2007'den Bugüne 82,761 Tavsiye, 26,153 Uzman ve 18,359 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Üniversite Öğrencilerinin İlişki Doyum Düzeyleri ile Depresyon Düzeyleri Arasındaki İlişki
MAKALE #7379 © Yazan Psk.Berna ÜNVER | Yayın Eylül 2011 | 9,821 Okuyucu
Üniversite Öğrencilerinin İlişki Doyum Düzeyleri ile Depresyon Düzeyleri Arasındaki İlişki

Berna ÜNVER, Aziz KALAYCI, Hülya KABA, Fatma KAHAN

Özet

Amaç: Yakın ilişkiler insan yaşamının çok önemli ve vazgeçilemeyen bir yönünü oluşturmaktadır. Yakın ilişkilerin her türü önemli olmakla birlikte romantik ilişkiler, diğerlerinden oldukça farklı anlamlar içermektedir. Yaşam boyunca kurduğumuz yakın ilişkilerin kalitesi, psikolojik ve fiziksel sağlığımızı; güvenlik, iyilik ve yeteneklerimizi; kendimizi değerli ya da değersiz görmemizi arttırıp azaltabilir. Üniversite öğrencilerinin, üniversite hizmeti olan psikolojik danışma merkezine başvurma nedenlerinin de romantik ilişkilerde yaşadıkları zorluklar olduğu da bilindiği için bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerindeki doyum düzeylerinin depresyon düzeylerini etkileyip etkilemediğinin incelenmesidir.

Yöntemler: Araştırma İstanbul Aydın Üniversitesi öğrencileri arasında yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, İlişki Doyum Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS programı kullanılarak yapılmıştır.
Bulgular: Araştırma 114 kişilik bir örneklem büyüklüğüne uygulanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin 81’i (%71.1) kız, 33’ü (%28.9) erkek; eğitim durumları 67’si (%58.8) lisans, 47’si (41,2) önlisanstır. Öğrencilerin yaş ortalamaları ± 21; ortalama ilişki süreleri ±23 aydır.Üniversite öğrencilerinin %74.6’sının depresyon belirtisi göstermediği, %14.9’unun orta düzeyde %10.5’inin ise ciddi düzeyde depresyon belirtisi gösterdiği bilgileri elde edilmiştir.Öğrencilerin %50.9’unun romantik bir ilişkisi varken %49.1’inin romantik ilişkisi yoktur.Romantik ilişkisi olan öğrencilerin ilişki doyum düzeyi yüksek olan öğrenciler %86.1 oranında iken ilişki doyum düzeyi düşük olan öğrenciler %10.2 oranındadır. İlişki doyum düzeyi yüksek olan öğrencilerde depresyon belirtisi görülmeme oranı oldukça yüksek ve anlamlı bulunmuştur.

Anahtar Kelimeler: üniversite öğrencileri, ilişki doyumu, depresyon



GİRİŞ

Yakın ilişkiler insan yaşamının çok önemli ve vazgeçilemeyen bir yönünü oluşturmaktadır. Yakın ilişkilerin her türü önemli olmakla birlikte romantik ilişkiler, diğerlerinden oldukça farklı anlamlar içermektedir. Sevgililer ve evli çiftler arasında kurulan romantik ilişkiler çoğunlukla kişinin özgürce seçtiği, tutku, bağlanma ve yakınlıkla betimlenen bir birliktelik olarak kavramlaştırılmaktadır (1).
Romantik ilişki, yaşayan iki kişi arasında hissedilen duyguların ve paylaşımların diğer kişilerle kurulan ilişkilerle karşılaştırıldığında daha yoğun duyguların ve daha özel paylaşımların yaşandığı ilişkidir (2).
Romantik ilişkilerin diğer tüm yakın ilişki türlerinde olduğu gibi, (a) bağlanma, sevgi ve aşk duyguları, (b) psikolojik ihtiyaçların karşılaması ve (c) karşılıklı bağımlılık olmak üzere üç temel özelliği vardır. Ne var ki, bazı romantik ilişkiler bu temel özelliklerden tümüne sahip olmayabilir. Romantik ilişkiler genellikle uzun süreli ve mutlu bir beraberlik beklentisi ile kuruluyor olsa da her romantik ilişkinin uzun sürmesi ve uzun süren her romantik ilişkinin doyum veren bir ilişki olması da söz konusu değildir (1).
Doyum veren bir ilişkiyi açıklayacak olursak kişinin yakın ilişkisinden doyum alması ya da mutlu olmasıdır diyebiliriz. Doyum, ilişkiden elde edilen kazançların olumluluk derecesine işaret eden bir kavramdır ve ilişki doyumu da kalite ve denge gibi yarı alternatif dönemlerle tanımlanabilen bir kavramdır (3).
Yani ilişki doyumu, bireyin ilişkinin kalitesi konusunda yaptığı öznel değerlendirmeleri işaret etmektedir. Bu değerlendirmelerin olumlu olması ilişkiden doyum sağlandığı, olumsuz olması ise doyum sağlanmadığı anlamına gelmektedir. İlişkiden doyum sağlanması bireylerin mutluluğu üzerinde önemli bir olumlu etkiye sahiptir. Aynı zamanda ilişki doyumunun yüksek olması ilişkinin sürmesi açısından da önemlidir (1).
Bazı romantik ilişkilerde ilişki doyumu yüksek oranda yaşanırken bazılarında düşük seviyeler de olabilir (4).
Yetişkinliğe geçişin yaşandığı, ciddi bilişsel, sosyal ve duygusal değişmelerin meydana geldiği geç ergenlik dönemini kapsayan üniversite yıllarında yaşanan romantik ilişkiler bireyin gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır (1).
Yaşam boyunca kurduğumuz yakın ilişkilerin kalitesi, psikolojik ve fiziksel sağlığımızı; güvenlik, iyilik ve yeteneklerimizi; kendimizi değerli ya da değersiz görmemizi arttırıp azaltabilir (5).
Çağımız insanı, her geçen gün hızlı bir şekilde değişen ve karmaşık hale gelen toplumsal yaşama bağlı olarak, daha büyük yerleşim yerlerinde beraber yaşamak zorunda olan insanların yalnızlaşması, değişen toplumsal roller ve bu rollerin getirdiği sorumluluklar nedeniyle, bireylerin duygusal karmaşaya sürüklendiği söylenebilir. Bu duygusal karmaşayla başa çıkma becerileri geliştiremeyen bireyler davranış bozuklukları ve ruhsal sorunlar yaşamak durumunda kalabilirler (6).
Yaşanan sorunların en önemlilerinden biri de depresyondur. Depresyon çok ciddi bir ruhsal bozukluk olarak gözlenmektedir (6). Depresyon sözcüğünün Latince kökü “depresus”dur; aşağı doğru bastırmak, çekmek, bitkin, gamlı, kederli, meyus etmek, cesaretini kırmak, donuklaştırmak, durgunlaştırmak anlamına gelir. Depresyon karşılığı Türkçede ruhsal çöküntü ya da çökkünlük kullanılmaktadır (5). Depresyonla ilgili yapılan alan yazın taramasında biyolojik, genetik ve psikososyal, süreçlerle ilgili çeşitli araştırmalara rastlanmaktadır (6).
Depresyonun etiyolojisini açıklamaya yönelik çalışmalarda risk etkenleri üzerinde ayrıntılı olarak durulmaktadır. Hastalığın ortaya çıkmasında tek bir risk etkeni sorumlu tutulmamakta, genetik yapının, çevreyle olumsuz etkileşimi ve bunun zamanlaması önemli bulunmaktadır. Ailesel yüklülük, depresif kişilik özellikleri, kadın olmak, eğitim düzeyi düşüklüğü, olumsuz yaşam olayları, yakın ilişki azlığı, bedensel hastalıklar ve bunların tedavisi, yeti yitimine yol açan psikiyatrik bozukluklar depresyon için temel risk etkenleri gibi görünmektedir (7).
Depresyonun, bireysel algılayış, yaşantı ve yaşantıyı yordama şekliyle oluşturulan bilişsel yapıdan kaynaklandığı da öne sürülebilir. Bu bilişsel yapının oluşmasında bireyin yaşamak durumunda kaldığı ve değiştiremediği özelliklerin etkili olduğu düşünülmektedir (6).

Amaç ve Problem

Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerindeki doyum düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmada üniversite öğrencilerinin tercih edilmesinin nedeni ise üniversite öğrencilerinin, üniversite hizmeti olan psikoloji danışma merkezine başvurma nedenlerinde romantik ilişkilerde yaşadıkları zorluklar olduğu bazı araştırmalar sonucu elde edilmiş olmasıdır.
Depresyonun yordanmasına yönelik araştırmalarda yoğunluk kazanan biyolojik ve genetik yaklaşımların yanı sıra psikososyal süreçlerin ve buna bağlı olarak bireyin maruz kaldığı olumsuz/zorlu yaşam olaylarının da depresyonu açıklamakta etkili olduğu düşünülebilir. Bir başka ifadeyle, bireyin kendine özgü hikâyesinin de depresyonun önemli nedenlerinden birisi olduğu belirtilmektedir (6). Buna bağlı olarak yapılan araştırmanın genel amacı, “Üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerdeki doyum düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki var mıdır?” sorusuna cevap aramaktır.
Araştırmanın temel problemi doğrultusunda;
“Üniversite öğrencilerinin ilişki doyum düzeyleri nedir?”,
“Üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyleri nedir?” ve
“Cinsiyetlerine göre üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyleri farklılaşmakta mıdır?” sorularının cevaplarının da elde edilmesi beklenmektedir.

Önem

Yakın ilişkiler, içinde bulundukları geçiş dönemi özelliği itibariyle üniversite yılları öğrencileri için oldukça önemlidir. Aslında üniversite yılları genç yetişkinlerin sağlıklı romantik ilişkilere yüksek gereksinimlerinin olduğu yıllar olarak ele alınmaktadır. Sağlıklı romantik ilişkiler yaşamak bu dönemde öğrencilerin ilişkilerden aldıkları sosyal destek, kendilerini daha iyi geliştirmelerine yardımcı olabilir (1).
Yaşam olayları bireyin sorunlarla başa çıkma yetisini geliştirecek düzeyde gerçekleştiğinde benliğin güçlenmesine olanak sağlarken, aşırı şiddette ve başa çıkılamaz olduğunda ruhsal dengeyi sarsarak ruhsal hastalıkların gelişmesine neden olabilmektedir. Güç yaşam olayları ruhsal hastalıkların ortaya çıkmasında önemli rol oynamaktadır. Olumsuz yaşam olayları ile depresyon arasında ilişki olduğunu ve depresyonun başlamasından önce yaşam olaylarının sık görüldüğünü bildiren çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaların birçoğunda, duygudurum bozukluğunun ortaya çıkmasından önceki 6 ay içinde ilişki, durum ya da sevgi kaybı gibi olayların daha fazla yaşandığı gösterilmiştir (8). Ancak ilişki doyum düzeyi ile depresyon düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmasına yönelik yapılan çalışmalara rastlanmamıştır.
Üniversite öğrencileri üzerinde yapılan araştırmada, öğrencilerin % 21’i başkaları ile ilişki kurmada, % 14’ü aileleri ile ve %25’nin ise karşı cinsle ilişkilerinde sorunlar yaşadığı bulunmuştur. Başka bir araştırma ise, 18-35 yaş arasında intihar girişiminde bulunan bireylerde kişilerarası ilişkileri belirleyici faktör olarak ortaya koymuştur. Bu kişiler arası ilişkilerin merkezinde ise karşı cinsle ilişki yer almıştır. İntihar girişiminde bulunan bireylerin karşı cinsle ilişkilerde belirttikleri genel sorunlar; duygularına karşılık bulamama, karşısındaki insanı yeterince tanımadan arkadaşlık kurduğunu anlama, hiçbir neden yokken terk edildiğini düşünme, duygularını ifade edememe, aile tarafından ilişkinin onaylanmaması, bir başkası tarafından sevgilisi elinden alınması, karşı tarafın ısrarı nedeniyle ilişkiye devam etmektir (9).
Tracey, Shaver, Albino ve Cooper’ın 2003 yılındaki bir araştırmalarına göre romantik ilişki er ya da geç her bireyin yasadığı bir ilişki türüdür (1).
Araştırmalara baktığımızda; üniversite öğrencilerinin ilişkilerinin öğrenciler için çok büyük önem taşıdığını, geç ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde yaşanan romantik ilişkilerin gençlerin yetişkin rollerini geliştirme sürecinde olmalarından dolayı ayrı bir önemi olduğu ve öğrencilerin bu dönemde yaşadıkları ilişkilerin geleceklerini şekillendirdiğini söyleyebiliriz. Depresyon oranlarının da gün geçtikçe arttığını ve depresyona neden olan faktörlerin çeşitlilik gösterdiğini ve bu nedenleri ortadan kaldırmaya yönelik önleyici çalışmalarla da bu soruna çözüm oluşturulmaya çalışıldığını söyleyebiliriz.
Bu çalışmada da üniversite öğrencilerinin ilişki doyum düzeylerinin bireylerin depresyon düzeylerine etkisine baktığımız da öğrencilerin depresyon düzeylerinin tespiti, cinsiyetlere göre depresyonla ilgili oranların belirlenmesi ile önleyici çalışmalara dair çözüm yolları için fikir edinebilmemiz açısından önemlidir.

Hipotez

Bu çalışmanın hipotezi olarak, üniversite öğrencilerinin ilişki doyum düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu ve öğrencilerin ilişki doyum düzeylerinin yüksek olması durumunda depresyon düzeylerinin düşük olacağı; ilişki doyum düzeylerinin düşük olması durumunda da depresyon düzeylerinin yüksek olacağı düşünülmektedir.

YÖNTEM

Örneklem

Araştırma İstanbul Aydın Üniversitesi öğrencileri arasında yapılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş aralığı 19-26 yaştır. Araştırma önlisans ve lisans öğrencileri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemin 114 öğrencidir. Araştırmaya katılımda gönüllülük esas alınmıştır.

Araçlar ve Uygulama
Çalışmada veri toplama aracı olarak aynı paket içerisinde katılımcılara 3 bölümlük anket ve ölçekler uygulanmıştır.
Birinci bölüm; araştırma kapsamına alınan bireylerin sosyo-demografik bilgilerini ortaya koymayı amaçlayan soruları içermektedir. Bu kapsamda; bireylerin yaş grubu, cinsiyeti, öğrenim düzeyi, ilişki durumu ve ilişki süresini içeren sorular yer almaktadır.
İkinci bölümde bireylerin romantik ilişkilerde ilişki doyumunu ölçmek amacıyla Hendrick tarafından 1988 yılında geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Curun tarafından 2001 yılında yapılan İlişki Doyumu Ölçeği-İDÖ (Relationship Assessment Scale) kullanılmıştır (1).
Üçüncü bölümde ise depresyonda görülen, bedensel (vegetative), duygusal, bilişsel ve motivasyonel belirtileri ölçmek ve depresyon tanısı koymak değil de depresyon belirtilerinin derecesini objektif olarak sayısallaştırmak amacıyla Beck Depresyon Envanteri (BDE) yer almıştır.
Geçerliliği ve güvenilirliği arttırmak amacı ile anketlerin anonim doldurulması istenmiştir.

Analiz
Araştırmalardan elde edilen veriler üç aşamalı olarak analize tabi tutulmuştur. Verilerin analizi SPSS programı kullanılarak yapılmıştır.
İlk olarak demografik bilgiler ele alınmıştır. Frekans analizi, ortalama puanlar ve nonparametrik bazı teknikler kullanılarak veriler analiz edilmiştir.
İkincil olarak Analiz aşamasında yedili likert tipi olan cevaplar değerlendirmeyi kolaylaştırmak için ikili (dikotom) hale getirilerek değerlendirilmiştir. Ankette bulunan 24 adet ilişki doyumu sorusunun ilişkiyi olumsuz olarak değerlendiren 12 tanesine çok-oldukça-biraz-ilgisiz cevaplarını verenler birleştirilip o madde için “1-2-3-4 puan”; olumlu olarak değerlendiren diğer 12 soruya verilen ilgisiz-biraz-oldukça-çok cevapları birleştirilip “1-2-3-4” yanıtı verenler olarak değerlendirmeye alınmıştır. Sonraki aşamada da öğrencilerin BDE puanları hesaplanarak BDE puanları 0-13 puan depresyon yok 14-24 puan hafif-orta düzeyde depresyon 25 ve üzeri puan alanlar ise ciddi(majör) depresyon olarak ele alınmıştır. Son olarak İD֒den alınan puanlara göre iki gruba(orta düzey puanları dikkate alınmamıştır) ayrılan bireylerin BDE’den aldıkları puanları karşılaştırmak amacıyla Ki Kare Testi uygulanmıştır.

Bulgular
Araştırma 114 kişilik bir örneklem büyüklüğüne uygulanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin 81’i (%71.1) kız, 33’ü (%28.9) erkek; eğitim durumları 67’si (%58.8) lisans, 47’si (41,2) önlisanstır. Öğrencilerin yaş ortalamaları ± 21; ortalama ilişki süreleri ±23 aydır.
Üniversite öğrencilerinin %74.6’sının depresyon belirtisi göstermediği, %14.9’unun orta düzeyde %10.5’inin ise ciddi düzeyde depresyon belirtisi gösterdiği bilgileri elde edilmiştir (Tablo1).
Öğrencilerin ilişkilerine baktığımızda %50.9’unun romantik bir ilişkisi varken %49.1’inin romantik ilişkisi yoktur (Tablo1).
Tablo1. Toplam örneklem değerleri
Sayı Yüzde(%)
Kız 81 71,1
Erkek 33 28,9
İlişkisi olan 58 50,9
İlişkisi olmayan 56 49,1
Ciddi düzeyde depresyon belirtisi gösteren 12 10,5
Orta düzeyde depresyon belirtisi gösteren 17 14,9
Depresyon belirtisi göstermeyen 85 74,6

Romantik ilişkisi olan öğrencilerin ilişki doyum düzeylerine baktığımızda ilişki doyum düzeyi yüksek olan öğrenciler %86.1 oranında iken ilişki doyum düzeyi düşük olan öğrenciler %10.2 oranındadır (Tablo2).
Romantik ilişkisi olan öğrencilerin depresyon düzeyleri ile ilgili olarak %84.5’inin depresyon belirtisi göstrmediği %6.9’unun orta düzeyde; %8.6’sının ise ciddi düzeyde depresyon belirtisi gösterdiği bilgilerine ulaşılmıştır (Tablo2).


Tablo2. Romantik ilişkisi olan öğrencilerin BDEP ve İDÖP oranları
Cinsiyet BDEP yüksek BDEP orta BDEP düşük İDÖPyüksek İDÖPdüşük
Kız (%71,1) 6,8% 6,8% 86,4% 67,1% 6,8%
Erkek (%28,9) 14,3% 7,1% 78,6% 18,7% 3,4%
Toplam 8,6% 6,9% 84,5% 86,1% 10,2%


İlişki doyum düzeyi ile depresyon düzeylerinin ilişkisine baktığımızda ilişki doyum düzeyi yüksek olan öğrencilerin %90’nında depresyon belirtisi görülmemekte iken %8’inde hafif-orta düzeyde, %2’sinde majör-ciddi depresyon belirtileri görülmektedir. İlişki doyum düzeyi düşük olan öğrencilere baktığımızda %37.5’inde depresyon belirtileri görülmemekte iken %12.5inde orta düzeyde, %50’sinde ciddi depresyon belirtileri görülmektedir bu değerlere baktığımızda istatistiksel olarak ilişki doyum düzeylerinin yüksek olması ile depresyon düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.02). Ancak ilişki doyum düzeyleri düşük olan öğrencilerin ilişki doyum düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05).
İlişkisi olmayan öğrencilerin %64.3’ünün depresyon belirtisi göstermediği, %23.3’ünün orta düzeyde %12.5’inin ise ciddi düzeyde depresyon belirtisi gösterdiği bilgileri elde edilmiştir (Tablo3).


İlişkisi olmayan kız öğrencilerin depresyon düzeyleri ile erkek öğrencilerin depresyon düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05) (Tablo3)..
Tablo3. Romantik ilişkisi olmayan öğrencilerin BDEP cinsiyetlere göre oranları
Cinsiyet BDEP yüksek BDEP orta BDEP düşük
Kız ( %66,2) 16,2% 29,2% 54,1%
Erkek (33,9) 5,3% 10,5% 84,2%
Toplam 12,5% 23,3% 64,3%

İlişkisi olan kız öğrencilerin depresyon düzeyleri ile erkek öğrencilerin depresyon düzeyleri arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05).
Tartışma ve Sonuç
Araştırma sonucunda, üniversite öğrencilerinin ilişki doyum düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu ve öğrencilerin ilişki doyum düzeylerinin yüksek olması durumunda depresyon düzeylerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Ancak ilişki doyum düzeylerinin düşük olması durumunda depresyon düzeylerinin yüksek olduğu ispatlanmamıştır. Bu sonuç araştırmanın hipotezini tam olarak desteklememiştir.
İlişki doyum düzeyi düşük olan öğrenciler, ilişkilerini ağırlıklı olarak çaresiz, dayanılmaz, sıkıcı ve gergin olarak tanımlamışlardır. Diğer değerlere baktığımızda kızgın ve faydasız tanımlamalarının daha yüksek oranda olduğunu görüyoruz.
Romantik ilişkisi olan öğrencilerin çoğunda ilişki doyum düzeyleri yüksek olarak saptanmıştır. İlişki doyum düzeyi yüksek olan öğrenciler ilişkilerini faydalı, yalnız değil, huzurlu, güçlü ve iyimser olarak tanımlamışladır. Eğlenceli, dolu, sevecen tanımlamalarını daha yüksek oranda olduğu tespit edilmiştir.
Romantik ilişkisi olmayan öğrencilerde depresyon, romantik ilişkisi olan öğrencilere göre daha fazla olduğu görülmüştür. Öğrencilerin bu tanımlamaları, daha sonra yapılacak olan araştırmalarda daha kapsamlı ele alınabilir.
Cinsiyetlerine göre üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerinin farklılaşmadığı saptanmıştır.

Bu araştırma örneklem ve yöntem bakımından bazı sınırlılıklara sahiptir. Bu araştırmaya katılan erkek öğrencilerin sayılarının az olması ve araştırmada ilişki sürelerinin dikkate alınmaması eksiklik olarak düşünülebilir. İlişki doyum ölçeğindeki tanımlamaların, değerlendirme yapılırken ayrıntılı olarak ele alınması daha yararlı olabilirdi.
Sonuç olarak, gençlerde görülen depresyonu değerlendirirken, diğer etkenlerle beraber romantik ilişkileri de göz önünde bulundurmanın gerekli olabileceği düşünülmüştür.
Daha önce ilişki doyum düzeyi ile depresyon düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmasına yönelik yapılan çalışmalara rastlanmamıştır. Bu konu kapsamlı bir şekilde başka araştırmalarda kullanılabileceği düşünülmektedir.




KAYNAKÇA

(1) Sarı T (2008). Üniversite Öğrencilerinde Romantik İlişkilerle İlgili Akılcı Olmayan İnançlar, Bağlanma Boyutları Ve İlişki Doyumu Arasındaki İlişkiler. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bilim Dalı. Doktora Tezi.

(2) Özdemir K (2006). Romantik İlişkilerde Kendini Ayarlama: Prototip Analiz Yöntemiyle İlgili Bir Uygulama. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık Bilim Dalı. Yüksek Lisans Tezi.

(3) Yılmaz T (2009). Evlilik Öncesi İlişkileri Geliştirme Programının Çiftlerin İlişki Doyum Düzeylerin Etkisi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı.Yüksek Lisans Tezi.

(4) Bahadır Ş (2006). Romantik İlişkilerde Bağlanma Stilleri, Çatışma Çözme Stratejileri Ve Olumsuz Duygudurumu Düzenleme Arasındaki İlişki. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikoloji Anabilim Dalı. Doktora Tezi.



(5) Yücalan Ö B (2007). Üniversite Öğrencilerinin İlişkilerinin Bazı Değişkenler Ve Baskın Ben Durumları (TA) Açısından İncelenmesi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Eğitimde Psikolojik Hizmetler Bilim Dalı. Doktora Tezi.

(6) Korkmaz S (2006). Üniversite Öğrencilerinde Depresyonun Yordanması:Sosyo-Demografik Değişkenler, Olumsuz Yaşam Olayları, Algılanan Beklentiler, Algılanan İlişkiler. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bilim Dalı. Yüksek Lisans Tezi.

(7) Ünal S, Özcan E (2000). Depresyonda Hazırlayıcı, Ortaya Çıkarıcı Ve Koruyucu Etkenler. Anadolu Psikiyatri Dergisi; 1(1)

(8) Fidaner H (1998). Depresyon Hakkında Sık Sorulan Sorular ve Yanıtları. Psikiyatri Dünyası 3(2):72-75

(9) Duran Ş (2010). Evlilik Öncesi İlişki Geliştirme Programının Romantik İlişkiler Yaşayan Üniversite Öğrencilerinin İletişim Becerileri, Çatışma İletişim Tarzları Ve İlişki İstikrarları Üzerine Etkisinin İncelenmesi. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Ana Bilim Dalı.Yüksek Lisans Tezi.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Üniversite Öğrencilerinin İlişki Doyum Düzeyleri ile Depresyon Düzeyleri Arasındaki İlişki" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Berna ÜNVER'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Berna ÜNVER'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Psk.Berna ÜNVER
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi3 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Berna ÜNVER'in Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,359 uzman makalesi arasında 'Üniversite Öğrencilerinin İlişki Doyum Düzeyleri ile Depresyon Düzeyleri Arasındaki İlişki' başlığıyla benzeşen toplam 23 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


02:53
Top