2007'den Bugüne 81,431 Tavsiye, 25,868 Uzman ve 18,108 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Farklı Aile Tutumlarının Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Psiko-Sosyal Gelişimine Etkisi
MAKALE #20811 © Yazan Uzm.Psk.Dila ISITAN | Yayın YENİ Ekim 2019
GİRİŞ

Bu bölümde araştırmaya konu olan problem durumu açıklanmış, problem ve alt problemler verilmiş, bu problemlerle ilgili sınırlılıklar belirtilmiş, araştırma ile ilgili temel kavramlar, araştırmanın önemi ve gerekçesi açıklanmıştır.

Problem

Bebek, çocukluğa doğru geliştikçe yeni beceriler kazanmaya, davranışlarını kendi denetimi altına almaya başlar. Bu dönemde ailenin rehberliği çocuğun gelişimi üzerinde çok etkili olur. Hatalı anne baba tutumu ve bozuk aile yapısı, sağlıksız bir gelişimin ve uyumsuzlukların başlıca kaynağı olabilir. Anne baba, bazen çocuğa çok şey vererek onun kendi gelişimine yön vermesini engeller. Bazen de çok az şey vererek ona gerekli desteği sağlayamaz ve uygunsuz davranış örüntülerinin gelişimine neden olur (Gençtan, 1993).

Anne ve babaların kendi değer ve inançlarına göre değişik tutumları vardır. Anne baba tutumları, sevgi, hoşgörü ve kabul etmeyi içine alan “demokratik tutum” ve sevginin gösterilmediği hoşgörünün olmadığı, reddetmeyi içine alan otoriter tutum olmak üzere iki genel başlıkta toplanabilir. Demokratik anne baba, çocuğun arzu ve ihtiyaçlarına karşı ilgilidir. Çocuğun davranışlarını ilgi ve anlayışla izler. Onun iradesine ve sağlıklı uyumuna değer verir. Çocukları yaşına göre kendisi ile ilgili bazı kararlar almaya teşvik eder. Önemli konularda alınan kararların nedenlerini çocukla tartışır. Onun görüşlerine değer verir. Dil alışverişine olanak sağlar. Hemen her konuda çocuğa iyi bir rehber olmaya çalışır. Otoriter anne baba ise, çocuğa olan sevgisini bile çocuğu istenilen şekilde davrandıkça (şartlı) gösterir. Sevgiyi bir pekiştireç olarak kullanır. İstenen davranışlar da çoğunlukla gelenek ve daha üst otoritelerce saptanmış kurallara uygun davranışlardır. Anne baba, kendisini toplumsal otoritenin temsilcisi olarak görür. Mutlak itaat bekler. Kendisi otoriter kişiliğin temel nitelikleri olan dogmatik düşünce tarzına yatkın olduğundan, çocukla dil alışverişinde bulunmaz. İstek ve emirlerin tartışmasız yerine getirilmesini ister. Aksi halde, cezaya başvurur (Kuzgun, 1972).

Baskı altında büyüyen çocuk, çekingen, başkalarının etkisinde kolayca kalabilen, aşırı hassas bir kişilik yapısına sahip olabilir. Anne babanın aşırı koruması, çocuğa gerekenden fazla kontrol ve özen göstermesi sonucu çocuk, genellikle diğer kimselere bağımlı, özgüveni olmayan bir birey olarak yetişir (Yavuzer, 1987).

Aşırı hoşgörü ve dürüstlük, çocuğun bencil olmasına ve zayıf sosyal çevre uyumuna neden olur (Yavuzer,1996). Çocuğuna boyun eğici davranış gösteren anne-babaların çocuk üzerinde gerektiğinde otorite ağlamaları mümkün olmaz. Çocuk, doğumundan itibaren var olan ben merkezcil tavrını, bu aşırı boyun eğici tavır nedeniyle, zamanla sosyal normlara uygun şekilde değiştiremez, uyumsuzlaşır, anne -babasına saygısı azalır. Onları yönetmeyi ister (Yavuzer, 1987).

Sık görülen olumsuz anne -baba davranışlarından biri de çocuğun aynı davranışına karşı farklı zamanlarda farklı tutumların sergilenmesidir. Böyle bir tutum, çocuğun davranışlarına rehberlik edecek dengeli değer yargılarının oluşumunu engeller. Bu çocukların, daha tutarlı bir disiplinle yetiştirilmiş çocuklara oranla, cezaya daha çok direnç gösterdikleri ve saldırgan davranışlarının kolayca ortadan kaldırılamadığı gözlemlenmiştir (Gençtan, 1993).

Yapılan araştırmalarda ilgisiz ve otoriter anne baba tutumunun birbirleri ile yakından ilişkili olduğu, buna karşılık demokratik anne-baba tutumunun bu iki tutumdan farklı olduğu öne sürülmüştür (Akbaba,1988). Aynı araştırmacı, demokratik tutumla yüksek benlik saygısı arasında, ilgisiz ve otoriter tutumla düşük benlik saygısı arasında paralel ilişki bildirmiştir.
Demokratik, hoşgörülü ve kabul edici tavrın benimsendiği evlerde, çocuklar aktif, bağımsız kararlar alabilen, yaratıcı, toplumsal bireyler olarak yetişirler. Yaşıtları arasında yüksek düzeyde kabul görürler. Bu tarzda yetiştirilen çocuklar, kolay egemenlik kurulamayan, başarılı, yapıcı, özel merakları olan bireyler olur, öte yandan otoriter tutumun benimsendiği evlerdeki çocuklarda, kavgacılık, işbirliğine yanaşmama, engel olunamayan ve tekrar eden saygısız davranışlar tespit edilmiştir (İkizoğlu, 1983).

Hoşgörülü, gerekli bazı kısıtlamalar dışında çocuğun kendi başına karar almasını destekleyen, kendini ailenin diğerleri kadar önemli bir elemanı olarak algılamasını sağlayan, işbirliğine açık,ödüllendirme ve gerekirse beklediği armağanın verilmeyişi, gezi programının ertelenmesi gibi cezalandırmalarla (ancak dövmeyi içermeyen) sağlanan ilişkinin, çocukta yüksek benlik saygısına, ve hemen bütün ruhsal fonksiyonlarda ileri derecede uyuma yol açtığı belirtilmektedir (Critelli, 1987) .

Zihinsel engelli çocuklar, engelli çocuklar arasında en sık karşılaşılan gruptur. Buna rağmen, bu çocuklar toplum tarafından yeterince tanınmamaktadır. Hatta bu çocuklara ilişkin bazı ön yargı ve inançlar bulunmaktadır. Bunların başında zihinsel engelli çocuklar için hiçbir şeyin yapılamayacağı inancı gelmektedir. Tüm zihinsel engellilerin yaklaşık yüzde 85'ini eğitilebilir zihinsel engelli çocuklar oluşturmaktadır ve normal ilkokul programından yeterli şekilde yararlanamamaktadırlar. Ancak, bu çocukların ilkokul düzeyinde akademik konularda eğitilebilirlik, toplumda bağımsız yaşayabilecek düzeyde sosyal uyum, yetişkin düzeyinde kısmen ya da tamamen destek alacak şekilde mesleki yeterlilik alanlarında gelişme potansiyeline sahip oldukları ifade edilmektedir (Özer, 2001). Nitekim eğitilebilir zihinsel engelli çocuklara yönelik özel eğitim programları bu konulara ağırlık vermektedir (Eripek, 1993)

İnsan sosyal bir varlıktır. Kültürel koşullar içinde sosyal ilişkiler, hem toplumun, hem kültürün, hem de bireyin yapısını etkiler. Bireyin tüm yaşamı çevresine uyum sağlama çabası içinde geçer. Bu uyum çabası doğumdan başlayarak bir gelişim göstermektedir. Sosyalleşme birçok karmaşık faktörün etkilediği bir oluşumdur. Bireyin sosyalleşmesinden, bir anlamda yaşadığı kültürü ve dolaylı olarak bu kültürle bağlantılı diğer kültürleri öğrenmesi kastedilmektedir. Bir diğer anlamda ise, sosyalleşme, kişinin, grubun kural ve değerlerine uymayı öğrenmesi, bu değerler düzenini benimsemesidir. Bu öğrenme doğumdan ölüme dek tüm yaşam boyunca devam eder ve bu süre içinde bireyin çevredeki insanlarla ilişkileri ve diğer çevre faktörleri sosyal uyumunda önemli rol oynar (Yavuzer, 2003). Sosyal gelişim, kişinin doğumundan yetişkin oluncaya kadar, başka insanlarla olan ilişkilerinin ve onlara karşı geliştirdiği ilgi, duygu, tutum ve davranışlar gibi toplumsal özelliklerin tümüdür. Başka bir anlatımla sosyalleşme, kişinin çevresinde geçerli olan norm ve değer yargılarına uygun bir davranış geliştirme sürecidir (Binbaşıoğlu, 1995). Zihinsel engele sahip çocukların sosyal özelliklerinde tipik bazı problemler görülebilmektedir. Bu problemler kısmen toplumdaki bireylerin bu çocuklara yönelik tutum ve davranışlarıyla, kısmen de çocuğun geçmişte kendisinden beklenen davranışları yerine getirmedeki başarısızlıklarıyla ilişkilidir (Ersoy ve Avcı, 2000).

Bu araştırmanın amacı farklı anne baba tutumlarının hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumunu etkileyip etkilemediğini incelemektir. Bu amaçla aşağıdaki sorulara yanıt aranmıştır.

Amaçlar

1. “Aşırı koruyucu annelik”, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumunu etkilemekte midir?
2. “Demokratik davranma ve eşitlik tanıma”, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumunu etkilemekte midir?
3. “Ev kadınlığı rolünü reddetme”, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumunu etkilemekte midir?
4. “Karı-koca geçimsizliği”, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumunu etkilemekte midir?
5. “Baskı-disiplin”, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumunu etkilemekte midir?

Araştırmanın Sınırlılıkları

1. Araştırmanın örneklem grubu 2008–2009 yılında, İstanbul İli, Beşiktaş İlçe merkezinde, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Özel Beşiktaş Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Şişli İlçe merkezinde, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Özel İçgörü Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ne devam eden hafif derecede zeka geriliği gösteren çocuklardan 6:0-6:11 yaş arasında olanlarla sınırlandırılmıştır.
2. Araştırmada psikososyal gelişim düzeyi, araştırmada kullanılan sosyal duygusal uyum ölçeğinin ölçtüğü özelliklerle sınırlıdır.
3. Araştırma sonuçlarının genellenebilirliği Özel Beşiktaş Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Özel İçgörü Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ne devam eden yalnızca “hafif derecede zeka geriliği” tanısı alan çocuklar ile sınırlıdır.

Sayıltılar

1. Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin araştırmada kullanılan veri toplama araçlarındaki sorulara doğru ve içten cevap verdikleri kabul edilmiştir.
2. Bu araştırmadaki ölçekler güvenilir şekilde kabul edilmiştir.

Tanımlar

Sosyal Duygusal Gelişim: Sosyal duygusal gelişim, çocuğun kendini ifade edebilmesi, duygularını kontrol edebilmesi, kendisiyle ve çevresiyle barışık ve uyum içinde olabilmesidir. Biliş ve beceriler duygunun yorumlanmasında kaçınılmazdır. Sosyal ve duygusal yeterlilik yaşam boyu gelişmektedir (Saarni, 2001)

Farklı Aile Tutumları: Çocuğun benlik kavramı, yetişkinlerin ona yönelttikleri tutumların bir yansımasıdır. Bu nedenle, ana-babasından gelen itici tutumlar, çocuğun kendini değersiz bulmasıyla sonuçlanır. Buna karşılık, istenen davranışları gösterdiğinde desteklenen çocuk, onaylanan davranışlarının hangileri olduğunu öğrenir. Bu ortam, özgüvenli ve otonom bir çocuk yetiştirmenin ön koşuludur (Yavuzer, 2003).

Hafif derecede zeka geriliği: Bireysel olarak uygulanan bu testlerde yaklaşık 70 ya da altında bir IQ, yani Zeka Bölümü’ne sahip olmanın yanı sıra, iletişim, kendine bakım, ev yaşamı, kişilerarası beceriler ve kendini yönetip yönlendirme alanlarından en az ikisinde görülen yetersizlik zeka geriliği olarak tanımlanabilir. Uluslararası tanı ölçütleri ve sınıflandırması olan DSM-IV elkitabına göre, zeka testleri sonucunda 50-55 ile yaklaşık 70 arasındaki değerler, hafif derecede zeka geriliğini gösterir (Yavuzer, 2003).

Hafif derecede zeka geriliği gösteren kişilerde, bir miktar konuşma geriliği vardır, fakat günlük konuşmaları yürütebilecek ve çok karmaşık olmayan günlük işleri yapabilecek düzeydedir. Bu kişilerde motor gelişimi genellikle normaldir. Kendi günlük gereksinimlerini anlatabilirler ve günlük yaşama ilişkin bir çok işleri (yeme, temizlik, giyinme, idrarını ve dışkısını tutabilme gibi) yardımsız görebilirler (Güleç ve Köroğlu, 1998).

Araştırmanın Önemi ve Gerekçesi

Davranışların şekillenmesinde önemli bir yeri olan anne-baba tutumları bu araştırmada yer almaktadır. Tutumların hafif derecede zeka geriliği gösteren çocuklarda sosyal duygusal uyuma olan etkisinin belirlenmesi ve sosyal duygusal uyumu olumsuz etkileyecek anne baba tutumlarının yerine yeni tutumlar kazandırılabilinecek olması araştırmayı önemli yapan unsurlardan biridir.

Bu açıklamalar ve ülkemizde sosyal duygusal uyum ile ilgili yapılan araştırmalar göz önüne alındığında, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumunu yordayıcı nitelikte ele alan kapsamlı bir araştırmaya rastlanmamıştır. Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumunu etkileyebilecek olan anne baba tutumlarının saptanması ile anne babada tutum değişikliğine gidilerek hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal uyumu arttırılabilir. Bu araştırma sosyal duygusal uyum ile ilişkisi olabileceği düşünülen anne baba tutumlarının belirlenmesi açısından önem kazanmaktadır.

1. KURAMSAL AÇIKLAMALAR VE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR

Bu bölümde psikososyal gelişim kavramı ve bu kavramla ilgili kuramsal açıklamalar ile farklı aile tutumları ve sosyal duygusal uyum ile ilgili yurt içinde ve yurt dışında yapılan araştırmalara değinilmiştir.
Sosyal duygusal uyum, farklı anne baba tutumları, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların psikososyal gelişimine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.

1.1. Psikososyal Gelişim

Sosyal duygusal gelişim, çocuğun kendini ifade edebilmesi, duygularını kontrol edebilmesi, kendisiyle ve çevresiyle barışık ve uyum içinde olabilmesidir. Biliş ve beceriler duygunun yorumlanmasında kaçınılmazdır. Sosyal ve duygusal yeterlilik yaşam boyu gelişmektedir (Saarni, 2001). Duygusal gelişim sosyal gelişimin temelini oluşturmaktadır. Duygusal gelişim biyolojik temelli olmakla birlikte, olgunlaşma ve öğrenme sonucu oluşmaktadır. Öğrenme için ise sosyal etkileşim şarttır. Bu bağlamda duygusal gelişim, sosyal gelişimin temelini oluşturmakla birlikte, duygusal ve sosyal gelişim birbiriyle etkileşim içinde olan iki gelişim alanıdır. Bedensel ve bilişsel gelişime paralel olarak biçimlenen duygusal yapı, zaman içinde duygusal dengeyi oluşturacak şekilde olgunlaşır. Çocuğun duygusal dengesinin gelişmesi benlik kavramını da önemli ölçüde etkiler. Buna göre sağlıklı duygusal gelişim, sağlıklı kişilik ve sosyal gelişimin temelidir (Aral ve diğ, 1981).

Doğumu izleyen ilk yıllarda, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimini desteklemeye yönelik olarak; ailenin çocukla olumlu etkileşimleri, çocuğa sağlanan deneyim ve fırsatlar, çocuğun kendisiyle barışık, çevresiyle uyumlu ilişkiler kurabilen, toplum içinde anlamlı ve üretken rol üstlenen bir kişi olmasında belirleyici olmaktadır (Crick, 2000; Caulfield, 2001; Bracha ve diğ., 2004).

Tüm gelişim alanlarında olduğu gibi, çocuğun sosyal duygusal gelişiminde de bu denli önemli bir yere sahip olan ebeveynlerin, sağlıklı, mutlu ve üretken bireyler yetiştirebilmeleri için öncelikle sosyal ve duygusal gelişim özelliklerine dair bilgi sahibi olmaları gerekir. Çünkü ebeveynlerin çocuklarının gösterdiği davranışların hangisinin normal gelişim, hangisinin sorun niteliği taşıdığının bilincinde olmaları son derece önemlidir. Ailelerin sosyo-ekonomik düzeyi de çocukların sosyal duygusal gelişimini etkileyen faktörlerin başında gelmektedir. Çocukların erken dönemlerdeki yaşantı eksikliği akademik başarı, sosyal uyum ve kişiler arası çatışmaları çözümleme yeteneğini etkilemektedir. Bu nedenle; ebeveynlerin özellikle çocuklarının erken yaşlarda sosyal duygusal gelişimleri hakkında bilgi sahibi olmaları, çocuklarını iyi gözlemleyip hangi durumlarda nasıl davranılması gerektiğini bilmeleri büyük önem taşımaktadır. Zira ailenin çocuğun gelişimini yakından izleyerek, hangi davranışların sorun niteliği taşıdığını bilmesi, sosyo-ekonomik düzey farklılıklarının risklerini azaltmaktadır (Ainsworth, 2000; Saarni, 2001; Raver, 2003).

1.2. Psikososyal Gelişimle İlgili Kuramsal Görüşler

Bir çocuğun sosyal bir varlık haline gelebilmesi öncelikle ebeveyn-çocuk ilişkisine dayanır. Çocuğun ileride nasıl biri olacağının,gelişim sürecinin ne yönde ilerleyeceğinin, özellikle bebeklik yıllarından itibaren çevresiyle kurduğu ilişkinin seyrine bağlı olduğunu kabul eden bir çok kuram vardır. Freud'un Psikoseksuel Gelişim Kuramı bir insanın dünyasını içgüdüleri ile yapılandırdığı dönemlerden, içgüdülerin sosyal taleplerle çatıştığı dönemlere buradan da davranışların sosyal olarak kabul görecek biçime uydurulmaya çalışıldığı döneme doğru ilerlediğini ileri sürer (Şendil, 2004). Bu noktada çocuğun annesi ve babası ile kurduğu ilişki onun yönlenmesinde hayati bir konumdadır. Erikson'un Psikososyal Teorisi yine çocuğun aile ve talepleri üzerinden sosyalleşmeyi ve kendini biçimlendirmeyi öğrendiğini ileri sürmektedir.Bu kuramda da ;erken çocuklukta anne ve baba tarafından öğretilen sosyal kısıtlamaların çocuğun gelişim basamaklarında ilerlemesinde yön tayin etme açısından rolü büyüktür.Davranışçı teoriler öğrenmeyi çoğunlukla çevreye bağlarlar burada da çocuğun gelişimi açısından içinde bulunduğu çevre onun neyi öğrenip öğrenmeyeceği konusunda oldukça belirleyicidir. Sosyal Öğrenme teorisyenleri ise ebeveyn özellikleri veya çocuk yetiştirme alıştırmaları ile çocuğun kişiliği arasındaki korelasyonu inceleyen araştırmalar yapmışlardır (Şendil, 2004).

Sosyal öğrenme teorilerinden yola çıkarsak, toplumun çocuklara o toplumdaki ideal yetişkinler gibi davranmayı öğretme sürecine sosyalizasyon denmektedir (Şendil, 2004). O toplumu halihazırda yöneten ve yönlendiren kural ve görevlerin bir önceki nesilden yeni nesle aktarılması sosyalleşme olarak da bilinir (Şendil, Kızıldağ ve Cesur, 2003). Bu sürecin işlemesi ve toplumun sürekliliği ve gelişmesinin devamı öncelikle aile kurumu ve aile-çocuk ilişkisine dayanır."Bütün anne ve babalar çocuklarını sosyalleştirmek için çaba gösterirler, fakat tercih ettikleri yöntemler açısından farklılıklar vardır. Temel bir sosyalizasyon aracı olarak çocuk yetiştirme tutumları ve bu tutumların çocuk ve gençlerin sosyal ve duygusal gelişimleri üzerindeki etkileri son 30 yılda yaygın olarak araştırılmaktadır (Yılmaz, 1999).

1.3. (0-6) Yaş Arası Psikososyal Gelişim

Yaşam içerisinde her birey savunmasızlığın arttığı ve potansiyelinin yükseldiği bir dizi kriz ve dönüm noktasıyla karşılaşır. Bu krizler, uygun bir şekilde çözüldüğünde kişilik gelişimine ve psiko-sosyal olgunluğa katkıda bulunurlar. Her kriz ya da aşama, bireyin gelişimini biçimlendiren ve kişiliğini değiştiren daha önceki kriz ya da aşamaların üzerine kurulmaktadır. Bireylerin 8 dönem içerisinde psiko-sosyal gelişimi tamamlanır. Bu gelişim dönemlerinin özelliği her dönem de birisi olumlu diğeri ise olumsuz olan iki özellikten hangisinin birey tarafından kazanılıp kazanılmadığıdır. Bu dönemler, ilk dönem olan “temel güvene karşı güvensizlik” döneminden başlayarak birbirlerinin üzerine kurulmakta ve yaşam boyunca bireyin sahip olacağı özelliklere etki etmektedir (Erikson ,1968; Akt. Arı ve Arslan, ).
Erikson’un Psikososyal gelişim dönemleri;
1.Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0-18 ay),
2.Özerkliğe Karşı Utanç ve Şüphe (1,5-3 yaş),
3. Girişimciliğe Karşı Suçluluk Duygusu(3-6 yaş),
4. Çalışkanlığa Karşı Yetersizlik Duygusu(6-11 yaş),
5. Kimlik Kazanmaya Karşı Kimlik Karmaşası (12-21 yaş)
6.Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık (Yalnızlık) (21-30 yaş)
7. Üretkenliğe Karşı Verimsizlik(Durgunluk)(30-65 yaş)
8. Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk(65 yaş ve sonrası)
Erikson’un Psikososyal gelişim kuramının, araştırmayla ilgili olan ilk 3 dönemi aşağıda sırasıyla açıklanmıştır.

1.3.1. Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0-18 ay)

Bireyin psikolojik olarak sağlıklı olması için temel olan birçok ön koşul içerisinde “temel güven duygusu” da vardır. Temel güven duygusu, yaşamın ilk yıllarındaki deneyimlerden çıkarılan, dünya ve diğer insanlara yönelik yaygın olan tutumlardır. “Güven” kavramı, bireyin kendisine olan güven duygusu olduğu gibi, diğer insanlara olan temel güven duygusunu ifade eder. Doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde, bebekler ana babalarıyla ilişkilerinin sonucu ya temel güven duygusu kazanır ya da güvensizlik geliştirir. Yani bebek temel güven duygusu kazanamazsa bunun yerini alır. Temel güven yaşamsal bir kişiliğin ve bir kimlik duygusunun temel yapısıdır. Daha açık bir ifadeyle temel güven duygusu, diğer kişilerin bizimle ilgili olumlu duyguları olduğu, onlara inanabileceğimiz, güvenebileceğimiz, yardım alabileceğimiz, diğer kişilere bağlanabileceğimiz gibi olumlu duygu ve düşüncelerin temelini oluşturur. Güvensizlik ise diğer kişilere karşı olumlu duygu ve düşünceler geliştirmeyi engeller ya da sınırlar (Erikson, 1968; Akt. Arı ve Arslan, 2008).

1.3.2. Özerkliğe Karşı Utanç ve Şüphe (18 ay-3 yaş)

Bu dönem çocuğun kas sistemindeki gelişmenin etkisi altındadır. Çocuklar özellikle bu dönemde psiko-motor hareketlerindeki kontrol ve öz-yeterliliği denemek ve bundan haz almak isterler. Bu dönemde çocuklar bağımsızlık kazanmak için çaba gösterirler. Bağımsızlık çocuğun hareketlerini ve vücudunu kontrol etmesi olarak değerlendirilir. Bu dönemi başarıyla atlatan çocuklar yeterlik duygusunu, kendine güveni, ayrıca öz değerlerini kazanmış olurlar. Bu yeterliliği yerine getiremeyen veya engellenen çocuklar bağımlılık duyguları yanında utanma ve kendi değerliliklerine yönelik şüpheyi yaşarlar (Özbay,2003).

1.3.3. Girişimciliğe Karşı Suçluluk Duygusu (3-6 yaş)

Bu dönemde çocuğun bir kişi olarak kendisine güçlü bir şekilde inanma duygusunun başladığını ve bir kişi olarak yapabileceklerinin neler olduğunu keşfetmeye çalıştığını ifade etmektedir. Bu dönemde;
a. Çocuklar giderek daha çok özgür bir şekilde çevrede hareket etmeyi öğrenir ve bu yüzden kendisi için daha geniş ve limitsiz bir şekilde amaçlarını gerçekleştirebilecekleri bir alan kurarlar.
b. Çocuklar anlamadığı konuları tam olarak anlamaya çalışır ve sayısız konular hakkında durmadan sorular sorabilirler.
c. Çocukların düşüncelerinde ve hayal gücünde bir artma gözlenir.
Bu dönemde yakın ve uzak çevredeki yetişkin rolleri fark edilmeye ve yetişkinlerin dünyasına yönelik her ayrıntı büyük bir merakla soruşturulmaya başlanır. Değişik rolleri tanıyan ve özdeşim yapan çocuk, yalnızca düşleri ve oyunlarında kendini bu rollere sokmakla kalmaz, gerçek yaşamda da özendiği rolleri oynama denemelerine girişir. Tüm bu rol denemelerinden çocuğun çıkardığı özellik “girişim” duygusudur. Bu düşlerini gerçekleştirmek için işe girişmek, amaçlarına ulaşmak doğrultusunda girişimde bulunmayı ifade eder . Çocuklardaki bu girişimci duygu ebeveynler tarafından desteklenmelidir. Çocukların koşmaları, atlamaları, oynamaları ve fırlatmaları için fırsatlar ve ortamlar hazırlanmalıdır (Erikson, 1968; Akt. Arı ve Arslan, 2008).

1.4. Farklı Anne Baba Tutumları

Anne babalar çocuklarını yetiştirirken çeşitli yöntem ve metotlar kullanmaktadırlar. Bu metotlar çocuğa ve çocuğun o anda sergilediği davranışa göre değişim göstermektedir. Anne babalar çocuklarının kendi kendini kontrol etme becerisini geliştirmeyi amaçlar diğer taraftan kendi başına karar vermesini kısıtlayıcı davranışlar sergilerler. Bu çelişki içinde kalan anne baba çeşitli davranış biçimlerinin yoğun olarak yaşanması ile farklı gruplaşmalara yol açmaktadır. Bunları farklı kategoride incelemek mümkündür (Ryder, 1995; Craig ve Kermis, 1995; Akt. Demiriz ve Öğretir, 2007).

Birçok anne-baba eğer çocuk zorlanmazsa iyi eğitim verilemez düşüncesindedirler.Oysa anne-babalar davranışları ile çocuklarına modeldirler. Eğer çocuklarına değer verirlerse, onlara karşı açık olurlarsa, çocuklarının duygularını paylaşırlarsa, kendi duygularını çocukları ile paylaşırlarsa, çocuklarını oldukları gibi kabul ederlerse,yetenekleri doğrultusunda gelişmelerine olanak sağlarlarsa ve çocuklarının yapmak istemediklerini kendileri yapmazsa, çocuklarda daha sonraki yıllarda diğer bireylerle kurdukları ilişkilerde bu tarzda davranırlar. Anne babalar bu tarzda davranışları ile hem çocuklarının kişilik gelişimine olumlu etkide bulunmuş olurlar hem de bir model olurlar (Tausch, 1991; Gramer, 1994; Akt. Demiriz ve Öğretir,2007). Anne babaların çocuklarına yönelik çeşitli tutumlarından söz edilebilir.

Otoriter anne-babalar, koydukları kurallara çocuklarının uymasını ve koşulsuz itaat etmesini beklerler. Çocuğun evde söz hakkı yoktur. Bu tür ailelerde çocuklar kurallara uymadığında ceza uygulanır ve anne-babalar çocuklarıyla pek fazla görüş alışverişinde bulunmazlar, daha çok çocuklarından söylediği her şeyi sorgulamadan kabul etmesini beklerler (Baumrind, 1968). Anne baba tarafından gerekçesi belirtilmeden, çocuğun nedenini kavrayamadığı hemen her konuda yasaklar konur. Çocuğa fiziksel cezanın yanında sözlü (duygularını incitecek) cezalarda verilir. Eleştiriler çocuğun kişiliğine yöneltilir (Demiriz ve Öğretir, 2007).

Çocuğun yaptığı aktivitenin anne babalarca çok fazla kontrol edilmesi çocuğun kendisine olan saygısını azaltacağından mutsuz, içe kapanık bir kişilik geliştirmesine yol açabilir. Bu tutum içinde büyüyen çocuklar atak değillerdir, kuşkucudurlar. Kendi kendilerine bağımsız davranış sergileyemedikleri için karamsardırlar. Özellikle kız çocukları pasif kalarak daha bağımlı olmakta erkek çocukları ise isyankâr, saldırgan, itaatsiz, huysuz, rekabetten uzak ve hassas olabilmektedirler (Nas, 1986; Ekşi, 1990,Aslan, 1992; Shaffer, 1996, Bee, 1996; Özdoğan, 1997;Akt. Demiriz ve Öğretir,2007). Anne babalardan birinin ya da her ikisinin baskısı altında kalan çocuk, nazik, dürüst ve dikkatli davranmasına karşın, çekingen, başkalarının etkisinde kolay kalabilen, aşırı hassas bir kişilik yapısına sahip olabilir (Yavuzer, 1987).

Aşırı Hoşgörülü (İzin verici) anne-babalar, çocuklarına çok fazla özgürlük verirler, çocuklarını hiçbir şekilde kontrol etmezler ve bazen de ihmale varan bir hoşgörü ile davranırlar. Aynı zamanda çocuklarına karşı sıcak ve sevecendirler ve çocuklarının bütün konularda kararlarını kendilerinin vermelerine sınır getirmezler. Bu tür anne-babaların çocukları yemek, yatma, televizyon izleme ve oynamak için dışarı çıkma gibi konularda karar vermede özgürdürler (Baumrind, 1968). Anne babanın çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları, çocuklarının bazı kısıtlamalar dışında,arzularını diledikleri biçimde gerçekleştirmelerine izin vermeleri anlamına gelir. Böyle durumlarda çocuk evine yönelik bir birey olur (Yavuzer, 1987).

Demokratik anne-babalar, çocuklarından olgun davranış beklerler ve aynı zamanda gerekli olduğunda kurallara uymasını isterler. Sıcak ve ilgilidirler, sabırlı ve duyarlı bir şekilde çocuklarını dinlerler,aile içinde verilecek olan kararlarda çocuklarının görüşlerini alırlar. Bu tür ailelerde çocuk yetiştirmede akılcı ve demokratik bir yaklaşım izlenir, hem anne-babanın hem de çocuğun hakları dikkate alınır (Baumrind, 1968; Akt. Demiriz ve Öğretir, 2007).

Yapılan araştırmalarda demokratik ailelerde yetişen çocuklar izin verici ya da otoriter ailelerde yetişen çocuklardan akademik yeterlilik, sosyal gelişim, benlik saygısı ve ruh sağlığı gibi ölçümlerde daha yüksek puan almışlardır (Maccoby ve Martin, 1983; Steinberg ve ark., 1989). Genel olarak araştırmalar demokratik anne-babaların sosyal olarak aktif, sorumlu ve bilişsel olarak yeterli çocuklara sahip olduklarını, otoriter ve izin verici anne-babaların ise daha olumsuz özellikleri olan çocuklara sahip olduklarını göstermektedir. Baumrind (1968) ana baba tutumları ile ilgili olarak yaptığı çalışmalarında genel olarak demokratik tutumu benimseyen anne babaların çocuklarının bağımsız, kendini iyi ifade edebilen, hem sosyal hem de akademik yönden başarılı çocuklar olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Baumrind’in sınıflamasını temel alarak yapılan çalışmalarda, onun görüşlerini destekler şekilde demokratik ailelerde yetişen çocukların izin verici ya da otoriter ailelerde yetişen çocuklardan akademik başarı, sosyal gelişim, benlik saygısı ve ruh sağlığı gibi ölçümlerde daha yüksek puan aldıkları görülmüştür (Maccoby ve Martin, 1983;Dornbusch, Ritter, leiderman, Roberts ve Fraileigh, 1987; Steinberg, Elmen ve Mounts, 1989; Akt. Demiriz ve Öğretir, 2007).

Koruyucu anne-babalar, çocuğa gereğinden fazla kontrol, özen ve ilgi gösterir. Çocuğun gereksinim duymadığı durumlarda bile anne baba müdahale eder. Çocuğun her türlü ihtiyacı anne babalar tarafından karşılanarak çocuğun kendi kendisine yetmesine fırsat verilmez ve kendi başına araştırma yapması engellenir. Anne babalar çocuğunu korumak için çocuğun her türlü hareketine ve ilişkisine sınırlamalar getirerek çocuk adına her türlü kararı kendileri verir. Sürekli korunan çocuk kendini korumayı öğrenemediği için savunmasız, çabuk uyum gösteren, utangaç bir kimlik yönelmesinin yanısıra sorumsuz, şımarık kişilik geliştirebilirler. Bu tarz tutum içinde yetişen çocuklar problem çözmede de oldukça başarısızdırlar (Navaro, 1989) Anne babanın aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi sonucu çocuk, diğer kişilere aşırı bağımlı, kendine güveni olamayan, aşırı kırıklıkları olan bir kişi olabilir (Yavuzer, 1987).

Tutarsız anne-babalar, anne-baba arasındaki görüş ayrılığı şeklinde ortaya çıkabileceği gibi anne veya babanın şahsında yaşanan değişken davranış biçimi olarak da görünebilir. Bu tutum izin verici ile otoriter tutum arasında gidip-gelme biçiminde görülür. Disiplin vardır ama ne zaman ve nerede uygulanacağı belli değildir. Bu nedenle çocuk davranışlarının sonucunda ne olacağını bilemez. Bu tutum içinde olan anne babalar çocuğunun bir gün önce görmezlikten geldikleri bir davranışını ertesi gün azarlar ya da cezalandırırlar. Bunun nedeni büyük olasılıkla o andaki ruhsal durumlarıdır. Anne babanın değişik davranış kalıplarına sahip olması, çocukların da bilerek veya bilmeyerek bu kalıpları benimsemelerine yol açmaktadır. Bu tutum içinde yetişen çocuklar kendilerine güvenleri yoktur. Kararsız, çekingen olabileceği gibi başkaldıran, asi davranışlarda sergileyebilirler (Özdoğan, 1997; Craig ve Kermis, 1995; Pardeck ve Pardeck, 1988; Akt. Demiriz ve Öğretir, 2007).

İlgisiz anne-babalar, çocuğun sağlık, beslenme gibi temel ihtiyaçlarını aksatarak, ona düşmanca duygular besler. Bu anne babaların yaşamları öyle stres doludur ki çocuklarına yardımcı olabilmek için gereken enerji ve güce sahip değillerdir. Ayrıca çocuklarına hiçbir kural koymazlar, çocukların başarılarını dikkate almazlar, hatalarını ise sürekli yüzüne vururlar. Anne babanın isteklerinin aşırılığı karşısında sürekli olarak başarısızlığa uğrayan çocuk , giderek “nasıl olsa yapamıyorum, öyleyse neden deneyim?” duygusunu geliştirmeye başlar. Bu tutum içinde yetişen çocuklara hiçbir sınır konulmadığı; hiçbir ihtiyacı karşılanmadığı; anne babalarının yaşantısında stres noktası oldukları için kendilerini ifade edememektedirler. Bu çocuklar yüksek düzeyde saldırgan davranışlar göstererek çevrelerine zarar verirler. Kendilerine saygısı yok denecek kadar az olduğu için suçlu olduklarını düşünürler. Ayrıca bu çocuklar her zaman başkalarının gözünde başarısız olduklarını düşünürler. Sevgi nedir bilmeyen bu çocuklar başkalarını da sevmekte güçlük çeker. Bu tutum çocuklarda yardım duygusundan uzak, sinirli, duygusal kırıklıkları olan, başkalarına karşı devamlı korunma zorunluluğu olan, özellikle kendinden küçük ve zayıflara karşı olumsuz duygulara sahip ve öz saygı azlığı gibi durumlara yol açabilir (Yavuz,1991; Bee, 1996;Özdoğan, 1997;Ryder, 1995; Akt. Demiriz ve Öğretir, 2007).

1.5. Psikososyal Gelişmede Ailenin Rolü

Anne-babanın ve ile içindeki diğer bireylerin çocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirler. Aile, çocuğun ilk sosyal deneyimlerini edindiği yerdir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, bu ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır. Çocuğun ailesinin yapısı, sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi, onun ilk sosyal deneyimlerini, dolayısıyla duygusal ve toplumsal gelişimini etkileyecektir.büyüme aşamalarında başarılı olan çocuklar, iyi aile ilişkileri içinde yetişmiş bireylerdir. Aile içinde gerçekleşen başarılı ilişkiler, mutlu, arkadaşça, bunalımdan uzak ve yapıcı bireylerin oluşumunu sağlar. Bunun tersine uyum bozukluğu gösteren çocuklar, genellikle başarısız bir anne-baba-çocuk ilişkisinin ürünüdürler. Anne ve babanın, sevgi ve ilgisinden yoksun olarak büyüyen çocuklar, büyük bir sevgi açlığı gösterirler. Bu açlıkta bir takım davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir (Yavuzer, 1987).

Aile üyeleri ile olan ilişkileri, çocuğun diğer bireylere, nesnelere ve tüm yaşama karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur. Aile aynı zamanda çocuğa, aile ve toplumun bir üyesi olduğu bilincini aşılar ve uyum biçimlerinin temelini atar. Aile çocuğun sosyal kabul görmesi için gerekli ortamı hazırlar, sosyalleşmeyi öğrenebilmesi için kabul edilmiş uygun davranış biçimlerini içeren birer model oluşturur (Yavuzer, 1987).

Sonuç olarak araştırmacılar ve kuramcılar anne baba tutumlarıyla çocukların davranışları arasında sıkı bir bağlantı olduğunu savunmuşlardır. Aşırı baskıcı, sert davranan, cezalandıran, şartlı sevgi sunan, reddeden davranışlara sahip anne babalar otoriter olarak nitelendirilmişlerdir. Bu davranışlara maruz kalan çocuklarda anksiyete,korku, saldırganlık, okul başarısızlığı gibi olumsuz davranışlar saptanmıştır. Dolayısıyla anne babanın düşüncesiz ve kontrolsüz davranışlarından ileri gelen bozuk aile içindeki iletişim çocuğun davranışlarında belirleyici olabilmektedir. Çocuğuna ilgi, sevgi dolu yaklaşma, onun kararlarına saygılı olma gibi olumlu davranışlar sergileyen anne babalar demokratik olarak nitelendirilmiştir. Anne babanın bu davranışlarının; çocuğun atılganlık, başarı, yaratıcılık, sorumluluk taşıma, kendine güven duygusunu arttırdığı bir çok görüşün ortak noktası olmuştur. (Richter, 1985; Craig ve Kermis, 1995; Pardeck ve Pardeck, 1989; Akt. Demiriz ve Öğretir,2007).

1.6. Zeka Geriliğinin Psikososyal Yönleri

Psikososyal terimi, psikolojik ve sosyal özelliklerin etkileşimini ifade etmektedir. Bu etkileşim son derece karmaşık ve çok yönlüdür. Bu bölümde zeka geriliği bağlamında psikolojik ve sosyal olarak iyi durumda olmayı etkileyen bireysel yönler bunun yanı sıra psikososyal işlevleri etkileyebilen bazı çevresel etkiler açıklanmaktadır (Eripek, 2005).

1.6.1.Bireysel Yönler

Zeka geriliği terimi oldukça farklı bir grubu tanımlamaktadır. Bununla birlikte psikososyal işlevleri hakkında bilgi vermemektedir. Zeka geriliğine sahip olsun ya da olmasın insanlar kişilik, davranış ve sosyal kabul yönlerinden çeşitlilik göstermektedir (Eripek, 2005).

1.6.1.1. Kişilik

Zeka geriliği gösteren bireylerin kişilik özellikleri ele alındığında, özellikle sezgi-duyum ve düşünme-hissetme ikilemleri üzerinde durulmaktadır. Soyut düşünme zeka geriliği olan bireyler için genellikle zordur, buna karşın başkalarını memnun etme arzusu sıklıkla gözlenmektedir. Ancak, zeka geriliği olan bireylerde kişilik tipleri üzerine yapılmış görgül incelemeler bulunmamaktadır ( Smith, Patton ve Ittenbach, 2002; Akt; Eripek, 2005).

Kişilik araştırmalarındaki eksikliği gidermeye çalışan araştırmacıların başında Zigler gelmektedir. Zigler (1999), zeka geriliği olan insanların genel nüfusun sahip olduğu aynı kişilik yapılarına sahip olduğunu, ancak yaşadıkları sosyal sonuçların onları belirli özelliklere eğilimli kıldığı denencesini geliştirmiştir. Zigler, zeka geriliğinde sıklıkla gözlenen beş kişilik özelliği tanımlamıştır: Düşük başarı beklentisi, başarısızlık korkusu, sosyal pekiştirilme gereksinimi, dışa yönelim ve aşırı bağımlılık (Zigler ,1999; Akt; Eripek, 2005).

Genellikle düşük başarı beklentisi ve başarısızlık korkusunun, öğrenilmiş çaresizlik olarak bilinen fenomenin iki bileşeni olduğu düşünülmektedir. Öğrenilmiş çaresizlik, bir kimsenin olumsuz sonuçları kontrol edilemez hissettiğinde tepki düzeylerinin düşmesini göstermektedir. başka bir deyişle, ne yaparsa yapsın sonuç olumsuz olacaktır. Genellikle geriliği olan bireyler arasında öğrenilmiş çaresizlik oranının yüksek olduğu kabul edilmektedir. Bu oldukça mantıklı ve geniş kabul gören bir varsayımdır. Ancak bu konuda yapılmış az sayıda araştırma bulunmaktadır (Weisz, 1999; Akt; Eripek, 2005).

1.6.2. Çevresel Yönler

Psikososyal etmenler günlük yaşamın tüm boyutlarının temelinde yer almaktadır. Bu etmenler biyolojik, psikolojik ve sosyolojik etmenlerin birleşimini temsil etmektedir. Bireyler yaşamları boyunca bir diğeriyle çatışma içerisinde olan gereksinimlerini, istek ve arzularını dengelemeye çalışmaktadır (Eripek, 2005).

1.6.2.1. Demografik Özellikler

Genellikle çocuğun yetiştirme yuva ve yurtlarında büyümesi, zeka geriliği için sıralanan çeşitli risk etmenlerinden birisi olarak görülmektedir. Kuşkusuz ailesiz büyüme zor bir durumdur ve olası birçok probleme neden olmaktadır. Ancak bu durum o kişide mutlaka zeka geriliğinin olacağı anlamına gelmemektedir. Diğer gelişimsel yetersizliklerde olduğu gibi zeka geriliği kültürel ve demografik özellikleden bağımsız olarak gelişebilmektedir (Eripek, 2005).

Larson ve arkadaşları (2000), Amerika’da 46000 den fazla aile üzerinde yaptıkları taramada, yaş, ırk ya da ekonomik durum gibi temel demografik kategorilerde zeka geriliği yaygınlık oranlarını önemli derecelerde farklı bulmuşlardır (Eripek, 2005).

Demografik özellikler bireyin zekaca geri olarak tanılanmasında tek başına risk etmenleri oluşturmamaktadır. Beklide bundan daha önemli olan risk etmeni gereksinim duyulan hizmetlere ulaşmadaki yetersizliklerdir. Genellikle sosyal ve sağlık hizmetleri ona en fazla gereksinimi olanlardan uzak olmaktadır ( Smith, Patton ve Ittenbach, 2002; Akt; Eripek, 2005).

1.7. Zihinsel Engellilerde Aile Tutumları

Yapılan araştırmalar sonucu ülkemizde 7.5 milyon engelli birey vardır. Yaklaşık olarak 35 – 40 milyonluk bir kesimi etkileyen 7.5 milyonluk kesimin önemi hiçbir zaman yadsınmamalıdır. Ailelerin en önemli sorumluluğu çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeleridir. Zihinsel engelli çocuklar, diğer çocuklardan daha fazla eğitilmeye, sevilmeye ve temel gereksinimlerinin karşılanmasına gereksinim duyarlar. Aralarında tek bir fark vardır bu da eğimlerinde ki araç gereç ve yöntem farklılığıdır. Burada önemli olan ailelerin; çocuklarına iyi bir eğitim verebilmeleri ve ileride ki eğitim öğretim yaşamında üzerlerine düşen görevleri yerine getirebilmeleri için çocuklarının özrü hakkında bilgi sahibi olmaları gerektiğidir. Bugüne kadar özel eğitime gereksinim duyan çocuğun eğitiminde ve gelişiminde doğal eğitimci rolünü üstlenen aileler maalesef göz ardı edilmiş, eğitimde uygulayıcı olmaktan çok, bilgi alıcı olarak rol oynamışlardır (Özgür, 2004 ; Kulaksızoğlu, 2003).

Engelli bir çocuğa sahip olan ailelerin tepkilerini ele almakta fayda vardır. Ailelerin farklı özellikleri olan çocukları olduğunu öğrendikleri anda karmakarışık duygular içine girmeleri kaçınılmaz olacaktır. Bu karmaşık duygular bası psikolojik tepkilere neden olur. Bunlardan başlıcaları; belirsizlik (Amcası da böyleydi, geç konuştu), şok (Her şey bir anda durdu), inkar (Sürekli bilgi toplanır çocuğa konan teşhisle uyup uymadığına bakılır), suçluluk (Eşler suçlanır. Keşke hamilelik sırasında biraz daha dikkatli olsaydım), kızgınlık (Niye benim başıma geldi?), depresyon (Tükenmişlik, yorgunluk, ağlama nöbetleri) ve kabuldür (Gerçekçi plan ve beklentiler). Engelli çocukların ailelerinin geçirdiği aşamalar bir noktaya kadar benzerlik göstermekle birlikte anne babalar zaman zaman bu aşamalar arasında gidip gelebilir yada bir aşamaya takılıp kalabilirler. Bu durumu etkileyen sebepler, kişilik özellikleri, eğitim, sosyo-ekonomik düzey ve diğer insanların tutumu gibi aileden aileye değişiklik gösteren sebeplerdir. Çocuk doğduğunda artık aile yeni bir hayata alışmak zorundadır. Çoğu evlilikler bu sebepten dolayı bitebilmektedir. Bazı aileler utançtan çocuklarıyla birlikte dışarı çıkamazlar. Aile için sosyal çevre küçülebilir. Önemli olan ailenin çocuğu olduğu gibi kabul etmesi ve yeniden hayatlarına uyum sağlamaları için gerekli desteği almasıdır (Kulaksızoğlu , 2003; Greenspan ve Weider, 1998).

Ailelerin bu değişmiş hayat şekline farklı tepki vermeleri farklı sorunlar doğurur. Bazı aileler engellilik durumunu olduğu gibi kabul ederken, bazı aileler ise hayatlarını zehir ettiği için çocuğa gizli olarak kızgındırlar. Suçluluk hissi, öfke ve bunların altında yatan keder, ailenin bütün hayatını felç eder. Bazı anne babalar mükemmel olmaya ve kusursuz bir çözüm bulmaya çalışırlar. Diğer bazıları ise problemi yadsımaya devam eder ve depresif bir duygu durumunda yaşarlar. Buradaki en önemli dönem, çocuğun terapiye başlamasıdır. Ailelerin buradaki temek yanılgısı terapinin tüm sorunları silip süpüreceği, çocuğun normale döneceğidir. Bunu mümkün kıldıkları için kendilerine mükemmel aile sıfatıyla bakarlar (Greenspan ve Weider, 1998).

Çocuğun engelli oluşunun öğrenilmesinin yarattığı ilk psikolojik etkiler geçtik ten sonra anne babalarda engelli çocuğa yönelik olarak bazı genelleştirilmiş tutumlar oluşmaktadır. Bu tutumlar değişik biçimlerde görülmektedir. Bu tutumlar yedi grupta toplanmaktadır (Özgür,2004).

1) Fazla koruyucu tutum : Zihinsel engelli çocukların aileleri arasında en çok görülen tutum olarak bilinir. Aile çocuk için kendilerince uygun gördüğü her türlü güvenlik öğesine dikkat eder. Aile dışında tehlike, alay edilme, ayıplama vardır. Engelli çocuk bu dünya içinde tutulmaya çalışılır. Hatta bazı vakalarda engelli çocuk misafirin yanına bile çıkartılmaz. Aile çocuğun her ihtiyacını kendi içinde karşılamaya çalışır bu da çocuğun ailesine bağımlı olmasına neden olur (Özgür, 2004; Greenspan ve Weider,1998).
2) Ayrıcalıklı tutum : Çocuğa aile içinde engelli olduğu için bazı özel haklar tanınır. Bu da diğer çocukların ihmal edilmesine vesile olur. Bu doğru kurulması gereken bir dengedir. Tabi bu tutumun tam terside olabilir. Engelli olduğu için problemli olan çocuğu bir kenara itip ilgisini diğer çocuğa vermek, göstermek bu tutumun içinde varsayılabilir (Özgür, 2004; Özalp,2004).

3) Her şey özürlü için tutumu : Bu tutumda aile normal yaşantısını kaybeder. Aile içinde herkes maddi, manevi her türlü fedakarlıkta bulunur. Bütün bireyler kendilerini engelli çocuğa adamışlardır (Özgür,2004).
4) Özürlü çocuğu reddeden tutum : Engelli çocuk bir dert olarak görülür. Her şey için bir ayak bağıdır, engelli çocuktan kurtulmak gerekir. İhmal edilir, bir odaya kapatılır, temel gereksinimleri doyurulmaz ve karşılanmaz (Özgür,2004).

5) Özrü reddeden tutum : Bazı aileler çocuğun engelli oluşunu kabul etmez. Onlara toz kondurmazlar. Ailelere göre çocuk sağlıklıdır ve bir engeli yoktur. Bunu çevrelerine ve kendilerine inandırmaya çalışırlar (Özgür,2004).

6) Özürden yararlanma tutumu : Aile engelli çocuğun bu zedelenmesini “ Her zaman her yerde olabildiğince sergileyerek çevrenin dikkatini çekmeye çalışır.” Bu dikkat çekmenin amacı acındırmak ve yardım toplamaktır(Özgür,2004).

7) Normal tutum : Aile; engelli çocuğu olduğu gibi kabul eder ve çocuğun gereksinimlerine uygun gelişim ortamını hazırlar (Özgür , 2004).

1.8. Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Psikososyal Gelişimi

Zeka bölümü 50–69 arasında olanlar hafif derecede zeka geriliği grubuna girmektedir. Hafif derecede zeka geriliği gösteren kişilerde, bir miktar konuşma geriliği vardır, fakat günlük konuşmaları yürütebilecek ve çok karmaşık olmayan günlük işleri yapabilecek düzeydedir. Bu kişilerde motor gelişimi genellikle normaldir. Kendi günlük gereksinimlerini anlatabilirler ve günlük yaşama ilişkin bir çok işleri (yeme, temizlik, giyinme, idrarını ve dışkısını tutabilme gibi) yardımsız görebilirler. Zeka sorunu okul öğrenimi sırasında belirgin olur. Bunlar ancak özel eğitimle ilkokulu bitirebilecek zeka düzeyi gösterirler. Fazla eğitim gerektirmeyen bir ortamda yaşayan ve işler görebilen hafif derecede zeka geriliği gösteren kişilerde büyük bir uyum sorunu olmayabilir. Zeka geriliklerinin %85’ini bu grup oluşturur (Güleç ve Köroğlu, 1998).

Zihinsel engelli çocuklarda normal çocuklar gibi, yeme, içme, sevme, sevilme, kabul edilme, başarılı olma gibi biyolojik, sosyal ve psikolojik gereksinimlere sahiptirler. Sosyal çevrede yaşamlarını sürdürebilmeleri için bu gereksinimlerin karşılanması gerekmektedir (Özer, 2001).

Bireyin topluma uyumunda önemli bir nokta olan uyumsal davranış birikimi açısından zihinsel engele sahip bireyler yetersizlik göstermektedir. bu yetersizlikleri bireyin topluma sosyal uyumunu güçleştirmekte, gerekli eğitsel ve psikolojik önlemler alınmadığı taktirde imkansız hale gelebilmektedir (Ersoy ve Avcı, 2000).

Zihinsel engelli çocuklar bağımsız hareket edememekte, geç ve güç arkadaşlık kurmaktadırlar. Arkadaşlıkları kısa süre devam etmekte ve kendilerinden küçük çocuklarla arkadaşlık etmeyi tercih etmektedirler. Sebatsızlık, inatçılık gibi davranışlar sosyal ilişkilerini sarsmaktadır. Grup etkinlikleri sırasında lider olmaktan çok başkasına uyma ve taklit etme yönünü göstermektedirler (Özer, 2001).

Barlow ve Durant’a göre (1995) zekaca geri olan çocuklar, olmayanlar gibi aynı temel psikolojik, sosyal ve duygusal gereksinimlere sahiptirler. Bununla birlikte bazı uyumsal becerileri yerine getirmede yetersizlik göstermeleri, bunun çevreyle ilişkili deneyimlerine olumsuz yönlerde etkilemesi, genellikle tipik olamayan davranışları arttırıcı bir rol oynamaktadır. Nitekim zeka geriliği olan bireylerde uyumsal ve davranışsal problemler daha yüksek oranlarda görülmektedir (Eripek, 2005).

Hafif geriliği olan bireylerin genellikle kişiler arası ilişkiler kurma ve sürdürmede güçlükleri vardır. Örneğin yaşıtları tarafından kabulden çok reddedildiklerinin bir göstergesi olarak yakın kişisel arkadaşlıklar geliştirmelerinde sorunlar yaşayabilirler (Polloway ve diğ., 1986). Reddedilmelerinin sıklığı, gösterdikleri davranışların uygunsuzluk derecesiyle ilişkili olmaktadır. Uygunsuz davranışlar ve yaşıtları tarafından reddedilme okul öncesi dönemde bile ortaya çıkabilmektedir ( Smith, Ittenbach ve Patton, 2002; Akt;Eripek,2005).

Ülkemizde hafif derecede zeka geriliği gösteren çocuklarla ilgili yapılan araştırmalara göre eğitsel yaklaşımlı aile rehberliğinin hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anne babalarının çocuklarına yönelik tutumlarında olumlu bir değişiklik oluşturduğu, aynı zamanda çocukların anne babalarına karşı davranışlarında da olumlu değişiklikler yapabileceği yargısına ulaşılmıştır (Özgür, 1993). Ayrıca yapılan bir başka araştırmada uygulanan özel beden eğitimi programı zihinsel engelli çocukların sosyalleşme düzeylerine olumlu etki sağladığı ve bu etkinin, özellikle başkalarıyla etkileşim, grup faaliyetlerine katılma ve paylaşımcılık alanlarında anlamlı bir gelişime neden olduğu bulunmuştur (İlhan, 2008) . Zihinsel engelli çocuklarda beden eğitimi ve sporun genel gelişimleri üzerindeki etkilerine yönelik birçok araştırma yapılmıştır, bunlardan sosyalleşme ile ilgili olarak bazılarının sonuçlarına göre; zihinsel engelli çocuklarda basketbol eğitiminin davranış gelişimine etkileri konulu çalışmasında, bu çocukların aile içi ve sınıf davranışlarında olumlu değişikliklerin olduğunu tespit etmiştir (Gençöz, 1997). Yine yapılan bir başka araştırmada rekreatif etkinliklerin engelli bireylerde çevreyle ve toplumla bütünleşme, arkadaşlık kurabilme ve sosyal kabulün oluşturulması bakımından önemini ortaya koymuştur (Mcmahon,1998; Akt.İlhan,2008). Bir başka çalışmada ise otistik çocuklar için eğlenceli bir ortamda yapılan fiziksel aktivitelerin sonucunda, sosyal doğal etkileşimin arttığı, yalnızlık duygusunun azaldığını ve akranlarıyla arkadaşlıklarını pekiştirdiğini belirtmiştir (Chiang ,2003; Akt. İlhan, 2008) .

2. YÖNTEM

Bu bölümde, araştırmanın modeli, çalışma grubu, veri toplama araçları ve elde edilen verilerin istatistiksel analizleri hakkında bilgiler verilmiştir.

Araştırmadaki bağımlı değişken sosyal duygusal uyum düzeyidir. Araştırmada ele alınan bağımsız değişken ise farklı anne-baba tutumlarıdır.

2.1. Araştırmanın Modeli

Bu araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır.

2.2. Araştırma Grubu

Araştırmanın çalışma grubunu; 2008–2009 yılında, İstanbul İli, Beşiktaş İlçe merkezinde, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Özel Beşiktaş Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Şişli İlçe merkezinde, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Özel İçgörü Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ne devam eden; Şişli Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden yalnızca “Hafif Derecede Zeka Geriliği” tanısı alarak rapor alan, ilköğretim 1.sınıfa devam eden, hafif derecede zeka geriliği mevcut olan 6 yaşında 50 çocuk oluşturmaktadır.

2.3. Veri Toplama Araçları

Bu araştırmada PARI (Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği) , Marmara Sosyal Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU) ve Görüşme Formu kullanılmıştır. Aşağıda, araştırmada kullanılan veri toplama araçlarına ilişkin bilgiler verilmiştir.


PARI (Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği): 1958 yılında Schaefer ve Bell tarafından ABD’de geliştirilmiştir. Schafer ve Bell (1958), değişik çocuk yetiştirme tutumu ölçeklerinden bazı maddeleri almış, bazılarını ise kendileri yazmıştır. Bu yolla her biri beşer maddelik 23 alt testten, 115 maddeden oluşan bir envanter ortaya çıkmıştır. Schafer ve Bell (1958) 100 annenin puanlarına uygulanan faktör analizi sonucu 3 faktör bulmuşlardır. Bunlar: Otoriter tutum, Reddetme, Demokratik tutum ve eşitlik tanıma şeklinde kavramlaştırılmıştır (Öner, 2001).

Ölçek, Güney Le Compte ve Özer tarafından Türkçeye çevrilmiş ve 115 maddenin anlaşılırlığı saptanmıştır. Sonra bağımsız hakemler tarafından maddeler tekrar İngilizceye çevrilmiş ve anlam kaybı olmamasına dikkat edilmiştir. Ölçeğin Türkçe formu 10 kişilik bir anne grubuna uygulanmış ve maddelerin anlaşılmayan yönleri düzeltilmiştir. 15 yaşındaki 160 lise öğrencisi ( 80 kız, 80 erkek) ile 138 baba ve 152 anne üzerinden hesaplanan alt test ortalamaları ve standart sapmaları çıkarılmıştır. ( Küçük,1987). İlk önce Türkçe çevirisi iki hafta ara ile yinelenen uygulama sonucu elde edilen Pearson Momentler Çarpımı korelasyonları .58 ile .88 arasında bulunmuştur. Ölçeğin son formu üzerinde güvenirlik çalışması yapılmamıştır. Üç farklı sosyo-ekonomik gruptan 179 annenin ölçek puanlarına uygulanan faktör analizi sonucu 5 faktör ortaya çıkmıştır. Bunlar: Aşırı koruyucu annelik: Aşırı kontrol, müdahalecilik, çocuktan bağımlı, faal, çalışkan olmasını istemek, annenin son derece fedakar olması ve çocuğun da bunu anlaması gerektiğine inanması gibi konuları kapsar. Demokratik tutum ve eşitlik: Çocuğa eşit haklar tanıma, fikirlerini açıkça belirtmesini destekleme, onunla arkadaşlık etme ve birçok şeyi paylaşma gibi konuları kapsar. Ev Kadınlığı Rolünü Reddetme: Kadının kendi annesine ya da başkalarına bağımlılığını destekleme, sinirlilik, çocuklarla bir arada uzun süre kalmaktan hoşlanmama gibi konuları kapsar. Karı-Koca Geçimsizlik: Eşler arasındaki geçimsizliğin çocuk yetiştirmedeki rolü, kocanın düşüncesizliği, anneye yardımcı olmayışı gibi konuları kapsar. Baskı Disiplin: Daha çok olumsuz bir çocuk yetiştirme tutumuna işaret eden, cinsel davranışı bastırma, saldırganlığı bastırma, sıkı disipline inanma, çocuğu zorlama, anne-babanın mutlak hakimiyetine inanma gibi konuları kapsar (Le Compte ve ark.,1978). Türkiye koşullarına uygun olarak düzenlenen testte 60 item ve 5 alt ölçek bulunmaktadır.

Bu alt ölçekler Aşırı Koruyucu Annelik (16 madde), Demokratik Tutum ve Eşitlik Tanıma (9 madde), Ev Kadınlığı Rolünü Reddetme(13 madde), Karı-Koca Geçimsizlik (6 madde) ve Baskı Disiplin (16 madde)’dir. Her bir alt ölçekte, verilen tümcelerin kişiyi ne kadar tanımladığı sorusuna "1” Hiç Uygun Bulmuyorum, "2" Biraz Uygun Buluyorum’ , "3" Oldukça Uygun Buluyorum ve "4" Çok Uygun Buluyorum şeklinde yanıtlar verilmektedir Her alt test toplam puanının yüksekliği, o boyutta yansıtılan tutumun onaylandığını göstermektedir (Öner, 2001).

Küçük (1987) 160, 9.sınıf orta sosyo-ekonomik düzey öğrencisi, bunların anneleri (N=152) ve babalarından (N=138) oluşan örneklemle yaptığı bir çalışmada anne babalara Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeğini, bunların çocukları olan öğrencilere de tutum ölçeği dahil Piers Harris’in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği, Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri, Mooney Problem Tarama Listesi ve Minnesota Danışma Envanterinin kimi alt ölçeklerini uygulayarak ailenin çocuk yetiştirme tutumuyla çocukların kişilik nitelikleri arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Çalışmada aşamalı bileşik regresyon tekniği ile aile tutumunun, çocukların kişilik niteliklerini ne ölçüde yordadığına bakılmıştır. Araştırmanın denenceleri aile tutumunun bu yordayıcı gücünün varolduğu yönünde ifade edilmiş; elde edilen bulgular denenceleri destekleyici nitelikte olmuştur. Özellikle babanın demokratik tutumu; annenin ev kadınlığı rolünü reddetmesini algılayışı ve aile-içi çatışma ile ilgili algılayışı, çocukların psikolojik niteliklerini yordamada annenin tutumundan daha etkin olmuştur. Bu verilerle Aile Tutumu Ölçeğinin II.(Demokrasi) , III.(Annenin ev kadınlığını reddetmesi) ve IV.(Aile-içi çatışma) alt ölçeklerinin yapı geçerliği desteklenmiştir.

Marmara Sosyal Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU): Çocuk gelişimi ve psikolojisi alanında uzman Marmara Üniversitesi İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Anabilim Dalı’ndan 9 kişilik bir uzman grubu tarafından 2002-2003 yılında geliştirilmiş olup, yaşları 6.0-6.11 ay olan çocukların sosyal-duygusal uyum düzeylerini ölçmeyi amaçlamaktadır (Önder ve diğ., 2006).

Marmara Sosyal Duygusal Uyum Ölçeği, akranlarla iletişim, sosyal duruma uygun tepki gösterme, kişisel doyumu erteleme, sosyal yaşamın gereklerine uygun davranma, sosyal çevreye pozitif yaklaşım, olumsuz sosyal durumlara uygun tepki verme, bağımsız davranabilmeyi değerlendiren 36 maddeden oluşmaktadır.Öğretmen her bir maddenin karşısında yer alan “Hiçbir Zaman”, “Bazen” ve” Her Zaman” başlıklı kutulara (X) işareti koyarak öğrencinin davranışlarını değerlendirebilmektedir. Marmara sosyal duygusal uyum ölçeğinden alınan yüksek puanlar sosyal duygusal uyum düzeyinin yüksek olduğunu; Marmara sosyal duygusal uyum ölçeğinden alınan ortalama puanlar sosyal duygusal uyumunun yaşına uygun geliştiğini; Marmara sosyal duygusal uyum ölçeğinden alınan düşük puanlar sosyal duygusal uyum düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir (Önder ve diğ., 2006).

MASDU’nun geçerlik ve güvenirlik çalışmasına 270 kız ve 297 erkek çocuk olmak üzere toplam 567 öğrenci katılmıştır. Başlangıçta 47 maddeden oluşan ölçek , 490 öğrenciye uygulanarak toplanan verilerle madde analizi gerçekleştirilmiştir.Madde analizleri sonucunda ölçek 36 maddeye indirgenmiştir. Ayrıca elde edilen verilerle faktör analizi yapılmıştır. Aynı zamanda ölçeğin tümünün ve alt boyutlarının iç güvenirlik katsayıları (Cronbach Alpha) hesaplanmış ve maddelerim madde-toplam ve madde-kalan analizleri gerçekleştirilmiştir.ek olarak bir geçerlik sınaması da ilk ve son çeyrek puanlar arasındaki farkların anlamlılığına bakılarak yapılmıştır. Böylece ölçeğin maddelerinin ayırt edici geçerliliği üstelik her alt boyut için ayrı ayrı sınanmıştır. Son olarak ise ölçek diğer bir öğrenci grubuna 2 hafta ara ile iki kez uygulanarak elde edilen verilerle test- tekrar test analizleri gerçekleştirilerek ölçeğin süreklilik katsayısı hesaplanmıştır (Önder ve diğ., 2006).

Ölçeğin güvenilirliğinin test edilmesinde Alfa Katsayısından (Cronbach Alpha) yararlanılmıştır. Yapılan analizlerde 175 katılımcıdan elde edilen veriler kullanılmıştır. Ayrıca soruların Alfa Katsayısına ne derecede ve ne yönde etkide bulunduklarını saptayabilmek için; ‘Değişken Silindiği Taktirde Ölçeğin Alfa Katsayısı’ (Alpha if Item Deleted) değeri hesaplanmıştır. Söz konusu değerler, herhangi bir değişken silindiği takdirde, geri kalan değişkenlerin iç tutarlılıklarını göstermektedir. Bu çerçevede Marmara Sosyal Duygusal Uyum Ölçeğinin güvenilirliğinin incelenmesi sonrasında α = 0,907 gibi yüksek bir güvenilirlik elde edilmiştir (Önder ve diğ., 2006).

Görüşme Formu: Araştırmada yer alan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anneleri ile araştırmanın amacı dahilinde, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların gelişim özelliklerini göstermek amacıyla araştırmacı tarafından görüşme formu oluşturulmuştur.

Anket türünde hazırlanan ve iki ölçekten önce verilen görüşme formunda, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların cinsiyeti, annenin yaşı, anne-baba eğitim düzeyi, kardeş sayısı gibi sorulan sorulara verilen cevaplara göre sınıflanmıştır.

Ailenin yapısı hakkında sorulan soruya dair cevaplar “Boşanmamış – birlikte yaşayan aile” ve “Boşanmış aile, anne ile yaşayan çocuk”, “Boşanmış aile, baba ile yaşayan çocuk” olarak sınıflandırılmıştır. Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerine ayrıca anne-babanın hayatta olup olmamasıyla ilgili de bir soru sorulmuş olup, araştırmaya katılan öğrencilerin tamamının anne-babasının hayatta olması sebebiyle, “aile yapısı” faktörü diğer üç sınıflama üzerinden değerlendirilmiştir.

Annenin hamilelik döneminin nasıl geçtiğine dair sorulan açık uçlu soruya hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin verdiği cevap, verilerin analizi esnasında sekiz grupta toplanmıştır. 1.grubu hamilelik dönemini “Normal/sorunsuz yaşayanlar” , 2.grubu hamilelik döneminde “Aşırı bulantı/sık kusma” yaşayanlar, 3. grubu hamilelik döneminde “Tansiyon sorunu” yaşayanlar, 4. grubu hamilelik döneminde “Kalp hastalıkları” geçirenler, 5. grubu hamilelik döneminde “Kansızlık sorunu” yaşayanlar, 6. grubu “Bel ağrıları” yaşayanlar, 7. grubu hamilelik döneminde “Psikolojik rahatsızlık” yaşayanlar ve 8. grubu eşi ile aralarında “Kan uyuşmazlığı” yaşayanlar oluşturmaktadır.


Doğumun türü ve zamanına dair sorulan açık uçlu soruya hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin verdiği cevap ,verilerin analizi esnasında 6 grupta toplanmıştır.“Normal süre- normal doğum” 1. grubu, “Erken- normal doğum” 2.grubu, “Geç-normal doğum” 3.gurubu, “Normal süre-sezeryan doğum” 4. grubu, “Erken-sezeryan doğum” 5.grubu, “Normal süre-vakum ve forseps ile doğum”6.grubu oluşturmaktadır.

Çocuğun beslenme zamanı ve türüne dair sorulan açık uçlu soruya, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin verdiği cevap, verilerin analizi esnasında 3 grupta toplanmıştır. 1.grubu “12 ay ve üzerinde anne sütü” alanlar, 2.grubu “0-11 ay anne sütü” alanlar, 3. grubu “hiç anne sütü” almayanlar oluşturmaktadır.

Çocuğun geçirdiği hastalıklara dair sorulan açık uçlu soruya, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin verdiği cevap, verilerin analizi esnasında 7 grupta toplanmıştır. 1. grubu “hiç hastalık geçirmeyenler”, 2. grubu “grip, bronşit gibi solunum yolu hastalıkları” geçirenler, 3. grubu “zatürre” geçirenler, 4. grubu “menenjit” geçirenler, 5. grubu “havale” geçirenler, 6. grubu “sarılık” geçirenler ve 7. grubu “kalp” sorunu yaşayanlar oluşturmaktadır.

Çocuğun yürüme gelişimine dair sorulan açık uçlu soruya, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin verdiği cevap, verilerin analizi esnasında 3 grupta toplanmıştır. 1.grubu “erken” gelişim gösterenler, 2.grubu “normal” gelişim gösterenler ve 3. grubu “geç” gelişim gösterenler oluşturmaktadır. Pek çok sağlıklı çocuk 18 aya hatta 2 yaşa ulaşmadan yürüyebilmektedir (Yavuzer, 2003). Bu nedenle 18-24 ayın altında gelişim gösterenler “erken” , 18 ay ile 24 ay arası yürüme gelişimi gösterenler “normal” , 18-24 ayın altında gelişim gösterenler “geç” olarak sınıflanmıştır.

Çocuğun konuşma gelişimine dair sorulan açık uçlu soruya, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin verdiği cevap, verilerin analizi esnasında 3 grupta toplanmıştır. 1.grubu “erken” gelişim gösterenler, 2.grubu “normal” gelişim gösterenler ve 3. grubu “geç” gelişim gösterenler oluşturmaktadır. Konuşmaya zihinsel hazırlık, motor hazırlıktan sonra gelir. Beyin, çocuğun geçmişte olan olayları hatırlayabileceği ya da o olaylarla şimdikiler arasında ilişki kurabileceği kadar gelişmedikçe, çocuk zihinsel olarak konuşmaya hazır değildir. Konuşmaya hazır olma, çoğunlukla 12-18 aylık çocuklarda görülür (Yavuzer, 2003). Bu nedenle 12-18 ayın altında gelişim gösterenler “erken” , 12 ay ile 18 ay arası konuşma gelişimi gösterenler “normal” , 12-18 ayın altında gelişim gösterenler “geç” olarak sınıflanmıştır.

Çocuğun tuvalet beceri gelişimine dair sorulan açık uçlu soruya, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin verdiği cevap, verilerin analizi esnasında 3 grupta toplanmıştır. 1.grubu “erken” gelişim gösterenler, 2.grubu “normal” gelişim gösterenler ve 3. grubu “geç” gelişim gösterenler oluşturmaktadır. Çocuklar genellikle 2-3 yaşları arasında, tuvalet eğitimine başlamak için hazır olurlar (Yavuzer, 2003). Bu nedenle 2-3 yaşın altında gelişim gösterenler “erken” , 2-3 yaş arası tuvalet beceri gelişimi gösterenler “normal” , 2-3 yaşın altında gelişim gösterenler “geç” olarak sınıflanmıştır.

Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların özbakım gelişimleri kişisel görüşme formunda yer alan, “yardım görmeksizin elini ve yüzünü yıkar mı”, “kendi kendine tuvalete gider mi”, “yatağa kendi başına gider mi”, “kendi kendine giyinip soyunur mu" sorularına annelerin verdiği cevaplara göre verilerin analizi esnasında yaşına uygun olarak ya da yaşından geri şeklinde sınflanmıştır. Kişisel görüşme formunda “yardım görmeksizin ellerini ve yüzünü yıkar mı,kendi kendine tuvalete gider mi, yatağa kendi başına gider mi, kendi kendine giyinip soyunur mu” sorularının karşılarında “evet” , “hayır” kutucukları yer almaktadır. Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin, bu kutucuklardan uygun olana (X) işareti koyması istenmiştir. Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre 6 yaşından itibaren çocukların %97 oranında kendi kendine giyindiği ve %93 oranında kendi kendine soyunduğu, %100 oranında tuvalet ihtiyaçlarını kendilerinin gördükleri, 6 yaşındaki çocukların %90 oranında kendi kendine yatağa girdiği ve %97 oranında yardım görmeksizin elini ve yüzünü yıkayabildiği bulunmuştur (Yavuzer, 1972). Bu sonuca dayanarak, bu sorulara verilen yanıtların hepsinin cevabının evet olması durumunda özbakım gelişimi yaşına uygun olarak, herhangi bir iteme verilen cevabının hayır olması durumunda özbakım gelişimi yaşına uygun olmayarak sınıflanmıştır.

Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların uyum ve davranış problemlerinin olup/olmadığı ve varsa nelerin olduğuna ilişkin kişisel görüşme formunda yer alan “Parmak emme”, “tırnak yeme”, “alt ıslatma”, “dışkı kaçırma” gibi alışkanlıkları var mı”, “tikleri var mı” , “korkuları var mı”, “Anlattığı öyküler çoğu kez gerçek dışı mıdır? Yalan söyler mi” , “Başkasına ait her hangi bir şey aldığı oldu mu” sorularına annelerin verdiği evet- hayır cevaplarına göre verilerin analizi esnasında gruplanmıştır.

2.4.Verilerin Toplanması

Araştırma kapsamında veri toplama araçları öğrencilere 2008 yılında Aralık ayı içinde uygulanmıştır. Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anneleri ile ilk önce araştırmayı yapan kişi tarafından çocuklara dair görüşülmüş ve görüşme formu doldurulmuştur. Görüşmenin arkasından hafif derecede zeka geriliği gösteren her bir çocuğun annesine her iki ölçek arka arkaya sunulmak kaydıyla verilmiş, her bir çocuğun annesiyle çocuklarına dair görüşme yapıldıktan sonra ,iki ölçeği cevapladığında geri alınmıştır. Uygulayıcı, uygulamadan önce hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerine uygulama hakkında sözel bilgi vermiş, uygulama esnasında bir soru veya sorun bulunma ihtimaline karşılık yanında bulunmuştur.

2.5.Verilerin Analizi

Değerlendirme yapılırken ilk olarak PARI (Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği) ölçeği daha sonra Marmara sosyal duygusal uyum ölçeği puanlaması yapılmıştır. Araştırmada hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların gelişim özelliklerini göstermek amacıyla özelliklerinin tümüne (cinsiyet, anne yaşı, kardeş sayısı, anne-baba eğitim düzeyi, ailenin yapısı, annenin hamilelik dönemi, annenin doğum zamanı ve türü, çocuğun beslenme zamanı ve türü, çocuğun geçirdiği hastalıklar, yürüme-konuşma-tuvalet becerisi gelişim yaşı, anne-baba-çocuk ilişkisi, anne-baba arasında akraba evliliği olup olmadığı, genetik yatkınlık olup olmadığı, oyun oynamayı tercih ettiği çocukların yaşı, oyun ve okul grubu içerisindeki statüsü, özbakım gelişimi ve çocuğun uyum ve davranış problemleri ) ilişkin veriler girilmiştir.

Araştırma verileri SPSS for Windows 15.0 programında analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların ,annelerinden görüşme yoluyla alınan kişisel bilgilerin tamamına göre dağılımları sayı ve yüzde olarak tablolar halinde verilmiştir. Sosyal duygusal uyum puanlarının, aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumu alt boyutları puanlarına göre karşılaştırılmasında Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır.

3. BULGULAR

Bu bölümde, araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinden çocuklar ile ilgili kişisel bilgileri almak için kullanılan görüşme formlarına verdikleri cevaplara göre dağılımı ile ölçme araçlarından aldıkları puanlara ilişkin verilerin istatistiksel analizi sonucu elde edilen bulgulara yer verilmiştir.

3.1.ÖZELLİKLERE GÖRE DAĞILIM

3.1.1.Cinsiyete Göre Dağılım

Tablo-1 Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Cinsiyete Göre
Dağılımı

Cinsiyet Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Kız 20 40,0 40,0
Erkek 30 60,0 60,0
Toplam 50 100,0 100,0


Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların cinsiyete göre dağılımı Tablo-1’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %40’ı kız, %60’ı erkektir.

3.1.2. Annenin Yaşına Göre Dağılım

Tablo-2 Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Annelerinin Yaşına Göre
Dağılımı

Anne Yaşı Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
25'ten küçük 22 44,0 44,0
25-35 19 38,0 38,0
36-45 6 12,0 12,0
46'dan büyük 3 6,0 6,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin yaşına göre dağılımı Tablo-2’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerin %44’ünün yaşı 25’ten küçük, %38’inin yaşı 25-35 arasında, %12’sinin yaşı 36-45 arasında, %6’sının yaşı 46’dan büyüktür.

3.1.3.Kardeş Sayısına Göre Dağılım

Tablo-3 Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Kardeş Sayılarına Göre
Dağılımı

Kardeş Sayısı Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Tek Çocuk 12 24,0 24,0
1 Kardeş 23 46,0 46,0
2 Kardeş 12 24,0 16,0
3 Kardeş 2 4,0 4,0
4 ve Üzeri 5 10,0 10,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların kardeş sayılarına göre dağılımı Tablo-3’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %24’ü tek çocuk, %46’sı 1 kardeşe sahip, %24’ü 2 kardeşe sahip, %4’ü 3 kardeşe sahip ve %10’u 4 ve üzeri kardeşe sahiptir.

3.1.4.Anne-Baba Eğitim Düzeyine Göre Dağılımlar

Tablo-4 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Anne Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı

Anne Eğitim Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
İlkokul 32 64,0 64,0
Ortaokul 10 20,0 20,0
Lise 4 8,0 8,0
Okur yazar değil 4 8,0 8,0
Toplam 50 100,0 100,0


Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anne eğitim düzeyine göre dağılımı Tablo-4’te verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %64’ünün anneleri ilkokul mezunu, %20’sinin anneleri ortaokul, %8’inin anneleri lise mezunudur. %8’inin anneleri okur yazar değildir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinden üniversite mezunu olan bulunmamaktadır.

Tablo-5 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Baba Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı

Baba Eğitim Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
İlkokul 30 60,0 60,0
Ortaokul 8 16,0 16,0
Lise 8 16,0 16,0
Üniversite 4 8,0 8,0
Toplam 50 100,0 50

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların baba eğitim düzeyine göre dağılımı Tablo-5’te verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %60’ının babaları ilkokul mezunudur, %16’sının babaları ortaokul, %16’sının babaları lise mezunudur. %8’inin babaları üniversite mezunudur Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların babalarından okur yazar olmayan bulunmamaktadır.

3.1.5.Aile Yapısına Göre Dağılım

Tablo-6 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Aile Yapısına Göre Dağılımı

Aile Yapısı Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Boşanmamış 46 92,0 92,0
Boşanmış, Annede 2 4,0 4,0
Boşanmış, Babada 2 4,0 4,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anneleri, aile yapısı ile ilgili sorulan soruyu üç şıktan birini seçerek cevaplamışlardır. Bunlar “Anne-baba boşanmamış” ,“Anne-baba boşanmış, çocuk annede” ve “Anne-baba boşanmış, çocuk babada” seçenekleridir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların aile yapısında başka bir seçenek işaretlenmediği için, dağılımları bu üç grup üzerinden Tablo-6’da verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %92’sinin anne ve babası boşanmamıştır. %4’ünün anne ve babası boşanmış ve çocuk annesiyle, %4’ünün ise anne ve babası boşanmış ve çocuk babasıyla yaşamaktadır.

3.1.6.Hamilelik Dönemine Göre Dağılım

Tablo-7 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Annelerinin Hamilelik Dönemine Göre Dağılımı

Hamilelik Dönemi Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Sorunsuz/Normal 29 58,0 58,0
Aşırı Bulantı/Sık Kusma 5 10,0 10,0
Tansiyon Hastalıkları 4 8,0 8,0
Kalp Hastalıkları 1 2,0 2,0
Kansızlık 3 6,0 6,0
Bel Ağrıları 1 2,0 2,0
Psikolojik Rahatsızlıklar 3 6,0 6,0
Kan Uyuşmazlığı 4 8,0 8,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin hamilelik dönemine göre dağılımı Tablo-7’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %58’inin annesi sorunsuz/normal bir hamilelik dönemi geçirmiştir. % 10’unun annesinde aşırı bulantı, sık kusma, %8’inin annesinde tansiyon hastalıkları, %2’sinin annesinde kalp hastalıkları, % 6’sının annesinde kansızlık, % 2’sinin annesinde bel ağrıları, % 6’sının annesinde psikolojik rahatsızlıklar ve % 8’inin annesinde kan uyuşmazlığı problemi bulunmaktadır.

3.1.7.Doğum Zamanı ve Türüne Göre Dağılım

Tablo-8 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Doğum Zamanı ve Türüne Göre Dağılımı

Doğum Zamanı ve Türü Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Normal Süre-Normal Doğum 32 64,0 64,0
Erken-Normal Doğum 3 6,0 6,0
Geç-Normal Doğum 3 6,0 6,0
Normal Süre-Sezeryan 5 10,0 10,0
Erken Süre Sezeryan 4 8,0 8,0
Normal Süre-Forseps ve Vakum ile Doğum 3 6,0 6,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların doğum zamanı ve türüne göre dağılımı Tablo-8’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin %64’ü, normal sürede normal doğum,%6’sı erken sürede normal doğum, ,%6’sı gecikmiş normal doğum,%10’u normal sürede sezeryan doğum, ,%8’i erken sürede sezeryan doğum, %6’sı ise forseps ve vakum ile normal doğum yapmıştır.

3.1.8.Beslenme Zamanı ve Türüne Göre Dağılım

Tablo-9 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların
Beslenme Zamanı ve Türüne Göre Dağılımı

Beslenme Zamanı ve Türü Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
12 ay ve üzeri Anne Sütü 4 8,0 8,0
0-11 ay Anne Sütü 27 54,0 54,0
Anne Sütü Almadı 19 38,0 38,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anne sütü alıp almamasına göre dağılımı Tablo-9’da verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %8’i 12 ay ve üzeri anne sütü, %54’ü 0-11 ay anne sütü almaktadır. % 38’i hiç anne sütü almamıştır.

3.1.9.Geçirdiği Hastalıklara Göre Dağılım

Tablo-10Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Geçirdiği Hastalıklara Göre Dağılımı

Geçirdiği Hastalıklar Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Hastalık Yok 23 46,0 46,0
Solunum Yolu Hastalıkları(Grip/ Bronşit) 10 20,0 20,0
Zatürre 1 2,0 2,0
Menenjit 6 12,0 12,0
Havale 9 18,0 18,0
Sarılık 1 2,0 2,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların geçirdiği hastalıklara göre dağılımı, Tablo-10’da verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %46’sında ciddi bir rahatsızlık bulunmamakta, %20’si solunum yolu hastalıkları(grip/ bronşit), %2’si zatürre, %12’si menenjit, %18’i havale, %2’si sarılık geçirmiş bulunmaktadır.

3.1.10 Yürüme, Konuşma ve Tuvalet Becerisi Gelişim Yaşına Göre Dağılım

Tablo-11 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Yürüme Gelişimine Göre Dağılımı

Yürüme Gelişimi Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Normal 26 52,0 52,0
Geç 24 48,0 48,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların yürüme gelişimine göre dağılımı Tablo-11’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %52’si normal yürüme gelişimi, %48’i geç yürüme gelişimi göstermiştir. Araştırmaya dahil olan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocuklardan erken yürüme gelişimi gösteren olmadığı için tabloda yer almamaktadır.


Tablo-12 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların
Konuşma Gelişimine Göre Dağılımı

Konuşma Gelişimi Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Normal 19 38,0 38,0
Geç 31 62,0 62,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların konuşma gelişimi dağılımı Tablo-12’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %38’i normal konuşma gelişimi, %62’si geç konuşma gelişimi göstermiştir. Araştırmaya dahil olan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocuklardan erken konuşma gelişimi gösteren olmadığı için tabloda yer almamaktadır.


Tablo-13 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların
Tuvalet Becerisi Gelişimine Göre Dağılımı

Tuvalet Becerisi Gelişimi Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Normal 13 26,0 26,0
Geç 37 74,0 74,0
Toplam 50 100,0 100,0


Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların tuvalet becerisi gelişimi dağılımı Tablo-13’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %26’sı normal tuvalet becerisi gelişimi, %74’ü geç tuvalet becerisi gelişimi göstermiştir. Araştırmaya dahil olan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocuklardan erken tuvalet beceri gelişimi gösteren olmadığı için tabloda yer almamaktadır.

3.1.11.Anne-Baba-Çocuk ilişkisine Göre Dağılımlar

Tablo-14 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Anne- Baba İlişkisine Göre Dağılımı

Anne-Baba İlişki Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Sağlıklı 13 26,0 26,0
Nadir Tartışmalı 30 60,0 60,0
Sık Tartışmalı 7 14,0 14,0
Toplam 50 100,0 100,0


Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anne-baba ilişkisine göre dağılımı Tablo-14’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %26’sının anne-baba ilişkisi sağlıklı, %60’ının anne-baba ilişkisi nadir tartışmalı, %14’ünün anne-baba ilişkisi sık tartışmalıdır.

Tablo-15 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Baba-Çocuk İlişkisine Göre Dağılımı

Baba-Çocuk İlişki Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Yeteri Zaman Ayırıyor 7 14,0 14,0
Az Zaman Ayırıyor 19 38,0 38,0
Zaman Ayıramıyor 12 24,0 24,0
Aşırı Sert 7 14,0 14,0
Aşırı Yumuşak 5 10,0 10,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların baba-çocuk ilişkisine göre dağılımı Tablo-15’te verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların babalarının %14’ü çocuğuna yeteri zaman ayırmakta, %38’i çocuğuna az zaman ayırmakta, %24’ü çocuğuna zaman ayırmamakta, %14’ü çocuğuna aşırı sert davranmakta ve % 10’u ise çocuğuna aşırı yumuşak davranmaktadır.

Tablo-16 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Anne-Çocuk İlişkisine Göre Dağılımı

Anne-Çocuk İlişki Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Sağlıklı 7 14,0 14,0
Sabırsız ve gergin yaklaşımı nedeniyle olumsuz 6 12,0 12,0
Aşırı sert 3 6,0 6,0
Aşırı yumuşak 11 22,0 22,0
Dengesiz-Kararsız-Değişken 23 46,0 46,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anne-çocuk ilişkisine göre dağılımı Tablo-16’da verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin %14’ünün çocuğuyla ilişkisi sağlıklı, %12’sinin çocuğuyla ilişkisi sabırsız ve gergin yaklaşımı nedeniyle olumsuz, %6’sı çocuğuna aşırı sert, %22’si çocuğuna aşırı yumuşak davranmakta ve %46’sının çocuğuyla ilişkisi dengesiz-kararsız-değişken özellikler taşımaktadır.

3.1.12.Akraba Evliliği Olup/Olmamasına Göre Dağılımlar

Tablo-17 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Anne-Babaları Arasında Akraba Evliliği Olup/Olmamasına Göre Dağılımı

Akraba Evliliği Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Var 6 12,0 6
Yok 44 88,0 88,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anne-babaları arasında akraba evliliği olup/olmamasına göre dağılımı Tablo-17’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %12’sinin anne babası arasında akraba evliliği bulunmakta,%88’inin anne babası arasında ise akraba evliliği bulunmamaktadır.

3.1.13.Genetik Yatkınlık Olup/Olmamasına Göre Dağılımlar

Tablo-18 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Anne-Babalarından Herhangi Birinin Soyunda Zeka Geriliği Olup/0lmamasına Göre Dağılımı

Genetik Yatkınlık Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Var-Anne Tarafı 4 8,0 4
Var-Baba Tarafı 5 10,0 10,0
Yok 41 82,0 82,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anne-babalarından herhangi birinin soyunda zeka geriliği olup olmamasına göre dağılımı Tablo-18’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %8’inin anne tarafında zeka geriliği,%10’unun baba tarafında zeka geriliği bulunmakta;%82’sinin anne babasının soyunda herhangi bir zeka geriliği bulunmamaktadır.

3.1.14.Oyun Oynamayı Tercih Ettiği Çocukların Yaşına Göre Dağılımlar

Tablo-19 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Oyun Oynamayı Tercih Ettiği Çocukların Yaşına Göre Dağılımı

Arkadaş Tercihi Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Kendisinden Yaşça Küçük Çocuklarla 43 86,0 86,0
Yaşıtlarıyla 6 12,0 12,0
Kendisinden Yaşça Büyük Çocuklarla 1 2,0 2,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların oyun oynamayı tercih ettiği çocukların yaşına göre dağılımı Tablo-19’da verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %86’sı kendisinden yaşça küçük çocuklarla ,%12’ si yaşıtlarıyla ; %2’si ise kendisinden yaşça daha büyük olan çocuklarla oynamayı tercih etmektedir.

3.1.15.Oyun ve Okul Grubu İçerisindeki Statüsüne Göre Dağılımlar

Tablo-20 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Oyun ve Okul Grubu İçerisindeki Statüsüne Göre Dağılımı

Oyun ve Okul Grubu Statüsü Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Lider 7 14,0 14,0
Pasif 26 52,0 52,0
Bağımlı 17 34,0 34,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların oyun ve okul grubu içerisindeki statüsüne göre dağılımı Tablo-20’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %14’ ü okul ve oyun grubu içerisinde lider, %52’ si okul ve oyun grubu içerisinde pasif; %34’ü okul ve oyun grubu içerisinde bağımlı statüdedir.

3.1.16.Özbakım Gelişimine Göre Dağılımlar

Tablo-21 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Özbakım Gelişimine Göre Dağılımı

Özbakım Gelişimi Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Yaşından Geri 11 22,0 22,0
Yaşına Uygun 39 78,0 78,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların özbakım gelişimine göre dağılımı Tablo-21’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %22’sinin özbakım gelişimi yaşından geri, %78’inin özbakım gelişimi yaşına uygundur.

3.1.17.Uyum ve Davranış Problemlerine Göre Dağılımlar

Tablo-22 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Uyum ve Davranış Problemlerine Göre Dağılımı

Uyum ve Davranış Problemleri Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Yok 18 36,0 36,0
Tırnak Yeme 3 6 6
Parmak Emme 1 2 2
Alt Islatma 7 14 14
Dışkı Kaçırma 1 2 2
Korkular 6 12,0 12,0
Tikler 1 2,0 2,0
Yalan Söyleme 4 8,0 8,0
Çalma Alışkanlığı 9 18,0 18,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların uyum ve davranış problemlerine göre dağılımı Tablo-22’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %36’sında uyum ve davranış problemleri bulunmamakta, %6’sında tırnak yeme, %2’sinde parmak emme, %14’ünde alt ıslatma, %2’sinde dışkı kaçırma, %12’sinde korkular, %2’sinde tikler , %8’inde yalan söyleme , %18’inde çalma alışkanlığı bulunmaktadır.

3.1.18.Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumlarına Göre Dağılımlar

Tablo-23 Araştırmaya Katılan Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Annelerinin Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumlarına Göre Dağılımı

Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Sayı Yüzde Geçerli Yüzde
Aşırı Koruyucu Annelik 23 46,0 46,0
Demokratik Davranma ve Eşitlik Tanıma 5 10,0 10,0
Ev Kadınlığını Reddetme 3 6,0 6,0
Karı-Koca Geçimsizlik 12 24,0 24,0
Baskı- Disiplin 7 14,0 14,0
Toplam 50 100,0 100,0

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumlarına göre dağılımı Tablo-23’de verilmiştir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların %46’sının annesi aşırı koruyucu annelik tutumuna, % 10’unun annesi demokratik davranma ve eşitlik tanıma tutumuna, %6’sının annesi ev kadınlığını reddetme tutumuna, %24’ünün annesi karı-koca geçimsizliği tutumuna, %14’ünün annesi baskı-disiplin tutumuna sahiptir.


3.2.AİLE HAYATI ve ÇOCUK YETİŞTİRME TUTUMU (PARI) ALT ÖLÇEKLERİNE ve SOSYAL- DUYGUSAL UYUM ÖLÇEĞİNE GÖRE ORTALAMA VE STANDART SAPMALAR

Tablo-24 Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Alt Ölçekleri ve Sosyal-Duygusal Uyum Ölçeğinden Alınan Puanların Ortalama ve Standart Sapmaları

N En Az En Çok x s
Aşırı Koruyucu Annelik 50 26,00 64,00 50,9400 9,78214
Demokratik Davranma ve Eşitlik Tanıma 50 15,00 36,00 24,6600 4,28862
Ev Kadınlığını Reddetme 50 17,00 51,00 35,0600 7,97038
Karı-Koca Geçimsizlik 50 8,00 24,00 17,7600 3,69534
Baskı-Disiplin 50 16,00 64,00 46,2000 11,25946
Sosyal- Duygusal Uyum 50 36,00 93,00 61,6000 14,33420
Geçerli Olan 50

Aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutum ölçeğinin alt boyutları, “Aşırı Koruyucu Annelik”, “Demokratik Davranma ve Eşitlik Tanıma” , “Ev Kadınlığını Reddetme”, “Karı-Koca Geçimsizlik” ve “Baskı-Disiplin” boyutlarıdır.

Aşırı koruyucu annelik boyutunda, 16-64 arasındaki puan aralığında alınan en düşük puan 26, en yüksek puan 64 iken, araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin aşırı koruyucu annelik alt boyutundan aldığı puanların ortalaması 50,94’tür. Bu puan, ortalama bir aşırı koruyucu annelik düzeyinin oldukça üstünü işaret etmektedir.

Demokratik davranma ve eşitlik tanıma boyutunda, 9-36 arasındaki puan aralığında alınan en düşük puan 15, en yüksek puan 36 iken, araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin demokratik davranma ve eşitlik tanıma alt boyutundan aldığı puanların ortalaması 24,66’dır. Bu puan, ortalama demokratik davranma ve eşitlik tanıma düzeyinin biraz üstünü işaret etmektedir.

Ev kadınlığını reddetme boyutunda, 13-52 puan arasındaki puan aralığında alınan en düşük puan 17, en yüksek puan 51’dir. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin Ev kadınlığını reddetme alt boyutundan altığı puanların ortalaması 35,06’dır. Bu puan, ortalama ev kadınlığını reddetme düzeyinin ortalamanın biraz üstünü işaret etmektedir.

Karı-Koca geçimsizliği boyutunda, 6-24 puan arasındaki puan aralığında alınan en düşük puan 8, en yüksek puan 24’tür. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin karı-koca geçimsizliği boyutundan altığı puanların ortalaması 17,76’dır. Bu puan, ortalama karı-koca geçimsizliği düzeyinin biraz üstünü işaret etmektedir.

Baskı-disiplin boyutunda, 16-64 puan arasındaki puan aralığında alınan en düşük puan 16, en yüksek puan 64’tür. Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin baskı-disiplin alt boyutundan altığı puanların ortalaması 46,20’dir. Bu puan, ortalama baskı-disiplin düzeyinin biraz üstüne işaret etmektedir.

Sosyal-duygusal uyum ölçeğinde, 36-108 arasındaki puan aralığında alınan en düşük puan 36, en yüksek puan 93 iken, araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal-duygusal uyum ölçeğinden aldığı puanların ortalaması 61,60’tır. Bu puan, ortalama sosyal-duygusal uyum düzeyinin biraz altını ifade etmektedir.


3.3. SOSYAL DUYGUSAL UYUM ile AİLE HAYATI ve ÇOCUK YETİŞTİRME TUTUMU (PARI) ÖLÇEKLERİNİN ALT BOYUTLARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELEMESİ

3.3.1. Aşırı Koruyucu Annelik Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

Tablo–25 Aşırı Koruyucu Annelik Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Düzeyinin İncelenmesi Korelasyon Analizi Sonuçları

Aşırı Koruyucu Annelik Sosyal Duygusal Uyum
r -.41
P ,003
N 50

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin koruyucu annelik tutumları ile hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumu arasındaki ilişki Tablo-25’de verilmiştir. Aşırı koruyucu annelik ile sosyal duygusal uyum puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için yapılan korelasyon analizinin sonuçlarına bakıldığında, aşırı koruyucu annelik boyutu ile sosyal duygusal uyum arasındaki ilişki .01 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bulunmuştur. Aşırı koruyucu annelik tutumuyla sosyal duygusal gelişim arasındaki ilişki .01 anlamlık düzeyine göre anlamlı ve negatif yönde ilişkilidir (r= -.41).

3.3.2. Demokratik Davranma ve Eşitlik Tanıma Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

Tablo–26 Demokratik Davranma ve Eşitlik Tanıma Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Düzeyinin İncelenmesi Korelasyon Analizi Sonuçları

Demokratik Davranma ve Eşitlik Tanıma Sosyal Duygusal Uyum
r .59
P ,000
N 50

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin demokratik davranma ve eşitlik tanıma tutumları ile hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumu arasındaki ilişki Tablo-26’da verilmiştir. Demokratik davranma ve eşitlik tanıma ile sosyal duygusal uyum puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için yapılan korelasyon analizinin sonuçlarına bakıldığında, demokratik davranma ve eşitlik tanıma boyutu ile sosyal duygusal uyum arasındaki ilişki .001 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bulunmuştur. Demokratik davranma ve eşitlik tanıma tutumuyla sosyal duygusal gelişim arasındaki ilişki .001 anlamlık düzeyine göre anlamlı ve orta düzeyde, pozitif yönde ilişkilidir (r= .59).

3.3.3. Ev Kadınlığını Reddetme Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

Tablo–27 Ev Kadınlığını Reddetme Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Düzeyinin İncelenmesi Korelasyon Analizi Sonuçları

Ev Kadınlığını Reddetme Sosyal Duygusal Uyum
r -.14
P ,311
N 50

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin ev kadınlığını reddetme tutumları ile hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumu arasındaki ilişki Tablo-27’de verilmiştir. Ev kadınlığını reddetme ile sosyal duygusal uyum puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için yapılan korelasyon analizinin sonuçlarına bakıldığında, ev kadınlığını reddetme boyutu ile sosyal duygusal uyum arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır (P>.05).

3.3.4. Aile İçi Geçimsizlik Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

Tablo–28 Aile içi Geçimsizlik Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Düzeyinin İncelenmesi Korelasyon Analizi Sonuçları

Karı-Koca Geçimsizlik Sosyal Duygusal Uyum
r -.07
P ,586
N 50

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin aile içi geçimsizlik boyutu ile hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumu arasındaki ilişki Tablo-28’de verilmiştir. Aile içi geçimsizlik ile sosyal duygusal uyum puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için yapılan korelasyon analizinin sonuçlarına bakıldığında, aile içi geçimsizlik boyutu ile sosyal duygusal uyum arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır (P>.05).

3.3.4. Baskı-Disiplin Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

Tablo–29 Baskı Disiplin Boyutu ile Sosyal Duygusal Uyum Düzeyinin İncelenmesi Korelasyon Analizi Sonuçları

Baskı-Disiplin Sosyal Duygusal Uyum
r -.51
P ,000
N 50

Araştırmaya katılan hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların baskı disiplin tutumu ile ile hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumu arasındaki ilişki Tablo-29’da verilmiştir. Baskı disiplin tutumu ile sosyal duygusal uyum puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için yapılan korelasyon analizinin sonuçlarına bakıldığında, baskı disiplin boyutu ile sosyal duygusal uyum arasındaki ilişki .001 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bulunmuştur. Baskı disiplin tutumuyla sosyal duygusal gelişim arasındaki ilişki .001 anlamlık düzeyine göre anlamlı ve orta düzeyde, negatif yönde ilişkilidir (r= -.51).

4. TARTIŞMA VE YORUM

Yapılan araştırmada hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyum puanının ortalama 61.60 puana sahip olduğu, ölçekten alınan en düşük puanın 36, en yüksek puanın 93 olduğu görülmektedir. Bu puan, ortalama sosyal-duygusal uyum düzeyinin biraz altını ifade etmektedir.

Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyum düzeyleri ile hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin koruyucu annelik tutumu arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde bulunmuştur. Bu sonuçlara bakıldığında koruyucu annelik puanı arttıkça sosyal uyum puanı azalmaktadır. Bu araştırmada hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin %46 gibi büyük bir çoğunluğunun aşırı koruyucu annelik tutumunu benimsediği görülmüştür. Fazla koruyucu tutum zihinsel engelli çocukların aileleri arasında en çok görülen tutum olarak bilinir. Aile çocuk için kendilerince uygun gördüğü her türlü güvenlik öğesine dikkat eder. Aile dışında tehlike, alay edilme, ayıplama vardır. Engelli çocuk bu dünya içinde tutulmaya çalışılır. Hatta bazı vakalarda engelli çocuk misafirin yanına bile çıkartılmaz. Aile çocuğun her ihtiyacını kendi içinde karşılamaya çalışır bu da çocuğun ailesine bağımlı olmasına neden olur (Özgür, 2004;Greenspan ve Weider, 1998).Ana-babanın aşırı koruması, çocuğa gereğinden fazla kontrol ve özen gösterilmesi anlamına gelir. Bebekleştirme, aşırı koruyucu yaklaşımın tipik özelliğidir (Yavuzer, 2003). Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyum düzeyleri ile baskı disiplin tutumu arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde ve orta düzeyde bulunmuştur. Bu araştırmada hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin %14’ünün baskı-disiplin tutumunu benimsediği görülmüştür. Bundan önce yapılmış çalışmalarda anne ve babanın eğitim durumu,ailenin özellikleri gibi faktörlerin tutum biçimlerini etkilediği belirlenmiş,özellikle az eğitim görmüş ,düşük sosyo- ekonomik düzeyde ve anne baba arasında geçimsizliğin yoğun olarak yaşandığı ailelerde baskı tutumunun daha çok benimsendiği,ve bu tip ailelerde özellikle babanın sıklıkla baskı tutumu benimsediği tespit edilmiştir (Bilgin ve diğ., 2002).

Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyum düzeyleri ile demokratik davranma ve eşitlik tanıma tutumu arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde bulunmuştur. Bu sonuçlara göre demokratik davranma ve eşitlik tanıma puanı arttıkça sosyal duygusal uyum düzeyi de artmaktadır. Bu araştırmada hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların annelerinin %10’unun demokratik davranma ve eşitlik tanıma tutumunu benimsediği görülmüştür. Yapılan araştırmalarda demokratik ailelerde yetişen çocuklar izin verici ya da otoriter ailelerde yetişen çocuklardan akademik yeterlilik, sosyal gelişim, benlik saygısı ve ruh sağlığı gibi ölçümlerde daha yüksek puan almışlardır (Maccoby ve Martin, 1983; Steinberg ve ark.,1989; Akt. Demiriz ve Öğretir,2007 ). Genel olarak araştırmalar demokratik anne-babaların sosyal olarak aktif, sorumlu ve bilişsel olarak yeterli çocuklara sahip olduklarını, otoriter ve izin verici anne-babaların ise daha olumsuz özellikleri olan çocuklara sahip olduklarını göstermektedir. Baumrind (1968) ana baba tutumları ile ilgili olarak yaptığı çalışmalarında genel olarak demokratik tutumu benimseyen anne babaların çocuklarının bağımsız, kendini iyi ifade edebilen, hem sosyal hem de akademik yönden başarılı çocuklar olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Baumrind’in sınıflamasını temel alarak yapılan çalışmalarda, onun görüşlerini destekler şekilde demokratik ailelerde yetişen çocukların izin verici ya da otoriter ailelerde yetişen çocuklardan akademik başarı, sosyal gelişim, benlik saygısı ve ruh sağlığı gibi ölçümlerde daha yüksek puan aldıkları görülmüştür (Maccoby ve Martin, 1983;Dornbusch, Ritter, leiderman, Roberts ve Fraileigh, 1987; Steinberg, Elmen ve Mounts, 1989; Akt. Demiriz ve Öğretir,2007).

Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyum düzeyleri ile ev kadınlığını reddetme tutumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı anlaşılmaktadır.

Hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyum düzeyleri ile aile içi geçimsizlik arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Bu bölümde araştırmada elde edilen bulgulara dayalı olarak ulaşılan sonuçlar verilmiştir. Ayrıca bu sonuçlar doğrultusunda yapılabilecek çalışmalara yönelik öneriler sunulmuştur.

Sonuçlar

Bu araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır:

1. “Aşırı koruyucu annelik” tutumunun hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal-duygusal uyumlarını olumsuz yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
2. “Demokratik davranma ve eşitlik tanıma” tutumunun hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumlarını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
3. “Ev kadınlığı rolünü reddetme” tutumunun hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumlarını etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.
4. “Karı-koca geçimsizliği”nin hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumlarını etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.
5. “Baskı- disiplin” tutumunun hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların sosyal duygusal uyumlarını olumsuz yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.

Ülkemizde bu konuda yapılan çalışmalar oldukça sınırlı olup, bunlar anne-baba tutumlarının normal gelişim gösteren çocuklardaki etkisini incelemek, anne-babanın çocuk yetiştirme tutumlarını incelemek, aile konularında kültürün etkisini araştırmak gibi çalışmalardır. Özellikle “Ana-Baba Okulu” projesi yoluyla ülkemizde 27 ildeki 17.000 anne, babaya ulaşılmış ve uygulanan eğitim yoluyla “farkındalık” ve “bilinçlendirme” sağlanmıştır. 16 veya 32 saatlik “anne-baba eğitimi” seminerleri anne ve babaların “tutum ve davranışlarını” olumlu yönde değiştirmesine neden olmuştur (Yavuzer, 1990).

Bu çalışma daha önce normal gelişim gösteren çocuklarla yapılan benzer çalışmalar sonucu ortaya çıkan sonucun, hafif derecede zeka geriliği gösteren çocuklardaki geçerliliğini denetlemek amacıyla yapılmıştır. Karşılaştırılacak gelişim alanı ise, özellikle sosyalizasyon sürecinin ve bu süreçte ailenin önemini göz önüne alarak sosyal duygusal gelişim seviyesi olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada anne-baba tutumlarının çocuklarının sosyal gelişim seviyesinde belirleyici bir etken faktör olduğu belirlenmiştir. Bu, daha önce yapılan araştırmalarla tutarlı bir sonuçtur.

Ailelere baktığımızda yaş dağılımında ve eğitim durumunda belirli aralıkların diğerlerinden çok daha yüksek frekansta olduğunu görmekteyiz. Çalışmaya katılan annelerin % 64 , babaların %60 gibi çok yüksek bir kısmı ilkokul mezunu, annelerin ise %44’ünün yaşı 25’ten küçüktür. Bütün aileler İstanbul’da yaşamaktadırlar. Bu verilerden ailelerin belirli bir kesimi temsil ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Ailelerin tutumlar açısından çok farklılık göstermemeleri bu açıdan değerlendirilebilir. Ülkemizde hafif derecede zeka geriliği gösteren çocuklarla ilgili yapılan araştırmalara göre eğitsel yaklaşımlı aile rehberliğinin hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların anne babalarının çocuklarına yönelik tutumlarında olumlu bir değişiklik oluşturduğu, aynı zamanda çocukların anne babalarına karşı davranışlarında da olumlu değişiklikler yapabileceği yargısına ulaşılmıştır (Özgür, 1993). Bir başka Araştırmada elde edilen bulgulara göre, sosyal duygusal uyum düzeyi okulöncesi eğitim almış çocuklarda, kız öğrencilerde ve tek çocuklarda daha fazla olduğu bulunmuştur. Yine aynı araştırmada annenin öğrenim düzeyi düştükçe çocukların sosyal duygusal uyum düzeyinin azaldığı ancak, öğrenim düzeyi düşük annelerin çocuklarının okulöncesi eğitim aldıklarında sosyal duygusal uyum düzeylerinin arttığı görülmüştür. Babanın öğrenim düzeyinin çocukların sosyal duygusal uyumunu etkilemediği, burada çocukların okulöncesi eğitim-alıp almadığının sosyal duygusal uyum düzeyinde etkili olduğu belirtilmiştir (Güven ve diğ., 2004).

Bundan sonra bu alanda yapılacak bir araştırmada örneklem grubunun daha geniş bir kesimi temsil edecek şekilde, dikkatle seçilmesi elde edilecek sonucun daha güvenilir bir biçimde genelleme yapılabilmesini sağlayabilir. Aile ve çocuk etkileşimi alanında kültürümüze özgü çalışmaların artması, ailelere somut veriler üzerinden, çocuk yetiştirme tutumları açısından rehberlik edebilecek bir takım öneriler sunabilmek adına son derece gereklidir.

Öneriler
Araştırma sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda aşağıda belirtilen öneriler geliştirilmiştir.
1. Ana babalara çocuk yetiştirme tutumları ve sosyal duygusal gelişimin önemi ile ilgili uzman kişiler tarafından seminerler verilmelidir.
2. Ana baba eğitim çalışmaları ülke genelinde yaygınlaştırılmalıdır.

Özellikle hafif derecede zeka geriliği gösteren çocukların aileleri “koruyuculuk” konusunda bilgilendirilmeli, bu tutumun çocuklarda bebekleşme ve gelişim gerilemesine yol açacağı konusunda aydınlatılmalı, kapasite ve yaşlarına uygun “görev ve sorumluluk” vermeleri konusunda yüreklendirilmelidir.

Ayrıca erken gelişim dönemlerinden itibaren “uyarıcı çevre”nin önemi anlatılarak, çocuklarının zihinsel gelişiminde anne ve babaların katkısının önemi vurgulanmalıdır.

KAYNAKÇA

AINSWORTH, M., (2000). Infant-mother attachment. (Ed: Wendy Craig). “Childhood
social development. Massachusetts ve Oxford: Black-Well Publishers, ss. 9-12.

AKBABA, S. (1988) “Anne Baba Tutumlarının Bazı Kişilik Özellikleri Üzerine Etkisi”. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Anabilim Dalı. Ankara.

ARAL, N., BARAN, G., BULUT,Ş. ve ÇİMEN, S. (1981). Çocuk Gelişimi. YAPA Yayınları. İstanbul.

ARI,R. ve ARSLAN,E. (2008). “Erikson’un Psikososyal Gelişim Dönemleri Ölçeğinin Türkçe’ye Uyarlama, Güvenirlik ve Geçerlik Çalışması”. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitütüsü Dergisi.S.19.

ASLAN, E. (1992). “Benlik Kavramı ve Bireyin Yaşamındaki Etkileri”. Marmara
Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, S.4.ss.7-14.

BAYRAKTAR, R. (1998). “Demokratik Tutumun Önemi”. Okul ve Aile Dergisi. C.1. S.6.ss.41-43.

BİLGİN,N.G. ,TOROS,F., ÇAMDEVİREN,H., ŞAŞMAZ,T. ve MERT,E . “Evde Cezalandırılan Çocukların Sosyodemografik Özellikleri”.Yeni Sempozyum Dergisi. C.3 .S.42. ss.131-140.

BİNBAŞIOĞLU, C. (1995). Eğitim Psikolojisi. Yargıcı Matbaası. Ankara.

BRACHA, Z., PEREZ, F., GERARDIN, P., PERRIOT, Y., ROSQUE, F., FLAMENT, M., LEROUX, M., MAZET, P. & CARTER, A. (2004). A French Adaptation of the Infant-Toddler Social and Emotional Assessment. Infant Mental Health Journal. C.2. S. 25. ss. 117-129.

CAULFIELD, R. (2001). Infants Toddlers. New Jersey: Prentice Hall. ss.211-268.

CRICK, N. (2000). Engagement in Gender Normative Versus Non-Normative Forms of Agression: Links to Social-Psychological Adjustment. (Ed:Wendy Craig).

CRITELLI, J.W. (1987).Personel Grawth and Effective Behoviar. CBS College Publishing



DEMİRİZ,S. ve ÖĞRETİR,A.D.(2007) “Alt ve Üst Sosyo-Ekonomik Düzeydeki 10 Yaş Çocuklarının Anne Tutumlarının İncelenmesi”. Kastamonu Eğitim Dergisi. C.15.S.1.s.s.105-122.

EKŞİ, A. (1990). Çocuk, Genç, Ana Babalar. Bilgi Yayınevi. İstanbul.

ERİPEK, S.(1993). Zihinsel Engelli Çocuklar. Anadolu Üniversitesi Yayınları. Eskişehir.

ERİPEK, S. (2005). Zeka Geriliği. Kök Yayıncılık. Ankara.

ERSOY, Ö. ve AVCI,N. (2000).Özel Gereksinimi Olan Çocuklar ve Eğitimleri. Özel
Eğitim. YA-PA Yayınları. İstanbul.

GENÇTAN, E.(1993).Çağdaş Yaşam ve Normal Dışı Davranışlar. 7. bs. Remzi Kitabevi. İstanbul.

GENÇÖZ, F., (1997). The Effects of Basketball Training on the Maadaptive Behaviours of Trainable Mentally Retarded Children, Research İn Developmental Disabilities. S.18.s.s.1-8.

GREENSPAN, I. S. ve WIEDER S.(1998). Özel Gereksinimli Çocuk.Çev. ERSEVİM,İ. (2004). Özgür Yayınları. İstanbul.

GÜLEÇ,C. ve KÖROĞLU,E. (1998). Psikiyatri Temel El Kitabı. HYB Yayıncılık. Ankara.

GÜVEN,Y.,ÖNDER,A.,SEVİNÇ,M.,AYDIN,O.,UYANIK BALAT,G.,PALUT,B., BİLGİN,H., ÇAĞLAK,S. ve DİBEK,E. (2004). “Okul Öncesi Eğitim Alan ve Almayan İlköğretim Birinci Sınıf Öğrencilerinin Uyum Düzeylerinin Karşılaştırılması”. 1. Uluslararası Okul Öncesi Eğitim Kongresi. İstanbul

İKİZOĞLU,M. (1983). “Demokratik ve Otoriter Anne-Baba Tutumlarının Benlik Saygısı Üzerine Etkileri”.Yayınlanmamamış Yüksek lisans tezi. Ankara.

İLHAN,L.(2008). “Eğitilebilir Zihinsel Engelli Çocuklarda Beden Eğitimi ve Sporun Sosyalleşme Düzeylerine Etkisi”. Kastamonu Eğitim Dergisi. C.16. S.1. ss. 315-324.

KULAKSIZOĞLU, A. (2003).Farklı Gelişen Çocuklar. 1.bs. Epsilon Yayıncılık. İstanbul.

KUZGUN, Y. (1972) .”Ana-Baba Tutumlarının Bireyin Kendini Gerçekleştirme Düzeyine Etkisi”. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Hacettepe Üniversitesi. Ankara.

KÜÇÜK, Ş. (1987) .”The Validity of the Turkish Form of the PARI Subscales II, III, IV”. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Boğaziçi Üniversitesi. İstanbul.

LE COMPTE,G., LE COMPTE,A., ve Özer,S.A (1978). “Üç Sosyo-ekonomik Düzeyde, Ankara’lı Annelerin Çocuk Yetiştirme Tutumları: Bir Ölçek Uyarlaması”. Psikoloji Dergisi. C.1. S.1. ss.5-9.

NAVARO, L. (1989).”Aşırı Koruyuculuğun Çocuk Eğitimine Etkileri”. 6. Ya-Pa
Okul Öncesi Eğitimi ve Yaygınlaştırılması Semineri. İstanbul:Ya-Pa . s.s. 121-125.

ÖNDER,A., GÜVEN,Y., SEVİNÇ,M., AYDIN ,O.,UYANIK BALAT,G., PALUT,B., ve Diğerleri (2006). “Altı Yaş Çocukları için Marmara Sosyal Duygusal Uyum Ölçeğinin
(MASDU) Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması”. I. Uluslararası Okul Öncesi Eğitim Kongresi. İstanbul: Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi.s.s. 303-317.

ÖNER,N. (2001). Türkiye’de Kullanılan Psikolojik Testlerden Örnekler.Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi.İstanbul.

ÖZALP, Y. (2004). Hiperaktif Ebeveyni Olmak. 1.bs.Sistem Yayıncılık. İstanbul.

ÖZBAY, Y. (2003). Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi. Trabzon: İber Matbaacılık . Trabzon.

ÖZDOĞAN, B. (1997). Çocuk ve Oyun. 2.bs. Ankara: Anı Yayıncılık.

ÖZER, D. (2001). Engelliler İçin Beden Eğitimi ve Spor. Nobel Yayınları. Ankara.

ÖZGÜR, İ.(1993). “Eğitilebilir Zihinsel Özürlü Çocuğa Sahip Olan Ana-Babaların Eğitiminin Ana- Babalar ve Çocuklar Üzerindeki Etkileri”. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı. Adana.

ÖZGÜR, İ. (2004). Engelli Çocuklar ve Eğitimi-Özel Eğitimi. Karahan Kitabevi. Adana.

RAVER, C. (2003). Young Children’s Emotional Development and School Readiness.
Irc Clearinghouse on Elementary and Early Childhood Educaiton Champaign L, 1-2

SAARNI, C. (2001). Cognition, context and goals : Significant components in social-
emotional efffectiveness. Social Development. 10(1), 125-127.

ŞENDİL,G. (2004). Gelişim Psikolojsi Teorileri .1 bs. Çantay Kitabevi. İstanbul.

ŞENDİL,G., KIZILDAĞ,Ö., ve CESUR,S. (2003). “Bebek ve Oyun: Boylamsal Bir Çalışma”. 2. Ana-Çocuk Sağlığı Kongresi’nde sunulmuş poster bildiri. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi. İstanbul.

YAVUZER, H. (1972). “Çocuklarda Psikososyal Gelişmenin Ölçülmesi”.Yayınlanmış Doktora Tezi. Edebiyat Fakültesi Basımevi. İstanbul.

YAVUZER, H. (1987). Çocuk Psikolojisi. Remzi Kitabevi. İstanbul.

YAVUZER, H. (1990).Anne- Baba Okulu. Remzi Kitabevi. İstanbul

YAVUZER, H.(1996). Çocuk ve Suç.3.bs. Remzi Kitabevi. İstanbul.

YAVUZER, H. (2003).Çocuğu Tanımak ve Anlamak. Remzi Kitabevi. İstanbul.

YILMAZ,A. (1999) .”Çocuk Yetiştirme Tutumları:Kuramsal Yaklaşımlar ve Görgül Çalışmalar”. Türk Psikoloji Yazıları.C. 3 (1) s.s. 99-118 .
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Farklı Aile Tutumlarının Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Psiko-Sosyal Gelişimine Etkisi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Dila ISITAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Dila ISITAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Dila ISITAN Fotoğraf
Uzm.Psk.Dila ISITAN
İzmir
Uzman Psikolog
Oyun Terapisti
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi16 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Dila ISITAN'ın Makaleleri
► Ebeveyn Tutumlarının Etkisi Psk.Dnş.Yasemin ŞAHİN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,108 uzman makalesi arasında 'Farklı Aile Tutumlarının Hafif Derecede Zeka Geriliği Gösteren Çocukların Psiko-Sosyal Gelişimine Etkisi' başlığıyla benzeşen toplam 20 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
--
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


15:05
Top