2007'den Bugüne 81,431 Tavsiye, 25,868 Uzman ve 18,108 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Yapışık Anne Çocuk (Annelerinden Ayrılmayan Çocuklar)
MAKALE #3147 © Yazan Psk.Sibel PARLAK | Yayın Haziran 2009 | 25,316 Okuyucu
YAPIŞIK ANNE ÇOCUK

Danışmanlığa gelenlerden ya da günlük hayatın içinde karşılaştığım annelerden duyduğum bir soru cümlesi şudur ” Sibel hanım bu çocuk beni bir an olsun bırakmıyor, ne yapabilirim?” bu sırada annesinin bacağına ya da boynuna yapışmış çocuğun yüzünde kızgın meydan okuyan bir bakışla karşılaşırım. Bu bakışla çocuk sanki” sakın bizi ayırma” der gibi bakmaktadır. İşte ben bunlara Yapışık Anne Çocuk diyorum.

Peki, bu anne çocuğun yapışma hikâyesi nasıl başlıyor? İsterseniz filmin en başına geri dönelim. Filmimizin Kadın Kahramanı bir gün bir erkekle tanışıyor ve flört etmeye başlıyorlar, biraz ilgi seven ve kendisinin üzerinde ilgi olmasından hoşlanan bir yapısı olduğu için erkeğin sürekli onunla vakit geçirmesini ve onunla ilgilenmesini istiyor. Erkek Kahramanımızın ise aşktan gözü kör, kıskançlık olaylarını görmezlikten geliyor ve bunları bazen şirinlik olarak ya da aşırı sevgiden kaynaklanan göz ardı edilecek sorunlar olarak görüyor. Ehh bu kadar kusur kadı kızında bile olur de mi? ara sıra bundan huzuru kaçsa da sesini çıkarmıyor. Çiftimizin flört dönemi ilerlerken tabi ki aileler devreye giriyor, kadın kahramanımız, erkeğin annesi ile tanışıyor, iki kadın arasında gene erkek kahramanı paylaşmayla ilgili sorunlar çıkıyor. Gelin adayımız diş bilese de ”kan kussam da kızılcık şerbeti içtim” diyor ve susuyor. Sırf erkeğin ailesi ile sorun yaşamıyor arkadaşları ile de sorunlar yaşanıyor ama aynı politika geçerli evlenene kadar “ya sabır” çekiyor. Nişanlılık döneminde biraz dişini gösterse de kaybetme korkusu ile tekrar geri adım atıyor, iki ağlıyor bir sızlıyor ve olay tatlıya bağlanıveriyor. Evlenmeden önce zaten tüm planları yapıyor ve düğün bittiği gibi harekete geçiyor. Kadın kontrolü ele geçirmek için evlenir evlenmez çocuk sahibi olma peşine düşüyor çünkü çocuk sayesinde kocası eve bağlı kalacak, ayrıca çok değer verdiği kendi çekirdek ailesinde kocasının görevi artacak onun dışındakilere ilgi göstermeyecek. Erkeğin ailesinden hızla uzaklaşması için kayınvalide ile sorun icat ediliyor zaten iki kadının egosu çarpışınca arada Erkek Kahraman paramparça oluyor, ne yapacağını şaşırıyor, erkek arkadaşları ile fazla görüşemiyor görüşmeleri türlü entrikalarla engelleniyor, derken böylece Erkek Kahramanımızın bekârlık dönemindeki tüm sosyal çevresi bertaraf ediliyor. Neyse kadın muradına eriyor yani hamile kalıyor fakat birtakım psikosomatik ağrılarda baş göstermeye başlayabiliyor(baş ağrıları, kasılmalar v.b) burada amaç tabi ki ilgiyi üzerine çekmek. Maalesef zor bir hamilelik dönemi geçiriliyor Allahtan Kadın Kahramanımızın annesi her durumda Hızır gibi yetişiyor ve sorunları çözüyor, o olmasa ne yaparlardı? Doğum sonrası hikâyemizin kadın kahramanı aşırı ilgili bir anne oluveriyor, bebeğini bir an olsun yalnız bırakmıyor ve bebeğin bakımı konusunda baba dâhil kimseye güvenmiyor. Bebek “mık” dese başında bitiyor, kısaca gece gündüz gözü hep üstünde olunca “Fedakâr Anne” payesini alıyor. Fedakâr anne çalışıyorsa bebeğin bakıcısını dakika başı arıyor ve talimatlar veriyor, o varken bebeğini kimse elleyemiyor, en ufak hata da terör havası estiriyor. Bebek yürümeye başlayınca içi ürperiyor “ya onu terk ederse ya bağımsız hareket ederse” fakat bu düşüncelerini kendine bile itiraf edemiyor ve bu durumu asla kabul etmiyor ve çocuğunun her işini o yapıyor ki çocuk bu konfora alışıp ondan uzaklaşmasın. Bu arada bebek çok asosyal kimsenin kucağına gitmiyor, korkuyor, babasından bile uzak duruyor, sürekli annesini istiyor. Kadın kahramanımız çocuğuna o kadar düşkün ki gece yanından ayırmıyor. Küçücük yavrusunun gece başına bir şey gelir diye sürekli yanında yatırıyor, bu arada çiftimizin cinsel hayatı gittikçe azalıyor hatta bitiyor.Kadın Kahramanımız sürekli çocuğa bakmaktan çok yorgun ve bitkin, kadın kimliğini gittikçe kaybediyor ve anne kimliğini ise büyütüyor.
Hikâyemize katılan bebek büyüyor 3–5 yaşına geliyor ve annesine o kadar bağımlı ki odasını ayırttırmıyor, annesi yönlendirmeden arkadaşlık kuramıyor, parka gidiyorlar anne arkadaş buluyor, misafirliğe gidiyorlar anne yönlendiriyor, el becerileri gelişse de anne besliyor, birçok yapabileceği şeyi anne yapıyor, anneanneyi seviyor ama tabii ki babaanneyi sevmiyor. Okul zamanı gelince Çocuk Kahramanımızın okula gitmesi bir problem oluyor çünkü anneden o kadar süre ayrı kalmak istemiyor ve okula uyumu uzun zaman alıyor, bir süre annesi ile aynı sırayı paylaşabiliyor, bu süre öğretmenin sabrına ya da toleransına bağlı olarak değişebilir. Okul ödevleri konusunda anne ya ödevi kendi baştan sona yapıyor ya da yapana kadar başından hiç ayrılmıyor. Hafta içi evlerine asla misafir kabul edilmiyor ve misafirliğe gidilmiyor zira okul var, sınav var. Onun dışında ise anne çocuğunun hafta sonu programını kurslarla dolduruyor ve her kursta çocuğunun başında olup düzenli olarak takip ediyor. Bu arada baba bu simbiyotik bağı çoktan kabullenmiş onlardan uzaklaşıyor ya TV seyrediyor ya arkadaşlarına takılıyor ya işine aşırı düşüyor ya da başka kadınların peşine düşüyor. Fedakâr anne ise (5 yaşında oyuncak bebeğini kimseye vermeyen bir kız çocuğu gibi ) şikâyet edip mızmızlansa da gece çocuğu ile yatıyor ve tüm hayatlarını çocuğa göre planlıyor

Derken çocuğumuz 11–12 yaşına geliyor evde gündüz bile yalnız kalamıyor bir odadan diğerine geçemiyor, her şeyden korkuyor sosyal ilişkileri bozuk, anne olmayınca endişeli ve korkak davranıyor, özgüveni ise düşük. Aile dıştan bakıldığında mutlu görünüyor fakat anne ile çocuk bir yanda baba diğer yanda.

Zor bir ergenlik dönemi başladığında ise Anne kendini önce SBS ve daha sonra ise ÖSS başarıları ile ilgili akademik hırslara kaptırıyor, diğer arkadaşlarının çocuklarının başarılarını takip ediyor okulla sürekli irtibatta, öğretmenlerle düzenli iletişim halinde oluyor. Dershane yetmezse özel dersler aldırıyor. Çocuğunun rahat çalışması için elinden gelen her şeyi yapıyor, ev, izole sessiz bir ortam yaratıyor. Çocuğu üniversiteyi kazanınca onunla birlikte okulu kazandığı şehre gitme planları yapıyor, çocuğunu buna göre yönlendirmeye çalışıyor. Çocuk üniversiteyi kazanınca başka şehideyse ve yanına taşınmadıysa sürekli telefon edip kontrol ediyor ya da sık sık yanına gidiyor.

Bir gün Erkek Kahramanımız bu oyundan sıkılıyor ve oyun devam ederken herhangi bir bölümünde çekip gidebiliyor. Hâlbuki Kadın Kahramanımız yıllarca bu evlilik için saçını süpürge ettiğini ve çocuğuna ise iyi bir anne olmuştu. Kocasına sahip olmak için evliliğinde sürekli çocuğunu kullanan kadın birden fonksiyonsuz kalıyor, tüm emekleri boşa çıkıyor ve içindeki canavar hortluyor,agresifleşip baba ile çocuğun arasını tamamen bozuyor ya da depresif bir ruh haline teslim oluyor. Filmimiz burada bitmiyor aslında bu kadının birde çocuğu evlenince Cadı Kaynana versiyonu var ama onu başka bir yazıya saklarız.
Bu hikâyenin başkahramanı Fedakâr Anne!! Özgüveni düşük, kıskanç, ilişkide sahiplenmeyi seven, bağımlı, fedakâr görünen tam bir egoistti ve malesef toplumumuzda bu kadınların sayıları hiçte azımsanmayacak ölçüde ve bu benmerkezci tutumlarıyla çocuklarının ve eşlerinin hayatlarını mahvediyorlar ve karartıyorlar. Kendisininyaşamdaki fonksiyonlarının farkında olmadan bir erkekle ya da bir çocukla yapışık olunca bir varlık olduğunu düşünen bu kadınlar bir sürü kişinin yaşamını olumsuz etkiliyorlar.
Ülkemizde kadınlar doğduğundan itibaren evlenmeye odaklı, kendilerinin bir birey olduğunu anlayamadan tüm yaşamlarını geçirecek şekilde programlandıkça kanımca bu hikâyeler devam eder. İyi eğitim almış, birey kimliğini kazanmış kadın sayısı arttıkça yukarıda yazdığım hikâyenin şekil değiştirip mutlu sonla biteceğini düşünüyorum. Kendi birey olarak gören bir kadın bir erkekle hayatında yan yana ve kol kola yürümeyi bileceği için ilişkisini sağlıklı bir şekilde yürütecektir. Sahiplenmek için kimseyi kullanmayacak, iletişimini doğru kaynaklar üzerinden götürebilecektir. Kendi kadın kimliğini kabul ettiği içinde sağlıklı bir evliliği ve cinsel hayatı olacağını düşünüyorum.

Yazımı bitirirken ülkemizde eğitimli, bireysel kimliğinin farkında, kadın, anne ve çalışan rollerini paralel yürütebilen kadınların artmasını temenni ediyorum.



Sevgi ve umutla kalın…


Psikolog Sibel Parlak
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Yapışık Anne Çocuk (Annelerinden Ayrılmayan Çocuklar)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Sibel PARLAK'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Sibel PARLAK'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     12 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Sibel PARLAK'ın Makaleleri
► Zor Mizaçlı Çocuklar ve Anne Baba Eğitimi Psk.Gülçin DÖNMEZ FİDAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,108 uzman makalesi arasında 'Yapışık Anne Çocuk (Annelerinden Ayrılmayan Çocuklar)' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


15:02
Top