2007'den Bugüne 82,011 Tavsiye, 26,002 Uzman ve 18,205 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
İnfertilitenin (Kısırlığın) Psikolojik ve Cinsel Yönü- İnfertiliteyle Başa Çıkabilmek
MAKALE #15939 © Yazan Uzm.Psk.Gülüm BACANAK | Yayın Aralık 2015 | 1,994 Okuyucu
Hemen her toplumda çocuk sahibi olmak evliliğin gerekliliklerinden biri olarak görülür ve çift evlendikten bir süre sonra çevreden ne zaman çocuk sahibi olacaklarına dair sorular da sorulmaya başlanır. Çocuk sahibi olmak hem çiftin evliliğini, hem de kadın ve erkeğin bireysel olarak hayatını önemli bir şekilde etkileyen ve değiştiren bir karardır. Bazen çiftler evlilikleri üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra artık çocuk sahibi olmayı istediklerinde bilinçli olarak bu kararı verebilirler. Bazı çiftler ise herhangi bir karar verme fırsatları olmadan aniden kendilerini anne- baba olarak bulabilirler. Bazen de çiftler ne kadar isteseler ve çabalasalar da çocuk sahibi olamayabilirler ve bu durum zamanla evlilik ilişkilerini ve psikolojilerini bozar duruma gelebilir. Çünkü çocuk sahibi olmak toplum için birçok farklı anlama gelmektedir. Öncelikle çocuk sahibi olmak demek neslin devam ettirilmesi anlamına gelmektedir. Üreme ve doğurganlık özellikle kadına ve dolayısıyla aileye özgü önemli bir işlev olarak görülmekte ve evliliğin de toplum tarafından beklenen bir sonucu olarak düşünülmektedir.

Bir çok çift için çocuk sahibi olma kararı heyecan içeren bir süreçtir. Bu çiftler için, gebe kalmak hayatları boyunca hayal ettikleri bir şeydir ve ebeveyn olma hayalinin gerçeğe dönüştüğü doğal bir süreçtir. Bazı çiftler içinse çocuk sahibi olmak zorlu bir dönemin başlangıcı anlamına gelebilir, bu çiftler çocuk sahibi olamadıklarını fark ettiklerinde ciddi bir hayal kırıklığı yaşarlar ve sonrasında düzenli doktor muayeneleri, günlük ölçümler, çeşitli hormonal testler, kullanılması gereken ilaçlar ve cinsel ilişkilerin yumurtlama dönemlerine göre planlamasını içeren sıkıntılı bir süreç başlar. Bu süreçte çiftin hem evliliği hem bireysel ve ruhsal dayanıklılığı bir çeşit testten geçer. Burada çiftin evlilik ilişkisinin sağlamlığı, çiftin birbirine karşı sabırlı ve anlayışlı olması ve birbirine moral verebilmesi çok önemlidir. İnfertilite bir çok çiftte şok etkisi yaratır. Günümüz dünyasında istenmeyen bir gebelikle karşılaşmamak için kaygılanmak ya da en etkili hamilelikten korunma yöntemlerini bulmakla meşgul olan insanlar bu durumla karşılaşana kadar gebe kalmanın bir sorun olabileceğini asla düşünmez.

İnfertilite (kısırlık) kimin hayatında yer alırsa onlara duygusal, sosyal, fiziksel, mesleki, ilişkisel ve hatta ruhsal olarak ağır bir yük yükler. Çünkü kişilerin geçmişten gelen ya da toplumun onlara yüklediği anne ve baba olma hayalleri böyle bir sorunla birlikte sekteye uğrar ve kişiler hayal kırıklığına uğrayıp umutsuzluğa kapılabilirler. Aslında bu durum evlilik sürecinde gerçekleşebilecek önemli bir kriz durumudur ve çiftin bu durumu nasıl idare edeceği ve hem çift olarak hem de kadın ve erkeğin bireysel olarak bu kriz durumuyla nasıl baş edeceği önemlidir.
Öncelikle infetilite yani kısırlık nedir ve neden olur bundan bahsedelim. Son yıllarda yaygın kabul gören tanıma göre, infertilite; üreme çağındaki çiftlerin en az bir yıl boyunca haftada üç- dört kez korunmasız cinsel ilişkide bulunmalarına rağmen gebeliğin oluşmaması ya da gebeliği sürdürememedir. İnfertilitenin dünyada 80 milyondan fazla kişiyi etkilediği düşünülmekte ve ülkelere göre değişmekle birlikte infertilite oranının %5-30 arasında değiştiği belirtilmektedir. Amerika’da gebe kalma yaşındakilerde görülen kısırlık oranı %17dir. Türkiye’de bu oranın %10-20’i olduğu düşünülmektedir.

Son yıllarda teknolojiye bağlı birçok faktörden dolayı infertilite giderek artış gösteren bir durumdur. Oranı gittikçe artan infetriliteye dair çok sayıda neden gösterilebilir: iş, aile, para baskıları ve diğer kişisel sorunlar, kadınların çocuk sahibi olmayı daha ileri yaşlara ertelemeleri, kadınların daha sonradan gebe kalmalarını zorlaştırabilecek doğum kontrol yöntemleri kullanmaları, yumurtalıklara zarar verme ihtimali olan zührevi hastalıklarına artması, vb. (Amerikan Üreme Topluluğu, 1980). Psikolojik ve ilişkisel faktörlerin infertiliteyle ilişkili olduğu düşünülmekle birlikte, hangisinin hangisinin nedeni ya da sonucu olduğu tam olarak net değildir. İnfertilite kadına ait üremeyle ilgili fiziksel bir nedenden ortaya çıkabileceği gibi, erkeğe ait üremeye ilişkin fiziksel bir nedenden de ortaya çıkabilir. Gebe kalma süreci karmaşıktır ve çok sayıda organ ve hormonun karmaşık ilişkilerini içerir. Kadınlardaki hormonal ya da üreme sistemlerindeki sorunların yanı sıra, sağlıkla ilgili başka problemler de infertiliteye neden olabilmektedir. Genel sağlığın kötü olması, obezite, kronik uykusuzluk, fazla sigara, kahve ya da madde kötüye kullanımı, çok az sayıda birleşme yaşama, iktidarsızlık korkusu, hormon anormallikleri, kronik hastalıklar da özellikle erkeklerde sperm sayısının yetersiz olmasına neden olabilmektedir. Bir de herhangi fiziksel/ organik bir nedenin olmadığı nedensiz infertilite adı verilen bir durum da vardır ki, bunun daha çok bireysel psikolojik faktörlerden, stres, gerginlik ve eşler arasındaki sorunlardan kaynaklanabildiği düşünülmektedir. Çiftlerin cinsel hayatlarındaki sıkıntılar ve cinsel işlev bozuklukları da infertiliteye yol açabilmektedir. Uzun yıllar çocuk sahibi olamayan çiftlerin aslında evliliğin başından beri cinsel birleşme yaşamadıkları ya da düzenli bir cinsel hayatlarının olmadığı görülebilmektedir.
Uzun yıllardır psikolojik faktörlerin infertilite ile ilişkisi araştırılmaktadır ve bu nedensel ilişkiye dair 3 varsayım öne sürülmektedir:
1) Duygusal ve psikososyal sorunlar infertilite için risk faktörüdür. Özelikle stres kadının hamile kalmasını önemli ölçüde etkileyen bir faktördür.
2) İnfertilite ile ilişkili tanı ve tedavi süreci psikososyal sorunların nedenidir.
3) İnfertilite ve psikososyal sorunlar arasında karşılıklı bir ilişki vardır.

Buradan anlaşılmaktadır ki, infetrilite çiftin evliliğini ve psikolojilerini olumuz etkilemektedir. Ayrıca infertilitenin tanısının konulma süreci ve tedavi sürecindeki prosedürler de çiftin psikolojisini olumsuz etkileyebilmekte ve evlilik ilişkisini bozabilmektedir. Bir de çevrenin çocuk baskısı, yakın akrabaların torun isteği ya da yakın arkadaşların çocuk sahibi olmaları gibi çevresel etkenler de çiftin ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. İnfertilite tanısı konulurken fiziksel rahatsızlıkların ve genel sağlık durumunun değerlendirilmesinin yanı sıra, çiftin cinsel yaşantısının da değerlendirilmesi ve bir cinsel işlev bozukluğunun olup olmadığının tespit edilmesi de önemlidir. Bazen çiftler çocuk sahibi olmaya o kadar odaklanırlar ki, düzenli bir cinsel hayatları olmadan hatta örneğin vajinismus gibi cinsel birleşmeyi yaşamalarına engel bir sorun varken, cinsel sorunun tedavisine başvurmak yerine tıbbi yollarla çocuk sahibi olmak için tedavi arayışına girebilirler. Bu yüzden çiftin hem fiziksel hem de psikolojik yönden değerlendirilmesi infertilite tanı ve tedavisinde çok önemli bir konudur.

İnfertilitenin tanı ve tedavi süreci, buna maruz kalan çiftlerin hayatları üzerinde önemli bir etki bırakır. En sağlam evliliklerde bile çatışma oluşabilir ya da zaten evlilikte bulunan bazı sorunların daha da artmasına neden olabilir. Ayrıca tedavinin ne kadar sürdüğü, başarılı ya da başarısız olması da çiftin evliliğini olumsuz etkileyebilir. Tıbbi tedavi başladıktan sonra çift için hayat hızlı bir şekilde değişir. Çiftin hayatı tedavi planı etrafında şekillenmek zorunda kalır. Çiftin günlük hayattaki özgürlükleri azaldıkça, gerginlik ve huzursuzluk ortaya çıkabilir. Çift birbirlerine ve dolayısıyla cinselliğe olan ilgilerini kaybedebilir ya da sürekli yumurtlama takvimine bağlı planlı cinsel ilişkiler yaşamak da bir süre sonra çiftin cinsel isteksizlik yaşamalarına neden olabilir.

Ayrıca depresyon da infertilite tanısının konulmasından sonra sıklıkla görülebilen bir durumdur. Bilindiği gibi depresyon daha çok kişinin yaşadığı önemli bir kaybın sonucunda ortaya çıkabilir. İnfertilitede de çiftin yaşadığı bazı olumsuz duyguların, özellikle özgüven, özsaygı, geleceğe ilişkin hedef ve hayallerin kaybolması da kadın ve erkeğin depresyona girmesine neden olabilmektedir.

İnfertilite aynı zamanda psikososyal sorunlara da neden olabilir. Çift kendi içine kapanabilir, arkadaş ve akraba çevresiyle görüşmek istemeyebilir. Çocuk konusunun konuşulabileceği ortamlardan uzak durmaya çalışabilir.

Günümüzde insanlar daha çok doğum kontrol yöntemlerine ya da istenmeyen hamileliğin nelere yol açacağına odaklanmaktadır ve bu konuda bilgi edinmektedir. Ancak infertilite hemen her çift için hem şok edicidir hem de bilgi sahibi olmadıkları bir konudur. Çift için bilinmeyen bir konu olması, kısırlığı krize dönüştüren etkenlerden biridir. Çiftin olağan başa çıkma yöntemleri bu konuda yetersizdir ve yakınları da çifte nasıl yardım edeceğini bilmez. İnfertilitede bilgi eksikliği eşler arasında, aile ve arkadaşlar arasındaki gerginliğin önemli nedenlerinden biridir. Yakınları iyi niyetlerle çifte destek olmak istese de, çift bu noktada kırılgandır ve incinmeye açık bir haldedir. İnfertilite konusunda hem çiftin hem de yakınlarının bilgilenmesi ve pozitif bir çevre desteği çifte çok iyi gelecektir.

İnfertilite her eşi farklı etkilediğinden dolayı, çiftler bazen birbirlerinden ayrı düşebilirler. Her insanın stresle başa çıkma yöntemleri farklıdır. Kadınlar ve erkekler de sorunlarla farklı başa çıkma yöntemlerine sahiptir. Örneğin; bazı erkekler acılarını içinde tutarlarken daha çok eşlerine odaklanırlar. Öte yandan, bazı kadınlar da sürekli konuşmak ve sorunlarını anlatarak başa çıkarlar. Ancak bazen bir taraf diğerini anlamayabilir ya da sıkılıp bunalabilir. Aslında bu durum evlilik için önemli bir sınavdır ve çiftin birbirine karşı tutum, davranış ve anlayışı sorunla başa çıkmayı kolaylaştırır.

İnfertilitenin teşhisinin ve tedavi sürecinin çift üzerinde derin bir etkisi vardır. Çift bu krizi kabullenip onunla birlikte yaşamaya çalışırken çok sayıda kayba uğrar. Öncelikle belli bir zamanı ya da çözümü olmayan bir tedavi planına bağlanmak zorundadır. Bunun yanısora bu yeni durum kişilerde öfke, depresyon, suçluluk, kızgınlık ve üzüntüdür, vb. duygusal tepkilere yol açabilir..Evlilik ilişkisi içinde konuşulmayan beklentiler ve çözülmeyen geçmişteki sorunlar, infertilitenin yarattığı krizde daha da büyüyebilir. Evlilik sürecinde böyle önemli bir krizle karşılaşan bir çiftin psikolojik destek alması gerçekten faydalı olacaktır. Bu çift terapisi şeklinde olabileceği gibi, gerekirse kadın ve erkeğin bireysel olarak psikolojik destek alması şeklinde de olabilir. Bir uzmandan destek almak hem tanı, hem de tedavi sürecinde hem çiftin daha sağlıklı bir iletişim kurması ve birbirini anlaması için hem de tedavinin başarısı açısından da faydalı olacaktır. Çift terapisinde çiftin ilişkisi ve infertiliteyle birlikte baş etme becerileri üzerinde çalışılırken, bireysel olarak da kişilerin depresyon, öfke ve suçluluk, vb. duyguları üzerinde çalışılabilir. Ayrıca kişilere stres yönetimini öğretmek ve stresle baş etme becerilerini geliştirmek de önemlidir, çünkü nedeni bilinmeyen infertiliteye yoğun stresin yol açtığı düşünülmektedir. Bu nedenle çocuk sahibi olabilmek için gerekli tıbbi ve hormonal tedaviler uygulanırken, psikolojik olarak da çiftin daha stressiz bir süreç geçirmeleri için desteklenmesi önemlidir.

Kaynaklar:

KARACA, A. ve ÜNSAL, G. İnfertilitenin Kadın Ruh Sağlığı Üzerine Etkileri ve Psikiyatri Hemşiresinin Rolü. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2012; 3(2):80-85

WEEKS, Gerald. Evlilik Terapisi ve Cinsel Terapiyi Bütünleştirmek (2012).
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"İnfertilitenin (Kısırlığın) Psikolojik ve Cinsel Yönü- İnfertiliteyle Başa Çıkabilmek" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Gülüm BACANAK'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Gülüm BACANAK'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Gülüm BACANAK'ın Makaleleri
► Sevginin Psikolojik Yönü Psk.Murat BİLİM
► Evlilik ve Boşanmanın Adli Psikiyatrik Yönü Psk.Sinem ÇİBAŞ KARLIKLI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,205 uzman makalesi arasında 'İnfertilitenin (Kısırlığın) Psikolojik ve Cinsel Yönü- İnfertiliteyle Başa Çıkabilmek' başlığıyla benzeşen toplam 29 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Evlilikte Cinsel Sorunlar Şubat 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:26
Top