler Radyasyona bağlı hücre ölümü, genetik mutasyonlar ve kar
sinogenez gibi olguların oluşumundaki ana faktör DNA’da meydana gelen hasarlardır. • En sık görülen hasar, DNA sarmallarından birinin veya ikisinin birden kopmasıdır. Tek sarmalın kopması durumunda kopan kısım karşı sarmal baz alınarak hemen tamir edilebilir. Ancak ikisinin birden kopması mutasyona neden olur ve hücre bölünmesini engeller. Eğer bu hasar üreme hücrelerinde meydana gelmişse sonraki jenerasyonları kalıtımsal olarak etkileyecektir. Somatik hücreler etkilenmişse ise kanser meydana gelebilir (Şekil 1). • DNA sarmallarının başka DNA ya da proteinlere bağlanması • Herhangi bir bazdaki değişiklik ya da kayıp • DNA sarmalların arasındaki H bağlarının kopması ya da hasar görmesi
Radyasyonun Meydana Getirdiği Hasarlar ve Dental Görüntüleme Radyasyonun etkileri genel olarak olasılıksal (tahmini, rastgele olarak meydana gelen) ve belirleyici (rastgele olmayan) olarak ikiye ayrılmaktadır. Belirleyici etki radyasyonun hücrelerin ölümüne yol açmasıdır ve tipik olarak yüksek doz alınmasıyla ortaya çıkar. Geleneksel dental görüntüleme (panoramik, periapikal ya da serigrafi) esnasında kullanılan radyasyon ile bu tür bir etki ortaya çıkmaz. Radyasyona bağlı olarak ortaya çıkan olasılıksal etkiler ise lösemi gibi kanser türleridir. Olasılıksal etkiler çok daha düşük dozlarda -yani dental görüntüleme ile- ortaya çıkabilir ve bu zararlara yol açılması için bir alt eşik değer yoktur, bu demek olur ki herhangi bir dozda bu hastalıklar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla dental görüntülemede verilen ışın, radyasyonun her türlüsü gibi kansere yol açabilmektedir (1). Klinik not: Radyasyonun
DNA’daki tek sarmalı mı yoksa iki sarmalı birden mi etkilediği tahmin edilemeyeceği için hastanın radyasyon aldıktan ne kadar süre sonra eski haline döneceği ya da tam olarak dönüp dönemeyeceği bilinemez. Medikal görüntüleme ile alınan radyasyon miktarı gün geçtikçe artmakta ve bu nedenle dikkat edilmesi gereken bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. 1980 yılından bu yana medikal görüntüleme sonucunda kişi başına düşen radyasyon miktarı artarak doğadan alınan miktara eşit hale gelmiştir (2,3). Bu durumun sebebi hem görüntüleme yapılan insan sayısının artması hem de bir seferde verilen radyasyon miktarının artmasıdır. Ancak dental görüntüleme ile hastanın aldığı radyasyon miktarı tüm tıbbi radyasyon kaynaklarının ufak bir kısmını temsil etmektedir (Şekil 2, 3). Diş hekimliğinde kullanılan cihazlarla hastaların çok fazla radyasyona maruz kalması söz konusu değildir. Özellikle son yıllarda dijital radyolojiye geçişle beraber hastaya verilen radyasyon miktarı daha da azalmıştır. Ülkemizde bir bireyin bir yıl boyunca 5 mSv dozunda radyasyon alması Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından normal kabul edilmektedir. Ortalama olarak bireylerin aldıkları yıllık radyasyon miktarı 1 mSv’dir. Halbuki bir periapikal radyografi için doz 0,0015 mSv0,005 mSv, 1 panoramik radyografi için ise 0,008-0,024 mSv’tir. Bu dozlarla yıllık sınırları aşmak mümkün değildir (Şekil 4). Dental görüntülemenin kansere yol açmasıyla ilgili olarak ortaya atılmış bir hipotez bulunmaktadır (Estimating risk linear non-threshold (LNT) hypothesis). Bu hipoteze göre doz ve indüklenen yeni kanser oluşumu arasında doğru orantı vardır. Dahası bu hipoteze göre bu etkilerin ortaya çıkması için bir eşik değer de bulunmamaktadır. Bu hipotez kanıtlanmamış olsa da doğru olduğunu düşündüren
birçok veri bulunmaktadır. Preston ve ark. 2007 yılında yaptıkları bir çalışmada 100 mGy’nin üstündeki dozlara maruz kalanlarda tümör insidansının yükseldiğini tespit etmişlerdir (4). Ancak tanısal radyolojide kullanılan miktardaki dozun risk taşıdığına ilişkin çok az sayıda araştırma bulunmaktadır. Çok düşük dozların gerçekten kanser riskini artırdığına dair kesin bir kanıt olmasa da radyografi kararı verilirken çok dikkat edilmelidir, bununla beraber gereksiz çekinceler nedeniyle hastalar tanıya yönelik radyografilerden mahrum da bırakılmamalıdır (1).
Dental Açıdan Radyasyon Kontrolü ve Radyasyondan İlk Olarak Etkilenen Organlar Diş hekimlerini ilgilendiren radyasyona hassas yapılar tiroid bezleri, tükürük bezleri, kemik iliği (lösemi açısından) ve beyindir (1,5,6). Dental radyoloji özellikle meningiomalar, tükürük bezi ve tiroid tümörleri üzerinde etkili bulunmuştur (7,8). Ancak söz konusu çalışmalar konvansiyonel radyografiler üzerinden yapılmış olup günümüzde diş hekimliğinin çok daha az miktarda X ışını ile görüntü elde edilmesine olanak sağlayan dijital radyografiden faydalandığını unutmamak gerekir.
Tiroid Bezi ve Radyasyon Radyasyondan etkilenen organlardan biri de tiroid bezidir. Tiroid kanserinin normalde görülme insidansı yaşla birlikte artarken Çernobil felaketi sonrasında çocukluk çağındaki bireylerde daha fazla görülmeye başlamıştır (9,10) ki bu da radyasyonun tiroid kanserine yol açtığını göstermektedir. İyonize edici radyasyon bilinen bir mutojen ve tiroid kanseri için bir risk faktörüdür. Yapılan birçok çalışma göstermiştir ki iyonize edici radyasyona maruz kalınan durumlarda –örneğin Çernobil nükleer güç kazasının ardından çocuklarda görüldüğü üzere - tiroid kanseri görülme insidansı artmıştır (10,11). 1954 yılında Marshall adalarında radyoaktif serpinti oluşumunun ardından (12,13), 1945 yılında atom bombasının ardından Japonya’da (14,15) ve terapötik amaçla radyadyona maruz kalan hastalarda (16,17) tiroid kanseri görülme insidansı artmıştır. Bütün bu popülasyonlarda tiroid papiller karsinom radyasyon alımına bağlı olarak ortaya çıkan bir tiroid kanseri olarak karşımıza çıkmaktadır. İyonize edici radyasyon özellikle DNA’ya verdiği zarar ile mutagenez ve karsinogenezden sorumludur. DNA çift sarmalındaki kırılmalar özel karsinojenik mutasyonların oluşmasındaki ilk olaylardır (18,19). Ancak bu mutasyonların hemen mi yoksa daha sonra mı ortaya çıktığı bilinmemektedir (10).
Radyasyon ve Diş Hekimliği Dt. Itır Şebnem Arpınar, Doç. Dr. Yusuf Emes, Prof. Dr. Serhat Yalçın
Şekil 3. 2006 yılı için total etkili dozun alındığı kaynakların birbirlerine göre yüzde oranları (3).
à
Sayfa 5DT
Şekil 1. Suyun elektrolizi sonucunda oluşan serbest radikal ya da elektron DNA sarmalına hasar verir (1).
Şekil 2. (Lila renkli alan, tıbbi amaçla alınan radyasyonu göstermektedir.) Yapay radyasyon kaynaklarını gösteren grafik (TAEK sitesinden alınmıştır.)
Radyasyon Halk Görevlileri
Etkin Doz Yıllık Ortalama 20 mSv/yıl 1 mSv/yıl Tek Yıl 50 mSv/yıl 5 mSv/yıl
Eşdeğer Doz Göz 150 mSv/yıl 15 mSv/yıl Cilt 500 mSv/yıl 50 mSv/yıl El – Ayak 500 mSv/yıl 50 mSv/yıl
Analog Periapikal 1,5 µSv Dijital Periapikal 0,005 µSv Analog Sefalometrik (33) 6 µSv
Dijital Sefalometrik 1,5 µSv Panoramik (33) 24 µSv
Dijital Panoramik 1,5-3 µSv
Şekil 4.TAEK tarafından belirlenen doz sınırları.
Şekil 5. Dijital görüntülemede radyasyon dozu geleneksel yönteme göre çok daha azdır.
Meningioma ve Radyasyon Tiroid kanseri gibi meningioma, diğer adıyla beyin tümörü oluşmasında da radyasyonun etkili olduğu düşünülmektedir (20). Sekonder malign tümörlerin tedavisinde radyoterapi kullanıldığında beyin tümörleri (21,22,23) nadiren de osteosarkomlar meydana gelebilir (21). Bildirilen bir olgu raporunda radyasyon terapisini takiben meydana gelmiş olan bir osteosarkom olgusundan söz edilmektedir (24). 2012 yılında yapılan bir vaka kontrol çalışmasında ısırma radyografileri ve panoramik radyografiler intrakraniyal meningioma ile ilişkili bulunmuştur. Bu bulgulara dayanarak geçmişte radyasyon miktarı daha fazla olan konvansiyonel radyografiler kullanılmakta iken intrakraniyal meningiomanın radyografiler ile indüklenmiş olabileceği sonucuna varılabilir. Günümüzdeki gelişmeler ve dijital radyografi teknolojisi ile doz azalmış olsa dahi radyografi kararı dikkatle verilmelidir (25). Yapılan başka bir çalışmada, baş bilgisayarlı tomografileri (BT) dahi meningioma ile ilişkili bulunmamıştır. Hâlbuki BT’de hastanın aldığı X ışını miktarı dental radyografilere göre çok daha fazladır (26). Örneğin DVT cihazlarında kullanılan radyasyon dozu medikal BT’lere göre çok düşüktür. Çene ve yüz bölgesinden medikal BT cihazları ile görüntü alımında yaklaşık 150 kVp-200mA’lık radyasyon dozu uygulanır iken dental BT cihazlarında görüntüler yaklaşık 80 kVp-5mA kullanılarak elde edilir. Isırma radyografisi ve panoramik radyografiler ile alınan 0.02-0.07 mGv’lik dozun beyne ölçülebilir oranda hasar vermesi beklenemez. Bu bilgilerin ışığında dental radyografilerin meningioma riskini artırmadığını söyleyebiliriz. Bazı çalışmaların aksini iddia etmesinin sebebi şu olabilir: Meningiomanın yarattığı yansıyan ağrılar nedeniyle ısırma radyografisi veya panoramik radyografi alınması gerekliliği ortaya çıkmış olabilir. Bu durum yapılan çalışmalarda meningioması olan bireylerden daha fazla radyografi alındığını ortaya koymakta olabilir. Ayrıca baş travması geçirmiş hastalarda dental görüntüleme yapılmış ve hastada travma nedeniyle daha sonra meningioma gelişmiş olabilir (7). Radyasyonun Diş Hekimliğinde Kullanımı ve Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Dental görüntüleme işlemlerinin kanser yaptığına dair şüpheler daima var olmuştur. Ancak tıbbi görüntüleme amaçlı yapılan ışınlamalarda; örneğin, BT tetkiklerinde dahi, tek bir inceleme ile herhangi bir zarar meydana gelmesi söz konusu değildir. Ancak birden çok ışınlamanın çok kısa bir sürede yapılması durumunda ve korunma tedbirleri ihmal edildiğinde güvenlik sınırları aşılabilir ki bu kadar çok tetkiki arka arkaya yaptıran hasta sayısı hem çok azdır hem
de hekimler daha önce hastadan radyolojik tetkik istendiğinden haberdar ise tekrar görüntülemekten kaçınacaklardır. Son zamanlarda dijital radyografinin kullanılmaya başlanmasıyla radyasyon miktarı azalmış ve dolayısıyla ışınlama sırasında hastaya verilen zarar da azalmıştır. Dijital görüntülemede geleneksel yönteme göre çok daha az ışın verilmekte olduğu Şekil 5’te görülmektedir. Örneğin; *YI3D röntgen cihazı panoramik radyografi esnasında 5,5 saniyede 1,5 mikrosie
vert efektif doz uyguluyor ki bu da 1 analog periapikal radyografi dozuna eşittir. Genel olarak tanısal görüntülemenin avantajlarının, risklerinin büyük ölçüde üstünde olduğu kabul edilir (27). Bu nedenle radyografiler aşırı ışınlamadan kaçınılarak gerektiği yerde kullanılmalıdır. Diş hekimliğinde radyasyon kullanımı ve radyasyondan korunma kuralları Avusturalya Radyasyondan Korunma ve Nükleer Güvenlik Teşkilatı tarafından hazırlanmıştır (28). Diş hekimi her
hasta için ayrıca düşünmeli ve karar vermelidir. Eğer radyografi sonucunda elde edilecek bilgi hastanın tedavisi ya da prognozu açısından öğretici olacaksa radyografi alınmalıdır (29,30). Bir hastadan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (cone beam computerized tomography: CBCT) -diğer adıyla DVT- alınırken diş hekiminin dikkat etmesi gereken birkaç önemli nokta vardır. Önce mümkünse periapikal, ısırma radyografisi veya panoramik radyografiler gibi düşük doz radyasyon içeren geleneksel gö
rüntüleme yöntemleri ile fayda sağlanmaya çalışılmalıdır. Daha sonra eğer bu görüntülerin ışığında kesitsel bir bilgi alınması gerektiğine karar verilirse, DVT gibi ileri görüntüleme tetkiklerine başvurulması gerekebilir. Örneğin panoramik radyografide gömülü bir üçüncü büyük azı dişinin kök uçlarının mandibular kanala çok yakın olduğu görülürse, çekim ile ilgili riskleri ortaya koymak için DVT alınması gerekebilir veya implant yerleştirilmesi
DENTALTRIBUNE Türkiye Baskısı Bilim & Araştırma 5
ß
Sayfa 4DT
à
Sayfa 6DT
için planlama yapılırken alveol kretinin yükseklik ve genişliğini gösteren kesitsel bilgi ihtiyacı doğabilir. Çenelerin posterior kısımlarında, DVT ayrıca maksiller sinüs ve mandibular kanal gibi implant yerleştirilmesini etkileyen yapıların lokalizasyonunu tespit etmeye yarar. DVT’ler geleneksel yöntemlere göre daha fazla doz kullanılarak görüntüleme yapmaktadırlar. Ancak doz değerleri tıbbi BT’lere nazaran çok daha azdır. Bu nedenle diş hekimli
ği radyolojisinde, eğer ileri tetkik gerekiyorsa, mümkün olduğunca tercih edilmeleri önerilir. Radyografinin ek bilgi sağlayacağı düşünüldüğünde, hasta mümkün olduğunca az radyasyon ile görüntülenmelidir. Bu kavram ALARA (As Low As Reasonably Achievable: İyi bir radyolojik muayenenin, mümkün olabilecek en az risk ile mümkün olabilecek en kısa sürede ve mümkün olabilecek en iyi sonucu elde edebilecek şekilde yapılmasıdır) prensibi olarak bilinir (31). İster tek bir periapikal rad
yografi olsun ister BT tetkiki olsun, hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, her radyolojik tetkikte olabilecek en az doz kullanarak en fazla tanısal değer elde etmek ilkesine yönelik olarak bütün tedbirler alınmalıdır. TAEK’e göre “Tedavi amaçlı tıbbi ışınlamalar hariç, radyasyona maruz kalmayı gerektiren uygulamalarda bireysel dozun büyüklüğü, ışınlanacak kişilerin sayısı, olası tüm ışınlamalar için, ekonomik ve sosyal faktörler göz önünde bulundurularak mümkün olan en düşük dozun alın
ması sağlanmalıdır. Kişilerin alacakları doz (medikal olanların dışında) sınırlandırılmalıdır. Doğal radyasyon (2-3 mSv/yıl) nedeniyle ışınlanmalar ve tıbbi ışınlanmalardan alınan dozlar, doz sınırlarına ilave edilmez.” ALARA ilkesinin uygulanabilmesi için aşağıdakilere dikkat edilmelidir: • Tanıya yönelik kesin bir fayda sağlamayan hiçbir radyolojik tetkik yapılmamalıdır. Mümkün olduğunca film tekrarı yapılmamalıdır. • Görüntülemeler olabilecek
en az doz miktarları ile yapılmalıdır. • International Commission on Radiological Protection (ICRP)’nin belirlediği ve önerdiği doz sınırları aşılmamalıdır. • Radyografik incelemenin tipi ve sıklığına karar verilirken hasta seçimi dikkatli yapılmalıdır. • Konvansiyonel görüntüleme kullanılacaksa E ? F hızlı film kullanılmalı ya da dijital görüntüleme tercih edilmelidir. • İntraoral film veya dijital görüntüleme kullanılırken hastanın aldığı X ışını miktarını yarı yarıya azalttığı için dikdörtgen kolimasyon kullanılmalıdır (32). • 20 yaş altındaki hastalarda tiroid koruyucuları kullanılmalıdır; çünkü bu yaşlarda yetişkinlere oranla tiroid bezi daha radyosensitiftir (33,34). • Hekim, hasta ve X ışını cihazından en az 6 adım uzakta durmalıdır. • DVT ışını görüntülenmek istenen sahaya odaklanmalı, bu alanın dışındaki bölgelerin gereksiz X ışını alması önlenmelidir (28,35). Sonuç Tanısal radyolojinin gerçekten kansere sebep olup olmayacağı hakkında henüz net bir bilgi mevcut değildir; ancak olabileceği daima göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle diş hekimleri tanı ya da tedaviyi ciddi anlamda etkileyecek durumları özenle seçerek radyografik muayeneye başvurmalıdır. Dikkat edilmesi gereken birkaç husus göz önüne alındığında dental görüntüleme esnasında hastanın aldığı ışın doğal radyasyon kaynaklarından çok da farklı olmayacak, direkt olarak kansere yol açabilecek boyuta ulaşmayacaktır. Yapılması gereken hekimlerin bu konuda çeşitli önlemler almalarıdır. Düşük doz radyasyon içeren görüntüleme yöntemleri kullanılmalıdır: 1- İntraoral Görüntüleme: Hızlı filmler veya dijital sensörler, tiroid koruyucular, dikdörtgen kolimasyon kullanılmalıdır. 2- Panoramik ve Lateral Sefalometrik Görüntüleme: Dijital sistemler veya nadir toprak elementi içeren plaka kombinas 3- CBCT: Düşük doz içeren makineler kullanılmalı, görüntülenmek istenen alanın dışındaki alanlara X ışını gelmesi önlenmeli, ekspoz süresi ve miliamper uygun şekilde azaltılmalıdır.
* Morita’nın klinik tipi dijital röntgen cihazı ‘Veraview 3D’ ilgili radyografi cihazının markasıdır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Radyasyon ve Diş Hekimliği" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Dt. Itır Şebnem BİLİCİ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Dt. Itır Şebnem BİLİCİ'nin izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Dt. Itır Şebnem BİLİCİ'nin Makaleleri
► Estetik Diş Hekimliği Dr.Dt. Itır Şebnem BİLİCİ
► Estetik Diş Hekimliği Dt.Şule ÜNAL
► Koruyucu Diş Hekimliği Dt.Medet BENLİ
► Estetik Diş Hekimliği Dr.Dt. Cenap ADAŞ
► Estetik Diş Hekimliği Dt.Kurtul Ali KAPTANOĞLU
► Diş Hekimliği ve Duygusal Zekâ Dt.Songül MİRZAOĞLU
► Pedodonti (Çocuk Diş Hekimliği) Dr.Dt. Mert Kafkas ŞAHİN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,365 uzman makalesi arasında 'Radyasyon ve Diş Hekimliği' başlığıyla benzeşen toplam 13 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Estetik Diş Hekimliği Kasım 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


04:24
Top