2007'den Bugüne 79,353 Tavsiye, 25,457 Uzman ve 17,757 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Sevmek Bu Değil! Kadına Yönelik Şiddet Kanayan Yaramız
MAKALE #20410 © Yazan Uzm.Psk.Buse ÇAKMAK | Yayın YENİ Mart 2019
İstisna da olsa erkekler ya da kendi ilişkileri içinde LGBTİ+ bireyler de sıklıkla şiddete maruz kalabilmektedir. Şiddetin hiçbir türü, cinsiyet fark etmeksizin hiçbir insana ve insan onuruna yakışmamaktadır. Ancak yazıyı hem kadınlar günü olması sebebiyle hem de araştırma sonucunda ortaya çıkan istatistiksel verilerin sonuçlarını dikkate aldığımdan ağırlıklı olarak erkeğin kadına yönelik olarak gerçekleştirdiği şiddeti düşünerek yazmaktayım.
Sevdiğinize çok fazla anlam yüklemek sizi engelleyebilir. Toplumsal cinsiyet rolleri ve beklentileri ölümle sonuçlanmakta ve bu her geçen gün artmaktadır. Ülkemizdeki sivil toplum kuruluşları, özellikle kadın, şiddet ve travma konusunda çalışan ve araştırma yürüten kuruluşlar, dudak uçuklatan rakamlar vermektedir.
Tuik ve kadincinayetleri.org raporlarına ve “Bianet'e ait Erkek Şiddeti Çetelesi cinayet verileri temel alınarak oluşturulan sonuçlara göre; 2017 yılında (1 Ocak 2017 - 1 Ocak 2018 aralığında) 285 kadın öldürüldü. Bu kadınların 28'i 0-18 yaş arasında, 89’u ise 18-30 yaş aralığındır. 171 fail yakalanmış, bunlardan sadece 20’si teslim olmuştur.
2018 de öldürülen 440 kadının %39’u birlikte olduğu veya ayrıldıkları erkekler tarafından öldürülmüştür.
Toplamda ise 8 yılda 1964 kadın öldürülmüştür. Öldürülen kadınların en fazla 26-40 yaş arasında olduğu görülmektedir. Türkiye’de 2010'dan bu yana boşanma davası / ayrılık süreci, şiddet / tehdit / taciz veya resmi makamlara başvuru içeren 621 kadın cinayeti yaşanmıştır.
Sadece 2019 yılının şubat ayında bile 31 kadın öldürülmüştür.
Yapılan araştırmalarda cinayet sebeplerinin en çok kadının boşanma isteği ve erkeğin barışma isteğinin reddedilmesi ve tartışma sonucu olduğu ortaya çıkmıştır.
Ne yazık ki cinsiyet kimliği ve erkeğin hizmet beklentisi gibi nedenler de cinayet sebepleri arasında.
Kıskançlık, sevdiğiniz insanın bir başkasıyla birlikte zaman geçirmek istemesine alınmak, gücenmek, laf etmek, söylenmek, tartışmak hatta zorbalık yaparak yıldırmak, kavga çıkartmak gibi ilişkileri zorlayıcı boyutlara götürebilmektedir.
Bazı davranışlar ilişkinin içinde sanki “paket programa dahillermiş” gibi beklentilerin içine girilmektedir. Ancak bu iletişimi bozan mitler insan ilişkilerini zora sokmakta, hatta çoğu kez bitirebilmektedir. Duygusal şiddet çoğu kez şiddetten bile sayılmamaktadır. Hatta ne yazık ki şiddet, dil, din, ırk, sosyo-ekonomik hatta sosyokültürel düzeyden bağımsız her kesimden her yaşta insanın başına gelebilmektedir. Ancak duygusal şiddetin olduğu her yerde fiziksel ya da diğer şiddet türleri olmayabilir. Sadece aşağılama, küçük düşürme, özgüvenini yavaş yavaş düşürme şeklinde gerçekleşir ve en yaygın ama en sinsi şiddet türüdür. Çoğu kez toplumsal yapı ve kültür dolayısı ile şiddet bile sayılmayabilirler. En kötüsü de kişiye, aile ve toplum baskısı ile ayıp ya da günah olacağı düşündürüldüğü için sineye çekme ve susma eğilimi gösterilir.
Toplulukçu bir ülke olmamız dolayısıyla da bireysel sınırların belirlenmesinde zorluk çekilmektedir. Bu durumda henüz bireyselliğin kazanamamış insan, neleri sevip neleri istediğini, nelerden hoşlandığını daha anlamadan, hayattan ve ilişkilerden beklentilerini belirlemeden kısacası önce kendisini tanıyıp sınırlarını bilmeden, evden kurtulup bireyselliğini kazanabilmek adına birden bire evlenip ya da evlenmese bile bir ilişkinin ortasına düşüp daha büyük bir kaosla yüzleşmek zorunda kalmaktadır. Çoğu kez nedeni bile anlayamaz, hayalini kurduğumuz yaşamdan bambaşka yerlerde olduğunu görür. Bu noktada farkındalık kazandığında da her şey için geç kalınmış olabilir. Evlenmişse toplumsal baskıdan ayıptan yasaktan korkar ya da çocukları varsa ekonomik sıkıntılar yüzünden çoğu kez erkeğe bağımlı kalabilir. Boşanmak istemek ise başlı başına cinayetin sebebi olabilmektedir. Kendisini çaresiz ve sıkışmış hissedebilir. Bu da beraberinde depresyon, bipolar (iki uçlu duygudurum bozukluğu) bozukluk, distimik bozukluk gibi duygudurum bozukluklarını beraberinde getirebilir. Üzerine bir de fiziksel, duygusal ve ekonomik istismarla ihmal varsa sorun gittikçe karmaşıklaşmaktadır.
En az erkekler kadar kadınların da ihtiyaçları ve karşı taraftan ya da hayattan beklentileri vardır. İşsizlik ise en ciddi sorunların başını çekmektedir. Zaten insanoğlunu kadın ve erkek olarak ayrıştırmak ve ayrı görmek başlı başına gereksizdir. Çok spesifik işlerin dışında bu ayrımın neden yapıldığı gerçekten manasızdır. Kadınlar iş yaşamında da “sadece kadın olmak” nedeniyle sıkıntı çekmektedir. İşverenler evlenip gebe kalacağı ve sürekli çocukları konusunda sorun çıkaracaklarını düşündüğünden iş vermemektedir. Ülkemizde değil en gelişmiş ülkelerde bile durum böyledir. Dünyada aşılması gereken sorunlardan birisi de Türkçesi “Cam Tavan” olan Glass Ceiling kavramıdır. Yani kadının sırf kadın olmaktan dolayı kariyerinde ilerlemesini engelleyen görünmez bir tavan vardır. Kadın ne kadar güçlü ve istekli olursa olsun aslında kendini gerçekleştirme anlamında çok da ileri gidememekte, engellenmektedir.
Herkesin hayır deme hakkı vardır. Hiç kimse ev işlerini yapmak zorunda değildir. Bu tür şeyler paylaşımlı yapılabilir ya da kim müsaitse o kişi yapabilir ama her halükarda kişinin inisiyatifine ve isteğine bağlıdır. İlişkilerde veya evliliklerde paylaşmak ve yardımlaşmak çok önemli bir mihenk taşıdır ancak kimse yapmıyor diye cezalandırılamaz veya bir şeylerden mahrum bırakılmaz.
Bedenimiz üzerinde de karar verme hakkına sahibizdir. Bu doğuştan gelen ve insan olmanın vermiş olduğu doğal bir haktır. Ancak pratikte her zaman böyle olmamaktadır. Özellikle az gelişmiş ülkelerde veya ataerkil toplumlarda, kadının değerinin az olduğu ve/veya sosyokültürel ve eğitim düzeyinin düşük olduğu ülkelerde durum çok da iç açıcı değildir. Ülkemizde olmasa da bazı ülkelerde kadının hiçbir hakkı sayılmamakta, yasalarla korunmamaktadır. Günlük hayatta da beklentileri gerçekleştirmek ve iyi bir kadın olduğunu gösterebilmek için norm olarak kabul ettirilen çocuk yapma/bakma, eşine hizmet etme, istemese bile cinsel ilişkiye girme, yeme, temizlik gibi görevleri yapmakla mükelleftir, maddi durumunun iyi olması bile durumu değiştirememektedir.
Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin yapmış olduğu çalışma ile internet sitesi ve sosyal medya hesaplarında, onay vermekle ilgili güzel bir afiş bulunmaktadır: flörtleşmek, alkol almış olmak, mesajlaşmak, randevulaşmak, sessiz kalmak, sevgili olmak, çıplak olmak, evli olmak onay vermek demek değildir. Yani onay için açık bir şekilde sözlü olarak net ve özgür irade ile isteğini ifade etmedikçe ister evli olup eşine karşı isterse tanımadığı bir erkeğe karşı ya da her kim olursa olsun onay vermiş sayılmaz. İsteği dışında kimse kimseye dokunamaz, sözlü olarak rahatsızlık veremez. Flört ederken de, evliyken de her insanın hayır deme, farklı düşünme, arkadaşlarından veya boş zaman aktiviteleri ile kendi özel alanından ödün vermeme, eşit olma, korku ve baskı altında hissetmeden kendini ifade edebilme ve istediğinde ilişkiyi sonlandırma hakkı vardır. Onayın açık ve net şekilde verilmediği her hareket taciz ya da tecavüze girer.
Çoğu insan terk edilmekten aşırı korkmaktadır ve duygusal olarak yoksunluğunu gidermeye ihtiyaçları vardır. Birçok insan da kendisini bir başkasının hayatı üzerinde hak sahibi olduğunu düşünme eğilimindedir. Ancak hiç kimse kimsenin ebeveyni ya da sahibi değildir. Evlendiği veya kendisi ile duygusal bir bağ kurduğu için hiç kimse kendisinin olmadığı bir kişilik rolüne girmek zorunda hissettirilemez. Baskı ve şiddet her iki taraf için de olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Kadın kendisini birazcık güçlü hissedip döngüden çıkmak istediğinde, zaten kendisinden aşağıda gördüğü ve haklarını tanımadığı kadın tarafından terk edilme talebinde bulunduğunda, kendisine bu durumu yediremeyen tarafın şiddeti kaçınılmaz olmaktadır.
Çocukluğumuzdan yaşadığımız ana kadar olan hatta halen devam etmekte olan süreç içinde beynimiz birçok şeyi deneyimlemekte ve hayatta kalabilmemiz için bu deneyimlerden pay çıkartmaktadır. Önceki deneyimlerimizde çok sayıda olumsuz olayla karşılaşmış olabiliriz. İllaki kendi başımıza gelmesi gerekmez; ailemizden birisinin, çok sevdiğimiz insanların başına gelenleri ya da tanımıyor olsak bile duyduğumuz birçok şeyi kaydederiz ve bunlar bizim temel inançlarımızı ve şemalarımızı oluşturur.
Şemalarımız ne kadar güçlüyse bizim sorunlarımızla başa çıkmamız daha da zorlaşır, kısır döngü içinde dolanır dururuz. Çoğu kez sorunun nereden kaynaklandığını bulamaz ve anlayamayız. Mizacımıza ya da model alarak öğrendiğimiz davranışların şekillendirdiği yöne göre de suçu sadece kendimizde arar ve tüm kötü şeylerin tek sorumlusu olarak kendimizi büyük bir baskı altına sokarız ya da suçu sürekli başkalarına atar, onları suçlarız. Ancak çoğu kez bunları yaşadığımız kötü olayların sonuçlarını değerlendirirken düşünürüz. Şemalarımızın farkında olursak, insan ilişkilerinde neden bazı tür insanları kendimize çektiğimizi ve neden bu tür problemleri tekrar eder bir şekilde yaşadığımızı daha iyi anlayabiliriz. Sadece farkındalık kazanmak bile birçok şeyin değişmesi için önemlidir; ancak yeterli değildir.
Kadın cinayetlerinde kadının ayrılmak isteğini ifade etmesinin en büyük nedenlerden biri olduğu istatistiklerde belirtilmektedir. Önleyici çalışmalar ise burada daha da önem kazanmaktadır. Bireysel olabilmenin anlamını bilmek ve uyguluyor olmak önemlidir. Yani bir ilişkiye başlamadan veya evlenmeden önce muhakkak kendimizi tanımalı, ne istediğimizi bilmeli ve kendimizi ifade etme konusunda ya da kişisel sınırlarımızı çizebilmek için gerekli becerileri kazanmış olmak gereklidir.
Şemalar zaten kolayca değişebilecek yapılar değildir; çünkü çocukluk yıllarından beri deneyimlenmiş ve artık üzerine düşünmeden, kafa yormadan kesin doğrular olarak kabul edilirler. Çoğu kez tek bir şemamız da yoktur bu yüzden kendimizi veya karşımızdaki insanı anlamak güçleşebilir. Her zaman şemaları anlamak gibi çözümler işe yaramayabilir. Karşı tarafta tedavi gerektiren psikiyatrik bir hastalık dahi olabilir. Psikiyatrik ve psikolojik destek almak bu anlamda hayati önem taşır. Elbette yapılabilecek minimal düzeyde ben dili kullanma, öfke kontrolünü öğrenmek, nefes çalışmaları yapmak, suçlayıp yargılamadan dinlemeyi öğrenmek, gergin anlarda sert çıkıp çatışmak yerine, çözüme odaklanmakla da küçük iletişim problemleri çözülebilmektedir.
Kısaca özetlemek gerekirse, karşı tarafın isteklerini yerine getirmeyip üstüne bu yaptırımlara direnen kadınların büyük bir kısmı şiddetle karşı karşıya kalmaktadır. Aslında sessiz kalıp boyun eğen kadınlar da ne yazık ki şiddetten nasibini almaktadır; yani susmak ya da karşı tarafı kızdırmamak(!) çözüm değildir. İstismar ve ihmalin her türü şiddettir. Duygusal, fiziksel, cinsel, sosyal, ekonomik her türlü şiddeti fark etmek ve kendi sınırlarımızı çizip güçlenmek, gerektiğinde sosyal destek almak ya da psikolog desteği alarak sorunlarla baş etmeyi ve becerileri geliştirip kısır döngünün içinden çıkmayı hedeflerimiz arasına koyabilmeliyiz.
Şunu da unutmamak gerekir ki taviz tavizi doğurur. Şiddet şiddettir ve bahanesi yoktur.

İstatistiklerin ayrıntıları için:http://kadincinayetleri.org/ , https://bianet.org/konu/cetele , http://www.kadincinayetlerinidurduracagiz.net/kategori/veriler sitelerini inceleyebilirsiniz.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Sevmek Bu Değil! Kadına Yönelik Şiddet Kanayan Yaramız" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Buse ÇAKMAK'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Buse ÇAKMAK'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Buse ÇAKMAK Fotoğraf
Uzm.Psk.Buse ÇAKMAK
İstanbul
Uzman Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi3 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Özgeçmiş - Çalışma Alanları - Makaleler (2) - Videolar - İletişim Bilgileri
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Buse ÇAKMAK'ın Makaleleri
► Kadına Yönelik Cinsel Şiddet Psk.Cengiz TÜRKMEN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,757 uzman makalesi arasında 'Sevmek Bu Değil! Kadına Yönelik Şiddet Kanayan Yaramız' başlığıyla benzeşen toplam 23 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


11:33
Top