2007'den Bugüne 80,886 Tavsiye, 25,753 Uzman ve 18,030 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Aile İçinde Sağlıklı İletişim Nasıl Olmalı?
MAKALE #3893 © Yazan Psk.Dnş.Filiz OKUŞ TEZEL | Yayın Kasım 2009 | 23,730 Okuyucu
Sağlıklı Aile :

İdeal olarak sağlıklı bir aile; eşler ve çocuklardan oluşan bir yapı olarak, her türlü değişim ve krizler karşısında varlığını koruyabilen, gelişim dönemlerini yıkımlara ve kayıplara uğramadan geçirebilen, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik işlevlerini üyeleri için, günün koşullarına göre tatmin edici ölçülerde yerine getirebilen ailedir.

Sağlıklı bir ailede üyelerin her birinin kendine özgü bir kişiliği olduğu bilinir ve kabul edilir. Bu özelliklere değer verilir, belli bir kalıba sokulmak için zorlanmaz. Ailenin ortak yaşantıları dışında her bireyin farklı uğraşları ve ilişkileri vardır. Ancak, aile çıkarları ön planda tutulur.

Sağlıklı ailenin iç yapısında ve işleyişinde esneklik vardır. Ev düzeninin işlerliğini sağlayan görevler, değişen durumlara göre el değişir.

Bireyler arasında sağlıklı bir iletişim ve diyalog vardır. En sağlıklı iletişimin açıklık ve doğruluk olduğu, anlatılanları doğru anlamanın da dikkatli bir şekilde dinlemekle sağlanabileceği bilinir. Üyelerin her türlü düşünce ve duygularını açıklamalarına izin verilir, ancak bunların doğru bir içerik taşımasına ve mantık kurallarına uygun olmasına özen gösterilir. Aileyi ilgilendiren her konuda üyelere bilgi verilir. Bir çatışma durumunda taraf tutulmaz, çatışmaya konu olan kişilerin çatışmayı kendi başlarına çözmesi istenir.

Sağlıklı ailelerde, herkesin hem mekansal, hem de psiko-sosyal yönden bir yeri vardır.

Sağlıklı ailede koşulsuz sevgi vardır. Koşulsuz sevgi, kişiyi şu andaki davranışların ötesinde, onun potansiyeline ve özüne dönük olarak sevmektir. Koşulsuz sevginin temelinde onun şimdiki davranışının altında yatan nedenleri ayırt edebilecek bir anlayış vardır. Koşulsuz sevgide sürekli bir ilişki vardır, konuşulur, sorular sorulur, dinlenir, anlamaya çalışılır, sevgi olduğu kadar kızgınlık da belli edilir.

Sağlıklısız Aile :


Sağlıklı aile ve evliliklerde karşılaştığımız durumların tamamen tersiyle karşılaşırız. Yaşam tamamen tersine döner ve olumsuz durumlarda, bozulan dengeden sadece aile üyeleri değil, ailenin yakın çevresindeki herkes belirli ölçüde etkilenir.

Aile üyelerinin birbirine karşı olan güvenleri, hoşgörüleri ve anlayışları azalır, kurallara ve normlara uyma isteği azalır, sorunların gerçek kaynakları unutulur, ilgisiz nedenlere ve durumlara bağlanır. Bireyler birbirlerinden duygusal olarak uzaklaşırlar. Sevgi ve paylaşım ilişkilerinin yerini kölelik ve bağımlılık ilişkileri alabilir.

Sorunların çözümü aile içinde aramak yerine dışarıda (işte, hobilerde, gece hayatında, alkolde, evlilik dışı ilişkilerde) aranmaya başlar.

Aile bütünlüğü ve evlilik dağılmaya ve parçalanmaya doğru gidebilir.



İletişim temelde konuşmaya dayanır. Ancak konuşmak, insan ilişkilerinde yapıcı olduğu kadar yıkıcı da olabilir. Karşımızdakini bize yakınlaştırabildiği gibi uzaklaştırabilir de. Demek ki iletişim dediğimizde konuşmaktan öte bir şeyden söz ediyoruz.

Kişisel ilişkilerin sağlam bir temel üzerine kurulması açık iletişimle olur ancak bu insanların başlarından geçen olayları birbirine anlatmasıyla sağlanmaz. Kişiler etkileşimde bulundukları sırada, o anda , bu etkileşimden doğan düşünce ve duyguları paylaşabilirlerse kendilerini açmış olurlar.
Kendini açmak ise ancak “ güven duyulan” bir kişiye yapılabilir. Bizimle ilişki içindeyken ne yaşadığını anlayabilmek ve paylaşabilmek, kendi duygu ve düşüncelerimizi de ona aktarabilmektir, yani etkileşim sürecidir.

İletişim kendini, ihtiyaçlarını, ne istediğini anlatabilmek ve karşımızdakini, onun ihtiyaçlarını, ne istediğini anlayabilmektir.
İletişim bir dil işlemi değil, insan işlemidir, karşılıklı etkileşimdir. İletişimin en önemli özelliği iki yönlü olmasıdır. Bir konuşan, bir de dinleyen- duyan vardır.

İletişimin aracı konuşmak, ama konuşmak sadece bir araç ve araçlardan sadece biridir. Biz konuşmadan da karşımızdakine bir şeyler iletebiliriz. Örneğin beden dilimizle. Ya da hiç jest ve mimik kullanmasa bile bazen karşımızdakinin sessiz kalması pek çok anlam taşıyabilir.

Mahşerin Dört Atlısı:

Tartışmalar sürerken çiftlerin durmadan suçlama, küçük görme, savunma ve içine kapanma arasında gidip geldiği görülüyor.

(1) Suçlama : Tartışmalarda şikayeti suçlamadan ayırmak gerekiyor. Şikayet dediğimiz zaman; iletilen şunu yap ya da yapma tarzında önerileri anlıyoruz: “Akşamları ben de senin kadar yorgun oluyorum. Eve geldikten sonra lütfen bana yardımcı ol”. Bunlar kızgın bir ses tonuyla da söylenmiş olabilir. Suçlama dediğimiz zaman; karşımızdakinin kişiliğine, karakterine yönelik söylenenler anlaşılıyor. “Anlamıyorum nasıl bu kadar ilgisiz ve bencil olabiliyorsun. Bana yardım edeceğine defalarca söz verdin”.

(2) Hor görme : İğneleyici, küçük düşürücü sözler, hor görme, aşağılama, şaka ile dokundurmalar ve bunlara eşlik eden beden dili bu kategoriye giriyor. Bu yöntem en kötüsü. Eş durmadan kendisinin aşağılandığını ve küçük görüldüğünü düşünüyorsa herhangi bir sorunu oturup çözmek mümkün olamaz. Bu stil genellikle eşler arasında yaşanan çatışmalar uzun süreler aşılmamışsa daha sık kullanılıyor.

Bu arada, birbirlerini hor gören ve aşağılayan çiftlerin enfeksiyon hastalıklarına (nezle, grip vb.) daha sık yakalandıklarını söylemeden geçmiyelim. Yani sağlığa da zararlı.

(3) Savunma : Suçlanan bir insanın kendini savunması doğaldır. Ama evlilik ilişkisinde kişinin karşı suçlamaya girmeden de olsa kendini savunması, ne yazık ki bir işe yaramıyor. Tersine, savundukça karşı taraf suçlamalarına devam ediyor. Çünkü, kişi kendini savunduğunda karşıdakine, ‘problem bende değil sende’ demiş oluyor. Doğal olarak bu oyun yukarıdaki sırayla oynanmıyor. Taraflar duruma göre birini bırakıp diğerini kullanabiliyor.

(4) İçine Kapanma/Duvar Örme : Tartışmanın bir noktasında taraflardan biri ilişkiden çekilir, tepki vermemeğe başlar. Yani etrafına bir duvar örer. Gottman’a göre bunu daha çok (% 85 oranla) erkekler kullanır. Bu tarz genellikle evliliklerin daha ileri yıllarında devreye giriyor. Uzun yıllar evliliklerinde suçlama, savunma, aşağılanma yaşayan kişinin bir noktada ilişkiden çıkıp duvarını örmesi doğal bir savunma yolu olarak görülebilir. Doğal olmasına doğal olabilir ama, karşı tarafı ne yazık ki rahatlatmaz. Normal bir ilişkide, taraflar karşısındakini dinlediğini, anladığını belli eden işaretler verir. Duvarını ören kişi hiç bir tepki vermez. Eşinden uzaklaşırken evliliğinden de uzaklaşır.

Taşma/Boğulma : Taraflardan biri bazen diğerinin gırtlağına sarılabilse de burada kastedilen, eşlerden birinin eleştiri, suçlama, küçük görme, hatta savunmalar karşısında kendini boğulmuş, dayanamaz hissetmesidir. Yapabileceği tek şey, oyunu terk etmek, ilişkiden de duygusal olarak istifa etmektir.

Fizyoloji : Kendini artık iyice sıkışmış, dayanamaz hisseden tarafın fizyolojisi de köklü bir biçimde değişiyor. Kalp atışları 100’ün üzerine, bazen 135’e kadar çıkıyor. Bol adrenalin salgılanıyor. Bu da “vur veya kaç” tepkisini tetikliyor. Kan basıncı yükseliyor. Bu durum o kadar yoğun yaşanır ki, kişinin boşanmaya doğru gitmesi şaşırtıcı olmaz. Boşanma, iki nedenden ötürü kaçınılmaz hale gelebilir. Birincisi, bu durumu yaşayan kişinin hem çok rahatsız olması ve kendini çaresiz hissetmesi, ikincisiyse iş bu hale geldiğinde yaşanan sorunların aşılmasının olanaksız olmasıdır. Tartışmalar artık sorunları daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Yapılan ölçümlerde erkeklerin nabzı çok daha çabuk hızlanıyor ve stres yaşadığında durulması daha geç oluyor. Aynı olgu kan basıncı için de geçerli. Erkeklerin genellikle rahatlayabilmek için 20 dakikaya gereksinimleri oluyor. Kadınlarsa çok daha çabuk toparlanabiliyorlar. İlgi çekici bir bulgu; eğer kadınlar geri çekilmeye zorlanırlarsa kan basınçları yine yükseliyor. Erkekler bu süre içinde olumsuz düşüncelerle rahatlamalarını geciktiriyorlar: “Tanrım bunları hak etmek için ben ne yaptım? Bu kadarı da fazla” gibi. Kadınlarsa kendilerini rahatlatacak sözleri tekrarlıyorlar. Kısacası ilişkiyle ilgili sorunlarda, yukarıda dile getirilen koşullar oluştuğunda erkekler daha çabuk pes ediyorlar. İş boşanmaya gitmese bile evlilik paralel bir evliliğe dönüşüyor.

Doğal olarak yukarıda söylenenler tüm kadınları ve erkekleri kapsamıyor. Ancak genetik fark genellikle geçerli. Belki de bu nedenle, yani kadınların stresi daha iyi tolere etmesinden ötürü, evlilikle ilgili duyarlı konuları genellikle kadınlar gündeme getiriyorlar. Çiftler bir problem çözme formatı oluşturamamışlarsa, erkek kendini kapatıyor. Kapattıkça kadın üsteliyor. Üsteledikçe erkek kaçıyor.

İlişkide bu döngünün oluşması mutlaka çiftleri boşanmaya veya ilişkiden soğumaya götürmüyor. Önemli olan Mahşerin Dört Atlısı ne yoğunlukta ve sıklıkta evin içinde dolanıyor. Yoğunluk ve sıklık bir çok durumda olduğu gibi burada da önemlidir.


Yapılan ölçümlerde erkeklerin nabzı çok daha çabuk hızlanıyor ve stres yaşadığında durulması daha geç oluyor. Aynı olgu kan basıncı için de geçerli. Erkeklerin genellikle rahatlayabilmek için 20 dakikaya gereksinimleri oluyor. Kadınlarsa çok daha çabuk toparlanabiliyorlar. İlgi çekici bir bulgu; eğer kadınlar geri çekilmeye zorlanırlarsa kan basınçları yine yükseliyor. Erkekler bu süre içinde olumsuz düşüncelerle rahatlamalarını geciktiriyorlar: “Tanrım bunları hak etmek için ben ne yaptım? Bu kadarı da fazla” gibi. Kadınlarsa kendilerini rahatlatacak sözleri tekrarlıyorlar. Kısacası ilişkiyle ilgili sorunlarda, yukarıda dile getirilen koşullar oluştuğunda erkekler daha çabuk pes ediyorlar. İş boşanmaya gitmese bile evlilik paralel bir evliliğe dönüşüyor.

Doğal olarak yukarıda söylenenler tüm kadınları ve erkekleri kapsamıyor. Ancak genetik fark genellikle geçerli. Belki de bu nedenle, yani kadınların stresi daha iyi tolere etmesinden ötürü, evlilikle ilgili duyarlı konuları genellikle kadınlar gündeme getiriyorlar. Çiftler bir problem çözme formatı oluşturamamışlarsa, erkek kendini kapatıyor. Kapattıkça kadın üsteliyor. Üsteledikçe erkek kaçıyor.

İlişkide bu döngünün oluşması mutlaka çiftleri boşanmaya veya ilişkiden soğumaya götürmüyor. Önemli olan Mahşerin Dört Atlısı ne yoğunlukta ve sıklıkta evin içinde dolanıyor. Yoğunluk ve sıklık bir çok durumda olduğu gibi burada da önemlidir.


İletişimi ve eşler arasında ilişkiyi etkileyen aşağıdaki durumları da ekleyebiliriz;

· Karşıdaki kişiyi iyi dinlememe,
· Samimiyetten ve dürüstlükten uzaklaşma,
· Eşe karşı aşırı müdahaleci, baskıcı ve sınırlandırıcı davranma,
· Çok soru sorma, yersiz şüphe ve kuruntular,
· Kolay incinme, sık sık sitemde bulunma,
· Sorulara cevap vermeme, geçiştirme, yüzeysel cevaplar verme,
· Gerçek nedenleri bilmeden, öğrenmeden suçlamalarda ve yargılarda bulunma,
· Olayları ve eşin hatalarını abartılı biçimde ortaya koyma,
· İlgisizlik, küskünlük, ve uzaklaşma ile cezalandırma,
· Surat asma, olumsuz beden dili,
· Aile mahremiyetini bozma, aile sırlarını yabancılarla paylaşma,
· Sık sık eşin akrabaları ve arkadaşları konusunda suçlamalarda bulunma,
· Sorumlulukları yerine getirmekten kaçınma,
· Karşı taraftan daha fala fedakarlık ve tavizler bekleme


SAĞLIKLI AİLE İLETİŞİMİ

1. ETKİN DİNLEME:

İletişimde her zaman karşımızdakinin söylemek istediği ile duyduğumuz aynı olmayabilir. Gönderilen mesajı doğru yorumlayabilmek (duyabilmek) için iyi bir dinleyici olmak sağlıklı iletişimin ön koşulu. Çünkü söylenen sözdeki anlam her zaman açık olmayabilir.

İyi bir dinleyici cevabını hazırlamak için karşısındakinin konuşmasını bitirmesini bekler. Bazen karşımızdakinin ne diyeceğini bildiğimizi varsayıp dinlemeyi bırakır, daha konuşması bitmeden vereceğimiz cevabı hazırlarız. Halbuki insanlar genelde söylemek istedikleri en önemli noktayı sona bırakırlar. Dört temel dinleme tekniği vardır.

a. Pasif (sessiz) dinleme:

Sürekli konuşan sizseniz karşınızdakinin kendini ifade etmesi, bir duygusunu veya düşüncesini anlatması zordur. Pasif dinleme (sessizlik) ilişkide bulunulan kişiye görünmeyen güçlü mesajlar verir.
· Duygularını duymak istiyorum
· Duygularını kabul ediyorum
· Benimle konuşmak istediğin konuda vereceğin karara güveniyorum


b. Anladığını, kabul ettiğini gösteren tepkiler:

Sessizlikle karşımızdakine “gerçekten” tüm dikkatimizi verdiğimizi kanıtlayamayız. Bu nedenle karşımızdakinin söz ve duygularını anladığımızı gösteren sözlü veya sözsüz işaretler kullanmak yararlı olur. Etkin dinlemenin ilk koşullarından biri de kişiyi bedenen de dinler duruma geçmektir.

Bedensel dinleme ve dikkat işaretleri; konuşan kişinin gözlerine bakmak, konuşan kişiye doğru eğilmek, dokunmak, başı aşağı yukarı sallamak.

Sözlü işaretler; “hı hı..”, “ya”, “evet”, “anlıyorum”, “ilginç”, “öylemi?” gibi sözlü işaretler dinleyicinin sözlerini takip ettiğini daha açık bir şekilde belirler.

c. Kapı aralayıcı mesajlar:
Bazı insanlar konuşmayı sürdürmek için yüreklendirilmeye gereksinim duyabilir. Bu tür bir destekleme için verilen mesajlara, kapı aralayıcılar denir;

· Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin?
· İlginç, devam etmek ister misin?
· Benimle paylaşmak ister misin?
· Bu konu senin için önemli görülüyor

gibi mesajlar, doğru kullanıldığında iletişimin sürmesine yardımcı olabilir.

d. Aktif (katılımlı) dinleme:

Sessizlik, kabul tepkileri ya da kapı aralayıcıların dinleyenin, anlatanı anladığını göstermesi konusunda sınırlılıkları vardır. Dinleyenin yalnızca duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını iletebilmesine olanak sağlayan etkin dinleme, en sağlıklı iletişim yöntemi olarak kabul edilmektedir.

Aktif dinleme için gereken tavırlar:

  • Karşınızdaki kişinin söylediğini duymak istemelisiniz. Bu zaman ayırmak anlamına gelir zaman yoksa bunu “uygun bir dille” söylemelisiniz.
  • O andaki soruna yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz.
  • Duygular ve düşünceler ne olursa olsun, sizinkinden ne denli farklı olursa olsun gerçekten “ kabul edebilmelisiniz”.
  • Karşınızdakinin çözüm bulma yeteneğine güvenmelisiniz. Bu güveni kendi sorunlarını çözdüğünü gördükçe kazanırsınız. (bu o karşınızdakine çözüm, öneri, emir vermemek anlamına geliyor.)
  • Duygular sürekli değil geçicidir. Olumsuz şeylerin dile gelmesinden korkmamalısınız. (eşinizin sizi o anda kıskanıyor olması onun kıskanç olduğu anlamına gelmez.)
  • Karşınızdaki kişini bir birey olduğunu unutmayınız.
  • Dinlediğiniz kişiyi duyabilmek, onu gerçekten anlayıp kabul edebilmek için en azından bir süre kendi düşünce ve duygularınızı askıya alabilmelisiniz (EMPATİ)




DİNLERKEN


ü KONUŞAN KİŞİNİN GÖZLERİNE BAKIN
ü KONUŞAN KİŞİYE DOĞRU BİRAZ EĞİLİN
ü BAŞINIZI SALLAYARAK VEYA ANLATTIKLARINI KENDİ KELİMELERİNİZLE TEKRAR EDEREK KONUŞANI CESARETLENDİRİN
ü SORULAR SORARAK KONUYA AÇIKLIK KAZANDIRIN
ü BİRİ BİR ŞEY ANLATIRKEN BAŞKA BİR ŞEYLE MEŞGUL OLMAYIN, BAŞKA ŞEYLER DÜŞÜNMEMEYE ÇALIŞIN.
ü ÇOK KIZDIĞINIZ VEYA ŞAŞKINLIĞA UĞRADIĞINIZ DURUMLARDA BİLE ÖNCE GERÇEKTE NE SÖYLENDİĞİNİ ANLAMAYA ÇALIŞIN.

ETKİLİ BİR İLETİŞİM İÇİN

· DİNLEMEK
· BAŞKALARININ FİKRİNİ ALMAK
· YAPICI TARTIŞMAK
· AÇIKLIĞA KAVUŞTURMAK
· ÖZETLEMEK
· KATILIMA ÇAĞIRMAK
· TAKDİR ETMEK GEREKLİDİR.

2. BENİM DUYGULARIM - BENİM DÜŞÜNCELERİM

“Seni gidi kendini bilmez!” diye haykırdığımız çok olmuştur. Çünkü karşımızdaki sarf ettiği sözlerle ya da davranışlarıyla bizi yaralamıştır. Etkin iletişim kurabilmek için ihtiyaç duyduğumuz ikinci temel beceri kendimizi tanımaktır. Bir başka ifadeyle, içimizdeki duyguların ve düşüncelerin farkında olmaktır. Duygular diğer insanlarla ilişkilerimizdeki enerji taşıyıcılarıdır. Bu açıdan her türlü iletişimimizde önemlidirler. Oysa insanlar kimi zaman ya duygularının farkında değildir ya da bunlarla ne yapacağını bilemez. Bunu kolaylaştırmak için;

a. Kendinize bir “Duygularım” tablosu yaparak, duygularınızı tanıyabilirsiniz.

b. Kendinize bir “Vücut Seslerim” tablosu yaparak, duygularınızı keşfedebilirsiniz. Bu tablolar sürekli olarak taşıdığımız gerginlikleri keşfetmemize yarar. Duygularımızın farkında olmak konuşmalarımızı ve öteki insanlarla ilişkilerimizi değiştirmemize yardımcı olur. Elbette sadece duyguların keşfedilmesi yetmez. “Peki ben bunlarla ne yapacağım?” sorusuyla da karşı karşıya kalırız. Genellikle böyle durumlarda üç olasılık söz konusudur:

(1) Duyguları dikkate almamak ve bastırmak; Bu tutum, iletişim açısından bir sonuç vermez, ama duygunun yol açtığı enerji bilinçaltına itilir. Duyguların sürekli bastırılması vücudumuzu etkiler ve sağlık sorunlarına yol açar.

(2) Duyguları dolaylı yollarla açığa vurmak. Öfkenizi açıklayacağınıza kinayeli konuşursunuz; utandığınızı söylememek için gülersiniz. Duygunun yol açtığı enerjiyi dışarıya vurmuşsunuzdur, ancak karşınızdaki kişiyle iletişiminizde bir aksama oluşur. Çünkü karşınızdaki aslında ne hissettiğinizi tam olarak algılayamadığı için nasıl yanıt vereceğini bilemez.

(3) Duygularınızı açıklarsınız. Burada “Ben” ile başlayan cümleler kurmak çok önemlidir. ”Yemek konusunda arkadaşlarının yanında beni eleştirmene çok üzülüyorum”, “Limanlardan beni aradığında çok mutlu oluyorum”, “Beni dinlediğinde çok mutlu oluyorum” Bu durumda hem duygu enerjinizi açığa çıkarırsınız, hem de karşınızdaki kişiye davranış ve söz söyleme özgürlüğü tanımış olursunuz.

c. Kendini tanımayan kişi gerçek duygularının nereden kaynaklandığını bilmez. Örneğin eşinin sınıf arkadaşı Ahmet’i görünce içini bir hüzün ya da öfke kaplar. Ancak bunun Ahmet’in küçüklüğünde kendisini döven ağabeyine benzemesinden kaynaklandığının farkında değildir. Ahmet’i her gördüğünde alt üst olur. Üzüntüsünün ya da öfkesinin acısını başka birine özellikle de eşine çatarak çıkarır.

ç. Kendini tanıyan kişi ağabeyine benzediği için Ahmet’i görünce hüzünlendiğinin ya da öfkelendiğinin farkındadır. Bu nedenle, “Ahmet beni küçükken döven ağabeyim değil” der. Böylece Ahmet’le ilişkisindeki olumsuz duygusal yük kalkar. Artık Ahmet’e daha objektif bir ilişki içinde olduğu için onunla daha farklı bir iletişim kurabilir. Bu sürecin bir basamak ötesi kişinin olumsuz deneyler yaşadığı insanlarla olan sorunlarını çözmesi ve bunlarla ilgili olarak bastırdığı duygusal yükleri hafifletmesidir. Bu sürecin bir basamak ötesi kişinin olumsuz deneyler yaşadığı insanlarla olan sorunlarını çözmesi ve bunlarla ilgili olarak bastırdığı duygusal yükleri hafifletmesidir.


3. KENDİNİ DOĞRU İFADE ETMEK

a. İnsanlarla konuşurken pek çok şey söyleriz, ama verdiğimiz mesajların dört öğeden oluştuğunun çoğu zaman farkında bile olmayız. Oysa bu öğelerin her birinde ifade tarzlarımız, hatta kullandığımız kelimeler bile birbirinden farklıdır.

b. Gözlemler; Bu bir bilim adamının, dedektifin ya da televizyon muhabirinin dilidir. Beş duyumuzla gözlemlediklerimizi aktarmaktayızdır.“Bu sabah temiz işbaşını almadan çıktın”, “ Dışarı çarkken anahtarı unuttun”.


c. Düşünceler; Duyduğumuz, dokunduğumuz ve gözlemlediklerimiz hakkında
vardığımız sonuçlardır. Bu sonuçlar aracılığıyla aslında ne olup bittiğini ve neden böyle olduğunu kavrarız. Bir şeyin iyi veya kötü, doğru ya da yanlış olmasıyla ilgili değer yargılarımız da düşüncelerimizin bir parçasıdır. Bunlar bizim içinde yaşadığımız topluluğun o güne kadar biriktirdiği gözlemlerin sonuçlarıdır. ”Bu gün çok yorulmuş olmalı, eve geldiğinden beri tek kelime konuşmadı.” (Teori) - “Akşam ağır yemek gece rahatsız ediyor.” (Teori) - “Gemi komutanıyla böyle konuşman doğru değil.” (Değer yargısı)

ç. Duygular; iletişim sürecinde alışverişte en zor ifade edilen ve en zor anlaşılan şey duygulardır. Kimi zaman duygularınızı nasıl ifade edeceğinizi bilemezsiniz. Kimi zaman da karşınızdaki kişi örneğin işyerinizdeki sorunlar nedeniyle hissettiğiniz öfkeyi dinlemeyi kabul eder, ama karanlıktan duyduğunuz korkuya ilgi göstermez. “Geceleri yalnız kalmaktan korkuyorum.” - “Seni gördüğüm zaman çok mutlu oluyorum” “Asuman’ların tayin olmasına çok üzüldüm.” Bunlar duygu ifadeleridir. Duyguları gözlemler ya da değer yargıları ifadeleri ile karıştırmamak gerekir. Örneğin, “Bazen çok içine kapanık oluyorsun” sözü bir duyguyu değil, bir gözlemi dile getirmektedir.

d. İhtiyaçlar; Sizin dışınızda hiç kimse tam olarak ne istediğinizi bilemez. (Bazen kendimiz bile bilemeyiz ve ”Ben ne istediğimi bilemiyorum” demez miyiz?) Çoğumuz arzu ve ihtiyaçlarımızı ifade etmede, kelimelere dökmede zorlanırız. Bu nedenle ifade edemediğimiz duygular, daha farklı, genellikle dolaylı veya çarpıtılmış şekillerde davranışlarımıza yansır. Eşiniz “Benimle ilgilenmeni istiyorum” diyemediği için tartışma çıkartır, ilginizi çekmek için söylenmemesi gereken şeyleri söyler. Oysa ihtiyaçlar aşağılayıcı, küçük düşürücü şeyler değildir. Eğer ihtiyacımızı ifade edebilmeyi öğrenirsek, sadece iletişim becerilerimiz gelişmekle kalmaz, aynı zamanda insan ilişkilerimiz de değişir ”Bu konuyu enine boyuna tartışabilmemiz için biraz zaman ayırmanı istiyorum” - “Bugün çok yoruldum. Sofrayı kaldırmama yardım eder misin?”

4. ETKİN İFADENİN KURALLARI

a. Ne söylemek istiyorsanız, bunu dolaysız ifade edin: Bir ihtiyacını, bir isteğini dolaylı yoldan ifade etmek insanlarda duygusal açıdan yaralanmalara yol açar. Örneğin, Örneğin, eşinizi sevdiğiniz halde bunu kendisine ifade etmezseniz, eşiniz sizin kendisinden hoşlanmadığınızı düşünebilir. Gerçek duygularımızı ifade etmezsek, karşımızdaki kişide olumsuz tepkiler meydana gelir ve aradaki iletişim zedelenir

b. Ne söylemek istiyorsanız, bunu hemen ifade edin: Kimi zaman karşımızdakini gücendirmemek, tartışmaya yol açmamak amacıyla ya da yanlış anlaşılmaktan korktuğumuz için düşündüğümüzü, hissettiğimizi söylemez, içimize atarız. Oysa o anda söylemediğimiz şeyi mutlaka ileriki bir tarihte bir ters hareketle veya bir kinaye ile karşımızdakine iletiriz. Çünkü kızgınlığımızı, gücenmemizi ya da bir isteğimizi ifade etmemiş olduğumuz için içimizde duygusal yükler oluşmuştur. Bu yükleri ters bir davranışla ya da laf sokuşturmakla boşalttığımızda ise, geçmişteki o duyguyu ifade etmiş olmayız, ama karşımızdakini onarılması zor bir şekilde yaralarız.

c. Ne söylemek istiyorsanız, bunu açıkça ifade edin: Açık bir mesaj, düşüncelerinizi, duygularınızı, ihtiyaçlarınızı ve gözlemlerinizi olduğu gibi yansıtır. Mesajımız açık olmazsa, karşımızdaki ne kast ettiğimizi anlamaz. Eşinize, “Bu akşam, Ahmetlere oturmaya gidilir mi?” diye sormayın. Bu kapalı bir ifadedir ve eşinizin cevabı pekala “Gidilir“ olabilir. Bunun yerine, “Ahmet hafta sonu nöbetçi idi rahatsız ederiz, başka bir akşam gidelim.” derseniz, bu açık ifade olur ve mesajınız yerine ulaşır. Çifte anlamlar taşıyan şeyler de söylememek gerekir


ç. Ne söylemek istiyorsanız, bunu dürüstlükle ifade edin : Belli bir amaçla iletişim kurarız. Eğer söylediklerimiz ile bunların niçin söylediğimiz birbirini tutuyorsa, görüşümüzü olduğu gibi ifade etmiş oluruz. Bu etkin iletişimin anahtarıdır. Saklı amaçlar, gizli gündemler iletişimi ve insan ilişkilerini zedeler. Çünkü bu durumda bağlantı kurmak değil kandırmak ya da yanıltmak söz konusudur. Duygu, düşünce, ihtiyaç ve gözlemleri olduğu gibi aktarmak, aynı zamanda doğruyu söylemektir.

d. Ne söylemek istiyorsanız, karşınızdakini yaralamadan söyleyin, kızdığımızda ya da karşımızdakine olumsuz bir şeyler söylemek istediğimizde genellikle “ben haklıyım, sen haksızsın” ya da “bakalım kim kimi yenecek?” tutumunu benimseriz. “Sen hep böylesin!” – “neden Ayşe’nin kocası gibi ilgili biri değilsin?” türü karşılaştırmalarla, tehditlerle, aşağılamalarla belki içimizdeki öfkeyi dışa vururuz ama karşımızdaki kişi ile iletişim kurmuş sayılmayız. Çünkü böyle saldırgan ifadelerle karşılaştığında kişi bizi dinlemez; ya savunmaya geçer ya da içine çekilir.

Eğer sizi kızdıran bir davranışı ya da yaklaşımı değiştirmek istiyorsanız, kendinize şunu sorun: “Haklı çıkmak mı istiyorum, yoksa bir daha bu davranışın tekrarlanmamasını mı? Kazanmak mı istiyorum, yoksa isteklerimi dostça elde etmek mi?”
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Aile İçinde Sağlıklı İletişim Nasıl Olmalı?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Filiz OKUŞ TEZEL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.Filiz OKUŞ TEZEL'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Filiz OKUŞ TEZEL Fotoğraf
Psk.Dnş.Filiz OKUŞ TEZEL
İstanbul
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi43 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Filiz OKUŞ TEZEL'in Yazıları
► Aile İçi Sağlıklı İletişim Psk.Dnş.Ertuğrul AKBAŞ
► Aile İçi İletişim Nasıl Olmalıdır? Psk.Dnş.Alaaddin DEBGİCİ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,030 uzman makalesi arasında 'Aile İçinde Sağlıklı İletişim Nasıl Olmalı?' başlığıyla benzeşen toplam 31 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Öfke Kontrolü Eğitimi Programı ÇOK OKUNUYOR Mart 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


12:58
Top