2007'den Bugüne 89,675 Tavsiye, 27,648 Uzman ve 19,669 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Koronavirüs Krizi ve Koronafobi Üzerine
MAKALE #22608 © Yazan Psk.Kadir ÖZSÖZ | Yayın Aralık 2021 | 384 Okuyucu
Bu günlerde, elimize kumandayı alıp haberlere bakmak istediğimizde, maalesef derin korkulara sebep olan salgın yayılımı ve sonuçları ile karşılaşmaktayız. Koronavirüsün sosyal medyada iyice gündem haline gelmesiyle birlikte, dayanağı olmayan içeriklere maruz kalmamak için, uzun süredir sosyal medyada yokum.

Bu gibi zamanlarda, sosyal medya, bireyler için bir sığınak haline geliyor. Başkalarının varlığını hissetmek ve başkalarıyla korkularını paylaşmak insanı rahatlatıyor. Fakat paradoksal olarak, beladan söz etmek, hissedilen korkuyu daha bir derinleştiriyor. Üstelik korkunun sosyal ortamlarda yayılmasına neden oluyor. Bumerangı andırıyor bu haliyle korkumuz; fırlattıkça bize doğru daha bir hızlanarak geri geliyor.

“Koronafobi” kavramını, kıymetli hocamız psikiyatri profesörü Nevzat Tarhan, mikrop korkusunu belirten “mizofobi”den esinlenerek ileri sürüyor. Küresel bir etkisi bulunan koronavirüs için yerinde bir girişim. Zaman ve mekan erimesini kasteden küreselleşme çağında, sosyal girişimler gibi felaketler de küresel bir etki yaratıyor. Ocak ayından bu yana dünya gündeminin zirvesini işgal eden salgın, beraberinde derin bir korkuyu getirdi. Hatırlarsanız, henüz sadece Çin’de görülürken, haberlerde; titreyerek ölenler, bedeni yakılanlar, evleri mühürlenen ve zorlanarak tecrit altına alınan hastalar, birbirinden kaçan insanlar gibi manzaralar seyrediyorduk. Haliyle duyulan korku, giderek insanlığı kuşatıyordu.

Korku, hayatta kalma içgüdüsünden kaynaklanan içsel bir uyarandır. Her canlının birinci hedefi hayatta kalmaktır. Bedenimizi tehdit eden her unsur, korku yaratır. Tehdit unsuru saptanamadığında korku, giderek patolojik bir hal alır. Descartes’ın belirttiği gibi, kaygı, bu noktada başlıyor. Koronavirüs salgınında tam olarak böyle bir korku yaşamaktayız.

Korku, yoğun olarak hissedildiğinde kaygılara sebep olur. Psikolojik temelli bir kapan haline gelir. Sınırlar çizer ve hedefler tayin eder. Bireyi hapseder kaygılarına. Yenilgi yenilgi büyütür kendini. Genellikle bireysel bir olaydır ama toplumsallaşma olasılığı yüksektir. Her kuruma sirayet edebilir. Her yerde gösterir kendini korku; evde, okulda, sokakta… Terör kasırgalarının sıcaklığında yoğunlaşır iyice. Bir sinek vızıltısı bile yürek ürpertir…

Koronavirüs, hala net olarak bilinemiyor. Tehdit unsurunun belirsizliği korku ve kaygılarımızı besler. Çoğu insan, belirsizlikle nasıl mücadele edeceğini bilemez. Böylece çaresizlik hissedilir. Dünyanın neredeyse her köşesinden korkutucu haberler geliyor. Haklı olarak insanlar, kendilerini ve yakınlarını korumak istemektedirler.


Belirsizlik güven duygusunu zedeler. İnsanlar birbirlerinden korku duyarlar. Oysa güven olmadığında sosyal ilişkiler sürdürülemez. Suçlamalar ve kavgalar baş gösterir. Bu günlerde sıkça rastlayabilirsiniz. Dün karşılaştığım bir haberde, trafik sıkışmasından doğan tartışmada, hiçbir ilgisi olmamasına rağmen bir kadın şöyle haykırıyordu: Sizin gibiler yüzünden korona bize geliyor. Bir başka olayda ise, “bana virüs bulaştırdın” diyerek, iki yolcu arasında tartışma yaşanıyordu.

Korkunun olduğu yerde doğru bilgiden söz edilemez. Derinleşen kaygı, beynin rasyonel düşünme yetisini ketler. Kişi kendini karanlıkta hisseder. Karanlıkta kalan bireyler, duydukları her sese bir kurtuluş umuduyla yönelirler. Kendi karanlığından kaçarken, kendilerini sosyal medyada bulurlar. Oysa sosyal medya, normal seyreden bir günde bile panik havası oluşturabilir. Kaygılı bireyler, buradan felaket senaryolarını ilan ederek korkularını paylaşacak birilerini ararlar.

Televizyon kanallarında başlayan sansasyonel haber yayıncılığı, sosyal medya iyice çığırından çıktı. Felaket tellallığı, sansasyonel haberleri beraberinde getirdi. Gelinen noktada Dünya, artık, küresel bir panik havasında. İnternet haberciliğinde, dikkatler kötü sonuçlarla çekilmeye çalışılır. Google’a ‘coronavirüs’ yazdığınızda, sadece yarım saniyede, 13.810.000.000 kötü haber, zincirleme karşınıza çıkar. Olumsuzluklar olumsuz düşünceleri beslemekte ve çaresizlik bu şekilde katbekat artmaktadır.

Krizin oluşturduğu stres, uzmanları da etkisine almaktadır. Televizyon kanallarında konu hakkında konuşan uzmanların tartışmaları ve birbirlerini suçlamalarının asıl nedeni yaşanan grup stresidir. Ansızın verilen tepkiler kalpleri kırmakta ve grup stresi en çok da verimliliği düşürmektedir.

Dünya tarihinde küresel krizlere pek nadir rastlanabilir. Fakat küreselleşmeyle birlikte, toplumsal krizlerin niteliği değişti. Koronavirüs vakası, yaşadığımız son küresel kriz. Bu tür krizlerde mutlaka günah keçileri bulunur ve linç edilir. Asırlar evvel, yine Çin’den yayılıp Dünyada milyonların ölümüne sebep olan bir hastalıkta, günah keçisi ilan edilen doktorlar yakılarak, toplumsal kriz önlenmek istenmişti. Yaşadığımız koronavirüs krizinde de günah keçileri aranmaktadır. Sözgelimi ABD’de, koronavirüse ‘Çin Virüsü’ diyenler var. Krizin hissedildiği her yerde yerel ve küresel olmak üzere günah keçileri aranır. Çin’in günah keçisi yarasalar. Güney Kore’de ise ayine katılan bir şahıs; bu şahıs aynı zamanda Fransa ve İngiltere’nin de günah keçisi. Ben merakla, ülkemizin günah keçisini beklemekteyim. Çok sürmez, bulunur bir sorumlu.

Yaşanan küresel panik havası, kanaatimce, koronavirüsten çok daha tehlikeli bir durumdur. Dolayısıyla, ülkemizde paniğe neden olacak herhangi bir girişimden uzak durmalıyız. Seksen milyonu aşkın bir nüfusu kontrol etmek imkansız gibi görünse de, bunun için mücadele eden otoriteye saygı duymalı ve üzerimize düşenleri yapmalıyız. Bu noktalara çokça temas edilmektedir. Aynı önerileri tekrarlamamın bir anlamı yok.

Hatırlar mısınız, sadece birkaç gün önce, ne kadar yoğun ve stresli günler yaşamaktaydık. Ülke gündemi ve ekonomik telaşımız, bizi, 24 saate sığamaz hale getirmişti. O kadar hızlı yaşıyorduk ki, güzellikler gözlerimizin önünden kayıp gidiyordu. Çeşitli tutkularımız, bizi, burnumuzun ucunu göremez hale getirmişti. Fakat bir anda, tempomuzu düşürmemiz ve olabildiğince evde kalmamız gerekti. 24 saate sığdıramadığımız bir gün, kocaman bir zaman haline geldi. Gözden kaçırdığımız güzellikleri fark etmeye başladık. Burnumuzun ucunda, sahip olduklarımızın değerini anladık. Sevdiklerimizle zaman geçirmenin tadına vardık. Ama bu defa, hissettiğimiz korku, gözlerimize perde çekmekte; hastalanmayalım diye yaşadığımız kaygı, güzellikleri örtbas etmektedir. Buna yenik düşmemeliyiz. “Korku içinde olana her şey hışırdar.” Gerçeğini asla unutmamalıyız. Üstelik, panik yapmamak için çeşitli nedenlere de sahibiz.

Hızla yayılan koronavirüs, bu denli gündem edilmeseydi, birçoğumuz onu, normal bir grip gibi yaşayıp atlatacaktık. Buna, “yaşlılar ve kronik rahatsızlıklara sahip olanlar ölecekti ama!” itirazı gelebilir, fakat ben, onlar için bile ölüm oranının bu denli yüksek olabileceğine kanaat etmiyorum. Çünkü yaşanan tedirginlik, bağışıklık sistemimizi olumsuz etkiledi. Psikolojik olarak zayıflattık kendimizi. Psychosomatic Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırmada, stres ile virüs arasındaki ilişki ortaya kondu. Bağışıklığı güçlü tutmanın ilk adımı stres kontrolüdür. Gereken tedbirler, soğukkanlılıkla alınarak, virüsün hızlı yayılımı önlenebilir. Hastalıklarla mücadeledeki en büyük gücümüz, ‘dopamin, oksitosin, serotonin, endorfin ve melatonin’ hormonlarıdır. Sportif faaliyetler, güvenli ilişkiler, düzenli uyku ve sevgi ile bu hormonları tetiklemeli; bunları sekteye uğratacak stresten kaçınmalıyız.

Aynı zamanda merakımızı da kontrol etmek zorundayız. Çünkü felaket etkisinin, konuşuldukça arttığını biliyoruz. Gündelik rutinlerimizi yaparak, ilgi duyduğumuz faaliyetlerle meşgul olarak ve en önemlisi de sosyal medyadan olabildiğince uzak durarak, korkumuzu azaltabiliriz. Felaket tellallarından uzak durmamız gerektiğini söylemeye bile gerek duymuyorum.

Bu salgın geçip gidecektir, fakat yarınların sahipleri, çocuklarımız yaşamaya devam edeceklerdir. Gereksiz korkular yaşayarak, çocuklarda travmalara neden olacak hallerden uzak durmalıyız. Okulların ertelenmesiyle işkillenen çocukları, anne-babalar olarak ev içrisinde paniğe sokmamalıyız. Bu, yaşadığımız ilk salgın değil ve son da olmayacaktır. Kısa süreli bir etkiye sahip olan virüs nedeniyle, ömür boyu sürecek hasarla sebep olmak akıl kârı değildir. Duygular bulaşıcıdır. Çocuklarımızın yanında, yaşanan krizden söz etmemeye gayret etmeliyiz.

Koronavirüs krizinden mutlaka dersler de çıkarmalıyız:

🔸Her şeyden önce sağlığın ve temizliğin önemini bir kez daha anlamış olduk. Bu günlerde titizlikle yaptığımız temizlik ritüellerini, obsesyona dönüştürmeden alışkanlık haline getirmeliyiz.

🔸Doğaya dostane bir şekilde yaklaşmalıyız; onu kirletmemeli, zarara uğratmamalı ve olabildiğince doğal alanları genişletmeliyiz.

🔸Dayanışmanın önemini bir kez daha vurgulamayım. Başkaları için fedakarlık yaparak, kendimize ve sevdiklerimize güvenli bir ortam hazırlayabiliriz.

🔸Sevdiklerimize yeterince zaman ayırmadığımız çıktı ortaya. Onları gözden kaçırmamalıyız. Anlamak için ölmeye gerek yok. Elimizde olanların kıymetini bilmeliyiz.

🔸Yaşamın derinliği üzerinde düşünebilme fırsatı tanıdı virüs bizlere. Zamanın erimesiyle birlikte doluşan kalabalıklar arasında, kendimizi ve yaşamımızı unutmuştuk.

Saydıklarımızı kolaylıkla uzatabiliriz. Bence, çıkarmamız gereken dersler üzerinde hepimiz düşünmeliyiz. Mutlaka her bireyin hayatına katacakları olacaktır.

Son olarak; ülkemizde henüz yaşanmaya başlayan bu salgın, giderek artacaktır. Bu, çok normal. Önemli olan can kaybının yaşanmaması ve bu salgına bağışıklık kazanmamızdır. Bunun için ise kaygılarımıza yenik düşmemeli, korku ve kaygılarımızı normal düzeyde tutmayı başarmalıyız. Ancak bu şekilde stres kontrolü yapabilir ve soğukkanlılıkla tedbirlerimizi alabiliriz. Aksi halde yaşanacak ölümlerden bizler de sorumlu oluruz.

Psikolog Kadir Özsöz
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Koronavirüs Krizi ve Koronafobi Üzerine" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Kadir ÖZSÖZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Kadir ÖZSÖZ'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Kadir ÖZSÖZ Fotoğraf
Psk.Kadir ÖZSÖZ
Bingöl (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi5 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Kadir ÖZSÖZ'ün Yazıları
► Koronavirüs ve Kaygılarımız Psk.Sema ŞAHİNGÖZ
► Koronavirüs ve Evde Yaşam Psk.Büşra İYGÜN SARSILMAZ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,669 uzman makalesi arasında 'Koronavirüs Krizi ve Koronafobi Üzerine' başlığıyla benzeşen toplam 29 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Severek Anlamak Aralık 2021
◊ İletişim Üzerine ÇOK OKUNUYOR Eylül 2021
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


19:51
Top