2007'den Bugüne 88,755 Tavsiye, 27,436 Uzman ve 19,542 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Şemalar, Şema Terapisi ve Bağlanma
MAKALE #17992 © Yazan Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA | Yayın Şubat 2017 | 4,501 Okuyucu
Şema Kavramının Gelişimi

Şema kavramı tarihsel olarak Antik Yunan felsefesine, Kant felsefesine, psikolojideki gestalt hareketine, Barlett’in hatırlamayla ilgili görüşlerine ve Piaget’in düşüncenin gelişimiyle ilgili kuramına dayanır. Genel bir terim olarak şema, yapı, iskelet, taslak anlamındadır. Antik Yunan felsefesinde Stoacı mantıkçılardan özellikle Chrysippus’un (M.Ö. 279-206) “çıkarım şemaları” (inference schemata) şeklinde mantık prensiplerini sunduğu belirtilmiştir. Kant felsefesine göre şema, herhangi bir sınıfın tüm üyeleri için ortak olan şeyin adı olarak ifade edilmiştir. Kavram ayrıca geometri, eğitim, literatür analizi ve bilgisayar programlamada farklı alanları ifade etmek için kullanılmaktadır (Akt., Young ve arkadaşları, 2003; Derry, 1996).

Bartlett (1932, akt., Jones, 2003; Derry, 1996; Juola, 1986), şema kavramını ilk defa kullandığında, şemanın daha çok bellekteki betimleme rolü üstünde durmuştur. “Remembering” adlı kitabında, kişiden herhangi bir olayın hatırlanılması istendiğinde, bu kişinin, olayla ilgili unuttuğu bazı ayrıntları yeniden organize etmek için şemalarını kullandığını ileri sürmüştür. Olay anlatılırken kullanılan şemalar aslında kişinin yaşadığı tecrübeden nasıl bir anlam çıkardığını ortaya koyar. Diğer deyişle şemalar yaşanan tecrübelerden anlam çıkarma işlevini gören yapılar olarak değerlendirilmiştir. Barlett, danışanlarının bir hikâyeyi okuduktan sonra hatırlama süreçlerindeki sistematik bozukluğun günler ve haftalarca sürdüğünü gözlemledikten sonra şema teorisini geliştirmiştir.

Piaget’e (1928) göre şema, örgütlenmiş davranış ve düşünce örüntüsü ve en temel zihinsel yapıdır. Bilişsel yapılar ya da şemalar yoluyla birey çevresine uyum sağlar ve çevreyi organize eder. Piaget, bebeklerin zihinsel gelişim süreçlerinin yaşamın ilk yıllarında başladığını ve bu aşamada bebeklerin, kendileri ve dış dünya arasındaki farkı ayırtedemediklerini belirtmiştir. Bebek tarafından, dış dünyadaki olayların ve kendi davranışlarının birbiriyle bağlantılı olarak algılanmasının temel dayanağı şemalardır. Böylece olgunlaşma ve yaşantı etkileşimleri sonucunda şemaların değişimiyle bebeğin kendisine ve dış dünyaya yönelik algıları da değişecektir. Bu değişimi davranışlarda gözlemek mümkündür.

Şema kavramının gelişmesine katkısı olan diğer bir araştırmacı da Kişisel Yapı Kuramı’nın öncüsü George Kelly’dir (1905-1967). Kelly’nin bazı çağdaşları, onu daha çok bir bilişsel psikolog olarak görürken, diğer çağdaşları onu hümanistik bir psikolog olarak görmüştür. Kelly, olayları yorumlamak ve kestirmek için kullandığımız bilişsel yapıları “kişisel yapılar” olarak adlandırmıştır. Yapı, diğer deyişle bir algılayış biçimidir ve bu algılayış biçimi aynı anda neyin benzer ve neyin farklı olarak algılanacağını belirler. Ona göre hiçbir insanın kişisel yapıları bir başka insanınkine benzemez ve hiç kimse zihnindeki yapılarını birbirine benzer biçimde düzenlemez. Kelly, kişisel yapılarımızın çift kutuplu olduğunu diğer bir ifadeyle dış dünyadaki nesneleri, olayları ve durumları ve/veya şeklinde sınıflandırdığımızı belirtmiştir. Örneğin birisiyle ilk tanıştığımızda, bu kişinin zihnimizdeki imgesini oluştururken “cana yakın-soğuk”, “uzun-kısa”, “akıllı-aptal” ve “erkeksi-kadınsı” gibi kişisel yapıları kullanabileceğimizi; karşılaştığımız bu kişinin daha sonra da cana yakın, uzun boylu, akıllı ve kadınsı olduğuna karar verebileceğimizi ifade etmiştir. Ancak bu durumun, dünyayı sadece siyah-beyaz gördüğümüz, gri tonlara hiç yer vermediğimiz anlamına gelmeyeceğini de belirtmiştir. Başlangıçta siyah-beyaz yapıları uyguladıktan sonra, bu siyahlığın ve beyazlığın derecesini belirlemek için başka çift kutuplu yapılar kullanabileceğimizi; örneğin, yeni tanıştığımız kişinin akıllı olduğuna karar verdikten sonra, akademik açıdan akıllı, sağduyu sahibi yorumlarıyla kişinin neye benzediğini daha iyi anlamaya çalıştığımızı ileri sürmüştür. Kelly’e göre, kişisel farklılıklar, büyük oranda insanların “dünyayı yapılandırma” şekillerindeki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Özetle zihnin, olayları, durumları ve uyaranları sürekli sınıflandırarak anlamlandırdığını diğer deyişle yapılandırdığını; bu anlayış biçiminin ise yapıların, olayların veya durumların gerçek bir özelliği değil daha çok bireyin yorumlayış şeklinden kaynaklandığını belirtmiştir. Başka bir ifadeyle yapının, gerçekliği algılamada şema gibi genel bir işlev gösterdiğini belirtmiştir (Benjafield, 2008; Burger, 2006).

Şemalarla ilgili diğer önemli bir yaklaşım da bilişsel psikoloji alanındaki bilgi işleme kuramıdır. Bilişsel psikoloji alanında şemalarla ilgili ilk açıklamalar, episodik bellek ile semantik bellek arasında bir ayırımın olduğunu gösteren çalışmalara dayanır. Bu ayırımın temeli, bellekte ve kavrama sürecinde daha önce var olan bilgilerin rolünün anlaşılmasıdır. Hatırlama sürecinde semantik kodlamanın ve organizasyonunun olduğunun görülmesiyle, uzun süreli bellekteki bilgi yapılarının çevresel yapıları yorumlamaya; konuşmayı ve yazılı konuları kavramaya ve hatırlamaya yaradığı anlaşılmıştır. Böylece objelerin veya olayların, semantik bellekteki belirli kavramsal temsillere göre kodlanıp kavranması gibi çevresel olaylar, dialoglar ve hikâyelerin de şema yapısı (schemata) olarak adlandırılan daha geniş ölçekli bellek yapılarına göre hatırlanıp yorumlandığı belirtilmiştir. Bellek yapıları olarak ifade edilen şema yapılarının (schemata), kavramlardan daha spesifik olan teoriksel yapılar olduğu ve bu yapılar arasındaki ilişkilerin de semantik bellekte depolandığı belirtilmiştir. Semantik bellekte depolanan şema yapısının (schemata), bellek yapıları olarak bilgi işlem sürecinin temelini oluşturduğu ve genel olarak birleştirilmiş yapı ve süreç olguları olarak tanımlandığı görülmektedir. Şema yapılarının (schemata) ayrıca hiyerarşik olarak organize olabilen yapılar olduğu ve bu organizasyonun da farklı ancak birbiriyle ilişkili olan yapılardan oluştuğu da belirtilmektedir. Bu yapıların, karmaşık bir kavrama ait oldukları ve tek başlarına “aşağıda”, bir bütünün temsili olarak da “yukarıda” yer aldıkları ileri sürülmüştür (Winfrey ve Goldfried, 1986). Neisser (1976, s. 56), şema yapısı (schemata) için “sadece plan değil, aynı zamanda planın uygulayıcısı” demiştir. Thorndyke ve Hayes-Roth (1979), şema yapılarının (schemata) bellekte, farklı karmaşıklık derecelerinde aynı anda varolabildiklerini belirtmişlerdir. Onlara göre bu organizasyon, hem “aşağıdan yukarıya” bilgi işleme hem de “yukarıdan aşağıya” bilgi işleme sürecine izin verir. Yeni deneyimler için “aşağıdan yukarıya” süreci, girdiyle uyumlu olmak için uygun bir şema önerir. Daha tanıdık durumlarda ise girdiyle eşleşen ve önceden var olan baskın bir modelden dolayı “yukarıdan aşağıya” süreci gerçekleşir. Anderson (1980) ise şema yapısını (schemata) geniş ve karmaşık bir dünyanın etkili bir bilgi işlem süreci taleplerini karşılamak içn “hızlı ve kirli” yöntemler uygulayan yapılar olarak tanımlamıştır. Bu tanımlamada şemanın kişi için avantajlarıyla birlikte sakıncalarının da olduğu belirtilmiştir (Akt., Winfrey ve Goldfried, 1986). Bu açılardan şema yapısı (schemata), kodlamadan, depolama süreçlerinden ve hatta yeniden yapılandırıcı hatırlama süreçlerinden yararlanır. Bununla birlikte hatırlama ve algılamayla ilgili bozulmalar, deneyim ve bununla en çok ilgili olan şemanın tam olarak uyuşmamasından kaynaklanır. Duyusal bilgiyi kodlamada veya konuşma ve yazı dilini kavramada, şema yapısı (schemata) hangi girdinin (input) dikkat etmeye değer olduğunu ve kritik olarak önemli olduğunun belirlenmesindeki sürece rehberlik yapar. Şema yapısı (schemata) ayrıca parça bütün ilişkisi ve olabilecek olayların sıralamasıyla ilgili beklentileri harekete geçirir. Böylece şema yapısı (schemata) gözlem yapan kişinin çevresinde yapıyı bulmasına yardım eder ve hatırlama anında bir şemayla tutarlı olarak olası anlam çıkarmaları ve karmaşık ayrıntıları üretmeye yarar (Juola, 1986).

Şema yapısından (schemata) farklı olarak şemanın ise bir bütünün prosedürünü (örn.,ekmek yapmak), bir olayı veya olay sırasını (örn., işe arabayla gitmek), sosyal durumu (örn., bir arkadaşımızla akşam yemeği yemek) ve bir objeyi veya algıyı (örn., kişinin ofisi) temsil eden bir bilgi kümesi olduğu belirtilmiştir. Bu kümeler, temsil edilen belirli bir olayın veya objenin detayları ile uyumlu olarak harekete geçirilir. Bilgi işleme kuramcıları, şemaların tanımlarıyla ilgili üç varsayım üzerinde durmuşlardır: (1) Şema, karmaşık bir kavramın soyut bir prototipini temsil eden, kavramsal olarak birbiriyle ilgili elementlerin bir organizasyonudur. Bu elementler arasındaki ilişkiyi belirginleştiren durumlar olarak “spesifik örnekler” şema içerisinde depolanır. (2) Şema, temsil edilen karmaşık kavramın geçmişte tekrarlanan birçok örneği içinde “aşağıdan yukarıya” sürecinden oluşur. (3) Şema ayrıca yeni bilginin organizasyonuna, belirli şekilde yönlendirilmiş girdi süreci içinde rehberlik yaparak yeni bilginin işlenmesini yönetir (Winfrey ve Goldfried, 1986).

Böylece şemalar, bilginin nasıl işlenip yorumlanacağı ve nasıl davranılacağıyla ilgili rehberlik yaparlar. Bu yüzden sistem, var olan şemayla tutarlı olan bilgileri yorumlamak için ateşlenir. Bu işlev bilginin hızlı işlenmesini kolaylaştırdığı gibi sistem içindeki olası önyargıları ve esnek olmayan tutumları da içinde barındırır (Janes, 2003).

Bilişsel terapinin öncüsü Beck ise, şemaları bilişsel yapılar olarak, diğer deyişle kodlama, tarama ve organizmayı etkileyen uyarıcıyı değerlendiren bir yapı olarak tanımlar. Şemalar sayesinde organizma kendi tecrübelerini kategorize eder veya anlamlı bir şekilde yorumlar. Böylece kişi benzer durumlarla karşılaştığında her defasında mevcut durumu tekrar analiz etmez. Geçmiş deneyimlerinin etkisiyle oluşan bilişsel yapılarına yani şemalarına başvuracaktır. Bu sayede, bir tehdit algılandığında ilgili bilişsel şemaları aktif hale gelir ve olaya bir anlam yüklenebilir. Anlam yükleme ise aktive edilen şemalar aracılığıyla gerçekleşir. Beck, daha sonra şemalar, altta yatan varsayımlar (koşullu inançlar) ve otomatik düşünceler (kişinin aklından hızla geçen bilişler) arasında ayrıma giderek, özellikle temel inançların ya da şemaların daha derinlerde yatan bilişsel yapılar olduğunu ileri sürmüştür. Şemaların diğer varsayım ve tutumlardan farkı ise tutumların, kuralların ve varsayımların terapötik süreç içerisinde kısa bir süre içerisinde değiştirilebilmeleri; ancak şemaların bunlardan farklı olarak değişime daha dirençli oluşlarıdır. Örneğin kötü olduğuna inanan bir hasta, terapide olumlu yönleriyle ilgili kanıtlar olsa da bu kanıtları kötü olduğuna dair inancı temelinde yorumlayabilecektir (Beck ve Emery:115, 2006; Padesky, 1994).

Şema terapisinin öncüsü olan Young ve bilişsel terapinin öncüsü Beck’in şemayla ilgili ortak yaklaşımı, “derinlerde yatan bilişler” olsa da şemaların tanımları konusunda uzmanlar arasında çeşitli görüş ayrılıkları mevcuttur: Örneğin uzmanlar arasında şema, temel inanç, kural ve varsayım kavramları zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılabilmektedirler. Bazı uzmanlar şemaları koşulsuz inançlar olarak tanımlarken (örn. ‘Yetersizim’), bazı uzmanlar da koşullu inançlar (örn. ‘Hata yaparsam insanların saygısını kaybederim’) veya davranış kuralları (örn. ‘Her şeyi mükemmel yapmalıyım’ gibi) olarak tanımlamıştır. Şemaların tanımıyla ilgili uzmanlar arasında bir görüş birliği olup olmadığına bakmak ve şema kavramının uzmanlar arasında hangi anlamda kullanıldığı ve hastalara nasıl sunulduğuna bakmak için yapılan bir araştırmada, ruh sağlığı alanında çalışan çeşitli uzmanlara (psikiyatr, psikolog, psikolojik danışmanlar), ‘BDT eğiticisi size şemanın tanımını sorsaydı ne derdiniz?’ diye sorulmuştur. Bu çalışmada şemalarla ilgili olarak katılımcıların tümü tarafından 14 tema öne sürülmüş olsa da bunlar 3 bölümde toplanmıştır: (1) Katılımcı uzmanların %70’i (n:50) şemaları tanımlamak için “inanç” veya “temel inanç” gibi kavramları kullanırken; (2) %60’ı şemaları bilgi işleme perspektifi (zihnin bilgi filtresi) ve (3) %25’i ise koşul, koşulsuzluk, varsayım ve kurallar olarak yorumlamıştır. Şemaları bilgi işleme perspektifi olarak tanımlayan uzmanlar, kronik olarak psikiyatrik rahatsızlık yaşayan hastaların öncelikle fonksiyonel olmayan temel inançlarının aktif olduğunu ve bu inançların da esnek olmayan davranış, düşünce ve olumsuz baş etme stratejilerine neden olduğunu belirtmiştir. Bunun sonucunda da bilgi işleme sürecinin olumsuz etkilenmesi nedeniyle çevresel uyarıcıların (nötr olsalar da) negatif olarak algılandığını ileri sürmüştür. Şemaları temel inançlar olarak tanımlayan uzmanlar ise bu inançların çocukluk döneminde gelişmiş olduğunu ve kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyayla ilgili olduğunu ve de şu iki formda geliştiğini ifade etmiştir: Koşulsuz inançlar (Kesin ifadeler, örn. ‘Dünya genellikle …..dır/dir) ve Koşullu inançlar (örn. Eğer…..ise o zaman …….dır/dir). Bu temel inançlar aktif olduklarında kişinin duygu, düşünce ve davranış tarzlarını etkilemeye başlar. Böylece şemalar sayesinde insanların hızlı bir şekilde geleceklerini değerlendirme, tahmin etme ve fiziksel güvenliklerine veya özsaygılarına herhangi bir tehlike gelip gelmeyeceğine karar verdiği ifade edilmiştir (Padesky, 1994; James, Todd ve Reichelt, 2009).

Şemaların tanımları konusunda bazı farklılıklar olsa da üzerinde durulan ortak görüş şemaların yaşamın ilk yıllarında oluşmaya başlayan ve duygu, düşünce ve davranışlarımızı etkileyen ve zihnin derinlerinde yatan bilişsel yapılar olduğu; ayrıca birçok psikopatolojik rahatsızlıkta bu bilişsel yapıların önemli rolleri olduğudur. Örneğin geçmişindeki olumsuz yaşam deneyimlerinden dolayı (örn., çocukluk istismarı, aileden birinin ölümü gibi) kronik depresyon rahatsızlığını yaşayan bir kişinin, “Ben kötüyüm” (kendisiyle ilgili), “İnsanlara güvenilmez” (insanlarla ilgili) ve “Hiçbir şey için çabalamaya değmez” (Dünyayla ilgili) gibi temel şemaları oluşabilir. Depresyonun üstesinden gelmek için bu kişide önce bilişsel ve davranışsal değişimlerin olması gerekir; çünkü bu kişinin dünyayla ilgili temel şeması (Hiçbir şey için çabalamaya değmez) değişim motivasyonuna engel olacaktır. Ayrıca insanlarla ilgili temel şeması ise terapötik ilişkiye, aile ve arkadaş ilişkilerine (ki bunlar değişimi destekleyen faktörlerdir) zarar verecektir. Bundan dolayı olumsuz yani işlevsel olmayan bu temel şemalar psikopatolojik problemler için güçlü bir sürdürücü işlev görürler; çünkü neyi hatırlayacağımızı ve neye dikkat edeceğimizi belirler. Örneğin çaba harcamanın gereksiz olduğuna inanan kişi başarılı olduğu tecrübelerinden çok, başarısızlıklarına ve hatalarına dikkat edecektir. Kötü olduğuna inanan kişi, kişisel hatalarına pozitif özelliklerinden daha çok dikkat edecek ve yaşayacağı tecrübeleri de mevcut olumsuz şemasını doğrulayacak bir biçimde algılayacaktır (Padesky, 1994).

Sonuç olarak birçok psikiyatrik bozukluğun temelinde yatan bu olumsuz şemalar, çocukluk yıllarında oluşmaya başladığı için bunlara “Erken Dönemde Oluşan Uyumsuz Şemalar” denilmiştir.

Erken Dönemde Oluşan Uyumsuz Şemaların Kökeni

Young’a (2003) göre kişilik bozuklukları ve DSM-IV’ün birinci eksenindeki birçok psikopatolojik bozukluğun temelinde, çocukluk dönemindeki olumsuz tecrübelerin bir sonucu olarak oluşan uyumsuz şemalar yatmaktadır. Young, bu varsayımını araştırmak için, yaşamın ilk yıllarındaki olumsuz tecrübeler nedeniyle gelişen bu şemaları “Erken Dönemde Oluşan Uyumsuz Şemalar (Early Maladaptive Schemas)” olarak adlandırmıştır ve erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların ise, çocukluk döneminde karşılanmamış ihtiyaçlardan dolayı ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Young’a göre insan için beş temel ihtiyaç vardır: (1)

İnsanlara güvenli bağlanma (güven, istikrar, bakım ve kabul), (2) Kimlik duygusu, yetki ve özerklik, (3) Geçerli ihtiyaç ve duyguları ifade etme özgürlüğü, (4) Oyun ve kendiliğindenlik, (5) Gerçekçi sınırlar ve öz-kontrol. Ona göre bu ihtiyaçlar evrenseldir. Psikolojik olarak sağlıklı bir insanın bu temel ihtiyaçlarının uygun bir şekilde karşılanması gerekir. Şema terapisinin temel amacı da karşılanmamış bu temel ihtiyaçlardan dolayı uyumsuz şemaları olan danışanların şema terapisi yoluyla bu ihtiyaçlarını karşılamaktır (Young ve arkadaşları, 2003).

Şemaların Ölçülmesi

Şemaları ortaya çıkarıp değerlendirmeye yönelik geliştirilen ölçümler genel olarak iki sınıfa ayırılabilir: (1) Şemaların terapi süreci içinde değerlendirilmesine yönelik geliştirilen teknikler ve (2) Şemaların ölçülmesi için geliştirilen objektif değerlendirme ölçümleridir.

Şemaların Terapi Süreci İçinde Ölçülmesi


Beck, şemaların duygularla yakın bir şekilde bağlantılı olduğuna inandığı için uyumsuz şemaların tespit edilmesinde duyguların takip edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Örneğin yoğun bir şekilde depresyon, kaygı, öfke, suçluluk ve utanç duygularını hisseden bir hastaya bu duygulardan yola çıkılarak bir takım sorular sorulduğunda, hastanın kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla ilgili temel inançlarının veya şemalarının ortaya çıkarılabileceğini ileri sürmüştür (Padesky, 1994). Bu varsayımdan hareketle, psikoterapi sürecinde erken dönemde oluşan uyumsuz şemaları değerlendirmeye yönelik olarak, a) tekrarlayan tecrübeler, b) aşağı ok yöntemi, c) vaka formülasyonunun paylaşılması, d) davranışsal görevler, e) varsayımsal olayların oluşturulması, f) çocukluk döneminin sorgulanması, g) duyguların yeniden yaşatılması, h) şemalar hakkında danışanı bilgilendirmeye yönelik okuma ödevlerinin verilmesi şeklinde adlandırılan farklı teknikler geliştirilmiştir (Dobson ve Dobson, 2009; Padesky, 1994).

Şemaların Değerlendirilmesine Yönelik Geliştirilen Objektif Ölçüm Araçları

Şemaların tespit edilip ölçülmesini sağlayan diğer bir yöntem de objektif ölçümlerin ve standart testlerin kullanıldığı yöntemdir. Bunlardan biri psikoanalitik geleneğe bağlı kalınarak geliştirilen “Cümle Tamamlama Testleri”dir. Cümle Tamamlama Testleri”, örneğin ‘Ben …….dır/dir; İnsanlar …..; Dünya …….’ şeklinde özellikle kişinin kendisi, insanlar ve dünyayla ilgili temel şemalarını tespit etmeye yönelik özneyle başlayıp danışanın tamamlaması için boş bırakılan cümlelerdir (Padesky, 1994).

Başka bir yöntem de temel inançları (veya şemaları) ortaya çıkarmaya yönelik geliştirilen ölçek gruplarıdır: Bunlar da özellikle depresyonla ilgili olan Fonksiyonel Olmayan Tutumlar ölçeği, Sosyotropi-Özerklik Ölçeği; Beck ve arkadaşları tarafından kişilik bozukluğu olan hastaları tespit etmek için hazırlanan “Şema Kontrol Listeleri” ve yine Young tarafından geliştirilen Şema Ölçeğidir. Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği orjinal olarak 100 madde olarak hazırlanmış; ancak daha sonra 40’ar maddelik iki benzer versiyonu (A ve B formları) geliştirilmiştir. En yaygın kullanılan ölçek olan A formuna faktör analizi uygulanarak iki ayrı ölçek oluşturulmuştur; bunlar sosyotropi-özerklik ölçeğindeki ölçeklerle aynıdır. Bu ölçekler hem sosyotropiyi hem de özerkliği yansıtır. Sosyotropi, sosyal ilişkilerden anlam ve doğru çıkarma eğilimidir (1993, akt., Dobson ve Dobson, 2009). Sosyotropik insanlar, negatif olaylar gerçekleştiğinde depresyona; sosyal etkileşim veya ilişki yoksunluğundan korktuklarında ise anksiyeteye eğilimlidir. Özerklik, bağımsızlık ve tanınma hakkındaki kaygılarla ilişkilidir. Özerk insanlar bu kaygıları tehdit edildiğinde anksiyeteye, başarısızlık korkusu veya başarılı olarak tanınma yoksunluğu yaşadıklarında ise depresyona kolayca girebilirler. Araştırmalar genellikle sosyotropi ölçeğinden yüksek puan almanın gelecekteki depresyonu yordadığını doğrulamaktadır (1999, akt., Dobson ve Dobson, 2009).

Şemaları ölçmeye uygun olan diğer bir ölçek de 205 maddelik kendini bildirim ölçeği olan Young Şema Ölçeği’dir (YSQ; Young Schema Questionnaire). YŞÖ danışana onaylaması için sorulan çeşitli olası şemaları yansıtan ifadeleri sağlar. Young’ın çalışmasına dayanarak YŞÖ üzerinde mantıksal olarak 18 tane negatif şema bulunmuştur: YŞÖ’ne faktör analizi yapılmış ve teorik yapısı bu çalışma tarafından desteklenmiştir (1999, akt., Dobson ve Dobson, 2009). Görece uzun olan bu ölçeğin puanlanması zaman alabilmektedir; ancak ölçek danışanda şu anda var olabilecek çeşitli şemaların bir profilini çıkarır (Young ve ark., 2003; Padesky, 1994; Dobson ve Dobson, 2009). Young ve arkadaşları daha sonra bu ölçekteki maddeleri kısaltarak önce 75 maddelik, daha sonra da 90 maddelik kısa formu geliştirmiştir (Young ve ark., 2003; Cecero ve ark., 2004).

Bağlanma ve Şemalar

Bowlby, yaşamın ilk yıllarında bakıcıyla tekrarlanan etkileşimlerin çocuk tarafından “İçsel Çalışan Modeller” veya kendilik ve diğer insanlarla ilişkilerle ilgili olan şemalar içinde içselleştirildiğini ve bu çalışan modellerin daha sonraki sosyal ilişkiler için kalıcı bir referans gibi, kişilik yapısına entegre olduğunu ileri sürmüştür (Ainsworth ve Bowlby, 1991; Soygüt ve ark., 2009).

Young da, erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların çocukluk dönemindeki duygusal ihtiyaçların karşılanmamasından dolayı oluştuğunu belirtmiştir. Erken dönemdeki çocukluk yaşantıları anılarının şimdiki şemalarla bağlantısı ve mevcut şemaların kişinin şimdiki hayatını nasıl etkilediği, Young’ın şema terapisinin temelini oluşturur. Buna uygun olarak da Young ve arkadaşları terapistlerin, danışanların spesifik çocukluk yaşantıları içinde uyumsuz şemalarını keşfetmeleri ve tespit edilen uyumsuz şemaların ise şimdiki kişilerarası ilişkilerini nasıl etkilediğini danışanlara göstermeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Young, koşullu ve koşulsuz şemalar arasından ayrıma giderek, öncelik sırasına göre en erken ve en derinde gelişen şemaların koşulsuz olduğunu (özellikle kişinin kendisi ve diğer insanlarla ilgili olan şemalar) ve daha sonra da koşullu şemaların geliştiğini ifade etmiştir. Soğuk, ayrışmış ve reddedici ebeveyni olan kişilerin, en temel duygusal ihtiyaç olan güvende olma/tutarlılık ve aidiyet ihtiyaçlarını giderememelerinden dolayı, koşulsuz şemalar oluşturmaya başlayacaklarını savunur. Örneğin: (a) Terkedilmiş/Güvensizlik şeması olan kişiler, kendileri için önemli olan diğer insanların daha çekici, akıllı ve güçlü olduklarına inanırlar. Onları tercih ederler ama onların her an kendilerini terk edeceklerinden korkarlar. (b) Güvensizlik/İstismar şeması olan kişiler, diğer insanların değersiz, güvensiz, yalancı ve aldatıcı olduklarına ve kendilerini istismar ederek zarar vereceklerine inanırlar. (c) Duygusal yoksunluk şeması olan kişiler, duygusal ihtiyaçlarının karşılanamaz olduğunu düşünürken; (d) Kusurlu olma/utanç şeması olan kişiler de temel olarak kusurlu, kötü ve değersiz olduklarına inanacaklardır. Aileleri tarafından aşırı hoşgörülü veya kontrolsüz yetiştirilen bireylerin ise (e) Yetkeci/büyüklük şemaları oluşabilir; böylece bu bireyler diğer insanların ihtiyaçlarını göz ardı eder veya yetersiz öz kontrol/öz disipline dayalı davranışlar sergileyeceklerdir. Koşullu erken dönemde oluşan uyumsuz şemalar ise Young’a göre koşulsuz şemalardan sonra gelişmeye başlar ve değişime daha çok elverişlidir. Bu yüzden koşullu şemalara sahip olan kişiler olumsuz sonuçları geçici de olsa önleyebilirler. Ancak koşulsuz ve uyumsuz şemalara sahip olan kişiler, kendileri ve diğer insanlarla ilgili durumlara yönelik olumsuz sonuçları önlemekte daha çok zorlanırlar (Cecero ve ark., 2004; Young ve ark., 2003).

Bundan hareketle Platts, Tyson ve Mason da (2002, akt., Cecero ve ark., 2004) bağlanma tarzları ile erken dönemde oluşan uyumsuz şemalar arasındaki bağlantıyı şu şekilde örnekleyerek betimlemişlerdir: Örneğin kişinin erken dönemde oluşan uyumsuz şemalarından Terkedilmişlik/İstikrarsızlık ve Bağımlılık/Yetersizlik şemaları, saplantılı bağlanma tarzıyla (kişinin kendisiyle ilgili olumsuz ve başkalarıyla ilgili olumlu algıları) ilişkilidir. Bu şemalara sahip olan kişiler diğer insanların dikkatini çekmek ve başka insanlarla ilişki kurmakla çok fazla meşgul olarak buna saplanabilirler. Duygusal Yoksunluk, Yetkecilik/Büyüklük ve Sosyal İzolasyon/Yabancılaşma şemaları da kayıtsız bağlanma tarzıyla (olumlu benlik ve olumsuz başkaları modeli) ilişkilidir. Bu şemalara sahip olan kişiler de diğer insanların güvenilmez, değersiz ve temel olarak tutarsız olduğunu düşündüklerinden ilişkilere daha az değer vererek yüzeysel ilişkiler kurarlar. Güvensizlik/İstismar ve Tehditler Karşısında Dayanıksızlık şemaları ise korkulu bağlanma tarzıyla (Olumsuz kendilik ve olumsuz başkaları modeli) ilişkilidir. Bu şemalar ise en çok korku tarafından harekete geçerek, diğerleri tarafından zarar görülebileceği beklentisini devreye sokar ve en çok da kaçıngan bağlanma davranışlarına yol açabilir. Son olarak da kendine güvenen, olumlu kendilik ve diğerleri algıları olan kişilerin ise güvenli bağlanma tarzına sahip oldukları ve bu nedenle de erken dönemde oluşan uyumsuz şemalara sahip olmadıkları ileri sürülmüştür.

Sonuç olarak erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların, çocukluk dönemindeki olumsuz bağlanma deneyimleri ve karşılanmamış ihtiyaçlardan dolayı oluştuğu ve kişinin tüm yaşamını olumsuz olarak etkileyebileceği belirtilmiştir. Yaşamın ilk yıllarında oluşan olumsuz şemalar üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmış ve şema terapisi modeli geliştirilmiştir. Erken dönemde oluşan uyumsuz şemaları ölçmeye yönelik çeşitli ölçüm yöntemleri geliştirilmiş ve bu ölçme yöntemleri ile çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bundan sonraki bölümde şemalarla ilgili yapılan bu araştırmaların sonuçları üzerinde özetle durulacaktır.

Şemalar Üzerine Yapılan Araştırmalar

Şemalarla İlgili Yurtdışında Yapılan Araştırmalar


Şemalarla ilgili yurt dışında yapılan çalışmalara bakıldığında genellikle erken dönemde oluşan uyumsuz şemalarla psikopatoloji arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Bu araştırmaların çoğunda aynı zamanda şemaları ölçmek için geliştirilen ölçeklerin ne derece geçerli ve güvenilir bir yapıda olduğuna bakılmıştır. Örneğin, Vlierberghe, Braet, Bosmans, Rosseel ve Bögels (2010) tarafından 12-18 yaş arası 435 ergen üzerinde iki araştırma yapılmıştır: Birinci çalışmada Young şema ölçeğinin (The Young Schema Questionnaire-Short Form) yapısal özelliklerine bakılmış ve ölçeğin (bir alt ölçek dışında: Cronbach Alfa: .64) yeterli derecede iç tutarlılığa (Cronbach Alfa: .71 ile .83 arasında) sahip olduğu bulgulanmıştır. İkinci çalışmada ise psikopatolojik rahatsızlığı olan ergenlerin, Young Erken Döneme Yönelik Uyumsuz Şema Ölçeğinden yüksek puanlar aldıkları bulunmuştur.

Başka bir araştırmada da erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların kaçıngan kişilik bozukluğu ve çocukluk tecrübeleri arasında aracı (mediation) bir rolünün olup olmadığına bakmak için Carr ve Francis (2010) tarafından yaş ortalaması 27.18 olan 178 normal örneklem üzerinde geriye dönük (retrospective) olarak çalışılmıştır. Bu çalışmada katılımcılar, Aile İşlevselliği ölçeği, Ebeveyn Bağlılık Ölçeği, Young Şema Ölçeği, Çocukluk Travması Ölçeği ve son olarak da Kişilik Bozukluğu Tanısı Ölçeklerini doldurarak araştırmaya katılmışlardır. Yapılan analizler sonucunda, erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların kaçıngan kişilik bozukluğu semptomlarıyla, olumsuz çocukluk deneyimleri arasında aracı bir rolünün olduğu; özellikle “Boyun Eğme ve Duygusal Engellenmişlik” şemalarının olumsuz çocukluk deneyimleri arasından, aşırı koruyucu anneye sahip olma ile kaçıngan kişilik patolojisi arasında aracı bir rol üslendiği ileri sürülmüştür.

Şema-odaklı araştırmalarda,erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların psikopatolojiyle olan anlamlı ilişkisi bazı araştırmacıları, “Acaba katılımcıların duygusal durumları şema ölçeklerine verdikleri cevapları etkiler mi?” sorusuna yöneltmiştir. Stopa ve Waters (2005) insanların duygusal durumlarının Young Şema Ölçeğine verdikleri cevapları etkileyip etkilemediğine bakmak için hasta olmayan 50 katılımcıya şema ölçeğini üç farklı duygusal aşamada vermiştir: Nötr duygu durumu, mutlu duygu durumu ve depresif duygu durumu. Araştırma sonucunda, üç şema alanının (Duygusal yoksunluk, kusurlu olma ve ayrıcalık) duygusal durumdan etkilendiği, diğer 12 şema alanının ise etkilenmediği ileri sürülmüştür. Duygusal yoksunluk (Nötr duygu durumunda YŞÖ-R’dan alınan ortalama: 2.11) ve kusurlu olma (Nötr duygu durumunda YŞÖ-R’dan alınan ortalama: 1.47) şemalarının, depresif duygu durumunda yükseldiği (Duygusal yoksunluk şemasının ortalaması: 2.43; Kusurlu olma şemasının ortalaması: 1.63) gözlenmiştir. Ayrıcalık şemasının ise (Nötr duygu durumunda YŞÖ-R’dan alınan ortalama: 2.11), mutlu duygu durumunda yükseldiği (YŞÖ- R’dan alınan ortalama: 2.40) bulgulanmıştır.

Mason, Platts ve Tyson (2005) erken dönemde oluşan uyumsuz şemalarla, olumsuz bağlanma tarzları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiye bakmak için ruh sağlığı merkezlerine başvuran 72 kişiye Young Şema Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri (YİYE-I) ve Rutin Değerlendirme Sonuçları ölçeklerini vermişlerdir. Araştırma sonucunda katılımcıların %81’inin güvensiz bağlanma tarzına sahip oldukları (Korkulu ve saplantılı bağlanma tarzları) bulunmuştur. Bu araştırmada, yüksek düzeyde korkulu bağlanma tarzına sahip olan kişilerin erken dönemde oluşan uyumsuz şemalarının da yüksek olduğu sonucu gözlenmiştir.

Erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların uzun dönemde kalıcı yapılar olup olmadığına bakmak için yapılan boylamsal bir çalışmada ise 55 depresif hasta hem 2,5 hem de 5 yıllık aralıklı sürelerde takip edilmiştir. Araştırma sonucunda erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların hemen hemen hiç değişime uğramadığı gözlenmiştir; ayrıca bu sonuç, hastaların fonksiyonel olmayan tutumlarında ve atıf tarzlarında da bulgulanmıştır (Riso ve arkadaşları, 2006).

Şemalarla ilgili yapılan araştırmaların sonuçlarında genellikle işlevsel olmayan şemalar ve psikopatolojik semptomlar arasında pozitif korelasyon olması, bazı araştırmacıları şema değişimiyle ilgili çalışmalara yönlendirmiştir. Bu araştırmalardan biri Ball ve Young (2000) tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada, Eksen-II’yle (Kişilik bozuklukları) birlikte Eksen-I bozukluklarını (Depresyon, anksiyete, Paranoya ve Madde Kötüye Kullanımı) sergileyen 10 hastayla (Kişilik bozukluğu ve madde bağımlısı olan) çalışılmıştır. Young ve Ball, bu araştırmada, katılımcıların psikopatolojik semptomlarıyla birlikte erken dönemde oluşan uyumsuz şemalarının da yüksek olduğunu ve alternatif şemaların geliştirilmesiyle semptomlarda da belirgin bir azalma olduğunu tespit etmiştir.

Dozois ve arkadaşları (2009) ise majör depresyondaki hastaların olumsuz otomatik düşünceleri ve işlevsel olmayan tutumlarıyla birlikte erken dönemde oluşan uyumsuz şemalarının da yüksek olduğunu ve uyumsuz şemalar üzerinde çalışıldığında, hastaların psikopatolojik semptomlarında belirgin bir azalma olduğunu bulgulamışdır.

Nordahl, Holthe ve Haugum (2005) da kişilik patolojisinde erken dönemde oluşan uyumsuz şema değişiminin bu hastaların semptomlarını azaltmada etkili olup olmadığını anlamak için 82 hasta (kişilik bozukluğu olan) üzerinde çalışmıştır. Araştırmacılar, hastalarla önce DSM-IV’e göre hazırlanan yapılandırılmış klinik görüşmeler yapmış (SCID-I ve SCID-II) ve daha sonra da öz-bildirim ölçeklerini uygulamıştır (Young şema ölçeği ve SCL-90-R). Bu hastalarda uyumsuz şemaların olduğunu tespit ettikten sonra şema değişimi odaklı tedavinin hastaların psikopatolojik semptomlarını belirgin bir şekilde azalttığını gözlemlemiştir. Benzer araştırma bulguları Neysaeter ve Nordahl (2008) tarafından sınırda kişilik bozukluğu olan hastalarla yapılan çalışmada da gözlenmiştir.

Şemalarla İlgili Yurtiçinde Yapılan Araştırmalar

Şemalarla ilgili ülkemizde yapılan çalışmalara bakıldığında, bu konunun klinik psikoloji ve psikiyatri alanında ve daha çok klinik örneklemler üzerinde çalışıldığını görmekteyiz. Bu çalışmalar daha çok lisansüstü ve doktora tezlerinde yoğunlaşmaktadır. Bu araştırmalardan biri Oral (2006) tarafından lise ve üniversite öğrencileri ve yeme bozukluğu tanısı almış olan hastalarda kişilerarası şemalar, bağlanma tarzları, kişilerarası ilişki tarzları ve öfke arasındaki ilişkinin incelendiği araştırmadır. Çalışmanın sonucunda genel olarak işlevsel kişilerarası şemaların besleyici ilişki tarzı ile ilişkili olduğu; işlevsel olmayan şemaların da kaygı, kaçınma, öfke ve zehirleyici ilişki tarzı ile ilişkili olduğu gözlenmiştir.

Başka bir araştırmada da Bozkurt (2006) tarafından 686 üniversite öğrencisi (psikolojik yardım almış: 99 kişi, psikolojik yardım almamış: 587 kişi) üzerinde temas biçimleriyle bağlanma tarzları ve kişilerarası şemalar arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda genel olarak işlevsel olmayan kişilerarası şemaların, kendine döndürme, saptırma ve duygusal duyarsızlaşma temas biçimlerini yordadığı bulunmuştur.
Çeri (2009) tarafından vajinismus tanısı alan kadınlar ve eşlerinin (N=45), bu tanıyı almayan kadın ve eşleriyle (N=48) temel bilişsel şemalar ve bağlanma tarzları açısından karşılaştırıldığı araştırmada, kadınlar arasında “Güvensiz Bağlanma”, “Duygusal Yoksunluk”, “İç İçe Geçme”, “İstenilmeme/Yetersizlik”, “Bağımlılık” ve “Fedakarlık” şemalarının vajinismus tanısını yordadığı; erkekler arasında ise “Kayıtsız Bağlanma”, “Duygusal Yoksunluk”, “Hastalıklar ve Tehditler Karşısında İncinebilirlik”, “İç İçe Geçme” ve “Fedakarlık” şemalarının eşlerindeki vajinismus tanısını yordadığı görülmüştür.

Köse (2009) tarafından ise şema alanlarının (erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların alanları), ayrışma ve kişilerarası bütünleşme yönelimleri ve psikolojik sağlık ölçütleri (depresyon, pozitif, negatif duygular ve güvence arama) arasındaki ilişkisine bakmak için yaşları 18 ile 50 arasında değişen 501 kişi üzerinde araştırma yapılmıştır. Şema alanlarına denk gelen özelliklerin yüksek düzeyde olması ile düşük derecedeki Ayrışma /Ayırt etme ve kişilerarası bütünleşme yönelimleri arasında ilişki olduğu gözlenmiştir. Bu araştırmada ayrıca şema alanlarıyla depresyon, negatif duygular ve güvence arama (psikolojik sağlık ölçütleri) arasında pozitif bir ilişki saptanırken şema alanları ile pozitif duygular arasında negatif bir ilişki olduğu gözlenmiştir.

Antisosyal Kişilik Bozukluğunda (AKB) gözlenen başa çıkma davranışlarını, erken dönemde oluşan uyumsuz şemaları ve algılanan ebeveynlik tarzlarını incelemek ve bunların birbirleriyle olan ilişkisine bakmak için yapılan başka bir çalışma da Çakır (2007) tarafından yapılmıştır. Araştırmada DSM-IV tanı ölçütlerini karşılayan 66 hastaya Young Şema Ölçeği (YŞÖ), Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBO), Young Telafi Ölçeği (YTÖ) ve Young-Rygh Kaçınma Ölçeği verilmiştir. Çalışmanın sonucunda, hastaların kontrol grubuna göre ölçeklerin pek çok alt boyutundan yüksek puan aldıkları ve babaya ilişkin algılanan küçümseyici/kusur bulucu ve duygularını bastıran/değişime kapalı ebeveynlik tarzları ile anneye ilişkin algılanan küçümyeci/kusur bulucu ve kontrol etmeyen/sınırsız ebeveynlik tarzlarının, erken dönemde oluşan uyumsuz şemaları yordadığı bulunmuştur. Ayrıca erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların, anne ve babaya ilişkin işlevsel olmayan ebeveynlik algısı ile başa çıkma davranışı olan “telafi” arasında aracı (mediation) bir rolünün olduğu bulgulanmıştır.

Aka ve Gençöz (2010) tarafından sinematerapinin, mükemmelliyetçilik ve mükemmelliyetçilikle ilgili olduğu düşünülen erken dönemde oluşan uyumsuz şemalar üzerindeki etkisini incelemek ve katılımcıların seyredilen film ile özdeşleşmelerinin bu sürece etkisini değerlendirmek için 34 üniversite öğrencisi üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Araştırmanın sonunda, seçilen filmi seyretmenin katılımcıların mükemmelliyetçilik değerlerini anlamlı olarak etkilediği ve sinematerapinin ise mükemmelliyetçilikle ilgili olan erken dönemde oluşan uyumsuz şemalar üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı gözlenmiştir. Çalışmada ayrıca şemaların tek başlarına değerlendirildiklerinde, seçilen filmi seyretmenin Aşırı Sorumluluk-Duyguları Bastırma şeması üzerinde geçici bir etkisinin olduğu ve film karakterleriyle de özdeşim kurulmadığı belirtilmiştir.

Caner’in (2009) çalışmasında ise evli bireylerde algılanan ebeveynlik biçimleri, erken dönemde oluşan uyumsuz şemalar ve eşe yönelik değerlendirmeler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla evlilik süreleri en az 2 yıl olan 171 kişiyle çalışılmıştır. Bu araştırmada katılımcıların kopukluk/reddedilmişlik, zedelenmiş otonomi ve diğerleri yönelimlik şema alanlarının eşe yönelik değerlendirmelerde bağımlılık, kopukluk ve kontrolsüzlük boyutlarını yordadığı görülmüştür. Ayrıca genel olarak şema alanlarının algılanan ebeveynlik biçimleri ile eşe yönelik değerlendirmeler arasında aracı bir rolünün olduğu bulgulanmıştır.

OKB’deki erken dönemde oluşan uyumsuz şemaların aktivasyonunu araştırmak için yapılan başka bir araştırma da Atalay ve arkadaşları (2008) tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada, hastaneye ardışık olarak gelen 45 OKB hastası, yaş ve cinsiyet açısından 45 normal hastayla karşılaştırılmış ve katılımcılara SCID-I ve SCID-II uygulanarak Young Şema Ölçeği (YŞÖ-KF), Young Ebeveyn Ölçeği ve Yale-Brown (Y-BOCS) OKB Ölçekleri verilmiştir. Araştırmanın sonucunda OKB tanısı alan grubun YŞÖ’den alınan puanlarının kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek çıktığı (t: 3.62; p<0.001) ve hastaların erken dönemde oluşan uyumsuz şemalarından sosyal izolasyon, tehditler karşısından dayanıksızlık ve kötümserliğin en fazla aktive olan şemalar olduğu gözlenmiştir.

Sonuç olarak ilgili literatürdeki tüm bulgulara genel olarak bakıldığında, yaşamlarının ilk yıllarından itibaren kendileri, diğer insanlar ve dünyayla ilgili erken dönemde oluşan uyumsuz şemaları olan kişilerin kendilerini genel olarak birçok alanda yeterli görmedikleri; bu nedenle psikopatolojik belirtileri sergilemeye daha çok eğilimli oldukları ve aile, sosyal ilişki, okul ve iş alanlarında çeşitli uyum sorunları yaşadıkları görülmektedir. Diğer deyişle söz konusu şemaların, kişilerin birçok alanda kendilerini ne derece yeterli gördükleri ve kendilerini yönetmedeki yetersizlikleriyle ilişkili olabileceği düşünülebilir.

KAYNAKÇA
Aka, B. T. ve Gençöz, F. (2010). Sinematerapinin Mükemmelliyetçilik ve Mükemmelliyetçilikle İlgili Şemalar Üzerindeki Etkisi. Türk Psikoloji Dergisi, 25 (65), 69-77.
Atalay, H., Atalay, F., Karahan, D. ve Çalışkan, M. (2008). Early maladaptive schemas activated in patients with obsessive compulsive disorder: A cross-sectional study. International Journal of Psychiatry in Clinical Practice, 12 (4), 268-279.
Ball, S. A. ve Young, J. E. (2000). Dual Focus Schema Therapy for Personality Disorders and Substances Dependence: Case Study Results. Cognitive and Behavioral Practice, 7, 270-281.
Benjafield, John G. (2008). GEORGE KELLY: Cognitive Psychologist, Humanistic Psychologist, or Something Else Entirely? History of Psychology, 11 (4), 239-262.
Caner, M. (2009). Evli Bireylerde Kendi Ebeveynlerini Algılama Biçimleri, Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar ve Eşe Yönelik Değerlendirmeler Arasındaki İlişkiler: Şema Terapi Modeli Çerçevesinde Bir İnceleme. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara.
Carr, S. N. ve Francis, A. J. P. (2010). Do Early Maladaptive Schemas Mediate the Relationship Between Childhood Experiences and Avoidant Personality Disorder Features? A Preliminary Investigation in a Non-Clinical Sample. Cogn Ther Res, 34, 343-358.
Cecero, J. J., Nelson, J. D. ve Gillie, J. M. (2004). Tools and Tenets of Schema Therapy: Toward the Construct Validity of the Early Maladaptive Schema Questionnaire-Research Version (EMSQ-R). Clinical Psychology and Psychotherapy, 11, 344-357.
Cockram, D. M., Drummond, P. D. ve Lee, C. W. (2010). Role and Treatment of Early Maladaptive Schemas in Vietnam Veterans with PTSD. Clinical Psychology and Psychotherapy, 17, 165-182.
Collard, P. (2004). Interview with Jeffrey Young: reinventing your life through schema therapy. Counselling Psychology Quarterly, 17 (1), 1-11.
Çakır, Z. (2007). Antisosyal Kişilik Bozukluğunda Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Algılanan Ebeveynlik Stilleri ve Şema Sürdürücü Başa Çıkma Davranışları Arasındaki İlişkiler: Şema Terapi Modeli Çerçevesinde Bir İnceleme. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara.
Çeri, Ö. (2009). Vajinusmus tanısı alan kadınlar ve eşlerinde temel bilişsel şemalar ile bağlanma stillerinin incelenmesi. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara.
Derry, Sharon J. (1996). Cognitive Schema Theory in the Constructivist Debate. Educational Psychologist, 31 (3/4), 163-174.
Dobson, D. ve Dobson, K. S. (2009). Assessing and Modifying Core Beliefs and Schemas. Evidence-Based Practice of Cognitive-Behavioral Therapy içinde (149-174). New York: The Guilford Press.
Dozois, D. J. A., Bieling, P. J., Patelis-Siotis, I., Hoar, L., Chudzik, S., McCabe, K. ve Westra H. A. (2009). Changes in Self-Schema Structure in Cognitive Therapy for Major Depressive
Disorder: A Randomized Clinical Trial. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 77 (6), 1078-1088.
Halverson, M., Wang, C. E., Richter, J., Myrland, I., Pedersen, S. K., Eisemann, M. ve Waterloo, K. (2009). Early Maladaptive Schemas, Temperament and Character Traits in Clinically Depressed and Previously Depressed Subjects. Clinical Psychology and Psychotherapy, 16, 394-407.
Harris, A. E. Ve Curtin, L. (2002). Parental Perceptions, Early Maladaptive Schemas, and Depressive Symptoms in Young Adults. Cognitive Therapy and Research, 26 (3), 405-416.
James, I., Todd, H. and Reichelt F. K. (2009). Schemas defined. The Cognitive Behaviour Therapist, 2, 1-9.
Janes, Ian. (2003). Working with Older People: Implications for Schema Theory. Clinical Psychology and Psychotherapy, 10, 133-143.
Köse, B. (2009). Associations of psychological well-being with early maladaptive schemas and self-construals. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Ankara.
Mason, O., Platts, H. ve Tyson, M. (2005). Early maladaptive schemas and adult attachment in a UK clinical population. Psychology and Psychotherapy: Theory, Research and Practice, 78, 549-564.
Nordahl, H. M., Holthe, H. ve Haugum, J. A. (2005). Early Maladaptive Schemas in Patients with or without Personality Disorders: Does Schemas Modification Predict Symptomatic Relief? Clinical Psychology and Psychotherapy, 12, 142-149.
Padesky, C. A. (1994). Schema Change Processes in Cognitive Therapy. Clinical Psychology and Psychotherapy, 1 (5), 267-278.
Pinto-Gouveia, J., Castilho, P., Galhardo, A. ve Cunha, M. (2006). Early Maladaptive Schemas and Social Phobia. Cogn. Ther. Res, 30, 571-584.
Riso, L. P., Froman, S. E., Raouf, M., Gable, P., Maddux, R. E., Turini-Santorelli, N., Penna, S., Blandino, J. A., Jacobs, C. H. ve Cherry, M. (2006). The Long-Term Stability of Early Maladaptive Schemas. Cognitive Therapy and Research, 30 (4), 515-529.
Roper, L., Dickson, J. M., Claire, Tinwell, Booth, P. G. ve McGuire. (2010). Maladaptive Cognitive Schemas in Alcohol Dependence: Changes Associated with a Brief Residential
Abstinence Program. Cogn. Ther. Res., 34, 207-215. Soygüt, G., Karaosmanoğlu, A. ve Çakır, Z. (2009). Erken Dönem Uyumsuz Şemaların Değerlendirilmesi: Young Şema Ölçeği Kısa Form-3’ün Psikometrik Özelliklerine İlişkin Bir İnceleme. Türk Psikiyatri Dergisi, 20 (1), 75-84.
Soygüt, G. ve Çakır, Z. (2009). Ebeveynlik Biçimleri ile Psikolojik Belirtiler Arasındaki İlişkilerde Kişilerarası Şemaların Aracı Rolü: Şema Odaklı Bir Bakış. Türk Psikiyatri Dergisi, 20 (2),144-152.
Stopa, L. ve Waters, A. (2005). The effect of mood on responses to the Young Schema Questionnaire: Short Form. Psychology and Psychotherapy: Theory, Research and Practice, 78, 45-57.
Thimm, J. C. (2010). Relationships Between Early Maladaptive Schemas and Psychosocial Developmental Task Resolution. Clinical Psychology and Psychotherapy, 17, 219-230.
Vlierberghe, L. V., Braet, C., Bosmans G., Rosseel, Y. ve Bögels, S. (2010). Maladaptive Schemas and Psychopathology in Adolescence: On the Utility of Young’s Schema Theory in Youth. Cognitive Therapy Research, 34: 316-332. Vlierberghe, L. V. ve Braet, C. (2007). Dysfunctional Schemas and Psychopathology in Referred Obese Adolescents. Clinical Psychology and Psychothetapy, 14, 342-351.
Young, J. E., Klosko, J. S. ve Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner’s Guide.New York: The Guilford Press.

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Şemalar, Şema Terapisi ve Bağlanma" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ali İhsan YAKA Fotoğraf
Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA
Ankara (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
UZMAN KLİNİK PSİKOLOG
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi27 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA'nın Makaleleri
► Şemalar ve İlişkiler Dr.Psk.Bahar KÖSE KARACA
► Bağlanma - Çocuklarda ve Yetişkinlerde Bağlanma ÇOK OKUNUYOR Psk.Mehmet Enver BAYATLI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,542 uzman makalesi arasında 'Şemalar, Şema Terapisi ve Bağlanma' başlığıyla benzeşen toplam 15 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Bağlanma Kasım 2016
► Depresyon Türleri Mart 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


16:30
Top