2007'den Bugüne 83,570 Tavsiye, 26,250 Uzman ve 18,641 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Ruhsal Yapımız - 'kapalıçarşı' Benzetmesi
MAKALE #21320 © Yazan Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA | Yayın Nisan 2020 | 134 Okuyucu
Şimdiye kadar aldığım psikoloji dersleri ve eğitimler, araştırdığım psikoloji kuramları ve teknikleri, seanslarımda yakından inceleme fırsatı bulduğum danışanlarımdaki gözlemler ve en önemlisi bir insan olarak kendi üzerimde yaptığım incelemeler çerçevesinde, insanın ruhsal yapısını çeşitli bileşenleriyle açıklamaya çalışacağım. Son derece soyut olan bu olguyu somutlaştırıp daha anlaşılır kılmak için bir benzetmeye başvurmayı uygun gördüm. Öncelikle, benzetmemi ve onu oluşturan parçaları açıklamakla başlamak istiyorum. Birçok kişi tarafından bilineceğini, bilinmese bile nasıl bir mekân olduğunun tahmin edileceğini düşünerek benzetmemin ismini, ‘Kapalıçarşı’ olarak belirledim.

Tarihi uzun yıllara dayanan hemen her şehrin merkezinde bir kapalı çarşısı vardır ve içinde sıralı dükkânları bulunur. Şimdi böyle bir kapalı çarşı ve içinde dükkânlar hayal edelim. Bu dükkânlardan bir tanesinin de bize ait olduğunu farz edelim. Hemen bitişiğimizde ise en yakınlarımızın, annemizin, babamızın, eşimizin birer dükkânları bulunduğunu hayal edelim. Biraz daha ötede arkadaşlarımızın ve tanıdıklarımızın birer dükkânlar bulunsun. Kendi dükkânımızdan daha da uzaklaşınca tanımadığımız insanların da aslında çarşı içerisinde birer dükkâna sahip olduklarını farz edelim. Bu bilgilerden hareketle, kapalı çarşıyı yaşadığımız topluma, içinde bulunan dükkânları ise insanların kendilerine özgü olan kişiliklerine benzetebiliriz. Dolayısıyla bu çarşı içindeki bize ait olan dükkânı kendi kişiliğimiz olarak düşünebiliriz. Hemen her dükkân, bir vitrin ve kapıdan içeri girdikten sonra bizi karşılayan bir iç kısımdan oluşur. Biz bu dükkânımızın alt kısmında sınırları belli olmayan, karanlık ve içerisinde tam olarak nelerin olduğu bilinmeyen bir de depomuz olduğunu hayal edelim. İşte her birimiz, bilincimizin uyanmasıyla ve etrafımızdaki yaşanılanları algılamaya başlamamızla beraber kendimizi böyle bir dükkânın içinde buluruz. Aynı çarşıda, birbirinden değişik ve çeşitli dükkânlara (kişiliklere) sahip insanlar bulunmakla beraber, kişilerin yetenekleri ve becerileri çeşitlilik ve farklılık gösterebilir. İnsanlar, çok iyi birer zanaatkâr, doktor, yazar, öğretmen, ressam, müzisyen vb. olma kapasitesiyle bu çarşıda dünyaya gözünü açarlar. Ancak çok azı bu becerilerini tam anlamıyla kullanarak kendini gerçekleştirme ve olgun bir insan olma fırsatı bulabilir. Buna nail olan az sayıdaki kişiler, yaşama dair kaygılarını, korkularını, endişelerini geride bırakarak gerçek manada sever, sevilir, yeteneği doğrultusunda üretir ve yaşadığı dünya ile bütünleşerek varoluşun keyfine varabilir. Bu tür bir ruhsal olgunluğa ulaşamayan kesim ise yaşamları boyunca bir türlü çözümleyemedikleri öfke, kaygı, güvensizlik, değersizlik gibi nahoş duygularla uğraşmak zorunda kalarak varoluşlarının keyfini doyasıya hissedemeden, dükkânları içine sıkışmış bir şekilde ömür doldururlar.

Bu ön bilgilendirmelerle kapalı çarşı benzetmesiyle ne kastettiğimin, ana hatlarıyla zihinlerde az çok oluştuğunu tahmin ediyorum. Şimdi de yaşadığımız bu çarşının, dükkânımızın, vitrinimizin ve depomuzun ayrıntılarına ve kişiliğimizdeki yansımalarına sırasıyla değinelim.

‘KAPALIÇARŞI’ (AİT OLDUĞUMUZ YAŞAM ALANIMIZ)

“Cihan-ârâ cihan içindedir ârâyı bilmezler, ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler”

Fuzuli

İlk olarak tanıtacağım kısım bir benzetme olarak ‘Kapalıçarşı’nın kendisi olacaktır. ‘Kapalıçarşı’yı bir bütün olarak hayal ettiğimizde, içerisinde birbirinden farklı yollar, sokaklar ve dükkânlar olduğu zihnimizde belirir. Her bir dükkânın içinde farklı bölmeler, vitrinler, raflar, çeşit çeşit aletler, malzemeler, ürünler vs. bulunmaktadır. İşte devasa büyülükte ve karmaşıklıkta olan bu çarşıyı yaşadığımız toplumsal alanımız, kendimizi de herhangi bir dükkânın sahibi olarak kabul edebiliriz. Çarşı içindeki bizim dükkânımıza en yakın dükkânları, toplumsal hayatta sürekli olarak ilişki halinde olduğumuz kişiler olarak ele alabiliriz. Örneğin, bize en yakın olanları, aile bireylerimize ait dükkânlar olarak kabul edebiliriz, hemen bitişiğimizdeki dükkân eşimize veya annemize ait olabilir ya da karşımızdaki dükkân sıkça iletişim halinde olduğumuz çok yakın bir arkadaşımızındır.

Çarşı içinde dükkânımızın bulunduğu alanımızdan uzaklaştıkça, yakın ilişki halinde olduğumuz kişi sayısı da azalmaktadır. Alanımızı daha da geniş tuttuğumuz takdirde farklı sokaklarda hiç tanımadığınız ama aynı çarşı içinde birlikte yaşadığımızı bildiğimiz dükkân sahiplerinin de yer aldığını fark ederiz. Bunlardan bazıları farklı zamanlarda hayatlarımıza dâhil olabilir ya da hayatlarımızdan çıkabilirler. Bazılarını ise hiç tanımayabiliriz. İşte sınırlarını çizmeye çalıştığım bu çarşı, bizim bilincimizin ortaya çıkmasına bağlı olarak idrak edebildiğimiz ve içerisinde yaşamaya başladığımız toplumsal alanımızdır. Ömrümüz bu alan içerisinde farklı olay, durum ve tecrübelerle sürüp giden bir akış halindedir.

VİTRİNİMİZ (TOPLUMSAL MASKEMİZ)

“İnsanı yoran yaşadığı hayat değil, taşıdığı maskelerdir.”
William Shakespeare

Hemen her dükkânın olduğu gibi, ‘Kapalıçarşı’ içerisinde yer alan dükkânımızın da bir vitrini bulunmaktadır. Buradaki vitrini, diğer insanlarla iletişime geçerken kullandığımız kişiliğimizin maskesine benzetilebiliriz. Maske denince ilk akla gelen ‘sahtelik’ olabilir; ancak bu durum birçok insanda sahteliğin dışında ortaya çıkan doğal bir tutumdur. Söyle ki, sosyal bir varlık olan insan için başkalarının kendisi hakkındaki düşünceleri önem arz eder. Bundan dolayı da bir başkasıyla iletişime geçtiğimizde ister istemez kendimizle ilgili bir izlenim yönetimi oluşturmaya gereksinim duyarız. Bu izlenimin genelde ‘iyi’, ‘temiz’, ‘değerli’, ‘beğenilen’ ya da ‘saygıdeğer’ bir boyutta şekillenmesini isteriz. Bu yüzden de başkaları ile beraberken, tek başımıza olduğumuz kadar doğal davranamayabiliriz ya da zihnimizden geçen düşünceleri, sergilemek istediğimiz davranışları ortamdaki ötekinin varlığını hesaba katarak kontrol altına almaya çalışırız. Garipsenecek, tepki çekecek, ayıplanacak ya da hakkımızda olumsuz fikirler oluşmasına neden olacak davranış ve paylaşımlarda bulunmamaya özen gösteririz. Örneğin, ortamda başkaları varken rahatça gaz çıkaramayız ya da aklımızdan geçen her düşünceyi dışa vuramayız. Bu durumun sınırları da yaşadığımız kültüre ya da bir arada olduğumuz kişilerin yakınlık derecesi ve anlayış düzeylerine göre de değişkenlik gösterebilir. Ancak şu bir gerçek ki ortamda başkaları olduğunda bir vitrin sergileme ihtiyacımız, beraberken kendimizi çok rahat hissettiğimiz aile bireylerimiz arasında da, kendimizi oldukça rahatsız ve gergin hissettiğimiz resmi ortamlar da geçerliliğini korumaktadır. Sadece, aile bireylerimiz arasında vitrinimize daha az özen gösterirken, diğerinde daha fazla özen gösterebiliriz. Dolayısıyla, insan ilişkilerinde bir vitrinimizin olmaması çokta sağlıklı olmaz, zira böyle bir durumda topluma uyum göstermekte zorlanabileceğimiz gibi hal ve hareketlerimiz yüzünden toplumdan da dışlanabiliriz. Ancak vitrinimizi aşırı gözetmek zorunda kalarak kendi iç dünyamız ve gerçek düşünce ve duygularımız ile bağımızın kopması da başka bir sorunu beraberinde getirmektedir. Böyle bir durumda da başkalarının beğenisini, takdirini ve ilgisini toplayabilmek için doğal olmaktan uzaklaşıp sahte bir hayat yaşamak zorunda kalırız.

Tüm bunlara ek olarak, 0-3 yaş arasındaki çocukların ve kimi meczupların bir vitrin sergileme gibi dertlerinin olmadığını da söyleyebiliriz. Bu yüzden de bu kategorideki kişilerin bazı ‘garip’, ‘anlamsız’ ya da ‘ahlaksız’ olarak nitelendirilecek davranışları toplumca daha hoş karşılanmaktadır.

Analitik Psikoloji Kuramı’nın kurucusu Carl Gustav Jung da kuramında buna benzer bir kavramdan bahseder ve onu tanımlamak için Antik Yunancada yine ‘maske’ anlamına gelen ‘persona’ kelimesini kullanmaktadır. Jung’a göre, her birimizin ‘persona’ları çocukluktan itibaren yavaş yavaş oluşmaktadır ve bizim bir benlik parçamıza dönüşür. Buraya kadar bir sorun yoktur; ancak ‘persona’nın içerdeki diğer benlik parçalarıyla uyumsuzluğu söz konusu ise sıkıntı baş göstermektedir. Kişi, kendi içindeki asıl duygu ve düşüncelere yabancılaşabilir, hatta tüm benliğinin yalnızca ‘persona’dan ibaret olduğu yanılgısına düşebilir. İşte böyle durumlarda ciddi kişilik sorunları, kendini tanımada zorluklar ya da tutarsız davranışlar ortaya çıkabilmektedir.

Böyle bir maskeyi (vitrini) oluşturma gereksinimini sosyal psikolojideki ‘toplumsal roller’ kavramına da benzetilebilir. Hepimiz gün içerisinde kurduğumuz ilişkilerde farklı rollere bürünerek, farklı maskeler kullanırız. Örneğin bir öğretmen; sınıfında ‘öğretmen’ rolünü vitrinine koyarak çocuklara ders anlatır, okul çıkışı arkadaşlarıyla sohbet ederken vitrininde sergilediği rol ‘arkadaş’ olur, evine geldiğinde vitrinine bir süreliğine ‘eş’ ya da ‘ebeveyn’ rollerini kullanır. Ancak gece yatağına yatıp zihninde o günü değerlendirdiği esnada, gün boyunca sergilediği tüm vitrinleri bir kenara koyar ve kendi duyguları, düşünceleri ile baş başa kalır. Bu durumu, çarşıda gün boyu yanan vitrinimizin ışıklarını kapatıp bir başımıza kendi dükkânlarımızın içerisine girmememiz olarak da ifade edilebiliriz.

DÜKKÂNIMIZ (KİŞİSEL BİLİNÇ ALANIMIZ)

“Bilinç, gerçekten var olduğumuzun tek gerçek kanıtıdır.”

Descartes

Öznel olarak deneyimlediklerimiz, beş duyumuz ile algıladıklarımız, düşüncelerimiz, duygularımız, hafızamızın farkına vardığımız boyutu ya da hatırlayabildiğimiz geçmiş yaşantılarımız… Kısacası bilincinde olduğumuz her şey dükkânımızın sınırları içerisinde yer almaktadır. Bu bağlamda, dükkânımızı farkında olduğumuz iç dünyamız olarak da nitelendirebiliriz. Yalnız kaldığımızda bir vitrin (maske) sergileyecek kimse de olmaz dolayısıyla dükkânımızın sınırları dâhilinde o gün yaşadığımız ya da aklımıza düşen konular üzerine düşünürüz; mutluluk, üzüntü, kaygı, korku, ya da öfke gibi çeşitli duygular hissederiz. İşte bu kısım, bizim bilinç alanımıza denk gelmektedir ve durağan değil dinamik bir haldedir. Şöyle ki, bilinç alanımız çocukluğumuzdan itibaren yavaş yavaş genişlemekle beraber yaşadığımız öznel deneyimlerimizin sonucunda, yetişkinliğimizde de anlık olarak değişkenlik arz edebilir. Kimi zaman dar bir bilinç alanına sıkışabildiğimiz gibi kimi zaman da son derece geniş bilinç hallerine sıçrayabiliriz. Aşırı stres altındayken bilinç alanımız küçülür ve daha önce hâkim olduğumuz dükkânımızın içindeki görüş alanımız daralır ve bu sebepten; düşünmek, karar vermek, yoğunlaşmak, etrafımızda olan biteni görmekte ya da onlara anlam vermekte zorlanabiliriz. Örneğin yaşadığımız bir olay karşısında gerçekte yoğun bir öfke hissediyor olmamıza rağmen biz, gayet sakin kaldığımızı düşünüyor olabiliriz. Ancak bize dışarıdan bakan bir başkasının verdiği geribildirim sayesinde ne kadar çok öfke hissettiğimizi, bu öfkeden dolayı dişlerimizi nasıl sıktığımızı bir anda fark edebiliriz. Tam tersi dikkatimizi kendi içimize yönelttiğimiz, sakin ve huzurlu olduğumuz zamanlarda ise bilinç alanımız genişlemektedir. Yaşanılanları daha iyi anlamlandırarak sağlıklı kararlar alabilir, üretken bir hale geçebilir ve ‘an’da var olduğumuzu hissedebiliriz. Bu sebeplerden dolayı birçok dini ve felsefi öğreti, üyelerine bilinç alanlarını genişletecek ve farkındalıklarını arttıracak pratik uygulamalar önermektedir. Meditasyon ya da yoga bunlara örnek verilebilir.

Tüm bu bilgiler ışığında, dükkânımızın içini aydınlık bir alana benzetebiliriz dolayısıyla aydınlık olan bu alanımız ne kadar genişse bilinç düzeyimizin o kadar yüksek olduğunu, aklımızdan geçenler ya da hissettiklerimiz hakkında daha çok bilgiye sahip olabileceğimizi söyleyebiliriz. Bilinçli olarak algıladığımız kısımdan bahsederken bu alandaki zamanı ve mekânı algılama şeklimize de değinmekte fayda görüyorum. Dükkânımızın içerisinde yaşadığımız evreni dört boyutlu olarak algılamaktayız. Bunlar: en, boy, derinlik ve dördüncü boyut olan zamandır. Bir diğer deyişle, bilincimizde üç boyutlu bir mekânsal ortam ve ‘geçmiş, şimdi ve gelecek’ şeklinde sıralı lineer bir zaman algısı hâkimdir. Bir sonraki bölümde detaylarıyla bahsedeceğim depomuzda -bilinçdışı alanımız- ise bu algılama sistemimizde farklılaşmalar söz konusudur. Nitekim bilincimizin gitgide kaybolduğu uyku ya da baygınlık gibi hallerimizde, aydınlık alanımızın ve dört boyutlu algımızın farklılaştığından söz edebiliriz. Böyle bir halde geçici olarak bilincimizin dışındaki daha karanlık ve gizemli bir alana geçiş yaparız. Bilinçli olarak çoğu zaman farkına varamadığımız bu alan; bizim duygu, düşünce ve davranışlarımızı doğrudan ya da dolaylı olarak etkileme özelliğine sahip ‘bilinçdışı’ alanımızdır.

DEPOMUZ (KİŞİSEL BİLİNÇDIŞI ALANIMIZ)

“Bir BEN vardır bende benden içeri”

Yunus Emre

Hiç sabah uyandığınızda gördüğünüz rüyaların akıl almaz senaryolarına şaşırdığınız oldu mu? Ya da günlük hayat içerisinde sebebini bilmeden sergilediğiniz davranışlarınız? Bildiğinizden emin olduğunuzu düşündüğünüz fakat bir anda unuttuğunuz şeyler ya da aklınıza durduk yere gelen ve yaşadığınız anla hiçbir alakasını kuramadığınız anılarınız… Hepimiz hemen her gün bilinçli bir şekilde anlamlandıramadığımız bu tür durumlara maruz kalırız ve olanlara kendimizce bazı açıklamalar getirir ya da gizemine hayret ederek üzerinde çok da durmadan yaşayıp gideriz. Şimdi bahsedeceğim alanımız, her insanda varlığı kabul edilen kişisel bilinçdışı dediğimiz alanımızdır. Ben, kendi bilgilerim ve deneyimlerim ışığında bu gizemli alanımızı, kapalı çarşı benzetmesinde ‘kişisel depo’ olan kısım olarak ele aldım. Hatırlanacağı gibi dükkânımıza, yani aydınlık alanımıza kişisel bilinç alanı demiştik; şimdi de aydınlığın bittiği yerde sınırları başlayan, aşağılara doğru inen bir merdivenin olduğunu hayal edelim, öyle bir merdiven ki yavaş yavaş bilinmezliklerin ve dehlizlerin olduğu derin bir karanlığa doğru giden gizemli bir yapı…

Bilinçdışı, gizemli bir o kadar da enteresan bir alandır, belki de ölüm olgusu ile beraber insanoğlunun karşılaştığı en büyük muammalardan biridir. Yüzyıllardır filozoflar, düşünürler, kadim bilgelik okullarının yanı sıra son yüzyılda psikoloji bilimi bu alanımıza dair çeşitli tespitler ve teoriler ortaya sunmuşlardır. Ancak bilinçdışının oldukça karmaşık yapısı, her kişiden kişiye ve zamandan zamana farklılaşması gibi sebeplerden dolayı henüz ölçülebilir bir nitelik taşımamaktadır.

Bu depomuzda -bilinçdışı alanımızda- nelerin var olduğu sorusuna oldukça zengin cevaplar vermemiz mümkün. Öncelikle bir teoriye göre bilinçdışımız her anımızı kayıt altına alma gibi bir özelliğe ve kapasiteye sahiptir. Dolayısıyla bebeklikten itibaren tüm yaşam öykümüzün bu alanda kayıtlı olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda bilinçdışı alanımızda; bebekliğimizin, çocukluk anılarımız, başımızdan geçen olumlu ya da olumsuz olaylar, anne-babamızla kurduğumuz ilişki modellerimiz hemen her şey bulunmaktadır. Nitekim hipnoz tekniği, bilinçdışındaki bilgiyi bilince çıkartabilen yöntemlerden birisidir, dolayısıyla hipnoz uygulayabilen profesyonel bir uzman tarafından transa alındığımızda, bilinçdışında kalmış bazı anılarımızın bilince çıkartılması mümkündür.

Depomuz olarak adlandırdığım bu bilinçdışı alanımız, aynı zamanda yüzleşmekten kaçındığımız kimi geçmiş travmalarımızı, korkularımızı, kendimize bile itiraf etmekte zorlandığımız kimi duygularımızı da barındırmaktadır. Bu bağlamda psikologların en çok ilgilendiği alanların başında da bu bilinçdışı alan gelmektedir; zira bilinçdışına itilmiş tüm bu olumsuz unsurlar, belirli bir çatışmaya oluşturmakta ve bu çatışmalar çözümlenmediği takdirde bilince bir takım psikolojik bozukluklar olarak yansımaktadır. Nitekim günümüzde birçok insanın mustarip olduğu ‘panik atak’, ‘kaygı bozukluğu’, ‘obsesif kompulsif bozukluk -takıntılar’ gibi psikolojik sorunların kökeninde çözümlenmemiş bilinçdışı çatışmalar ve duygular yer almaktadır.

Tüm bunların yanı sıra, bilinçdışımızda sadece bastırdığımız olumsuz olaylar, duygular ya da çatışmalar yer almamaktadır. Bizi biz yapabilecek birçok becerimiz ve yeteneğimiz de keşfedilmeyi bekleyen bir potansiyel olarak bilinçdışımızda bulunmaktadır.

Tüm bu paylaştığım bilgilerden anlaşılacağı üzere ruhsal yapımız, ‘Kapalıçarsı’da varlığını sürdürmeye çalışan; bir vitrini, bir iç kısmı ve bir de deposu olan bir dükkân özelliği taşımaktadır. İnsan olarak yegâne ödevimiz, mümkün olduğunca dükkânımızın tüm parçalarını tanıyıp; onların içindeki gerekli temizliği ve düzenlemeyi yaparak varoluşumuza uygun ve potansiyelimizi yaşama aktarmış bir biçimde huzurlu bir yaşam sürdürebilmektir.*


Ümit AKÇAKAYA

Uzm. Psikolojik Danışman & Online Terapist

* Bu yazı Ümit Akçakaya'nın yayımlanan "Uyanış-Kişiliğin Gizil Kodları" adlı kitabından alınmıştır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Ruhsal Yapımız - 'kapalıçarşı' Benzetmesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ümit AKÇAKAYA Fotoğraf
Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi83 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,641 uzman makalesi arasında 'Ruhsal Yapımız - 'kapalıçarşı' Benzetmesi' başlığıyla benzeşen toplam 17 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► YENİErich Fromm ve 'olmak' Mayıs 2020
► YENİSokrates ve Felsefesi Mayıs 2020
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


13:32
Top