2007'den Bugüne 85,307 Tavsiye, 26,662 Uzman ve 18,981 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Uyum ve Davranış Problemleri
MAKALE #13896 © Yazan Uzm.Psk.Ayşegül COŞKUN | Yayın Aralık 2014 | 3,372 Okuyucu
DAHA ETKİLİ ANNE BABA OLABİLMEK

Anne babaların genel olarak öğrenmek istediği konulardan biri de çocuklarının ruhsal gelişimi ile ilgili nasıl daha etkili olabilecekleridir. Çocukların yetiştirilmesinde neler yapabilecekleri, kendilerini nasıl yetiştirebileceklerini öğrenmek isterler. Her anne baba, kendine güvenen, sorunlarını çözebilen, kendine ve başkalarına saygılı, hak yemeyen, hakkını yedirmeyen, kendiyle barışık, sorumluluk duygusu gelişmiş atılgan çocuklar yetiştirmek istemektedir. Bu sonuca rastlantı ile değil, anne babaların belirli davranışları ile ulaşılmaktadır. Başka bir deyişle çocuklar için yaşadıkları iletişim ortamında aile biçimlenmektedir.

Konu bu açıdan ele alındığında bütün anne babalar iyi niyetlidir. Ama istenen sonuca ulaşabilmek için iyi niyet yetmemektedir. O sonuca giden yolu bulmak ve üzerindeki adım taşlarını bilmek gerekmektedir. Bu da etkili bir iletişimle olmaktadır. Bu konuda anne baba tutumlarına baktığımızda, anne babaların binlerce yıldır enerjilerini, çocuklarının yanlışlarını, o yanlışı yaptıkları anda düzeltmeye, onları değiştirmeye harcadıklarını görmekteyiz. Neden binlerce yıldır bu böyle sürüp gitmektedir? Çünkü başka yol bilinmemektedir. Anne babalığımızı kendi anne babamızdan gözlemlediklerimizle farkında olmadan edindiğimiz bir bakış açısı ile yapıyoruz.
Her çocuk birbirine zıt iki gereksinimle doğar. Birincisi diğerlerinden ayrı bir birey olma ve güçlü olma, ikincisi ise ait olmadır. Çocuk küçükken, onun gözünde anne babasının çok büyük bir psikolojik boyutu vardır. Çocuk büyüdükçe ve beceriler kazandıkça, kendi psikolojik boyutunu büyütmeye başlar. Bilinçli anne baba bunun farkındadır ve çocuğun artılarını kabul edip, kendini geri çeker. Çocuk birey olduğunu bağımsız davranışlarıyla gösterir. Bir, üç, altı ve onaltı yaşlar bağımsız davranışların öne çıktığı, “Ben” denen yaşlardır. Çocuğun “Ben” dediği yaşlarda anne bana “Biz”e model olabilse, çocuk da olgunlaşıp “Biz”e ulaşabilir. Bu hepimizin istediği çocuk tipi olmasına rağmen çok az insan “Biz”e ulaşabilmektedir. Neden? Kişiliğimizin 3 benlik durumu vardır; Anne Baba Benlik Durumu (Kurallar vardır ve koruyucu ya da eleştirici anne babayı yansıtır), Yetişkin Benlik Durumu (Gerçekler vardır)ve Çocuk Benlik Durumu (Duygular ağır basar. Çocuk asidir ya da uyarlanmıştır).

ÇOCUKTA UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Uyum, bireyin sahip olduğu özelliklerinin kendi benliğiyle içinde bulunduğu çevre arasında dengeli bir ilişki kurabilmesi ve bu ilişkiyi sürdürebilmesidir. Gelişim basamaklarının getirdiği doğal zorlukların yanı sıra yakın çevrenin de olumsuz etkisi ile çocukta bunlara tepki olarak çoğunlukla duygusal düzeyde bozukluklar görülebilir. Bu olumsuz tepkilere “uyum ve davranış bozukluğu” denir.

Çocuğun gelişmesi ve kişilik kazanması için en uygun çevrede, çocuğun bir çok sorunun çözülmesi ve engellerin aşılmasıyla olumlu etkinin ortaya çıkmasıdır. Bu olumlu çevre içerisinde güven vermek, anlayış, ve sevgi dolu yaklaşım barındırır. Bu çevreyi bulamayan çocuk, güvensiz olur, karmaşık duygu, düşünce ve çelişkiler içerisinde bunalır. Kimsenin kendisini sevmediği ve istemediği duygusuna kapılarak etrafındaki kişilere inancını ve güvenini kaybeder. Büyüklerin ilgisini çekmek için gereksiz davranışlar yapar ve bir süre sonra çocuğun çevre ile olan uyumu bozulur. Çocuğun bu süreç içerisinde hissettiği duygular; hırçınlık, sinirlilik, geçimsizlik, yalancılık, kavgacılık, söz dinlememe, kaygı ve korku halidir. Yaş büyüdükçe bu tür duygu ve düşünceler yerini evden ve okuldan kaçmaya, hırsızlık, sürekli başkaldırma, tüm kuralları çiğneme ve saldırganlığa bırakır.

Uyum ve davranış bozuklukları 11 altbaşlıkta sıralanabilir:
1. Parmak emme 7. Yalan söyleme
2. İnatçılık 8. Çocukta tikler
3. Saldırganlık 9. Dışkı kaçırma
4. Kardeş kıskançlığı 10. Alt ıslatma
5. Antisosyal bozukluk 11. Tırnak yeme
6. Çalma, hırsızlık
İstenmeyen uyum ve davranış sorunlarının çocuğun gelişim döneminin getirdiği normal bir davranış sorunu mu yoksa gerçekten bir davranış problemi mi sorusuna cevap verebilmek için aşağıdaki 8 kriteri değerlendirmek gerekir:
1. Yaşa uygunluk: Çocuğun yaşının ve gelişimindeki yerinin, onun davranışının normalliğini belirlemesindeki rolü büyüktür. 4 yaş çocuğu için belirli bazı korkular geliştirip anne babasının dikkatini çekmeye çalışması normal bir davranışken, 13 yaş gencinde buna nadiren rastlanır. Aynı şekilde sigara içme 18 yaş genci için az da olsa rastlanan bir davranışken, bu durum 8 yaş çocuğu için normalden sapmış bir davranış grubuna girer. Uzmanlar ve eğitimciler, benzer davranış aynı yaş grubu içerisinde ve büyük bir gurupta rastlanıyorsa bunu “normal” olarak kabul ederler.
2. Belirtinin Sıklığı: Bir davranışın bozukluk olarak nitelendirilmesindeki ikinci ölçüt yoğunluktur. Ara sıra söz dinlememe, yaramazlık yapma, huysuz veya hırçın olma ama başka birinin yanında uyumlu olan çocukların davranışları olağandır. Her söylenene zıt davranışlar gösteren; evde, okulda ve çevrede sürüp giden olumsuz davranışlar ruhsal açıdan incelenmelidir.
3. Süreklilik (ısrar): çocuğun belirli bir davranış türünü ısrarlı bir biçimde ve uzun zaman sürecince tekrar etmesidir.
4. Cinsel Rol Beklentisi: Erkeklerin, kızlara göre daha saldırgan olmaları beklenirken, erkeklere benzer saldırganlık gösteren kızların davranışı sapan davranış kategorisine girer.
5. Kültürel Faktörler: Normalden sapan davranış biçimlerinin oluşumunda, içinde yaşanan kültürel faktörler önemli yer tutar.
6. Bir Davranışın Yanında Hangi Davranışın Eşlik Ettiği: örnek: sadece kardeş kıskançlığı yeterli değildir. Bunun yanı sıra, çocukta tikler ve kaygı gibi durumlarda söz konusu ise uyumsuzluk söz konusu olabilir.
7. Çocuğun Geçmişte Yaşadığı Uyumunun Ve Normal Davranışının İncelenmesi: Bu, aileler için yararlı olacaktır. Bu sayede çocukta kırılma noktasının nerede yaşandığı ve nerede hata yapıldığı ortaya çıkacaktır.
8. Çocuğunuzun Yapısı (İçe mi Dönük yoksa Dışa mı Dönük): Bütün çocuklar duygu ve düşüncelerini davranışa dökemez. Yani içinden bir çok sorun yaşayan ama dışarıya yansıtmayan bir çocuk, davranış sorunu yokmuş gibi gösterebilir. Çocuğun sorunlarıyla tek başına mücadele etmesi sonucu yorgunluk, uyumdan ve dengeden uzak davranışlar sergilemesine sebep olabilir.

ÇOCUKTA TİKLER

Çoğu tikler, aralıkları kısa olan devreler şeklindedir. Göz kırpma, burun kıvırma, dudak oynatma, kaşları kaldırma, baş sallama, omuz silkme, surat buruşturma ve öksürme gibi ani ve basit davranış şeklidir.Tikler, tek tek veya bir orkestra örüntüsü içerisinde olabilirler. Yoğunluk ve şiddetleri değişkendir. Bir çocukta birden fazla tik görülebilir.
Bazen biri biter, diğeri başlayabilir. Çocuklar tiklerini geçici bir süre istemli olarak engelleyebilirler. Bu yüzden başkalarının yanında görülmeyebilir. Uykuda kaybolurlar, streste artarlar. Çocuk ve gencin benlik saygısında, aile yaşantısında, sosyalleşmesinde, okul başarısında güçlüklere neden olurlar. On yaşından sonra çocuklar yaptıkları bu davranışların öncesinde gelen dürtüleri farketmeye başlarlar. Dürtüler tiklerin çıktığı beden bölgesinde bir kaşıntı hissi şeklinde farkedilebilir.
➢ Tik bozuklukları çocuklar arasında oldukça yaygındır.
➢ Sağlıklı çocukların %12-14’ünde görülmektedir.
➢ Erkek çocuklarda kızlardan daha fazla görülmektedir.
➢ Şehirlerde yaşayan çocuklarda daha sık görülmektedir.
➢ Tikler en fazla 3-10 yaşları arasında görülmektedir.
➢ 7-11 yaş çocuğunda tik yaygınlığı %10’dur.
➢ Erişkinlik döneminde tiklerin şiddeti ya azalır yada kaybolur.
➢ Tik belirtileri genellikle gerginlik veren bir olay sonrasında artar.
➢ Ailenin ya da öğretmenlerin isteyerek yapıyor şeklinde çocuğu yanlış anlamaları ya da belirtileri kısıtlamak için cezalandırma, utandırma gibi yollara başvurmaları, belirtilerin şiddetlenmesine ve çocuğun gerginliğinin artmasına neden olmaktadır.
➢ Bir çocukta bu davranış bir yıldan fazla sürerse buna uzun süren tik bozukluğu adı verilmektedir.

TİK BOZUKLUĞU HANGİ ÇOCUKLARDA GÖRÜLÜR?

➢ Belirgin şekilde huzursuzluk gösteren,
➢ Fazla duyarlı, alıngan, ve sıkılgan olan,
➢ Oldukça bencil,
➢ Çabuk heyecanlanan, kolayca kızan ve kırılan,
➢ Yetenekleri üstünde zorlanan,
➢ Sürekli kardeş ve arkadaşlarıyla kıyaslanan,
➢ Yeterli sevgi ve ilgi içinde büyümeyen,
➢ Kuralcı ve titiz anne baba tutumu sergileyen,
➢ Aşağılanıp, hor görülen çocuklar arasında görülür.

ANNE-BABALARA ÖNERİLER

o Anne-baba sürekli çocuğun karşısında yer alarak, sürekli onu davranışları ile eleştirmek yerine çocuğu anlamalıdır.
o Bu davranışların onun elinde olmadan ortaya çıktığını belirterek gerginliği azaltmalı, çocuğa kendi kaygılarını bulaştırmamalıdır.
o Çocuk tikleri ev dışı ortamlarda sergilemiyor, belirli durumlarda gösteriyorsa, tiklerin ortaya çıktığı durumları gözlemlemelidirler. Bu durumlar, gerginliğin arttığı, çocuğu huzursuz eden ya da yoğun ilginin gösterildiği durumlar mıdır?
o Çocuğa korku veren olaylar, ortamlar, durumlar, kişiler ve nesneler belirlenmeli ve çocuğun bunlardan kaçınması sağlanmalıdır.
o Çocuğun duygusu öğrenilmelidir.
o İlgi çekmek amacıyla yapıldığı düşünülerek çocuğa tamamen kayıtsız kalmamak gerekmektedir. Burada da anne babanın birlikte geçirilecek kaliteli bir zaman ayırması tik belirtilerini söndürecektir.
o Çocuğu ve çevreyi rahatsız eden tikler zaman zaman yeniden ortaya çıkıyor ve bu süre bir yılı aşıyorsa ilaç tedavilerinin bu çabaya eklenmesi önerilmektedir.

YALAN SÖYLEME

Yalan söylemek, bir hatayı gizlemek amacıyla gerçeğe uygun olmayan sosyal bir girişimde bulunmaktır. Bu girişim sözle olabildiği gibi, jest, yazı ve susmayla da olabilir. Yalan, kişiliğin bir eksikliği, bencilliğe ve kolaycılığa doğru bir çıkış, kişiyi diğer insanlardan soyutlayan bir kendini reddetmedir. Anne babaların bir çoğu çocuğun gerçeğe sadık kalmasını çok erken bir dönemde isterler. Mesela, 3 yaşındaki bir çocuğun “inanılmayacak” öyküler uydurması ve taklit oyunlarından hoşlanması normaldir. Bu çocuğun hayal gücünü ve zekasını geliştirir ve yalan değildir. Çocuğun bu tutumu engellenmemelidir.
Yaşamın ilk 5 yılında çocuğun yalan söylemesi konusunda endişe edilecek bir durum yoktur. Gerçeğe sadık kalma yaşı büyüdükçe gelişen bir olgudur.
Yalanla mücadele yeterli değildir. Bunun yanı sıra, dürüstlük, açık yüreklilik, içtenlik ve sevgi içinde savaşım verilmelidir. Yalancılık olayı, çevresel faktörlerle beraber ele alınmalıdır.

ÇOCUK YALAN SÖYLEMEYİ NASIL ÖĞRENİR?

1. Arkadaşlarını taklit ederek yalan söyleme: İlk önce diğer çocukları taklit eden çocuk, hemen sonra yalanın onlara bazı olanak ve avantajlar sağladığını saplar. Arkadaşlarının “Benim gibi yapamıyorsun, çünkü sen bir korkaksın”, ya da “Gerçeği söylemekle hata ediyorsun” türünden yönlendirmeleriyle çocuk yaptığı bir hatada kendini masum gösterip cezadan kurtulmayı öğrenmiş olur.
2. Anne babasını taklit ederen yalan söyleme: Yetişkinler bazen çocuğun yalan söylemesini isterler. Mesela, “Dün gezmeye gitmedik, evdeydik diyeceksin”, ya da “Bunu babana söylemeyeceksin” gibi tembihlerde bulunarak çocuğu yalana iterler.
7 yaşından sonra çocuk sınıflandırma yapma yeteneğine sahip olur ve “Tüm yetişkinler yalan söylüyor, demekki yalan bana dendiği gibi kınanan bir davranış değilmiş” biri bir mantık yürütebilir (Yavuzer, 2008).

YALAN SÖYLEMENİN NEDENLERİ

➢ Aileye bağlılık, dayanışma, verilmiş söze saygı: Mesela, 10 yaşındaki bir kız çocuğu karnelerin alındığı gün anne babasına karnelerin verilmediğini söyler. Kötü not aldığı için anne babasının ona kızmayacağını ve onu kınamayacağını bildiği halde onları üzmeme kaygısı içinde yalan söyler.
➢ Çekingenlik: Güçlü hafızası olan bir çocuğun annesinin misafirlerin önünde şarkı söylemesini ya da şiir okumasını istediğinde “Unuttum” cevabını verir.
➢ Çocuğa fazla müdahale etmek: Bu durumda hata yetişkindedir. Yetişkin, çocuğa ait herşeyi öğrenmek ister. Bu davranış çocuğa alay edilmiş ve güçsüz duygusu yaşatır. Mesela, anne babanın sık sık kardeşini seviyor musun sorusundan bıkan çocuk, aslında onu sevdiği halde “Hayır, sevmiyorum” cevabını verebilir.
➢ İyi gelişmemiş ahlak bilinci ve grup içerisinde statü kaybetme endişesi: Çocuk bazı durumları utanç verici olarak algılayabilir. Mesela; ailenin fakirliği, cinsel konular üzerinde bilgi eksikliği gibi.
➢ Gösteriş yapmak için yalan söyleyebilir.
➢ Cezadan kurtulmak için yalan söyleyebilir.
➢ Çocuğun Dikkat Çekmek İstemesi: Mesela, kardeşiyle fazla ilgilenilen bir çocuğun annesinin dikkatini çekebilmek için “Çok hastayım” der.

ANNE - BABALARA ÖNERİLER

o Sert cezalar ve suçlamalarda bulunulmamalıdır. Bu çocuğun daha fazla yalan söylemesine yol açar.
o Çocuğunuza sakin bir şekilde eğer doğruyu söylemezse ona ne zaman inanacağınızı bilemeyeceğinizi söyleyin.
o Çocuğunuz dikkat çekmek için yalan söylüyorsa eğer ona daha fazla zaman ayrılmalıdır.
o Anne ve baba yalan tipleri arasındaki farkı görmeli ve yalandan çok, buna neden olan psikolojik faktörleri ele almalıdır.
o Yetişkinler çocuğa iyi birer örnek olmalı ve davranışlarında, çocuklarında görmek istemedikleri hatalara yer vermemelidir.
o Sık sık ne yaptıkları ya da ne gördükleri çocuklara anlattırılmalı, çeşitli bahanelerle davranışlarının nedenleri ve hataları sorulmalıdır.
o Çocuk yalan söyleme davranışından vazgeçtikten sonra, eğitimde doğruyu söylemenin gerekliliği üzerinde yeniden durulmalıdır. Çocuğa doğruluğun yararları, getireceği haz ve avantajlar elle tutulur biçimde öğretilmelidir.
o Çocukla net ve açık konuşulmalıdır.
o Aşırı duygusal bir çocuğun, kaygı ve çekingenlik yüzünden yalan söylediği bilinmeli, bunu gidermek için ona güven verilmeli, öfke ve kınama tepkilerinden kaçınılmalıdır.
o Çocuğu yalana itecek durumlara meydan verilmemelidir (Cezalandırmak, suçlamak, kınamak gibi). Çünkü yalan söyleme davranışını iyileştirmek önlemekten daha zordur.
o Suçluluk duygusu yalanı itiraf etmeyle son bulur. Çocuğun itiraf etmesine yardımcı olunmalıdır. Aile çocuğu kendisiyle çevresiyle barıştırmalıdır. Aksi takdirde, itiraf etmenin bir değeri yoktur.
o Çocuğa bu mücadelenin onun iyiliği için yapıldığı anlatılmalıdır.
o Çocuğa özgüven aşılanmalıdır.
o İyi bir güven ilişkisi kurulmalıdır. Bunun yolu, etkili iletişimden geçer.

KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Anne sevgisinden mahrum kalma korkusu, çocuğun bir kardeşi olacağını öğrendiği anda kafasını meşgul etmeye başlar. Çünkü, yeni gelen bebeğin yoğun bir ilgi ve bakıma muhtaç olması onun daha çok sevildiği şeklinde yorumlanmakta ve kıskançlığa sebep olmaktadır.

Kıskançlık, beklenen ilgi, sevgi, ve şevkat eksikliğin karşı verilen doğal bir yanıttır. Kişinin sakladığı kızma duygusu, gücenme olarak da tanımlanabilir.Kardeş kıskançlığından doğan düşmanlık bazen kardeşe değil, anneye yönelir (çocuk söz dinlemez, yatağını ıslatır, yemek yemez). Çocuğun tek amacı dikkat çekmedir. Bunun yanı sıra bu düşmanlık kendine de dönebilir (tırnak yeme, parmak emme).
Kardeş ilişkisinin mekanizmasında dört önemli faktör rol oynar:
a) Annenin tutumu (evlat ayrımı),
b) Çocuğun sosyal yeri özellikleri (sıra, yaş, cinsiyet gibi),
c) Anne babanın anlaşmazlığı, çocukların taraf tutmaya zorlanması,
d) Ebeveynin kardeşliğe karşı ilgisiz tutumu.
Küçük kardeşe duyulan kıskançlık türünde, çocuk genellikle saldırgandır. Kardeşine vurma, ısırma sık rastlanan davranışlar arasındadır. Örnek:
Boğmaca olan 5 yaşındaki çocuğa, doktorun: “Eğer kız kardeşinin yanında öksürürsen, o da hastalanır ve artık bir daha kız kardeşin olmaz,” demesi üzerine çocuk birçok kez kardeşinin yüzüne öksürürken yakalanmıştır.

ANNE-BABA VE BÜYÜK ÇOCUK

Anne baba, genellikle ilk çocuğa diğerlerinin doğumundan sonra farklı davranırlar. İlk çocuk her zaman daha farklı kabul edilir. Bir çok anne ilk çocuğuna daha fazla önem göstermiştir. Bununla birlikte genç ebeveynde deneyim eksikliği vardır.
Bu da aşırı hoşgörü ve kızgınlık arasında gidip gelen davranış değişikliklerine neden olur. Tek çocuk bir anda büyük çocuk olur. Bazı sorumluluklar üstlenmek zorunda kalır. Daha önceden bu ortama alıştırılmamışsa, kardeşini anne babasının sevgisini paylaşmak zorunda olduğu bir varlık olarak görür. Bir de, ailenin ilgisi kesilmişse kendini terk edilmiş hisseder.

KISKANÇLIK BELİRTİLERİ

➢ Emekleme
➢ Okula gitmede isteksizlik
➢ Saldırganlık
➢ Bebekçe konuşma
➢ Anne babasının sevgisini sık sık onaylatma
➢ Biberonla beslenmeye dönme
➢ Alt ıslatma
➢ Tırnak yeme
➢ Parmak emme
➢ Yemek yememe
➢ Kendine acıma
➢ Kabus görme
➢ Yalancı fizyolojik ya da biyolojik ağrılar
➢ Huzursuzluk ve hüzün
➢ Anneye aşırı bağlılık ya da anneye duyarsızlık

ANNE-BABALARA ÖNERİLER
o Yeni doğan bebekle fazla ilgilenip büyük çocuğu unutmamalı; çocuğun okul yaşamı ve oyunları ile ilgilenilmelidir.
o “Büyük çocuğun kardeşini rakibi gibi görmesi geçicidir.” Şeklinde düşünülmemelidir.
o Büyük çocuğa aile içindeki yeri anlatılmalı ve yaşadığı güçlükler birlikte çözülmelidir.
o Büyük çocukla kardeşleri arasında sosyal ilişki zemini hazırlanmalıdır. Böyle bir ortam oluşturmak için, çocuğa bebeği koruma görevi vermek yeterli olabilir. Büyük çocuk kız ise, anne ile birlikte kardeşlerine bakabilir. Bu şekilde sevgisinin bir kısmını kardeşine verir ve anneye olan bağımlılığından kurtulur. Büyük çocuk erkek ise, kardeşlerini korumaktan gurur duyar. Bu prestijin çocuğun gelişiminde sosyalize edici bir görevi vardır. Çocuk duygusal kırıklık şokunu atlatır.
o Kardeşler arası kıyaslamadan kaçınmak gerekir.
o Büyük çocuk küçük düşürülmemelidir.
o Büyük çocuğa aşırı ayrıcalık verilmemelidir.
o Sevdiği eşyalarını vermek istemediğinde zorlanmamalıdır.
o Büyük çocuktan yaşının üstünde davranması beklenilmemelidir.
o Çocuk daha kardeşi doğmadan psikolojik olarak hazırlanmalıdır.
o Eğer anne bebekle ilgileniyorsa, baba da büyük çocukla ilgilenmelidir.
o Baştan itibaren sevgi paylaştırılmalıdır.
o Aşırı kaygıyla çocuk bebekten uzak tutulmamalıdır.
o Küçükken aynı bakımın ona da yapıldığı anlatılmalıdır.
o Paylaşmanın önemi kavratılmalıdır.
o Anne ve baba kardeşler arasında arabuluculuk yapmamalıdır.
o Gerçek suçlu kim araştırma yoluna başvurup, cezalandırmaya gitmemelidir.
o Eğer küçük çocuk daha zeki, daha güzel, daha başarılı ise bu belirtilmemelidir.

SALDIRGANLIK

Çocuklar onlara ilk anda hoş gelen, heyecanlandıran, gücünü ortaya koyan şeyleri yapıp denemek isterler. Vurmak, ısırmak, saçından çekmek caziptir, heyecan vericidir. Çünkü bu çocuğun güçlü olduğunu, kuvvetini, elinin çabukluğunu göstereceği en kısa yoldur. Çocuk sürekli bu yolla başarılı olmakta olduğunu görünce, istediklerini vurarak, iterek elde etmeye alışınca, hatta artık diğer çocuklar o vurmadan, tekmelemeden onun istediklerini yapar olunca çocuk kendi isteklerini ifade etmek için başka bir yol göremez, bilmez.

Diğer yandan birçok ailede erkek çocukların süratle vurması veya tekme atması genellikle normal görülür. Hatta “Görüyor musun yaramazı, kaşla göz arasında ne yaptı” derken biraz da memnuniyet, hayranlık dile getirilir. Çoğu kez “erkek çocuğu dediğin biraz haylaz, yaramaz olmalı” denilerek çocuğa rolü verilir ve bu rol onaylanır da. Kız çocuğu yapmaz, yapmamalı, kıza yakışmaz, ayıp derken”, “ama o erkek, doğasında var, ne yapsan engelleyemezsin” denilir Çoğu durumda, yaşamın bir çok alanında zaten erkek çocuğu eğer erkek gibi erkek olmak istiyorsa vurucu olması gerektiğini ve erkek rolünün de bu davranış biçimi olduğunu görmektedir. Kız çocuğu da kendileri lehine durumu değiştirmek için saldırıyı yavaşça ve sessizce yaparlar; cimcikleyerek ve sessizce saç çekerek.

➢ Genellikle kendini sözlü olarak iyi ifade edemeyen, ifade ve konuşma zorluğu olan ve de konuşabilmek için tez canlı, sabırsız olan çocuk için ısırmak, tükürmek tavır almaya veya derdini anlatmaya göre en kolay ve hızlı yoldur.
➢ Dikkat çekmek isteyen çocuklar saldırganlığa başvurur.
➢ Genelde özgüveni düşük olan çocuk, en azından fiziksel olarak güçlü olduğunu göstermek ve bunu sürekli olarak ispat etmek ister. Böyle çocukların genellikle sosyal deneyimi azdır.
➢ Çocuk diğer çocukların mimiklerine, bakışlarına, tavırlarına pek anlam veremez, anlayamaz ve her zaman, en sıradan, doğal bir durumda bile kendisine karşı bir tavır olduğunu düşünür, kendilerini sürekli tetikte ve savunmada tutarlar.

ANNE -BABALARA ÖNERİLER

o Çocuğun sosyalleşebilmesi amacıyla arkadaşlarıyla sık sık görüştürülmesi sağlanmalıdır.
o Çocuğun yaptığı iyi yaptığı şeyler bulunmalıdır. Şüphesiz onun da saldırmadığı, farklı davrandığı durumlar oluyordur. Bu durumlar gözlenmeli ve ödüllendirilmelidir.
o Çocuk saldırgan davranış gösterdiği anda ilk önce kurbanla ilgilenilmelidir. Aksi takdirde çocuk istediğini elde edip ilgiyi üzerine toplamış demektir.
o Çocuğa özgüven verilmelidir.

1. BİLGİSAYAR OYUNLARININ ÇOCUK RUH DÜNYASI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Televizyon, bilgisayar oyunları, internet gibi teknolojinin olanakları bu yoğunluk içinde birçok özelliği ile aile yaşantısına girmekte, anne babanın işini kolaylaştıran ya da zorlaştıran bir işlev üstlenmektedir.
Yirminci yüzyılın hedefi televizyonsuz ev kalmamasıydı ve bu başarıldı. Yeni hedef bilgisayarsız ev kalmaması… çocukların televizyon başında geçirdikleri zamana şimdi bir de bilgisayar başında geçirdikleri zaman eklendi. Sokak oyunlarının nesli giderek tükeniyor. Artık bilgisayar oyunları, kedi köpek yetiştirmek yerine çevreyi kirletmeyen, veterinere ihtiyacı olmayan şarkı söyleyip dans eden evcil robot hayvanlar besleniyor. Sanal arkadaşlar, sanal ev hayvanları ve sanal oyuncaklarla büyüyen çocuklar sokağa çıkmaktan hoşlanmaz oldular. Sokağa çıkmanın tek amacı birşeyler elde etmek olmaya başladı. Dolayısıyla ev, akraba, yaşıt ilişkileri sınırlanmaya başladı. Bunun çocuk ve gençlerin sosyalleşmesini etkileyeceğini düşünüyorum.

2. TELEVİZYON İZLEMENİN VE BİLGİSAYAR OYUNUNUN DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUĞA ETKİLERİ

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda temel sorun kurallı ortamda dikkat süresinin kısalığıdır. Ders dinleme, ödev yapma ya da misafirlik gibi uzun süreli oturmalar ve izlemenin gerektirdiği etkinliklerde zorlanma şeklinde kendini gösterir. Dikkat eksikliği olan çocuklar ortalama ya da üzerinde zihinsel beceriye sahip oldukları halde bunu ders başarısına yansıtamayan çocuklardır. Bu da disiplin ve ders başarısı ile ilgili sorunlara neden olmaktadır.
Bu çocukların beyinlerinde dikkati sürdürme ve davranışlarda denetimi sağlayan dikkat ile ilgili merkezlerin işlevinde sorun yoktur, hatta bir miktar dikkat merkezinin denetim eksikliğinden dolayı düzensiz bir hız vardır.
Bilgisayar oyunlarında, belki başlangıçta oyunun kurallarını öğrenme döneminde dikkat merkezi bir miktar çalışacaktır. Daha sonra giderek artan bir hızda tekrarlayan uygulamalar şeklinde bir işlem başlar. Burada artık dikkat merkezinin işlevi azalmaya başlayacaktır. Dikkat eksikliğinin bir özelliği olarak zaten hızlı olan merkezlerin sürekli tek taraflı çalışması, sorunu çözmek yerine daha da güçleştirecektir. Ayrıca çocuğun doğasına uygun olarak beceriksiz olduğu, ders çalışmaya tercih edilecek ve zorluklar giderek artacaktır.

3. BİLGİSAYAR OYUNLARINDA ŞİDDET VE SOSYAL HAYAT ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

• Bilgisayar oyunları içerisinde şiddete dayalı oyunların yaklaşık olarak yüzde 60-75 olduğu söyleniyor. Bu da oyunlarda sürekli olarak şiddetin bir sorun çözme aracı olduğu mesajı işlenirken insani duyarlılığın gelişimi önleniyor.
• Amaca ulaşmak, yenmek daha fazla kişiye hükmetmek için şiddet, büyü, sihir dahil her yol kullanılıyor. Bu şekilde erken yaşlardan itibaren çocuklara istediği şeye sahip olmak için ne gerekiyorsa yapma güdüsü ve şiddet aşılanmış oluyor.
• Ailelerin bilmesi gereken başka bir şey ise, çocukları asıl şiddete yönelten şeyin gerçek yaşamlarında şiddetle yüz yüze gelmeleri olduğudur.
• Sanal ortamdaki gerçeküstü yaratıklar ve canavarlar nedeniyle çocuklar çeşitli korkular geliştirmektedirler.
• Kendine çok fazla güveni olmayan, çevresiyle ilişkileri iyi olamayan ve uygun sosyal ortamlar bulamamış bireyler bilgisayar oyunlarındaki rollerinde kendilerini gerçekleştirmeye çalışabilirler ve bu rolün etkisine kendisini çok fazla kaptırıp, sadece o dünyada mutlu olmayı tercih edebilirler. Bu durum, çocuğun gerçek dünyada sağlıklı sosyal ilişkiler kurmasına engel olabilir.
• Özellikle ergenlik döneminde yoğun olarak hissedilen yalnızlık, aileye karşı öfke ve kırgınlık bu çocukları çevrelerinden uzaklaştırmışsa dünyalarına giren farklı guruplar onları daha kolay etkileri altına alabilir.

ANNE-BABALARA ÖNERİLER


o Aile içinde şiddet yaşanıyorsa, bir ceza aracı olarak dayak kullanılıyorsa, çocuk da şiddete yönelecektir. Bu nedenle çocukların saldırganlık göstermelerinin tek nedeni olarak şiddet içeren bilgisayar oyunlarının gösterilmesi doğru değildir; burada ailenin kendi tutumuna bakması gerekir.
o Çocuğa olan sevgi hissettirmeli ve olumlu bir ortam oluşturulmalıdır.
o Çocuğun sosyal yönünü geliştirecek ortam oluşturulmalıdır (aile içi sohbetleri, dışarı gezmeleri, vb).
o Çocukla etkili iletişim kurulmalıdır.
o Çocuğun izlediği televizyon programlarında ve oynadığı bilgisayar oyunlarında yönlendirici olunmalıdır.

ALT ISLATMA (ENÜREZİS)

Enürezis’in çok eski bir tarihi vardır; Milattan Önce 1550’lerde Mısır tıp tarihi zamanından beri çalışılan bir alandır.
Genellikle çocuklar, mesane kontrolü gerçekleşinceye kadar geceleri altlarını ıslatırlar. Gündüz kontrol 2 yaşlarında, gece kontrol ise 3,5-4,5 yaşları arasında kazanılır. Çocuklarının hemen hepsinin idrar ve dışkı kontrolünü kazandıkları 4 yaşından sonra alt ıslatmanın devam etmesine “enürezis” denir.
Erkeklerde kızlara oranla 2 kat daha fazla görülür.
Gelişimsel olarak; önce kaka denetimi, sonra gündüz denetimi, sonra gündüz idrar denetimi ve son olarak da gece idrar denetimi şeklinde gelişir.
Enürezis sıklığı;
• 5 yaşındakilerde %5-10,
• 10 yaşındakilerde %3-5,
• 15 yaş ve üzerindeki bireylerde yaklaşık %1’dir.
ALTTİPLERİ:
1. Noktürnal:
• En sık görülen alt ıslatma tipidir.
• İdrar kaçırma sadece gece uykusunda olur.
• Uykunun 1/3’lük bir bölümünde (Yani uyuduktan 2-3 saat sonra) görülür.
• Çocuk idrar yapma eylemini içeren rüyasını hatırlayabilir.
• Kişi hiçbir zaman tuvalet eğitimini alıp idrarını tutamamıştır.

2. Diurnal:
• İdrarın çocuğun uyanık olduğu saatlerde kaçırılmasıdır.
• Kızlarda erkeklere göre daha sıktır.
• Dokuz yaşından sonra nadiren ortaya çıkar.
• Diurnal kişiler ikiye ayrılır. 1. “Sıkışma” 2. “Boşalmanın ertelenmesi.”
• Boşalmanın ertelendiği gurupta bazen toplumsal kaygıya bağlı tuvalet kullanamama yüzünden ya da okul uğraşları ve oyuna dalmanın bir sonucu sıkıştırma, kaçırma ile sonuçlanana kadar bilinçli olarak ertelenir. Bu gurupta yıkıcı davranış semptomları vardır.
• İdrar kaçırma en sık okulda öğleden sonra ilk saatlerde görülür.
• Belirli bir idrar tutma döneminden sonra bu bozukluk gelişmiştir.
• Diurnal enürezis için en yaygın başlangıç yaşı 5 ile 8 yaşları arasındadır.

3. Noktürnal ve Diürnal: Bu alttip yukarıdaki iki alttipin bir bileşimidir.

DSM-IV-TR (KLİNİK PSİKOLOJİ TANI ÖLÇÜTLERİ EL KİTABI)’ A GÖRE ENÜREZİS’İN KLİNİK AÇIDAN ÖNEM KAZANMA KRİTERLERİ:
➢ Yatağa ya da giysilere yinelenen bir biçimde idrar kaçırma (istemsiz ya da amaçlı olarak).
➢ En az ardışık 3 ay, haftada 2 kez ortaya çıkan bir sıklıkta olması ya da klinik açıdan belirgin bir sıkıntı doğurması ya da toplumsal, okulda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulma yapması ile belirli olmak üzere bu davranış klinik açıdan önemlidir.
➢ Takvim yaşının en az 5 olması (ya da eşdeğer bir gelişim düzeyi). Bu davranış sadece genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.


AİLESEL ÖZELLİKLER VE ENÜREZİS’İN NEDENLERİ
➢ Enürezis olan çocukların yaklaşık %75’i bu bozukluğu olan birinci dereceden akrabalara sahiptir.
➢ Sosyoekonomik düzeyi düşük olan, aile içinde yeterli duygusal etkileşimden yoksun, nörotik ve uyumsuz çocuklarda daha sık rastlanır.
➢ Enürezis öyküsü olan ebeveyne sahip çocuklarda enürezis riski beş ile yedi kat daha fazladır.
➢ Anne babanın tuvalet eğitimini çok sert bir biçimde vermesi; çocukta korku, hiddet ve endişe uyandırır.
➢ Yaşanan sıkıntılı yaşam olaylarına (kardeş doğumu, anne baba tartışması, boşanma, okul-öğretmen değişikliği gibi) bağlı olarak ortaya çıkan uyum zorluğu sonucunda görülebilmektedir.
➢ Erken başlatılan ve kusurlu tuvalet eğitimi, idrar kesesinde kasılma azlığı ya da nörofizyolojik bozukluk bir bozukluk olabilir.
➢ Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumu ile çocukta bebeksi kalma eğilimi de tuvalet eğitiminin uzamasına neden olabilmektedir.

ANNE-BABALARA ÖNERİLER

o Kapasitesi küçük olan idrar kesesi yatağa gitmeden önce boşaltılmalıdır.
o Çocuk derin uykudayken uyandırılarak tuvalete götürülmelidir (Uyuduktan 2-3 saat sonra).
o Başlangıçta belirli br çiş denetimi sağladığı halde, yaşadığı zorluklar nedeniyle yeniden idrar kaçırmaya başlayan çocuklarda çevresel zorluklar ele alınmalıdır ve desteklenmelidir.
o Uyku derinliğini azaltan, idrar kesesinin kapasitesini arttıran, çocuğun sıkıntı/kaygılarını azaltan ya da gece idrar oluşumunu düzenleyen hormondaki yetersizliği düzenleyecek ilaç tedavileri başlanılabilir.
o Okul çağındaki çocukların hala alt ıslatması durumunda, anne babalar, çocukların organik rahatsızlığı ya da duygusal sorunu olduğundan endişe ederek gerekli önlemleri almalıdırlar. Aksi takdirde, bu durum sadece anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkiyi bozmakla kalmaz, çocuğun arkadaş ilişkilerini de olumsuz etkiler.
o Ailenin çocuğu ile kurduğu iletişimde tutarlı ve kararlı olması önemlidir.
o Alaycı ve küçümseyici tavırlardan kaçınılmalıdır.

TIRNAK YEME

Tırnak yeme alışkanlığı 3-4 yaşlarında fazla görülen bir davranış biçimi değildir. Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Çocukların %33’ünde tırnak yeme davranışı görülür.

TIRNAK YEMENİN NEDENLERİ
➢ Aile içinde aşırı baskıcı ve otoriter bir eğitimin uygulanması.
➢ Çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi.
➢ Anne babanın çocukları arasında ayrım yapması sonucu hissedilen kıskançlık.
➢ Yetersiz ilgi ve sevginin getirdiği sıkıntı ve gerginlik.
➢ Anne baba anlaşmazlıkları ve sık sık kavga etmeleri.
➢ Anne babanın kaygı düzeyinin yüksek olması ve çocuğu aşırı korumaları.
➢ Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum.
➢ Uyku, iştah ve yeme sorunu olan çocuklarda görülebilir.
➢ Aile içinde tırnak yiyen bir modelin çocuk tarafından taklit edilmesi.

ANNE-BABALARA ÖNERİLER

o 3-4 yaşlarına kadar çocuğun bu davranışı görmezden gelinmelidir.
o Çocuğun bu alışkanlığı kazanmasına neden olan etkenler saptanarak konuya çözüm getirilmelidir.
o Çocuğa yapabileceği sorumluluklar verilerek özgüven aşılanmalıdır. Çünkü çocuğun kendini güvensiz hissetmesi halinde bu alışkanlığa yeniden başlayacaktır.
o Çocuğun gururu okşanarak, tırnak yemenin O’nu ne kadar çirkin yapabileceği telaşsız bir şekilde anlatılmalıdır.
o Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir.
o Küçük çocukların kaygı ve korku yaratıcı televizyon filmlerini izlemeleri, kavgaya şahit olmaları çocuğu heyecanlandıracağı için çocuk bunlardan uzak tutulmalıdır.
o Kız çocuklarına manikür malzemesi alınarak, tırnaklarının manikürlü ve yenmiş biçimlerinin arasındaki fark gösterilmelidir.
o Çocuğun tırnaklarına acı oje sürülmelidir.
o Çocuğun çevresindeki yetişkinler ve arkadaşları ile olan iletişimin etkili olması sağlanmalıdır.


“Kusursuz olmayı istemek , gerçekleşimesi mümkün olmasa da, kişinin ilerlemesini sağlar.”
Samuel Johnson

KAYNAKLAR
1. Developmental Psychopathology - From Infancy Through Adolescence, Patricia K. Kerig, Charles Wenar, New York 2006.
2. Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı (DSM-IV-TR), Amerikan Psikiyatri Birliği, Ankara 2007.
3. Beneath The Mask, Robert N. Sollod, John P. Wilson, Christopher F.
Monte, 2009.
4. Çocuk ve Gençlik Ruh sağlığı, Prof. Dr. Selahattin Şenol, Ankara 2006.
5. Ana-baba ve Çocuk, Prof. Dr. Haluk Yavuzer, İstanbul 2009.
6. Çocuk Psikolojisi, Prof. Dr. Haluk Yavuzer, İstanbul 2008.
7. Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirme, Gael Lindenfield, Ankara 2004.
8. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları II, Prof. Dr. M. Orhan Öztürk, Prof. Dr. Aylin Uluşahin, Ankara 2008.

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Uyum ve Davranış Problemleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ayşegül COŞKUN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ayşegül COŞKUN'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ayşegül COŞKUN'un Makaleleri
► Çocuklarda Davranış Problemleri Psk.Bilge Kağan BÜYÜKKELEŞ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,981 uzman makalesi arasında 'Uyum ve Davranış Problemleri' başlığıyla benzeşen toplam 31 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kaygı Bozukluğu Nisan 2016
► Sınav Başarısı Nisan 2016
► Anaokuluna Başlarken Aralık 2015
► Şiddet,televizyon,internet Aralık 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


12:05
Top