2007'den Bugüne 81,110 Tavsiye, 25,800 Uzman ve 18,058 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Cinsel Sorunlarla Başetmek ve Cinsel Terapi
MAKALE #3421 © Yazan Yrd.Doç.Dr. Psk.Hatice TOPÇU ERSOY | Yayın Ağustos 2009 | 8,401 Okuyucu
Bu dünyaya geldiğimizde bizi tanımlayan ilk şey cinsiyetimizdir.Bu erkek veya dişi kimliği ile birlikte geniş bir beklentiler,kısıtlılıklar,ümitler ve yanılsamalar dizisi de gelir.Çocuk bekleyen anne_babalara doğacak çocuğun nasıl olmasını istediklerini sorarsanız, geleceğin bu rol modelleri,genellikle ‘’sağlıklı’’cevabından sonra,çocuğun cinsiyetini temel alan bir yanıt verirler.Örneğin bir kızın tatlı,utangaç duyarlı ve sessiz, bir oğlanın ise kuvvetli,cesur,hareketli ve atak olması beklenir.Zayıf egolarımızın gelişimi ve eğitimimizin büyük bir bölümü,ayrıca ümitlerimizin ve hayallerimizin çoğu ,cinsiyetimize göre etiketlendiğimiz anda başlar.O zaman, çok sayıda problemin cinsiyet rollerimiz ve cinselliğimiz üzerinde odaklanmasına şaşmamak gerekir.Egomuzun büyük bir bölümü vücudumuzla ilgili duygularımız,fiziki görünümümüz ve başkalarının bizi nasıl gördüğüyle ilgili olduğu için,zayıf egolarımız ve cinselliğimiz arasındaki ilişki kuvvetlidir.

CİNSİYET ROLLERİ

Cinsiyet ilk belirleyici özellik olduğuna ve diğer insanların özellik tanımlamaları stereotipik
cinsiyet rollerinden kaynaklandığına göre,ilerideki ilişki (başkalarıyla veya kendi benliğimizle)sorunlarımızın çoğunun eğitimimizin başlarında başlaması doğaldır.Cinsel söylenceleri, önyargıları ve yanılsamaları yineleyip duran bir kültürde büyütüldük.Bunlar huzursuzluk ve güvensizlikleri yumuşatmaya,ilişkilerin nasıl işlediklerini ve niye bozulduklarını açıklamaya,konuşacak konu yaratmaya,eğlenceli olmaya (herkes cinsiyetle ilgili şakalara ilgi duyar)ve biz de aynı tip sorunları yaşadığımız için,bir ait olma hissi yaratmaya yararlar.Hepimiz,büyük olasılıkla, hemcinslerimizle karşı cinsten (özellikle onların yanlış taraflarından )bahsederken kendimizi çok rahat hissederiz Bu eğilim günümüzde,cinsiyetler arasındaki farklara odaklanan ilişki açıklamalarına ve iletişim beceri eğitimine yansıtılmaktadır.Sevdiklerimizle acı veren iletişim bozuklukları yaşayana kadar,her iki cinsin farklı şekillerde iletişim kurduklarına,hatta değişik amaçlar taşıdıklarına inanarak huzur bulabiliriz.

İletişim veya anlayış eksikliğimizin suçunu cinsiyet farklılıklarına, atmak uzun vadede,dünya nüfusunun yarısına yabancılaşmamıza yol açar.Bu özellikle,bu cinsiyet farklılıkların kalıtıma atfedildiği durumlarda,yani bunların doğal veya programlanmış olduğu,dolayısıyla değiştirilemeyeceği ileri sürüldüğünde geçerlidir.’’Erkekler kadınlardan daha kuvvetli ve daha az hassastırlar’’veya ‘’kadınlar erkeklerden daha fazla sevgi vericidirler’’gibi genellemeler erkeklerin ve kadınların farklı türlere ait oldukları söylencesini sürdükleri ve benzerlikler yerine farklılıklar üzerine odaklandıkları için tehlikeli olabilirler.Cinsler arasında fark olmadığını söylemek istemiyorum (Elbette var!),esas güçlüğü yaratan bariz farklılıklar değildir.Cinsleri en çok ayrı tutan şey öğrenilen yani değiştirilebilecek olan farklılıkların kalıtımsal özellikler dolayısıyla değiştirilemez olarak kabul edilmesidir.Bu yapıldığı zaman,yaratılan problem sayısı çözülenlerden daha çok olur.Dışsal davranışların farklı olabileceğini ,fakat içsel duyguların ve isteklerin aynı olduğunu anlamak,bu sorunların çoğunu yumuşatacaktır.

CİNSİYET FARKLILIKLARI

Geniş araştırmalar doğumda cinsler arasında çok az doğal (kalıtımsal) faklılık bulunduğunu göstermiştir.Tüm insan embriyolarının yaşamlarının ilk haftalarını dişi olarak geçirdikleri ve erkeklerin gelişebilmesi için erkeklik hormonu androjenin eklenmesi gerektiği daha son birkaç on yılda keşfedilmiştir.

Bu hormon cinsel organları erkeğe çevirir,fakat diğer hayati organlar üzerindeki kalp,böbrekler,ciğerler etkisi bilinmemektedir.Peki ya beyin? Eğer gerçekten erkekler kadınlardan düşünme,hissetme,uygulama iletişim eylem ve tepki verme,arzulama ve hayal etme açılarından doğuştan farklıysalar,o zaman bu farklılıklara rahimde olanların yol açması gerekir.Cinsler arasındaki duygusal ve bilişsel farklılıkların öğrenilmiş değil de doğuştan olabilmesi için,bu cinsel organları değiştiren hormonun eklenmesinin aynı zamanda beynin yapısını ve sonraki gelişimini de değiştirmiş olması gerekir.Bunun böyle olduğuna dair açık hiçbir bulgu yoktur.

Cinsel farklılıklar üzerinde yapılan yıllar süren araştırmalar bu farklılıkların sadece cinsiyete bağlı olduğunu göstermemiş veya vurgulamamıştır.Son dönemlere kadar,geniş araştırmalar erkek ve kadın arasında doğuştan gelen sadece dört farklılık bulunduğunu göstermiştir.Bu dört farklılık göreceli olarak önemsizdir ve hiçbir surette erkek ve kadının iki ayrı insan türü olduğu fikrini desteklememektedir.

KALITIMSAL FARKLILIKLAR

Araştırmalarca ortaya konulan,doğuştan gelen dört cinsiyet farklılığı şunlardır:

1.Erkekler üç boyutlu bir nesneyi kafalarında döndürme gibi,görsel_hacimsel işlerde daha iyidirler.Yani,erkekler bir haritayı döndürmeden daha kolay okuyabilirler.

2.Kadınlar daha erken konuşurlar ve farkların eşitlendiği ergenliğe ulaşana kadar daha iyi dil becerileri geliştirirler.Bu, erken etkileşimsel vurgu kadınsı sezgiyi doğrular gibidir.Kadınlar aynı zamanda sözcüklerle ilgili bellek becerilerinde ve soyut zihinsel işlerde daha başarılıdırlar.

3.Erkekler dinlerken sağ kulaklarını daha fazla kullanmaya yatkındırlar.Kadınlar bir tercih göstermezler ve iki kulaklarını eşit olarak kullanırlar.

4.Erkekler fizyolojik strese daha ciddi tepki verirler,bu da kadınlardan daha çok ve daha erken kalp krizi geçirmelerini açıklayabilir.

Erkeklerin ve kadınların duygularıyla ilgilenme şekillerinin beyin işlevlerindeki farkların sonucu olduğunu gösteren çok yeni araştırmalar var.Bu erkeklerin duygulara neden daha fazla fiziksel tepki verdiklerini,kadınlarınsa neden sözcükler,yüz mimikleri ve el hareketleriyle tepki gösterdiklerini açıklayabilir.Eğer bu bulgular tutarlı bir şekilde doğrulanırlarsa,bazı duygusal tepkilerin öğrenilmiş davranışlardan ziyade kalıtımsal olarak programlanmış olduklarını gösteren ilk çalışmalar olacaklar.Bu tartışma açısından daha da önemlisi,bunlar,gerçekten,erkek ve dişi cinslerde duygusal tepkilerin doğuştan değişik olduğunu gösterecekler.

Şimdiye kadar yapılan bütün araştırmalara bakarak çok farklı programlandıkları için birbirleriyle iletişim kurmak ve birbirlerini anlamak için diğer cinsin nasıl düşündüğünü, hissettiğini ve davrandığını öğrenmesi gereken,farklı gezegenlerden gelen iki değişik tür olduğumuz fikrini doğrulamak zor.Erkeklerin ve kadınların bazı duyguları ifade biçimleri kalıtımsal açıdan değişik olabilir;ama daha da önemlisi hepimizin aynı duyguları hissettiğimiz olgusudur.Cinsler arasındaki farklılıklara odaklanmak komedi yazarları, televizyon oyunları,filmler ve popüler çalışma grupları için iyi bir malzeme olabilir,ama benzerlikleri aramaktan çok farklılıklar bulmaya dayanan herhangi bir teori sonuçta ciddi yanlış anlamalara, tehlikeli nitelendirmelere ve hatta yabancılaşmaya yol açacaktır.

Erkek - dişi ikilemenin gerçeği;bir kere fizikselin ötesine geçtiğimiz zaman,farklı olduğumuzdan çok benzer olduğumuzdur.Hatta fiziksel düzeyde bile erkeklerin her zaman kadınlardan daha kuvvetli olduğu söylencesi vardır.Oysa araştırmalar ve ölüm istatistikleri kadınların doğumdan ergenliğe kadar fizyolojik açıdan daha kuvvetli olduğunu göstermektedir.Zihinsel ve duygusal özellikler açısından,ispatlanmış dört doğuştan cinsiyet farklılığının bir tanesi bile duygular,düşünce süreçleri,gereksinimler,arzular veya temel güvensizliklerle ilgili değildir.Ve en son araştırmalar da duyguların sahip olunmasındaki değil,sadece bunların ifade edilmesindeki bazı kalıtımsal farklılıkları incelemektedir.Kültürümüzde,biz,kadınların,duygusallıktan uzak,objektif düşünmede daha iyi sayılan ,erkeklerden duygusal açıdan daha kuvvetli olduklarını düşünmek isteriz.Batı modeli,bizim erkek egemen kültürümüz akılcılığı duygusallıktan üstün tuttuğu için,bu cinsel farklılıkları kuvvetlendirir.Kadınlar ilişki kurmaya ve ‘’insan ilişkileri becerileri’’göstermeye itilirken,erkekler daha güçlü,daha nesnel ve metin olmaya teşvik edilirler.Toplum bu ayrımları öğretir ve ödüllendirir,çünkü liderlerden beklenen becerilerin erkeklerin ‘’doğal olarak’’ sahip oldukları beceriler oldukları düşünülür.Bu söylence yavaş yavaş çürütülmektedir,ancak bu kalıplaşmış tipler düşüncemize kazılmıştır.

Bu durumda , bariz olanı kabullenmek zor gelebilir;Erkekler ve kadınlar aynı türe aittirler ve bu nedenle tüm boyutlarda birbirlerine çok benzerler.Duygusuz erkek stereotipini yavaş yavaş reddettikçe, erkeklerin en az kadınlar kadar duygusal olduklarını keşfediyoruz.Kadınların daha çok hissettiklerini düşünmeye eğitildik,ama araştırmalar,erkeklerin eşit derecede,hatta bazen konusuna bağlı olarak,daha derin duygular hissettiklerini gösteriyor.Örneğin araştırmalara göre,üniversite yaşındaki erkekler kız arkadaşlarından daha derin bir şekilde aşık oluyorlar.İki cins zihinsel açıdan da çok benzeşiyorlar.Bu olgu,kadınlar modern toplumun her alanına daha fazla girdikçe ve başarılı oldukça yavaş yavaş doğrulanıyor.Erkeklerin ve kadınların çok farklı oldukları söylencesi onların olabilecekleri,yapabilecekleri,düşünebilecekleri,hissedebilecekleri ve isteyebilecekleri şeyler hakkındaki beklentiler cinsiyet rolleriyle kısıtlandığı sürece yıkıcı olmuştur ve olmaya devam edecektir.Ayrıca, bu kısıtlama insan ruhu kavramını ve uygulamasını yok edicidir.Hepsinden önemlisi ,eğer aramızda benzerlikler bulunmasaydı ,karşıtımız denilenlerle,ilişki kuramazdık.Aslında anladığımız ve ilişki kurduğumuz şey aramızdaki benzerlik;bu benzerlik de her birimizin içinde hem erkeksi hem de kadınsı yönlerin olmasından doğuyor.

Eğer cinsiyetle ilgili söylenceler araştırmalar tarafından çürütüldüyse, neden hala böyle düşünüp davranıyoruz?Bunlar eğitimimizden gelirler;Batı modelinin temelini oluştururlar.Bu dışsal amaçları ve başarı tanımlarını vurgulayan ,doğrusal ,işle bağlantılı (ne yaparsınız ‘o’sunuz) bir modeldir.Cinsellik açısından bu Batı modeli açıkça ataerkil,tarih boyunca erkeklerin egemen olduğu bir kültür için açıkça erkeksi bir çerçevedir.Bu model erkek egemen felsefeler,değerler ve özellikle erkeksi bir dinden kaynaklanır.(Tanrı kavramı Musevilikten başlayarak erkek bir kişilik taşır.Bundan önce Tanrı dişi veya çift cinsiyetli olarak algılanırdı.) Bu erkeksi yapma modeli içindeki bir şey iyi işlediği için hayatımızı nasıl yaşayacağımızı gösteren bir çerçeve olarak süregelmiştir.Püritan ahlak kurallarımız işi ve doğrusal öğrenim sürecini vurgulayan modele olumlu tepki verir.Belki toplum ,tanıdık olduğu ve erkek görünüşünü tehdit etmediği için bunu benimseyip güçlendirmiştir.

İlginçtir ki,erkek görünüşünü değiştirmek ve onun kalıplarını genişletmek amacıyla yola çıkan kadın özgürlüğü hareketleri sonunda bu görüşle birleştiler.Kadınlar erkeklere erkeklerin davranışlarını kopya ederek tepki gösterdiler.Çoğu zaman en kötü erkeksi özellikleri taklit ettiler,en saldırgan ve ters erkek davranışlarını yinelediler ve erkek davranışı denilen şeyin doğuştan gelmediğini,daha ziyade öğrenildiğini göstermiş oldular.Gerçekte onu genişletip içine kadın perspektifini de katacaklarına,erkek perspektifini desteklediler.Çoğu kadınsı rol modellerimiz özellikle televizyonda ve filmlerdekiler en iyi dişi özelliklerini ve davranışlarını,dişi olmayı bir erdem yapan nitelikleri bırakmışlardır.Yerine,erkek gücünü üstünkörü tanımlayan dışsal özellikleri benimsemişlerdir.Erkeksi bir görünüme bürünmüşler ve kendi dişilik ve dürüstlüklerini arkada bırakmışlardır.

Roseanne ve Murphy ‘ye gerçekten gülebilir veya Thelma ve Louise’i takdir edebiliriz,ama eğer kadınsak sahiden onlar gibi olmak ister miyiz?Eğer erkeksek onlarla ilişki kurabilir miyiz?Herhangi bir şeyin en iyi yönlerini temsil ediyorlar mı?Onları seviyor muyuz?Onlar gibi hareket etmek istiyor muyuz?Ümit ederim ki hayır,çünkü bu karakterler dengeli,bütün veya gerçek değiller. Önyargıları değiştirme, stereotipleri kırma ve rollerini ve kimliklerini genişletme gayretlerinde yeni bir görüntü, yeni bir karikatür yeni bir erkek bir dişi yaratıyorlar. Asıl gerçekliklerini inkar ederek, geçerliliklerini yitiriyorlar. Gerçek erkeklik ve gerçek dişilikte bütünlük ve büyük değer vardır ve önemli şekilde birbirleriyle benzeşirler. İnsanlığımızı anlarken bu ikiliğimizin, hem erkek hem dişi yönlerimizin olduğunun bilincine varırız. Bunlardan birini, kendimize ve topluma, inkar ettiğimizde tek boyutlu ve sadece bir görüntü oluruz.

Güç Arayışı

Son birkaç on yılda oluşan erkeklere başkaldırı kısmen, hayatın yapmak, yapmanın da iş demek olduğu Batı modelince yinelenen, birkaç söylenceye dayalıdır. Bu model işi vurguladığı için, iş yerinde erkeklerin güç sahibi olmaları bir tesadüf değildir. Kültürel görüş birliğimize göre güç erkeklerindir ve kadınlar da bunu isterler. Yaşamı işle karıştırmayı öğrendiğimiz için işteki gücün yaşam gücü olduğuna inanmak doğaldır. Ve işyerinde kadınlardan ziyade erkekler egemen oldukları için bu egemenliğin kimin güçlü olduğunu tanımladığını varsaymakta doğaldır. Bu yüzden kadınların kendilerini güçlü hissetmek için saldırganlaştıklarını, kuvvetli ve nesnel olarak algılanmak için empatiden ve ilgi göstermekten vazgeçtiklerini ve tarafsız akılcı düşünmeyi arttırmak için hissetmeyi ve ilişki kurmayı bıraktıklarını görmek az rastlanan bir şey değildir. Kadınların başkaldırdıkları şeyde bu nitelikler- erkek saldırganlığı;hırs; ilgi; duyarsızlık; güç ve kontrol isteğine yansıyan güvensizlik duygusu; soğuk, tarafsız akılcılık ve önceden planlanmış kabalık- değil miydi?.

Bu arada erkeklere ne oldu? Kadınlar erkekleri hem taklit ederek hem de kafalarına vurarak, güç arayışına ve erkek-egemen modeli değiştirmeye başlayınca, bir çok erkeğin kafası karıştı . Ne yapacaklarını, nasıl düşünüp davranacaklarını, suçu üstlenip üstlenmeyeceklerini bilemediler. Nezaket sayılan şeyler şimdi ayrımcılık oldu; övgü veya bir ilişkiye giriş sayılan şeyler şimdi taciz oldu.”Erkeksi” her şey birden bire en azından tartışılmalı, en fazlasından nefret uyandırıcı oldu. İyi adamlar artık nasıl iyi adam olacaklarını bilemezken, kötü adanlar her zamanki gibi umursamadılar. Genellikle olduğu gibi, karmaşa kapıyı paradoksal değişime açtı. Kendi karmaşa ve bunalımları içinde, çoğu erkek kendi gerçek doğasını keşfetti ve dişi yönleriyle temasa geçti. Davranış ve duygularından emin olmamaları repertuvarlarını geliştirmelerine ve daha duygusal olmalarına izin verdi. Talep eden kadınlara güçlerinin bir kısmını terk eden erkekler içsel ve kişiler-arası güçlere sahip olduklarını keşfettiler. Kadınların unutmakta oldukları şeyi – dişi yanın gizliden gizliye güçlü olduklarını öğrendiler.

Sessiz güç. Her zaman açık güçten daha kuvvetli olmuştur. Değerli tek güç içsel olan, özümüze doğru hissettiğimiz güçtür. Ve bu satın alınamaz veya verilemez., başkalarından zorla veya tehditle istenemez. İçsel güç (öz değer) karmaşa, belirsizlik ve bir miktar alçakgönüllülük içinde doğar. Kadınlar bunu yüzyıllar boyunca, hayal kırıklıkları baskı ve var olmak ve çocuklarının hayatta kalmalarını sağlamak için sorun çözücü olmak gereksinimiyle geliştirdiler. Umutsuzluk ve karmaşadan içsel güç çıkardılar ve bu gücü dışsal güç arayışında kaybettiler. Ve kadınlar sessiz gücün değerini unuturken, erkeler öfkeli kadınları memnun etme uğraşlarında bu güç hakkında bilgi sahibi oldular. İşin garibi yeni güçlü kadınlar denge duygularını kaybetmelerine şaşarken, bu erkekler bütünleştiler ve dengeli oluverdiler. Beklide bu işin sırrı basit : çok boyutlu olmamız, ikili doğalarımı kabul etmemiz gerekiyor.

Dengeyi bulmak

İnsanlığımız, açık erkeksi güç ve hareketlerle birleşen gizli kadınsı güçten oluşur. Pasif, olma tarafı ile aktif, yapma tarafından meydana gelir. Benliğimizde bulunan bu ikiliğin değerini anladığımız zaman, tam ve güvenli oluruz. Fiziksel açıdan erkek de kadında olsak ikili doğalarımızı birleştirir , cinsiyet görüntülerimizi ve toplumsal cinsiyet rollerimizi bırakırsak tam insanlar haline gelebiliriz. O zaman bütünleşiriz. O zaman gerçek benliğimizle, doğamızla, kaderimizle ve ruhsallığımızla bir oluruz.

Ne yazık ki, tek boyutlu yerine bütün olmamızı öğretecek pek az eğitim imkanı var. Bir çocuk sahibi olmak ve onun cinsiyetiyle ilgilenmemeyi düşünebilmek, mümkün mü?. Hem erkek hem dişi olduğumuzu ve üreme dışında fiziksel vücudumuzun önemli olmadığını varsayan bir toplumda yaşamayı hayal edebilir miyiz?.Böyle ideal,ikili-odaklı bir kültürde herkesin aynı özellikleri taşıdığı varsayılacağı için cinsiyetler arasında yarışma olmaz. Erkekler ve kadınlar arasında bir güç savaşı anlamsızdır. Davranış ve iletişimli ilgili tartışmalar farklılıklar yerine benzerliklere odaklanır. Erkek veya kadın olmak doğanın sadece türlerin yaşaması için kullandığı bir yöntem olarak algılanır. Bunun ötesinde esas anlamın – yaşamın gerçek önemi-cinsiyetimizle hiçbir ilgisi olmaz. Cinsiyet rollerimiz arasında hiç fark olmadığını anne ve babanın aynı şekilde hareket ettiklerini, kız ve erkek kardeşlerin gerçekten eşit olduklarını, karı ve kocanın anlamsız etiketler oluşunu düşünebilir miyiz?. Eğer cinsiyet rollerimizi ve stereotipli kimliklerimizi bırakmayı hayal edebilirsek, o zaman cinsellikle ilgili sorunlarımızın nasıl kökten değişeceğini görebiliyor muyuz?.


İkilik geliştirmek

Tabii ki cinsel stereotiplerin olmadığı bir yaşam öngörülebilir bir gelecekte gerçekleşmeyecek; beklide erkek ve dişi rollerimiz öğrenecek çok şey olduğu için bu iki şey. Karşı cins bize benliğimizin kabullenilmeyen ve desteklenmeyen yönünü “gizli yönümüzü” öğretebilir. Kendi korkularımız ve bastırılmış duygularımız hakkında, başkalarının farklı olarak neler yaptıklarına odaklanarak çok şey öğrenebilir. Bize yabancı, değişik veya korkutucu gelenlere açık ve ilgili olarak, içimizde saklı olanları daha fazla görebilir ve kabullenebiliriz.

Eğer karşı cinsten korkuyorsak, bu korkuyu yenmek için ona aşına olmamız gerekir. Eğer öbür cinsle büyülenmişsek, onu daha yakından gözlemlememiz ve benzerlikleri keşfetmemiz gerekir; böylece büyü hepimizin çok benzeştiği gerçeğine dönüşür. Eğer karşı cinsi küçümsüyor veya eleştiriyorsak, kendimizin o yönünden nefret ettiğimizi anlamamız gerekir. Ve eğer kendi cinsimizden çok karşı cinsle rahat ediyorsak, iç benliğimizin bu özelliğinin geliştirilmesi gerektiğini kabullenmemiz gerekir. Kendimizin bize yabancı gelen yönüyle rahat ettiğimiz zaman, tüm özümüzle dost oluruz. Benliğimizin iki yönünü de takdir ederek dengeli ve bütünleşmiş insanlar olmayı öğreniriz. Cinsiyet rolleri bizi dış kimlikle kısıtlar ve bütünün tamamlığını ve ikiliğini dışlar. Bunların ilerisine geçtiğimiz zaman, gerçekten cinsel oluruz.

Bunu yapabilmek için içerikler ve farklılıklar yerine süreç ve benzerliklere yoğunlaşmayı öğrenmemiz gerekir. Örneğin erkekler ve kadınlar diğerinin gücünden korkmakta ortaktırlar. Erkekler duygusal açıdan yararlanmaktan, cinsel olarak manipüle edilmekten veya güçsüzlüklerinden dolayı kurban durumuna düşmekten korktuklarını dile getiriler. Kadınlar fiziksel açıdan incinmekten, cinsel taciz ve sömürüye uğramaktan veya intikam alınır korkusuyla kurban durumunda oluşlarıyla savaşmaktan korkarlar. Bu korkularının nedenleri farklıdır, ama ikisi de korku ve kontrolü yitirme duygusunu paylaşırlar. İlişki tartışmaları içerik (korkunun nedenleri) üzerine odaklanınca, her iki cinste diğeriyle anlaşamaz. Halbuki bu tartışmalar sürece (korku ve kontrolü yitirme duygularını paylaşma) yönelince anlamlı iletişim ve yakınlık doğar.

Seks Cinselliğe Karşı

Cinsiyet rolleri sınırlar hakkındadır; seks eylemi genişleme hakkında olabilir. Beklide yapabileceğimiz yegane özgürleştirici davranış cinsel ilişkidir. Andrew Greeley, bir rahip ve yazar, seks eylemini Tanrıyla nihai birleşmemizin bir provası olarak değerlendirir. Seks yeryüzünde birleşimi hissetmeye, evrensel ait olma duygusunu deneyimlemeye, bütünle tek olmaya, Yüce Güç tarafından sarmalanmaya, ışığa ulaşmaya, erimeye, kendini kaybetmeye ve paradoksal olarak, bilebildiğimizden daha fazla olduğumuzu keşfetmeye en yakın şeydir. Seks yapmak yaşadığımız en anlamlı, en mükemmel yaşama coşku katan olay olabilir. Aynı zamanda, karabnlık ve öfke dolu en kötü eylemlerden biri de olabilir. Seks Tanrı’nın tüm armağanları gibi, aynı anda hem harika hem de korkunç olabilir. Seks eylemi üzerinde böylesi karmaşık ve karışık duygulara sahip olmamız ve yaşamımızın tüm evrenlerinde bize bir sürü problem yaratması rastlantı değildir. Seks ve cinsellik arasındaki fark hakkında aklımızın karışık olmasına şaşmamak gerekir.
Bazı istisnalar dışında, cinsellikle ilgili sorunlarımızın çoğunun fizyolojik yapımızla hiçbir ilgisi yoktur. Çoğu zihinsel ve duygusal durumlarımızdan doğar. Cinsellik gerçekte seks-cinsel ilişki hakkında değildir. Daha ziyade vücut görüntümüz, zayıf egomuz ve sahip olduğumuz öz saygı derecesiyle bağlantılıdır. Cinsellik, çoğu canlığının doğal bir özelliğidir ve kendi haline bırakıldığında hissetmesi ve görmesi bile bir zevktir. Ancak, insanlar arasında, hiçbir zaman kendi haline bırakılmaz. İlk problemler çocuğun doğal cinselliğinin anne- babayı rahtsız ettiği ve onların bu davranışın “kötü, pis, kaçınılması gereken, kabul edilemez, rahatsız” olduğuna dair mesajlar (çoğu sözsüz)gönderdiği ve çocuğun ilgisizliği hissedeceği şekilde görmezden geldiğinde oluşurlar. Genellikle cinselliğimizle ilgili en erken algılamamızda bunun sevdiğimiz ve ilgi beklediğimiz kişilerde huzursuzluk veya endişe yarattığını görürüz. Eğer uyumluysak, değişmeye çalışır veya anne babamızı üzen şeyleri yapmayı bırakırız. Eğer isyankarsak, bu eylemleri onları üzmek (ve böylece dikkatlerini çekmek) için artırırız. B,r çocuk olarak cinselliğimizin başkaları üzerindeki etkisinin büyük olduğunu öğreniriz. Daha o zamandan onların bizim hakkımızdaki algılamalarına bağımlı olmaya başlarız. Böylece cinsel problemlerimiz başlamıştır.
Bu sorunlar cinsel ilişkiye girdiğimizde, geometrik olarak çoğalır. Toplum, genelde gizli kapaklı bir eğitimle bize cinsel ilişki ve cinselliğin aynı şey olduğunu öğretir. Cinsellik seks yapma eylemiyle karıştırılır. Çok küçükken seksin karışık, zor duygusal olduğunu ve önemli sorunlar yarattığını, ama herkesin onu istediğini öğreniriz.
İnsanların birçok nedenle seks istediklerini keşfederiz, kontrolü ele geçirmek, fiziksel arzuları tatmin etmek, güven kazanmak, popüler olmak, değer duygusunu arttırmak, sevildiğini hissetmek, gerek duyulduğunu hissetmek, para kazanmak, baş kaldırmak, “seksi olmak” veya ait olmak. Ve birde seksin karanlık yönü, sömürü, taciz, fahişelik, çocuklarla seks, hayvanlarla seks ve diğer garip veya çarpık seks eylemleri olduğunu öğreniriz. Aynı anda seksin hem arzu edilir hem kaçınılması gerekir olduğunu, hem çok iyi, hem adi, kötü olduğunu, insanların onu sevdiğini ve nefret ettiğini ve sadece bir fiziksel olay olduğu halde birçok karmaşıklığı da barındırdığını öğreniriz. Çocuğumuz seks hakkındaki hayranlığımızı ve tiksintimizi küçük yaşta ediniriz ve ona karşı bu çatallaşmış tepkimizi yaşamımız boyunca sürdürürüz.

Seks eyleminin yalın sebepleri üremek ve sevilenle bir olmaktır. Bunlar basit nedenlerdir ve bunlar iki eş arasında karşılıklı duyguların ve orta arzunun olmasını gerektirirler. Eğer seks başka herhangi bir amaç için kullanılırsa, sorun çıkar. Eğer art niyetler için veya kendi başına bir amaç olarak kullanılırsa, sırf yapmış olmak için anlamsızlaşır. Cinsel ilişki sırf üremek için değil de (yoksa pek az cinsel ilişkimiz olurdu) yaşamı canlandırıcı ve genişletici bir eylem olarak tasarlanmış gibi görünüyor seks olay gerçekleşmeden önce bunlar için potansiyel yoksa, sevgiye, bilinçlenmeye, duygusal bağa veya gerçek yakınlığa yol açmaz (bu , romantik efsanenin bize öğrettiği veya filmlerin çizdiği şey değildir). Seks eylemine ir başka amaç yüklediğimiz zaman güçlükler oluşur. Hedefe – yönelik yapma modelinin tanımladığı kültürümüz bizi tam tersine inanmaya yöneltir: seks birleştiricidir (oysa istenmeyen seks akla gelebilecek en az birleştirici eylemlerden biridir); seks aşka yol açar (aşkı yaratamaz fakat önceden var olan potansiyeli arttırabilir veya teşvik edebilir); seks güç veya kontrol kazanmak için kullanılabilir (bu çok rastlanan yanlış kullanım süratle geri teper ve çeşitli toplumsal sorunları beraberinde getirir) ve seks pistir, akıl karıştırır ve aşağılayıcıdır ve bu yüzden kontrol altında tutulmalıdır (seks doğal bir süreçtir ve böyle görüldüğünde şaşırtıcı derecede iyi işler).


Organize dinler, kurumlar ve milli eğitim biçimindeki toplum sekse müthiş zararlı bir şey yapmıştır. Her ne kadar kendimizi cinsel açıdan özgürleşmiş bir ülke olarak düşünsek de, cinsel açıdan özgür bir Amerikalı bulmak çok zordur. Seks fikrini en çok takmış kültür olabiliriz, fakat onun toplumumuzdaki yeri hakkında en şaşkın olanlardan biriyiz. En az 40 yıldır onunla ilgili politik, ahlaki ve hukuki tartışmaların içindeyiz. Kürtaj eşcinsellik ve seks eğitimi politikanın, hukukun ve medyanın tartıştığı konu başlıkları oldu. Ve tüm bu ilgiye rağmen onunla rahat eder hale gelmeye henüz yakın bile değiliz. Bir şey acıtıcı şekilde açığa çıktı: Seks ve ona bağlı konularda (cinsel tercih, cinsel hastalıklar, uygun cinsel davranışlar, pornografi, ensest, sömürü, taciz, çocuk aldırma, önüne gelenle cinsel ilişkide bulunma, fahişelik, hastalık ve eğlence vs.) kanun yapacak, eğitim verecek organize edecek ve bunlarla uğraşacak ortak bir zemin bulamaz görünüyoruz. Bütün bunların yanıtı çok basit olabilir. Bekli de seksi daha basit kurlar koyarak, ve bunlara ithal edenleri daha açık, sert cezalandırarak, daha doğal ve sade bir süreç olarak algılamamız gerekiyor. Belki toplumsal açıdan bu basitlik için vakit çok geç, ama bireylerin kendi cinsel benlikleri açısından nasıl düşünüp hissedeceklerini ve davranacaklarını öğrenmeleri için çok geç olmayabilir.

TAKINTI

Çoğumuz cinselliğimiz hakkında suçluluk veya endişe duymayı öğreniriz. Bu kendisini özellikle fiziksel görüntümüz hakkında hissettiklerimizle gösterir. Genelde, vücudumuzun bize rahtsızlık veya utanç veren bir parçası bulunur. Birçoğumuz kötü bir fiziksel görüntü nedeniyle oluşan sorunları aşamayız. Bu içsel düşünce çoğu zaman sahici gerçekten daha kuvvetlidir. Batı modelimiz (örtülü kültürel eğitimimiz) medyayla birleşerek (açık kültürel beyin yıkama) ince ve genç olmaya takıntılı bir millet yaratmıştır. Toplumun hemen tüm kesimleri, tıp ve öğretim kurumları da dahil, bu saplantıya katılmıştır. Çoğumuz hastalık boyutunda, vücutlarımızla ilgiliyiz ve görünüşümüzü beğenmiyoruz. Gençlerimiz arasında yeme bozuklukları salgın halinde, 20’li yaşlarına yaklaşan ve onları geçen kızları en az yarısının bulimia, anoreksi veya oburlukla bir derecede sorunu var. Bu dış görünüşle meşguliyet ülkenin duygusal fiziksel ve zihinsel sağlığını mahvedici hale gelmiş durumda. Ve en iyilerimiz , en zekilerimiz, bizim rol modellerimiz, bunlardan en çok etkilenenler gibi görünüyorlar. Kendi gözlerimiz bile istatistiklerin doğruladıklarını gösterebiliriz: biz, bir aşırı kilolu bireyler ülkesiyiz ve çok azımız günün birinde bize sürekli dayatılan ideale benzeyeceğiz.

Fakat aynı zamanda bu çılgın, gerçek dışı standart da uymadıkları sürece kendi vücutlarımız içinde rahat etme iznimizde yok. Bu ideal strandart o kadar ulaşılması zor ki bunu başarabilen inanılmaz derecede az sayıda insana da sırf vücutları bu ideale uyuyor diye akıl almaz paralar ve aşırı övgüler yağdırıyoruz. Yetenekleri hünerleri , karakterleri, zekaları, eğitimleri kişilikleri ve insanlıkları önemli değil. Anlık şöhret ve servet için tek kriter fiziksel görünüşleri, mükemmel vücutları ve yüzleri. Bunun sonucunda, toplum tarafından öğretilebilecek bütünleşmiş ve dengeli insanlar olma ideallari ve yaşamdaki gerçek anlamı arayış kusursuz vücudu elde etme arayışında kaybolup gidiyor. Bu da yüzeysellik ve kalitesizliğe yol açıyor ne yazık ki kültürümüz karlı olanı ödüllendiriyor ve popüler olanı yüceltiyor. Günümüzdeki güzellik kavramı, pek azımızda bulunan, kusursuz, ince genç vücut. Eh, bu kadar kaybolmuş insanın ve yeteri kadar “iyi” olmadığını hissedenlerin olmasına şaşmamalı. Kişisel değer ve anlam arayışımız bizi popüler modelden ve toplum ödüllerinden kurtarır, ama tek başına aklı karışmış halde kalabiliriz. Yüzeysel değer yargılarının ilanlarından nefret edebiliriz. Ama kaçımız görünüşümüzü beğeniyor veya seviyoruz ki?. Kaçımız derilerimizin altında gerçekten rahat ve huzurlu muyuz? Kaçımız gerçekten cinsel beyin yıkamalarının ötesine geçebilmişiz?

CİNSELLİK GERÇEĞİ

Bütün bunlardan sonra,bu kültürde cinsellikle ilgili bu kadar güvensizliğin bulunmasını anlamak nispeten kolaylaşır.Bize cinselliğimizin başkalarının,genellikle karşı cinsten olanların,beğenisiyle ölçüldüğü öğretilmiş.Eğer başkaları bizi cinsel görüyorsa,o zaman bizde öyle düşünüyoruz.Eğer görmezlerse biz de değiliz.Bu hem bir beyin yıkamasıdır,hem de çok zararlı bir saçmalıktır.Gerçek şu ki hepimiz cinsel varlıklarız.Cinsel ilişkide bulunsak da cinseliz.Başkası ne düşünürse düşünsün ,hatta biz ne düşünürsek düşünelim,cinseliz.Cinselliğimiz,çarpan yüreklerimiz kadar,canlı oluşumuzun bir parçası.Öyle olmadan olamayacağımız için cinseliz.Ve cinselliğimiz,veya doğasını gösteriş şeklimiz,kendi hakkımızdaki duygularımız ve algılarımızla ortaya konur.Aslında,bu tümüyle kontrolümüz altında da değildir,çünkü doğuştandır ve benliğimizin bir parçasıdır.

Bu yüzden,biz anlamasak veya farkında olmasak da,diğer insanların bizim cinsel doğamızı,içimizde yatan cinselliğimizi algılaması mümkündür.Cinsellik derimiz gibidir bazı yerleri hep görünür ve hepsini örtmek imkansızdır.Ama burada fark etmemiz gereken şey,aslında bizim ne düşündüğümüzün ve ne hissettiğimizin önem taşıdığıdır.Çok önemsesek de başkalarının düşündükleri ve hissettikleri pek fark etmez.Paradoksal olarak kendi içlerinde cinsel olduklarını duyan o çok talihli veya bilge kişiler başkalarınca da böyle algılanırlar.Toplumun çekicilik tanımına uymayabilirler,hatta şişman veya çok yalın olabilirler,fakat kendi iç güzellikleri ve cinsellikleriyle temas içinde oldukları zaman bu başkalarının da göreceği bir şekilde parıldar.Tam tersine,kendi cinselliklerine inanmayan,dışardan onay bekleyen en çekici kişiler genellikle güvensiz ve zavallı olarak algılanırlar.

Kültürümüz bize fiziksel özelliklerimizle tanımladığımızı öğretiyor.Eğer bu varsayıma inanır ve buna göre yaşamaya çalışırsak,toplum delice ihtiyaç duyduğumuz onayını,kabulünü ve beğenisini geride tutarak bizi cezalandırıyor.Bu ikilemi çözmenin en iyi yolu fiziksel yapı üzerinde yoğunlaşmamak,onun yerine öz-saygıyı geliştirmek ve çoğaltmak üzerinde çalışmaktır.Kendimizi sevmeyi öğrendiğimizde,doğal olarak cinsel doğamızı da sevecek ve cinselliğimizle rahat olacağız.Eğer kendimizi sevmezsek,algıladığımız cinsellik sadece başkalarına sunduğumuz görüntünün bir parçası olarak kalır.

NE YAPILMALI ?

Söylediğimiz gibi, seks ve cinsellik,gereksiz sorunlar yaratmadan,güç ve kontrol elde etmek için kullanılamaz.Bunu önlemenin en iyi yolu kendi cinselliğimizle temasa geçmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktır.Başkalarının bizim için ne düşündüklerine değil,kendi hakkımızda hissettiklerimize odaklanabiliriz.Başkaları üzerinde güç kurma gereksinimimizi kendimizi güçlü hissetmeye çevirebiliriz.Eğer cinselliğimizi güç kazanmak,başkalarını manipüle etmek veya başka bir amaç için kullanırsak,bu kesinlikle geri teper ve biz kaybederiz.Bu yürümez,kazanamayız,çünkü cinsellik değiş tokuş edilecek veya kullanılacak bir mal veya dışsal bir nitelik değildir;doğamızın ayrılmaz bir parçasıdır.Eğer karakter,bütünlük ve denge geliştirme üzerine yoğunlaşır ve cinsel olmayı daha az dert edinirsek,her şeye sahip olabiliriz.Bu sağlıklı bir seks deneyimlemek için de geçerlidir.

Çoğu insanın kişisel deneyimlerinden acı çekerek öğrenmiş oldukları gibi,yanlış nedenlerle seks yalnızlığa,başkalarından ayrılmaya,dünyadan yabancılaşmaya ve hüzüne yol açar.Yakınlık içermeyen seks,aslında en derin terk edilme ve yalnızlık korkularımızı arttırır ve yıkıcı,sağlıksız ilişkilere yol açar.Buradaki paradoks, çoğu zaman boş ve anlamsız sekse giriştiğimizde,aslında kaçmak istediğimiz şeyleri yarattığımızdır.Öz saygımız azalır ve boşluk,kullanılmışlık,hüzün ve yalnızlık duyguları çoğalır.Ayrım gözetmeden yapılan seks yoğun, mutsuzluk,öfke,bıkkınlık,akıl karışıklığı ve aldatılma duygularına yol açabilir.Bu deneyimler çok acı verici olsalar da,eğer bize ne zaman cinsel ilişki kurup kurmamamız gerektiğini öğretirlerse değerlidirler.Bu saptamayı yapmaya yardımcı olacak bazı kurallara ihtiyaç duyduğumuzu ve bunları uyguladığımız zaman daha huzurlu ve doyumlu olduğumuzu keşfedebiliriz.Cinsel ilişki ve kendi cinselliğimiz hakkında öğrendiklerimiz,hayattaki her şey gibi,bir süreçtir.Sürekli bir keşif evresindeyizdir.Bu şekilde,tüm deneyimler,hele acı olanları,bize değerli bir şeyler öğretirler.

SEKSİ SÖMÜRMEK

Cinsel taciz tarih boyunca bastırılmış veya inkar edilmiş olsa da tüm kültürlerde görülmüştür.Son yıllarda,nihayet kurbanlara konuşma izni verildiği için,toplumda önemli bir ilgi alanı haline gelmiştir.Bu taciz bir cinsellik ifadesi veya seksin kendisiyle ilgili değildir.Tacizcinin seksi bir silah veya başka bir amaç için araç olarak kullanışıdır.Yaratılan problemler,çoğu kurban sorumluluğu üstlense de,hiçbir zaman kurbanların hatası değildir.Gerçekte bu olaydaki sorumlulukları karşıdan gelen arabanın şerit değiştirip onlara çarptığı bir kazadakinden fazla değildir.Araba kazasında kimse çarpıldığı için kurbanı suçlamaz;o sadece yanlış zamanda yanlış yerde bulunmaktadır.Cinsel taciz de aynıdır.Eğer hepimiz kurbanların suçsuz olduklarını anlasaydık,bu kurbanlar daha az damgalanırlar,daha az utanırlar ve daha çabuk iyileşirlerdi.Toplum olarak şu basit kuralı benimsememiz gerekiyor:Cinsel ilişki sadece eşit derecede gönüllü,eşit derecede korumasız ve eşit derecede olgun eşler içindir.
Cinsel taciz öfkenin,hayal kırıklığının,gerçekleştirilememiş güç gereksiniminin ve hastalıklı kontrol ihtiyacının neden olduğu bir sorundur.Güvensizliklerin ve ihtiyaçların başkasına zorlanmasının sonucudur ve nadiren bir cinsel ihtiras suçudur.Genellikle cinselliğe ve seksin gerçek doğasına karşı olan tutkulu ve şiddetli bir suçtur.Tacizciler seksi başkalarını sömürmek ve incitmek için kullandıklarında gerçekte kendi cinselliklerine karşı gelmektedirler.O zaman cinsel taciz kutsal birleşmenin bir provası olan cinsel ilişkinin en yüksek potansiyelinin tam tersi olmaktadır.Suiistimal edilen seks en üst düzeyde yabancılaşma eylemidir;çünkü en yakın sevgi ifade aracımızı nefret,güç ve zulüm için kullanmaktadır.Sorumluluk daima sömürene aittir.Cinsel ilişki kontrolümüz altındaki herhangi başka bir davranış seçimi gibi kötülük için kullanılabilir ve hem gerçek Benliğimizle hem de Tanrı’yla yabancılaşmamızla sonuçlanabilir.Cehennemde olmak belki de böyle bir şeydir.

RİSK ALMA

Bir başkasıyla sevgi dolu cinsel ilişki yaşamak yeryüzünde cennete en yakın deneyim olabilir.Bu mutlu deneyim için bilinmeyene doğru tehlikeye atılmaya istekli olmamız gerekir.Harika seks bırakmanın sonucudur,ilk bırakılacak şey de kontrol ihtiyacıdır.Sonra korku ve endişelerimizi bırakmamız ve güvensizliklerimizi aşmamız gerekebilir.Sık rastlanan cinsel işlev bozukluklarının çoğu bu sorunlardan ve risk alamamamızdan kaynaklanır.Sağlıklı seks değerli olduğumuz duygusunu bu armağanı hak ettiğimizi bilmeliyiz ve kırılganlığımızın bilincinde olmayı gerektirir.Böyle bir armağanın varlığında alçak gönüllü oluruz.

Harika seks büyük bir paradokstur.Başlangıçta eş üzerinde çok yoğunlaşılır ne hissediyor, onda neler oluyor.Sonra zevk arttıkça,odaklanma kendine döner ne hoş ve tek düşünebildiğimiz bize neler olduğudur.Nihayet benliğin ve diğer insanın farkındalığı yok olur;doruk noktası her türlü kontrolün tümden bırakılmasından doğar.Bu birleşme,bir olma anıdır,ancak ayrılma hiç bir şeyin farkında olmama ,her şeyden kopma oluştuktan sonra meydana gelebilir.Belki bu anlamda,cinsel ilişki yaşamın gelişimi için bir metafordur.Ötekine büyük bir bağlılık halinde başlar ve ihtiyaçlarımızı karşılaması için ona odaklanırız.Ötekinden sıyrılmayı öğrenip kendi gereksinim ve arzularımızı doyurmaya odaklanırız.Sonra kendimiz ve öteki için,yücelmiş bir sevgi bilincine erişiriz.Nihayet her şeyi bırakırız ve tüm korkuları,tüm kontrol ihtiyacını ve tüm bağlılıkları.Risk alıp bıraktığımız zaman bir olmanın paradoksunu yaşarız:Bıraktığımız zaman tümün parçası oluruz.

SEKSİN ARMAĞANI


Bir olmanın paradoksuna inansak da,bu bize pek öğretilmediği ve sadece çok az sayıda aydınlanmış kişi tarafından keşfedildiği için bahsedilmesi gereken bir olgu var;Seks eğlencelidir!.(Hatta tanrının şakası diye adlandırılmıştır.)Seks sevgiyi,saygıyı,taktiri ve alçak gönüllülüğü izlediğinde,çok eğlencelidir.Seksten zevk almanız bir armağandır;sırf zevki için cinsel ilişkide bulunabilme armağanıyla kutsanmışız.Tanrının tüm armağanları gibi,kullanıp kullanmama,verilenin güzelliğini ve geçerliliğini kavrama veya yanlış anlama seçimleri inanılmaz ikilemler yaratır.Bu nedenle seks eyleminin bir sevgi ifadesi,bir oyun,büyük bir eğlence ve gerçek bir ait oluş potansiyeli olması seksin bir şiddet aracı,bir hakaret ifadesi ve başkalarına ve ruha yabancılaşma potansiyeli olmasıyla kıyaslanamaz.Tanrı’nın tüm armağanlarının hem aydınlık hem de karanlık yönleri vardır;hepsi olumlu veya olumsuz kullanım seçimini içerirler.Bu yüzden,cinsel doğalarımızı kavramak ve armağanı suiistimal etme riskimizi en aza indirmek için seks ve cinsellik ilgili güçlüklerimizi nasıl çözeceğimizi öğrenmemiz gerekli.Bu sorunlar,birkaç fiziksel istisna dışında öz saygımızın eksikliğine yorulabilir:Bunlar biz kendimizi sevemediğimiz zaman ortaya çıkarlar.Onları fiziksel yapımızı değiştirerek çözmeye çalışmak,rahime geri dönmeye çalışmaya benzer.Her ikisi de olasılık dışıdır;ikisi de değerli zamanımızı kaybettirir.Erişemeyeceğimiz şeye özlem duymak cinselliğimizin doğuştan gelen güzelliğini ve seks armağanını tanımak için gereken çalışmayı yapmamızı önler.

SEKS EŞLERİ


Seks eşinin cinsiyeti,her ikisi de rıza gösteren yetişkinler olmaları kaydıyla kişisel bir karardır ve ilişkiye giren kişilere bırakılmalıdır.Cinsel tercih her zaman seçim veya eğitimden gelmez;karşı veya aynı cinse karşı kalıtımsal bir eğilim saptanmıştır.Çoğumuz karşı cinsi arzular ve çekici bulur oluşumuzla ‘’şanslı ‘’doğmuşuzdur.Şanslıyız,çünkü karşı cinse ilgi karmaşayı ve tartışmaları en aza indirger ve toplum ve aile tarafından kuvvetle desteklenir.Bazılarımız fiziksel görüntümüzdeki cinsiyetle rahat edemez halde doğarız.Bazı erkekler ‘’Bir erkeğin vücudunda hapsolmuş kadın’’olma olayını ve acısını tarif etmişlerdir.Ve bazı kadınlar kadın biçiminde erkek olduklarını hissederler.Bu insanların bazıları karşı cinse de, dış görünüşlerinin değil de kendi içsel cinsel doğalarının karşıtı olan cinse,ilgi duyarlar.Kendi cinsiyetleriyle rahat ettikleri halde hemcinslerini de ilgi duyanlar da vardır. Eşcinsel çekim onların bilinçli seçimleri olabilir de,olmayabilir de.Tüm bu olasılıklar, ve diğerleri,mevcuttur ve insan cinselliğinin bir gerçeğidir.
Sağlıklı seks,ortak rıza gösteren yetişkinler arasındaki sevgi dolu eylem olarak tanımlanırsa, o zaman eşcinsel seks sağlıksız sayılamaz.Çarpık seks eşlerden birini kurban yerine koyan,taciz eden,savunmasız veya rıza göstermeyen eşi sömüren ilişki olarak tanımlanırsa,o zaman homoseksüel ilişki artık sapık sayılamaz.Her iki tanımlamada da önemli olan eşlerin cinsiyeti değildir.Maalesef bu toplum şuanda sömürü ve taciz konularından ziyade cinsiyet meseleleriyle ilgili gözüküyor.Bu nedenle,geleneksel (hoteroseksüel) seks dışında her şeyi sapık sayarken,cinsel tacizi her zaman böyle tanımlamıyor.Eşcinsel erkekler veya lezbiyenler arasındaki sağlıklı,sevgi dolu seks anormal ve Tanrı ve topluma karşı sayılırken,karşı cinsle sağlıksız,kurbanlaştırıcı seks çoğu zaman toplum ve Kilise tarafından görmezden geliniyor veya hafife alınıyor.Eğer toplumumuz yukarıdaki tanımı benimseyip yetişkin eşcinselden damgasını silseydi bir çok çözülürdü.Her şeyden önce,bir bireyin cinsel eşi ve cinselliğini ortaya koyuşu toplumsal bir sorun yerine kişisel bir karar olurdu.Toplum cinselliğimizi de,çekici bulduğumuz insan tipini de denetleyemez;ne zaman olmayacak şeyler kanun altına alınmaya kalkışılsa,gereksiz sorunlar yaratılır.Başkasının sapıklığını kendi önyargılarımızla tanımlamaya kalkınca,esas problemleri ihmal eder ve yanlış çözümlere takılırız.

CİNSİYETİ KABULLENMEK

Cinsel eşler ve tercihlerle ilgili esas konu her birimizin benliğine karşı dürüst olmasıdır.Acı vermediğimiz ve kurban yaratmadığımız sürece kiminle seks yapacağımız kendi işimizdir.Cinsiyeti kabullenme,aslında,eğer başka bir kişiye cinsel açıdan ilgi duymuyorsak,onun kiminle ilgilendiğinin bizim işimiz olmadığı fikri kadar basittir.Bu bir yetişkin seçimidir ve katılanların ikisinin de yetişkin olduğunu öngörür.Başkalarının cinsel yaşamlarıyla uğraşmaya başlayınca güvensizlikler dört nala ortaya çıkar.Bu alanda toplumun kendisi inanılmaz güvensizdir.Ancak kültürel güvensizlik,bizim sorunumuz veya kendi güvensizliklerimizin bir yansıması olmamalıdır.Olmak kabullenmek demektir;biz kimsek oyuz;başkaları da kimseler onlar.Bu kabullenme tümseldir başkası bizden cinsel yönden farklı diye istisna konulamaz.Eğer derilerimizin altında rahatsak ve sağlıklı seksten hoşnutsak başkalarını da aynı hakkı vermeliyiz.Eğer kendimizle rahat değilsek,başkalarını da rahat bırakmak zordur.Kendi güvensizliklerimizi onlara yansıtıp davranışlarını değiştirmeye çalışırız.Bu beyhudedir,çünkü ancak kendi benliğimizi değiştirebiliriz.Cinsel rollerimiz kültür tarafından saptanmıştır;cinsel kimliğimiz ve cinselliğimiz ise eşsiz kişisel insanlığımızın bir parçasıdır.

CİNSEL TERAPİ NEDİR?

Cinsel sorunlar hala tabu olarak kabul edilmekte ve bir uzmandan yardım alma davranışı bu nedenle çoğu kez gecikmektedir. Cinsel terapi cinsel sorunların çözümüne yönelik uygulanan bir tedavi yöntemidir ve son derece etkindir. Konunun uzmanı olan bir terapist tarafından uygulanırsa çok başarılı sonuçlar alınabilir. Cinsel terapist öncelikle bireylerin konu ile ilgili kaygılarını giderir ve daha sonra çözüm arayışına girer. Kadın ve erkeklerde yaşanan cinsel sorunlarla ilgili psikolojik desteğe başvurma eğilimi giderek artmaktadır.


Hatice TOPÇU ERSOY
Uzman Psikolog
Evlilik - İlişki ve Aile Terapisti
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Cinsel Sorunlarla Başetmek ve Cinsel Terapi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Yrd.Doç.Dr. Psk.Hatice TOPÇU ERSOY'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Yrd.Doç.Dr. Psk.Hatice TOPÇU ERSOY'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Hatice TOPÇU ERSOY Fotoğraf
Yrd.Doç.Dr. Psk.Hatice TOPÇU ERSOY
İzmir
Uzman Psikolog
Uzman Psikolog / Terapist / Öğretim Üyesi
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi126 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Yrd.Doç.Dr. Psk.Hatice TOPÇU ERSOY'un Yazıları
► Cinsel Terapi Dr.Psk.Dnş.Ayavar Cem KEÇE
► Cinsel Terapi Nedir? Uzm.Psk.Ece KOÇ
► Cinsel Terapi Nedir? Psk.Aysel İnciler BİRTÜRK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,058 uzman makalesi arasında 'Cinsel Sorunlarla Başetmek ve Cinsel Terapi' başlığıyla benzeşen toplam 28 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Depresyon Şubat 2010
◊ Öfke ile Başetme Mart 2009
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:22
Top