2007'den Bugüne 87,434 Tavsiye, 27,083 Uzman ve 19,340 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Hastanede Klinik Psikolog Olmak
MAKALE #11060 © Yazan Uzm.Psk.Özge SOYSAL | Yayın Haziran 2013 | 20,777 Okuyucu
HASTANEDE KLİNİK PSİKOLOG

- Çalışma çerçevesi, metodu, görevleri:

Hastanede çalışan ekibe ve bu hastanenin dinamiğini oluşturan proje ve kurallara dâhil olmakla birlikte diğer ekip çalışanlarına nazaran özel bir yeri vardır. Bu yer,klinik psikoloğun kendi kendisine atfettiği bir yer değil ama temel olarak ilgilendiği ve üzerinde çalıştığı şey bakımından – bilinçdışı – kurum çalışanlarınca ister istemez ona atfedilen bir yerdir. Diyebiliriz ki, hastanede klinik psikolog hastanenin bilinçdışını yani bastırdıklarını, görmezden geldiklerini vs. temsileder gibidir. Bunu büyük oranda, hemşireler, hekimler ve diğer bölümlerde çalışanlar tarafından yapılan duygu aktarımına borçludur. Kimileri hastaneye bir psikoloğun gelişini sempati, ilgi ya da merakla karşılarken, kimileri içinse bugeliş olumsuz bir tepki ya da farkında olmaksızın bir uzaklaşmaya neden olabilir. Psikoloğun varlığı bazılarında çoktan bastırılıp unutulduğu sanılan bir takım duygu ve düşüncelerin yeniden canlanışını ve yeni bir takım duygu ve düşüncelerin uyanışını, harekete geçişini tetikleyebilir.



Böylesi olağan durumlarda klinik psikolog aktarım dinamiklerinden kaçmak yerine bu sevgi, merak, hayranlık, kızgınlık vs. olumlu-olumsuz duygu aktarımlarını üstlenir. Aslında kendisi de bilinçdışının süreğen etkilerine maruz kalan biri olarak psikolog da tüm bu aktarım süreçlerinden bağımsız değildir. O da karşı-aktarım geliştirir, fakat aradaki fark şudur: aldığı formasyon ve kendi üzerine yaptığı çalışma sayesinde bu duyguları üzerinde çalışabilir ve gerekli mesafeyi alabilir


Yaptığımız bu kısa girişten anlaşılacağı üzere, klinik psikoloğun çalışma nesnesi en genel anlamıyla bilinçdışı süreçler ve oluşumlardır. Çalışma metodu ise S.Freud’un bulduğu ve geliştirdiği serbest çağrışım dediğimiz, kısaca hastanın aklından geçenleri sansüre uğratmadan söylemesine dayanan bir tekniktir. Çocukluk yaşantılarının, rüya anlatımlarının görüşmelerde özel bir yeri vardır.Çocuklarla yapılan görüşmelerde resim çalışmaları, oyunlar, kimi testler destek olarak kullanılabilir. İster çocuk, ister ergen, isterse yetişkin ya da yaşlı olsun her gelen bireyle yapılacak olan çalışma her bireyin kendi ruhsal süreçlerine göre şekillenip, yol almaktadır.



Peki,daha özel olarak, yataklı servislerin ve ağır hastaların da olacağı bir hastane ortamında çalışan psikolog neler yapabilir? Birlikte çalıştığı ekibe ne gibi faydalar sağlayıp, nasıl işbirliği içinde olabilir? Bunun için öncelikle doktorlardan ve hemşirelerden farklı olarak klinisyenleri ilgilendirdiği kısmıyla kısaca hasta ve hastalık kavramlarından bahsedelim.



Hasta olmak bir olgudur. Hastalığın nedenlerinin, kaynağının araştırılması ve ona uygun bir tedavi yönteminin belirlenmesi ise bilimsel bir süreçtir. Hastanın hastalığından bahsetmesi, kullandığı kelimeler ve beden dili, hastalığını nasıl betimlediği ise öznel bir süreçtir. Aynı tanıyı alan birçok hasta kendi kişisel hikâyesine, durduğu ve baktığı yere göre hastalığını kendisine has yaşantılayacak ve anlatacaktır. Bunun önemli bir nedeni de her bireyin hastalığa bakışının bebekliğinde ve çocukluğunda aldığı ilk bakım ve tedavilerle yakından ilişkili olması, ayrıca da içinde bulunduğu sosyo-kültürel grubun yaptığı tanımlamaların belli hastalıklara bakış açısını etkilemesidir.Kimi hastalıkların kimileri için mistisizm, din ya da tarihle damgalanmış bir anlamı olabilir. Kısacası, hastalığı yaşantılama ve onunla başa çıkma yöntemlerimiz kişisel ve kolektif tasarımlarımlardan bağımsız değildir.



Kanserli hastalarla yapılan psikolojik çalışmalar kanser kelimesinin bu tanıyı alan her kişide ayrı çağrışımlar uyandırdığı ve tedavi sürecinde olumlu-olumsuz farklı tepkilere yol açtığını göstermiştir. Aynı şekilde yaşadığı hastalığı resmetmesini istediğimiz farklı yaş grubundaki çocuklar bize hastalığı betimlemelerinin ilk yaşlarda aldıkları bakımla ve bulundukları sosyo-ekonomik grubun bakışıyla iç içe olduğunu göstermiştir.
Bu vebenzeri durumlarda psikoloğun ilk görevi, hastanın hastalığına bir anlam vermesini sağlamak, ona bu arayışında eşlik etmek, hikâyesini yeniden yapılandırarak hastanın kelimelerinin donduğu yerde ona kelimeleri tekrar kazandırmak, kaygı, korku vb. gibi duygularını “karşılayabilmektir”. Ayrıca derin bir yalnızlık içinde olan hastaların bu durumdan çıkmasına yardımcı olmak ve hasta ailelerini de içinden geçilen bu süreçlere dahil ederek tedavi sürecinin sürekliliğini sağlamak, gelecekle ilgili projeler geliştirebilmelerinin ruhsal koşullarını hazırlamak ve kimi ağır durumdaki vakalar için depresyon tedavisi yapmak bu işlevler arasındadır.



Yakınlarını kaybeden ailelerle yürütülen yas çalışması, bireyin bir zaman sonra gündelik yaşam işlevlerine geri dönebilmesi ve yaşadıklarını ruhsal olarak “sindirebilmesi” açısından önem taşımaktadır.



Bazı hastalar ölümcül bir hastalıktan kurtulmuş oldukları halde daha önceki yaşamsal işlevlerine geri dönememektedir. Bazılarıysa kronik ağrılar çektikleri halde önerilen tedaviyi kabul etmemekte ya da çeşitli bahaneler öne sürerek bir türlü önerilen tedaviyi düzenli yerine getirememektedir. Bu gibi durumlarda klinisyenin açıklığa kavuşturmak isteyeceklerinden biri hastanın neden ve neiçin kendisini cezalandırmak istediği ya da hastalıkla nasıl bir ikincil kazanç elde ettiğidir.


Vurgulanmaya değer başka bir konu ise psikosomatik yani psikolojik kökenli bedensel hastalıkların klinisyenin sıklıkla karşılaştığı durumlar olmasıdır. Bastırılan,yüzeye çıkması rahatsızlık veren, bu yüzden de yalıtılan bir tasarım beden üzerinde açığa çıkmakta, kendisini ifade etmenin yolunu somatize olarak bulmaktadır. Bu tabii ki de başarısız bir bastırmanın, başarısız ve beklenmeyen bir geri dönüşüdür. (örn. ses kaybı, geçici görme bozuklukları, eklem ağrıları,ciltte meydana gelen kimi acayiplikler vb.)
Dikkat çekilebilecek bir diğer nokta da psikologların kadın doğum servisiyle olan yakın çalışmalarıdır. Kadınlık, hamilelik, annnelik konuları kadınlarla yapılan görüşmelerde sıklıkla gündeme gelen konulardır. Her kadının bu süreçleri yaşama biçimi, kendi cinsiyetini algılayışı tamamiyle kişiye özeldir, yani kadınların tümüne genellenemez. Bebek bekleyen, doğum yapmaya hazırlanan ya da yeni anne olmuş kadınlar hamilelik süreçleri boyunca ruhsal birçok evreden geçmekte ve kimileri bu evreleri daha zor yaşamakta, içinde bulunduğu durum ve onu bekleyen annelik içinden çıkılmaz bir durum almaktadır. Böylesi durumlarda (saldırgan, depresif vs.) psikolog görüşmeler yaparak anne adayının içinde bulunduğu olumsuz duygu durumunu hafifletmeye çalışıp, hamileliğinde yeniden gündeme gelmiş rahatsız edici düşüncelerin kaynağını bulmaya çalışır. Doğum sonrası ise ayrı bir süreçtir, dokuz ay sonra annenin, bütünleştiği bebeğinden ayrılması hem fiziksel hem de psikolojik olarak kolay bir süreç değildir. Dokuz ay, hatta daha da fazla bir süre boyunca hayali kurulan, tasarlanan, üzerinde konuşulan bebek sonunda “gerçek” olarak orada, karşımızdadır. Ve kimi kadınlar için bunu yaşantılamak sanıldığı kadar da “kendiliğinden”, “doğal” bir süreç olmayıp, tam aksine hayal edilen çocukla karşılaşılan çocuğun arasındaki farkın fazla olmasının yarattığı bir hayal kırıklığı olabilir. Ayrıca çocuğun gelişine yani aileye yeni birinin katılışına atfedilen yer ve bunu hazırlayan ruhsal ve kültürel süreçler her ailede farklıdır.
Bu bağlamda tüp bebek servisinin olduğu bir hastanede klinisyene oldukça iş düşmektedir. Bu servise gelip gerekli olan prosedürü yerine getirmeye karar vermiş çiftlerin prosedürün belirli aşamalarında psikologla yaptıkları görüşmeler hem çift hem de beklemeye koyuldukları bebek açısından önemli olan bir takım konu ve soruların ele alınmasına yardımcı olur. Çiftin buna karar verme süreci, ailelerinin haberi olup olmadığı, kültürel bir takım önyargılar,kadının ve erkeğin hissettikleri, çocuklarının doğumunu ve ilerisini nasıl hayal ettikleri, çiftin konuyla ilgili kendi aralarında açıklığa kavuşamamış bazı noktalar yapılacak görüşmelerin ana çerçevesini belirler.

- Aracı olarak psikolog:

Psikolog,depresif, saldırgan ve umutsuz vakalarla sıklıkla karşı karşıya kalan hemşire-hasta ikilisinde bir aracı olarak görev görebilir.



Hastalar kendi semptomları aracılığıyla onun tedavisiyle ilgilenenlerde acıma, şefkat, öfke gibi birçok karmaşık duygu uyandırabilirler. Uyandırılan bu duygular her hemşire ya da hekimin kendi kişisel hikâyesi ve o hastalıkla ilgili bilinçli ya da bilinçdışı tasarımlarıyla ilişkilidir ve herkesin hissettikleri ya da karşılaştığı zorluklarla başa çıkma yolu, geliştirdiği taktikler farklıdır. Burada altını çizmek istediğimiz nokta, hemşire-hasta arasındaki duygu akışının çok yoğun olmasının çalışmanın verimini çoğu kez olumsuz etkilemesidir. Zaman zaman bu hemşire-hasta ikiliğinden çıkmak, kendi pratiğinden, yaklaşımından, duygu durumundan bahsedebilmek, belki de benzer deneyimleri yaşayanları dinleyebilmek hemşireler için hem bir ruhsal soluklanma hem de yaşadıkları ve hissettiklerine karşı gerekli mesafeyi alabilme imkânıdır. Klinisyen bu noktada, belirli aralıkla düzenleyebileceği “söz gruplarında” yaşanılanlara dışarıdan, farklı bir gözle bakabilen bir üçüncü, bir aracı görevi görebilmekte, kimi durumlarda sabitlenebilen duyguları yeniden harekete geçirebilmenin olanağını sunmaktadır.
Diğer bir çalışma ise hastalarla yapılabilecek grup terapileri ya da söz gruplarıdır. Bu hem benzer hastalıkları yaşayanların kişisel deneyimlerini diğerleriyle paylaşabilmesi için hem de farklılıkların dinlenip açılım yaratması için bir fırsattır
. Ağır hastalıklar yaşayanlar için, içinde bulundukları duygu durumundan bahsedebilmeleri, bedensel ve ruhsal olarak duyumsadıklarını söze dökebilmeleri, tüm bu olup bitenlere bir anlam aramaları oldukça önemlidir. Hastalara kanser, tümör gibi ciddi hastalıkların tanısının açıklanmasının sonrasında olası bir şok, yıkım,sarsıntı, donukluk durumunda hastaların psikolojik olarak desteklenmeleri, onlara kendisini dayatan bu hastalıkla hem fiziksel hem de ruhsal olarak başa çıkabilmeleri açısından önem teşkil etmektedir.



Sonuç:


Görüldüğü üzere klinik psikoloğun hastanedeki işlevleri oldukça çeşitlidir ve birçok servisle yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı yakın bir iletişim halindedir.Hastalarla yaptığı çalışmaların amacı ise özetle hastanın çektiği ruhsal ıstırabı hafifletip, kendisine dair yeni bir bakış kazanmasını sağlayabilmektir.

Uzm. Klinik Psk.Özge Soysal


Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Hastanede Klinik Psikolog Olmak" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Özge SOYSAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Özge SOYSAL'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Uzm.Psk.Özge SOYSAL
İstanbul
Uzman Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Özge SOYSAL'ın Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,340 uzman makalesi arasında 'Hastanede Klinik Psikolog Olmak' başlığıyla benzeşen toplam 34 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Stresin Etkileri Haziran 2013
► Psikoretapi Nedir? Haziran 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


10:20
Top