2007'den Bugüne 81,932 Tavsiye, 25,988 Uzman ve 18,188 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Cinsel İşlev Bozuklukları Nedir ve Neden Ortaya Çıkar ?
MAKALE #19454 © Yazan Uzm.Psk.Gülüm BACANAK | Yayın Mart 2018 | 1,261 Okuyucu
Cinsel işlev bozuklukları, bireylerin tatmin edici bir cinsel aktivite, cinsel ilişki ya da orgazm yaşamasını engelleyen organik, bilişsel, duygusal ya da davranışsal sorunlar olarak tanımlanabilir.

DSM-IV-TR’de cinsel işlev bozuklukları eksen I bozuklukları içerisinde yer alır. DSM_ IV-TR’ de cinsel işlev bozuklukları, Kaplan’ın tanımladığı cinsel yanıt döngüsü temel alınarak, cinsel istek ve cinsel yanıt döngüsünü oluşturan psikofizyolojik değişikliklerde, kişiler arası güçlüklere ve strese neden olacak düzeyde bir bozulma olması olarak tanımlanmıştır.

Cinsel İşlev Bozuklukları DSM-IV-TR’de şu şekilde sınıflandırılmıştır:
1. Cinsel İstek Bozuklukları
a. Azalmış Cinsel İstek Bozukluğu
b. Cinsel Tiksinti Bozukluğu
2. Cinsel Uyarılma Bozuklukları
a. Kadında Cinsel Uyarılma Bozukluğu
b. Erkekte Cinsel Uyarılma Bozukluğu
3. Orgazmla İlgili Bozukluklar
a. Kadında Orgazm Bozukluğu
b. Erkekte Orgazm Bozukluğu
c. Erken Boşalma
4. Cinsel Ağrı Bozuklukları
a. Disparoni
b. Vajinismus
5. Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı CİB
6. Madde Kullanımının Yol açtığı CİB
7. Başka Türlü Adlandırılamayan CİB.

DSM-V’de ise cinsel işlev bozukluklarının sınıflandırılmasında bir takım değişiklikler olmuştur ve şu şekilde sınıflanmıştır:
1. Geç boşalma
2. Sertleşme bozukluğu
3. Kadında orgazm bozukluğu
4. Kadında Cinsel İlgi/Uyarılma Bozukluğu
5. Cinsel Organlarda- Pelviste Ağrı/ İçe Girme Bozukluğu
6. Erkekte Düşük Cinsel İstek Bozukluğu
7. Erken Boşalma
8. Maddenin/ İlacın Yol Açtığı Cinsel İşlev Bozukluğu
9. Tanımlanmış Diğer Bir Cinsel İşlev Bozukluğu
10. Tanımlanmamış Cinsel İşlev Bozukluğu

Cinsel işlev bozukluğu bireyin/çiftin cinsel yaşantısının en başından itibaren var ise birincil (primer), işlevsel bir cinsel hayat varken daha sonradan oluştuysa ikincil (sekonder), belli bir ortam, durum ve eşle sınırlı değilse ve her ortamda oluşuyorsa total, belirli bir durum, ortam ya da eşle oluşuyorsa ise durumsal olarak adlandırılır.

Cinsel işlev bozuklukları toplumda pek fazla dile getirilmese de oldukça yaygın sorunlardandır. Yapılan çalışmalar, her üç kişiden birinin, kadın ve erkek olarak herhangi bir ayırım olmaksızın, hayatlarının bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadıklarını göstermektedir. Cinsel Eğitim ve Araştırma Derneği (CETAD) (2007)’ın verilerine göre; vajinismus ise yaklaşık her 10-12 kadından birinde, erken boşalma 3-4 erkekten birinde, anorgazmi ise her 3 kadından birinde görülmektedir.

Cinsel işlev bozukluklarının yaygınlığıyla ilgili yapılan ilk kapsamlı çalışma 1978 yılında Frank ve ark. tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada, evli ve meslek sahibi 100 çiftle görüşülmüş ve kadınların %63’ünün yaşamlarının bir döneminde uyarılma ve orgazm güçlüğü yaşadığı, erkeklerin %40 ında ise ereksiyon sorunu ve erken boşalma olduğu belirtilmiştir. 1992 yılında, Laumann ve arkadasları tarafından, Amerika Birlesik Devletleri (ABD)’de yasayan, 18-59 yas arası, 1410 yetişkin erkek ve 1749 yetişkin kadın üzerinde gerçekleştirilen çalışmada, kadın cinsel işlev bozukluğunun yaygınlığının %43'ün üzerinde olduğu bulunmuştur. Erkeklerde ise bu oran %31 olarak bildirilmiştir.

Dünyadaki oranlara bakıldığında, kadınlarda yaşam boyunca cinsel istek azlığının görülme oranının % 27-33, uyarılma bozukluğunun görülme oranının %10- 18, orgazm bozukluğunun görülme oranının %5-25 ve vajinismusun görülme oranının ise %3- 11 olduğu belirtilmiştir. Erkelerde ise cinsel istek azlığı %16 oranında, erektil disfonksiyon %5-50 oranında, erken boşalma % 21-35 oranında ve diğer orgazm bozuklukları ise %3-4 oranında görülmektedir.

Cinsel işlev bozukluklarının görülme sıklığı hemen tüm dünyada benzer olmakla birlikte, bazı cinsel işlev bozukluklarının görülme oranları o toplumdaki bazı kurallar, kültürel değerler ve toplumun cinselliğe bakış açısından etkilenebilmektedir. Örneğin, Türk toplumu gibi cinsellik konusunda muhafazakar ve cinselliğin tabu olarak görüldüğü, okullarda ve ailede cinsel eğitimin olmadığı ve bekarete fazlaca önem verilen toplumlarda kadınlarda vajinismus ve cinsel isteksizliğin, erkeklerde ise boşalma ile ilgili bozuklukların diğer toplumlara oranla daha fazla görüldüğü belirtilmektedir. Ayrıca, cinsellikle ilgili olumsuz bakış açısının ve cinsel eğitim ve bilgi eksikliğinin ve özellikle de cinsel deneyim eksikliğinin erkeklerde erken boşalma ve kadınlarda da orgazm güçlüğün daha sık görülmesine yol açtığı düşünülmektedir.

Cinsel İşlev Bozukluklarının Nedenleri
Cinsel işlev bozukluklarının oluşmasında ve sürmesinde çok sayıda etkenin rol oynadığı bilinmektedir. Cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkışında organik nedenlerle psikolojik nedenler birlikte yer alabilir, bazen sorun sadece organik bir nedene bağlı olurken bazen de psikolojik ya da eşler arasındaki kendine özgü ilişki ve iletişim biçiminin bir sonucu olarak da ortaya çıkabilir. Cinsel işlev bozukluklarının tanısının konulmasında, bozukluğun değerlendirilmesinde ve tedavisinde psikiyatri başta olmak üzere jinekoloji, üroloji, nöroloji, endokrinoloji gibi bir çok tıp alanının yeri vardır. Ancak cinsel işlev bozuklukları genel olarak ele alındığında en sık rastlanan neden psiko-sosyal nedenler olduğu için psikiyatri cinsel işlev bozukluklarının tanı ve tedavisinde başta yer alan alandır.

Cinsel sorunların temelinde, cinsel eğitim ve bilgi eksikliğinin yanı sıra, toplumda kulaktan kulağa yayılmış olan ve yaygın yer tutan cinsel mitler (cinsellikle ilgili abartılı ve yanlış inanışlar), cinsellikle ilgili beklentilerin fazla olması, cinselliği rahat bir şekilde konuşamamak, cinsellikle ilgili merak edilenlerin sorulacağı güvenilir kaynakların olmaması ve kişilerin korkularını, endişelerini içlerinde biriktirerek cinselliği gözlerinde çok büyütmeleri yattığı düşünülmektedir. Toplumca cinsel arzunun ve dürtülerin ifadesi söz konusu olduğunda kadın ve erkek arasında bir eşitsizliğin olduğu açıktır. Erkekler toplumda cinselliği yaşamaları için yüreklendirilirken, kadınlarda ise bu dürtü ve duygular toplum tarafından bastırılmaya çalışılır, ifade edilmesi hoş görülmez ve evlilik öncesi ilişki hoş karşılanmaz. Ancak birbirini yeterince tanımayan, cinsel konularda bilgi ve tecrübe sahibi olmayan kadın ve erkek evlendiklerinde sorunlar da ilk geceden itibaren başlar. Bu nedenle cinsel konularda güvenilir kitaplardan bilgi edinmek, kendi bedenini ve cinsel organının yapısı tanımak çok önemlidir.

Hawton (1985)’a göre cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasındaki etiyolojik etkenler; hazırlayıcı etkenler, başlatıcı etkenler ve sürdürücü etkenler olmak üzere 3 aşamalıdır. Buna göre, cinsel işlev bozuklukları için hazırlayıcı etkenler:
• tutucu ortamda büyüme,
• travmatik cinsel deneyimler
• cinsel eğitimin yetersizliği
• aile içi ilişkiler
• yaşam biçimi
• kişilik tipi iken,
başlatıcı etkenler:
• bedensel hastalıklar
• yaşlanma
• sadakatsizlik
• gerçekçi olmayan beklentiler
• depresyon ve anksiyete
• eş kaybı
sürdürücü etkenler ;
• performans anksiyetesi
• eşin çekiciliğini kaybetmesi
• ilişkide yaşanan iletişim güçlükleri
• yakınlık korkusu
• cinsel eğitimin yetersizliği
• yetersiz eş ilişkisidir.

Psikanalitik kuramın kurucusu Freud’a göre; cinsel işlev bozukluklarının temelinde erken çocukluk yaşantıları ve psikoseksüel gelişim dönemindeki çözümlenemeyen çatışmalar, id- süper ego çatışması, ödipal kompleks ve elektra komleksi ve kastrasyon anksiyetesi yatar. Öğrenme kuramcılarına göre ise; cinsel işlev bozuklukları bireyin cinsellikle ilgili bir duruma karşı verdiği koşullu bir anksiyete tepkisidir. Cinsel işlev bozukluklarına sistemik bir bakış açısıyla yaklaşan kuramcılar, cinsel yetersizliğin eşler arasında gelişen patolojik etkileşim nedeniyle oluştuğunu belirtiler. Psikanalitik, öğrenme, bağlanma kuramları yaklaşımlarının yanı sıra Masters ve Johnson’un çalışmaları sonucunda, davranışsal sebeplerin yanı sıra performans anksiyetesi ve eşler arasındaki iletişimin de cinsel işlev bozukluklarına neden olduğu belirtilmiştir.

Bilişsel davranışçı yaklaşıma göre ise, cinsel işlev bozuklukları aslında öğrenilmiş uyumsuz davranışlardır. Cinsel konulardaki bilgisizlik ve edinilen yanlış bilgiler, hatalı bilişsel şemaların oluşuma yol açar ve cinsel işlev bozuklukları da bu hatalı bilişsel şemaların neden olduğu kaygı, suçluk, başaramama korkusu, vb. nedenlerle ortaya çıkar. Cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasında rol oynayan en önemli etmenlerden biri de cinsel mitlerdir. Toplumdaki cinsellikle ilgili kulaktan kulağa yayılmış olan yanlış bilgilere ‘’cinsel mit’’ adı verilir. Cinsel mitleri ve bunların cinsel işlev bozuklukları üzerindeki etkilerini ilk araştıran kişilerden biri Dr. Bernie Zilbergeld’dir. Zilbergeld (1992) toplumda cinsellikle ilgili yerleşik yanlış abartılı inanışlar olan mitlerin cinsel işlev bozukluğunun oluşumunda ve devamında çok önemli bir yeri olduğunu belirtmiştir.

Ülkemizde okulda ve ailede cinsel eğitim olmadığı için, cinsellikle ilgili ilk bilgiler çoğunlukla çevreden edinilmektedir ve bunlar çoğu zaman doğru bilgiler olmamaktadır. CETAD’ın 2006 yılında yapmış olduğu çalışmada, ülkemizde cinsel konularda bilgilenmenin ana kaynağını arkadaş, çevre, gazete-dergi gibi medya araçları, filmler ve pornografik materyallerin oluşturduğu ifade edilmiştir (CETAD, 2006). Yılmaz ve ark. nın (2008) Konya il merkezindeki evli nüfusun cinsel sorunlarını incelediği çalışmasında, katılımcılar cinsel bilgi edinme kaynakları sorulduğunda, kadınların; %23,8’i arkadaş, %17,8’i kitap-medya, erkeklerin; %41,7’si arkadaş, %24’ü kitap-medya yanıtını vermişlerdir. Cinsel mitler toplumuzda son derece yaygındır, ancak sadece ülkemizde değil cinsel mitler dünyada da yaygındır ve cinsellikle ilgili yanlış ve abartılı inanışlar her toplumun kendi kültürel ve sosyal yapısına göre şekillenmektedir. Torun ve ark. (2011) tarafından 167 erkekle görüşülerek yapılan çalışmada, ülkemizde cinsel mitlere inanma oranının yüksek olduğu (%45) ve erkeklerde eğitim düzeyinin, ergenlik öncesinde yaşanılan bölgenin, ilk cinsel bilgilerin kimden ve nereden edinildiğinin, ilk cinsel deneyiminin kiminle yaşandığının ve ne şekilde sonuçlandığının cinsel mitlere inanmayı etkilediği saptanmıştır. Cinsellikle ilgili en sık rastlanan cinsel mitlerden bazıları şunlardır:

• Erkek cinsel ilişkiye her zaman hazır ve istekli olmalıdır .
• Masturbasyon pis ve zararlıdır. Evliyken masturbasyon yapmak yanlıştır.
• Cinsel ilişki cinsel birleşme demektir.
• Cinselliğin amacı cinsel birleşmedir.
• Cinsel eylemi her zaman erkek başlatmalıdır.
• Cinsellik içgüdüseldir, sonradan öğrenilmez
• Her fiziksel yakınlaşma cinsel ilişki ile sonlanmalıdır
• Eğer iki insan birbirini seviyorsa cinsellikten de zevk alır.
• Her erkek kadına nasıl zevk vereceğini bilir.
• Erkek cinsel organının boyutu cinsel gücün göstergesidir.
• Kadının cinselliği başlatması ahlaksızlıktır.
• Cinsel ilişkinin sonunda her iki taraf da aynı anda orgazm olmalıdır.
• Cinsel fanteziler ahlak dışı, sapıkça ve sadakatsiz davranışlardır.

Cinsel mitler, çiftlerin kendi cinselliklerinde bir sorun olduğunu düşünmelerine, cinsel ilişkiyle ilgili abartılı inanç ve beklentiler geliştirmelerine ve hayal kırıklığı yaşamalarına neden olmaktadır. Cinsel mitlerin yanı sıra bireyin kendine ve diğerlerine ait kökleşmiş inanışları (kadınlar/ erkekler güvenilmezdir / kontrolümü asla kaybetmemeliyi, vb.) da çoğu zaman bireyin günlük hayatında bilinç düzeyine çıkmasa da, bilinçaltında çatışma ve kaygı yaratarak bireyin cinsel hayatında ketlenmeler yaşamasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda da cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkabilmektedir.

Kaynaklar:
Çavaş Ş. Cinsel İşlev Bozuklukları Kliniğine Başvuran Vajinismus ve Prematür Ejakülasyon Olgularında Psikiyatrik Komorbiditenin Araştırılması. Uzmanlık Tezi. İstanbul: T.C. Sağlık Bakanlığı Bakırköy Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2008.
Çeri Ö., Yılmaz A., Soykan A. Cinsel İşlev Bozuklukları. Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics, 2008, 1(2).
İncesu C. Cinsel İşlevler ve Cinsel İşlev Bozuklukları. Klinik Psikiyatri, 2004, Ek 3:3-13.
İncesu C. Cinsel İşlev Bozukluklarında İlk Basamak Değerlendirme ve Ayırıcı Tanı. Psikiyatri Dünyası, 1999, 2:39-48.
Kavuncu NV. Kadın cinsel işlev bozuklukları. Türkiye Klinikleri Psikiyatri Dergisi,2004, 5(1).
Özmen HE. Cinsel Mitler ve Cinsel İşlev Bozuklukları. Psikiyatri Dünyası, 1999, 2:49-53.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Cinsel İşlev Bozuklukları Nedir ve Neden Ortaya Çıkar ?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Gülüm BACANAK'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Gülüm BACANAK'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Gülüm BACANAK'ın Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,188 uzman makalesi arasında 'Cinsel İşlev Bozuklukları Nedir ve Neden Ortaya Çıkar ?' başlığıyla benzeşen toplam 42 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Evlilikte Cinsel Sorunlar Şubat 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


05:38
Top