2007'den Bugüne 85,317 Tavsiye, 26,662 Uzman ve 18,985 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Terapötik Felsefe Nedir?
MAKALE #21915 © Yazan Uzm.Psk.Ebru ÖZER | Yayın YENİ Kasım 2020
Terapötik Felsefe nedir?

Viyanalı Doktor Franz Anton Mesmer, "manyetik kür" tedavisi uygulamasını, yaklaşık 250 yıl önce geliştirmiştir. Ellenberger (2005) ve Hautzinger (2007) dikkate alındığında bu tedavi yöntemi, psikanalizin ve günümüzdeki birçok psikoterapi ekollerinin gelişmesini sağlayan hipnoterapinin erken dönem öncüsü olmuştur. Alman doktor Johann Christian Bolten (1751), aynı dönemde "Psikolojik tedavilere ilişkin düşünceler" (Gedancken von psychologischen Curen) adlı eserini 1751 yılında yayınlamıştır.

Bu eserinde, hipokondri ve histeri gibi psikolojik hastalıkları ve bunların hekimler tarafından "iyileştirilmelerine" ilişkin gözlemleri tanımlamıştır. Eserde sözü edilen hastalarla uğraşmak oldukça zor görünmekle beraber duyarlı konuşmalar aracılığıyla "hastalığın iyileştirilmesi" sağlanmaktadır. Bolten, "psikolojik tedavilerin" temelini kaleme almaya uğraşmıştır. Ayrıca "ruh hastalıklarına" yönelik ilaç tedavisine karşı alternatif bir iyileştirme yöntemi geliştirmek için çaba sarf etmiştir. Bu eserde felsefeyi, "ruhun doğasının kurallarını" bilen ve anlayan bir temel olarak ele almıştır.

Eser, 250 yıldan daha fazla bir süre önce, Immanuel Kant’ın felsefe dünyasını kalıcı bir şekilde etkileyen "Saf Aklın Eleştirisi" (Kritik der reinen Vernunft) isimli eserinin 40 yıl öncesinde yazılmış ve yayınlanmıştır. Bolten, o zamanlar bir filozofun sahip olması gereken "ruhun kuralları" düşüncesinden yola çıkmıştır. Her ne kadar bu görüş, çağdaşı olan hekimler tarafından kuşkuyla karşılansa da, Bolten’in görüşü, günümüzde psikoterapistler tarafından benimsenen bir düşünce içermektedir: "Psikolojik bir tedavi uygulamasının, gerçekten de tıp uzmanlarının işi olmadığını itiraf etmek istiyorum." (Bolten, 1751, s. 28f)

Carl Gustav Jung, Bolten’den yaklaşık olarak iki yüz yıl sonra birçok eserinde psikoterapiyi "felsefî doktorluk" olarak tanımlamıştır. Ek olarak felsefî bilgisi olmayan tıp uzmanlarının psikoterapi uygulamaya uygun olmadıkları tezini savunmuştur. "Psikoterapistler olarak bizlerin gerçek birer filozof veya felsefe doktoru olmamızın gerektiğini veya hali hazırda birer filozof veya felsefe doktoru olduğumuz gerçeğini göz ardı edemiyorum" (Jung, 1954, S. 79).

Bir yıl sonrasında, Viyanalı bir filozof ve psikoterapist olan Poltrum, felsefe terapisi üzerine bir makale yazmıştır. Bu makalesinde psikoterapiyi, "klinik felsefe" olarak tanımlamış ve daha antik dönemde insanları felsefe yapmaya teşvik eden Yunan filozof Epikur’dan alıntı yaparak, ruh sağlığını desteklemek için insanların daima felsefe yapmaları doğrultusunda cesaretlendirilmeleri gerektiğini dile getirmiştir.

"Gençler, felsefe yapmayı ileri yaşlara ertelememeli; yaşlılar ise felsefe yapamayacak kadar yorgun olduklarını düşünmemelidir. Çünkü kendi ruh sağlığına dikkat etmek hiçbir zaman ve hiç kimse için çok erken veya çok geç değildir." (Epikur)

Diğer antik filozofların eserlerinde de, örneğin Platon'un Sokratik diyaloglarında, Epikürvari alıntılara çok benzeyen diyaloglar ve ifadeler bulunmaktadır. Platon, diğer eserlerinin yanı sıra en kapsamlı eseri olan "Devlet" isimli eserinde felsefeyi, ruh sağlığı sağlayan bir yol olarak tanımlamıştır.

Psikoterapi ekolleri ve felsefe

Sigmund Freud, psikanalizin temelini oluşturan "Rüyaların Yorumu" (Traumdeutung) adlı eserinin yayınlanmasından birkaç yıl önce, 1986 yılının Nisan ayında bir üniversite öğrencisi olduğu sıralarda, Wilhelm Fliess’e yazmış olduğu bir mektubunda felsefeyi anlamaya çabaladığını ve tıp biliminden psikolojiye yönelerek bunu başarmak üzere olduğunu yazmıştır (Freud, 1960).

Ancak, sonraki yıllarda, Schopenhauer veya Nietzsche gibi önemli filozoflar hakkında az bilgiye sahip olduğunu belirterek felsefeyi sayısız defa eleştirmiştir (Freud, 1924a, s. 12). Bilinçdışının felsefede yetersiz ve eksik tanımlandığını birçok defa dile getirilmiştir. Örneğin, "Psikanaliz ve Metapsikoloji Tekniği Hakkında" isimli eserinde şunları yazmıştır: "Bilinçaltımız, filozoflarınkiyle tam olarak aynı değildir ve çoğu filozof "bilinçdışı psikoloji" hakkında bilgi sahibi olmak dahi istemez” (Freud, 1924b, s. 22).

Freud, felsefe çevresi tarafından daha çok kabul görse ve benimsenseydi, Freud’un felsefeyle ilişkisinin daha iyi olup olmayacağı merak uyandırıcıdır. Ancak, Freud’un çoğu öğrencisinin felsefeyle ilişkisinin daha iyi olduğu konusunda şüphe yoktur.

Alfred Adler, 1902 yılından 1911 yılına kadar, Frued’un yakın arkadaşı ve psikanalitik teorinin geliştirilmesini ve uzmanlar arasında bilgi alışverişi sağlayan birlik olan "Çarşamba Psikoloji Derneği"nin (sonrasında “Viyana Psikanaliz Derneği” olarak anılmaya başlanmıştır) kurucularından biridir.

1911 yılında, Alfred Adler, diğer dokuz uzmanla birlikte psikanaliz topluluğundan ayrılarak bireysel psikoloji ekolünü kurmuştur.

Adler’in ilk büyük eseri olan ve psikoloji konusunda birçok düşüncesini içeren "Nevroz Sorunları" (Über den nervösen Charakter) adlı kitabını, 1912 yılında yayınlanmıştır.

Adler, filozof Nietzsche’nin yanında yer alan, Kant araştırmacısı olan ve "Als Ob" felsefesini geliştiren Alman filozof Hans Vaihinger'i referans olarak almıştır. 1933 yılında, insanın "metafiziği bireysel psikolojide" bulabileceğini dile getirmiştir.

Viyanalı nörolog ve Logoterapi’nin kurucusu Viktor Frankl, hem Sigmund Freud’un hem de Alfred Adler’in öğrencisi olmuştur. Frankl her ikisiyle de görüşerek, 1924 yılında "Psikanaliz Dergisi"nde, 1925 yılında ise "Bireysel Psikoloji Dergisi"nde birer makale yayınlamıştır.

"Tıbbi ruhsal bakım" adlı yazısında Frankl, Adler’e benzer şekilde bir antik çağ bilgesini referans olarak almış ve Hipokrat’ın doktorların, tanrılar gibi aynı zamanda birer de filozof olduklarını savunduğunu dile getirmiştir.

Frankl, bu düşünceden hareket ederek, özellikle de kendi Logoterapisi’nde (Anlam Terapisi) psikoterapinin, hastaların nevrotik dünya görüşlerinin tedavisinde felsefi bir araç olarak kullanılabileceğini öne sürmüştür.

Alman psikanalist Erich Fromm, (Fromm, 1976, S. 5), "Sahip Olmak mı Var Olmak mı?" (Haben oder Sein/To Have or To Be?) adlı eserini yayınlamıştır.

Bu eserinde, var olma tabirini felsefik bir açıklamayla anlatmaya çalışmıştır. Aynı zamanda "Özgürlük Korkusu" adlı eserinde de, birey kimliğinin "modern felsefenin ana sorunu" olduğunu dile getirmiş ve psikanalizin, bilimselliğe yaklaşma hedefini kaçırdığı düşüncesini savunmuştur (Fromm, 2000, S. 245).

Fransız psikiyatrist ve psikanalist Jacques Lacan, Sigmund Freud’un diğer bir öğrencisidir. Lacan, psikanalitik teoriyi yeniden yorumlayarak daha derin bir anlam bulunduğunu görmüş ve özellikle "Claude Lévi-Strauss, Platon, Immanuel Kant, Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve Martin Heidegger" ın psikanalitik çerçevede tekrar ele alınması gerektiğini dile getirmiştir (Zizek, 2013, s. 13).

Lacan'ın 28 Kasım 1962'de verdiği korku konulu bir konferansta, Hegel'deki arzu kavramını daha da geliştirerek, arzuya ilişkin kendi psikanalitik tanımını ortaya çıkararak Hegel'in konseptinden ayırmıştır.

August Ruhs da (2010), benzer şekilde Lacan’ın eserini, Freud’un yazılarının felsefik açıdan bir yeniden yapılandırması olarak tanımlamış ve psikanalizin felsefi temellerinin önemini vurgulamıştır.

1940’lı yıllarda, varoluşsal iki akım geliştirilmiştir. Bu akımları, Medard Boss ve Ludwig Binswanger kurmuştur. Her ikisinin de Sigmund Freud’la kişisel iletişimleri bulunmaktadır ve her ikisi de psikanalizle yoğun bir şekilde uğraşmıştır.

İsviçreli psikiyatrist ve psikanalist Medard Boss, Carl Gustav Jung ile işbirliği içerisinde çalışmıştır. Boss, bu süreç sırasında, yoğun temas içerisine girdiği çağdaşı ve varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden Alman filozof Martin Heidegger’in eserleri hakkında çalışmış ve Heidegger, Boss’a “kendi felsefesini psikolojiye aktarmasında” yardım etmiştir (Becker, 1997, S. 26).

Varoluşsal psikolojinin öncüsü İsviçreli psikiyatrist Ludwig Binswanger de, kendisine ait olan varoluş analizini (Daseinsanalyse), Heidegger’in felsefesinin temelleri üzerinde yapılandırarak oluşturmuştur. Ancak Boss ve Heidegger, Binswanger’in Heidegger’i birçok alanda tamamen yanlış anlamış olabileceğini belirterek, Binswanger’e sitem etmişlerdir (Becker, 1997).

Alman psikolog ve Entegratif Terapi’nin kurucusu Hilarion Petzold da eserlerinde, antik yunan filozoflarına değinmiştir (Petzold ve ekibi, 2011, S. 8 ve 9).

Petzold: “Psikoterapi, […] ‘yaşam boyu süren gelişimsel bir terapi’ olarak, […] bizler tarafından, benimsendi […]. Aynı zamanda, tarafımızdan […] ruhun kontrol edilmesi ve yönlendirilmesi bakımından antik çağda (Sokrates, Epikur, Cicero, Seneca, Epictet ve diğerleri […]) ‘felsefi terapi’ kapsamında, bir ‘terapi’ yöntemi olarak kullanıldığı […]) vurgulandı“. şeklinde ele almıştır.

Petzold’un, "Entegratif Terapi El Kitabı"nda entegratif terapi ile felsefe arasındaki bağlantı, açık net bir şekilde görülmektedir.

Benzer şekilde, Donald Robertsons’un modern bilişsel-davranışçı terapinin felsefi temellerine ilişkin eserinde de, antik filozoflardan, psikoterapistlerin öncüleri ve felsefenin temelleri olarak söz etmektedir.

“Çağdaş ekollerin en ‘moderni’ olan, “özellikle bilişsel-davranışçı terapisi (CBT) şeklindeki modern psikoterapi, Socrates’i […] ve stoacılığın kurucularından biri olan Chrysippus'u çevreleyen gayrı resmi felsefi çevreden [...] türetilmiş antik geleneklerin bir parçası olarak da görülebilir, bu da günümüzde psikoterapist olarak adlandırılan kişilerin birer ‘ruh doktoru’ olarak filozofların rolünü üstlendiklerini, gösterir.” (Robertson, 2010, S. XIX)

Bu bağlantı, sistemik terapi uygulamalarında sistemli bir şekilde dikkate alınır. Felsefe ile psikoterapi arasında yer değiştiren etkileşim olarak tanımlanır. Schwing ve Fryszer (2015), çalışmalarında Humberto Maturana, Heinz von Foerster, Niklas Luhmann veya Paul Watzlawick gibi sistemik teorisyenlerin düşüncelerinden alıntılara yer vermişlerdir: “Burada, sistemin kendisiyle sistem ile çevresi arasındaki çeşitli karşılıklı etkileşimler ve etkiler üzerinde çalışıyoruz.” (Schwing ve Fryszer, 2015, S. 17)

Psikoterapi ekollerinin kurucuları, felsefi akımlardan ve filozofların düşüncelerinden etkilenerek ekollerine dayanak oluşturmuşlardır. Ancak düşüncelerini kendi psikoterapi ekollerine temel aldıkları filozoflardan, her zaman açık ve net olarak bahsetmemişlerdir. Aksine filozoflarından nispeten büyük harflerle belirtmek yerine, sadece küçük bir kenar notu olarak söz etmişlerdir.

Viyanalı psikoterapist Josef Rattner (2000), “Derin Psikoloji ve Psikoterapinin Temelleri” (Grundbegriffe der Tiefenpsychologie und Psychotherapie) adlı eserinde, yaşam felsefesinin ve psikolojinin felsefede her alanda mutlaka temellerini olması gerektiğini ve felsefenin kurucusu ve ataları olan kişilerin aslında birer felsefe doktoru olduklarını yazmıştır. Bu varsayım, Bolten ve Jung gibi birçok kuramcının ifadeleriyle örtüşmektedir. Her ne kadar günümüzde "doktor" ifadesi, artık sadece tıp eğitimini tamamlayanlar için kullanılmıyor olsa da Rattner döneminde bu ifadeyle, psikoterapist olarak uygulamalı "psikolojik bakım ve tedavi" hizmetleri sağlayan kişileri tanımlamaktadır.

Ebru ÖZER
Uzman Psikolog, Klinik Felsefeci
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Terapötik Felsefe Nedir?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ebru ÖZER'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ebru ÖZER'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ebru ÖZER Fotoğraf
Uzm.Psk.Ebru ÖZER
İzmir (Online hizmet de veriyor)
Uzman Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi11 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ebru ÖZER'in Makaleleri
► YENİFelsefe Terapisi Nedir? Psk.Ebru ÖZER
► YENİKlinik Felsefe Nedir? Psk.Ebru ÖZER
► YENİUygulamalı Klinik Felsefe Nedir? Psk.Ebru ÖZER
► Dil, Düşünce ve Felsefe İlişkisi Psk.Dnş.Osman HATUN
► Terapötik Sanat Psk.Beria Bilge ŞENER
► Terapötik Süreçte Oyunun Önemi Psk.Eyüp TUNAHAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,985 uzman makalesi arasında 'Terapötik Felsefe Nedir?' başlığıyla benzeşen toplam 26 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► YENİFelsefe Terapisi Nedir? Kasım 2020
► YENİUygulamalı Klinik Felsefe Nedir? Kasım 2020
► YENİKlinik Felsefe Nedir? Kasım 2020
► ‘barış ve Psikoloji’ Kasım 2015
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:07
Top