2007'den Bugüne 81,932 Tavsiye, 25,988 Uzman ve 18,188 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
4 Ekolde Depresyon
MAKALE #20683 © Yazan Psk.Muhammed Erdinç TÜRK | Yayın Temmuz 2019 | 249 Okuyucu
Depresyon, bazen sadece üzüntü bazen de üzüntü ve bunaltı birlikteliğinde, düşünce, fizyolojik işlevsellikte kısa ve uzun süreli yavaşlama ve aksaklıklar eşliğinde karamsarlık, ilgi kaybı düşünceleriyle yaşanan bir sendromdur. Bir ruhsal bozuklukla birlikte yada ruhsal olmayan hastalıklar eşliğinde görülebilir dolayısıyla birincil ve ikincil olarak iki grupta ele alınmıştır (Öztürk & Uluşahin, 2015).


Genel belirtileri; depresyondaki birey, önceden keyifle yaptığı etkinliklerden zevk almaması, ilgide azalma, umutsuzluk, değersizlik hislerini sahiptir. Birey yaşadığı duyguları normal üzüntü duygusunun ötesinde ona acı çektiren bir duyguymuş gibi nitelendirir. Birey bazen içinde bulundukları depresif durumun farkında değildir fakat daha önce zevkle gerçekleştirdikleri eylemlerden, aile ilişkilerinden uzak durma eğilimindedirler. İleriye dönük planlamada isteksizlikten ve yaşadıkları muhtemel başarısızlıkları, aksaklıkları düzenleme, üstüne gitme konusunda bir enerjisizlikten söz edebilir. Uyku bozuklukları, iştahta artma- azalma, kilo kaybı gibi durumlar görülebilir (Ebert vd., 2013). Yoğun kaygı durumları da depresyonun sık görülen bir semptomudur. Konsantrasyon eksikliği, düşünce bozuklukları gibi kognitif semptomlarda görülebilir. Cinsel ilgide azalma, somatik yakınmalarda bulunma, ölüm ya da intihar düşüncelerine sahip olabilir.


Duygu Durumu Bozuklukları başlığı altında kategorize edilen Depresif Bozukluklar; Major Depresif Bozukluk, Distimik Bozukluk, Başka Türlü Adlandırılamayan Depresif Bozukluk, Genel Tıbbi Duruma Bağlı Duygu Durumu Bozukluğu, Madde Kullanımının Yol Açtığı Duygudurum Bozukluğu şeklinde sıralanmıştır (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2013).


1.1. Depresyonda Biyolojik Etkenler

Biyojenik Aminler; Norepinefrin ve serotonin, duygu durumu bozukluklarının patofizyolojisinde en çok yeri olduğu düşünülen biyojenik aminlerdir. B-adrenerjik ve 5-hidroksitriptamin tip 2 reseptörlerinin duyarlılığında azalma yaptıklarının saptanması hayvan modelleri üzerinde etkinliği gösterilmiş olan somatik antidepresan tedavileriyle görülmüştür. Duygu durumu bozukluklarında seratonin, dopamin ve noradrenalinle beraber aseltilkolin bozuklukları da görülebilmektedir (Güleç & Köroğlu, 2000, s.255).


Noradrenalin: Depresyonda noradrenerjik sistemin direkt rol aldığının kanıtı, B-adrenerjik reseptörlerin duyarlılığında azalma olmasıyla antidepresan yanıtlar arasında karşılıklı bir ilişkinin olmasıdır. Bir diğer etkisi olduğu düşünülen reseptör ise, a2 adrenerjik reseptörlerdir. Bunun sebebi olarak, bu reseptörlerin uyarılması dışarı çıkan noradrenalin seviyesinde azalmaya neden olmaktadır (Güleç & Köroğlu, 2000).


Seratonin: Depresyon tedavisinde çok fazla etki sahibi olması, depresyonun patofizyolojisinde bulunnan biyojenik amin nötotransmitterler içinde en mühm olanın serotonin olduğu düşünülmektedir. Depresyona neden olan temel işlevlerden birisi serotonin eksikliğidir. Seratonin ne kadar önemli olduğu, intihar teşebbüsünde bulunan hastaların BOS’larında seratonin metabolitlerinin düşük seviyede, trambositlerdeki seratoni geri alım yerlerinin düşün konsantrasyonlarda olmasıyla ortaya çıkmıştır (Köroğlu, 2014; Köroğlu, 2009).


Dopamin: Yapılan çalışmalar sonucunda dopamin aktivitesinin depresyon hastalarında minimize olduğu düşünülmektedir. Dopamin konsantrasyonlarını azaltan ilaçlar (Örn.Rezerpin) depresif semptomlara neden olabilmektedir (Köroğlu, 2014).


Nöroanatomik Görüşler; Limbik sistem, bazal ganglionlar, ve hipotalamusun patalojilerinin duygu durum bozukluklarına neden olduğu araştırmalar sonrasında görülmüştür. Bazal ganglionların ve limbik sistemin nörolojik aksaklıklarında depresyon belirtileri görülmektedir. Limbik sistemin duyuların var olmasında önemli bir yeri olduğu düşünülmektedir ayrıca limbik sistem ve bazal ganglioanlar birbirleriyle bağlantılıdır. Hipotalamusta bir işlev bozukluğu olduğu düşüncesi, endokrin, immünolojik, kronobiyolojik ölçümlerdeki farklılıklar ve cinsellik, uyku, iştah değişiklikleriyle bağlantılandırılmaktadır. Depresyonda görülen motor yavaşlama ve minör kongnitif aksaklıklar bazal ganglion bozukluklarında görülen belirtilerle benzeşmektedir (Güleç & Köroğlu, 2000, s.255).


Nörotransmitterler; antidepresanların depresif bozukluk üzerindeki klinik etkisini ve bu sendromun tedavi ettiği hipotezi; antidepresenlar serotonin, norepinefrinin postsinaptik sinyalizasyonunu etkiler veya postsinaptik memranda etkilidir. Bu durumunda bir nörotransmitter eksiliğini gösterir.


Yapılan çalışmalar sonrasında Tiroid önemli düzeyde etkili olduğu bulgulanmıştır. Duygu durumu üzerindeki belirgin olan etkisi matür beyin fonksiyonlarında fazla değildir. Sık görülen etkisi; erişkin hipotiroidizmi olan bireylerde bilişsel aksaklık ve depresyondur. Düşük dozda tiroid hormonu, antidepresanların tedavi süresini hızlandırır ve bu tedaviye cevap veremeyen hastalarda da etkilidir ayrıca birçok çalışma serum tiroksin konsantrasyonunda dinamik azalma olduğunu göstermektedir. Tirotiropirin salgılayan hormon uygulaması, depresyon hastalarında gevşemeye neden olur.


1.2. Psikanalitik ve Psikodinamik Bağlamda Depresyon

Freud’un depresyon kavramının ilk olarak ‘Yas ve Melankoli’ başlıklı yazısında ele alarak bu süreçlerin yaşanan kayıp sonrası farklı tepkileri içeren birbiriyle bağlantılı süreçler olarak tanımlamıştır (aktaran Hocaoğlu, 2016) fakat Freud’un bu görüşünden önce öğrencisi olan Abraham’ın bu bozuklukları psikanalitik bağlamda ele almıştır. Abraham, melankolik depresyon ve yas duygusunu birbiriyle kıyaslama fikriyle yola çıkarak her iki durumum da ortak noktası olarak bir kayıp yaşadığını fakat depresif kişinin suçluluk duyguna sahip olduğunu, normal yas sürecindeki bireyinde kaybettiği kişiyle ilgili olduğunu gözlemlemiştir (Gençtan, 2003). Abraham, depresyon temelini beslenme eylemine bağlamıştır. İlgi duyulan nesneni elde edilmesiyle duyulacak hazın engellenmesi bilinçdışı olarak onu yok etme isteğine sebebiyet verebilir.


Freud’a göre depresyon, bireyin sahip olduğu benlik imgesinin yıkımı ya da yıkıma doğru gidildiğini anlatmaya çalışan benlik saygısında azalmadır. Yaşamın ilk yıllarında deneyimlenen ebeveyn, çevre ilişkileri kaynaklı hayal kırıklıklarının yetişkinlik döneminde tekrarıymış gibi yaşanması depresyona yol açabilir. Örneğin tutarsız bir ebeveyn bakımı sonrası değersizlik hislerinin oluşması ya da yeni bir kardeş sahibi olmayla sevginin bölündüğü ya da kaybedildiği düşüncesi gibi deneyimler benlik imgesinde yıkıma zemin hazırlayabilir. Burada içe atma savunma mekanizmasını aktive edilir, ihtiyaç duyulan ilgi, sevgi elde edebilmek için ego-süpergo çatışması yaşanır. Bu çatışma narsistik bir doyuma ulaşmayı simgeler. Yetişkinlik döneminde de yaşanılan kayıplar ya da çocukluk dönemine benzer tecrübelerin yaşantısı depresyonu tetikler. İçe atma mekanizmasıyla ego rahatlatılmaya çalışılır fakat yetişkinlikte gerçek bir kayıp yaşadıklarında bu mekanizma tekrar devreye girerek kaybedilen nesne içe atılır dolayısıyla hayal kırıklığı, öfke bireyin kendisine yönelir. Bu durumda süperego daha güçlü ve baskın bir hal alır (Öztürk & Uluşahin, 2015). Süperegonun bu tutumu ego kapasitesinin çok üstünde olduğunda birey intihar düşünceleri geliştirir.


Klein’a göre de depresif bireyler, bakım veren hazza ulaşmaya yardımcı ebeveyn tutumlarıyla umursamaz, engelleyici ebeveyn tutumlarının aynı ebeveyn tarafından geldiği bilincine ulaşan yani tutarlı bir benlik algısına sahip bireylerin ileride depresif bir birey olma olasılığını düşük olarak görmektedir. Ego’nun kendini korumak için bölme savunma mekanizmasını aktive ettiğini ebeveyn bütünlüğünün içselleştirilmediği bir süreçte devam edilirse depresif bir birey olma olasılığını yüksek olarak aktarmaktadır. Yaşamın ilk yıllarında deneyimledikleri geçici depresif durumları devam ettirme eğilimindedir. Bu durumu ‘infantil depresif durum’ olarak adlandırmıştır (Güleç &Köroğlu, 2000).


Bibring’e göre çok yoğun olarak yaşanan narsisistik beklentilerin olduğu 3 alan kişinin davranış standartlarının belirlemektedir. Değerli ve sevilen biri olmak, güçlü ve üstün biri olmak, iyi ve seven biri olmak. Gerçeklikte ego bu kıstaslara ulaşamadığında birey, güçsüz, değersiz, hissetmesi depresyona neden olabilir. Bibring, depresyonu bireyin kendine dönük saldırganlığı temeliyle açıklayan görüşlere katılmamaktadır fakat bazı durumlarda bireyin yaşayacağı çaresizlik duygularının benliğine saldırmasına neden olabilir bunu da ikincil bir durum olarak nitelendirmiştir. Bireyde narsisistik bir yaralanmaya sebep olabilecek her türlü davranış, engelleme depresyonun ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu durumu da ego – süperego bağlamında değil egonun kendi yapısı içerisinde yaşandığını belirtmiştir (Gençtan, 2003).


Depresyonu bilinçdışı çatışmalar temelinde içselleştirilmiş öfke, intrapsişik örüntü olarak psikodinamik psikoterapi literatüründe yer almıştır. Psikoterapi sürecinde, bireyin iç görü kazanması amacıyla getirdiği yaşam öyküsü, edinilen tecrübelerin yorumlanması, yaşanılan içsel çatışmaların bilince getirilerek yorumlanması, yüzleştirilmesi, fark edebilme yetisinin artışı hedeflenir (Başoğul & Buldukoğlu, 2015).


1.3. A.Beck’in Depresyon Modeli


Birçok klinik gözlem ve deneysel çalışmalar sonrası A.T. Beck ve arkadaşları depresyonu duygu durumu bozuklukğu olarak değil bilişsel bir bozukluk olarak nitelendirmiş ve depresyon modelini geliştirmiştir (Öztürk & Uluşahin, 2015). Çocukluk dönemi tecrübelerinden başlayan, depresyonun yapısını açıklamak için bilişsel üçlü, şemalar, bilişsel hatalar olmak üzere 3 özgül kavram kullanmıştır. Bilişsel üçlü; kendi içerisinde 3 parçadan oluşmaktadır. Birincisi, bireyin kendi hakkında edindiği olumsuz bakış açısıdır.



Birey, eksik, kusurlu, değersiz bir yapıda olduğunu düşünür. Birey eksiktir bunun sebebi de kendisinde var olan fiziksel, ahlaki, psikolojik kusurlardır. Sahip olduğu bu eksikliklerden ötürü birey değersiz ve kabul görmeyen birey olduğu düşüncesindedir. Bu düşünceler kendini sürekli eleştirmesine, kıyaslamasına sebebiyet vermektedir. İkincisi, yaşanılan tecrübelerin ve edinilen deneyimlerin olumsuz olarak yorumlanmasıdır. Birey, istediği hedeflere ulaşmasına engel olan bir yer olarak görmektedir dünyayı. Edindiği her deneyim sonucu çevresi onun başarısına engel olan bir nesneyi temsil etmektedir. Bireyin çevreye yüklediği bu olumsuz yorumlar kendisine fark ettirilirse değişim gerçekleşmeye başlayabilir. Üçüncüsü, gelecek hakkında karamsar, olumsuz düşüncelerden meydana gelir. Birey içinde bulunduğu mutsuzluğun, isteksizliğin, problemlerin hayatının sonuna kadar devam edeceği düşüncesindir. Bilişsel şemalar; bireyin hayatında onu mutlu edecek birçok kavram var iken neden kendisine yönelik acı verici davranışları devam ettirdiğini açıklamak için kullanılır. Bireyin, ortamı kavramsallaştırabilmesi uyarımları birleştirip seçici olarak kaydetmesine bağlıdır. Benzer şekilde olan kavramlarda da verilen tepkiler benzerlik göstermektedir. Yani şemalar, çevredeki verileri ayrıştırır, kodlar ve bilişe çevirir. Bireyin birbirinden farklı deneyimlerini ne şekilde yapılandıracağı konusunda etkindir. Daha önceden edinilen bir şema uzun bir süre pasif durduktan sonra gelen bir uyaran sonrası aktif hale gelebilir. Yani bireyin tepkisi belirlenmiş olur. depresif durumdaki birey, bir denetim kaybına uğrayarak daha çok uygun ve işine yarayacak şemaları kullanmakta zorlanır (Arkar, 1992).


Bilişsel hatalar: bireyin olumlu olarak nitelendireceği bilgilerin olmasına rağmen negatif kavramların geçerli olduğu düşüncesinin hakim olmasıdır. Burada düşünce bazında sistematik bir yanlış söz konusudur. Mantığa dayanmayan çıkarsama; tam tersi bir bilgi, bulgu olmamasına rağmen belirli bir düşünceyi devam ettirmektir. Seçici soyutlama; yaşanılanı bir bütün olarak değil, bir bölümünü seçip sadece o bölüme odaklanmaktır. Yaşanılan o bölüm üzerinden kritize edilir. Aşırı genelleme; rastgele gerçekleşen birbirinden farklı olayı genel, kapsayıcı bir fikir üretme ve bu fikri alakalı olan, olmayan her yerde gerçekleştirme. Büyütme, küçültme; deneyimlenen bir olayın önem derecesini anlamlandırmakta yaşanan problemlerdir. Kişiselleştirme; yaşanılan olayın herhangi bir kanıtı ya da temeli olmadan kişinin olayla kendini bağlantılandırmaya çalışmasıdır. Mutlakçı, iki yönlü düşünme; edinilen deneyimlerin iki uç yöne kategorize edilmeye çalışmasıdır.



1.4. Hümanistik Psikoloji Bağlamında Depresyon

Hümanistik görüş, bireyin merkezde olduğu, biricikliği, bireyin özgür iradesi ve hayatın anlamının temel alındığı bir akımdır. Genel olarak varoluşsal kaygıya, hayatı anlamlandırmasına ve bu anlamlandırma sürecinde yaşanılan korku ve panik duygularına odaklanır. Bireyin seçim yapabilme özgürlüğüyle daha az kaygı yaşayabileceği bir tarz oluşturabilmeyi amaçlar (Güleç, 2010). Bireyin yaşadığı kaygı, depresyona yönlendirme teknikleri olmadan destekleyici ve empatik bir tarzda yaklaşır. Bireyin sahip olduğu potansiyel dahilinde gerçekleştirebildikleri ve gideremediği ihtiyaçların verdiği sıkıntı, zorunluluk düşüncelerini biricikliği çerçevesinde değerlendirir. Geçmiş deneyimlerin birey üzerinde olumsuz etkileri olabilir ve bu etkiler değersizlik, utanç, karamsarlık duygularına sebebiyet verebilir fakat Hümanistik görüşe göre; önemli olan ‘’şimdi ve burada’’ kavramıdır. Deneyimler bireyi bu noktaya getirmiş olabilir ama birey bu noktada kalmak zorunda değildir.



Davranışlarının kaynağını, sorunlarının anlamını değerlendiremiyorsa bunu terapistin anlamlandırması da mümkün değildir. Birey bu durumu değiştirmek için belirli kararlar alabilir, kendini anlamaya çalışır ve belirli yolları kullanmayı seçer. Yaşanılan depresif durumlarda geçmiş deneyimlerin seçimlerin, haset ve şükranın, utanmaların, pişmanlıkların hiçbir katkısı olmayacağı düşüncesi hakimdir. Geçmişte deneyimlenen tecrübelerinin sadece negatif yansımalarını değil şimdi ve burada elde edilen olumlu yansımaları da düşünülür.


Bilinçdışı dürtüleri kabul eden Maslow, önemli olan noktasının bireyin bilinç boyutunda gerçekleşenlerle ilgilenmiştir (Güleç, 2010). Bireyin doyurulması gereken ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların kategorizasyonunu birbirinden önce doyurulması gereken ihtiyaçlar şeklinde gerçekleştirmiştir. 5 farklı kümede kategorize etmiştir. Birey sahip olunan temel ihtiyaçları karşılayamadığı durumlarda kaygı eşliğinde döneme özgü bir karamsarlık ya da depresyon yaşayabilir. Tam aksine ihtiyaç giderildikten sonra daha çok istem haliyle tekrar bir karamsarlık durumu olabilir. Güdülerin hazza ulaşması birey için oldukça keyif verici bir organizasyondur Maslow’a göre hazza giden bu yolda güdüyü dışa vurarak büyüme ihtiyacını tatmin etmeyi sağlar. Birinci sırada fizyolojik ihtiyaçlarını gideremeyen birey fiziksel olarak bitkin, çökkün hale gelebilir. İkinci sırada güven ihtiyacını karşılayamayan bireylerde olumsuz birçok duruma katlanma durumunda olabilirler bu durum bireyde depresif bir tutumu beraberinde getirebilir. Üçüncü sırada ait olma ve sevgi ihtiyacının giderilmeme durumunda nitelikli ilişki ve iletişimsizlik depresif duruma neden olabilir. Dördüncü sırada saygı ihtiyacının karşılanmaması durumunda aşağılık, yetersizlik duygusuyla depresyon nöbetleri gözlenebilir. Beşinci sırada kendini gerçekleştirme ihtiyacı giderilmez ise çelişkili, zıtlık içeren durumlar içinde kaotik bir süreç depresyon habercisi olabilir.


Hayatın anlamlandırmak temelli bu görüşte Frankl’a göre; depresyon yaşamı anlamlandırma çatısı altında yaşanan krizlerdir (Başoğul & Buldukoğlu, 2015). Tutarlı olabilmek, amaç sahibi olabilmek, yaşanılanlar sonrası olay döngüsüne takılıp kalmamak depresif durumların az yaşanmasına neden olur. Geçmiş dönemde yaşanılanlar psikolojik açıdan bireyin gelişimini sekteye uğratabilir ancak bunu terapist o döneme geri döndürerek onaramaz bireyin kendisi o döneme dönebilir dolayısıyla geçmiş dönemli depresyon bireyin kendisinin anlamlandırabileceği bir durum olarak nitelenir.


KAYNAKLAR
Amerikan Psikiyatri Birliği. (2013). Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayımsal elkitabı (DSM-5), tanı ölçütleri başvuru elkitabı’ndan (5. Basım). (Çev. Köroğlu E.). Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Arkar, H. (1992). Beck'in depresyon modeli ve bilişsel terapisi. Düşünen Adam The Journal of Psychiatry and Neurological Sciences, 5, 37-40.
Başoğul, C. & Buldukoğlu, K. (2015). Depresif bozukluklarda psikososyal girişimler. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry, 7(1), 1-15.
Çelik, F. & Hocaoğlu, Ç. (2016). Major depresif bozukluk tanımı, etyolojisi ve epidemiyolojisi: bir gözden geçirme. Çağdaş Tıp Dergisi, 6(1), 51-66.
Ebert, H., Loosen, T., Nurcombe, B. & Leckman, F. (2013). Psikiyatri tanı ve tedavi (2.Basım). (S. Candansayar, Çev.). İstanbul: Güneş Kitabevi.
Gençtan, E. (2003). Psikodinamik psikiyatri ve normaldışı davranışlar. İstanbul:Metis Yayıncılık.
Güleç, C. (2010). Pozitif ruh sağlığı. Ankara:Arkadaş Yayıncılık.
Güleç, C. & Köroğlu, E. (2000). Psikiyatri temel kitabı. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Köroğlu, E. (2009). Klinik Uygulamada Psikiyatri Tanı ve Tedavi Kılavuzları. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Köroğlu, E. (2014). Psikonozoloji tanımlayıcı klinik psikiyatri. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Öztürk, O. M. & Uluşahin, A. (2015). Ruh sağlığı ve bozuklukları (13.basım). Ankara: Nobel Tıp Kitapevleri.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"4 Ekolde Depresyon" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Muhammed Erdinç TÜRK'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Muhammed Erdinç TÜRK'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Muhammed Erdinç TÜRK'ün Makaleleri
► Depresyon, Maskeli Depresyon ve Tedavisi Psk.Dnş.Funda GÜL YILMAZ
► Ergenlerde Depresyon : Maskeli Depresyon Uzm.Psk.Mehmet Enver BAYATLI
► Depresyon ,maskelenmiş Depresyon Psk.İbrahim BALKI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,188 uzman makalesi arasında '4 Ekolde Depresyon' başlığıyla benzeşen toplam 17 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Sigara Bağımlılığı Aralık 2016
► Travma ve Yas Ekim 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


08:05
Top