2007'den Bugüne 85,241 Tavsiye, 26,655 Uzman ve 18,979 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Günümüz Toplumunda Meslek Seçimi
MAKALE #11063 © Yazan Uzm.Psk.Özge SOYSAL | Yayın Haziran 2013 | 3,104 Okuyucu
ÖZET
Hız ve temponun egemen olduğu Modern çağa geçişle birlikte toplumsal ve bireysel değerlerin dönüştüğünü de gözlemleriz. “Nasıl yaşamam gerekir” sorusuna verilen cevapların kolektif ideallerden sıyrılıp,bireysel seçim ve sorumluluklara dönüşmesi beraberinde yeni birtakım davranış ve düşünüş şekillerini de getirmiştir. Bunun bir sebebi de bilinçdışı bastırma mekanizmasının “kendini özgürce ifade etme” zamanı olan modernitede aynı şekilde işlememesidir. Yeni toplumsal süreçler yeni ruhsal işleyişleri de doğurmuştur. Modern çağın bu yeniliklerinin belki de en çarpıcı biçimde somutlaştığı “ipler sizin elinizde” söylemi, öznel arzuların “şimdi, burada, hemen” doyurulması talebiyle birlikte gitmekte, mutluluk, başarı, kariyer gibi konular da günümüzün bu yeni parametrelerinde farklı anlamlara bürünmekte ve “kendini gerçekleştirme projesinin” planlanması gereken koşulları olarak algılanmaktadır.

Aklın zaferi ve bilim teknolojisinin insan yaşamına egemen olmasıyla tanımlanan modern çağ, bir diğer anlamıyla sanayileşmiş dünya (A. Giddens, 1990), toplumsal yaşamın yönetim ve üretim ilişkilerinde yeni bir takım düzenlemeler getirdiği gibi bireysel alanda da kaçınılmaz sonuçlar doğurmuştur. Günümüz toplumunda kendisini iyiden iyiye hissettiren bu etkilerin “neden” ve “nasılları”, gerek toplumsal süreç ve dinamiklerle ilgilenen sosyologlar (Alain Touraine, Antony Giddens vb.) gerekse bireysel gelişim süreçlerine yoğunlaşan ruh sağlığı alanı çalışanları için ele alınması gereken başlıca konulardan birini oluşturur. Bu sunumda kariyer kavramının aldığı anlamları “iyi bir yaşam kalitesine ulaşmak”, “kendini gerçekleştirmek” gibi günümüzün gerek yazılı ve görsel, gerekse elektronik medyasında sıklıkla duyduğumuz terimleri aracılığıyla tartışmaya, diğer biryandan da kişilik yapılanmalarının toplumsal söylemlerle olan yakın ilişkisini ortaya koymaya çalışacağım.

“Nasıl yaşamam gerekir?” genel sorusunun kapsadığı nasıl davranmam, giyinmem, beslenmem, başarılı ve mutlu olmam gerekir sorularına üretim ilişkilerinin kolektif ihtiyaç ve kurallara göre düzenlendiği geleneksel toplumlarda verilen cevaplarla, bilimsel uygulamaların ve akılcılığın insani eylemlere ve toplumsal ilişkilere egemen olduğu gelenek-ötesi modern toplumlarda verilen cevaplar şüphesiz ki aynı değildir.Geleneksel örgütlenmelerde, kolektif üretim ilişkilerinin gerektirdiği kendisine has kuralların ve tüm bu kuralların düzenlediği “sosyal bağın” ilkeleri içinde tanımlanan bireysellik, ancak kişisel haz ve dürtülerin bastırılmasıyla mümkün olabilirdi. Bu bağlamda da “Nasıl yaşamam gerekir?” sorusu, bireyin kişisel seçim ve kararlarının tekelinde olmaktan ziyade, toplumsal yaşamın ortak-kolektif bir takım ideallerine dayanmaktaydı. Bireylerin içine doğduğu ve onları belirleyen bu tür bir toplumsal düzenlemede cinsiyet de, cinsellik de, hatta aşk, evlilik ve başarı gibi günümüz insanını da yakından ilgilendiren konular salt kişisel tercih, arzu ve isteklere bağlı olamazdı. Bu anlamda geleneksel toplum, bireyin değil toplumsal yaşamın öncelendiği ve bireysel hazların da sosyal bağı zedelemeyecek şekilde yaşanabileceği bir toplumdur. Bu döneme damgasını vuran öznel çatışmalar da bireyin kendi istek ve arzularıyla, toplumsal kural ve gerekliliklerin arasında kaldığı nevrotik yakınmalardır. Ya… yada arasında sıkışıp kalmış, sonucunda da dürtülerinin ve kişisel arzularının tatmininden sosyal kabul ve ilişkiler adına vazgeçmiş, belki de hiçbir zaman gelmeyecek bir sonraya ertelemiş bireyler. Bastırma mekanizmasının var gücüyle işlediği, buna karşılık da kısmi hazların ancak belirli bir zaman ve mekân bağlamında yaşanabileceğinin salık verildiği bir düzenleniştir söz konusu olan. Bu durumda da cinsiyet, cinsellik,aşk, evlilik ya da başarı gibi konular sadece bireylerin kendilerini ilgilendiren konular değil, içinde bulundukları gurubu da bağlayan, dahası onları içinde bulundukları gruba bağlayan deneyimlerdir de. Kolektif yaşamın kurallarını çiğneyen bireylerin içine düştükleri duyguysa, kaçınılmaz olarak suçluluk duygusudur; toplumsal bir bedel ya da çoğu kez kişinin kendi kendisine ödettiği psikolojik bir ceza. Psikanalizin tarih sahnesine çıktığı 19. yüzyılın sonunda başat ilgisinin bilinçdışı suçluluk duygularıyla kıvranan histerikleryani nevrotik yapılanmalar üzerinde yoğunlaşması bu bakımdan ne tesadüfî ne de tarihsel süreçten bağımsızdır.

Freud’un grup fenomenini ele aldığı 1921tarihli çalışma, grup yaşamın oluşumunu ve bireylerin grup içi bağlarını özdeşim kavramıyla ilişkilendirir. Bireysel haz arayışlarının toplumsal alandaki ifadesini “çalışmak ve sevmek” olarak tanımlayan Freud, bireyleri birbirine bağlayan ve ilişkilendiren tılsımı da keşfetmiş gibidir. Burada söz konusu olan, dürtülerin amaçsız bir şekilde kol gezindiği kişisel bir evren değil, bir başkası tarafından sevilmek ve onay bulmak için dürtülerimize yön verip, işlediğimiz hatta sosyal bir ideale bağladığımız bir evrendir. Bu anlamda kişisel tatmin ve mutlulukların toplumsal yaşantılardan ayrı gelişmesi mümkün gözükmemektedir. Benlik idealinin gelişimi, tıpkı ebeveynleri tarafından sevilmek isteyen küçük bir çocuğun durumunda olduğu gibi, kişinin önüne yansıttığı, kendisini diğerlerinin gözünden görmeye çalıştığı, onlar tarafından sevilmek ve hoşa gitmek istediği gelişimsel bir evreyi belirtir. Mutlu hissedebilirim çünkü seviliyorum, çünkü hoşa gidiyorum, çünkü yaşamımı kendi ihtiyaç ve taleplerimi doyurmamın ötesinde diğerlerinin beklenti ve arzuları da belirliyor. Benliğimi diğer benliklere, başkalarına bağlayan ve aramızdaki sosyal bağı oluşturan şey, yani kolektif idealler. Kısacası, kendimi sevmemin koşulunun her ne pahasına olursa olsun tatmin bulmaya değil, diğerleri tarafından sevilmeye ve dönüşümlü olarak da kendime olan sevgimi pekiştirmeye bağlanması. Söz konusu olan sevmek ve çalışmaksa, bu ikisinin de bitmeyen bir emek ve sonlanmayan bir süreç gerektirdiğini, bununla birlikte kişiye yaşamının sonuna kadar taşıması gereken sorumluluklar yüklediğini de biliyoruz. Sabır,fedakârlık, uzun uzadıya uğraş ve çaba gerektiren, adım adım ilerlediğimiz ve muhtemelen hiçbir zaman tam olarak ulaşamayacağımız idealler, önümüze yansıttığımız, ucu açık, yaşamın iyi ya da kötü denetlenemez sürprizleriyle dolu projeler.

Böylesi bir perspektiften bakıldığında modern tüketim toplumlarının bireylere vaat ettiği şey, tüm bu sosyal cenderelerden, dürtülerimizi kısıtlamak, sınırlandırmak zorunda kaldığımız bağlardan özgürleşmek ve “nasıl yaşamam gerekiyor” sorusuna kendi bireysel ihtiyaç ve taleplerimiz doğrultusunda cevap vermektir. Bunun araçlarıysa günden güne gelişen bilimsel teknolojik uygulamalardan, uzman görüşlerinden, kişisel gelişim koçlarının yönergelerinden, ölçme ve değerlendirme tekniklerinden ve süreğen bir şekilde pazarlanan tüketim nesnelerinden geçmektedir. Gazete ve dergilerde sıklıkla okuduğumuz gibi ipler artık bizim elimizdedir! Modern toplum,“seçim” ve “karar verme” çağıdır. Meslek seçimi, eş seçimi, okul seçimi,kariyer seçimi hatta cinsiyet seçimi… Toplumsal yaşamın sınırlayıcılıklarından,ertelemelerinden, bireye yüklediği toplumsal sorumluluk ve suçluluk duygularından arındırılmanın verdiği özgürleşme duygusu, yapılması gereken birçok seçim ve verilmesi gereken kişisel kararlarla sanki yeniden ketlenmiş gibidir.Sosyal grubun dayanak sağladığı ve bireyin diğerlerine bağlanmasının adeta kendiliğinden olduğu düzenlenişler yerini bireylerin salt kendilerinden sorumlu oldukları ve kendileri için karar verdikleri yapılanmalara bırakmıştır. Sevmek ve çalışmak yani sevilmek ve başkaları için de çalışmak, günümüzde içi boşaltılan ve deyim yerindeyse “beyhude” bulunan bir eski zaman masalına dönüşmüştür. Seçimler ve kararlar bize aittir, çünkü bunları yapabilmemiz için gerekli her türlü nesne ve imkân sunulmakta, hatta fazlasıyla sunulmaktadır.Alternatiflerin günden güne çoğaldığı, mutlu olmamız için daha fazla nesnenin tüketimimize sunulduğu, her gün “iyi bir yaşam kalitesine” ulaşmamız için bize önerilerde bulunulan, neleri nasıl tüketmemiz ve planlamamızın söylendiği günümüzün modern toplumunda mutsuz, başarısız ya da kariyersiz olmaya neredeyse imkân yoktur. Ne de olsa bunun için her türlü olanak elimizin altındadır ve halen kendimizi yetersiz ve güçsüz hissediyorsak, bu sadece bizim sorumluluğumuzda ve dahası bizim seçimimizdedir.

Toplumsal ideallerin “sevmek ve çalışmak” yükümlülüklerinden kurtulmuş ve kişisel hazlarını dilediğince yaşayabilecek bireylerin yeni ilkelerini artık şimdi, burada ve hemen tüket ilkesi oluşturmaktadır. Nesne olması gereken yerde, olması gerektiği şekilde ve mümkünse hemen şimdi hazır bulunmalıdır. Nesnenin yokluğunu ifade eden her hangi bir engellenmeyse ruhsal olarak tahammül edilemez olarak yaşanmakta, yokluk ya da tamamlanmamışlık duygusu aynı zamanda bireysel bir hiçleşmeyi, bir tür var oluşsal kayboluşu da beraberinde getirmektedir. Zamanın nevrotik kişilik yapılarıysa yerlerini adet depresyon, melankoli, yalnızlık, yalıtılmışlık, madde bağımlılığı, sınır durumlar, narsistik bozukluklar gibi daha ağır yaşantılanan patolojilere bırakmıştır. Onca seçeneğin ve uyaranın altında kendisini halen eksik hisseden ve yetersizlik, güçsüzlük semptomlarıyla boğuşan bireyler çareyi ya kendi içlerine kapandıkları depresyonda, ya da onu yetersiz, güçsüz ve eksik bıraktığını düşündüğü kişilere saldırmakta, yok etmekte bulmaktadırlar. Tüm bunların sonucunda da sosyal bağ, cinsel ve saldırgan dürtülerimizin diğer bireylere bağlanamadığı, bir anlamda evcilleşip ılımanlaşamadığı ama öznelliğin tehdit edildiği bağımlılıklar ve bırakmamacasına yapıştığımız tutkular tarafından belirlenir hale gelmektedir.

O halde “ipler artık sizin elinizde söylemi” bir yanılsamadan ibarettir. Zira ne bastırılmış arzuların şimdi ve burada sınırsızca salıverilmesi, ne de yaşamın her anının planlanabilip,denetleyebileceği bilimsel-teknik araçlara sahip olmak bireylere vaat edilen mutluluğu ve başarıyı sunabilmiştir. Günümüzde terapistlerin odaları adeta her türlü imkân, deneyim, kişisel tatmin ve parlak bir kariyere sahip olduğu halde,içinden çıkılamaz bir anlam boşluğunun ortasında ıstırap çeken danışanlarla dolmaktadır. 20 yüzyılın son çeyreğine ve 21. yüzyıla damgasını vuran serzeniş ve şikâyetleri, ya… ya da gibi bireysellik ve toplum arasında sıkışmış kişilerin nevrotik çatışmaları değil, hem… hem de talebinde somutlaşan ve kendisine, sahip olduklarına, ona sunulanlara rağmen ideal doyumu bir türlü yakalayamamaktan muzdarip, hiperaktif debelenmeler betimlemektedir.

Kariyer seçimi de bu anlamda mesleki bir serüveni, arayışı, var oluşsal bir derdin toplumsal alanda yüceltilip, ifade bulmasını, kişisel deneyim ve kaynaklarımızla besleyerek zamana yaydığımız, olgunlaştırdığımız, toplumsal üretim ya da düşünce yaşantısına katkıda bulunduğumuz için sevilmeyi ve tanınmayı beklediğimiz bir ideali belirtmekten uzaktır. Kariyer yapmak aynı zamanda âşık olmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, yeterince güzel bir fiziğe ulaşmak, çevre edinmek, dolu bir CV’ ye, biriktirilmiş sertifikalara sahip olmak gibi modern bireyin önceden planlanması ve öngörmesi gereken bir dizi kararı ve denetimi gerektirmektedir. Kariyer kavramı kişisel ve toplumsal dertlerimizin süreç içinde şekillendirdiği yoğun bir emekten ziyade, mümkün mertebe pazarlanabilen, gösterilip sunulabilen ve bir nevi acelecilikle,kestirme yollarla ulaşmayı hedeflediğimiz, kendimizi gerçekleştirmenin olmazsa olmazları arasında yerini alan bir zorunluluğu işaret eder. Kıyasıya rekabetin,iktidar mücadelelerinin, sahiplenmeciliğin yolunu açan bu ışıltılı kavram,hemen her kesimden ve her yaştan bireye de sunulmaktadır. Söz konusu olan neyi,nasıl ve hangi içsel dinamiklerle seçtiğimiz çetrefilli soruları değil, ne zaman, nerede, neye bir an önce sahip olabileceğimiz ve sonucunda da kazancımızın ne olacağı sorusudur. Tabiî ki ve mümkünse kayıp, eksiklik ve hayal kırıklıklarıyla yüzleşmek zorunda kalmadan! Bu talepse karşılığını anında bulur: her türlü test, ölçme, değerlendirme ve yönlendirme tekniği bireyleriçin hazır edilmekte, seçim ve kararlarında yanılma payını en aza indirgemek için somut bir takım parametrelere, getiri ve götürü hesaplarına başvurulmaktadır.Kafamızı nereye çevireceğimizi bilmediğimiz, nereye yönleneceğimizi şaşırdığımız zaman da bizim için “doğru” olanı gösteren istatiksel veriler imdadımıza yetişir ve adeta hiçbir arzuya, projeye dâhil olamayan, yaşamsal bir dert, bir uğraş, bir anlam geliştirmekten uzak olan bireylere neyi seçmesi ve bu yolda hangi emin adımlarla ilerlemesi gerektiği söylenir. Bir boşluk daha böylece kapanmış, arayış ve sorulardan önce cevaplar hızla yerini almıştır.
Günümüzde modern tıp ve psikopatoloji, belki de hiç olmadığı kadar bireylerin özgür seçimlerine ideal bir yaşam kalitesi sunma anlamında saygı duydukları izlenimini vermemişti. Ama ne tuhaftır ki bu ikisi yine hiç olmadığı kadar günümüzde, uzmanlık ve günlük yaşamın akılcı, bilimsel yönetimi adına bireyleri süreğen davranış ve duygu ölçme, değerlendirme tekniklerine maruz bırakmamıştı.Bireyselliğin bunca yüceltilip, aynı zamanda da bu denli susturulduğu,indirgemeci bir neden-sonuç silsilesine yerleştirildiği çelişkisi çağımıza özgü çıkmazlardan birisidir. Günümüz toplumunu diğerlerinden ayıran belki de en belirgin özellik aşırı bir dinamizm ve tempoyla belirleniyor olmasıdır. Bugün neyi seçtiğimin, hangi kararı aldığımın ya da geçmiş motivasyonlarımın en nihayetinde bir önemi yoktur çünkü her şey anında buharlaşan bir hızda değişmekte, yenilenmekte ve bana yalnızca yetişmem gerektiğini hatırlatmaktadır. Nereye sorusundan bağımsız bir koşuşturmaca ve ritimle, zira artık bunu sormak için bile zamanımız yoktur; sorduğumuzdaysa sonuç hüsrandır,o halde sormadan koşturmak en iyisi ve geçerlisidir. Modern dünya “kontrolümüzden çıkmış bir dünyadır” (A. Giddens, 1990) ve kariyer seçimi gibi kavramlar da sanki iplerin bizim elimizde olduğu yanılsamasını elimizden almak istemeyen,sırtımızı sıvazlamaya devam eden, diğer türlü kendi amaçsızlığımızı ve boşluğumuzu hissedeceğimiz birer can simididirler.
Bireylerin salt kendilerinden menkul olduğu, kendileri için ve kendilerini gerçekleştirme kadına karar verdiği bu pratik ve faydacı post-modern söylenceler silsilesinde,simgesel ve kültürel konulardan, bilgi ve değer birikimlerinden yalıtılmış bir toplum ve pazarlanan, tüketilen, atılan nesneler hatta öznellikler yığını belirmektedir. Bu durumda da salt bireysel ilgilerin bir toplamı olarak algılanan toplumda, tekil, özgün sözün ve kolektif bilincin de önemsizleştirilmesi, anlamını kaybetmesi tesadüfü değildir. Çalışmanın,sevmenin, sevilmeyi arzulamanın, kendi sözünü üretmenin ve dahası yaşamın bütününe yayılmış bir yapıt, bir düşünce ortaya koymanın bedeli de ne yazık ki günümüzün kariyer anlayışının, yıldız mesleklerinin yanında sönük kalan bir sesini duyuramama çaresizliğine dönüşmüştür.


KAYNAKLAR
- Giddens, A, (1992),Modernliğin Sonuçları, İstanbul:Ayrıntı yayınları, çeviren Ersin Kuşdil.
- Giddens, A, (2010),Moderniteve Bireysel-Kimlik. Geç Modern çağda Benlik ve Toplum, İstanbul: Sayyayınları, çeviren Ümit Tatlıcan.
- Bilgin, N, (1994),Sosyal Bilimlerin Kavşağında Kimlik Sorunu, İzmir: Ege yayıncılık.
- Freud, S,(2001), Psychologie des foules et analyse du moi (1921), in Essaisde psychanalyse, Paris: PBP.
- Lipovetsky,G, (1997), La Troisième Femme.Permanance et Révolution Féminin, Paris: éd. Gallimard.
- Soysal, Ö, (2006),“Günümüz Psikopatolojilerine Günümüz Söylemi Bağlamında Lacancı Bir Bakış”, Psikanaliz yazıları, no.12, 87–96.

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Günümüz Toplumunda Meslek Seçimi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Özge SOYSAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Özge SOYSAL'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Uzm.Psk.Özge SOYSAL
İstanbul
Uzman Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Özge SOYSAL'ın Makaleleri
► Meslek Seçimi Psk.Bengü TOROSLUOĞLU
► Çocuklar ve Meslek Seçimi Psk.Serap DUYGULU
► Meslek Seçimi İçin Öneriler Psk.Dnş.Hasan Ali GÖNCÜ
► Meslek Seçimi Yaparken Nelere Dikkat Etmeliyim? Psk.Aslıhan DEĞERLİ AYTOĞAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,979 uzman makalesi arasında 'Günümüz Toplumunda Meslek Seçimi' başlığıyla benzeşen toplam 33 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Stresin Etkileri Haziran 2013
► Psikoretapi Nedir? Haziran 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


08:56
Top