2007'den Bugüne 87,036 Tavsiye, 26,996 Uzman ve 19,257 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Aynadaki Sevgili Yansımam:Annem
MAKALE #5860 © Yazan Psk.Serap SÖZEN | Yayın Ekim 2010 | 5,335 Okuyucu
AYNADAKİ SEVGİLİ YANSIMAM : ANNEM
Yaşamın ilk 3 yılı, 0-3 yaş arasına denk gelen dönem yaşamın en önemli yıllarıdır. İlk 3 yıl içerisinde çocuk çok önemli bir varoluşsal mücadele vermektedir. Birey olmak veya bireyselleşememek… Bu yazı da çocuğun varoluş mücadelesinde annenin veya temel bakımı veren kişinin rolünden, aynalayıcı işlevinden bahsedeceğiz.
Ayna nedir? Varoluş mücadelesi içindeki çocuğa nasıl hizmet etmekte veya edememektedir? Aynanın yansıtıcı işlevini çocuğun hayatında bu denli önemli kılan ne olmaktadır?
Ayna, “ben”liğin nesneye yansıyan tezahürüdür. Kişi aynadan yansıyan görüntüsüne bakarak kendisinin kim olduğunu tanımlar. Aynaya yansıyan ise kişinin sadece sureti olmamakta, suretin ardındaki “öz” aynaya yansıyan görüntüyü değerlendirmede belirleyici olmaktadır. Aynaya yansıyan bir “ben”in olmayışı ise psikolojik açıdan bir felaketle –ölümle- eş değer olarak deneyimlenmektedir. Peki ya aynaya yansıyan “ben”liğin sürekli negatif olarak algılanması durumu? Bu durumda ölümden farklı olarak yaşanmamakta, kişi aynaya her baktığında psikolojik ölümünü tekrar tekrar yaşantılamakta, korkunç bir kaosun içinde var oluş mücadelesi vermeye çalışmaktadır. Aynaya yansıyan “ben”liğin bu farklı algılanış biçimleri –benliğin negatif olarak deneyimlenmesi, benliğin hissedilmemesi ve daha trajik olarak aynaya her bakıldığında kişinin benliğinin varolmadığını yaşantılaması hali - yaşamın ilk 3 yılında çocuk için önemli ötekilerin –anne ve temel bakımı verenlerin- çocuğa karşı olan yaklaşım biçimlerine göre belirlenmektedir. Bebek dünyaya John Locke’ın da belirttiği gibi “tabula rasa” yani “boş bir levha” olarak gelmekte ve yaşamla ilgili erken deneyimlerini aile ortamında, kendisine temel bakımı verenlerden (ki bu da çoğu zaman anne olmaktadır) öğrenerek “boş levha”sını doldurmaya başlamaktadır.
Anne, temel bakımı verenlerin başında gelen kişidir. Ve bebek ana rahmine düştüğü andan itibaren annenin kendisiyle ilgili verdiği/vereceği duygusal tepkilere göre bilinçaltı aracılığıyla varoluşunu programlamaya başlamaktadır. Bu süreçte annenin her türlü duygusal tepkisi –bebeğine bakarken mutlu olması, sevinmesi, gülmesi, onunla olmaktan keyif aldığını hissettirmesi veya bunların tam zıddı olarak bebeğiyle ilişkisinde kendisini soğuk, uzak, kopuk, mutsuz, çaresiz, öfkeli, gergin, endişeli, panik halinde hissetmesi- bebek tarafından bilinçaltı aracılığıyla algılanmakta ve bebek annesiyle ilişkisinde algıladığı bu mesajlara göre kendi kimlik algını oluşturmaktadır. Bir diğer deyişle bebeğin annesiyle olan duygusal ilişkisi ilerde kuracağı tüm duygusal ilişkiler için bir zemin oluşturma özelliğine sahiptir. Bebeklik dönemi boyunca anneden alınan duygusal girdiler, yaşam boyu önemli diğerleriyle olan tüm ilişkilerde çıktı olarak işlev yapacaktır.
Buradan anlaşılacağı üzere anneyle olan duygusal ilişkinin niteliği çocuğun kimliğini oluşturmasında belirleyici olmaktadır. Gelişimin erken dönemlerinde başlayan annenin bu aynalayıcı işlevi gelişimsel süreçler boyunca azalmakla birlikte kişiliğin temel dinamiklerinin oluştuğu ilk 6 yıl boyunca etkililiğini sürdürmektedir. Gelişimin 0-1.5 yılları arasındaki dönemde bebeğin benliğiyle ilgili çekirdek inançları annenin ona yansıttıklarına göre oluşmaktadır. Bebek aynadaki (annesindeki) yansımasına bakarak “ben seviliyorum”, “ben değerliyim”, “ben önemli birisiyim”, “ihtiyaçlarım önemli”, “ben kusursuzum”… gibi olumlu benlik imajı oluşturabileceği gibi, “sevilmiyorum”, “değersizim”, “mutsuzum”, “ihtiyaçlarım önemsiz”, “ben kusurluyum” …gibi olumsuz benlik imajı da oluşturabilmektedir.
Yaşamın ilk 3 yılı içerisindeki 1.5-3 yaşlar arasına denk gelen “ayrışma-bireyselleşme” döneminde ise bebek artık kendisinin annesi olmadığını ayırt etmekte ve bu ayrım onun davranışlarına inatçılık şeklinde yansımaktadır. Bu dönemdeki çocuğun annesiyle ilişkisi ikircikli bir hal almakta, çocuk bir yandan anneye çok ihtiyaç duyarken, bir yandan da bireyleşmeye hevesli hareketleri, her şeyi kendisinin yapması için diretmesi, anneye sürekli karşı gelmesi, inatlaşması ile de ondan uzak durmaya, onu itmeye çalışmaktadır. Bir önceki gelişimsel dönemde olduğu gibi yine bu dönemde de annenin çocuğun bu ikircikli tutumlarına nasıl tepkiler verdiği çocuğun benlik imajını güçlendirici veya zedeleyici şekilde işlev görebilmektedir. Bu dönemde çocuğun uzaklaşmacı ve düşmanca tavırları bazı annelerde reddedilme, sevilmeme, istenmeme hislerini tetiklemekte ve anne çoğu zaman bilinçaltı olarak hissettiği düşmanca duyguları çocuğuna öfkeli, uzaklaşmacı, reddeden, değersizleştiren tavırlarla hissettirebilmektedir. Bu gibi durumlarda çocuğun henüz oluşmakta olan benlik algısı ağır bir darbe almakta ve kendisini algılama biçimi annesinin kendisine yansıttıkları gibi olmaktadır. Veya bunun tam tersi olarak annenin, çocuğun uzaklaşmacı ve düşmanca tavırlarına karşı ona daha fazla yapıştığı durumlarda olmaktadır. Çocuk kendisini ittikçe ortaya çıkan reddedilme, sevilmeme, dışlanma, istenmeme gibi durumlarla başaçıkamayan anne, çocuğunun her istediğini yaparak çocuğuyla arasındaki kopmak üzere olarak algıladığı bağı canlı tutmaya çabalamaktadır. Bu durumun çocuğun psikolojik dünyasındaki yansıması ise “her şeyi yapmaya hakkım var”, “ben çok değerli ve vazgeçilmez birisiyim”, “her istediğim hemen olmalı”, “insanlar benim istediklerimi gerçekleştirmek için vardırlar” gibi narsisistik (benmerkezci) inançların oluşmasına neden olmaktadır. Her iki durumda çocuğun gelişmekte olan egosuna darbe indirmekte ve gerçekliği algılamasında kalıcı hasarlar yaratmaktadır.
Gelelim aynadan hiçbir yansıma alınamayan –annenin fiziksel veya psikolojik olarak ölü olduğu- durumlarda gelişmekte olan çocuğa neler olacağına… Annenin veya onun yerine geçebilecek bir bakıcının olmaması hali çocuk için psikolojik olarak bir felaket, bir kaos, bir travma durumu olarak yaşantılanmaktadır. Aynaya baktığında kişinin kendi yansımasını görememesinde olduğu gibi bebeğin hakkında hiçbirşey bilmediği “dünya” denen uyarıcılarla dolu bilinmezi anlamlandırmasında; acıktığında, susadığında, hastalandığında, canı oynamak istediğinde, okşanmaya ihtiyaç duyduğunda ortaya çıkan yoğun duygusal gerilimlerini regüle etmesinde ona yol gösterecek bir annenin olmayışı çocuk için dünyayı kaotik, travmatik, tehlikelerle dolu, yordanamaz bir yere dönüştürmektedir. Gelişmekte olan ego (benlik duygusu) geri dönüşümsüz bir biçimde hasar görmekte ve ilerleyen zamanlarda çeşitli psikiyatrik bozuklukların ortaya çıkması nerdeyse kaçınılmaz olmaktadır. Tüm depresif bozukluklar, kaygı bozuklukları, kişilik bozuklukları ve ağır psikiyatrik rahatsızlıklar olarak sınıflandırılan psikotik bozukluklar annenin aynalayıcı işlevinin sekteye uğradığı veya hiç oluşamadığı durumlarda ortaya çıkması olası rahatsızlıklardır.
Görüldüğü gibi annenin aynalayıcı işlevi çocuğun ruh sağlığının nasıl olacağını belirlemede ve onu korumada kilit bir öneme sahiptir. Ruh sağlığı yerinde olan bir toplum oluşturabilmek için anne adaylarının bilinçlendirilmesine ve çocuk sahibi olmaya karar verilirken özellikle annenin buna hazır olup olmadığının belirlenmesine azami önem verilmelidir.

UZMAN KLİNİK PSİKOLOG
SERAP SÖZEN


Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Aynadaki Sevgili Yansımam:Annem" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Serap SÖZEN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Serap SÖZEN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Psk.Serap SÖZEN
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi9 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Serap SÖZEN'in Makaleleri
► Eyvah!! Annem Babam Boşanıyor Psk.Dnş.Zehra KAHRAMAN
► Annem ve Ben Yada Hayatın Anlamı Psk.Sinem MALKOÇ
► Hep Sevgili Kalmak Psk.Serap DUYGULU
► Narsist Kişi ile Sevgili/ Eş Olmak Psk.Yasemin TÜZEMEN
► Muhteşem Bir Sevgili Olmak ve Cinsellik Üstüne Sekiz Tüyo ÇOK OKUNUYOR Psk.Ahmet Sevran POLAT
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,257 uzman makalesi arasında 'Aynadaki Sevgili Yansımam:Annem' başlığıyla benzeşen toplam 9 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


05:43
Top