2007'den Bugüne 79,353 Tavsiye, 25,457 Uzman ve 17,757 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Nesiller Arası Aktarım ve İkame Çocuk
MAKALE #20390 © Yazan Uzm.Psk.Rüveyda ÇELENK YILMAZ | Yayın YENİ Şubat 2019
Kişiliğimizi, seçimlerimizi, korkularımızı ve ideallerimizi ne belirler? Bazen tamamen kendi kontrolümüzde sıradan bir hayat sürdüğümüzü zannederken aslında ebeveynlerimizin bitmemiş meselelerini tamamlamaya çalışarak bir ömür geçirdiğimizin farkında mıyız?

Ne yazık ki çoğumuz bunun farkında değiliz. Farkına varmadan da kendi hayatlarımızın dizginlerini ele alamayız. Atalarımızın trajik yaşantıları, bitmemiş meseleleri, tutamadığı yasları gerilerde kalmış gibi görünse bile, aslında bizimle beraber varlığını sürdürüyor olabilir. Ve bizler bunu gerçekten geride bırakıp, gelecek nesillere aktarmamak için bir şeyler yapmalıyız. İşte bu yazıyı bu yüzden yazıyorum.

Abraham ve Torok (1994) bu durumdan sülale hafızasında yatan nesiller arası bir hayalet olarak bahsediyorlar. Bu hayalet gizlice yaşayanların hayatını etkiliyor. Özellikle de yaşanan trajik olaylardan hiç bahsedilmeyen aileler aktarım bağlamında en riskli olanlar. Böyle ailelerde bireylerin içten içe bildiği geçmişte yaşanan üzücü herhangi bir kayıp, olay vardır. Fakat bu olayın sözü geçirilmez. Hatta yeni nesilden bu konuyu soranlar olunca herkes sessizliğe bürünür ve konu geçiştirilir. Keşke söze dökülmeyerek konunun etkileri hayatlardan da çıkabilseydi. Oysa en derin dışsal sessizlik, en yayılmış içsel etkiye sahiptir (Bucci, 2013).

Yine buna benzer olarak ebeveynlerinden olumsuz etkilendikleri gerekçesiyle onlarla ilişkilerine sınır koyan ve onlardan kilometrelerce uzaklaşan insanlar görüyorum. Böylece ailelerinin olumsuz etkilerinden de uzaklaşabileceklerine ve hayatlarının kontrolünü kendi ellerine alabileceklerine inanıyorlar. Hatta bu insanlardan bazıları danışan koltuğuna oturduklarında ailelerinin onların hayatında hiçbir etkisi olmadığını da iddia ediyor. Aslında bu büyük bir yanılgı. Çünkü ne kadar uzağa kaçarlarsa kaçsınlar zihinlerinde ailelerinin zihinsel temsillerini, sinir sistemlerinde ailelerinin imzalarını ve birikmiş gerilimlerini de beraberlerinde götürüyorlar. Hatta ebeveynleri ölse bile bu durum değişmiyor.

Araştırmalara göre, çözülememiş travmalar anne-bebek bağlanmasını olumsuz etkileyerek dizorganize bağlanmaya sebebiyet verebiliyor (Bowlby, 1077). Ayrıca insan eliyle yaşanılmış travmaların yol açtığı ekstrem deneyimlerin sadece ikinci değil, sonraki nesillere de etkisi oluyor (Schwerdtfeger & Nelson Goff, 2007). Nesiller arası aktarım süreci sinir sistemlerinin etkileşimiyle, masallarla, anılarla, bakışlarla, mimiklerle, verilen dolaylı tepkilerle inceden inceye yıllar boyunca işleniyor. Bir nesilden diğerine ebeveynin bir özelliği veya temel bir deneyimiyle özdeşleşme yoluyla aktarım oluyor.

Aslında her çocuk ebeveynlerinin birçok yönüyle özdeşim kurar. Yani ebeveynlerinin sorunlarla başa çıkma yöntemlerini, hayallerini, ideallerini, korkularını, bazı kişilik özelliklerini içe alarak gelişen kendiliğine katar. Sağlıklı çocuk ebeveynlerinin özelliklerini kendi süzgecinden geçirerek özgün bir kendilik oluşturur. Bu normal bir süreçtir. Ancak bazı durumlarda, ebeveynlerin başa çıkamadıkları travmatize olmuş imgeleri de bilinçdışı olarak çocuklarının gelişen kendilik imgelerine yüklenir. Böyle bir durumda çocuk ebeveynlerinin deposu haline gelir. Ebeveyn kendi başa çıkamadığı imgeleri ve bilinçdışı materyali yansıtmalı özdeşim çocuğunda depolamış olur. Bu yüzden aslında ebeveynleri ile alakalı olan patolojik durumlar sanki kişinin içinden geliyormuş gibi olur. Kişi bazen sadece ona biçilen rolü oynadığı bir hayatı yaşar. Kendisi doğmadan çok önce yaşanan bu travmaların etkilerini yaşayarak buna anlam arar. Aslında ebeveyni tamir etmeye çalışır. Ebeveynin baş edemediği öfke, utanç ve çaresizlik tamir için çocuğa geçer.

Bazen ilk nesildeki kişi birini kaybetmiş ve yasın bir sürecinde sıkışmıştır. Bu yüzden donuktur. Bu süreç ve kayıplardan acı bir şekilde ayrılmanın sonucunda bilinçdışı olarak ikinci nesile çözüm görevi yükler. O yüzden kaybın etkilerini daha çok ikinci nesilde görürüz. İkinci nesilde kişilik bozuklukları, sahte kendilik, anksiyete bozukluğu vs görülebilir. Yine ikinci nesil doktorluk, psikologluk, sosyal hizmet uzmanlığı gibi insanlara yardım edebileceği bir meslek seçebilir. Bu semptomlar ikincide görülmezse üçüncüde görülebilir.

Bir kişi sevdiği birini trajik bir şekilde kaybettiğinde yeni nesilden birine ölmüş olanın zihinsel temsillerini aktarıyorsa bu yeni nesilden olan çocuğa “ikame çocuk” diyoruz. Vamık Volkan’a ait olan “ikame çocuk” kavramı söz öbeği olarak bizlere yabancı gelse de yaşantısal olarak oldukça tanıdık. Birçoğumuz geçmişten gelenlerin ikamesi olduğumuz halde bunun farkında değiliz. İkame çocuk ölmüş olan çocuğun yerine geçerek ona yüklenen misyonu gerçekleştirmeye çalışır. Geçmişin hayal kırıklıklarını kayıplarını telafi etme görevini üstlenir.

Özellikle bizim kültürümüzde ata ve kaybedilen çocuk isimlerini yaşayan çocuklara verip tabir-i caizse ölmüşleri “çocukta yaşatmayı” pek bir severler. Onlara göre bu sadece bir saygı ifadesi ve isim benzerliğidir. Oysa gerçekte bu çocuğun hayatını ve seçimlerini doğrudan etkileyen bir müdahaledir. İsimleri bünyesinde taşıyan ve cisimleştiren çocuğu kendi hayatı olmayan bir hayatı yaşatarak hapis tutarlar. Bu çocukların içinde her zaman aslında olduğundan başka bir kişi olması gerektiğini söyleyen bir ses vardır.

Bu noktada yazıya konuya bir örnek olarak kendi babaannemin babasının hikayesini anlatarak devam etmek istiyorum. Babaannemin babası Ahmet Bey, Süleymaniye’de yaşayan bir Osmanlı Subayı. I. Dünya Harbinde savaşmak üzere doğu cephesinde, Sarıkamış’ta görevlendiriliyor. Kendi ifadesine göre Sarıkamış’a gitmeden aklında kalan son şey evlerinin damından ona el sallayan karısı ve iki çocuğunun görüntüsü. Aslında bu an, Ahmet Bey’in onları en son gördüğü an. Nitekim o Sarıkamış’ta savaşırken karısı ve iki çocuğunun vebadan öldüğü haberi geliyor. Normal şartlarda, böyle bir kayıp yaşayan kişinin önce keder ve onu izleyen bir yas sürecine girmesini bekleriz. Yas bizim bir kayıp karşısında verdiğimiz doğal tepkidir. Eğer kişi kayba psikolojik hazır değilse kişide şok tepkisi olur. Diğerleri öldüğü ve kendisi hayatta kaldığı için kişi suçluluk duyar. Bunu inkâr, öfke, pazarlık gibi süreçler takip eder ve keder süreci sona ermeden yas süreci başlar. Kaybedilen şeyin artık gerçeklikte bir geleceği olmadığında yas süreci sona erer.

Ne yazık ki cephedeki büyük dedem için koşullar yas tutmaya elverişli değildi. Bir yandan ailesini kaybetmiş, bir yandan vatan toprağı tehlikede, diğer yandan silah arkadaşları ölüyor… Bu zor şartlarda hissetme ihtimali olan yegâne duygular çaresizlik ve şok olabilirdi. Manidar bir şekilde savaştan sonra bacakları yarı kötürüm oluyor. Bunun soğukla ilgilisi olsa da yaşadığı çaresizlik ve şok duygularının da psikosomatik etkileri olabileceğini düşünüyorum.

Sarıkamış’tan Erzurum’a geçen büyük dedem Kazım Karabekir ve arkadaşları tarafından yalnız kaldığı gerekçesiyle babaannemin annesi ile evlendiriliyor. O sırada Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor ve büyük dedemin doğduğu, büyüdüğü topraklar, ata mezarları, akrabaları, alışkın olduğu yemekler, dil, ritüeller sınırın diğer tarafında kalıyor. Bu hem fiziksel hem de psikolojik bir sınır aslında. Yani ben toprak bölünmüşlüğünün birçok kişide içsel bölünmüşlüklere de yol açtığını düşünüyorum. Henüz karısı ve iki çocuğunun yasını tutamadan ve savaş sonrası travmayı atlatamadan bir de istemsiz bir göç şekilde etmiş oluyor.

Bu coğrafya göç hikayelerine aşinadır. Birçoğumuzun atalarının böyle hikayeleri vardır. Göç gönüllü olursa ve kişi eski aidiyetini kaybetmezse, geride bıraktıkları ile yeni karşılaştıklarını birbirine entegre edebilir. Bu şekilde her iki yere de ait hisseder. Ancak göç zorunlu olursa ve bir de üstüne yerleşik patolojik yas yaşanırsa, ne yazık ki kişi geçmişi geride bırakamayacağı için yeni yere de adapte olamaz. Dışsal olarak adapte olmuş görünse bile iç dünyasında eksik kalan şey onu bilinçli veya bilinçdışı olarak rahatsız eder. Yası sürekli sürdüğü için kendine eski acısıyla bağlantı kuracak şeyler bulur. Sürekli bir vatan özlemi çeker. Yaşam enerjisini de bu tür şeylere aktarır. Göç edilmiş olunan yerin hukuksal, kültürel, dini, siyasal ve tıbbi açıdan güven vermesi ve kişilerin eski aidiyetlerini aşağılamaması kişilerin adaptasyonunda ve yas süresinde yardım eder. Yani devletler gelenleri entegre etmek istiyorsa, böyle politikalar yürütmeleri iyi olabilir.

Yeniden büyük dedeme gelirsek; I. Dünya Savaşı’nda savaşmış bir Osmanlı Subayı iken cumhuriyetten sonra birazda Irak’ta sıkça gitmesi sebebiyle binbaşılığında erken emekli oluyor. En büyüğü babaannem olmak üzere dört çocuğu oluyor. Çocukları küçükken onları Irak’a götürüp gezdiriyor. Bundan yıllar sonra babaannem en canlı anılarının babasıyla çıktığı Irak seyahati sırasında olduğunu söylemişti. Babası ile bir sürü anısı olan babaannemin bana özellikle bu anısından bahsetmesi oldukça manidar. Babası sadece Irak’ta iken gerçekten canlı hissediyor ve bunu çocuklarına yansıtıyor olmalıydı. Tabii ben bunları yıllar sonra anlayabiliyorum.

Büyük dedem hastalıklar konusunda çok hassas ve çocuklarının hasta olmalarından çok korkuyor. Rahmetli babaannem de öyleydi. Iraktaki ailesinin vebadan ölmesinden sonra ikinci ailesini korumaya çalışıyor olabilirdi. Yerleşik patolojik yas tutan kişiler geçmiş, bugün ve gelecek arasında içsel bir ayrım yapamazlar.

Büyük dedem kızına, yani babaanneme kendi travmatik imgelerini depolamıştı. Fakat babaannem bu bilinçdışı görevleri gerçekleştiremedi. Tek oğlu oldu: babam. Babama hamileyken –o zamanlar hamile olduğunun farkında değil- rüyasında kendi babasını görüyor. Babası babaanneme elindeki bebeği uzatıyor ve adını ne koyacaksın diye sorunca “Tarık” diye cevap veriyor. Bu cevabı duyan büyük dede mahzun olunca, “Ahmet Tarık” olsun diyor. Bu rüya ile birlikte babamın ikame çocukluk serüveni başlıyor. Babaanem babasından aldığı bilinçdışı görevleri oğluna aktarıyor.

Babamın hayatına baktığımızda annesi ve babası muhafazakâr insanlar olmamasına rağmen genç yetişkinlik döneminde kendisi böyle bir hayatı seçiyor. Birkaç dil bilen dedesinin kütüphanesi Erzurum’un en kapsamlı bireysel kütüphanelerinden biri. Babamın da kitaplara hususi bir ilgisi var. İTܒde mühendislik bitirmesine rağmen, sonradan –biraz da annesinin isteği ile- subay oluyor. Ne tesadüftür ki binbaşı iken ordudan kendi isteği ile istifa ediyor. Hatırlatayım dedesi binbaşı iken emekli olmuştu.

İstifa ettikten sonra bir sivil toplum kuruluşu kurup Kürt sorunu ile ilgili çalışıyor. Oysa kendisi ve/veya ailesi İstanbul’da büyümüş ve hiçbir ayrımcılığa maruz kalmamıştı. Yine ne hikmetse bu STK’da çalışırken Musul Meselesi ‘ne ilgi duyuyor. Bir konferans sırasında orada bulunan Iraklı bir şeyh yanına gelip dedesini ve dedesinin ailesini tanıdığını söylüyor. Bu şekilde Iraktaki akrabalarıyla kavuşuyor. Oradaki akrabalar sülalenin en büyüğü olan babaannemi görmeye geliyor. Babamlar Irak’a gidiyorlar. Babam şimdi Musul Vilayeti ile ilgili bir belgesel hazırlıyor.

Görüyorsunuz ki çoğu zaman seçimlerimizi bilinçli yaptığımızı düşünsek de aslında bilinç dışımızla ve geçmişimizle yüzleşmediğimiz ve farkındalık seviyemizi yükseltmediğimiz sürece kendi hayatlarımızı yaşamamız oldukça zor. Bu farkındalığa ulaşmamız dileğiyle…
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Nesiller Arası Aktarım ve İkame Çocuk" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Rüveyda ÇELENK YILMAZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Rüveyda ÇELENK YILMAZ'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Rüveyda ÇELENK YILMAZ Fotoğraf
Uzm.Psk.Rüveyda ÇELENK YILMAZ
İstanbul
Uzman Psikolog
Uzm Klinik Psikolog, Psikoterapist, Somatik Deneyimleme İleri Düzey, Emdr Terapist, Bütüncül Psk
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi140 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Rüveyda ÇELENK YILMAZ'ın Yazıları
► Terapide Aktarım ve Karşı Aktarım Uzm.Psk.Alpaslan KESKİN
► 06-12 Ay Arası Çocuk Gelişimi Psk.K.Esen EKİNCİ
► Eşler Arası Sorunlar ve Çocuk Psk.Bilge Kağan BÜYÜKKELEŞ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,757 uzman makalesi arasında 'Nesiller Arası Aktarım ve İkame Çocuk' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Sevmek Üzerine ÇOK OKUNUYOR Ekim 2018
► Kaprisli Sevgililer Kasım 2017
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


11:31
Top