2007'den Bugüne 90,106 Tavsiye, 27,733 Uzman ve 19,719 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



İnsanlık Ayıbı: Şiddet Döngüsü ve Şiddetin Önlenmesi
MAKALE #8409 © Yazan Psk.İlkten ÇETİN | Yayın Şubat 2012 | 6,738 Okuyucu
İNSANLIK AYIBI: ŞİDDET DÖNGÜSÜ VE ŞİDDETİN ÖNLENMESİ

Şiddet kavramının algılanmasındaki toplumsal, bireysel ve kültürel farklılıklar nedeniyle aile içi şiddetin yaygınlığının ve büyüklüğünün saptanması güçtür. “Şiddet” kelimesi genel anlamda, aşırı bir duygu-durumunu, bir olgunun yoğunluğunu, sertliğini, kaba ve sert davranışı nitelendirmekte, başka bir insana veya gruba baskı uygulamak amacıyla yapılan davranışları kapsadığı ileri sürülmektedir. Şiddet, hayatın her alanında duygusal, sözel, fiziksel, cinsel, siyasal ve daha birçok boyutta karşımıza çıkmaktadır. Şiddetin karmaşık yapısı, dolayısıyla tarif edilmesi, sebeplerinin araştırılması ve önlenmesine yönelik çalışmaların yürütülmesinde zorluklar yaşanmaktadır.


Şiddetin bir türü olarak “aile içi şiddet” ile kastedilen, kendini aile olarak tanımlamış bir grup içerisinde, zorlamak, aşağılamak, cezalandırmak, güç göstermek, öfke-gerginlik boşaltmak amacıyla eşlerden birine yöneltilen her türlü şiddet davranışıdır. Dr. Walker, aile içi şiddetin yaşandığı evlerde, birbiri ardı sıra devam eden üç farklı fazın tekrarladığını saptamıştır. İlk dönemde gerilim giderek artar ve kadındurumun daha da kötüleşmesini engellemek amacıyla erkeği sinirlendirmemeye, isteklerini yerine getirmeye çalışır. Bu uysal tavır, erkeğe güçlü ve istediği şekilde davranmaya hakkı olduğunu düşündürür. Bu dönem her ilişkide farklı olmak üzere, birkaç gün veya yıl sürebilir. İkinci dönemde, erkek saldırganlaşır ve kadını mantıksız birçok nedenden dolayı hırpalar. Bunun ardından gelen erkeğin pişmanlık dönemidir; özür diler tekrarlamayacağına, değişeceğine dair sözler verir. Bu döngü birçok kadının kendilerini döven erkeklerle yaşamaya devam ettiğini açıklamaktadır. Kadın, partnerinin değişeceğine ve bunun gerçekten son olduğuna inanmak isteyecektir ama uzmanlar bu tür ilişkilerin çok nadiren kendi kendine düzelebileceğini söylemektedirler.

Öğrenilmiş Çaresizlik


Psikolog Martin Seligman, bir deneyde köpekleri kafeslere kilitlemiş ve aralıklı olarak kafesin tabanından elektrik vermiştir. Başlangıçta-beklenebileceği gibi köpekler kaçmaya çalışmış ama daha sonra kaçacak bir yol aramak yerine şoktan daha az etkilenmek için dışkılarının üzerine oturmak veya şokun en az olduğu bölgede rahatsız bir pozisyonda oturmak gibi yeni başa çıkma yolları arayarak, rahatsızlıklarını hafifletmeye çalışmışlardır. Zamanla bu başa çıkma yolları, normal kaçma cevabının tamamen yerini almış ve kapı açıkken bile köpekler bu başa çıkma yollarını kullanmaya devam etmişlerdir. Normal kaçma cevabı gösterebilmeleri için yeniden eğitilmeleri gerekmiştir. Bir çok durum karşısında ne yapacağını bilen kadın, başka seçeneği olmadığına inandığı zaman, rahatsız olduğu ortamdan kaçmak yerine, farklı başa çıkma yolları arayacaktır. Aslında kadın çaresizliği öğrenmez, davranışının sonucunu önceden kestiremediği için, farkında olmadan, bir takım başa çıkma yolları geliştirmiş olmaktadır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesini sağlamaları açısından modellerin önemi yadsınamaz. Ancak her ailenin dinamiklerinin bir diğerinden farklı olacağı unutulmamalıdır. Bazı ilişkilerde, şiddet döngüsü ve öğrenilmiş çaresizlik modellerinden biri veya ikisi bir arada görülürken, bazılarında her ikisi de görülmez. Şiddetin sık yaşandığı ailelerde balayı fazı pek görülmezken, öğrenilmiş çaresizlik daha ön plandadır. Bazı uzmanlar, balayı fazının bir kabul süreci olarak düşünülmesinin daha doğru olacağını, çünkü birçok erkeğin kullandığı şiddetten pişmanlık duymaktan çok, karısını bu duruma neden olmakla suçladığını belirtmektedirler. Bu tür erkeklerin danışma veya terapi hizmetlerinden pek yarar görmeyeceği de açıktır. Şiddet içeren davranışların iki-üç yılda bir görüldüğü ailelerde ise durum daha farklıdır. Hem gittikçe artan gerilim, hem de balayı fazı daha belirgin yaşanmaktadır. Psikolojik kalıp ve ailesel dinamiklere ek olarak birçok faktör de şiddetin ortaya çıkışını kolaylaştırmaktadır. Bunlardan parasal problemler ve kadının kısıtlamasına çalışmasına veya öğrenimine devam etmesinin engellenmesine dönük davranışlar büyük önem taşımaktadır. Kurbanların aksine, istismarcı erkeklerin, özgeçmişleri ve davranış kalıpları ile ilgili pek çok ortak özellikleri olduğu görülmüştür. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, bütün istismarcı erkeklerin amacının, partnerini kontrol etmek, ona gücünü kanıtlamak olduğu ve kullandığı şiddet için partnerini suçladığı konusunda görüş birliğine varılmıştır. Yapılan çalışmalar, istismarcı erkeklerin göründüklerinin aksine çok zayıf, kolay yaralanabilir ve bağımlı olduklarını göstermiştir. Terk edilmekten, partnerini kaybetmekten çok korkmaktadırlar. Aşırı kıskançtırlar. Araştırmacılar, istismarcı erkeklerin ev dışı yaşamlarındaki ilişkilerinde bir problemleri yokmuş gibi görünmesine rağmen, temel sosyal beceri eksiklikleri olduğunu ortaya koymuşlardır. Partnerlerine şiddet uygulayan erkeklerin, eşler arasındaki veya çocuklara karşı kaba kuvvet kullanılan ailelerden geldikleri düşünülmektedir. Ama unutulmamalıdır ki böyle bir ailede yetişmiş erkeklerin hepsi de sonuçta istismarcı olmamaktadır. Bazılarını kaba kuvvet kullanmaktan alıkoyan, diğerlerinin ise potansiyel istismarcılar olmalarını sağlayan yardımcı faktörlerin bilinmemesi asıl problemi oluşturmaktadır. Dr. Gelles, eğitimsiz ve düşük gelirli erkeklerin kaba kuvvet kullanmaya eğilimli olduklarını söylemiştir, ancak üst düzey yönetici kadrolardaki erkeklerin partnerlerine kullandığı kaba kuvvetin de sık görülmesi bu görüşü çürütmektedir. Psikolog N. Jacobson, istismarcı erkekleri davranışlarına göre sınıflamıştır. Örnekleminin yaklaşık %20 sini oluşturan ilk gruptaki erkeklerin, şiddet içeren davranışlarının bir duygu durumunu takiben ortaya çıkmadığını ve çoğunun daha önce babasının annesini dövmesine tanıklık etmiş olduklarını belirtmişlerdir. Tepkileri ve davranışları ile diğerlerinden ayrılan ikinci grubun, evde olduğu kadar, dışarıda da problemli ve saldırgan olduklarına dikkat çekmiş ve bu gruba dahil edilen erkeklerin dış dünya için de tehlike arz ettiklerini belirtmiştir. İstismarcıların çoğunluğunu oluşturan üçüncü grubun ise sadece evde karısına ve de özellikle çocuklarına saldırgan davranışlarda bulunduğunu gözlemlemiştir. İstismarcı erkeklerin çoğu, ev dışı yaşamlarında başarılı, hoş giyimli, kibar insanlar olarak bilinmektedir. Eşlerinin şiddetine maruz kalan kadınlar, sık sık karşılarında iki ayrı insan varmış gibi hissettiklerini ifade etmektedirler. Şiddet içeren bir çok ilişkinin, her zaman, şiddet döngüsü içindeki balayı fazı şeklinde olmasa da, romantik ve sevgi dolu ikinci bir tarafı olduğu, Bu tür ilişki içerisindeki çiftlerin bazen çok derin ve özel bir bağları varmış gibi hissedebildikleri bildirilmektedir. Hala birçok kişi tarafından kabul gören bir düşünce de, stresin durumların erkeklerin şiddet içeren davranışlarda bulunmalarına neden olduğudur. İşsizlik, maddi sıkıntılar, duygusal karışıklıklar gibi zor durumların aile içi şiddet için kolaylaştırıcı faktörler olduğu yadsınamazsa da, sadece stresin bir erkeği istismarcı bir eşe döndüremeyeceği, aynı problemleri yaşayan ama eşlerini dövmeyen binlerce erkeğin varlığı bu düşünce biçimi ile göz ardı edilmektedir. İstismarcı erkeklerin aksine, aile içi şiddet kurbanları çok az noktada ortaklaşmaktadır. Şiddete maruz kalan kadınlar hakkında çalışan psikologlar, kurbanların, pasif, zayıf, yumuşak başlı kişiler olarak tanımlanmasının doğru olmadığını belirtmektedirler. Kadınların bazıları, öldürülmekten korktukları, bazıları sevginin her şeyin üstesinden gelebileceğini düşündükleri için bu şiddet dolu ilişkiyi sürdürmektedir. İnsanları, sosyal ve kültürel etkilerden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Maruz kaldıkları şiddete rağmen, kadınların bazıları sosyal baskılar yüzünden evlerini terk edememektedirler. Boşanmak isteyen kadının karşısında duran önemli bir problem de kendisinin ve çocuklarının geçimini sağlamaya yetecek gelirinin olmamasıdır. Ayrıca birçok kadın babasız büyümenin çocuklarının gelişimine olumsuz katkıları olacağını düşünmektedir. Dr. Walker, çocukluğunda cinsel veya fiziksel istismara maruz kalmış, katı geleneksel cinsiyet rolünü kabullenmiş, sağlık problemleri olan kadınların da şiddet içeren ilişkilerini sonlandırmakta güçlük çektiklerini belirtmektedir. Aile içi şiddet sonucu kalıcı zararlar görenler sadece kadınlar değildir. Şiddet içeren davranışların yaşandığı evlerde büyüyen çocuklar, anne karnından erişkinliklerine kadar, doğrudan hedef olmasalar bile, ciddi olarak etkilenmektedirler. Annelerinin maruz kaldığı şiddete tanıklık eden çocuklar, iki-üç kat daha fazla istismar riski altındadır. Küçük çocuklar çoğu zaman, fırlatılan veya devrilen eşyalar sonucu yaralanmaktadırlar. Yapılan bir çalışma, 14 yaş üstündeki erkek çocukların %62’sinin, araya girip, annelerini korumaya çalışırken yaralandığını ortaya koymuştur. Ayrıca, eşlerinin şiddete maruz kalan kadınların çocuklarına daha sert cezalandırma yöntemleri kullandıkları düşünülmektedir. Çocuklar fiziksel olarak yaralanmasalar bile, ciddi olarak zarar görürler. Anne baba olayları gizlemeye çalışsa bile, çoğu zaman başarılı olamamaktadırlar. Çocuklar, olaylar için kendilerini suçlayabilmekte veya bütün enerjilerini anne-babalarının kavga etmelerini önlemek için kullanabilmektedirler. Uzmanlar, bu ortamda yetişen çocukların vücut dirençlerinin düşük, kendine güvenlerinin az, impuls kontrollerinin zayıf, uzun süreli uyku bozuklukları olabildiğini vurgulamaktadırlar. Bütün çocuklar bir çok problem için risk altında olmalarına rağmen, spesifik psikolojik ve sosyal problemler ve ortaya çıkış zamanları açısından kız ve erkek çocuklar arasında farklılıklar dikkat çekmektedir. Ailede yaşanan olaylardan, erkek çocuklar, erkeklerin kadınlara istedikleri gibi davranmaya hakları olduğu, kızlar ise kadınların istismarcı davranışlara katlanmaları gerektiği sonucunu çıkarmaktadırlar. Şiddet içeren ailelerde büyüyen çocuklar, bir tür post-travmatik stres bozukluğu olarak da tanımlanabilecek, bir takım fiziksel semptomlarla da karşımıza çıkabilmektedirler. Boğaz ağrısı, grip benzeri tablo, insomnia, enüresis nokturna gibi. Bu semptomların, çocukların ortamdan uzaklaştırılmaları ile ortadan kaybolduğu gözlenmiştir. Şiddete maruz kalan kadınların bir kısmı, yaşananların çocuklarına da zarar verdiğini fark edebilirken, büyük çoğunluğu ise, aileyi dağıtmanın onlar için daha iyi olduğunu düşünmektedir. Aile içi şiddetin, çocuklar üzerindeki en büyük etkisi, çocukların ailede işlerin böyle yürüdüğüne inanmalarıdır. Bu çocukların, geleceğin şiddet kurbanları veya istismarcıları olma ihtimalleri daha fazladır. Genç erkeklerin babalarını öldürme nedenlerinin başında, babasının annesini dövmesi yer almaktadır. Babasının annesine uyguladığı şiddete tanıklık eden erkek çocuk, kadınlara şiddet uygulamanın normal bir davranış biçimi olduğunu öğrenecektir. Ayrıca, bu çocuklar yaşamlarındaki her tür problemin, zıtlaşmanın çözümünü şiddetle sağlamaya çalışacaktır. Şiddet içeren evlerde büyüyen gençler, madde kullanımı, intihar ve evden kaçmalar açısından büyük risk altındadırlar.

Şiddetin Önlenmesi


Şiddeti önlemek için şu önlemlerin alınması yararlı olabilir:
1- Şiddetin kültürel olarak kabul edilebilirliğini azaltmak gerekmektedir. Özellikle televizyon programlarındaki şiddete yönelik filmlerin azaltılması bir önlemdir. Ayrıca kişinin davranışlarından kendisinin sorumlu olacağı unutulmamalıdır.
2- Cinsiyette erkek ağırlıklı toplum yapılanmasının da etken olduğu düşünülmektedir.
3- Alkol ve uyuşturucu kullanımının özellikle gençlerde olumsuz etkisine dikkat çekilmektedir. Bunun azaltılması için önlem almak gerekmektedir.
4- Eğitimde ayrıca problem çözme tekniklerinin anlatılması ve kavga gibi olayların yerini uzlaşmanın alması gerektiği özellikle gençlere anlatılmaktadır.
5- Aile içi eğitimine de önem verilmelidir. Aile planlaması, çocuk eğitimi verilmelidir. Özellikle istenmeyen ve beklenmedik doğumların azaltılabilmesi için eğitim programı uygulanmalıdır. Ayrıca istismar konusunda da aydınlatıcı eğitim programları olmalıdır.
6- Sağlık sisteminde çalışan doktor, hemşire ve diğer personelin bu tip olguları ortaya koyabilmeleri ve tedavi ile rehabilitasyonu için gerekli programları hazırlamaları gerekmektedir.
7- Bu gibi olguların adalet sistemine yansıması durumunda sadece cezalandırıcı olmak yerine kişileri topluma kazandırmak için önlemler alınmalıdır.
8- Sosyal servisler ile polis arasında bir bağ oluşturulmalıdır.
9- Ateşli silah kullanımının azalması için önlemler almak; satın alınmasını, üzerinde taşımayı azaltabilecek ve kurallar dışında kullanımı cezalandırıcı önlemleri kanunlarla sağlanmalıdır. Şiddetin önlenmesi ve engellenebilmesi için yapılması gerekenleri şiddete izin veren toplumsal görüşleri değiştirmek, kişileri problem çözme ve engelleme konusunda eğitmek, ailenin eğitimini sağlamak, ateşli silahların satış ve kullanımını kısıtlamak şeklinde özetleyebiliriz.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"İnsanlık Ayıbı: Şiddet Döngüsü ve Şiddetin Önlenmesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İlkten ÇETİN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İlkten ÇETİN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     7 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
İlkten ÇETİN Fotoğraf
Psk.İlkten ÇETİN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi258 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İlkten ÇETİN'in Makaleleri
► Bir İnsanlık Hali: Depresyon (Çökkünlük) Psk.Dnş.Mehmet SUNAOĞLU
► Şiddet Nedir? Aile İçi Şiddet Psk.Dilara KAZANCI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,719 uzman makalesi arasında 'İnsanlık Ayıbı: Şiddet Döngüsü ve Şiddetin Önlenmesi' başlığıyla benzeşen toplam 25 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kendine Sevgili Misin? ÇOK OKUNUYOR Şubat 2022
► Aşk ile Değişime Format Atarmıyız ? ÇOK OKUNUYOR Ekim 2021
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


23:00
Top