2007'den Bugüne 86,349 Tavsiye, 26,854 Uzman ve 19,191 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Hastalık Varsa Tedavi Vardır. Aksi Halde Yapılan Sobadaki Ateşe Benzin Dökmektir.
MAKALE #8670 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Mart 2012 | 3,780 Okuyucu
HASTALIK VARSA TEDAVİ VARDIR. AKSİ HALDE YAPILAN SOBADAKİ ATEŞE BENZİN DÖKMEKTİR.

Her meslek mensuplarının genel algılarını vs. etkiler. Bu doğal etkilenmeye bağlı olarak her mensup kendi mesleğinin (ve haliyle kendisinin de) toplumda daha saygın bir yer edinmesini, mümkünse hayatın en merkezi yerine oturmasını ister. Bu çoğu zaman salt istemekle de kalmaz, bu yönde bir dizi eğilim ve yaklaşım içine girilmesine de neden olur.

Sözünü etmeye çalıştığım ve sonradan inşa olmuş bu psikolojik yapı icra edilen işin doğasıyla zaman zaman çatışabilir. Sözgelimi bir mesleğin mensupları zaman zaman yapacakları işin gerekleri ile mesleki odaklı kaygılar arasında tercih yapmak durumunda kalabilirler. Ve işin daha da enteresan yanı günümüzde çoğu kişi böylesi bir seçim sürecinde mesleki kaygı tarafını tercih edebilmektedir.

CEVABI SİZE, SORUSU BANA AİT BİR GİRİŞİM

Cevabını size bıraktığım şu soru üzerinde samimi olarak düşünmenizi isterim:

Bir aşı icat edilse ve bu aşıyı yaptıran kişiler istisnasız olarak hiç hasta olmayacak denilse buna oturmuş, ciddi yatırımlar yapılmış, dizi dizi yan sektörleri oluşmuş devasa bütçeleri, ciroları ve karları olan bir sağlık dünyası nasıl bakardı?

Mesela, “Çok mutluyuz, artık gönül rahatlığıyla dükkanı kapatıyoruz, mühim olan insan sağlığı” diyebilirler miydi?

Alanımız pekişsin, hatta pekişmekle kalmasın daha da popüler hale gelsin diye gereksiz yere yazılan ilaçlar, konulan teşhis yanlış olsa bile meslektaşımızı yanlış çıkarmayalım, çünkü bunun faturası uzun vadede mesleğimize çıkar şeklindeki sakat düşünceler insan sağlığı tarafında yer alan seçim ve yaklaşımlardan elbette ki azdır ancak bunlara hiç yok demek mümkün müdür! Oysa bu olgu tartışma götürmez bir biçimde sıfır seviyesinde bir gerçeklik olmalı değil midir!

AT SAHİBİNE GÖRE KİŞNER

Bu gerçeklik bağlamında meseleye bakınca bir psikologa başvurduğunuzda bu kişi devlette çalışıyorsa sorunlarınızı normal görme, özel sektörde ise hastalık olarak değerlendirme ihtimali artacaktır. Daha doğrusu ilgili uzman içinde bulunduğu şartlara göre bir eğilim içine girecek, her vaka için bu şartların zorlaması ve mesleki doğrular arasında sürekli bir iç çatışma yaşayacaktır. Bu çatışmanın her seferinde vakaların ve bilimsel - nesnel - evrensel ilkelerin lehine sonuçlanmasını beklemek fazla safdillik olacaktır. Daha somut anlatımla ifade edecek olursak, herhangi bir uzmana gittiğinizde sizinle ilgili yorum ve analizleri sadece beynindeki bilimsel ve mesleki bilgilerden değil, ruhuna sinmiş bulunan mesleki nitelikli kaygılardan ve içinde bulunulan koşulların inşa ettiği psikolojik unsurlardan da etkilenebilecektir.

İçimizdeki melek ile şeytanın yahut vicdan ile nefis ya da ego ile süper ego sesi arasındaki savaşın mesleki uygulama sahasına yansıması da diyebileceğimiz bu gerçeği doğru okumak çok önemlidir. Onun için de olmaması gereken ile olan arasındaki farkı iyi idrak etmek, “Ama çok yanlış bu…” diyerek bu gerçeğin önemini basite indirgememek, bunun ciddi bir durum olduğunu unutmamak gerekir.

DOĞRU ÖLÇMEK İÇİN METRENİN İKİ UCU DA ÖNEMLİDİR

Bir ölçme işinde ölçüm aleti olan metrenin bir ucunu doğru yere yani zemine dayar ancak öbür ucunu düzgün bir yere koymazsak çıkan sonuç yanlış olur. Bu durumda ölçme işini bir ustanın yapmasının da kullanılan aletin metre olmasının da bir önemi kalmaz.

Aynı şekilde hayatı, olayları, insanları ve ona dair her şeyi algılarken sadece yaşamı / yaşamayı baz alır ancak ölümü / ölme gerçeğini sürekli es geçersek yukarıdakine benzer bir sonuç çıkar. Bir ucu yaşama diğer ucu ölüme dayanmayan her hatalı algısal ölçme işlemi sorunları gereğinden fazla abartma türü zihinsel, yine mevcut yaşantıdan gereğinden fazla etkilenme tarzında olumsuz ruhsal sonuçlar vermeye mahkumdur. İspatı ortada. Bakın çevrenize! Bu konuya ileride müstakil bir yazıyla ayrıntılı olarak değineceğim.

TEDAVİ YOK ETMEK DEMEKTİR. ANCAK TEK ÇÖZÜM YOK ETMEK DEMEK DEĞİLDİR

Konumuz uzmanlar ve bu alandaki algılama biçimleri olduğu için anlatımımıza devam edelim. Bir uzmana gittiğinizde, dediklerini pür dikkat dinlediğinizde düşünce işleminizi bir metre gibi kullanmakta, bir ucunu günümüzün gerçeklerine dayarken öbür ucunu havada / boşlukta bırakmamakta, bu kısmını bundan en az yüz sene öncesinin gerçeklerine iliştirmekte fayda vardır. Bunun pratik anlamı şudur:

“İlaç alsam mı, aldım ama kullansam mı, kullanıyorum gerçi lakin kessem mi, terapi uygulansa mı, başladım vazgeçsem mi…” derken, bu hizmetlerin olmazsa olmazlarmış gibi algılanmasının yarattığı ruhsal ikilemde boğulurken hemen yüz yıl ve çok daha öncesini hatırlamanız içine düştüğünüz zihinsel çıkmazdan kısa sürede ve hasarsız bir biçimde kurtulmanızda son derece işinize yarayacaktır.

İNSAN ANCAK İLAÇLA YAŞAYABİLEN YIKIK DÖKÜK BİR VARLIK DEĞİLDİR

Tabulaştırılan uygulamalara, adeta can bahşettiği şeklinde lanse edilen bazı aparat ve ajanlara hak ettiğinden fazla itibar etmemek, bu ve benzeri konularda estirilen, “Olmazsa olmaz” tarzındaki ılık lakin alerjik havalara asla kanmamak gerekiyor.

Eski devirlerdeki despot krallardan ve insan tacirlerinden güç bela kazandığımız özgürlüğümüzü ucuzca bazı mesleklerin sahiplerine vermemek, sanki onlarsız bir hayat süremeyecekmişiz gibi bir algıya girmemek icap ediyor.

Girmememiz gerekiyor çünkü insan ancak ilaç ve terapi türü yardımlarla yaşamını idame edebilen, yoksa hayatta kalması, kalsa bile yaşamını verimli bir biçimde sürdürmesi mümkün olmayan yıkık dökük ve her yanı defolarla dolu bir varlık değildir. İnsan hava, su, korunma ve gıda gibi temel ihtiyaçları ile vadesi dolana dek yaşayabilecek, bunun için gerekli olan tüm donanıma sahip mükemmel bir varlıktır.

Hatırlayın, bundan yüz sene ve çok daha önceleri ne bugünkü manada ilaçlar ne de terapi türü teknikler / uygulamalar vardı. Ancak bunlar yok diye toplumlarda veba salgını misali toplu ruhsal kıyımlar yaşanmıyordu. Bu sorunlar günümüzde arttı diyebilirsiniz. Artmış olabilir ancak bu, o devirlerde hiç sorun yoktu demek değildir. İnsan olduğu sürece sorunları da vardı. Ancak bu tespit uzmanlar arttığı için mi sorunlar çoğaldı yoksa sorunlar çoğaldığı için mi uzmanlar arttı sorusunun cevabındaki belirsizliği çözmeye yeterli gelmeyecektir.

RUHSAL TEDAVİ ALMAZLARSA

Bakmayın siz ruh sorunlarını tıplaştırma çabalarına! “Ruhsal tedavi almazlarsa…” diye başlayan korku umacılığı bu sorunları bedensel hastalıklarla bir ve aynı görme eğiliminin ürünüdür. Oysa bedensel hastalıklarla ruhsal sorunlar hem önemi hem işleyişi hem de mekanizması açısından asla bir ve aynı değildir.

Size bir işaret vereyim, gerisini siz kendiniz anlayın. Mesela bedensel sorunlar için hastalık tabiri kullanılır; oysa ruhsal sorunlar için bozukluk tanımı tercih edilir. Uyum bozukluğu, duygu durum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi.

Neden, hiç düşündünüz mü?

Bu tanımlama rastgele yapılmış bir seçimin ürünü değildir; onlarca yazımda bahsetmeye çalıştığım lakin sürekli geçiştirilen, hala görmezden gelinen bir gerçeğin farklı bir açıdan ispatıdır.

Onun için -en fazla- bozukluk olan sorunlara (ki burası bile tartışmalıdır. Mesela bir çok bilim adamı gibi bana göre bozukluk bile değildir) hastalık muamelesi çekenlere bakmamak gerekir.

Tıbbi bir hastalıkta tedavi almamak elbette ki vahim bir hata olur. Ancak hastalık olduğuna dair organik bir temeli bulunmayan, özellikle duygu durum odaklı sorunlarınızda tedavi almazsanız hiç bir şey olmaz. Hatta bu yaklaşımınız büyük bir isabet de olur! Çünkü hasta değilsiniz ki tedavi alasınız! Hasta değilken tedavi hizmeti almak sönecek olan, üstelik de sobada yanan masum bir ateşin üstüne su diye benzin dökmektir. Bunu itfaiyenin yapıyor olması dökülen benzini asla ve asla su yapmaz!

Dikkat edin, herhangi bir yardım almamalısınız demiyorum; tedavi diyorum! Çünkü hastalık yoksa tedavi olamaz! Bu durumda, çok zorlanıyorsanız şayet alacağınız yardım sadece psikolojik destek olmalıdır.

Evet hastalık olmayan, en fazla bozukluk denilebilecek, hatta orası dahi tartışmalı olan sorunlara hastalık mantığıyla ve tedavi odaklı yaklaşmak sobadaki zararsız ateşe benzin dökmek; psikolojik destek hizmeti sunmak ise su ile karşılık vermektir.

Psikolog
İzzet Güllü

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Hastalık Varsa Tedavi Vardır. Aksi Halde Yapılan Sobadaki Ateşe Benzin Dökmektir." başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Hissediyorum O Halde Varım Psk.Saadet EMİŞÇİ
► Şiddet Varsa, Sevgi Yoktur: Flört Şiddeti Psk.Esra TAŞDEMİR SEYİTOĞLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,191 uzman makalesi arasında 'Hastalık Varsa Tedavi Vardır. Aksi Halde Yapılan Sobadaki Ateşe Benzin Dökmektir.' başlığıyla benzeşen toplam 60 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


19:31
Top