2007'den Bugüne 84,905 Tavsiye, 26,559 Uzman ve 18,915 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Farkındalık ve Yaşamda Temel Olma Özelliği
MAKALE #18363 © Yazan Uzm.Psk.Bengisu Nehir AYDIN | Yayın Mayıs 2017 | 2,308 Okuyucu
Farkındalık, kişinin kendi varlığıyla, ne olduğuyla o an içinde iletişim halinde olmasıdır; çevreyi tanıma, seçimler için sorumluluk alma, kendini tanıma, kabul etme, temas kurma becerisi gibi unsurları içerir. Laura Perls’e göre Geştalt Terapinin amacı, farkındalığın sürekliliğini sağlamak, mevcut anda organizmayı ilgilendiren Geştalt şekline ait ihtiyacı karşılayıp zemine göndermek, bir sonraki Geştalt için şekil kısmını boş bırakmaktır. Tam bir farkındalık, birey ve çevre arasındaki en önemli ihtiyaca dair duyumsal, duygusal, bilişsel unsurlar aracılığıyla tamamen aktif bir temas süreci ile gerçekleşebilir. Farkındalığa kişinin kendi davranışları ve duyguları üzerinde kontrolünün olduğu, bunların kendi seçimi olduğu ve kendi sorumluluğunda olduğunu bilmesi ve bunlara sahip olma süreci eşlik eder. Bu olmadan kişi deneyimine ve yaşam alanına dair uyanıklık hissedebilir ancak nasıl bir güce sahip olduğunu ya da olmadığını bilemez. Sözel olarak içinde bulunduğu durumu kabul eden ancak bunu gerçekten görmeyen, bilmeyen, tepki vermeyen, hissetmeyen kişi, tam olarak farkında ve temas içinde değildir. Gerçekten farkında olarak, başka seçenekleri olduğu halde mevcut durumdaki halini seçebilen kişi, aynı zamanda sorumluluk sahibi ve özgürdür (Yontef, 1993).
Perls’e göre farkındalık, kişinin varoluşuna ve nasıl var olduğuna dair sahip olduğu birincil hislerden oluşur; psikanalizin birincil narsisizm dediği durumdur. Kişinin zihninin, bedeninin, ruhunun, ritminin tekliğini hissettiği, kendisini hissetmenin ve bunun keyfinin farkına vardığı bir noktadır. Farkındalık hem bir memnuniyet hissi hem de iç rahatlığı getirir. Bunun kaynağı da, zihin aracılığıyla kendine odaklanmanın aksine, gerginlik yaratan duyguları, düşünceleri ifade etme ve tamamlanmışlık hissidir (Perls, 1992).

‘’Şimdi ve burada’’ farkındalık

‘’Gerçeklik, şimdi ve burada deneyimlenen farkındalıkların toplamından başka bir şey değildir.’’
F. Perls
Farkındalığın içeriği geçmişe ait olsa da, farkında olma hali her zaman için ‘’şimdi ve burada’’ya aittir, çünkü hatırlama eylemi şu anda gerçekleşir. Bu konuyla ilgili Fritz Perls, farkındalığın gerçekleştiği anda hastanın gerçek benliğinin, zayıf tarafının daha açık bir şekilde görünür olduğunu, geçmişe ait bastırmalarla çok alakalı olmadığını ifade etmektedir. Hasta gerçek benliğine, bünyesel doğasına geriler, çocukluğuna değil (Stoehr, 1994). Geçmişe ya da geleceğe zihin aracılığıyla odaklanmak, şu andaki farkındalığı çarpıtabilir. Çünkü zihin şimdiki zamanda kalamaz, ya geçmişe ya da geleceğe gider. Oysaki hayatı gerçekten deneyimleyebilmenin tek yolu şu andadır. Şu anda bulunmayan insan hayatını yaratıcı bir şekilde yaşayamaz (Perls, 1992). Farkındalığımız tam anlamıyla şu anda olduğu zaman, ihtiyaçlarımızla örtüşmeyen eski alışkanlıklara göre hareket etmek yerine, ortaya çıkan gerçek ihtiyacın karşılanmamasıyla bağlantılı olumsuz durumlarla etkili bir şekilde baş edebiliriz. Bunun da ‘’şu anda’’ olması gerektiği için gerçek bir farkındalığa zihin yolu ile ulaşılamaz.
Zihinle ilgili bir başka tuzak da hayatı zihinsel bilgi üzerinden organize etmenin insanı uykuda tuttuğu gerçeğidir. Bir bilgiyi sadece zihinde tutmak, deneyim ile bütünleştirmemek, insanı hareketsiz kılar. Bütünleşme ve hareket halinde olmak ise, zihni susturur ve mevcut bilginin bir parçası olmayı sağlar. Ancak kişi farkında olarak sadece bilgi edinip bütünleştirmiyorsa, bu da onun ihtiyacıyla alakalı olabilir ve hayatını bu şekilde sürdürmeyi seçmiş olabilir. Bilgiyi sadece teorik olarak tutup pratik ve hareket ile buluşturmamak, eğitim sistemimizin de bir özeti gibidir. Bunun da öğrencilerin çoğunlukla yetersiz hissetmelerinin ve kendilerinden emin olmayan bir halde bulunmalarının sebeplerinden olduğu söylenebilir.

Otomatikliğe karşı farkındalık

‘’Otomatikliği arttırıp farkındalığı minimuma indirmek, zamanından önce ölüme merhaba demektir.’’
F. Perls
Farkındalık en düşük düzeydeyken ya da hiç yokken, kişi eylemlerini otomatik bir biçimde yapar. Farkındalığın her an yüksek seviyelerde olması hem gerçekdışıdır hem de pek istenen bir şey değildir. Tepe noktada deneyimler yaşamak için daha sıkıcı olanlara da ihtiyaç vardır.

Kişinin farkındalığının artması spontan değişimlere imkan sağlayabilir. Eğer bu değişim için çevre destekleyici ve uygun değilse, kişi bu farkındalığı azaltmayı seçebilir. Bu seçim kişinin kendini ayarlama becerisi çerçevesinde, bulunulan duruma uyum sağlama aracı olarak görülebilir. Örneğin, bir kayıp sonrasında sırada bekleyen ve yapılması gereken işleri düzene sokmak için yas süreci ve buna dair farkındalıklar bir süre ertelenebilir (Mann, 2010).

İnsan tüm işlerini otomatik şekilde yaparsa, karşılaştığı yeni bilgileri kendi içinde bütünleştirmesi ve öğrenmesi de mümkün olmaz. Çünkü otomatik haldeyken bildiğimiz ya da bildiğimizi düşündüğümüz şeyleri her zamanki şekliyle yaparız ve bu sadece iş yükünün azalmasına hizmet eder. Oysaki sıradan işleri yaparken bile farkındalık yaşayarak yaşadığımız deneyimi derinleştirme ve o işi özgünleştirme imkanı bulunmaktadır.

Otomatikliğin ve farkındalığın sıfır düzeyinde olmasının tam zıddı ise farkındalığın farkındalığı, yani aha yaşantısıdır. Aha yaşantısı olduğunda parçalar birleştirilir, her şey aniden anlam kazanmaya başlar ve heyecan yaratır. Farkındalığın farkında olmak, teması, şefkati getirir ve insanı evrenselleştirir. Kişi farkında olarak bütünleştirdiği duyum, duygu, düşünce, davranış ve ihtiyaçlarına dışarıdan eleştirmeden bakabilir ve bunları sahiplenebilir. Böylece sorumluluk alarak yeni seçenekler oluşturabilir (Mann, 2010; Daş, 2009).

Sorumluluk almak, yeni seçeneklere kapı aralayabildiği gibi, insanın kendini yargılamamasını ve kendine dair parçaları sorgulamadan, olduğu gibi kabul etmesini gerektirir. Tam aksi olan, bir davranışa sebepler bulmak ise, durumu rasyonalize etmektir ve ‘’neden?’’ diye sormak değişim oluşturacak bilinci getirmeyebilir; çünkü yargılama içerir ve bu da insanı yargılayan kişiden/kendinden uzaklaştırır. Neyi, nasıl yaptığını anlamakla kişi kendi davranışı için sorumluluk alabilir ve otomatiklikten uzaklaşarak davranışını değiştirmeyi seçebilir, böylece bu davranışla ilişkili önceden işlevsiz olan sonuçlar da değişecektir (Korb ve ark, 1989).

İçgörü ve farkındalık

Sorumluluk ve seçim özgürlüğü ile bağlantılı olan farkındalıkla, yorumlama ve yargılama ile bağlantılı olan bilgi ve içgörü birbirine karıştırılabilmektedir. İçgörü, kişinin durumsal ve olaylarla bağlantılı davranışlarını kendisiyle empati kurarak gerçeğe uygun biçimde tanıyabilme, yorumlayabilme, geçmiş yaşantı ve sorunlarıyla olası bağlantılarını kurabilme yetisidir. Farkındalık ise, süreklilik içerisinde gerçekleşen bir durumdur, bedensel ve duyumsal olanı deneyimlemektir. Bir şeyi sadece ‘’bilmek’’ olan içgörü ile ‘’yaptığı şeyi sahiplenmek’’ arasında ayrım vardır. Sadece bilmek, farkındalığın tamamen dışında olma ve farkındalığın odağında olma arasındaki geçiş noktasıdır. Bir şeyin farkında olup yine de istenen değişimleri yapma konusunda çaresiz hissetmek, bir şeyi bilmek ama tamamen hissedememek, nasıl işlediğiyle ilgili ayrıntıları bilmemek, gerçekten kendi içinde bütünleştirememek, kendisinin yapamamaktır. Kendileri hakkında entelektüel bilgisi olan ancak henüz büyümemiş kişiler için, alternatifler üretmek ya da alternatiflerin gerçekleştirilebileceğine inanmak, bu alternatifleri nasıl deneyimleyebileceğini bilebilmek güçtür. Tam olarak farkında olmak, dikkati kişi ve çevre için en önemli olan süreçlere yöneltmek demektir; sağlıklı bir kendini ayarlama sürecinde doğal olan budur. ‘’Şu anda ne oluyor ve nasıl oluyor? Neye ihtiyacım var ve ne yapıyorum? Diğerlerinin neye ihtiyacı var? Kim ne yapıyor? Kimin neye ihtiyacı var?’’ gibi tanımlayıcı sorular tam ve detaylı bir farkındalık için sorulmalıdır, kişi bu farkındalığı sahiplenip ilişkili bir şekilde tepki verebilmelidir. Tüm bu süreçte insanın kendini kandırmayı bırakması, dürüst olması, olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Kendini kandırmanın, fark etmeye karşı direnmenin amacı güçsüz hissetmemek, üzülmemektir; amaç aslında kişinin kendini korumasıdır. Önceki öğrenmeler, kaygı, utanç, narsisistik yaralanmaya karşı hassasiyet, farkındalık çalışmasına karşı içsel engeller ve direnç oluşturur (Yontef, 1993). Bu direnç de insanın kendisiyle ilgili bildiklerinin içgörü düzeyinde olmasına ve kişinin orada sıkışıp kalmasına, eylemde bulunamamasına neden olabilir.

Entelektüel içgörü oluşturmanın sıklıkla var olan davranışı pekiştirme yönünde bir etkisi vardır. Bunun aksi ise kişiyi öncelikle davranışı gözlemlemesi ve sonrasında bunu doğrudan yeniden deneyimlemesi için cesaretlendirmektir. Yeniden deneyimlemek davranışı yüzeye çıkartır, böylece kişi bununla doğrudan uğraşabilir ve üstesinden gelebilir (Korb ve ark, 1989). İçgörüde ise kişi niyetli bir şekilde dikkatini kendi iç yaşantılarına kaydırır, bu esnada yorumlama, kontrol etme, değerlendirme gibi süreçler devreye girer, zihinsel eylemler doğal ve spontan olan bütünselleştirmeyi bozar. Bu da içgörünün kişide bir aydınlanma, hareketlilik hissi oluşturmamasının sebeplerinden olabilir. İhtiyaçlara yönelik farkındalık ise, bir heyecana, enerjiye ve aydınlanmaya yol açar.

Farkındalık ve spontanlık olmadığında, kişi eylemlerinin tamamını otomatik bir şekilde yaptığında, bölünür, kutuplaşma yaşar. Kendisiyle ilgili içgörüsü olduğunu, hoşuna gitmeyen davranışlarına dair bilgisi olduğunu düşünebilir, ancak bu bilgi parçalar halindedir ve aynı zeminde birleşmeyen duyumlar, düşünceler, duygu ve davranışlar havada uçuşur. Bu da entelektüel olarak kendisiyle ilgili bilgisi olduğu halde ihtiyaçlarına ve kendi algı dünyasına dair bütünsel bir farkındalığı olmayan insanın kendisini yargılamasına, kendisiyle çatışma halinde olmasına neden olur. Bu nedenle insanın kendisiyle uzlaşmasının ve gelişmesinin ilk koşulu farkında olmaktır.

Boşluk ve farkındalık
Farkındalık olmadığında ortaya çıkan diğer unsurlar, hiçlik ve boşluk yaşantılarıdır. Hiçlik durumu tolere edilemez, varoluşu anlamlandırma çabası içine girilir. Bir insan anlam arıyorsa boşluğa ve hiçliğe yakındır; boşluğa dair bir bilinç, dolayısıyla farkındalık yoktur, etkileşim şansı yoktur. Bu durum sürekli karanlıkta ve havada asılı kalmaya benzetilebilir. Böyle bir duruma alışmak mümkün değildir. Farkındalık olduğu zaman ise bir ihtiyaç belirir ve bu durumdan çıkılır. Bu bilgi ve David Schiller’ın ‘’Hayatın amacı yaşamaktır, yaşamak ise farkında olmaktır’’ sözünden hareketle, yaşama dair anlam ve amaç oluşturmak ancak ihtiyaçların farkında olunmasıyla ve bu ihtiyaçların bağlantılı olduğu diğer alanlarla birlikte anlamlandırılmasıyla mümkün olabilir. Kısaca, anlam ihtiyaçtan, ihtiyaç da farkındalıktan doğar diyebiliriz. İdealizmden hareketle, farkındalık olmadığında ihtiyacın olup olmadığı da bilinemez.

İhtiyaçlar bütünsel olarak karşılanmadığında hiçlik ve boşluk hissedilir. İhtiyaç ortaya çıktığında ve bunun farkına varıldığında o boşluktan çıkılır, bir zemine basılabilir. Çünkü ihtiyacı karşılamak için gerçekleştirilen temas ile insan fark edildiğini, görüldüğünü ve güçlü olduğunu hisseder. Temas olmadığında boşluk, güçsüzlük hissi ve yaşanan birçok sıkıntının kaynağı olan ölüm korkusu kendini gösterir. İnsan zihinsel olarak ölümlü olduğuna, bütünsel olarak ise ölümsüz olduğuna inanır. Beden tecrübe etmediği bir şeyi kabul edemez. Bu nedenle ölümlülüğü bütünsel olarak yani bir farkındalık yaşayarak kabul etmek mümkün değildir. Bütünsellik olmadan da ölüm fikri ancak zihinde, entelektüel olarak kabul edilebilir.

Otomatik bir şekilde yaşamını sürdüren ve boşluk hissinden rahatsızlık duyan kişiler, kendileri ve çevreleriyle yeteri kadar temas kuramadıkları için hem ihtiyaçlarının farkında olamazlar hem de var olmak için gerekli olan, başkaları tarafından görülmenin getirdiği kabul edilme, onaylanma gibi çok temel bir ihtiyaçları karşılanmamış olur. Bunu yapmak için kısıtlı bir çevrelerinin olduğu ya da çok yoğun oldukları gibi sebepler öne sürebilirler. Ancak yakınımızda olan, ulaşabileceğimiz kişilerle daha önceden kurmadığımız şekillerde temas kurmak, temas sıklığını arttırmak da zenginleştirici olabilir. Bu sayede hiçliği, boşluğu ihtiyaçlarla ve bunların farkındalığıyla, temasla kontrol edebiliriz.

Şekil-fon ve farkındalık
Kaygı problemi yaşayan bir kişide zemin ve şekil arasındaki akışı sağlayan bağ kopar ve zemine odaklanır. Zemindeki geleceğe dair çok sayıda olasılığa odaklanmak o andaki ihtiyacını fark edememesine yol açar. Günlük hayatta yer alan birçok zorunluluk, yapılması gerekenler, o andaki isteklerin, ihtiyaçların derinlere gömülü kalmasına, ulaşabilmenin güçleşmesine neden olabilir. Kişinin yeniden o andaki şekle ulaşması için kendi fenomenolojisinin, değerlerinin, bakış açılarının da farkında olması ve ihtiyacının farkındalığına ulaşması gerekir. Doğrudan temas ve farkındalık çalışmasıyla danışan kendi fenomenolojisini keşfeder. Kendi gerçekliği inşa etme biçimini an be an keşfetme imkanı sunar (Mann, 2010).

Tek bir anda sadece tek bir şeyin tam olarak farkında olabiliriz. Fonun üzerindeki şekil her an değişebilir ve mutlaka bir şey şekil olmak zorundadır. Belli bir anda şekil olan şey de ihtiyacımızın ürünüdür. Sağlıklı bir yaşam canlı şekiller oluşturmaktan ve odaklanmayı seçtiğimiz şekillerin, seçimlerimizin farkında olmaktan geçer. Kendi dünyamıza dair farklı bileşenlerin farkında oldukça, bunları bütün şekiller haline getirerek organize eder ve bunlardan anlam üretiriz. Seçeneklerimizi genişletmek için ürettiğimiz anlamların farkında olmak son derece önemlidir (Sills ve ark, 1995).

İhtiyaçlar doğrultusunda bir şeklin zemin üzerinde belirmesi de temas ile gerçekleşir. Bu ihtiyaca yönelik farkındalık ancak birey ve çevre arasındaki temas sınırında oluşur. Benliğin ben-olmayan ile buluştuğu yer ve zamanda ego işlev göstermeye başlar, var olur, kişisel olan ve olmayan alan arasındaki sınırı belirler (Stoehr, 1994). Bu sınırın varlığı da kişisel olana, benliğe dair ihtiyaçların belirginleşmesine katkı sağlar.

Sonuç olarak, yaşamın odak noktası olan farkındalık, yaşamda bir anlam oluşturmak ve boşluktan kurtulmak için ihtiyaçlara yönelik bir rehber olma özelliği taşımaktadır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Farkındalık ve Yaşamda Temel Olma Özelliği" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Bengisu Nehir AYDIN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Bengisu Nehir AYDIN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Bengisu Nehir AYDIN'ın Makaleleri
► Yaşamda Risk Alabilmek Psk.Dnş.Bülent BUDAK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,915 uzman makalesi arasında 'Farkındalık ve Yaşamda Temel Olma Özelliği' başlığıyla benzeşen toplam 26 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


02:54
Top