2007'den Bugüne 77,781 Tavsiye, 25,207 Uzman ve 17,426 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Bir Psikologtan Psikiyatristlere Can Yakan Sorular
MAKALE #17272 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Ekim 2016 | 5,114 Okuyucu
Yıllardır hemen hemen her platformda sorduğum, bir defa olsun cevap alamadığım, sadece görmezden gelmeyi, yok saymayı tercih ettikleri şu soruları bir kez daha yinelemek istiyorum:

Kliniğe gelen hemen herkes neden bir tanı alıyor? Size gelen herkes hasta mıdır? Artık kliniğe başvurmuş olmak bir tanı almak için yeterli bir tanı kriter mi olmuştur?

Ruhsal hastalığın en temel tanı kriteri kişilerin iş, mesleki ve toplumsal hayatta anlamlı düzeyde bir işlev kaybının ortaya çıkmasıdır! Sizin kliniğe gelen ve tanı alan kişilerde iş, mesleki ve toplumsal anlamda -bırakın anlamlı düzeyde olmasını- alelade düzeyde bir işlev kaybı var mıdır?

Ruhsal yardım sadece medikal / ilaçlı tedavi demek midir? İlaç dışı danışmanlık, terapi, destek, eğitim gibi diğer yardım şekillerini nerede, ne zaman, nasıl veriyorsunuz? Bunlar üç beş dakikaya sığacak şeyler midir?
İnsan denilen canlı sadece doku, organ ve hücreden mi müteşekkildir? İnsanın algısının, düşünce yapısının vs sorunları üzerinde (gerek başlatıcı gerekse sürdürücü bir faktör olarak) hiç bir etkisi yok mudur?

Bu konularla ilgili olarak hangi yardımı, nerede, ne kadar süre sunuyorsunuz? Bunu zaman darlığıyla açıklamak makul bir gerekçe midir? Uzman sayısı arttığı halde kişi başına ayırdığınız süre neden hiç artmamaktadır öyleyse? Zaman vb bahaneler sağlıksız tıbbi yardım sunmaya haklı bir gerekçe olabilir mi?

Bu ilaç dışı ruhsal hizmetlerin tam ve yeterli düzeyde / nitelikte verilememesinin size gelen kişilerin sorunlarının uzayıp gitmesinde hiç bir rolü yok mudur? Ruhsal yardımın ilaca indirgenmesi, ilaç dışı yardım şekillerinin ihmal edilmesi sebebiyle uzayıp giden sorunların tekrar başka ilaçla, daha ağır ilaçlarla vs. tedaviye çalışılması doğru mudur? Bir kişiyi uzun süre susuz bırakmanın yol açtığı komplikasyonların telafisi daha fazla protein yüklemek midir? Bu ihmal sebebiyle uzayıp giden acıların, artan ilaç giderlerinin, içine girilen “Demek ki ben ciddi düzeyde hastayım, galiba hiç iyileşemeyeceğim” türü olumsuz algıların, görülen ilaç odaklı onca ağır yan etkinin sebebi sorunun tedaviye cevap vermemesi, kronik oluşu vs midir yoksa sizin bu dramatik hatanız mıdır?

Bu vahim hatanızdan dolayı toplumdan özür dilemeyi, şayet ahirete inancınız varsa gece gündüz Allah’tan af dilemeyi düşünüyor musunuz?

Kitaplarınıza göre en doğru ruhsal tedavi şekli çok eksenli yani multifaktöriyel yaklaşımdır! Madem öyle tedaviyi niçin biyo boyuta indirgiyor, neden psiko ve sosyal boyutu ihmal ediyorsunuz? Aradan seçerek psikoloğa yolladığınız sınırlı sayıdaki göstermelik kişiler değil kastettiğim! Bunun her vak’ada böyle olması gerekiyor! İlaç dışı yardım için günde kaç kişiyi psikoloğa sevk ediyorsunuz mesela? Bu yeterli midir? İlaç dışı yaklaşımlar sadece sizin seçtiğiniz üç beş kişiye mi lazımdır?

Doğası biyopsikososyal nitelikli olan sorunlara sadece bir doku ve organ hastalığı gibi salt ilaç merkezli yaklaşma hatanız sonucunda ortaya çıkan tedavi başarısızlığında büyük rol kişilere mi sorunun doğasına mı yoksa sizin bu kronik yanlışınıza ve ihmalinize mi bağlıdır?

İlacı değiştirdik dediğinizde aslında ilacın ticari adını değiştiriyorsunuz; çünkü yine aynı gruptan, söz gelimi yine antidepresan gruptan bir başka ilaç veriyorsunuz! Bir süre de o ilacı kullanmasını istiyorsunuz! Bu sizce etik midir? Sonuç vermemiş bir ilacı bu sefer de başka bir ticari isimle içirmek kişilerin zamanını çalmak, acılarını bilerek ve isteyerek uzatmak değil midir? Bu sizi hiç rahatsız ediyor mu?

İlacı değiştirdik dediğinizde aslında ilacın ticari adını değiştiriyorsunuz; çünkü yine aynı gruptan, söz gelimi yine antidepresan gruptan bir başka ilaç veriyorsunuz! Bir süre de o ilacı kullanmasını istiyorsunuz! Bu sizce etik midir? Dolmalık biber fayda etmeyince sivri biber vermek, bunu da yeni bir gıda diye taktim etmek doğru mudur?

Hemen her sorunu serotonin düşüklüğü ile izah ediyorsunuz! Serotonin düşüklüğü olup olmadığının, varsa bunun hangi düzeyde olduğunun öğrenilmesi amacıyla kişileri neden laboratuara yollamıyorsunuz? Kan değeri, şeker, tansiyon, B vitamini vb düşüklüklerini ölçen tıp hala bu serotonin düşmesini ölçemiyor mu?

Madem srotonin düşüyorsa ve bu ilaçlarda da bu madde varsa neden her 100 kişinin 100’ünde de başarılı olmuyor? Bazı kişilerin bünyesinde alınan bu serotonin maddesi buharlaşmaya mı uğruyor?

Tıpta üç beş belirtinin bir araya gelmesi eşittir hastalık demek değildir. Bu belirtiler bir veridir sadece, altta bir anomaliye götürürse ancak bir hastalık olarak değer taşır. Örneğin öksürük altta bir patolojiye götürürse semptom olarak değer görür. Siz ise üç beş belirtinin bir araya geldiği her durumu hemen hastalık sayıyorsunuz! Neden altta bir anomaliye ulaşmaya çalışmıyorsunuz? Yoksa ulaşılacak bir anomali mi yok? Neden bu olabilir mi?

Üç beş belirtinin bir araya gelmesinin hastalık olarak görülmesinin yanıltıcı olacağını biliyor musunuz? Mesela: Hızlı kalp atışı, terleme, titreme, halsizlik, ağız kuruluğu ve daha başka belirtiler... Sizce bu kişinin hastalığı nedir? Hayır! Bu kişi bir hasta değildir! On saniye önce birinci gelmiş dünyaca ünlü bir atlettir! Bakın gördünüz mü, belirtiler yanıltıyor! Teşhis koyarken yanılmış olmak sizi korkutuyor mu? Bu ciddi bir sorumluluk işi değil midir? Uzman hekim olunca her hata mübah mı oluyor? 10 yıl eğitim almak size her hakkı veriyor mu?

İnsan organizması hasta olmadan da hastaymış gibi bir belirti verebilir. Mesela insan başı hastayken de ağrır, bir şeyi çok düşündüğü yahut uykusuz kaldığı zaman da! İnsan ruhu borca girince de huzursuz olur, eşinden ayrılınca da mutsuz olur. Siz aradaki bu farkı neyle, nasıl izah ediyorsunuz? Gözlerinin içine bakarak mı?

Yapılan bir araştırmada psikiyatride teşhis almış her 100 kişiden ancak 12’sine doğru tanı konulmuş olduğu ortaya çıktı! Bu sizi hiç rahatsız etti mi? Olamaz dediniz mi, feryat ettiniz mi, insan sağlığı bu, böyle olmaz diye hiç bağırdınız mı orada burada? Aynen benim gibi! Bu konuda hangi yapıcı çalışma içine girdiniz? Uzman hekim olmak hatalı tanı koyma hakkı veriyor mu?

Kırılan kol yen içinde kalmamış olsaydı bunları yazmak bir psikoloğa kalmazdı, bunu anlayabiliyor musunuz?

Kitaplarınızda (akıl hastalıkları hariç) açıkça bozukluk geçtiği halde neden bu sorunları halka ısrarla hastalık diye lanse ediyorsunuz? Bozukluk yahut hastalık şeklindeki tanımlamanın hayati olduğunu, hem ben hastayım algısı ürettiğini, bunun ise süreci beslediğini hem de yaklaşım belirlediğini, örneğin bir bozukluğa (hastalık olmayan soruna) hastalık dendiğinde alakasız tıbbi tedavilerin devreye girdiğini, bunun ise havanda su dövmek anlamına geldiğini biliyor musunuz?

En temel tanı ilkesidir: Olumsuz bir yaşam olayı sonrası içine girilen hiç bir süreç hastalık değildir! Peki öyleyse neden boşanma sonrası depresyon vb tanılar koyuyorsunuz? Niye ekonomik krizle depresyon patladı falan diyorsunuz? Boşanma, ekonomik kriz vs en önemli olumsuz yaşam olayı değil midir?

Biliyorum, 15 gün gibi bir süreyi de temel ölçü alıyorsunuz! “Süreç uzadıysa” diyorsunuz, biliyorum! Peki bu süreç herkeste aynı olmaya mecbur mudur? Örneğin boşanma sonrası depresyon dediğiniz durumlarda kişilerin sevgi düzeyinin, boşanmanın ani nitelikli oluşu veya zamanla mı ortaya çıktığı gibi hususların yani sürecin nasıl geliştiğinin, insanların boşanmaya yüklediği anlamın vs hiç bir rolu yok mudur bunda?

İnsani hüzünle depresyonu, insani bir sıkıntıyla anksiyeteyi neyle ayırıyorsunuz? Genellikle “Şiddetli ise depresyon diyoruz, depresyon normal, insani hüzün halinden farklıdır, daha ağır bir tablodur” diye cevap veriyorsunuz! O zaman hafif seyreden depresyon tanısını nasıl izah ediyorsunuz? Bakın hafifine bile depresyon diyorsunuz, böyle bir kategoriniz de var?

Son dönemde bipolar tanısı patladı! Yetkilileri göreve davet ediyorum! Bu konudaki suistimalin psikiyatrinin bugüne kadarki yanlışlarının toplamına neredeyse denk olduğunu düşünüyorum! Bipolar iki üçlü duygu durum bozukluğudur lakin artık neredeyse bu kişilere şizofren muamelesi çekilmektedir. Bu kişilerin çoğunda; bir uç olan manik (taşkın coşku, yoğun coşkulu hal) ve öteki uç olan depresif (yoğun karamsarlık vs) ataklar arasında gidip gelme şeklinde seyreden bir tablo asla yoktur.
DEHP tanısı koyduğunuz kaç kişide yer, zaman, mekan ayırdetmeme hali yani dürtüsel hareketlilik vardır?

Elinizde hiç bir tıbbi ölçüm aleti yok! Modern tıp bugün tanısız en basit bir grip teşhisi bile koymuyor. Modern tıp yanlış mı yapıyor? Sizde de nesnel ölçüm gerekli değil midir? Madem elinizde bu imkan yoktur! Öyleyse daha titiz olmak, daha zor hastalık tanısı koymak, bunu yaparken daha çok düşünmek gerekmez mi? Bu büyük eksikliğin daha fazla zaman ayırarak, daha uzun süre gözlemleyerek, daha etraflıca öykü dinleyerek vs. telafi edilmesi icap etmez mi?

Sarı kantaronun da antidepresan kadar etki yaptığını gösteren araştırma sonuçları vardır! Öyleyse hemen her sorundaki bu Antidepresan ısrarınız nedendir? Niye sarıkantaron gibi daha doğal, daha sağlıklı ajanları hiç tercih etmiyorsunuz? Ufacık bir sorunda bile antidepresan vererek kişilerde intihar düşüncesi yaratmak (bu ilaçların böyle bir yan etkisi vardır) nasıl bir kar zarar analizinin sonucudur? Kar zarar analizinizde bir sorun görüyor musunuz?

Yıllardır sizin mutfakta çalışan; hangi etin nerede, nasıl, hangi sıcaklıkta, hangi hijyen koşullarında hazırlanıp servis edildiğini çok iyi bilen 18 yıllık usta bir psikolog olarak çoğu psikiyatristi ve bu sürece on yıllardır göz yumanları yarın toprağın kabul etmeyeceğini, çoğu kişinin yatacak yerleri olmadığını düşünüyorum! Bu kişisel düşünceme kızmak, itham etmek dışında verecek bir cevabınız var mıdır?

Psikolog
İzzet GÜLLÜ
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Bir Psikologtan Psikiyatristlere Can Yakan Sorular" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     36 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Ergenlerle İlgili Sıkça Sorulan Sorular Psk.Gülçin DÖNMEZ FİDAN
► Cinsel Konularda En Sık Sorulan Sorular ve Yanıtları ÇOK OKUNUYOR Uzm.Psk.Gülüm BACANAK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,426 uzman makalesi arasında 'Bir Psikologtan Psikiyatristlere Can Yakan Sorular' başlığıyla benzeşen toplam 64 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Metafizik Gevşeme: Gidişatın Analizi ÇOK OKUNUYOR Ocak 2018
◊ Bir Veda Yazısı ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Getir Duyguyu, Götür Fiziksel Semptomları ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Psikiyatri Nasıl Hastalık Üretti ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


06:13
Top