2007'den Bugüne 85,976 Tavsiye, 26,772 Uzman ve 19,104 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Depresyon ve Tedavisi
MAKALE #3286 © Yazan Dr.Psk.Haluk ALAN | Yayın Temmuz 2009 | 9,066 Okuyucu
DEPRESYON
Hiç kendinizi bu kadar halsiz hissetmemiştiniz değil mi?
Bu halsizlik dayanılır gibi değil,hatta son günlerde ölümü düşündüğünüz bile oldu...
Taşı sıkıp suyunu çıkardığınız günler çok gerilerde mi kaldı?
O şarkıyı ne zamandır dinliyorsunuz? Depresyondayım...
Ya şu baharın müjdecisi bülbül şakımalarının ne zamandır farkında değilsiniz?
Güneş kaç vakittir size gülmüyor?
Bir tüy kadar hafif,dağdan akan sular kadar duru,içtiğimiz ak süt kadar lekesiz,bembeyaz,yarımız,yarınımız,yani çocuklarımız..onlar ne zamandır bizim için yük olmaya başladı?
Her gün yüzlerce sayfa okuduğumuz, içinde kimi zaman kederlerimizi,kimi zaman ümitlerimizi bulduğumuz o güzelim kitaplar size ne zaman küstü?
Ne zamandır çatılmış kaşlar,kırışmış alın sizin yüz ifadeniz oldu?
Kaç zamandır gülmemeyi adet edindiniz?
Son günlerdeki kilo kaybınızın hala organik bir nedeni bulunamadı mı yoksa?
“Kafamı yastığa koyduğum gibi uyurum.Yanımda davul çalsa duymam” derdiniz bir zamanlar ya şimdi?
Ya o kalp çarpıntısına ne demeli?
Üstelik şimdilerdeki sadece çarpıntı da değil.”Bunda bir tuhaflık var,sanki soluğumu da alamıyorum gibi bir his var.”
Her gün görüştüğünüz,merhabalaştığınız ,dertleştiğiniz hoş sohbet insanlarla görüşmeyeli ne kadar oldu?Görüşseniz de “bir daha mı hiç gereği yok!” dediğiniz çok mu yeni?
Bu günlerdeki kararsızlığınız sizi de rahatsız ediyor değil mi?Elbette daha önce çeşitli alternatifler karşısında kısa süreli kararsızlıklar yaşamıştınız.Ama bu onlara hiç benzemiyor. Çünkü alternatifleri değerlendiremiyor,düşünemiyor ve sağlıklı karar veremiyorsunuz.
En çok sevdiğiniz hatta,zaman zaman sırlarınızı paylaştığınız en yakın dostunuz bile artık size “zor” mu geliyor?
Her gün laflaştığınız,şakalaştığınız dostlarınızın yaptıkları da mı artık batar oldu?
“Hayır dostum sen son günlerde bayağı değiştin” diyenler arttı mı? Ya da siz olur olmaz her şeye kızıp bağırmaya mı başladınız? Sahi,geçen gün elinizdeki kalemi niçin fırlatmıştınız?
Henüz tanışalı 6 ay bile olmamıştı.Oysa ne kadar da güzeldi...Hem güzeldi,hem de güzel konuşuyordu,güldürüyordu sizi...Rüyadaymışcasına sorunsuz,mutlu ve güzel günlerdi...Değişen nedir?Niçin o eski hazza ulaşamıyorsunuz? İlginizin böyle azalması ve maalesef sürüyor olması ne tuhaf değil mi?
Unutkanlıklarınızın,dalgınlıklarınızın son günlerde ulaştığı boyutlar sizi ürkütüyor mu?
Ya cinselliğiniz? Bir zamanlar bütün benliğinizi saran arzu nerelerde kim bilir?
Birçok okurumuz yukarıda yazılanları okuduğunda “Aaa bu belirtiler bende de oluyor,öyleyse ben de rahatsız mıyım,yoksa bende mi depresyondayım...” demiştir.Bu doğal sayılabilecek bir tepki.Ancak depresyon belirtileri;uzun süreli,kişinin yaşantısını etkileyen,gerçeklik duygusunu yitirmesine neden olan, benliğinden uzaklaştıran,uyku,iştah ve bazı aktivite bozukluklarına yol açar boyutlara ulaşırsa hastalık teşhisi olabilir.Yoksa normal günlük hayatta üzüntü,mutsuzluk,durgunluk,endişe,isteksizlik,kötümserlik,karamsarlık, muhakeme ve karar verme yeteneğinde azalma gibi negatif duygulanımlar her zaman için mümkündür.Ancak,dikkat edin bunların hepsi gelip geçici duygulardır.Uzun sürmezler ve normal yaşantıyı genelde olumsuz yönde etkilemezler.Zaten yaşanılan hayat hiç bir zaman her yönüyle mükemmel ve arzu edilen tarzda gerçekleşmez.Yaşam mutlaka artıları ve eksileriyle bir bütündür.İnişleri ve çıkışları olmayan bir yaşam,monoton ve tekdüzeliğiyle içinden çıkılmaz bir hal alır.Her öğünde tatlı yiyen bir kişi var mıdır acaba? Ya da o insan günün sonunda ne hale gelirdi dersiniz? Limonun o enfes ekşiliğini tadamayan,Maraş’ın acı biberinin lezzetini bilmeyen biri, tatlının tadını ne ile ifade edebilir?
Öyleyse tıpkı sevinç,mutluluk,neşe,umut gibi insanı motive eden duyguların yanısıra elbette negatif sonuç doğuran duyguları da yaşayacağız.Tabiki, bu tür olumsuz duygulara yaşantımızda kalıcı yerler verilmemeli ve böylece depresyona kadar gidebilecek sürece fırsat tanınmamalıdır.Bunu söylemek kolay da yapması pek o kadar basit değil diye düşünüyor olabilirsiniz.Bir bilseniz ne kadar yanılıyorsunuz.Kişisel gelişime yönelik kaleme alınmış kitaplarda bunu başarmakla ilgili yığınla bilgi var.Bir başka dizide biz de konuya ilişkin bilgiler vereceğiz.Ancak burada tek bir cümleyle ifade edecek olursak,Olumlu veya olumsuz düşünmeyi sağlamak tamamen insanın kendi insiyatifindedir.Aksini düşünmek, insanın kendi kendini tanımamasından başka bir şey değildir.
Gerçekten bir düşünsenize,hiçbir kaygı çekmeyen devamlı bir refah ve mutluluk içinde olan herkese aşırı güven duyan bir insanın hayatı ne kadar çekilmez olurdu...Böyle bir insan aslında o zaman insan değil ancak bir yaratık olarak tanımlanırdı.Tahmin edilenin aksine kesinlikle mutlu olamazdı.Ağlamasını bilmeyen,bu zevki tatmayan bir kişi için gülmenin ne anlamı olabilirki? Taşıdığı kalp merhamet ,şevkat ve insanlık gibi asli duygulardan çok uzaklarda sadece o şahsın hayatiyetini devam ettirmeyi sağlayan bir organdan öte değer taşıyamaz.Mutsuzluğun soğukluğunu tatmamış bir kişi,mutluluğun doyumsuz zevkine erişebilir mi?
Özetlersek;günlük yaşantıda önemli yer tutan depresif belirtiler insanlığın olağan duygu durumlarından başka bir şey değildir.Ne varki; bu belirtiler üst üste getirilir(gelir değil!),sürekli kılınır ve yaşamın olumsuz yönde etkilenmesine fırsat verilirse gerçek bir depresyon hastalığı ortaya çıkmış olur.
Öyleyse;Depresyon nedir? Ne kadar sıklıkla görülür? Kimlerde daha çok görülür? Nasıl teşhis edilir? Depresyonlu bir hastaya nasıl davranılmalıdır? Tedavisi nedir?



DEPRESYON NEDİR?

Depresyon bütün dünyada oldukça sık görülen iş gücü kaybı ve intiharlara neden olan temel bir halk sağlığı sorunudur.Depresyon en yalın tanımıyla “ruhsal çöküntüyü” ifade etmektedir.Depresyon psikiyatrik bozukluklar içinde en sık karşılaşılan hastalıkların başında yer alır.

Depresif hastalığın en belirgin özelliği,depresif duygu durumudur.Suçlulukduygusu ve intihar düşünceleri de bu temel bulguya eşlik eden özelliklerdir.

Giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi depresif duygu durumu ile günlük yaşantımızda bir şekilde karşılaşıyoruz.Hatta zaman zaman bunun farkında bile olmayız.Bu durum yaşanır ve geçer. Kimi zaman da bu etkileşimi duruş,davranış ve konuşmalarımızla dışa yansıtırız.Her ne kadar kişi depresif duygu durumu içerisinde olsa da, gündelik yaşantısını sorunsuz denebilecek şekilde sürdürüyorsa problem yok demektir.Yok eğer bu etkileşim;zaman ,sıklık,belirtilerin şiddeti ve birlikteliği bakımından bir süreklilik arzediyorsa depresyon hastalığı ile karşı karşıyayız demektir.Bir hastalık olarak kabul edilmeyen ve günlük yaşantıda olağan gelişme olarak değerlendirilen depresif belirtilerle,bizlerin depresyon hastalığı (Majör Depresif Bozukluk) olarak tanımladığımız bozukluk arasındaki ayırıcı temel nokta budur.Her depresif belirti gösteren kişi hasta olarak tanımlanamaz.
Öte yandan , hastalığa karşı kişilerin göstermiş olduğu tepkiler de farklılık göstermektedir.Hatta depresyondaki birçok hasta,sadece bu rahatsızlığını dikkate alarak tıbbi tedavi arayışında değildir.Oran yaklaşık yüzde seksenler civarındadır.Depresif belirtilerden ziyade,hekime başvurular genelde fiziksel nedenlere; iştahsızlık,zayıflama,halsizlik,bitkinlik,yorunluk,çarpıntı gibi şikayetlere bağlı olarak
yapılır.Bu esnada belki de yoğun bir şekilde yaşanan depresif belirtilerden söz edilmez.Depresif belirtiler arka plana itilir ve hatta hekimin bu belirtileri sezebileceğinden,ortaya çıkartacağından korkulur.Belki de;doğu kültürünün bir ifadesi olarak bizlerde bu durum daha başat bir rol oynamaktadır.

Etrafımızda duyulan tüm bu çan sesleri, aslında bir gerçeğin ifadesinden başka bir şey değildir.Bir hekime görünülmesini gerektirecek kadar önemi olan bu belirtiler,esaslı bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen depresyonun belli başlı belirtilerinden bazılarıdır.

Dünya Sağlık Örgütü (W.H.O.) araştırmalarına göre,sağlık ocakları gibi birinci basamak sağlık hizmetleri sunan kuruluşlara başvuran hastaların yaklaşık %25’inde ruhsal bir bozukluk görülmektedir.Bunun da %8-12’lik dilimini depresyon işgal etmektedir.Ama maalesef bu aşamada tanı konulamaması nedeniyle tedaviye alınamayan birçok hasta bulunmaktadır.Teşhisin geç konması(hatta konulamaması) beraberinde gereksiz tetkik ve tedavilere başvurulmasına neden olumaktadır.Doğaldır ki bu amaçla yapılan her işlem bir ekonomik kayıp olarak geri dönecek,gereksiz yere para ve zaman kaybına yol açacaktır.
İstatistiklere şöyle bir göz atacak olursak;teşhisin ne kadar karışabilir olduğunu da kolayca anlarız.Birçok hastalığın semptomları(belirtileri) arasında yer alan yorgunluk şikayetiyle başvuran hastaların,yaklaşık %23’ünde depresyon saptanmıştır.Yine aynı şekilde;bel,sırt ve baş ağrıları ile hekime gelen hastaların da yaklaşık %27’sinde hastalık depresyon olarak tanı almıştır.Ancak yapılan araştırmalara göre(Katon),bedensel hastalıklar ve depresyon arasında bunun tersi bir ilişki de söz konusudur.Bir bedensel hastalık olan Myokard Enfarktüsü’nü geçirmiş kalp hastalarının en önemli ve sık ruhsal belirtisi, %30-60’lar seviyesinde gözlemlenen depresyondur.

İstatistikler belki her şey değiller ama,insanları uyarıcı olmaları yönleriyle çok şey ifade ettikleri kesin.Bir çarpıcı istatistiksel bilgi daha;insanların %99,5’i günlerinin yaklaşık %25’ini sıkıntılı,moralsiz,somurtuk,güçsüz yani bunalımlar içinde geçirmektedir.Üstelik hiçbir haklı neden yokken...Oysa o mutlu azınlığın içinde yer almamız için sayısız artılarımız,güzelliklerimiz var.Fakat insan kendi kendinin düşmanı(!) olmayı maalesef daha iyi beceriyor.Bunu yaparken de daima kendi dışında bir neden veya nedenleri arıyor.Yani;”başkaları” ve “şeyler”...Oysa biz istemezsek bizi kim üzebilir? İnsanlar kendilerini sıkıntıya sokmadıkça,başkalarının ne etkisi olabilirki? Biz fırsat vermezsek,biz imkan tanımazsak başkaları bizim üzerimizde hiçbir etkinlikte bulunamazlar.

DEPRESYON DAHA ÇOK KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Depresyon,her yaş,cinsiyet,ırk ve ekonomik düzeyde görülebilir.
Yapısı,süreci,sınırları,belirtileri,ifadesi gibi tanımlayıcı enstrümanları farklılık gösterse de hemen hemen toplumda az veya çok depresyon görülmektedir.
Her iki cinsden;kadınlarda daha sık (yaklaşık 2-3 kat) rastlanan depresyonun genelde başlangıç yaşı,18-44 yaşları arasındadır.Özellikle 25 yaşından sonra daha sık gözlenir.
Fakat bu sınıflama kesinlikle yanılmalara yol açmamalıdır.Çünkü günümüzde depresyonların bebeklik dönemini de kapsayan çok geniş bir yaş skalasında gözlemlendiği bilinmektedir.

Bir erkeğin tüm yaşamı boyunca depresyon geçirme riski %8-12 iken bu bir bayanda yaklaşık iki kat artışla,%20-26’lara kadar yükselmektedir.
Kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanan depresyonun kimi zaman ilk başlangıç atağı doğum sonrası döneme denk düşmektedir.Bu atağı takiben gerek diğer doğumlar ve gerekse doğumun gerçekleşmediği yaşam peryodunda depresyonun tekrarlama riski her zaman vardır.
Kadınlarda daha sık görülme nedenleri hep bir araştırma konusu olmuş,biyo-psiko-sosyal bir çok neden bulunmuştur.
Kadın-Erkek ayırımındaki bu durum akıllara şöyle bir soru da getirebilir;Acaba depresyon gelişimine belli bir yatkılık söz konusu mudur?
Elbette bazı özelliklere sahip kişilerde depresyon eğilimi daha fazladır.Ancak yatkınlığı sadece bireysele indirgemek yanlış olur.Toplumsal bazı etkenler de belirleyici roller üstlenmektedir.
Organik hastalığı olanlarda depresyona yatkınlık söz konusudur.Uzun süredir devam eden “ağrılı” rahatsızlığı olan kişilerde depresyon gelişme eğilimi daha fazladır.Örneğin;Şeker hastalığı olan ve uzun süredir tedavisi devam eden bir kişi normal sağlıklı bir insana göre daha fazla risk altındadır.Tiroid bezi hastalıkları,bazı romatizmal hastalıklar,Epilepsi,bazı enfeksiyon hastalıkları,bazı vitamin yetmezlikleri,bazı ilaç kullanımları bu grup içinde değerlendirilebilecek faktörlerdir.Görüldüğü gibi söz konusu hastalığın çok ciddi boyutları olma mecburiyeti yoktur.

Doğum sonrası kadınlar :Az önce ifade edilen kadınlardaki farklılık özellikle kendini doğum sonrası göstermektedir.Ancak bu durum yaklaşık her doğum sayısının yarısında karşılaşılan lohusalık dönemi depresif duygu durum ile karıştırılmamalıdır.Burada kast edilen semptomlarıyla gerçek bir depresyonun doğum sonrasında gözlenmesidir ki bunun oranı %10’lar civarındadır.

Gençler ve yaşlılar: 18-28 yaşları arası,ilk kez depresyona maruz kalma ihtimaline karşı dikkatli olunması gereken dönemi ifade etmektedir.Buna karşılık 60-80 yaşlar arası da depresyon açısından riskli dönem olarak gösterilebilir.İntihar riski ve intiharın gerçekleşmesi oranı bakımından da yaşlılık bir risktir.
Kişilik yapısı: Aslında tek başına belirleyici bir faktör değildir.Ancak koşullara bağlı olarak depresyon gelişimi söz konusudur.Aşırı duyarlı, mükemmeliyetçi, titiz, iyiliksever, alıngan, çekingen, özenli, kurallara,değerlere aşırı bağlı, herkese güvenen, onları üzmek ve incitmek istemeyen, sorumluluk sahibi, yakınlarına eşine,işine ve sevdiklerine bağlı ve bağımlı,onurlarına düşkün, kin ve nefret duygularını dışa vuramayan içe yönelik tiplerde depresyona eğilim daha fazladır.

Bu özelliklere sahip kişilerde depresyona eğilimin yüksekliği dışında hastalığın seyri de farklılık göstermekte,depresyonun sürekliliği ve yineleme riski de artmaktadır.Çünkü depresyon tekrarlayan bir hastalıktır.Bir kez depresyon geçirenlerde yaşamları boyunca tekrar hastalıkla karşılaşma ihtimalleri yaklaşık %75 dir.

Depresyona yatkınlığa neden olan diğer faktörlere de birer satırla yer verelim;
· Erken yaşta,11 yaşından önce anne-baba kaybı
· Problemli geçen çocukluk dönemi
· Ekonomik ve sosyal düzeyin düşüklüğü
· Alkol ve madde bağımlılığı
· Daha öncesine ait depresyon geçirme hikayesi
· Yakın geçmişte yoğun strese maruz kalma
· İş kaybı
· Anksiyete (Endişe,korku,sıkıntı,huzursuzluk)
· Boşanma veya ayrı yaşama
· Yeni bir yere taşınma,göç,iş değişikliği

DEPRESYONUN NEDENLERİ NELERDİR?

Sadece depresyon değil,karşılaşılan her olumsuzluk karşısında biraz isyan kokan şu soruyu sormadan edemeyiz;Niçin bende de başkasında değil?

Depresyonun bazı kişilerde olup diğer bazılarında gözlenmemesinin çeşitli nedenleri var elbette...Öncelikle yukarıda belirtilen risk faktörleri aynı zamanda başlı başına birer nedendirler.Ancak geniş bir açıdan bakmamız gerekirse;depresyonun biyo-psiko-sosyal ve genetik kökenli bir çok nedeni vardır diyebiliriz.

Bu grup içinden bilgilerin karışmaması düşüncesiyle sadece genetik yapıyla ilgili kısa açıklamalar yapmak uygun olur kanısındayım.

Ruh hastalıkları ile kalıtım yani genetik yapı arasındaki ilişkilere yönelik çalışmalar yıllardan beri sürmektedir.Bu çalışmaların sonuçlarından biri şu; duygu durumu bozukluğu yaşayanların birinci derece akrabalarında gözlenebilecek hastalık ihtimali,diğer sağlıklı nüfusun yaklaşık on katıdır.

Yine aynı şekilde tek yumurta ikizlerinde,çift yumurta ikizlerine oranla belirgin bir farklılık söz konusudur.

DEPRESYONDAKİ BİR KİŞİYİ NASIL TANIRIZ.BELİRTİLERİ NELERDİR?

En kısa tanımıyla denebilir ki,depresyon tanısını koymak pek o kadar kolay değildir.
Bir çok nedene bağlı olarak tanıda güçlükler yaşanmakta ve sırf bu yüzden iş gücü kaybı,sosyal olumsuzluklar ve ekonomik kayıplarla karşılaşılmaktadır.Öyle ki,birinci basamak sağlık hizmetleri sunan sağlık ocaklarına müracaat eden depresyon vakalarının yaklaşık yarısına maalesef teşhis konulamamaktadır.

Bir çok hasta kliniklere depresif belirtiler nedeniyle değil de ağrı ,halsizlik v.b. bedensel şikayetlerle başvurmaktadır.Hekimin bu yöndeki ön tanısı bile çoğu zaman hoş karşılanmamakta,ısrarla vücut organlarına yönelik şikayetler ileri sürülmektedir.Bazı bölgelerde (yörelerde veya kültürlerde) psikolojik kökenli hastalıklar özenle kamufle edilmeye çalışılmaktadır.

Her şeyden önce belirtilmesi gereken husus,yazının en başından beri dikkatle ifade edilen duygu değişikliklerinin hepsinin bir anda görülemeyeceğidir.Zaten depresyon teşhisi için bu şart da değildir.Hastadan hastaya bir çok değişik kombinasyonlar mümkündür.Ama burada esas olan,bir hastalık oluşturacak şekilde belirtilerden bazılarının bir araya gelmesi ve bunların belirli şiddet ve sürede devam etmesidir.Dolayısıyla; ne gereksiz yere belirtileri yanlış yorumlayıp paniğe (ki hiç gereği yok.Panik bir tedavi yöntemi değildir(!)) yol açmalı ne de olayı basite indirgeyip teşhiste geç kalınmalıdır.

Gelin burada değişik bir şey yapalım.Davranışlarınızda düşüncelerinizde son günlerde meydana gelen ve sizi şüphelendiren hatta biraz da tedirgin eden bazı belirtilerden esinlenerek

“Depresyonda mıyım?” şüphesiyle bir hekime gittiğinizi varsayalım.Muayenehanede hekimin sizlere yönelteceği sorular özetle ve büyük bir ihtimalle aşağıdaki gibi olacaktır.
Bu ve benzeri sorulara verecek olduğunuz cevaplar,depresyona karşı sizin durumunuzu belirleyecektir.Doğal olarak az sonra okuyacağınız sorulara şu an için verecek olduğunuz cevaplar da çok kesin olmamakla birlikte sizi bir sonuca götürebilir.Ama unutmayın ki,teşhis hakkı her zaman için bir hekime aittir.
İşte sorular;
1) Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? (Neşesiz,mutsuz,umutsuz,karamsar,üzüntülü ya da çökkün)
2) Yaşamdan zevk almadığınız oluyor mu? Daha önceleri zevkle yaptığınız şeylere karşı şu anki tutumunuz nedir? İçinizde bir isteksizlik var mı?
A- Son günlerde uykuyla aranız nasıl? Enerjik misiniz? Kolunuzu kıpırdatacak haliniz yok mu? Kendinizi yorgun,halsiz,bitkin mi hissediyorsunuz?
B- İştahla aranız nasıl? Kilo değişikliği oldu mu? Kilo aldınız mı,yoksa iştahsızlıkla birlikte kilo mu verdiniz?
C- Unutkanlık var mı? Muhakeme yeteneğinizde azalma oldu mu? Kendinizi toparlamakta,düşünmekte ve konsantre olmakta zorluk çekiyor musunuz? Son zamanlarda karar vermekte güçlük çektiğiniz oldu mu?
D- Düşüncelerinizde ve davranışlarınızda bir yavaşlama söz konusu mu? Tembellik hissi var mı? Son zamanlarda bir durgunluk hissediyor musunuz? Ya da yoğun sıkıntı nedeniyle yerinde duramaz bir halde misiniz?
E- Kendinizi yargılar mısınız? Kendinize yönelik beceriksizlik,güvensizlik,değersizlik ve pişmanlık gibi olumsuz düşüncelere kapıldığınız olur mu? Kendinizi suçlar mısınız?
F- Ölümü düşündüğünüz oluyor mu? Hayatın çekilmez olduğu,yaşamaya değer bir yönünün bulunmadığı hissine kapıldınız mı?

Evet bu sorular neleri ifade ediyorlar?

İlk iki soru,depresyonun temel belirtilerinden olan,”Çökkün Duygu Durum” ve “İlgi-istek azalması,hiçbir şeyden zevk alamama” durumlarına açıklık getirmektedir.Eğer bu iki sorudan en az birine olumlu cevap verdiyseniz diğer “eşlik eden belirtilere” geçebiliriz.
Bu iki sorudan en az bir tanesi “Depresyon vardır” diyebilmek için gerekli şarttır.Ama yeterli değildir.Yeterlilik için söz konusu “belirtilerin en az 15 gündür sürüyor olmaları” “her gün yaşanmaları” ve diğer belirtilerden (A’dan F’ye kadar) en az dördünün eşlik etmeleri gerekmektedir.

Yaşanan bu belirtilerin belli bir tıbbi hastalığa ya da ilaç ve madde kullanımı gibi nedenlere bağlı olmaması gereklidir.
İşte tüm bu şartlar eğer sizin için geçerliyse yapacağınız en doğru davranış,en yakınınızdaki bir hekime müracaat etmek olacaktır.
Her ne kadar bu tablo depresyon belirtilerini özetliyor ise de yazının ana temasını ifadesi bakımından bu konuda bazı ayrıntılara girmeyi gerekli buluyorum.
Şematize yazılımdan da anlaşılacağı üzere,depresyonun en tipik özellikleri 1 ve 2 nolu sorulara verilen olumlu cevaplarda kendini göstermektedir.Depresif duygudurum depresif hastaların tümünde az ya da çok ama mutlaka rastlanan bir belirtidir.Yaşamdan zevk alamamak,suçluluk duygusu ve intihar düşünceleri buna eşlik eden belirtilerdir.
Depresyonbelirtileri,mutsuzluğun,umutsuzluğun,tedirginliğin,karamsarlı ğın,kötümserliğin,isteksizliğin,ilgisizliğin,yalnızlığın ve topyekün bir olumsuzluğun hakim olduğu negatif duygu durum temelinde kurulu belirtilerden ibarettir.

Sebep-Sonuç ilişkileri içerisinde sözü edilen duygu durumları ile karşılaşılmakta,günlük aktivitelerde toplumsal ilişkilerde,bireysel ve zihinsel faaliyetlerde azalmalar,(Faaliyetler olduğunda) faaliyet hızında yavaşlamalar,muhakeme yeteneğinde küntleşmeler ortaya çıkmaktadır.

Neredeyse otomatikleşen günlük aktivitelerde bile zaman içerisinde isteksizliğin de katkısıyla belirgin bir başarısızlık gözlenir.Bu durumda ortya bir kısır döngü çıkar. Zorla yapılan ve zevk alınmayan iş süreklilik arzetmez.Kişi yaptığı işe zevk aldığı ölçüde devam etmek ister.Yoksa işin ızdırap vechesi daha ağır basar ki bu da kısır döngünün önemli bir halkasıdır.

Depresyondaki insanların içinde bulundukları duygu durum davranışların yanısıra dillerine de yansır.Dolayısıyla konuşma veya yazma esnasında (Elemi ifade eden yüz tipi eşliğinde) yine mutsuzluğu,elemi,kederi,sıkıntıyı,yalnızlığı,karamsarlığı çağrıştıran kelimeler vardır.
Depresif kişilerde olumsuzluğun sürekliliği de esasdır.İçinde bulundukları kötümser,kederli,olumsuz havanın hiç bitmeyeceği,devam edeceği,kalıcı olduğu,olumlu bir hal almayacağı inancı hakimdir.Hastalığın yaşandığı dönem içerisinde karşılaşılan sorunlara belirli ve tatminkar karşılıkların bulunamaması işte bu sürekliliğin bir eseridir.Hayattan zevk alamayan,hiçbir beklentisi olmayan bir kişiden zaten daha fazlası da beklenemez.

Görece ılımlı tiplerinde isteksizlik,tepkisizlik ve üzüntü hali söz konusuyken ağır formlarında mutsuzluk elemli ve kederli bir ruh hali ön plana çıkar.Önceleri,hayattan zevk alamayan,şakadan hoşlanmayan ve kendi kabuğuna çekilen hastalar zamanla yoğun kederli duygu durumlarının pençesine düşerler.Günlük hayat çekilmez bir hal alır.Kişiler arası iletişimsizlik,muhakeme yeteneğindeki azalma en basit işlerin bile başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olur.Hasta zamanla kısır bir döngüye girer.Bu başarısızlık kendine güveni sarsar,”yapabildiği” işler olsa bile haz almasına engel olur,suçluluk duygusunun ortaya çıkmasına ve güçlenmesine yol açar.Artık geçmişteki başarılarını değil,başarısızlıklarını hatırlar olur.Bağlantı daima bu başarısızlıklara yapılır.Oraya bir takıntı gelişir.Kendisinin hiçbir işe yaramadığına,sık sık yanlış yaptığına,her şeyleri unuttuğuna bu yüzden de karar veremez duruma düştüğüne,muhakeme yeteneğini kaybettiğine inanır.Tüm bu olumsuzlukları kendi bünyesinde barındırabilme becerisine (!) gösteren bir kişinin yaşamaya hakkı olabilir mi(?!) İşte bu noktadan sonra “intihar” düşünceleri sahneye çıkar.

Depresif hastalar önceleri belki de her gün görmek istediği oturup konuşmaktan zevk aldığı yakınlarına eşine ve dostuma karşı belli bir ilgisizlik göstermeye başlar.Espri üstüne espri patlattıkları dönemler çok gerilerde kalmıştır.Şimdilerde yapılan şakalar ona batmaya başlar.Hasta için çevresiyle olan ilişkiler artık anlamsız birer ilişkiler yumağıdır.
Hayata renk katan neşe ve mutluluk kaynağı olan davranışlar depresif hastalar için eziyet kaynağıdır artık...Çevrelerinde meydana gelen olaylar onlar için sadece karamsarlık,mutsuzluk,elem ve keder üretirler.Bardağın boş tarafı daha bir göze çarpar.
Depresyonun başlangıçta hafif dönemlerindeki “zevk alamıyorum,canım!” ifadesi bile,ciddi depresyon vakalarında “ağlamalı kriz” boyutlarına kadar varabilir.

Dikkatsizlik;dikkatin yoğunlaşmaması,dikkat uçuşmaları depresyonlu hastaların sıklıkla ifade ettikleri yakınmalardandır.hasta dikkatini belli bir noktaya yoğunlaştırmakta güçlük çeker.İyi öğrenemediği belleğine tam anlamıyla kaydedemediği her bilgi onun için gelip geçici bir format halini alır.Zamanla unutkanlık gelişir.tabloya hakim olur.Hastalar hatırlamaz olurlar.Bu durum gerek aile ortamında ve sosyal yaşamda ve gerekse iş ve okul hayatında başarısızlıkları da beraberinde getirir.Başarısız olan bir kişi öncelikle kendini suçlar,değersiz görür,yaşadığı şu anın dışında geleceğe yönelik olumsuz,hatta kötümser öngörülerde bulunur.Tünelin ucu bir türlü görünmezdir.Ümidin ve ışığın olmadığı kapkaranlık kasvetli bir dünya...Sonuç;intihar düşünceleri...

Özellikle stresli durumlarla karşılaştıklarında geleceğe ilişkin bu tür olumsuz değerlendirmeler kişinin kendisiyle sınırlı kalmayıp,çevresini de kapsar hale gelmektedir.
Bu tür olumsuz düşüncelere sahip olan hastaların doğal olarak,kabul edilebilir,geçerli bir dayanak noktaları da yoktur.Olayları olduğundan farklı boyutlarda abartmak veya küçümsemek ya da aşırı genellemeye tabi tutmak esiri oldukları düşünce kalıplarının bir sonucudur.

Kendine güvenmeyen,bütün enerjisini tüketmiş,geleceğe yönelik planları olmayan,her şeyiyle olumsuz duygu ve düşünce içerisinde olan bir kişinin karar verme yeteneği de bozulur.Ne kadar düşünmeye çalışırlarsa çalışsınlar bunu beceremezler.En basit bir karara varırken bile çevrelerine danışma (bu zaman zaman herkesde görülen istişare ihtiyacından daha farklı bir durumdur.Depresyondaki hasta rutin günlük işlerinde bile bu ihtiyacı hisseder.) duyarlar.Çünkü kendilerine karşı aşırı güvensizdirler.Önceleri yaşamı pek olumsuz etkilemese de zamanla bu yetenek tümüyle kaybedilir.Hatta zamanla tablo ağırlaştıkça,hastalar karar verme noktasında her hangi bir girişimde dahi bulunmazlar.
Depresif hastalarda uyku bozuklukları da görülmektedir.Bu kimi zaman uyuyamama kimi zaman da aşırı uyuma gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilir.Kişiler uyusalar bile sabahleyin zinde bir şekilde huzurla kalkamazlar.Yine yorgun,yine halsiz,yine isteksizdirler.
Cinsel isteksizlik depresif hastalığın en erken dönemlerde bile karşılaşılan bir belirtidir.En erken ortaya çıkar ama tedaviye en geç cevap veren belirtidir.

Anksiyete sıklıkla depresyona eşlik eden huzursuzluk endişe ve korku halidir.
Depresif hastaların hekime başvuru nedenleri arasında “bedensel şikayetler” önemli bir yer tutar.Hatta çoğu zaman hekime müracaatta temel neden bedensel şikayetler olabilir.Zaman zaman depresyon tanısını geciktiren ya da engelleyen bu belirtilerin mutlaka değerlendirmeye alınması gerekmektedir.

Bedensel şikayetlerin başında;halsizlik,yorgunluk,güçsüzlük,yorulma ve takatsizlik gelir.Her hangi bir aktivitede bulunmak için enerji toplayamazlar.Bu yüzden bir çok işleri yarım kalır.Konuşmaya mecalleri yoktur.

Kendilerine göre vücutlarında ağrımayan yerleri de yoktur.Hele başağrısı şikayeti hep ön planda yer alır.Ellerinde,kollarında,bacaklarında uyuşmaların varlığından söz ederler.

DEPRESYON VE İNTİHAR

Depresyonun en korkulan ve en ciddi komplikasyonu intihardır. Hastaların %80’den fazlasını intihar düşünceleri içinde olduğu kabul edilmektedir.Gerçek intihar girişimi ise % 10-15 arasında değişmektedir. İntihar düşünceleri genelde depresyonun şiddeti ile doğru orantılı bir seyir izler.Depresyon şiddeti arttıkça intihar düşüncesi de artmakta hatta %15’lik bir girişim oranına ulaşabilmektedir.

Kişiye zevk vermeyen,elem ve kederle yüklü,geleceği olmayan,başarısız kişilikle katmerleşmiş,güvensiz ve enerjisiz bir dünyada yaşamanın anlamsızlığı şeklindeki düşünce kalıbı hastalara ölümün bir kurtuluş olduğu izlenimini yaratır.İntihar düşünce ile başlar,planlama ile gelişir,bazen de eylemle son bulur.

Yaşla intihar riski arasında yapılan araştırmalar sonucunda bazı ilişkiler bulunmuş.Örneğin ülkemizde kadınlarda 30 yaş öncesi, erkeklerdeyse 30 yaş sonrası bir eğilim söz konusudur.

Ergenlik dönemi (12-18 yaş) depresyonlarında intiharında intihar düşüncelerinde geçen yıllara oranla belirgin bir artış vardır.Genelde intihar bir krizi takip eder.Zaten potansiyel bir risk söz konusudur.Bu yüzden,söz konusu dönemlerde daha dikkatli olunmalıdır.Hasta dışındakiler için önemsiz olan bir neden,hasta için pekala bir kriz nedeni olabilir.Tekrar eden sorunlarda dikkatli olunmalıdır.

İntiharlarda her zaman mutlak amaç kendine zarar vermek olmayabilir.Dikkatleri üzerine çekmek veya çevresindekileri etkilemek gibi farklı amaçlar da taşıması muhtemeldir.
Ergenlerde dikkat çeken durum daha tepkisel olduklarıdır.İntihar etmeyi düşünen bir ergenin dış görünüşü yanıltıcı olabilir.Bu yüzden kimlerin intihar girişiminde bulunacağına dair kesin bir şey söylemek mümkün değildir.Ancak depresif hastalar arasında intihara eğilimi arttıran faktörleri sıralamak ve buna göre tedbir almak mümkündür;

· Daha önce intihar girişiminde bulunmuş olmak;intihar girişimini takibeden yıl içinde tekrardan intihar girişiminde bulunma oranı yaklaşık %20’dir.
· Madde-ilaç ve alkol bağımlılığı;Burada sanki paradoksal bir durum söz konusuymuş gibi zannedilebilir.Depresyondan kurtulmak için tüketilen alkol (!) bizatihi depresan etkiyle intihara eğilimi arttırmaktadır.Alkoliklerin yaklaşık olarak %15’i intihar sonucu ölmektedir.
· Depresyon’un ağır formlarında veya hafif ancak sık tekrarlayan tiplerinde intihar riski daha yüksektir.
· Kişilik bozukluğu;risk oranı yaklaşık %25’dir.
· Bedensel ağır bir hastalığın olması,
· İşsizlik veya var olan işin kaybedilmesi,
· Cinsiyet;erkeklerde intihara eğilim daha fazladır.Buradaki oran yaklaşık 3 kattır.
· Hastayı etkileyecek derecede öneme sahip kayıplar...Eş,evlat,sevgili...
· Bekarlık veya dul kalmak.
· Yaşlılık.Erkeklerde 45 yaş üstü,kadınlarda 53-57 yaş arası risk artar.
İntiharlarla mevsimler arasında da bir ilişkiden söz edilir.Özellikle ilkbaharın sonu ve yaz başlarında intihar sayısında bir artma vardır.

Evliliğin ve özellikle de çocuk sahibi olmanın intihar riskini azaltıcı yönde belirgin bir etkisi vardır.Ancak bu durumun aksi, yani hiç evlenmemiş olmak ve ondan daha da önemlisi dul kalmak ya da ayrılmış olmak maalesef artı bir risk olarak kabul edilmektedir.

Her intihar girişimi ölümle sonuçlanmaz.Ölümle sonuçlanan diğer bir ifadeyle,”gerçekleşen” eylemlerin,girişime oranı %10 civarındadır.

Son yıllarda ve özellikle son 1-2 yıl içinde intiharlar ülke gündemini daha fazla meşgul eder hale gelmişlerdir.Gerek ekonomik krizlerin üst üste patlak vermesi ve gerekse,özellikle gençler arasındaki ifade edilebilir,asli dayanaklardan yoksun bazı tuhaf inanışların yol açtığı girişimler maalesef üzücü bir takım gelişmelere neden olmaktadırlar.

Her insanın yaşantısında tolere edebileceği belli bir değişim söz konusudur.Bir başka ifadeyle,insan hayatında ani fakat esaslı değişimler birer depresyon nedeni olabilirler.İşsizlik ve özellikle son yıllardaki ekonomik çöküntü,benzeri taploların ortaya çıkmasına neden olmuştur.Günümüzde bir çok insanın ensesinde demoklesin kılıcı gibi her an inmeyi bekleyen dev bir işsizlik korkusu vardır.Bu durum,bir çok insanın kaldıramayacağı,tolere edemiyeceği yoğunluktaki bir kayıptır.İşsizlik;bir insanın toplum içindeki konumunu kökten değiştirebilen parametrelerden biridir.Sosyal statü bir yana,ortada yadsınamayacak realite vardır.Bir ay öncesine kadar kazandığı aylığı ile orantılı harcama yapabilen,ödeme planını buna göre düzenleyen bir kişinin ödeme güçlüğü ve işsizlik nedeniyle içine düştüğü zor durum kabullenilmesi pek o kadar kolay olan bir tolerasyon değildir.

Yanlış olmakla birlikte,”çıkmazlar yumağına” son düğümü üstelik de “kurtuluş” adına bu şekilde koymayı uygun bulanların oranı hiç de az değildir.

Ne zaman intiharla ilgili bir yazı okusam,bir film izlesem aklıma ünlü Fransız şarkıcı Dalida gelir.Dalida’nın bir gazeteci ile yaptığı röportajında intihar girişimlerine ilişkin söyledikleri kişiliği ve sosyal statüsü dikkate alındığında bana hep enteresan gelmiştir.

Dalida intihar teşebbüsünden önce bıraktığı notta şunları yazmış;” Hayat artık benim için çekilmez bir yük halini aldı...” Depresif bir ifade...Belleğe yerleştirilen ve çözüme kavuşturulamayan sorunların kümülasyonunun bir sonucu...Dış görünüş itibariyle bir çok insanın anlam veremediği bir tükeniş...Oysa onun gibi olmak için,onun bulunduğu statüye ulaşmak için kimbilir kaç kişi hangi tür fedakarlıklarda bulunurlardı.Hiçbir olgu sadece görüldüğü kadarıyla değerlendirip kesin karara varılmamalıdır.Dünyada her yönüyle mükemmel tek bir varlık yoktur.Gördüğünüzde iç geçirip ah be! dediğiniz bir çok mevki veya insan için acaba hangi meşakkatli günler geride kalmıştır biliyormu sunuz?

Dalida sadece yukarıdakileri yazmamış,gazetenin haberine göre söyledikleri arasında şunlar da var;”Bu meslek beni içten içe yiyiyor,neredeyse eriyip biteceğim.Mesleğimin kontrolünü kaçırdım.O artık benim hususi hayatımın önüne geçti.Şuna inanıyorum ki;bir çocuğum olsaydı,ona yavrum diyebilseydim,sarılabilseydim,onun küçücük masum ellerini tutup,şarkılarımı ona söyleyebilseydim durum çok daha değişik olurdu.”
Aslında Dalida’nın söyledikleri neredeyse bütün bir dizi yazının özeti gibi...Bu yüzden yorum yapmıyorum.İhtiyaç hissediyorsanız lütfen önceki bölümleri bir kez daha okuyunuz.

DEPRESYON VE CİNSEL YAŞAM

Depresyonun belirtileri bölümünde ve ilk girişte depresyonla cinsel yaşam arasındaki ilişkiden söz etmiştik.

Depresyonun asıl ölçütlerinden birincisi yaşama karşı ilgi azalmasıdır.İnsanlar önceleri zevk aldıkları bir çok faaliyetten zevk almamaya,onlara karşı ilgi göstermemeye başlarlar.Depresyonun derecesine göre ortaya çıkan bu duygu durumun içerisinde tabiki cinsel isteksizlik de yerini almıştır.Cinsel isteksizlik zaman zaman öyle boyutlara ulaşır ki,eşlerden biri için hayatın rengi konumundaki arzular,bir diğeri için kabus dolu firari duygular halini alıverir.Cinsel yaşamdaki olumsuz gelişmeler depresif kişilerde kimi zaman cinsel yaşamın toptan ve geri dönüşsüz iflası şeklinde yorumlanabiliyor.Ve bu durum Performans anksiyetesi şeklinde tanımlanıyor.Depresif hasta psikolojik yapı itibariyle olumsuz değerlendirmeye yatkın kişiliğin verdiği etkiyle bu durum karşısında kısır bir döngüye girerek her geçen gün taşınması zor bir yükün altında yaşamını devam ettirmeye çalışıyor.

Bizler gibi kapalı ya da yarı kapalı toplumlarda sözü edilen konuya ilişkin düşünceler hala gizlilik arzeder.Cinsellik tabu konumundaki yerini henüz terketmiş değil.Oysa bazı şeylerin “kırılıp-dökülmeden” tartışılması,bazı kişilerin de cinselliği konu ediniyor diye “sapıklıkla yaftalanmaması gereken bilim ve düşünce dünyasında yaşıyoruz.Elbette kastım;”televole vari” cinsellik ya da “magazinsel” yaklaşımlar değil.Konuyu bilimsel,etik,kültürel ve çağdaş bir platforma oturtmaktan başka bir düşüncem yok.

Cinsel davranışların toplumdan topluma farklılıklar gösterir.Bu doğal bir sonuçtur.Kültürel birikimler,dinsel yaklaşımlar,toplumun değer yargıları,cinsiyet,eğitim,algılama yetimiz,bedensel ve beyinsel sağlığımız cinsel davranışlarımız üzerinde farklı ağırlıklarda söz sahibidirler.Bu bağlamda sanıyorum çok kısa da olsa “cinsel davranışlar” ile ilgili bazı bilgiler vermek yerinde olacak.

İnsan cinsel davranışları,psikofizyolojik bir temel üzerine kuruludur.Psikolojik etkilenmenin dominant olduğu “istek safhası”nı,fizyolojik öğelerin egemen olduğu “uyarılma safhası” izler.Kişi “orgazma” ulaşır.Ulaşılan bu tepe haz noktasından sonra genel bir “gevşeme” ile aktivite son bulur.Dolayısıyla,cinsel aktivite sahibi erişkin bir insanın yaşadıkları bu dört safha ile açıklanabilir.Normal şartlarda ve sağlıklı bireylerde bu dört aşama kendi içinde değişiklikler göstererek belirginleşir.

1. Aşama İSTEK;en önde gelenidir.Psikolojik etkilenmenin dominant olduğu safhadır.Kişi düşünür,fantaziler üretir,motive olur.Cinsel ilişki için istek bir ön şart olarak değerlendirilebilir.Psikolojik rahatlamanın ve isteğin olmadığı cinsel ilişki başarı ve hazla sonuçlanamaz.Depresif hastalarda topyekün yaşama dair bir isteksizlik olması,boyutları itibariyle cinselliği de kapsamakta,isteksizlik,peşinden diğer safhaları da sürükleyerek netice itibariyle,cinsel işlev bozukluklarına yol açmaktadır.Pek tabiki genelde isteksizlik içinde olan birinden cinsel arzular için bir ayrıcalık beklemek doğru değil.Yemeyen (veya çok yiyen) ,içmeyen,gezmeyen,görmeyen,istemeyen,hayata küsmüş,zevk,tad,haz...hiçbir şeyi eski güzelliğinde göremeyen,yaşayamayan bir kişinin gündemine cinselliği olumlu biçimiyle sokmak pek o kadar değildir.Üstelik bizim gibi toplumlarda artı bir uyarma olmadıktan sonra bu tür “mahrem”konular gündeme gelmez.Siz hekim olsanız dahi...Ne zaman ki, ön plandaki depresyon tablosu düzelmeye başlar o zaman cinsellik,biraz da hekimin hatırlatmasıyla gündeme gelebilir

Dolayısıyla cinsel isteksizlik ve devamında cinsel işlev bozukluğu bizatihi depresyonun bir ürünü olabilir.(Ancak şunu da hemen ifade edelim,belki biraz kafa karıştıracak ama,depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar da cinsel işlev bozukluklarına yol açabilmektedirler.Depresyon tedavisinde olan ve diğer depresif belirtilerde tedavide belli başarıya ulaşmış hastaların bu yönde dikkatli olmaları ve hekimleriyle görüşmelerinde gerekli bilgileri almaları yerinde bir davranış olacaktır.

2. AŞAMA UYARILMA;Bu aşamada vücudun genelinde bir takım değişiklikler gözlenir.Kalp atım sayısında artma,sık ve derin soluma,kan basıncında artma,burun deliklerinde açılma,duyarlanmada artma...Bayanlarda göğüslerde dikleşme ve göğüs uçlarında belirginleşme,vajinal sıvıda artış gözlenir.Erkeklerdeyse ereksiyon (Penisin sertleşmesi) bu safhada olur.

Depresif hastalarda,sağlıklı insanlarda görülen bu değişiklikler gözlenmez,uyarılmanın tam olmadığı cinsel ilişki başarıyla (orgazm) sonuçlanamaz.

İstek safhasında fizyolojik öğelerin,psikolojik öğelerin gölgesinde kalması uyarılma aşamasının görece ön planda yer almasına bir nedendir.Hastalar bu yüzden istek duymamanın yanısıra ereksiyon olamamaktan daha bir korkarak söz ederler.Çoğu zaman bu durum cinsel hayatın bitmesiyle eş tutulur.Oysa bu safhalar birbirlerinden ayrı olmaktan çok,tamamlar niteliktedir.Depresyondaki hastaların %50’den fazlasında cinsel işlev bozukluğu saptanmıştır.Bu oran,genel toplumda %30’lar civarındadır.

3. AŞAMA ORGAZM Erkeklerde ejakülasyon (boşalma) bu safhada olur. Kadınlardaysa,cinsel organlarında belli düzende kasılmalar söz konusudur.Sağlıklı bir cinsel ilişkide alınan zevkin en tepe noktası Orgazm anıdır.Maalesef günümüzde bireysel de olsa geri kalmış yörelerimizde belli başlı cinsel işlev bozukluklarından biridir.Eşler arası saygının önem arzetmediği,birlikte bir takım hazların paylaşılma güzelliğinin dikkate alınmadığı birlikteliklerde bu gibi sorunlar yaşanmaktadır.Bir de olayın depresif boyutunu hesaba katarsak,aysbergin gerçek büyüklüğünü sanırım şematize etmiş oluruz.

4. AŞAMA GEVŞEME ;Orgazmı takiben yaşanan genel bir rahatlama safhasıdır.
Depresif belirtileri olan kişilerin,genel bir isteksizlik yanında,yukarıda aşama aşama ele aldığımız cinsel aktiviteler karşısındaki tutumlarını da dikkatle değerlendirmeleri ya da aile ve çevresinin bu konuda daha duyarlı olmaları gereklidir.

Korkuların aksine bu bozukluklar geri dönüşümsüz değildir.Genel depresif tedaviyle birlikte bu belirtilerde de belirgin düzelmeler olmakta ve herhangi bir sorun kalmadan belli bir süre sonunda (tedaviye cevaba bağlı olarak...) sağlıklı sonuçlar elde edilmektedir.

DEPRESYON TEDAVİSİ

Depresyon en kolay tedavi edilebilen ruhsal hastalıkların başında gelir.
Depresyonda psikoterapi ve ilaçlı olmak üzere ikili tedavi uygulanır.Gerek psikoterapinin son yıllarda kaydettiği gelişmeler ve gerekse ilaç teknolojisindeki baş döndürücü ilerlemeler tedavideki etkinliği de şüphesiz arttırmışlardır.

Teşhisde karşılaşılan bazı zorluklar (hastanın kendini tam ifade edememesi,hasta ile kooperasyon kurulamaması,hastanın psikolojik belirtilerden çok, bedensel şikayetleri dile getirmesi,dolayısıyla; yanlış tetkik sistemleri ve asıl teşhisden uzaklaşılması v.s.) doğal olarak tedavinin de gecikmesine yol açmaktadır.Bu süre içerisinde gereksiz yere yapılan tetkikler hem zaman,hem ekonomik ve hem de hastanın sosyal konumunda büyük kayıplara neden olmaktadır.Tüm bunların aksine, zamanında ve tam tedavi ile işgücü kayıpları önlenir,hasta üretken hale gelir, sosyo-ekonomik gücüne kavuşur,ailesine ve topluma olan katkıları geri döner.Depresyondaki bir hastanın eski yaşam kalitesine dönmesinde etkin tedavinin hem zaman ve hemde kalite bakımından oldukça yüksek düzeyde faydası vardır.

Depresyondaki hastaların tedavilere cevaplarında bireysel farklılıkların olması muhtemeldir.Bu farklılığı yaratan,bedensel nedenlerinin yanısıra hasta tarafından,farklı önemlere sahip algılanmalar sonucu ön planda ifade edilen şikayetler de söz konusudur.Şayet hasta için uykusuzluk önemli ve öncelikli bir şikayetse bu semptomun etkili ve öncelikli bir şekilde tedavi edilmesi gereklidir.Böylece,hastada “depresyon geçmez,tedavi olmaz bir hastalıktır.”gibi yanlış bir imajın oluşması da engellenir.Hastalar tabiatiyle böylesi bir olumsuzluğa zaten psikolojik yapıları gereği yatkındırlar.
Depresyon tedavisi kısa süreli (1 hafta –10 gün) bir tedavi değildir.İlk olumlu belirtiler 2-4 hafta sonunda ortaya çıkmaya başlar.Çoğu olguda 3-6 ay gibi nisbeten uzun süreli bir tedavi gereklidir.Bu aşamadan sonra hekimin önerisiyle 12 aya kadar süren tedaviler olabilir.Bu yüzden tedavinin ilk günlerinde acil bir sonuç beklentisi içerisinde olunmamalıdır.Aksi takdirde, ümidsizliğe kapılarak tedaviyi yarıda bırakma gibi hataların en büyüğü yapılabilir.Lütfen tedavinize tam uyunuz ve hekiminize güvenerek onun tedavisinin ve uyarılarının dışında herhangi bir şey yapmayınız.

Depresyon tedavi edilebilen bir hastalıktır.Ama aynı zamanda tekrarlayan bir hastalıkdır da...Özellikle yetersiz tedavi tekrarlayan depresyonların belli başlı nedenlerinden biridir.Yetersiz tedavi,hem süre hem de doz ile ilişkili olup,mutlak dikkat edilmesi gereken bir hususdur.Depresyonda kullanılan ilaçlar bir ağrı kesici gibi ya da bir antibiyotik gibi kullanılmamalıdır.Genelde bir kür uygulama (1 kutu) ile bir çok enfeksiyöz hastalık tedavi edilebilirken,depresyonda genellikle ayları,kimi zaman da yılları kapsayan uzun süreli bir tedavi söz konusudur.

Depresyon ilaçları son teknolojik gelişmelere paralel olarak,yan etkiler bakımından oldukça başarılı bir aşamaya getirilmişlerdir.Ancak yine de bazı yan etkilerle karşılaşmak ihtimal dahilindedir.Bu itibarla,”bu ilaçlar bende yan etki yaptı ben almıyorum!” diye karar vermeden önce lütfen hekiminize danışınız.Cinsel işlev bozukluğu çoğu zaman hastalığın başlangıcında ifade edilen belirtilerden değildir.Bunu kendi konusu içinde belirtmiştik.Ancak zamanla ve tedavi ile diğer belirtilerin geçmesi sonucu,tedavide kullanılan ilaçların muhtemel yan etkisi olarak ortaya çıkabilir.Tam tedavide belli bir mesafe alınmışken böyle bir yan etki ile karşılaşmak hiç istenmeyen tatsız bir durumdur.Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu yan etkilerin hem geçici oldukları, hem de sorunsuz denebilecek ölçüde tedaviye devam edilecek başka grup ilaçların varlığı unutulmamalıdır.
Tedavi süresince hekiminizle daima diyalog halinde olmalısınız.Karşılaştığınız her sorunu onunla paylaşırsanız daha kısa sürede daha iyi sonuç alırsınız.

Depresyonda kullanılan ilaçlar alışkanlık yapmazlar.Bu güvence uzun süreli bu tür tedavilerde daha bir önem kazanmaktadır.Hasta veya yakınlarının bu noktada herhangi bir çekince içerisinde bulunmamaları gerekir.Ancak bu durum kötü amaçlı kullanıma yol açmamalıdır.Çünki depresyon ilaçları anlık can sıkıntısı,moral bozukluğu gibi durumlarda bir-iki adet alınıp,sonuç elde edilebilecek ilaçlar değillerdir.Maalesef bu şekilde kullanımlar söz konusudur.Oysa bu ilaçlar yeterli doz ve sürede gerekli olduğunda ve tabiki hekim kontrolünde kullanılmalıdır.Kısa süreli ve ezbere alınan ilaçlar sadece sorunların artmasına ve hastalığın karmaşık bir hal almasına neden olurlar.Sağlıklı kişilerin gelip geçici bazı ruhsal etkileşimlerde hemen bir anti depresan kullanmaları doğru değildir.Böyle yaptıklarında hiçbir zaman kendilerini daha enerjik,daha verimli ve daha etkin hissetmeyecekler ve belki de bazı yan etkiler nedeniyle daha fazla sorun yaşayacaklardır.Kısacası,bu ilaçlar mutluluk verici ilaçlar değillerdir!

Depresyon tedavisi süresince aile ve çevreye de çok iş düşmektedir.Hem uzun süren,hem de hemen cevap alınamayan ve sosyal problem ile birlikte seyreden bu hastalıkta hekimin yönlendireceği bilinçli bir çevre (aile v.d.) tedaviye olumlu katkılarda bulunabilir.
İlaçlı tedavinin dışında,insanın davranışını değiştirmeye yönelik psikoterapi (ruhsal tedavi) elektroşok uygulamaları,bilgisayarlı ve müzikli tedaviler ve ışık tedavisi de söz konusudur.Hekim hastası için gereken ne ise onu yapacaktır.Hangi tür tedavi ya da tedavi kombinasyonları gerekiyorsa o uygulanır.

ÖZET VE SONUÇ

· Depresyon Hipokrat’la başlayan ve çok derin tarihi geçmişi olan bir hastalıktır.
· Çok sık görülür.Genel nüfusun yaklaşık %20-30’unda depresif belirtiler,%3-5’inde de major depresyon vardır.Yani ülkemizde ortalama 2 400 000 major depresyonlu hasta bulunmaktadır.
· Depresyon vakalarının ancak üçte biri teşhis edilip,tedavi altına alınabilmektedir.
· Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır.
· Hiç tedavi edilmeyen hastalıklarda bile hastalık kendi kendini sınırlar.Doğal seyir 6 ila 24 ay arasında değişir.Tedavideki asıl amaçlardan biri zaten bu süreyi kısaltmaktır.· % 10-15 vaka kronikleşir.Ve bunlarda intihar riski yüksektir.· İlaçlı tedavinin psikoterapi ile desteklendiği vakalarda tedavi yönünden daha iyi sonuçlar alınmaktadır.· Depresyon tekrarlayan bir hastalıktır.Özellikle tedaviyi takip eden ilk ayda bu oran %50 düzeylerindedir.3. ataktan sonra tekrarlama ihtimali %90’dır· Depresyonun ilaçlı tedavisinde,yeterli doz ve yeterli sürede ilaca devam edilmelidir.Bu mutlak bir zorunluluktur.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Depresyon ve Tedavisi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Psk.Haluk ALAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Psk.Haluk ALAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Haluk ALAN Fotoğraf
Dr.Psk.Haluk ALAN
Denizli
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi3 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Psk.Haluk ALAN'ın Yazıları
► Depresyon, Maskeli Depresyon ve Tedavisi Psk.Dnş.Funda GÜL YILMAZ
► Depresyon ve Tedavisi Psk.H. Fatih DANE
► Depresyon Tedavisi Psk.Burcu MUŞDAL ÇELEBİ
► Depresyon Tedavisi Psk.Dnş.Halil İbrahim ÇABUK
► Depresyon ve Bilişsel Tedavisi Psk.Alpaslan KESKİN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,104 uzman makalesi arasında 'Depresyon ve Tedavisi' başlığıyla benzeşen toplam 29 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ İdeal Ev Ortamı Aralık 2013
◊ İyi Anne ve Baba Olabilmek Aralık 2013
◊ Sorularla Hipnoz Aralık 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:07
Top