2007'den Bugüne 90,540 Tavsiye, 27,853 Uzman ve 19,764 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Sağlık Alanına Genel Bir Bakış ve Türkiye
MAKALE #7613 © Yazan Fzt.Mansur KURAL | Yayın Ekim 2011 | 5,200 Okuyucu
SAĞLIK ALANINA GENEL BİR BAKIŞ VE TÜRKİYE

Bir ülkenin ya da devletin sosyal olabilmesinin belirli nesnel kriterleri vardır. Bu kriterlerin başında Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’dan Kamu harcamalarına ayrılan pay gelir. Bu kamu harcamalarının başında da eğitim, sağlık, ulaşım, alt yapı gibi hizmetler gelmektedir. Bir ülkenin gelişmişliğinin en temel göstergesi ise; sağlığa ayrılan bütçe, bebek ve anne ölüm oranları, kişi başına Dr, hemşire, sağlık evi- ocağı oranı, kişi başına yıllık sağlık harcamaları, nüfus başına düşen yatak kapasitesi oranları vs dir.


Türkiye’de kamu harcamaları giderek azalmakta iken; borç faizlerine ayrılan pay ise giderek artmaktadır. Her yeni doğan bebek 2500 $ gibi bir borçla dünyaya gözlerini açmaktadır ülkemizde. Tüm rakamsal değerlerle TÜİK ya da başka birimlerce oynanmasına rağmen; faiz harcamaları GSYH’ dan çıkarıldığında kamu harcamaları %20 gibi çok düşük bir rakama denk gelmektedir.

Bu rakamın yükseldiği yalanı sürekli tekrarlanıp durulurken; OECD rakamları dikkate alındığında bu yalan açıkça ortaya çıkmaktadır. Kamu harcamalarının GSYH’ya oranı OECD ülkelerinde ortalama olarak oranı %42’ler düzeyindedir. Bu oran Avrupa ülkelerinden İsveç, Danimarka, Fransa, Almanya, Belçika gibi ülkelerde %50’nin üzerinde olup, faiz ödemeleri ve askeri harcamalar çıkarıldığında bu rakam %35 olmaktadır. Türkiye’de ise, aynı rakam %17’dir.

Yine eğitim alanında da benzer rakamlara rastlamak mümkündür. Eğitime bütçeden ayrılan pay GSYH’nın yalnızca %4’üdür. Dünyada eğitime ayrılan payın en yüksek olduğu ülke olan Küba’da; bu oran Türkiye’dekinin 4,5 katı olup %18’ler düzeyindedir. Gelişmiş kapitalist ülkelerde bu oran ortalama %10’lar düzeyinde olup, dünya ölçeğinde en yoksul ve geri ülkelerden biridir Türkiye. Yine, en yüksek dilimle en düşük dilim arasındaki( yoksullar ile zenginler arası dilim) harcama farkı oranı 21 kat gibi oldukça açık bir makas farkına karşılık gelmektedir.

OECD’nin sağlıkta görünüm raporuna göre ülkelerin çoğunda sağlık harcamaları; genel ekonomik büyümenin önünde gitmektedir. GSYH’ dan dan sağlık harcamalarına ayrılan pay OECD ülkelerinde ortalama %10’lar civarındadır. Mesela bu oran ABD’de %15 iken; İsviçre’de %11,5,Almanya’da %11,1’dir. Türkiye’de ise, bu oran %6’lar düzeyindedir. Giderekte küçülmektedir.

Yine kişi başına sağlık harcamasında Türkiye 440$ ile OECD ülkelerinde en düşük harcama yapan ülkedir. Fransa ve Almanya’da kişi başına sağlık harcaması 2400 $ ile Türkiye’nin 6 katı; Yunanistan’da ise 1600 $ ile 4 katı düzeyindedir.
İşin en kötü yanı Türkiye’de sağlık alanında kamu payı her geçen gün azaltılırken-Hasta katılım payı da eklendi bunlara-; sağlık alanı kapitalizmin kar, çıkar ve para odaklı ticarete açılmıştır. Giderek daha fazla da açılmaktadır.2002 rakamlarına göre Türkiye’de Kamu sağlık harcamalarının toplam sağlık harcamaları içindeki payı %63 düzeyine düştüğü gibi, Almanya’da bu oran %78,Fransa’da %76,OECD ortalaması ise %73’tür.Türkiye’de sağlıkta kamunun payı küçüldükçe özel –kişisel harcamalar gün geçtikçe yükselmektedir.

Kişi başına düşen doktor ve hemşire oranı da bir diğer gelişmişlik göstergesidir. Örneğin 2003 verilerine göre 10.000 kişiye 14 Dr ve 17 Hemşire düşerken; OECD ortalamasında bu 10.000 kişiye 29 Dr ve 82 Hemşire olmaktadır.

Mal ve hizmet alımlarında sağlığın payı %12 iken; Savunma harcamaları ile savaşın finansı için bu rakam %45 ‘tir. Türkiye’de emeklilik yaşı her geçen gün yükseltilip, bu oranlar Avrupa standart alarak yapılırken buna karşıt olarak OECD ülkeleri ortalamasından 10 yıl daha az yaşamakta ve ya 10 yıl önce ölmektedir ülke insanı.
Aşağıda genel bir kıyaslama yapacak göstergeyi alarak ilerleyelim:

Türkiye AB-25 AB-15

Kişi Başı GSMH 2638 Euro 20.400 Euro 22.750 Euro
İşsizlik Oranı %9.2 ? ( %30 oku) %9 %8
Doğurganlık Oranı 2.4 1.5 1.5
Doğumda Yaşam Beklentisi
Toplam 70 78 79
Kadın 73 81 82
Erkek 68 75 76

Aşılanma Oranı %85 %95 %95

GSM’nın %si olarak toplam
Sağlık harcamaları 6.5 - 8.8

Kamu Sağlık Harcamaları

(Toplam sağlık harcamalarının
% si olarak ) 66 - 90

Doktor Sayısı (100.000

Kişiye düşen ) 137 343 356

Dişçi Sayısı (100.000

Kişiye Düşen) 23 62 66

Hemşire Sayısı ( 100.000

Kişiye Düşen) 235 779 818

Eczacı Sayısı ( 100.000

Kişiye Düşen ) 32 78 81

Pratisyen Hekim (100.000

Kişiye Düşen ) 74 99 102

Hastane sayısı (100.000

Kişiye Düşen ) 1.7 3.2 3.3

Yatak sayısı ( 100.000

Kişiye düşen ) 256 611 600

Not: Avrupa Parlamentosu 2006 Raporu Kaynak.


Yine Sağlık Ocağı ve Sağlık Evi sayısı ile personel sorunundaki durumda sağlıktaki ülke durumunun bir göstergesidir. Türkiye nüfusunun 71,5 Milyon olduğu; Sağlık Ocağı sayısının 6343, Sağlık Evi sayısının ise 7032 olduğu düşünülürse ve beri yandan da bunların çoğunun hem teknik hem de personel yetmezliği dikkate alınırsa; mevcut durumun vahameti açığa çıkacaktır. Zira Sağlık evlerinin %75’inde ebe yoktur. Bu sağlık Ocaklarının 750’sinde Doktor bulunmamaktadır.


Sağlık alanında gelişmişlik, ilerilik ve de sosyal devlet olabilme göstergelerinden bir diğeri anne ve bebek ölüm hızı oranlarıdır. Bizatihi Sağlık Bakanının verdiği bilgilere göre; yüz bin canlı doğumda anne ölüm oranları İrlanda’da 4,İtalya-Finlandiya-İspanya’da 5, Almanya’da 9,Polonya, Slovakya ve Yunanistan’da 10,Fransa’da 17,Estonya’da 38,Letonya’da 61 ve bu oran Türkiye’de ise 49,2’dir.Beş yaş altı bebek ölüm hızında da liderlik Türkiye’dedir. Bu oran AB ortalamasında %05 ler civarında iken, Yeni yeni AB’ye giren ülkelerde ortalama %015 ve yine Türkiye’de %0 37 dir. Bu ölümlerin birçoğu önlenebilir hastalıklardandır. Koruyucu sağlık hizmetlerine verilmeyen önem Sağlık Ocakları ile Sağlık Evlerinin durumunda birebir görünebilirken; yine dünyada alt edilmiş birçok hastalık ve sorunun hala ülkemizin birçok yerinde görülmesi koruyucu sağlık alanına değer verilmediğinin, insan sağlığının bu düzen açısından değer taşımadığının ve vahşi kapitalist kuralların bu alanda kesin bir hâkimiyet durumunda olduğunun da altını çizdirmektedir. Sağlık Bakanlığı harcamaları içinde koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan pay 1992’de %7,2 iken; şimdilerde bu oran %1’lerdedir.Koruyucu sağlık hizmetlerinin ücretsiz sunulması gerekirken son yıllarda, bu hizmetlerin birçoğu ücretlendirilmiştir. Örneğin; Türkiye’de her yıl 300.000 bebek tamamen sağlıksız koşullarda dünyaya gelmektedir. Yine Sıtma,Raşitizm,Verem vs gibi dünyada görülme sıklığı oldukça azalmış hastalıkların Türkiye’de hala gündemde olması,Özürlü doğumlar ve Özür oranının yüksekliği koruyucu-önleyici sağlık hizmetlerine verilmeyen önemin kesin-açık ve net göstergeleri olmaktadır.Bütçe planları ve ayrılan kaynaklarda Koruyucu-Önleyici hizmetlere en düşük gösterge rakamları eşlik etmekte; bu hizmetlerde kişi başına harcama dünya ölçeğinde en düşük durumda olan ülkedir.Örneğin, koruyucu sağlık hizmetlerinin bütçeden aldığı pay 2003’te toplam genel yönetim sağlık harcamaları içinde %5 iken,bu oran 2004’te %2,6’ya düşmüştür.Tedavi edici sağlık hizmetlerinin payları ise aynı yıllarda %84’ten %90’aa çıkmıştır.

Genel Bütçeden ayrılan oranların artmak yerine azalması ülke kapitalizminin en vahşi biçimlerinin öne çıktığının açık bir göstergesidir. Bunun için birkaç örnek verelim. Ülke bütçesinden 2007’de ayrılan pay GSMH’nın %1.04 iken, aynı oranlar 2008’de %098 ile 2009’da %090’dır.(Rakamlar bindedir.)Yine Genel Bütçeden Sağlık Bakanlığına ayrılan pay son yıllarda ortalama %3 düzeylerindedir. Oysa Dünya Sağlık Örgütü gibi örgütler Türkiye gibi ülkelerde bu oranın asgari %10 olması gerektiğini ifade etmektedirler.
Tüm bu göstergeler ve sonuçlarının işaret ettiği bir durum Türkiye’de vahşi kapitalist uygulamaların olduğu, ülkenin asla bir sosyal devlet olmadığı, sağlık alanında en geri ülkelerle kıyaslanır bir düzeyde olduğu ise; bir diğer sonuç ise Kamunun ve kamusal hizmetin olumsuzlaştırılması ile birlikte sağlık alanının her bakımdan ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesinin tümüyle önünün açıldığı, yıllardır ısrarla sürdürülen bilinçli bir anlayış ve pratikle özel sektörü-her şeyi kar-para ve çıkar üçgeninde gören özel sektör ve patronları cazibe haline getirmeleridir. Nitekim 1988’de 115 olan özel hastane sayısı 2000’de 261’e; özel hastane yatak sayıları da 5500’den 12200’e çıkmıştır. Nihayetinde kolektif kapitalist olan devletin verdiği hizmetin kalitesizliği, personel sorunu ve diğer sorunlar, son yıllarda özel bir sermaye grubu olan ve çoğu sermaye grubunun dolaylı ya da doğrudan bu alana el atması ve açıkçası adres gösterilmesi ile tamamlanmış olup; bütün olarak sağlık alanında köklü devrimsel değişiklikler olmadan sadece bazı alanların lokal olarak değişime tabi tutulması ile aşılamayacağının da altını çizmiştir.
Yukarıdaki rakamlar aslında birçok şeyi ifade etmektedir. Emperyalist kapitalizm, vergilerini proleter ve emekçilerden çatır çatır toplarken; bu vergiler ile sermaye kollanırken, iç ve dış borç faizleri ödenirken ve de diğer yandan Kürtlere karşı savaş finanse edilirken; ülke proletaryası ve emekçilerine; onların çocuklarına “ölün “deniyor.”Sağlık hakkı beklemeyin” deniliyor. Ülkede sağlık ve eğitime ayrılan bütçe payları bile insana verilen değerin başlı başına göstergesidir. TC devleti açısından, iç ve dış borç faizlerini ödeyenlerin sağlığı değil; faizlerin ödenip ödenmemesi önemlidir. Nasılsa bugün ölen proleterin yerini alacak onlarca, yüzlercesi alacaktır.
Kapitalist egemenlik açısından, bebek ölümü, anne ölümü, özürlü doğumu, hastalıklar, insan sağlığı hiçbir şeydir. Kar, çıkar, havadan gelen para vs ise her şeydir. Her gün yerden pıtrak çıkan özel hastaneler, özel tıp merkezleri vs desteklenip öne çıkarılırken; emekçilerin-proleterlerin primleriyle yaşayan, büyüyen kamu hastaneleri, kamuya ait sağlık teşekkülleri birer birer, adım adım yok edilmektedir. Sağlık hizmetleri olduğu kadarıyla bile ticarileştiriliyor, metalaştırılıyor. Para ile alınıp satılan bir mal haline getiriliyor. Kalifiye personelsizlik, kötü sağlık bilgisi-bakım koşulları, ticari işletme mantığı, rüşvet-yolsuzluklarla bütünleşen sağlık”sız” hizmet; elbette bir gün içinde 13 bebek öldürebiliyor.

Emperyalist kapitalizm yok edilmediği, ortadan kaldırılmadığı ve gerçek bir toplumsal düzen inşa edilmediği sürece; insanlık dışı görüntüler, insana değer verilmemesi, ölümler, artan hastalıklar sıradan vukuatlar olmaya devam edecektir. Ah vah edip, ertesi gün sıradan günlük yaşantıya devam edecektir insanlar. Hâlbuki her şeyi ile çalınan yaşam hakkıdır. Sağlıklı yaşam hakkıdır. İnsan yaşamının kapitalizm açısından zerre kadar değeri yoktur. Zira koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri, yetersiz ve insani olamayan yaşam, çalışma, barınma koşullarının yetersizliği sonucu olarak ölümlerin en büyük nedenleri arasında birinci sıraya kanserin yerleşmesi tesadüf değildir.
Tüm bu olumsuz tablonun anlattığı kapitalizmin vahşetinin sağlık alanında da tam bir hâkimiyet içinde olduğu ve giderek daha vahşi, yıkıcı, yok edici yüzünü daha açık bir biçimde gösterdiğidir. Bütünsel olarak kapitalizme karşı çıkılıp, düzenin bil fiil kendisine karşı savaşılmadığı sürece de bunun aşılamadığı ve sorunların çözülemeyeceğidir. Kapitalizme karşı sınıfsal olarak sosyalizm safında yer alınmadığı, sosyalizme dönük mücadele edilmediği sürece başarının kazanılamayacağıdır. Üretimin toplumsallığı yanında, bölüşümün de toplumsallaştırıldığı bir düzende, insanlık gerçek kurtuluşuna, sağlıklı yaşam hakkına kavuşacaktır. Toplumsal kurtuluş uğruna sendikalardan başlayarak, daha ileri örgütlenmekten, mücadele etmekten başka çıkar yol yoktur.

Şubat 2009


Mansur Kural

Fizyoterapist

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Sağlık Alanına Genel Bir Bakış ve Türkiye" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Fzt.Mansur KURAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Fzt.Mansur KURAL'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Fzt.Mansur KURAL
Bursa
Fizyoterapist
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildi
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Fzt.Mansur KURAL'ın Yazıları
► Bel Ağrısına Genel Bakış Prof.Dr.Erkan KAPTANOĞLU
► Panik Atak'a Genel Bir Bakış Dr.Zengibar ÖZARSLAN
► Hemofilik Bireylerde Sünnet: Türkiye Modeli Prof.Dr.M.İhsan KARAMAN
► Depresyon Tedavisinde Genel İlkeler Doç.Dr.Murat Eren ÖZEN
► Saç Ekimi Hakkında Genel Bilgilendirme Prof.Op.Dr. Ömer Refik ÖZERDEM
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,764 uzman makalesi arasında 'Sağlık Alanına Genel Bir Bakış ve Türkiye' başlığıyla benzeşen toplam 87 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


19:36
Top