2007'den Bugüne 83,114 Tavsiye, 26,204 Uzman ve 18,432 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Kekemelik ve Tedavisi
MAKALE #6166 © Yazan Uzm.Psk.Asım EREN | Yayın Aralık 2010 | 992,369 Okuyucu ÇOK OKUNUYOR
İLETİŞİM NEDİR?
İletişimin bir çok tanımı yapılabilir. İletişim, önderici ve alıcı olarak adlandırılan iki insan ya da insan grubu arasında gerçekleşen bir duygu, düşünce, davranış ve bilgi alışverişi olarak tanımlanabilir.Doğumdan ölüme kadar iletişim kurarız.Hayatımızın her aşamasında iletişim vardır.Sosyal bir varlık olmanın şartı iletişim kurmaktır.
Bir insanın uyku dışında iki tür faaliyet içinde olduğu görülür. Ya iletişim kuran kişi rolündedir ya da kendisiyle iletişim kurulmaktadır.
İletişimin üç temel unsurundan bahsedebiliriz:
1- İletişimi başlatan (iletileri gönderen)
2- İletiler (mesajlar, gönderilen içerik) ve
3- İletileri alan (iletilerin hedefi). Bu üç temel unsur bir çok iletişim kuramında ya da modelinde çeşitli adlarla ya da fonksiyonlarla kullanılmaktadır.

Genel anlamda iletişimin gerçekleşmesi için iki sistemin varlığı ve bu sistemler arasında bir alış-veriş şart koşulmaktadır. Bu sistemler iki insan , iki hayvan yahut iki makine olabileceği gibi bir insan bir hayvan veya bir insan bir makine de olabilir.
Araştırmalara bakılırsa, ortalama bir insana her gün 1500 ile 1800 arasında mesaj gönderilmektedir.

Yine araştırmalara göre uyku dışında kalan sürenin yaklaşık % 75’i sözlü iletişim ile geçmektedir.Sözlü iletişimle geçen bu % 75’in de % 30’u konuşarak geçmektedir.% 45’i ise dinleyerek geçmektedir.

Engelli konuşma kişinin gerek aile içi gerekse aile dışındaki yaşantısında büyük güçlüklere neden olmaktadır. Bu güçlükler çeşitli uyum sorunlarına dönüşebileceği gibi, eğitim ve öğrenimi aksatıcı, engelleyici, hatta tıkayıcı bir nitelikte oluşturabilmektedir.Bizim amacımız hayatımızda bu kadar büyük önem arz eden konuşmanın engellenmesi, bozulması konularının derinlemesine irdelenmesidir.

Konuşma Bozuklukları

İletişim insan yaşamında çok önemli bir yere sahiptir.İnsan sosyal bir varlık olduğu için çevresindeki insanlarla iletişim yoluyla irtibata geçer.İletişim bozuklukları, dil ve konuşma bozuklukları olarak iki grupta incelenmektedir. Konuşma bozuklukları, konuşma ve dil gelişiminde gecikme ve bozulmalar, artikülasyon güçlükleri, ses ve akıcılıkta sorunlar gibi çeşitli bozuklukları kapsamaktadır. Bu bozukluklar, gelişimsel olabileceği gibi sonradan da edinilebilirler ve dereceleri hafif ile şiddetli arasında değişebilmektedir.

Amerikan Konuşma-Dil-İşitme Birliği'nin (ASHA) tanımına göre, konuşma bozukluğu; konuşma seslerinin çıkartılmasında, artikülasyonunda ya da kekemelikte olduğu gibi konuşmanın akıcılığındaki bozulmadır. Başka deyişle kekemelik konuşmanın akışında, ritminde, tizliğinde vurgularında, ses birimlerinin çıkarılmasında ve anlaşılmasında bir bozukluğun olması durumudur. Konuşma bozukluğu, yapısal ya da işlevsel nedenlerle konuşmanın anlaşılmasını güçleştirecek biçimde değişkenlik göstermesi durumudur.
Kirk ve Gallagher, bireyin konuşma engelli olarak kabul edilmesi için, aşağıdaki durumlardan en az birinde sorun yaşaması gerektiğini söylemektedirler.
Sesin bozuk ve tırmalayıcı olması,
Sesin çıkarılmasının, ritminin ve vurgularının bozuk olması,
Konuşmanın anlaşılır şekilde olmaması,
Konuşmanın duyulmasında yetersizlik olması,
Dil yönünden kelime dağarcığı ve gramer yetersizliklerinin olması,
Konuşmanın bireyin yaşına ve fiziksel yapısına uygunsuzluğu,
Konuşmanın semantik (anlamsal) yapısında bozuklukların olması,
Konuşmanın tonunda dengesizlikler olması.
Konuşma bozuklukları arasında, gecikmiş konuşma, artikülasyon sorunları ve kekemeliğe diğerlerinden daha sık rastlandığı ve bu bozuklukların tüm konuşma bozukluklarının yüzde sekseni gibi oldukça önemli bir bölümünü oluşturduğu belirtilmektedir (Knopf, 1979).

ASHA'nın konuşma bozukluklarını tanımladığı raporunda, konuşma bozuklukları kısaca şöyle sınıflandırılmıştır.

Artikülasyon Bozukluğu: Gelişimsel Söylem Bozukluğu veya Fonolojik Bozukluk olarak da bilinen Artikülasyon Bozukluğu, sesleri bozarak söylemek, değiştirmek, seslerin yerlerini karıştırmak, sesleri atlamak gibi konuşma seslemin üretimindeki bozukluklar olarak tanımlanmaktadır.
Ses Bozukluğu: Kimi zaman tek başına, kimi zaman da diğer konuşma bozuklukları ile birlikte bulunabilen bu bozukluk; ses kalitesinin, ses yüksekliğinin, ses perdesinin, rezonansının ve sürekliliğinin üretimindeki eksiklik veya bozukluk olarak tanımlanmaktadır.
Akıcılık Bozukluğu: Konuşmanın ritim ve hızındaki bozulmayla birlikte görülen zorlanma davranışları sonucunda ortaya çıkan akıcılıktaki bozulmalar şeklinde tanımlanmaktadır. Akıcılıktaki bozulmalar, gelişimsel olabildiği gibi, nörolojik bir sorundan da kaynaklanabilir. Nörolojik olan akıcılık bozukluğu kelime ve hece atlanmasını da kapsamakta ve genellikle "dağınık konuşma" (cluttering) olarak tanımlanmaktadır. Nörolojik bir durum söz konusu olmadığında gözlenen, gelişimsel akıcılık bozukluğu ise "kekemelik" olarak tanımlanmaktadır.

Konuşma Bozukluğunun Nedenleri

Konuşma gelişimini yavaşlatan, engelleyen, engeli oluşturan ve sürdüren nedenler çok çeşitlidir. Bir kişide konuşma engeli oluşturan neden bir başka kişide herhangi bir engel oluşturmayabilir. Bazı bireyler çok hafif organik bir nedenden dolayı belirli biçimde kekeleme bozukluğu gösterirken bazı bireyler ise belirli yapısal bozukluğuna karşın kekeleme güçlüğü çekmeyebilir. Örneğin; bazı çocukların, yeni bir kardeşin doğumuyla konuşmaları gerileyerek bebeksi konuşmaya kolayca dönebilir; bazıları ise yeni doğan kardeşini umursamadan olağan konuşma gelişimini sürdürebilir.
Konuşma bozukluklarının nedenleri yapısal, işlevsel ve psikolojik bağlamda incelenmektedir.

İşlevsel Nedenler:
Konuşma organları tam ve sağlam olduğu halde görevlerini yerine getiremez ya da yanlış görev yaptıklarında konuşma engeli meydana gelir. Ayrıca evde ikinci bir dilin konuşulması, konuşma dilinin kalitesiz oluşu, konuşmayı kazanma ve pekiştirme döneminde çocukla ilgilenecek bir yetişkinin olmayışı gibi nedenlerden dolayı konuşma organları beklenen konuşma görevini yerine getirmeyi öğrenememiş olabilirler. Çünkü konuşma işitme ve taklit yoluyla kazanılır. Yanlış ses duyulduğunda taklit sonucu çıkarılan sesler de yanlış olur. Birey, konuşması bozuk olan bir model ile etkileşimde bulunduğunda, ondan normal ve düzgün konuşma kazanmasını beklemek mümkün değildir. Konuşma öğrenilen bir beceri olduğundan, yanlış öğretilmesi sonucunda bireyde konuşma bozukluğu gerçekleşebilecektir.

Yapısal Nedenler:
Bazı konuşma bozuklukları organik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Örneğin; dil kaslarının olağan işleyişten yoksun oluşu, dil altı sinir ve kas bağlantılarının dil ucuna kadar uzaması, dudakların yarıklığı, burunda et kitlesinin oluşu, dişlerin yokluğu ya da bozuk dizilişi, çenedeki kas ve sinirlerin bozukluğu, işitme kaybı, beyindeki konuşmadan sorumlu Broka merkezinin herhangi bir nedenle zedelenmiş olması konuşmayı olumsuz yönde etkileyebilir. Alt ve üst solunum yollarını olumsuz etkileyen uzun süreli ve ağır hastalıklar bazı bireylerde konuşma özrüne neden olabilir. Bu nedenlerin oluş zamanı ve biçimi konuşma engelinin başlatıcısı olduğu gibi, engelin devamını da sağlayabilir.

Psikolojik Nedenler:
Bireyin duygusal yapısı da konuşmasını etkileyen bir etmendir. Bireyin ruhsal çalışma içinde olması, anne babanın uyum sorunları yaşamaları bireyin konuşmalarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Ayrıca, çocukların aşırı derecede duyarlı, çekingen ve utangaç olmaları da konuşma gelişimini etkileyen önemli nedenlerdendir. Diğer önemli bir neden de çocukların belirli bir olgunluğa gelmeden konuşmaya zorlanmalarıdır.

KEKEMELİK

DSM-IV kekemeliği ses ve hece yinelemeleri, sesleri uzatma, ünlemlemeler, sözcüklerin parçalanması, duyulabilir ya da sessiz bloklar, dolambaçlı yoldan konuşma, sözcükleri aşırı bir fiziksel gerginlikle söyleme ve tek heceli sözcük yinelemeleri durumlarından birinin veya birden fazlasının sık ortaya çıkması ile belirli, konuşmanın akıcılığında ve zamanlama örüntüsünde bozukluk olması biçiminde tanımlamaktadır

Blok, kekemeliğin daha sonra ortaya çıkan bir özelliğidir ve blok durumunda ses akışının yanı sıra hava akışı da kesintiye uğramaktadır. Blok, genellikle sözcüğün ilk hecesinde ortaya çıkmakta ve giderek daha uzun sürmektedir. Kişide blokla beraber özellikle dil ve dudaklarda titremeler görülebilir. Bu durumda, hava akışı kapanır ve kaslar gerginleşir. Kekemelik, konuşma akıcılığında duraklama, uzatma, yineleme ve bazen beden hareketleriyle birlikte gözlenen, sözel iletişimin düzen ve estetiğini etkileyen bir ritim bozukluğudur.
Kekemeliğin çeşitli açılardan yapılmış bir çok tanımı vardır. Ses üretiminde, ses tonunun kalite ve ritminde ortaya çıkan bozukluklar kekemelik olarak tanımlanır.

Özyürek'e (1984) göre kekemelik:
1. Yüz ifadesinde bozukluk, duraklama, uzatma, konuşmanın ritminde bozukluk ya da konuşmanın akıcılığının bozulmasıyla,
2. Kekemelik oluştuğuna ilişkin olarak konuşmacı ve dinleyici arasında ortak anlayışın olması ve konuşmacının ritmi bozmadan konuşmayı denemesi ancak başaramamasıyla,
3. Kaygı ve hissedilen güçsüzlük duygularının kekemeliği ortaya çıkarmasıyla,
4. Kendisinden emin olmamasının sonucunda, konuşma yeteneğini bozmasıyla,
5. Konuşmacının kendisini kekeme olarak algılaması, dinleyiciyi rahatsız ettiğini ve doğal konuşamadığına ilişkin yanlış inancıyla betimlenebilir.

APA’nın (2000) tanımına göre de kekemelik, konuşma akışında tutukluk, bir sözcük ya da sesi tekrarlayarak duraklama, sesi uzatma, anlamlı bir konuşmada psikolojik, nörolojik ve fizyolojik bir ritim bozukluğudur.Kekemeliğin nedenleri konusundaki çeşitli görüşler arasında birlik ve beraberlik yoktur ve ileri sürülen görüşler oldukça değişiktir.Kekemeliği yapısal bir problem olarak kabul edenler, bir kişilik bozukluğu olduğunu ileri sürenler, direniş belirtisi olarak açıklayanlar vardır.Kekemelik için kısaca; kişinin konuşurken nefesini ve konuşma hızını ayarlayamaması diyebiliriz.

Kekemeliğin Nedenleri

Kekemeliğin nedenleri hakkında bir çok görüş ileri sürülmüştür. Bu değişik görüşleri beş ana başlık altında toplayabiliriz.Bunlar;

A.
Kekemeliği öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edenler: Bunlara göre kekemelerle kekeme olmayanlar arasında küme olarak kalıtım, fizik gelişim, sağlık gelişimi, zeka ya da kekemeliğe neden olabilecek tek etken yönünden hiç bir ayrıcalık yoktur. Kekemelik öğrenilen bir davranıştır.
B.
Kekemeliği perseverasyon belirtisi olarak açıklamaya çalışanlar : Bunlar bireyin direnmeye neden olan bir durumun etkisi altındayken konuşmaya zorlanır ya da kişi kendisini konuşmak için zorunlu hissederse direnme etkisi onun konuşmasını etkiler. Bu direnme ve tepki konuşmada tutulma, yineleme ya da uzatma biçiminde ortaya çıkar.
C.
Kekemeliği yapısal bir problem olarak ele alanlar: Kekemeliği, bedensel, fizyolojik ya da nörolojik bir nedene bağlamaya çalışırlar, Bu görüşte olanlara göre, kekeme olan bireyler aslında kekemeliğe uygun, yatkındırlar. Eğer çevre koşulları kekemeliği önleyecek durumdaysa çocuk kekeme olmadan dönemi geçirir.Fakat çevre koşulları çocuğun bünyesi ile bağdaşırsa kekemelik gelişir. Kısaca, bu görüşte olanlara göre fizik yapı kekemeliğe uygun ortam hazırlar.
D.
Kekemeliğin bir kişilik bozukluğu olduğu görüşünde olanlar: Bunlar çoğunlukla ruh bilimci ve ruhsal sağaltımcılardır. Onlara göre kekemelik kişilik bozukluğunun bir belirtisidir. Kekemelik benlik ve rol çatışmasıdır.
E.
Kekemeliğin tek bir nedene bağlı olmadığı görüşünde olanlar : Riper'e göre kekeme çocuklar, duygusal çatışmaları olan bir geçmişe, konuşmada olağan sayılabilecek tutukluğu kekemelik diye tanımlayan, damgalayan bir aileye, kendilerini kekemeliğe kadar götürebilecek uygun bir bünyeye, konuşmalarının akıcılığını engelleyen bir çevreye ve sınırlı hoşgörüye sahiptirler.

Kekemelerin Kişilik Yapısı

Kekemeler üzerinde yapılan araştırmalar kekemelerin özel bir kişilik yapısı göstermediğini ancak, bazı belirleyici özelliklere sahip olduklarını, kekeme bireylerin kişiler arası ilişkilerinin bozuk, mutsuz, içekapanık, kekeme olmayanlardan daha az soğukkanlı ve kendileri ile ilgili algılarının daha düşük olduğunu göstermektedir. Kekemeliğin ortaya çıkışı hiç kuşkusuz çocuğun toplumsal uyumunu aksatır. Çocuk alay konusu olur, konuşmaktan çekinir. Kekeleyen çocuklarda hayal kırıklığı, utanma, çekingenlik, güvensizlik ve kızgınlık duygulan gelişebilir.

Yapılan çalışmaların çoğunda, kekeleyen ve akıcı konuşan kişilerin fiziksel yapı, gelişim, zeka ve kişilik açısından anlamlı bir farklılık göstermedikleri veya çok az farklılık gösterdikleri görülmektedir.

Mc Dowell'ın kekemelerin zeka düzeyleri ile ilgili gerçekleştirdiği çalışma sonucunda, kekeme olan ve olmayanların Stanford-Binet zeka testi sonuçları ve akademik başarılarının anlamlı bir farklılık göstermediği ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde Andrews ve arkadaşlarının gerçekleştirdikleri çalışmada kekeleyen ve akıcı konuşan çocukların zekaları arasında anlamlı bir fark olmadığını bulgulamıştır.

Kekemelerin kişilik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılan çeşitli çalışmalarda kekemelere TAT (Tematik Algı Testi) ve Rorschach gibi projektif testler uygulanmış ve kekeleyen kişilerin normallerle arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Buna karşın İnceer ve Kocadere’nin (1999) gerçekleştirdiği çalışmada kekeleyen kişilerin Rorschach sonuçlarının normallere göre anlamlı farklılık gösterdiği bulgulanmıştır.

Araştırma sonuçlarına göre kekeleyen kişilerin normallere göre, duygusal kaynaklı entelektüel işlev görmelerinin zayıf olduğu, içsel konuşmalarını tanımada güçlük çektikleri, çevrelerine karşı saldırgan ve ani tepkiler verdikleri, obsesif kompulsif nitelikler taşıdıkları, içgörü ve empati düzeylerinin düşük olduğu belirtilmiştir (İnceer, Kocadere, 1999).

MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri) kullanılan çeşitli çalışmalarda da kekemelerin normal sınırlar içinde oldukları; ancak normal örnekleme göre daha az uyumlu oldukları belirtilmiştir (Bloodstein, 1993). Bazı çalışmalarda ise kekemelerin özgüvenlerinin kekeme olmayanlara daha düşük olduğu ve kekemelerin daha az sosyal kişiler oldukları bulgulanmıştır. Kontrol grubu kullanılarak üniversite öğrencisi kekemeler üzerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre kekemelerin daha fazla içedönük ve daha az dominant oldukları saptanmıştır (Andrews vd., 1991). Benzer şekilde Fitzgerald ve arkadaşları, kekeleyen ve akıcı konuşan kişilere uyguladıkları kişilik testi sonucunda, kekeleyen kişilerin akıcı konuşanlara oranla sosyal ilişkilerinde daha hassas, kırılgan ve içedönük olduklarını ortaya çıkarmışlardır.
Bloodstein, yapılan çalışmalar ve uygulanan psikolojik testler sonucunda kekeleyen kişilerde görülebilen uyumsuzluk belirtilerini kekemeliğin nedeni değil, sonucu olarak değerlendirmiştir.

Kekemelik ve Cinsiyet İlişkisi

Kekemeliğe cinsiyet değişkeni açısından bakıldığında, kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülmektedir. Belgin’e (1985) göre ise, bu oran beş erkek çocuğa karşı bir kız çocuk şeklindedir. Kekemeliğin erkeklerde kadınlara oranla beş kat fazla bulunduğunu belirten Schwartz ise, erkeklerin gerginlik hissettiklerinde, bu gerilimi ses telleri üzerinde odaklaştırmaya eğilimli olduklarını belirtmiştir.

Kızlarda ve erkeklerde kekemeliğe rastlanma oranı yaşla birlikte değişmektedir Ambrose ve arkadaşları (1997), kekemeliğin iyileşme oranında cinsiyetler arasında kesin farklılıklar olduğunu, kızlarda iyileşmenin, erkeklere göre iki de bir oranında daha fazla görüldüğünü işaret etmektedir.

Cinsiyetler arasındaki bu farkı genetik ve çevresel olarak açıklayan görüşler de vardır. Bu durumu, genetik olarak açıklayanlar, erkeklerde kekemeliğe karşı doğuştan bir eğilim olduğunu savunmaktadırlar. Çevresel görüşte olanlar ise, erkeklerin kızlara oranla daha yüksek standart ve beklentiler içine alınarak baskıya maruz kaldıklarını ya da anne ve babaların erkek ve kızlara karşı farklı tutum ve tepkiler içinde olduklarını belirtmektedirler. Bir başka görüşe göre ise, cinsiyetler arasındaki bu farklılığın; kız çocukların adrenalin değişiminin erkek çocuklardan daha erken başlamasıyla, sosyal becerilerinin gelişip, konuşma isteklerinin azalmasından kaynaklandığı belirtilmektedir.

7-Beyin okumak

Kekemelerin en büyük olumsuz otomatik düşünce kalıplarından biri de karşıdaki insanların beynini okumaya çalışmalarıdır. “Kekelersem benim hakkımda olumsuz düşünür. Daha konuşmasını bilmiyor der” gibi beyin okuma faaliyetlerinde bulunur kekeme. Kekeme başkalarının kendi hakkındaki düşüncesine çok fazla odaklanır. Hayatta herkesin bizim hakkımızda olumlu düşünmesi mümkün değildir. Sevenimiz olduğu gibi sevmeyenimizde olacak. Dostumuz ve düşmanımız olacak. Bu hayatın kurallarından biridir. Yaşamış çok ünlü insanların seveni sevmeyeni hep olmuştur. İnsanları hep memnun etmemiz mümkün değildir. Karşımızdaki insanların bizim hakkımızda ne düşündüklerini merak ediyorsak onlara sorarız ve verdikleri cevabı doğru olarak kabul ederiz. Karşımızdaki rakiplerimizin beyninden geçen şeyleri bilmemiz mümkün değildir. Ve beyin okumaya çalışmak da yanlış bir düşünce şeklidir. Olumsuz tahminler üzerimizdeki sıkıntı ve stresi artırmaktan başka bir şeye yaramaz. Kekeme beyin okuma işlemini genellikle otorite karşısında yapar. Kekeme beyin okuduğunun farkına varırsa bu işlemi iptal edebilir. “Ben yine beyin okumaya başladım” gibi düşünce kekemede farkındalık oluşturur.İnsanlarla konuşurken, iletişim kurarken her zaman yanlış anlaşılma ihtimalimiz vardır. Örneğin; düşündüğünüz, söylemek istediğiniz, söylediğinizi sandığınız, söylediğiniz, karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu, anlamak istediği, anladığı arasında farklar vardır. Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal vardır.Bu yanlış anlamaları önlemenin en güzel yolu iletişimde açık olmak ve anlamadığımız şeyleri sormaktır.

8-Gelecekle ilgili kehanette bulunma (falcılık)

Kekemelerin yine en fazla kullandığı olumsuz otomatik düşünce kalıplarından biri de
–cekli,-caklı cümlelerdir. “ Kekelersem……..……. bana gülecekler…….benimle alay edecekler…….mahcup olacağım……..rezil olacağım” gibi cümleleri kekemeler çok kullanırlar.Halbuki yarın ne olacağını bilmemiz mümkün değildir.Şimdi şöyle düşündüğünüzü varsayalım:Bir hekime gittiniz;
-Doktor bey, ben 23 yaşındayım. Bir sene sonra evleneceğim.Evlendikten bir sene sonra oğlum olacak.Oğlum 2 yaşına gelince bronşit olacak.Sizden oğlumu şimdi tedavi etmenizi istiyorum,deseniz doktor size ne der?
-Kardeşim sen aklını mı yitirdin? 4 yıl sonra olma ihtimali olan bir olay hakkında ne yapabilirim? Daha evleneceksin,çocuğun olacak,hasta olacak, tedavi ettireceksin. Git işine ya…Olayların böyle olacağı konusunda delilin nedir? Demez mi doktor?
Kekemeler bu olumsuz otomatik düşünce kalıbını her zaman kullanırlar. Sanki geçmişte kekelemiş olmaları şimdi de kekeleyecekleri anlamına geliyormuş gibi… Eğer gelecekle ilgili –cekli, -caklı kelimeler kullanıyorsanız bunun yanlış olduğunu düşünmeniz sizi rahatlatır. Kullanmaya devam ederseniz beyninizi olumsuza programlamış olursunuz. “Kekeleyeceğim” diyen kekeme kekeler. Çünkü beyninize hangi talimatı verirseniz beyin onu gerçekleştirir. Gelecekle ilgili kehanette bulunma içerikli cümleler kullanmaya başladığınızda kendi kendinize “ Yine gelecekle ilgili kehanette bulunmaya başladım” demeniz bu hatayı yapmanızı engeller.Önemli olan yapılan hatanın farkına varmaktır.Farkına varmadığınız hatayı ömür boyu kullanmaya ve kendinizi kötü hissetmeye devam
edersiniz.

9-Başarısızlığa odaklanmak

Hiç başarısızlık üzerine düşündünüz mü?Ya da bir işi sonuçlandıramadığınız zaman hemen kendinizi “başarısız” olarak mı adlandırdınız? Sahi nedir başarısızlık? Başaramamak başarısızlık mıdır?

Başaramamakla İlgili Gerçekler:

İnternetten derlenmiş bu yazıyı size sunuyorum.
Başarısızlık sizin başarısız olduğunuz anlamına gelmez sadece "henüz" başarmadığınız anlamına gelir...

Başarısızlık hiç bir şey başarmadığınız anlamına gelmez bir şey öğrendiğiniz anlamına gelir.

Başaramamak sizin aptal olduğunuz anlamına gelmez denemek için çok fazla inancınız olduğu anlamına gelir...

Başaramamak utanmanızı gerektirmez çabalamaya niyetli olduğunuz anlamına gelir.

Başaramamak ona sahip olmadığınız anlamına gelmez bir şeyi daha farklı yapmanız gerektiği anlamına gelir.

Başarısızlık sizin daha aşağı olduğunuz anlamına gelmez mükemmel olmadığınız anlamına gelir.

Başarısızlık hayatınızı boşa harcadığınız anlamına gelmez yeniden başlamak için bir nedeniniz olduğu anlamına gelir.

Başarısızlık pes etmeniz gerektiği anlamına gelmez daha fazla çabalamanız gerektiği anlamına gelir.

Başarısızlık hiç bir zaman yapamayacağınız anlamına gelmez sadece biraz daha uzun süreceği anlamına gelir

10-Başarı İçin:
"İMGELEME,GÖZÜNDE CANLANDIRMA"
Biz toplum olarak negatif düşünen bir toplumuz.Hatta olumlu olayları bile olumsuz kavramlarla anlatırız.Şimdi sevdiğimiz bir arkadaşımızı tarif edelim.
-Ayhan nasıl biri? Ayhan,
-Yalan söylemez,cimri değildir,hırsızlık yapmaz,işten kaçmaz,gece hayatı yoktur,başkasının namusuna yan gözle bakmaz,sigarası,alkolü yoktur vb.
Dikkat edersek arkadaşımızın olumlu özelliklerini hep olumsuz kavramlarla ifade ediyoruz.Örnek; ‘yalan söylemez’ yerine ‘doğru’ bir insan diyebilirdik.Şimdi aynı kişiyi olumlu kelimelerle ifade edelim.
-Doğru bir insandır. Cömert,çalışkan,namuslu,aile hayatına önem veren biridir.Sağlıklı yaşamı önemser.
Toplum olarak negatif olduğumuz gibi fert olarak da negatifiz. Günlük hayatta yaptığımız her işte genellikle hep olumsuzlukları düşünürüz. Bir görüşmeye gideceğimiz zaman en olumsuza şartlandırırız kendimizi. Bu negatif düşünce yapımızla giriştiğimiz bir çok işten de başarısız olarak dönüveririz.Kekemeler bunu çok kullanırlar.Yapacağı her konuşma öncesi “ya takılırsam…kekeleyeceğim ve rezil olacağım.Bana gülecekler.” Bu negatif düşüncelere negatif görüntüler eşlik eder. Bu durumu tersine çevirecek bir teknik var. “Gözünde canlandırma tekniği”
Bu teknik hiç de yeni bir teknik değil. Uzmanlar, sporcuların, hizmet ve eğlence sektöründe çalışanların ve satış elemanlarının yıllardır bu “gözünde canlandırma” tekniğini kullandıklarını söylüyor. Teknik insanlarla iletişim kurmak zorunda olanlar için çok büyük bir avantaj sağlıyor. “Journal of Consulting Psychology” Dergisi’nde bununla ilgili bir çalışma yapılmış. Çalışmanın özeti şöyle. İş arama sürecindeki iki grup insan, standart kariyer danışmanlığı ve mülakat koçluğu ile iş görüşmelerine hazırlanmış. Ancak ikinci gruba ayrıca bu konularla ilgili imgeleme (gözünde canlandırma) tekniği de öğretilmiş. Eğitimden iki ay sonra birinci grubun % 21’inin iş bulabildiği görülmüş. Bu gözünde canlandırma tekniğini kullanan diğer grup üyelerinin ise % 66’sının işe başladığı tespit edilmiş. Gözünde canlandırma tekniğini kullanan grup iş bulma konusunda diğer gruptan 3 kat daha başarılı olmuştur.
Bu tekniğin temelinde beynimizin basit bir özelliği yatıyor. “Beynimiz gerçeklerle hayalleri ayırt edemiyor”. Bilim adamları bazı nörolojik testler yapmışlar, bir nesneye baktığımız anda gördüğümüz nesne doğrultusunda beynimizin belli bir kısmının aktif hale geçtiğini, o bölgenin kanlandığını tespit etmişler. Daha sonra aynı nesneye bakmadan, sadece bu nesneyi imgelediğimizde de beynin aynı kısmının aktif hale geçtiği,kanlandığı tespit edilmiş.
Bunu örnekle açıklayacak olursak; rengarenk çiçeklerin olduğu bir bahçeyi gerçekte gördüğünüzde de beyninizin aynı kısmı aktif hale geliyor, tamamen farklı alakasız bir yerde olduğunuzda, ama bu rengarenk çiçekli bahçeyi imgelediğinizde de beyninizin aynı kısmı aktif hale geçiyor, kanlanıyor. Beynimizdeki hipofiz bezleri ise imgelediklerinize uyumlu frekanstaki kimyasalları vücudunuza salıyor.
“Kısacası beyniniz aslında gerçek ile imgelemeyi ayırt edemiyor.”
Aslında bu tek cümlelik özellik hayatınızı büyük oranda değiştirmeye yetebilir. Bir başka örnekle daha açıklayalım bu beyin özelliğini:Televizyonda Ferdi Tayfur ile Necla Nazır’ın bir aşk filmini seyrediyorsunuz. Ferdi kahyanın oğlu,Necla ağanın kızı… Birbirlerini çılgınlar gibi seviyorlar. Ama ağa kızını Ferdi’ye vermez. Ferdi şehre gider sanatçı olur vb… Bunun film olduğunu biliyorsunuz. Çeviren sanatçıları tanıyorsunuz. Günümüzde Ferdi ile Necla birlikte yaşıyorlar… Bir kızları var.Peki neden etkilenip ağlıyorsunuz.Ya da bir korku filmi…Senaryosunu biliyorsunuz.Filmde rol alan sanatçıları tanıyorsunuz.Hepsinden önemlisi film olduğunu biliyorsunuz ama neden seyredince korkuyorsunuz?İşte burada beynimizin bu özelliği devreye giriyor. Beyin onu film olarak algılamıyor. Gerçekmiş gibi algılıyor. Duygusal filmde ağlarken korku filminde korkuyoruz. İmgeleme yada gözünde canlandırma bu açıdan önemli. Biz gözümüzde canlandırdığımızda beyin sanki o olayı gerçekten yaşamışız gibi algılıyor.Bize düşen beynimizin bu özelliğinden faydalanmak…

İmgeleme ile hayalden şu açıdan farklı: Hayalde belli bir amaç yoktur.Rast gele aklınıza gelen hoşunuza giden şeyleri düşünürsünüz.İmgeleme ise bir amaç doğrultusunda, sadece olmasını istediğiniz güzel sonuçları gözünüzde canlandırmak için zihni programlama… Yani planlı programlı düş kurma.


İşte başarılı bir mülakata, görüşmeye,sunuma hazırlanırken takip edilecek adımlar:

1.
Önce gevşeme. Sessiz bir odada rahatça uzanın veya rahat bir koltuğa oturup bacaklarınızı uzatın. Gözlerinizi kapatın ve aldığınız her nefesi baştan aşağı tüm bedeninizi rahatlatmak için kullanın. Önce bütün vücudunuzu gevşetmeye çalışın,bunu 7 kere diyaframdan derin nefes alıp 3’e kadar sayıp sonra bırakarak yapmayı deneyebilirsiniz ya da nefes sayısıyla uğraşmak istemiyorsanız, bütün kaslarınızı tek tek acıyana kadar kasıp, sonra bırakın, gevşeme oluşsun.

2. İyice rahatladınız. Kendinizi mülakata ya da toplantıya gideceğiniz günün sabahında hazırlık yaparken hayal edin. Kendinizi toplantı salonuna girerken gözünüzde canlandırdığınızda, salonun renklerini, ışığını, gölgeleri ve odadaki eşyaları da hissedin,canlandırın. Gereksiz gibi görünen bu detaylar bu canlandırmanın ne kadar gerçeğe dönüşebileceğinin kanıtıdır. Zihninizde, toplantıda sizi dinleyecek insanların bakışını, kılık kıyafetini, duruşlarını iyice canlandırın. Konuşma yapacağınız anda ne kadar sakin ve özgüvenli olduğunuza dikkat edin.



3. Karşınızdaki kişi yada kişilere içtenlikle gülümsediğinizi ve onların da size aynı samimi bir gülüşle karşılık verdiğini hayal edin. Size sorular sorulmaya başladığında kolayca ve hiç gerilmeden cevap verdiğinizi düşünün. Kendinize güveniyorsunuz ve rahatsınız. Hakim bir konumdasınız ve herkes hayranlıkla sizi dinliyor. Konuyu harika bir şekilde anlatıyorsunuz. Vurgulu,sakin bir konuşma tarzınız var. Ağzınızdan çıkan her kelime sayılabiliyor. Beden dilini harika kullanıyorsunuz.Konuşmanız bitiyor ve herkes sizi alkışlayıp tebrik ediyor.

Bu imgelemeyi yapacağınız her konuşmaya,gideceğiniz her ortama göre ayarlayabilirsiniz.Değiştirmekte özgürsünüz.Eğer dolmuşta “inecek var” demekte zorlanıyorsanız bunu dolmuş ortamına uyarlarsınız.Ne kadar imgeleme çalışması yapmalısınız?Bu kişiye göre değişir.Siz istediğiniz kadar yapabilirsiniz.3-5-10 defa imgeleme çalışması yapabilirsiniz.

11-Biz bir aynayız

Halk arasında meşhur bir söz vardır. “Kötü söz sahibine” derler.Herkes ağzından çıkan sözden mesuldür,sorumludur.
Birisi size ‘aptal’ derse bu sizin aptal olduğunuz anlamına mı gelir?Hayır.Bu sözü söyleyen kişinin seviyesini,acizliğini,çaresizliğini,zayıflığını ifade eder.Sizin kekemeliğinizle ilgili bütün kötü sözler siz o söze sahip çıkmadığınız müddetçe sahibine ait olarak kalacaktır.Şimdi bu konu ile ilgili hikayemizi okuyalım

Hakaret hediyesi

Tokyo yakınlarında, yaşlandıktan sonra kendini gençlere Zen Budizmini öğretmeye adayan büyük bir samuray yaşıyordu. İleri yaşına rağmen hala bütün rakiplerini alt edebilecek biri olduğu söyleniyordu.

Bir akşam vicdansızlığıyla tanınan bir savaşçı onu ziyarete geldi.Aynı zamanda provokasyon tekniğiyle de ün salmış bir savaşçıydı bu.
Rakibinin ilk hamleyi yapmasını bekler, sonra keskin zekasıyla rakibinin zayıf noktalarını değerlendirip şimşek gibi karşı atağa geçerdi. Genç ve sabırsız savaşçı, o güne kadar tek bir karşılaşmayı bile kaybetmemişti.

Samuray'ın şöhretini biliyordu ve oraya onu yenip kendine çok daha büyük bir isim yapmak için gelmişti.

Öğrencilerinin itirazlarına rağmen Samuray, kendine meydan okuyan savaşçının çağrısını kabul etti. Herkes şehrin en büyük meydanında toplandı ve genç adam yaşlı öğretmene hakaret etmeye başladı.Ona birkaç taş fırlattı, yüzüne tükürdü, Samuray'a ve tüm ailesine bildiği bütün küfürleri saydı.

Saatler boyunca Samuray'ı provoke edecek her şeyi yaptı ama yaşlı adam tamamıyla tepkisizdi. Akşam sona ererken ateşli savaşçı yorulmuş ve utanmış bir şekilde geri çekildi.

Hocalarının onca hakaret ve provakasyona cevap vermemesinden düş kırıklığına uğrayan öğrenciler gelip yaşlı Samuray’a sordular: "Bunca aşağılanmaya nasıl dayandınız? Her ne kadar dövüşü kaybetme riskiniz olsa da, kendizi bir korkak olarak göstermektense neden kılıcınızı kullanmadınız?"
"Birisi elinde bir hediye ile size gelse ama siz o hediyeyi kabul etmeseniz, sonuçta hediye kime aittir?" diye sordu Samuray.
"Onu vermeye çalışan kişiye" diye cevapladı öğrencileri.
"Kıskançlık, öfke ve hakarette de aynı şey geçerlidir" dedi öğretmenleri;
"Eğer kabul edilmezlerse onu yanında taşıyan kişiye ait olarak kalırlar."

12-Zahmet-meşakkat

Her işin kendine göre kolaylığı ya da zorluğu vardır. Güzel konuşmak isteyen bir kekeme sorundan kurtulmak için gereken zahmete katlanmak zorundadır. Azimli olup da kekemelikten kurtulmayan birini görmedim hiç.Her başarının altında zahmet vardır.Eğer zahmet meşakkat olmasaydı herkes başarılı olurdu.Bu işe kalkışacak kişilerin bütün güçlüklere göğüs germesi gerekir.Yoksa başarı hayal olur.Bakın Mevlana bir hikaye ile bu durumu ne güzel anlatıyor

Kazvinli

Hikaye edilir ki, Kazvin diye bir yer vardı. Kazvinlilerin de dövme yaptırmaları meşhurdu. Vücutlarına kol ve omuzlarına kendilerine zarar vermeden iğne ile mavi dövmeler dövdürürlerdi. Kazvinde bu yüzden dövme ustaları boldu. Ustalıkları da meşhurdu. Bir gün bir Kazvinli ustanın yanına gidip:
- Bana bir dövme yap fakat canımı acıtma,dedi. Usta:
- Söyle yiğidim ne döveyim dedi.
- Kükremiş bir aslan resmi yap,dedi. Talihim aslandır. O yüzden aslan olsun.
- Vücudunun neresine döveyim dedi,usta.
- Şöyle iki omzumun arasına olsun. Ama göreyim seni şöyle adamakıllı olsun.Usta iğneyi saplamaya başlayınca bağırdı Kazvinli:
- Aman usta ne yapıyorsun canımı acıttın?Usta:
- Aslan yap dedin ya yiğidim,dedi şaşkın şaşkın.
- Tamam,dedim,doğru neresinden başladın aslanın.
- Kuyruğundan,dedi usta.
- Kuyruk dedin de kuyruk sokumum sızladı acıdan, boğazım daraldı, nefesim kesildi, bırak kuyruksuz olsun, iğne acısından fenalık geldi bayılacağım.Usta bu kez aslanın bir başka yerini kendi usulünce iğne ile yine dövmeye başladı. Yine feryat etti bizimki.
- Bu kez nereyi yapıyorsun usta.
- Kulağını,dedi kızgın usta.
- Bırak kalsın kulağı kulaksız olsun. Usta yine ve bu kez başka bir yerini dövmeye başladı.Yine aynı şey.
- Aman usta öldüm bittim mahvoldum acıdan.Burası neresi?
- Karnı azizim,dedi dişlerini sıkarak,karnını yazıyorum aslanın.
- Fena acıyor, iğneyi bu kadar çok batırma bırak karınsız olsun, deyince Kazvinli ustanın parmağı ağzına gidip uzun bir müddet orada kaldı. Sonra attı iğneyi yere.
- Kalk kardeşim kalk oradan,dedi.Kalk başlatma dövmene de sana da aslanına da.Ne hale düşürdün beni.Kuyruksuz, kulaksız, karınsız aslan mı olurmuş, yürü git yoluna.Kovdu Kazvinliyi.
İşte bizim halimiz. Kuyruksuz, kulaksız, karınsız aslanlar istiyoruz. Hem yola gitmek isteriz hem yorulmayalım. Hem işimiz olsun hem çalışmayalım. Hem sınav kazanalım isteriz hem ders olmasın. Hem evimizin reisi olalım saygı görelim hem sorumluluk almayalım. Hem kocamız bizi sevsin hürmet etsin hem ev işi olmasın. Hem herkes bizi sevsin önemsesin hem fedakarlık, tahammül olmasın. Hem anne babamızın gözüne girelim hem de bakkala ekmek almaya başkası gitsin. Hem amirlerimizin gözüne girip terfi edelim hem de işleri başkası yapsın, hem ilişkilerimiz güçlü olsun hem yatırım yapmayalım, isteriz de isteriz emek vermeden. Emek olmadan yemek isteriz. Olmaz mı? Derlerdi. Bir kolayı yok mu? Kuyruğa girmek istemeyiz. Kolay yoldan kazanmak isteriz. Torpil ararız. Kayırılmak isteriz.

13-Hedefiniz Olsun

Hedefi olmayan bir insan okyanusun ortasında dümeni,pusulası,haritası olmayan gemiye benzer.Hangi rüzgar eserse o yöne gider.Hedefsiz,amaçsız insanların tesadüfen dahi olsa başarılı olması mümkün değildir.Kısa vadeli,orta vadeli ve uzun vadeli hedeflerimizin olması gerekir.Bu konu ile ilgili yapılmış bir bilimsel araştırmayı okuyalım şimdi de…

Yale Üniversitesi mezunları üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, mezunlarla görüşülmüş ve onlardan açık ve belirli hedeflere sahiplerse bunlara nasıl ulaşacaklarına ilişkin planlarını yazmaları istenmiştir. Mezunlardan sadece %3’ünün böyle yazılı amaçlara sahip olduğu görülmüştür. Yirmi yıl sonra, yani 1973’te araştırmacılar 1953’te görüşme yaptıkları kişilere tekrar gitmişler, diğer konular bir tarafa, daha önce yazılı amaçlara sahip olan %3’lük kesimin finansal açıdan; geri kalan%97’nin toplamından daha iyi durumda olduklarını görmüşlerdir.Bu sadece kişilerin finansal gelişmelerini göstermektedir. Araştırmacılar, ölçümü zor olan; mutluluk, neşeli, huzurlu olma gibi sübjektif durumlarda da %3’lük kesimin diğerlerinden çok daha iyi olduklarını belirlemişlerdir.

14-Yapıcı Olmak Eğitim Gerektirir

Kekemelerin en büyük sorunlarından biri de eleştirilmek korkusudur.Sizi eleştiren insandan yardım talep etmenizi öneriyorum.Zor bir yoldur ama uygulanabilir.Kekemelğinizden dolayı birisi sizi eleştiriyor ya da alay ediyorsa hemen onun yanına gidiniz ve:
-Beyefendi, bende normal insanlar gibi konuşmak istiyorum. Demin kekeledim ve siz bana güldünüz. Benimle alay ettiniz.Lütfen bana yardım ediniz, bende sizin gibi konuşayım.
Yıkmak kolaydır ama yapmak zordur.Cahil insanlar genelde yıkıcıdır.Eğitimsiz insanların sizi eleştirmesine ya da değerlendirmesine fırsat vermeyiniz.Bir hikaye…
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış... Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş...
Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş...
Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş...

Ranga Guru ise;

- Sen artık ressam sayılırsın Raciçi.. artık senin resmini halk değerlendirecek diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış... Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüs tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün oldugunu belirtmiş.

Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru... Ama bu defa yanına bir palet dolusu çesitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte... Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.

Raciçi denileni yapmış...

Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, firçalar da, boyalar da kullanılmamış... Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış..

Ranga Guru ise;

Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanaği ile karşılaşabileceğini gördün...

Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı...

Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin... yapıcı olmak eğitim gerektirir... Hiç kimse bilmedigi bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi...

Sevgili Raciçi mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın.. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın... Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur...

Sakin emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma...

15-Kekemeydi, şimdi hitabet dersi veriyor

5 yaşında iken korkudan kekeme olan Canten Kaya (32), 1996’da üniversite son sınıfta kekemeliği yendi. Kekeme olduğu için ortaokul birinci sınıfta sevdiği kızla konuşamadığını anlatan Kaya, kişisel gelişim uzmanı olarak yurtiçi ve yurtdışında katıldığı seminerlerde şu ana kadar yaklaşık 150 bin kişiye hitap etti.
Eğitim Danışmanlık İnsan Kaynakları AŞ’de (EDİNKA) müdür yardımcısı ve eğitimci olarak görev yapan Kaya, aile içi iletişim, çocuk eğitimi, öğretmen eğitimi, etkili iletişim becerileri, sözsüz iletişim ve beden dili konulu seminerlerde insanlarla buluşuyor. Kaya’nın hayatı ünlü hatip Çiçero’yu hatırlatıyor. Bundan ikibin yüz yıl önce Roma’da yaşayan felsefeci avukat Çiçero da çocukluğunda kekemeydi. Çiçero, kekemeliğini yenmek için ağzına çakıl taşı koyuyor ve denize karşı yüksek sesle konuşuyordu. Konuşma arzusu ile yanıp tutuşan Çiçero kekemeliği yenerek dünyanın en ünlü hatiplerinden biri olmayı başarmıştı. Kaya, üniversite son sınıfta, İzmir Sabancı Kültür Merkezi’nde Doğan Cüceloğlu’nu dinlerken kekemeliği yenmeye karar vermiş. Kaya, “Cüceloğlu, yaklaşık bin 200 kişiye seminer veriyordu. Çok etkilendim ve bir gün kendimin de topluluklara konuşabileceğimi hayal ettim.” diyor. Okul hayatı boyunca kekemelikten dolayı devamlı alay edilen birisi olduğunu ifade eden Kaya, devamlı kekeme olmanın ezikliğini hissettiğini söylüyor. En büyük hayalinin insanların karşısında konuşabilmek, insanlara ağzı açık kendisini dinletmek olduğunu kaydeden Kaya, özellikle psikolojik kekemelik yaşayanların, istemeleri durumunda bunu yenebileceklerini dile getiriyor. Se...se... kelimenin arkası gelmiyor. Kekeme olduğu için ortaokul 1. sınıfta sevdiği kızla konuşamadığını örnek olarak veren Kaya, “Manisa’da otururken Almanya’dan bir komşumuz vardı. Kızlarıyla bakışıyorduk. Kız benim arkadaşlık teklif etmemi istiyordu. Bir gün karşılaştık. Ben konuşmak için atıldım. Se, se, se... Kelimenin arkası gelmiyor. Allah kahretsin deyip vazgeçtim. Kekeme olarak başıma gelenler bununla da bitmiyor. Öğrencilik hayatımda dolmuşa biniyorum. İneceğim duraktan önce şoföre, ‘Müsait bir yerde inebilir miyim?’ deyinceye kadar iki durak geçiyor. Bazen de iki durak önce söylemeye başlayayım diyorum, bu sefer de kekelemiyorum ve iki durak önce iniyorum. Yani kekemelikten çok çektim.” şeklinde konuşuyor.
Kaya, ilk olarak kekemeliği yenmek zorunda olduğunu zihnine yerleştirdiğini belirtiyor. “Ben kimseye zarar vermek istemeyen, insanlara yardımcı olmayı seven bir insanım. Hatta ben çok iyi bir insanım. Ben iyi bir insansam, insanların benimle ilgili ne düşündüğüne odaklanmaktan çok, kendime odaklanmam gerek.” düşüncesini hayata geçirdiğini anlatan Kaya, kekemeliğin bir acizlik‘değil, insanları güldüren bir yetenek olduğunu kafasında kurguladığını aktarıyor. Kekemeliği yenmenin tek yolunun insanların özgüvenlerini keşfetmelerinde yattığına işaret eden Kaya şöyle konuşuyor: “Kekemelik, tamamen kendine güvenmekle aşılabilecek bir hastalık. Kekemelik bana, seminerlerimdeki anlatımlarımda komedyenlik boyutu kazandırdı. Eğitime gelen insanlar Beyaz’a, Cem Yılmaz’a gittiklerini; ama onların, kendilerini benim kadar güldüremediğini söylüyor. Ben de bu yeteneğimi kekemeliğe borçlu olduğumu biliyorum. Her kekeme insanın, kekemeliği yenmenin kararını vermesi ve bilinçaltındaki korkuyu atması gerekiyor.”
01.10.2002. ZAMAN GAZETESİ

16-Amaç, Seçmenin Anahtarı...

Kendimize büyük amaçları ilk seçtiğimizde, bunlara ulaşmak imkansız gibi görünür. Ama amaç, seçmenin en önemli anahtarı size ilham verecek kadar büyük bir amaç bulmaktır. İçinizdeki gücü ancak o zaman serbest bırakabilirsiniz. Amacınız ne? Sırf güzel konuşmak mı? Yoksa iyi bir hatip,yönetici olmak mı? Kekemelikten kurtulmayı bakkaldan kekelemeden ekmek almak için mi istiyorsunuz? Yoksa doktor, hakim, müdür, idareci, yönetici olmak gibi büyük hedefleriniz mi var? Hedefiniz ne kadar büyükse sorundan kurtulma ihtimaliniz de o kadar büyük olur.

“San Francisco” nun yıkık dökük mahallesinde, yoksul koşullar içerisinde doğan bir gencin gerçek hikayesini ve seçtiği amaçların kendisi dışında herkese nasıl imkansız göründüğünü hep birlikte okuyalım.

Bu delikanlı, Jım Brown’ un hayranlarındandı. Brown o sırada, Cleveland Browns takımında bek oynuyordu.

Sözünü ettiğim delikanlı, yetersiz beslenme nedeniyle geçirdiği hastalıklardan sakat kalmış, 6 yaşındayken bacakları eğrilmiş, baldırları atrofi olup ona “kalem bacak” adını kazandırmış olmakla birlikte, günün birinde kafasındaki kahraman gibi bek oyuncusu olmayı kendine amaç edinmişti.

Cebinde futbol maçlarına gidecek kadar parası yoktu. Bu yüzden, ne zaman Browns’ ın maçı olsa gidip stadın kapısına dikilir, bakım ve temizlik ekibi dördüncü setin ortaklarına doğru kapılarını açıncaya kadar beklerdi. İçeriye ancak o zaman girer, oyunun ancak ondan sonrasını seyrederdi.

Sonunda, 13 yaşındayken, ömrünce hayalini kurduğu fırsat karşına çıktı. 49’ların Browns’ ına karşı oynadığı bir maç sonrasında dondurmacı dükkanına girdiğinde, karşında çocukluğundan beri hayran olduğu kahramanını gördü!. Futbol yıldızına yaklaşıp; “Bay Brown, ben sizin en büyük hayranınızım” dedi. Brown ona zarafetle teşekkür etti. Çocuk direndi.

“Bay Brown, biliyor musunuz” Brown tekrar ona dönüp, “Ne var oğlum?” diye sorunca bu sefer çocuk; “Ben sizin kırdığınız her rekoru, her kaybettiğiniz sayıyı bilirim” dedi. Brown gülümsedi, “Bu harika bir şey,” diye karşılık verdi, sonra yarım bıraktığı sohbete geri döndü. Çocuk bu sefer onun gözlerine öyle bir ihtirasla baktı ki, Brown o gücü kendi benliğinde hissetti. “By Brown, günün birinde sizin her rekorunuzu kıracağım!...”
Futbol efsanesi gülümsedi, “Harika evladım,” dedi. “Adın ne senin?”
Çocuk “Orenthal, efendim,” diye karşılık verdi. “Orenthal James Simpson… arkadaşlarım beni O.J. diye çağırırlar”
O.J.Simpson gerçekten de Jim Brown’ un bütün rekorlarını kırdı, yerine kendi rekorlar anıtını dikti! Anonim.

17-Kafanızdaki Engelleri Kaldırın

Bu hikaye ben başaramam…ben yapamam diyenlere çok uygun…
Roger Bannister’in hayali, bir mil koşusunda dünyanın en hızlı adamı olmaktı. O dönemde bir milin dört dakikanın altında koşulamayacağı düşünülüyordu. Hatta çeşitli dergilerde bunun mümkün olmadığı, insan vücudunun buna dayanamayacağı yazılıyordu.
Tüm bu önyargılara rağmen Roger Bannister, 1954 yılında bir mili dört dakikanın altında koşarak inanılmazı başardı.
İşin asıl ilginç yanı bundan sonraki iki yıl içinde, tam 213 atlet daha bir mili dört dakikanın altında koştu.
Ne değişmişti ?...Sadece kafalarda oluşan engellerin kalkması dışında.

18-Davranışların pekiştirilmesi

Kekemelik sorununu çözmek için çalışmaya başlayan kişilerin en önemli sorunu iki gün içinde düzelmeyi beklemeleridir. Bir ağaç iki günde meyve vermez.2-3 belki 15-20 yılda meyve verir.Uygulayacağınız tedavi tekniğini bıkmadan usanmadan günlük yapmalısınız. Egzersizler her gün düzenli yapılmalı.Acele etmeden, sabırla.Çünkü kekemelik bir alışkanlıktır ve siz bu alışkanlığı değiştiriyorsunuz. Bir davranış kalıbının değişmesi için yerine yenisini koymanız gerekir.İşte her davranışınızın defalarca yapılarak pekiştirilmesi gerekir. Karate, judo, tekvando da olduğu gibi…Siz bu sorunu çalışarak çözeceksiniz.

Tek Kollu Judocu

Japonya'da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş.
Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış. Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş.
Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılış çocuğun.Çocuk büyük bir depresyona girmiş.Bu durumu gören babası, Japonya'nın ünlü bir Judo ustasına gidip yapılacak bir şeyin olup olmadığını sormuş..Hoca:
-Getir çocuğu bir bakalım, demiş.
Ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına.. Hoca çocuğu süzmüş ve:
-Tamam, demiş. Yarın eşyalarını getir, çalışmalara başlıyoruz.
Ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve:
- Bu hareketi çalış, demiş.
Çocuk bir hafta aynı hareketi çalışmış.. Sonra hocasının yanına gitmiş.
-Bu hareketi öğrendim başka hareket göstermeyecek misiniz? diye
sormuş.Hocanın cevabı:
- Çalışmaya devam et, olmuş.
2 ay,3 ay,6 ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş.. Çocuk bu bir
yıl boyunca hep o aynı hareketi tekrarlamış.
Hocanın yanına tekrar gitmiş:
-Hocam bir yıldır aynı hareketi yapıyorum bana başka hareket
göstermeyecek misiniz?
- Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz.
2 yıl, 3 yıl, 5 yıl derken delikanlı judodaki 10. yılını doldurmuş.
Bir gün hocası yanına gelip;
-Hazır ol! demiş, Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın!
Delikanlı şok olmuş.. Hem sol kolu yok hem de judo da bildiği tek hareket var.
Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş; ama hocasına saygısından ses çıkarmamış.
Turnuvanın ilk günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. Derken.. ikinci ,üçüncü maç....çeyrek, yarı final ve final...
Finalde Delikanlının karşısına ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış…
Tam bir üstad… Delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş…
-Hocam hasbelkader buraya kadar geldik…Geldik ama rakibime bir bakın hele.. Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var. Bu kadar bana yeter. Bari çıkıp da rezil olmayayım izin verin turnuvadan çekileyim.
- Olmaz, demiş hocası. Kendine güven, çık dövüş. Yenilirsen de namusunla yenil.
Çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış ve tak!... Yenmiş rakibini,şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş:
-Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var.Nasıl oldu da ben kazandım?
-Bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok.Bu bir…
İkincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir!

" İnsanların eksiklikleri bazen, aynı zamanda en güçlü tarafları olabilir: Ama yeter ki bu eksiklik kafalarında olmasın!...

19-Bakış Açısı Ve Önyargılar...

Önyargılarımız olmasaydı hayat daha farklı olurdu sanırım.Daha güzel, daha huzurlu…Başarılarımızın da önündeki en önemli engellerden birisi kendimize karşı hissettiğimiz önyargılarımızdır. ‘Benden adam olmaz,ben aptalım vb’.
Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okudu: ‘Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. Zaman, yer, ya da kişi kavramı yok. Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba harcıyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalardan dolayı sürekli leke içinde. Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir neden yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana dek de feryat figan bağırıyor.’ Bu olayı okuduktan sonra, Dr. Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemeyeceklerini sordu. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylediler. Dr. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onlarında yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırdılar. Daha sonra Dr. Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başladı. Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıydı.

20-Pozitif psikoloji

Bir gazete haberi:
İsrail doğumlu Tal Ben Shahar, mutluluk dersinde hayatı "daha dolu ve anlamlı" yaşamayı öğretiyor. İlginç derste Shahar, pozitif olana odaklanmayı öğretiyor. Pozitif psikoloji, hızlı, tempolu, aşırı rekabetçi ve iletişim teknolojilerinin öne çıktığı bir dünyada, insanlara biraz durup nefes almasını ve aldığı nefesten de zevk duymasını öğretmeyi amaçlıyor. Pozitif psikoloji, artık ABD’deki yüz kadar kampusta öğretiliyor. Prof. Shane Lopez’e göre bu dersler, öğrencileri sormaya alışık olmadıkları soruları sormaya yöneltiyor. Örneğin, "Hayatım nereye gidiyor" ya da "Bugün neyi doğru yaptım" gibi.
Pennsylvania Üniversitesi’nden Prof. Marty Seligman "pozitif psikolojinin babası" olarak kabul görüyor. Seligman, "15. yüzyıldaki Floransa gibi, uluslar, varlıklı ve de savaş ortamlarında olmadıkları zamanlarda, hayatı nelerin değerli kıldığını sormaya başlarlar. İşte, pozitif psikoloji budur" dedi.
Bilimsel araştırmalar, yaşama daha iyimser bakanların daha uzun yaşadıklarını kanıtlıyor. Araştırmalar, iyimserliğin ve hayata pozitif yaklaşım ve bakışın öğrenilebileceğini de gösteriyor. Ben Shahar, yüzlerce öğrencisine ders sırasında birkaç dakika meditasyon yaptırıyor ve "Nefes almaya odaklanın, gerginliğinizi atmaya çalışın ve sadece kendi kendiniz olmanıza izin verin" diyor. Öğrenciler, 90 dakikalık derslerden neşe içinde çıkıyorlar. Shahar, "Başarısızlığı da öğrenmek ve mevcut durumdan en iyisini çıkarmak gerekir" diyor.
Sadece iki psikoloji dersi veren Tal Ben Shahar’ın tam 1400 öğrencisi var. Araştırmayı fazla sevmediği için Shahar’ın üniversitede "kalıcılığı" bile kesin değil. Ancak "mutluluk öğreten hoca" buna "Benim tutkum öğretmek. Ben de onu yapacağım" diye cevap veriyor.
Tal Ben Shahar’ın derslerinde öğrencilerine yaptığı tavsiyelerden bazıları şunlar:
Kendinize insan olma izni verin. Korku ve acı gibi duyguları kabul ederseniz onları yenmek de kolaylaşır. Duygularınızı reddetmek mutsuzluğa götürür.
Mutluluk, "haz" ile "anlam"ın buluştuğu kavşakta yer alır. Ne yaparsanız yapın önemli ve zevk verici olana yönelin.
Mutluluk banka hesabınız ya da sosyal statünüz ile ilgili değildir, bir zihniyet meselesidir. Neye odaklandığınız ve dışınızdaki olayları nasıl yorumladığınız önemlidir.
Yaşamı sadeleştirin. Çok şeyi bir arada yapmaya çalışmayın. Nicelik, niteliği etkiler. Çok şey yapmaya çalışınca mutluluktan ödün veriyorsunuz.
Beden-zihin bağlantısını unutmayın. Düzenli egzersiz yapın, iyi uyuyun, sağlıklı yemeyi öğrenin.
Yaşamımız bir lütuf değildir. Yaşamdaki mükemmellikleri (insan, doğa, bir gülümseme) takdir etmeyi öğrenin.
Kasım Cindemir – Hürriyet

HARF-HECE-KELİME-SÖZCÜK ÇALIŞMALARI

Kelimelerin elemanları:

Kelimenin elemanları, heceler ve harflerdir. Heceler harflerden meydana geldiğine göre, önce harfleri tanımamız yerinde olur. Ses aletinin hareketiyle doğrudan doğruya meydana gelen selene (ünlü - sesli harf) denir. Bir ünlüyle iyice uyuşarak bir boğumlanma gürültüsüyle meydana gelen de (ünsüz - sessiz harf) denir.
Ağzımızdan bir çırpıda çıkan ses topluluğu ise (hece) dir. Heceler birleşerek kelimeleri meydana getirirler.

Selenin bir cismin titreşimleriyle işitme duyumuz üzerinde etki yaptığını söylemiştik. Bu titreşimler düzenli ve eşit aralarla birbirini izlerse (Selen - Son), böyle olmazsa (gürültü - bruit) meydana gelir. Selene örnek: Bir keman veya piyanonun her hangi bir notası; gürültüye örnek olarak da: Bir kırbaç sesi veya dilin şaklaması gösterilebilir.
Ünlü selenin kendisidir. Fakat o, ses kirişlerinden çıktığı gibi kulaklarımıza gelse, çeşitli ünlülerin değişikliği ortaya çıkmaz. Ünlüler, damak perdesinin, dilin, yanakların, dişlerin, dudakların ve çenelerin durumuna göre değiştirilir. Böylece ünlü çeşitlerini elde ederiz.
O halde ünlü ses tınısıdır. Ünsüzler selenden büsbütün başkadır. Aynı zamanda soluk gürültüsünden de başkadır. Fısıltıda selen azaltılır.

Ünsüz bir boğumlanma gürültüsü olup gırtlakta meydana gelmez. Tıslama, şırlama, patlama gibi. Bu çeşitlerden hangisi olursa olsun, ağızda meydana gelir.
Dilimizde esas ünlüler sekiz tane ise de yabancı dillerden geçen kelimeler nedeniyle ünlü çeşitleri on ikiye kadar yükselir:

A E I İ O Ö U Ü

Dilimizde yirmi bir ünsüz vardır.

B C D F G Ğ H J K L M N P R S Ş T V Y Z.

Söyleniş

Diksiyonda söylenişe büyük bir önem verilir. Ses aletinin hareketiyle bir çok hecelerin farkları belirtilerek işittirilmeye çalışılır. Bu çalışma çok gereklidir. Söylenişte ünlülerin çıkarılması konuşma organlarının hareketiyle sağlanır.
Dilimiz Türkiye’nin her yerinde aynı sesleri vererek konuşulmaz. Bu sesler bir çok yerlerde bir çok değişik seslere dönerler. İstanbul'da kalın (A) ile söylenen kelimeler Van'da (O) ya yaklaşan bir kapalı (A) ile, Trabzon ve civarında ise ince (A) ile söylenir. Yine İstanbul' da açık (E) ile söylenen kelimeler orta Anadolu’nun bazı yerlerinde kapalı (E) ile söylenir.
Yine İstanbul'da kalın (U) ile söylenen kelimeler Adana ve civarında ince (U) ile söylenir.
Böyle bir çok örnekler bulunabilir. Şu halde bu ayrı ayrı söylenişlerden hangisini örnek olarak almamız gerekir? İstanbul söylenişi tam bir örnek olabilir mi? Hayır. Çünkü dış etkilerle bozulmuştur. Yapmacıklı konuşma şeklinden kurtararak ondan faydalanmak mümkündür.
Söyleniş çalışmalarında iyi bir sonuca varmak oldukça güç bir iştir. Kelimelerin doğru söyleniş şeklini bulmak için araştırınız, üzerinde titizlikle durunuz. Sizlere bu konuda yardımcı kitap olarak Tahsin Banguoğlu'nun (Türkçenin Grameri) "Ses Bilgisi bölümü" nü okumanızı salık veririm.

Fonetik ve diksiyon:

Fonetik bilgisi son senelerde bir çok dillerde büyük gelişmeler göstermiş ve çok derin inceleyen bir bilgi bölümü haline gelmiştir.

Fakat, bu derin incelemeler ve denemeler çoğunlukla işin söyleniş yönüne kuvvet vererek diğer kısımları ihmal ettiği için zararlı olabilir. Fonetik yalnız söyleniş yönünü göz önünde tutar; halbuki diksiyon için bu kadarı yetmez.

Diksiyon, güzel bir söyleyişin esas kurallarını verir ve söylenişte yapılan ihmali yenmeye çalışır. Bunun için fonetik, diksiyonda hepsini ve ses organlarının gerekli durumlarını inceleyen yardımcı bir bilgidir. Diksiyona başlayanlar onu konuşma hatalarını ve şive bozukluklarını düzeltmek için kullanırlar.

Konuşma dili, yazı dili:

Diksiyon konuşma dilini yazı diline göre inceler, Tarih de bize konuşma dilinin yazı dilinden önce olduğunu bir çok delillerle gösterir.
İnsan düşüncelerini hislerini yazı ile anlatmadan önce sözle anlatmaya çalışmıştır. Hiç kuşkusuz, ilk dilciler konuşma dilinde işittiklerini yazı dilindeki işaretlere çevirerek kayıt ve tespit etmişlerdir.
Bunun için de konuşma dili yazı dilinden büsbütün ayrı değildir.
Yalnız yazı dilindeki basit alfabe sistemi bütün sesleri göstermeye yetmediği için fonetik, konuşma dilindeki sesleri bütün incelikleri ile kayda çalışır. Ve konuşma dilini belirli fonetik düzen ve kurallara bağlar.

Bunun için de fonetik diksiyonun esaslı bir yardımcısıdır. Ünlüleri doğru söylemeye çalışalım.

A:
Şu şekilde söylenir: Dil doğal duruşunu değiştirerek ortaya doğru biraz yükselir, dudaklar hareketsiz, yanaklar gevşek ve çeneler açık kalır.

E:
Şu şekilde söylenir: Çeneler (a) ünlüsünde olduğu gibi dil ileri doğru yükselir ve boğumlanma noktası daha ilerdedir

I:
Şu şekilde söylenir: Boğumlanma noktası damağın arka kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır.Dil damağın arkasına doğru açılır. Dil damağın arkasına doğru toplanarak dar bir geçitten havayı bırakır.

İ:
Şu şekilde söylenir: Boğumlanma noktası damağın ön kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır, dil damağın iki yanına dayanarak dar bir geçitten havayı bırakır.

O:
Şu şekilde söylenir: Çeneler ve dil (a) ünlüsünde olduğu gibidir. Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine yaklaşır, ağzın açıklığı tam küçük bir yuvarlak gibi olur.
Ö:
Şu şekilde söylenir: Çeneler ve dil (e) ünlüsünde olduğu gibidir. Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine yaklaşıp ağzın açıklığı tam küçük bir yuvarlak gibi olur.

U:
Şu şekilde söylenir: Çeneler ve dil (a) ünlüsünde olduğu gibidir. Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine iyice yaklaşıp ağzın açıklığı tam küçük bir yuvarlak gibi olur.

Ü:
Şu şekilde söylenir: Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine iyice yaklaşıp büzülür.

Ünsüzleri doğru boğumlandırmaya çalışalım.

B:
Dudakların birleşip açılmasıyla ve tonlu olarak meydana gelir. Dudak harfi olarak geçer.İki dudak birleşip açılınca çıkar.Kekemelerin en çok sorun yaşadıkları harflerden biridir.

(B) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:
Ba Be Bı Bi Bo Bö Bu Bü

Bap Bep Bıp Bip Bop Böp Bup Büp

Bal Bel Bıl Bil Bol Böl Bul Bül

Bar Ber Bır Bir Bor Bör Bur Bür

Bit Bet Bat Bot But Böt Büt Bıt

(B) ünsüzü ünlülerle birleşince :
Babasının benekli bıldırcını bitişik bostanda böceklerden bunalarak büzüldü.

C:
Dişler birbiri üzerine binecek kadar yaklaşır, dil ucunun ön kenarları iki sıra dişin arkasına yayılır, bu suretle durdurulan hava, alt çenenin aşağı düşmesiyle serbestleyerek dile ve diş sırasına sürünüp tonlu olarak çıkar.
(c) ünsüzü (d) ve (j) ünsüzlerinin kaynaşmasıyla meydana gelir.

Ca Ce Cı Ci Co Cö Cu Cü

Cap Cep Cıp Cip Cop Cöp Cup Cüp

Cal Cel Cıl Cil Col Cöl Cul Cül

Car Cer Cır Cir Cor Cör Cur Cür

Cat Cet Cıt Cit Cot Cöt Cut Cüt

Cak Cek Cık Cik Cok Cök Cuk Cük

(c) ünsüzü ünlülerle birleşince:Cambaz Cevat cılız cimri coşkunla cömertliğe cumbada cüret ettiler.

Ç:
Ağzın durumu tıpkı (c) ünsüzünde olduğu gibidir. Yalnız tonsuz olarak meydana gelir.
(Ç) ünsüzü (t) ve (ş) ünsüzlerinin kaynaşmasıyla meydana gelir.

(Ç) Ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:

Çi Çe Ça Ço Çu Çö Çü Çı

İç Eç Aç Oç Uç Öç Üç Iç

Çip Çep Çap Çop Çup Çöp Çüp Çıp

Çit Çet Çat Çot Çut Çöt Çüt Çıt

Şiç Şeç Şaç Şoç Şuç Şöç Şüç Şıç

Piç Peç Paç Poç Puç Pöç Püç Pıç

Tiç Teç Taç Toç Tuç Töç Tüç Tıç

(Ç) Ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:
Çardaklı çeşmedeki çırak, çiçekleri, çobanın çöreğini ve çuvalları çürüttü.

D:
Dilin, damağın ön kısmına üst diş köklerine dayanıp açılmasıyla tonlu olarak meydana gelir.

(D) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:

Di De Da Do Du Dö Dü Dı

Dip Dep Dap Dop Dup Döp Düp Dıp

Dik Dek Dak Dok Duk Dök Dük Dık

Dit Det Dat Dot Dut Döt Düt Dıt

Dir Der Dar Dor Dur Dör Dür Dır

Diz Dez Daz Doz Duz Döz Düz Dız

Diz Deç Daç Doç Duç Döç Düç Dıç

(D) ünsüzü ünlülerle birleşince:
Davulcu dede dışarlıklı dikişçiyi dolandırırken dönemecin duvarından düştü.

F:
Üst kesici dişler alt dudağın üstüne dokunup açılmasıyla ve tonsuz olarak çıkarılır.Alt dudak harfi diye geçer.
(F) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:

Fi Fe Fa Fo Fu Fö Fü Fı

Fif Fef Faf Fof Fuf Föf Füf Fıf

Fir Fer Far For Fur För Für Fır

FH Fel Fal Fol Ful Föl Fül Fd

Fit Fet Fat Fot Fut Föt Füt Fıt

Fip Fep Fap Fop Fup Föp Füp Fıp

(F) ünsüzü ünlülerle birleşince:
Farfara felfelek fırıl fırıl fileli folluğu fötr fuarında füzenledi.

G:
Dil sırtının damağın gerisini, bir de damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir ve tonlu olarak çıkarılır.
Görülüyor ki (G) ünsüzünün iki boğumlanma noktası vardır İnce ünlülerle damağın ön kısmından çıkar. Örnek: Geh, gel, gör,git, güya, güç gibi. Kalın ünlülerle damağın gerisinden çıkar. Örnek: Gar, gıcık gocuk, guguk, gibi.

(G) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:

Gi Ge Ga Go Gu Gö Gü Gı

Gik Gek Gak Gok Guk Gök Gük Gık

Gip Gep Gap Gop Gup Göp Güp Gıp

Gi Gef Gaf Gof Guf Göf Güf Gıf

Gil Gel Gal Gol Gul Göl Gül Gıl

Gir Ger Gar Gor Gur Gör Gür Gır

Gip Gep Gap Gop Gup Göp Güp Gıp

(G) ünsüzü ünlülerle birleşince:
Galip Geyvede gır gır giden gocuklu göçmen gururluya güldü.

Ğ:
Dilimizde varlığını ancak kendinden evvel gelen ünlünün süresini uzatmakla hissettirir. Kelime başında bulunmaz, iki ünlü arasında ise ikili ünlü (diphtongue) meydana getirir Örnek: Boğaz= boaz, doğal = doal, yoğurt= yourt, doğan=doan gibi.
(G) dilimizde bazen de (y), (v) ünsüzlerine döner. Örnek: Eğer= eyer, diğer = diyer, eğlence = eylence, eğitsel = eyitsel, eğlenmek= eylenmek, oğmak = ovmak, göğde = gövde, güğercin = güvercin soğan = sovan, koğan = kovan, döğmek = dövmek, gibi.

H
: Bir soluk harfi olup ağzın (a) ünlüsünü çıkardığı durumda meydana gelir ve tonsuz olarak çıkarılır. Rumeli ve külhanbeyi ağzında (h) ünsüzü kelime başında ve ortasında kaybolur.

(H) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:

Hi He Ha Ho Hu Hö Hü Hı

Hih Heh Hah Hoh Huh Höh Hüh Hıh

Hip Hep Hap Hop Hup Höp Hüp Hıp

Hit Het Hat Hot Hut Höt Hüt Hıt

Hil Hel Hal Hol Hul Höl Hül Hıl

Hir Her Har Hor Hur Hör Hür Hır

Hiç Heç Haç Hoç Huç Höç Hüç Hıç

(H) ünsüzü ünlülerle birleşince:
Habeş hemşire hırkalı hizmetçi hoppa hödüğe hurmaları hürmetle sundu.

J:
Dişler birbirine, dil sırtı da katı damağa yaklaşır, havanın dilin ortasından tonlu olarak sızmasından meydana gelir.
(J) ünsüzü dilimize Farsça ve Fransızcadan geçen kelimelerle gelmiştir. Halk arasında (j) ünsüzünün (c) olduğu görülür. Örnek: Japon à Capon, jandarma à candarma, jorjet à coreet, panjur à pancur, jurnalcı à curnalcı gibi.

(J) ünsüzü ünlülerle birleşince:

Ji Je Ja Jo Ju Tö Jü Jı

Jij Jej Jaj Joj Juj Jöj Jüj Jıj

Jir Jer Jar Jor Jur Jör Jür Jır

Jil Jel Jal Jol Jul Jöl Jül Jıl

Jip Jep Jap Jop Jup Jöp Jüp Jıp

Jis Jes Jas Jos Jus Jös Jüs Jıs

Jiç Jeç Jaç Joç Juç Jöç Jüç Jıç

(J) ünsüzü ünlülerle birleşince:
Japon jeolog jiletini jurnalıyla jüriye verdi.

K:
Dil sırtının damağın gerisini, bir de damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir, tonsuz olarak çıkar. Görülüyor ki, (k) ünsüzünün iki boğumlanma noktası vardır.
İnce ünlülerle damağın ön kısmından çıkar. Örnek: Kel, kir, kör, kül, gibi.
Kalın ünlülerle damağın arka kısmından çıkar. Örnek: Kar, kıl, kor, kul, gibi.

(K) ünsüzü ünlülerle birleşince:

Ki Ke Ka Ko Ku Kö Kü Kı

Kik Kek Kak Kok Kuk Kök Kük Kık

Kil Kel Kal Kol Kul Köl Kül Kıl

Kir Ker Kar Kor Kur Kör Kür Kır

Kip Kep Kap Kop Kup Köp Küp Kıp

Kit Ket Kat Kot Kut Köt Küt Kıt

Kiç Keç Kaç Koç Kuç Köç Küç Kıç

(K) Ünsüzünü ünlülerle birleştirelim :
Kara kahküllü ketenli kız kibar komşusuna köprülü kuyuda küstü.

L
: Dil ucu damağın ön kısmına, bir de daha gerisine dayanır, hava dilin yanlarını titreterek sızar ve tonlu olarak meydana gelir. Dilimizde (l) ünsüzü kelime başında bulunmaz. Yabancı dillerden gelen kelimelerle dilimize geçmiştir. Çoğunlukla taşra ağızlarında (l) ünsüzü ile başlayan yabancı kelimelerin başına bir (i) ünlüsü eklenir. Örnek: İrecep ilimonu al irafa koy, iramazanda ilazım olur, gibi...

(L) ünsüzü ünlülerle birleşince:

Li Le La Lo Lu Lö Lü Lı

Lil Le! La! Lol Lul Lö! Lü! Lıl

Lir Ler Lar Lor Lur Lör Lür Lır

Lip Lep Lap Lop Lup Löp Lüp Lıp

Lit Let Lat Lot Lut Löt Lüt Lıt

Lin Len Lan Lon Lun Lön Lün Lın

Lim Lem Lam Lom Lum Löm Lüm Lım

Liy Ley Lay Loy Luy Löy Lüy Lıy

(L) ünsüzü bazı kelime ortalarında ve sonlarında kaybolur, iyi boğumlandırmaya çalışmalıdır. Örnek: Nası şey = nasıl şey, kak oradan = kalk oradan, gibi.

M:
Dudakların birleşip açılması ve yumuşak damağın alçalmasıyla tonlu olarak meydana gelir. Dudak harfi olarak bilinir.
(M) ünsüzü ünlülerle birleşince :

Ma Me Mı Mo Mu Mö Mü Mi

Map Mep Mıp Mop Mup Möp Müp Mip

Mar Mer Mır Mor Mur Mör Mür Mir

Mal Mel Mıl Mol Mul Möl Müm Mil

Man Men Mın Mon Mun Mön Mün Min

Mam Mem Mım Mom Mum Möm Müm Mim

Mag Meg Mıg Mog Mug Mög Müg Mig

(M) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim :
Muhallebici melankolik Mısırlı Mirza modern mösyöyle Muradiye de müzik dinledi.

N:
Dilin damağın ön kısmına, diş köklerine dayanıp açılmasıyla ve yumuşak damağın alçalmasıyla tonlu olarak meydana gelir.

(N) ünsüzü ünlülerle birleşince :
Ni Ne Na No Nu Nö Nü Nı

Nip Nep Nap Nop Nup Nöp Nüp Nıp

Nil Ne! Nal Nol Nul Nöl Nül Nıl

Nir Ner Nar Nor Nur Nör Nür Nır

Nim Nem Nam Nom Num Nöm Nüm Nım

Nin Nen Nan Non Nun Nön Nün Nın

Niç Neç Naç Noç Nuç Nöç Nüç Nıç

(N) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:
Nakkaş nekre nışadırcı Niyazi noktadaki nöbetçiyle nutukta nükte yaptı.

P
: Dudakların birleşip açılmasıyla ve tonsuz olarak meydana gelir. Dudak harfi olarak bilinir.
(P) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:

Ap Ep Üp Ip Öp İp Up Op

Pi Pe Pa Po Pu Pü Pö Pı

Pip Pep Pap Pop Püp Pıp Pöp Pup

Pil Pel Pal Pol Pül Pul Pöl Pıl

Pir Per Par Por Pır Pur Pür Pör

Pit Pet Pat Pot Put Pöt Püt Pıt

Pig Peg Pag Pog Pug Pög Püg Pıg

(P) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:
Palavracı peltek pısırık pişkin poturlu pörsük pulcu püskürdü.

R:
Dil ucunun yukarıdaki kesici dişlerle meydana getirdiği kapağın bir çok defa açılıp kapanmasıyla meydana gelir. Burada dikkat edilecek nokta da dil ucunun süratle titremesidir. Kelime başında bulunan (R) kolay söylenir. Fakat kelime sonlarındaki (R) ünsüzlerine önem verilmezse anlaşılması güç olur. Dilimizde başta (R) ünsüzü yabancı kelimelerde bulunur. Örnek: Rabıta, radyatör, radyografi, rahat, roket, raket, ramazan, randevu, raptiye, rol, reçete, rehber, rehin, rejisör, rakip, reklam, rekor, repertuvar, referans, rezonans, riyakar, romatizma, rota, rozet, röportaj, rugan, rüya, rüzgar, gibi.
(R) ünsüzü ünlülerle birleşince:

Ri Re Ra Ro Ru Rö Rü Rı

İr Er Ar Or Ur Ör Ür Ir

Rir Rer Rar Ror Rur Rür Rör Rır

Tir Ter Tar Tor Tur Tör Tür Tır

Fri Fre Fra Fro Fru Frö Frü Frı

Gri Gre Gra Gro Gru Grö Grü Grı

(R) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:
Radyolu ressam Rıfkı rint romancıyla röportajcı Rum’dan rüşvet aldılar.

S:
Dudaklar açıktır, dilin ucu alt diş köklerine yaklaşır ve hava dilin arasından tonsuz olarak sızar.
(S) ünsüzü ünlülerle birleşince:

İsİ Ese Asa Oso Usu Ösö Üsü Isı
Si Se Sa So Su Sö Sü Sı

Sir Ser Sar Sor Sur Sör Sür Sır
Sil Sel Sal Sol Sul Söl Sül Sıl
Sis Ses Sas Sos Sus Sös Süs Sıs
Siş Seş Saş Soş Suş Söş Süş Sış
(S) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:
Sandıklıda sepetleri sıralı simitçi sofrada sökülen sucukları süpürdü.
Ş:
Dişler birbirine, dil sırtı da katı damağa yaklaşır, hava dilin ortasından tonsuz olarak sızar (Ş) ünsüzü ünlülerle birleşince:

Aş Eş Iş İş Uş Üş Oş Öş

Şi Şe Şa Şo Şu Şö Şü Şı

Şil Şel Şal Şol Şul Şöl Şül Şıl

Şir Şer Şar Şor Şur Şör Şür Şır

Şis Şes Şas Şos Şus Şös Şüs Şıs

Şiş Şeş Şaş Şoş Şuş Şöş Şüş Şış

Şiz Şez Şaz Şoz Şuz Şöz Şüz Şız

(Ş) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:
Şamlı, şemsiyeli, şıracı, şişko, şoför, şölende, şurupçuları şüphelendirdi.

T
: Dilin damağın ön kısmına diş köklerine dayanıp açılmasıyla tonsuz olarak meydana gelir.
(T) ünsüzü ünlülerle birleşince:

At İt Ot Öt Üt It Ut Et

Ti Te Ta To Tu Tö Tü Tı

Tik Tek Tak Tok Tuk Tök Tük Tık

Tir Ter Tar Tor Tur Tör Tür Tır

Tit Tet Tat Tot Tut Töt Tüt Tıt

Tis Tes Tas Tos Tus Tös Tüs Tıs

Tiş Teş Taş Toş Tuş Töş Tüş Tış

(T) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:
Tatar tepsici tıknaz titiz Tosun tömbekici tulumbacıyla tütün tüttürdü.

V:
Üst kesici dişler alt dudağın üstüne dokunur. Ve tonlu olarak çıkarılır. Alt dudak harfi olarak bilinir.

(V) ünsüzü ünlülerle birleşince :

Iv Ov Av Ev Üv Öv İv Uv

Vi Ve Va Vo Vu Vö Vü Vı

Viv Vev Vav Vov Vuv Vöv Vüv Vıv

Vil Vel Val Vol Vul Völ Vül Vıl

Vir Ver Var Vor Vur Vör Vür Vır

Vis Ves Vas Vos Yus Vös Vüs Vıs

Viş Veş Vaş Voş Vuş Vöş Vüş Vış

(V) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim:
Varlıklı veli vırvırcı vikonda voyvoda vuruşunda vücutlandılar.

Y:
Dil ortasıyla ön damak arasından çıkar.
(Y) ünsüzü ünlülerle birleşince :
Yi Ye Ya Ya Yu Yö Yü Yı
Yiy Yey Yay Yay Yuy Yöy Yüy Yıy
Yil Yel Yal Yol Yul Yöl YÜL Yıl
Yir Yer Yar Yar Yur Yör Yür Yır
Yis Yes Yas Yas Yus Yös Yüs Yıs
Yiz Yez Yaz Yaz YUZ Yöz Yüz Yız
(Y) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim :
Yalvaçlı yelpazeli yıldız yirmi yoksul yörükle yumurtalarını yükledi.

Z:
Dilin ucu alt diş köklerine yaklaşır, hava dilin arasından tonlu olarak sızar.
(Z) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim :

Zi Ze Za Zo Zu Zö Zü Zı

Zip Zep Zap Zap Zup Zöp Züp Zıp

Zil Zel zaı Zol Zul Zöl Zül Zıl

Zir Zer Zar Zor Zur Zör Zür Zır

İzi Eze Aza Oza Uzu Özö Üzü Izı

Ziz Zez Zaz Zoz Zuz Zöz Züz Zız

(Z) ünsüzünü ünlülerle birleştirelim : Zamkçı zevzek zirzop zilli zorba zurnacıyla züğürtledi.
NEFES ÇALIŞMALARI

Konuşma Ve Bedensel Duruş:

Kekemenin konuşurken beden duruşu çok önemlidir.Kekeme otururken mi, yoksa ayakta mı konuşuyor?Yoksa yatarak mı konuşuyor?İşte her duruş konuşmayı çok fazla etkilemektedir.Konuşurken beden duruşumuz, konuşmamızın akıcılığını,tonunu,hızını yakından ilgilendirmektedir.Bunu anlamak aslında çok kolaydır.Örneğin:Sandalyeye kamburunuz çıkacak şekilde oturunuz ve bu haldeyken konuşunuz.Daha sonra duruşunuzu dik hale getiriniz tıpkı ‘ L’ harfi gibi .Ve bu pozisyonda konuşunuz.Bu alıştırmayı yaparken konuşmanıza dikkat ediniz.Sandalyede dik otururken çok rahat konuştuğunuzu göreceksiniz.Bedensel duruşu kısaca maddeler halinde açıklayalım.

1-Konuşma esnasında boynunuz dik bir halde bulunmalıdır.Sağa yada sola eğilmemelidir.Öne arkaya kaymamalıdır.Konuştuğunuz kişi tam cephenizde, görüş açınızın içinde olmalıdır.Ayrıca boyunda gerginlik varsa bu gerginlik mümkün olduğu kadar azaltılmalıdır.

2-Omuzlar ‘T’ harfi gibi yere paralel olmalıdır.Ne yukarıya kalkmalı ‘v’ ne de aşağıya ‘^’ sarkmalıdır. Otururken de aynı pozisyon korunmalıdır.

3-Göğüs dik olmalı,ileri çıkmamalı yada içeri çekilmemelidir.

4-Sırt düz bir duvar gibi yada tahta gibi düz durmalıdır.Kollar birbirine paralel ve aşağıya doğru sakin bir şekilde sarkmalıdır.
5-Konuşurken karnı içeri çekmek yada balon gibi şişirmek doğru değildir.Gövdenin dik duruşuna bağlı olarak nefes karından alınıp verilmelidir.

6-Bacaklar dik durmalı.Ayaklar arasındaki açıklık omuz genişliğinde olmalıdır.Bacakları kaydırmak,tek bacak üzerinde durmak konuşmayı olumsuz etkiler.Bütün bunları yaparken askerler gibi “hazırol” pozisyonunda durmayı kastetmiyoruz.Vücut dik ve rahat olmalıdır.

9-Otururken aynı ‘L’ harfi gibi dik oturulmalıdır.Öne kaymak,arkaya kaykılmak nefes alışverişini ve konuşmayı olumsuz etkiler.Ayaklar yere dik basmalıdır.Diz kapakları arasındaki açıklık omuz genişliğince olabilir.Yine otururken sağa sola eğilmek konuşmayı olumsuz etkiler.

Yukarda yazmış olduğumuz pozisyonları her zaman muhafaza etmek mümkün olmayabilir ama en azından konuşurken pozisyonumuzu ayarlamamız çok önemlidir.Yanlış pozisyonda konuşmak yalnızca kişiye zarar verir.

Yanlış Veya Eksik Nefes Almamızın Sebepleri Nelerdir?

Akciğerimiz göğüs kafesimizin içinde; kafes kemikleri, kalp ve karaciğer arasındadır. Göğüs kafes kemiğimizin bitiş hizasından omurga kemiği ne doğru uzanan ve mide-bağırsak sistemi ile göğüs kafesi içindeki sistemi ayıran "diyafram" zarı vardır. Bu zar esnektir ve aşağıya doğru gerilebilir.
Akciğerimizin sağ tarafında üç, sol tarafında iki lop vardır. Her iki tarafta bulunan loplardan biri sağ, diğeri sol alt tarafa uzanırlar ve üst loplardan daha büyüktürler. Üstteki lopların alabileceği oksijen hacmi alttaki lopların alabileceği hacme göre çok daha sınırlıdır. Ciğerimiz oksijenle dolduğunda alveol kesecikleri açılır, içerisi oksijenle dolar, kirli kan ile buluşan oksijen kana geçer ve kanda bulunan karbonmonoksit gazı karbondioksite dönüşerek nefes yoluyla dışarı atılır. Böylece kan temizlenir.

Ancak ciğerimizi göğsün üst kısmından doldurduğumuzda sadece sınırlı olan üst lopları kullanmış oluruz; yeterli miktarda kan yeterince temizlenememiş olur.

Bebeklere baktığınızda nefes alıp vermelerinin karın kısmında olduğunu görürsünüz. Oysa çoğumuz derin nefes alırken omuzlarımız yukarıya hareketlenir, göğüs kafeslerimiz yukarıya doğru kalkar. Bu görüntü diyaframdan nefes almadığımızın açık delilidir.

Bu durumda ciğerlerimizin diyafram yönünde oksijenle dolması imkansızlaşır ve alt loplar oksijenle dolamaz. Bu şekilde akciğer eksik oksijenle solumaya başlar.

Nefes Alma Şekilleri

Göğüs Nefesi:

Bu nefes şekline omuz nefesi diyenler de vardır, çünkü nefes alırken omuzlar kalkar, üst göğüs genişler. Diyafram aşağı inmez, hatta biraz yükseldiği için karın içeri girer. Bu tür omuz ve göğüs hareketleriyle alınan nefesle tabi ki vücuda oksijen girer ve yaşam devam eder ama konuşarak ve sahne üzerinde şarkıcı olarak mesleğini sürdürenler bu nefes şeklinden uzak durmaya çalışırlar. Bu nefesle ense ve boyun kasları negatif etkilendiği için kaslarda gerilim yaratır ve bu gerilim hançereyi etkiler. Ayrıca diyafram aşağıya inmediği için ciğerlere yeterince genişleme yeri açılamaz, ciğerlerin alt bölümünün nefes alma kapasitesi daralmış olur, gereken nefes alınamaz ve zorlama başlar.

Kaburga Nefesi:

Nefes alma sırasında kaburgaların her yöne genişlemesi söz konusudur. Karın içeri girer, diyafram aşağıya inemez ve tıpkı göğüs nefesinde olduğu gibi ciğerlerin alt bölümü fonksiyonunu tam gerçekleştiremez. Bazen kaburgaların genişlemesi sadece arkaya doğru olur. Her iki durumda da diyafram aşağı hareketini gerçekleştiremez. Bu nefeste göğüs ve boyun kaslarının gerilimi yorgunluğa neden olur.

Karın Nefesi:

Diyafram, hareket etmediği zaman göğüs kafesine doğru yuvarlak bir pozisyonda durur, nefes alınca harekete geçer, büzülür, yukarıdaki yuvarlaklık aşağıya doğru iner. Diyaframa yer açan karın dışarıya doğru genişler, kaburgaların alt tarafı yanlara açılımı daha rahat yapar, bu durumda göğüs kafesi genişlemesi de daha kolay olur. Nefes alırken dışarıya doğru genişleyen karın nefes verirken eski haline döner. Bu nefes göğsün üst bölümünü sıkıştırmaz.

Doğru Nefes: Karın-Kaburga Nefesi:

Bütün nefes kaslarının katılımıyla gerçekleşir, esas görev diyaframdadır. Nefes alınca diyafram büzülür ve aşağı iner, gevşek duran karın duvarı diyaframın aşağı inmesiyle dışarı doğru genişler. Genişleme bel etrafında görülür, son 5 kaburga kemiği genişlerken üst taraf ta da dolaylı olarak genişleme gerçekleşir, yani yana ve aşağı doğru genişleme, açılım olur. Bütün bu hareketler nefes odasının büyümesi, yani doğal olarak nefes için daha çok yer açılması demektir. Açılım yapan bölümler nefes verirken eski haline döner, diyafram gevşer, genişleyen ciğerler kendini toplarken alınan hava dışarı üflenir.
Önerdiğimiz, bu nefestir. Karın-kaburga nefes hareketlerini aynada izlediğiniz zaman şunları görürsünüz:

Nefes alırken
1- Karın dışarı çıkar. Diyafram aşağı inmiş, karnı dışarı itmiştir.
2-Göğüs ve bel genişler. Son 5 kaburga kemiği ile diğer kemikler de dolaylı olarak genişler.

Nefes verirken
1-Karın içeri girmeye başlar. Diyafram eski haline dönmüş, yukarı çıkmıştır.
2-Göğüs eski pozisyonunu alır.
Göğüs kafesi ve diyafram küçülme ve büyümeyi birbirlerine bağlı olarak gerçekleştirir: Kafes genişleyip ciğerlere hava dolarken diyafram büzülür, aşağı iner; kafes daralıp eski haline dönerken diyafram rahatlar, eski haline gelip yukarı çıkar.
Karın kaslarının genişleme ve toplanma hareketi ise nefes alıp verme sırasında aktif bir gerilim olmadan gerçekleşir.

Doğru Nefes Alma-Soluma Teknikleri

• Solunum, soluk alma ve soluk verme olmak üzere iki aşamadan oluşur. Soluk alma, akciğerlere havanın çekilmesidir. Konuşmada bu ilk aşamanın da büyük etkisi vardır.
• Soluğun, derin, sık, çabuk, düzenli, sinirlenmeden ve gürültüsüz alınmasına dikkat edilmelidir. Bunlara uyulmadığı zaman, konuşma düzeninde aksamalar olur. Böyle durumlarda konuşmacı kadar dinleyici de rahatsız olur.
• Bedensel bir özür ya da konuşmanın gerektirdiği özel durumlar dışında, soluk burundan alınmalıdır. Diyaframla ve göğüsle soluk alınabilir; ancak, göğsün üst bölümünden alınması durumunda konuşmacıda karın sıkışması, soluk kesilmesi, yorgunluk ve bunların sonucunda şaşkınlık, bocalama gibi başarısızlıklar görülür.
• Soluk verme, akciğerlere çekilen havanın boşalmasıdır. Birkaçı dışında diğer dillerde olduğu gibi Türkçe de, solunumun ikinci yani soluk verme aşamasında konuşulan bir dildir.
• Konuşurken soluk vermenin çok iyi ayarlanması, gülme, hayret gibi özel durumlar dışında, soluk alırken konuşmaktan sakınılması gerekir.
• Birden soluk verildiğinde, yoğunluk ve tıkanmalarla konuşma bozulur.
• Konuşurken soluk vermenin özel durumlara uydurulabilen ritmik bir düzeni olmalıdır. Böyle bir alışkanlık, konuşma pürüzlerini ortadan kaldırır.
• Solunumun sıklık ya da gürlük gibi özellikleri kişiye ve anlatılanın niteliğine bağlıdır. Bu nedenle herkes için belli sayılara bağlı uygulamalar, zorlama ve yetersizlikler yaratabilir.
• Kötü beslenmenin etkisiyle zaman içinde diyafram ile soluma yeteneğinizi kaybedersiniz. Hatalı soluma, konuşma akışınızı ve sesinizin yapısını olumsuz etkiler, erken yorulmaya neden olur.

Doğru soluma diyaframdan yapılmalı, nefesin verilmesinde gırtlak değil karın kasları kullanılmalıdır. Diyaframdan mükemmel soluma yapılamadığında ve nefes diyaframdan kontrol edilemediğinde sesin güzel çıkışı imkansızlaşır. Göğüs boşluğu nefes alırken aşağıya, dışarıya veya yukarıya hareket ettirilebilir. Diyafram ile soluma aşağıya doğrudur.Diyafram ile soluma yapıldığında ciğerlerin alt lopları etkili kullanılır ve ciğerlere en az % 50 daha fazla oksijen alınır. Kapasitenin altında oksijenle yapılan diğer solumalarda ses bozuk, kontrolsüz ve kesintili çıkar. Nefes kontrol edilemediğinde ses çok fazla hava harcar. Konuşmacının nefesi tıkanır. Konuşmada dengesiz duraklamalar, tutukluklar oluşur

Amaçlanan sonuçlara ulaşıncaya kadar ileride verilecek alıştırmaların sürdürülmesi gerekir. Bu alıştırmalar, göğüs boşluğunun oylumunu genişletmede; diyaframın hareketinde, akciğerlerin sağlıklı çalışmasında ve doğal olarak da rahat konuşmada yardımcı olmaktadırlar. Sabah, öğle, akşam ve yatmadan önce yapılacak bu hareketler, midenin boş olduğu saatlerde uygulanmalıdırlar. Sürekli ve günlük alışkanlıklardan biri durumuna getirilmelidir.

Bu çalışmalar, açık havada, değilse iyi havalandırılmış yerlerde (oda, sınıf, salon) gerçekleştirilmelidir.

Diyaframdan Soluma Diyaframı Kullanabilmek:

Nefes Alma Şeklinizi Kontrol

Bir divana sırtüstü uzanınız, gerilimden uzaklaşınız, rahatlayınız ve bu rahatlık içinde aldığınız nefese, nefes alırken vücudun nasıl çalıştığına dikkat etmeye başlayınız. Sakın nefesinizi yönlendirmeyiniz, bırakın vücut sanki siz uykudaymışsınız gibi nefes almayı sürdürsün.
1- Nefes alırken vücudun bel ile karın arasındaki bölümü yukarı doğru hareket etmektedir.
2- Nefes verirken bu bölüm aşağı iner.
3- Diğer bölümlerde, nefes alırken öncelikle göğüs kafesinde dolaylı bir genişleme olmakta; ama bunun dışında omuzlar, kollar, boyun vb. nefes alma hareketine katılmamaktadır.
4-Dikkat ederseniz elinizin bel civarında,göbeğin üstünde bir yerlerde olduğunu görürsünüz.
Görüldüğü gibi sırtüstü yatar durumda nefes alırken karın yükselmekte, nefes verirken inmekte ve bu hareket çok rahat, zorlamasız gerçekleşmektedir. Ayağa kalkınca bu durum bazen, hatta çoğu kez değişiklik göstermekte, birçok insan, yatarken olduğu gibi nefes almayı sürdürememektedir.
Hatalı beslenme yüzünden kaybettiğiniz diyafram ile soluma yeteneğinizi yeniden keşfedeceksiniz. Amacımız, akciğerlerinizi aşağıya doğru doldurarak nefes alabilmek, tersine bir hareketle karnı içeri çekmemektir. Nefes alınırken karın dışarıya itilir, verirken içeriye ekilir.
Evet, özellikle göğüs nefesi kullanmaya alışkın olanlar diyafram nefesini uygulamakta zorluk çekerler ve bunu fark edince şaşkınlığa düşerler. Güzel ve sabırlı bir çalışmayla kaslar denetim altına alınabilir.

Egzersiz-1: Kendi Kendinize Nefes Kaslarını Denetim Altına Alma

Diyaframdan doğru soluma, akciğerinizin alt loplarını etkin şekilde kullanarak kaburga kemiklerinin alt hizasından dışarıya itilecek şekilde nefes alabilme çalışmasıyla başlar.
Aşağıda belirtilen kurallar dahilinde alışkanlık kazanıncaya kadar 2 hafta boyunca çalışma yapınız. Başarılı olabilmek için her yemekte midenizin 1/3'ünü ,boş bırakınız.
Rahat olarak, sırtüstü uzanıp nefes alındığı zaman karın bölgesi kendiliğinden yukarı doğru hareket eder, genişler; nefes verirken aşağıya iner. Bunu gerçekleştirmeye çalışınız.
1. Düz bir zeminde sırt üstü uzanınız.
2. Hızlı ve kısa aralıklarla sadece ağzınızdan soluyunuz.
• Nefes alırken göğüs kafesinin bittiği yerden, karından gözlemlenen bir hareket var mı? Eğer varsa bu şekilde nefes almaya devam ediniz.
• Eğer hareket gözlemiyorsanız; ellerinizle göğüs kafesinizin üzerine bastırın veya çevrenizden yardım isteyerek, onlara göğüs kafesinize bastırmalarını isteyiniz.
• Solumayı göğsünüzün alt kısmına doğru yapınız. Böylece diyaframa yakın bölgeleri çalıştırmış olacaksınız. Mide bölgenizin kalkıp indiğini göreceksiniz.
-Bu çalışmayı günde asgari iki defa 10-15 dakika yapınız ve bunu 15-20 gün sürdürünüz.
Ayrıca, dış mekanlarda, açık havada, yemeklerden önce, sabah, öğle, akşam; çeşitli fırsatlarda, diyaframdan ve göğüs boşluğundan uzun ve derin soluk alarak, göğüs kafesinizi olabildiğince genişletip soluğunuzu bırakınız.

Diyaframdan nefes almayı başaramadıysanız, yeni bir yol.

1. Sırt üstü düz uzanmış durumdasınız.
2. Nefesinizi tutunuz. Bu halde karnınızı içeri çekiniz ve dışarı itiniz. Nefes almadan bunu gerçekleştirebiliyor musunuz?
3. Cevabınız "evet" ise nefes alırken karnınızı dışarı itiniz, verirken içeri çekiniz.
4. Cevabınız "hayır" ise egzersiz: 2'ye geçiniz.
Doğru nefes alma biçimimizin otomatikleşmesi gerekir. Yukarıdaki şekilde 15-20 gün egzersiz yapıldığında bu solunum, alışkanlık haline gelecek ve otomatikleşecektir. Mevcut nefes alış miktarınızın birkaç kat arttığını göreceksiniz.

Egzersiz-2: Kronik Durumlarda Uygulanacak Egzersiz

1- Yatarak doğal nefesinizin işleyişini iyice anlayınız.
2- Ayağa kalkınız, çok büyük göbeğiniz varmış gibi düşünüp karın kasınızı kullanarak içeri çekiniz.
3- İçeri çektiğiniz göbeği bırakınız. Göbeği içeri çekme ve bırakma işlemini birkaç kez yineleyiniz. Göbeğin yaklaşık 4 parmak altında yer alan kasların çalıştığını hissettiniz mi?
4- Hatırlayınız, yattığınız yerde nefes verirken karın içeri giriyordu. Şimdi içinizdeki nefesi (nefes almaya gerek yok, o kadar nefes içinizde vardır) karın kaslarınızla itip "hıh" diyerek dışarı veriniz. Nefesi ağızdan dışarı üflerken karın kasları içeri girme hareketi yapmalı, dışarı çıkmamalıdır, bu ters bir hareket olur.
Karın içeri girip nefesi dışarı yollarken, yani "hıh" diye nefesi dışarı verirken göğsün genişlediği görülür, bu doğru harekettir.
"Hıh" dedikten sonra özel olarak nefes almayınız, karnınızı serbest bırakınız; nefesin sanki karın bölgesine doğru, içeri aktığını göreceksiniz.
Hıh - Nefes - Hıh - Nefes - Hıh - Nefes .....
Doğru yapıp yapmadığınızı kontrol ediniz, "hıh" diye nefes verme hareketini yineleyiniz, yatarken yaptığınız nefes işleyişini ayaktayken de doğru uyguladığınızdan emin olunuz.
5- Bu çalışmayı "hıh" yerine "füff" ve "ssst" ile de yapınız.
Ssst - Nefes - Ssst - Nefes - Ssst - Nefes
Füff - Nefes - Füff - Nefes - Füff - Nefes
Nefesleri çok uzun almaya çalışmayınız, vücudun aldığı kısa nefes yeterlidir. Acele etmeyiniz, her seferinde dinleniniz. Sabırsızlık gösterip bir an önce anladığınızı uygulamak isteyebilirsiniz, ama biliniz ki kas yavaş yavaş alışır, zorlama yapmamalıdır. Aşırı zorlamada kaslar tepki verir, sonuç alınamaz.
6- Yukarıdaki çalışmayı rahatlıkla yapabildiyseniz egzersizi geliştiriniz:
Ssst - Nefes - Ssst - Nefes - Ssssssst - Nefes ...
Yani iki kısa bir uzun Ssst Ssst'lerden sonra karın serbest bırakılınca dışarı doğru çıkarken nefes de içeri akacak, ciğerlere hava girecek, vücut kendiliğinden zorlanmadan nefes alacaktır. Böylece diyafram nefesi uygulanmış olacaktır.
Bütün bunları yaparken rahat olunuz, sadece çalışması gereken kaslar üzerinde yoğunlaşınız, onlar çalışırken vücudunuzun diğer bölgelerini rahat bırakınız.

Egzersiz-3: Derin Soluma Şan Nefesi-Derin Nefes Alma çalışması

• Diyafram nefesi ile birlikte derin soluk almaya devam ettikçe akciğerlerin kapasitesi artacak ve daha fazla havanın kullanılması mümkün olacaktır.
• Nefesinizi alış, tutuş ve veriş zamanınız 1-4-2 formülüne uygun olacak. Yani nefesinizi 2 saniyede almışsanız 8 saniye içinizde tutacak ve 4 saniyede vereceksiniz.
1-Burnunuzdan derin nefes alınız.
2-Nefes aldığınızda akciğerlerinizi zorlayınız, son haddine kadar alınız ve tutunuz.
3-Nefesinizi ağzınızdan yavaş yavaş, son haddine kadar veriniz. Midenizin adeta sırtınıza yapıştığını hissedinceye kadar nefesinizi boşaltınız.
• Bu çalışmayı her sabah erkenden ve akşam saatlerinde 10'ar defa tekrarlayınız.
• Çalışmayı 15-20 gün süre ile her gün yapınız. Başlangıçta ciğerleriniz ideal miktarda genişlemez. Çünkü, ciğerlerimiz birer balon gibi değildir. Aldığımız hava gırtlaktan dip broşlara gidinceye kadar belirli bir süre geçmelidir. Uzun süredir diyafram nefesi almıyorsanız ciğerlerinizdeki broşların aktivitelerinin azalması söz konusudur. Bu çalışmaya devam ettikçe her defasında kapasitenizin arttığını göreceksiniz.
DiKKAT:
Bir anda alınan fazla oksijen, oksijen krizine yol açabilir. Bu sebeple, bu alıştırmaya başladığınızda 3-5 tekrardan sonra baş dönmesi hissedebilirsiniz. Başınız dönmeye başlayınca ara veriniz, bir süre sonra tekrar deneyiniz. Sebebi, bu zamana kadar yetersiz oksijen ile yaşama alışkanlığınızdır. Rahat olunuz, alışacaksınız.

Soluğu Diyaframda Tutma

Eğitim almamış olanların çoğu, derin nefesi gırtlaklarını sıkarak tutmaktadırlar. Gırtlak tamamen açık ve gevşek olduğu halde karın kaslarınızın yardımıyla havayı içeride tutabilmelisiniz. Eğer gırtlağı sıkarak havayı tutarsanız gırtlak çabuk yorulur, ses bozulur, nefes hemen boşalır ve yetersiz kalır. Bu durum, konuşmacının sık sık nefes alarak konuşma ahengini bozmasına, düşüncelerinin kopmasına, performansının düşmesine ve çabuk yorulmasına sebep olur. Bu konuda yapacaklarınız aşağıda detaylandırılmıştır.

Egzersiz-4: Diyaframda Soluk Tutma

Derin nefes alınız. Nefesinizi ciğerlerinizde tutunuz. Bu şekilde beklerken gırtlağınızın gevşek ve açık olmasını sağlayınız. Öylece dayanabildiğiniz kadar bekleyiniz.
1-Derin nefes alınız ve gırtlağınızı açık tutunuz. Kısa ve kesik soluma yapınız. Akciğerleriniz dolu iken sık sık çok az miktarda nefes alıp veriniz. Bunu yaparken karın bölgenizdeki hareketlenmeyi fark ediniz.
2-Derin soluk alınız. Yavaş yavaş bırakırken /a/ sesini çıkarınız. Sesin şiddetini gittikçe artan ve gittikçe azalan biçimde değiştirerek alıştırmayı tekrarlayınız. Alıştırmayı başka ünlüler için de (a,e,ı,i,o,ö,u,ü) deneyiniz.
2-Derin soluk alınız. Soluk verirken ah, oh, uh gibi hecelerden birini uzun sürede ve düzenli olarak fısıltı halinde çıkarınız. ah - ah - ah - ah - ah - ah - ah - ah - ah
Aynı heceyi, aynı biçimde ve sesli olarak çıkarınız.
Sonra aynı heceyi, soluk verirken eşit aralıklarla kesik kesik fısıldayınız. Yine aynı biçimde kesik ve sesli olarak çıkarınız.
Alıştırmaları başka hecelere de uygulayınız.
4-Derin nefes alınız, parmağınızı dudaklarınıza çok yakın tutunuz ve hafifçe üfler gibi yapınız. Çıkan havanın oluşturduğu hafif ısıyı hissediniz.
Havanın mümkün olduğu kadar yavaş çıkmasına ve bu arada gırtlağınızın iyice gevşek olmasına dikkat ediniz.
Aynı çalışmayı mum ateşi önünde yapabilirsiniz. Dudaklarınıza yakın tuttuğunuz
mum ateşine hafifçe üflüyor ve mumu söndürmüyorsanız başarılısınız. Başaramadığınız takdirde pes etmek yok, başarıncaya kadar devam ediniz.
5-Derin nefes alınız ve "pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa-pa ... sesini düşük sesle ve az hava harcayarak mümkün olduğu kadar uzun süre tekrar ediniz. Her denemenizde geçen süreyi arttırmaya çalışınız.
Şimdi aynı çalışmayı yüksek sesle yapınız.
6-Derin soluk alınız. Soluğu verirken eşit aralıklarla ba-pa-da-ta-ga-ka-ba-pa-da-ta-ga-ka-ba-pa-da-ta-ga-ka heceleri çıkarınız.Sonra aynı heceleri ikişer ikişer ve bir soluk verişte çıkarınız. ba-ba-pa-pa-da-da- ta-ta-ga-ga-ka-ka .
Heceleri üçer üçer, dörder dörder olacak biçimde gittikçe arttırarak uygulamayı sürdürünüz. ba-ba-ba-pa-pa-pa-da-da-da-ta-ta- ta-ga-ga- ga-ka-ka-ka .
7-Yukarıdaki çalışmayı kalın, orta ve ince sesinizle ayrı ayrı yapınız.

Soluğu Tasarruflu Kullanma

Konuşmaya başladığımızda hava bir çırpıda boşalıp bitmemelidir. Aynı havayı kullanarak daha fazla ses çıkarma egzersizi yapmamız gerekiyor. Üzerinde en fazla duracağınız çalışma, nefesi tasarruflu kullanma çalışmasıdır. Bu durum aynen az benzin yakan randımanı yüksek otomobil motorlarına benzer. Ekonomi ve performans doğru orantılıdır. Siz de en az solukla en uzun konuşmayı yapmalısınız.

Egzersiz-5: Tasarruflu Soluma


1-Farklı şekillerde; derin, sık, çabuk, düzenli, gerilmeden, gürültüsüz nefes alıp veriniz.
2-(f) ünsüzü ile aşağıdaki şekillerde soluk veriniz.

Ateşi üfler gibi - Hayretle - Korkarak - Havlar gibi

3- (s) ünsüzü ile soluğunuzu aşağıdaki şekillerde güçlü ve zayıf boşaltınız.

Devamlı – sssssssssssssssssssssssssssssssssss…

Kesintili -sss-sss-sss-sss-sss-sss-sss-sss-sss-sss…

Yüksek ve alçak şekilde (küçük s harfleri alçak, büyük harfler yüksek).
- sss-SSS-sss-SSS-sss-SSS-sss-SSS-sss-SSS…
- SSS-sss-SSS-sss-SSS-sss-SSS-sss-SSS-sss…
-s-S-s-S-s-S-s-S-s-S-s-S-s-S-s-S-s-S-s-S-s-S…
-SSSsss-SSSsss-SSSsss-SSSsss-SSSsss ...

4-(p,b,d,t,g,k) harflerini az soluk harcayarak tekrar ediniz. pe-pe-pe-be-be-be-de-de-de- te- te- te-ge-ge-ge-ke-ke-ke ..
5-Bir solukta ve bütün gücünüz ile "Hop" hecesini,
bağırarak tekrarlayınız.
Hop- Hop-Hop-Hop-Hop-Hop- Hop- Hop-Hop-Hop-Hop
6-Aşağıdaki tekerlemeleri derin soluk aldıktan sonra bir soluk verişte, ağır ağır söyleyiniz:
Bir berber bir berbere bire berber beri gel diye bağırmış.
Paşanın papağanı paparasını pepeme peykerin peştemalına püskürdü.
Dırdır dırdır dırlanan deli kız daldan dala takılarak dün de dırlandı.

Tarlada taş toplayarak tıkanan tembel taşçı tarhana tenceresini tekmeledi. Galiba gırgırcı galibin gıdası gravyerle gaskonya galetasıymış. Kara yağız kahraman kirli kalpakla kelepçeyi karşı kanepeye koydu.

Bu uygulamaları günde en az iki defa 10-15 dakika kadar olmak üzere 15-20 gün yapınız. Çalışmaya ilk başladığınız günlerde yorulduğunuzda ara verip dinlenerek tekrar çalışınız.

Profesyonel Amaçlı Soluk-Nefes Egzersizleri

Aşağıdaki alıştırmaların her biri ya da birkaçı, günün uygun zamanlarında 5-10 dakikalık süreler içinde uygulanabilir. Ancak, yorgunluk duyulduğunda bırakılmalıdırlar. Çalışmalar sürdükçe süre uzatılabilir, alıştırmalar çeşitlendirilebilir. Kaynaklarda değişik alıştırma örneklerine rastlanabilir. Başka alıştırmalardan yararlanılabilir. Bu tür alıştırmaları, solunum ve konuşma uyumunu sağlayanlarla pekiştirmek gerekir.
Uygulama 1
• Sessizce ve normalden ağır olarak havayı bırakınız.
• Aynı biçimde hızlı soluk alıp hızlı veriniz.
• Birkaç dakikalık dinlenmelerle 50-60 kez yineleyiniz.
Uygulama 2
• Hazır ol duruşuna geçiniz.
• Soluk alırken ayakların ucuna basıp yükseliniz.
• Birkaç saniye böyle bekleyiniz.
• Topuklara basarak birden soluğu sessizce bırakınız.
Uygulama 3
• Hazır ol duruşuna geçiniz.
• Soluk alırken, kolları düz ve avuçlar birbirine paralel olarak öne ve yukarı kaldırınız.
• Omuz hizasına indirirken soluk vermeye başlayınız.
• Öne doğru getirip hazır ol duruşuna dönünceye kadar soluk vermeyi tamamlayınız.
Uygulama 4
• Hazır ol duruşuna geçiniz. Kolları yavaş yavaş omuz hizasına doğru kaldırınız.
• Dirsekleri kıvırarak ellerinizi göğüs hizasında uç uca getiriniz.
• Kollan yavaş yavaş açarken soluk alınız. 8-10 saniye kadar bekleyiniz.
• Kolları başın yanlarından yukarı kaldırınız.
• Paralelliği bozmadan ve avuçlar birbirine bakacak biçimde ayak uçlarında yükselerek yine 8-10 saniyelik sürede soluğu bırakınız.
• Durumunuzu bozmadan gövdenizi belden bükünüz.
• Doğrulurken derin soluk alınız.
• Tamamen kalkınca, dudak aralığından soluğu veriniz.
• Yeniden gövdenizi büküp doğrulurken soluk alınız ve kalkınca soluğu veriniz.
• Hareketleri tamamlayınca yarım dakika dinleniniz ve yeniden 3 kez yineleyiniz.
• Sabah, öğle, akşam ve yatmadan önce, karnın iyice boş olduğu saatlerde hareketleri sürdürünüz.
Uygulama 5
• Sırt üstü yatınız.
• Omuzların hizasına bir yastık yerleştiriniz.
• Ellerinizi ensede birleştirip yavaş yavaş soluk alınız.
• Tamamlanınca birkaç saniye bekleyip." sonra yavaş yavaş soluğunuzu bırakınız.
Uygulama 6
• Sırt üstü yatınız.
• Elleri yandan, başı dik, bacakları gergin tutunuz.
• Ayaklarınızı kaldırmayacak bir yere sokunuz.
• Soluk alırken el desteği olmaksızın vücudu kaldırıp oturunuz.
• Soluğu verirken yavaş yavaş ilk durumdaki gibi yatınız.
Uygulama 7
• Sırt üstü yatınız.
• Soluk alırken sağ ayağı yavaş yavaş dikleştiriniz.
• Soluk verirken yavaş yavaş indiriniz.
• Aynı hareketi sol ayağınızla yapınız.
• Sonra iki ayağınızla uygulayınız.
Uygulama 8
• Sırt üstü yatınız.
• Elleri yukarı kaldırınız.
• Soluk alırken yana doğru haç biçiminde getirirken bacağın birini kaldırınız.
• Soluk verirken elleri yana doğru getirip bacağı ağır ağır indiriniz.
• Hareketleri öteki bacağınızla yineleyiniz.
Uygulama 9
• Uygun bir sandalyeye oturunuz.
• Soluğunuzu iyice boşaltınız.
• Parmaklarınızla karın boşluğunu ve kaburga kemiklerini bastırarak derin bir soluk alınız.
• Birkaç saniye sonra, kaburga kemikleri ve karın boşluğunun içe ve yukarıya hareketiyle soluğunuzu yavaş ve düzenli olarak bırakınız.
• Alıştırmayı en az 20 kez yineleyiniz.
• Aynı hareketleri ellerinizi kullanmadan yapabilirsiniz

Kekemelikte stresle başa çıkmada gevşeme teknikleri

Kekelemek başlı başına bir stres kaynağıdır. Günlük en çok stres yaşayan kişilerden biri de kekemelerdir. Kişi kekelerken her zaman gergindir. Kekelemeyi artıran sebeplerden biri bu gerginliktir. Kitabın başka yerlerinde de gevşeme egzersizlerinden bahsetmiştim. Burada gevşeme egzersizini biraz daha detaylı irdeleyelim.
Stresin binlerce tanımı yapılabilir. Stres organizmanın bedensel ve ruhsal sınırlarının zorlanması ve tehdit edilmesiyle ortaya çıkan bir durumdur.
Aynı toplum içinde, eski ve yeni arasındaki farklar, kültürel çatışmalara ve karşıt kültürlerin oluşmasına yol açmaktadır.
Bu değişme ve gelişmelerle birlikte yaşamımızda da çeşitli değişiklikler olmakta ve bu değişiklikler bireyler üzerinde değişik derecelerde strese yol açmaktadır. Bir yakının ölümü, boşanma, ayrı yaşama, evlenememe, işsizlik, emekliye ayrılma, hamilelik kalma, cinsel sorunlar, ekonomik sıkıntılar, ailevi sorunlar, okul sorunları,ev taşıma, kaza, yaşamda gerçekçi amaçların seçilmemesi, birbiriyle çelişen amaçların seçilmesi, amaca ulaşmak için bireyin kendini aşırı zorlaması, hoşgörülü olamama, 'hayır' diyememe,iş kolik olma, işte bir öncelik sırası oluşturmama çeşitli derecede strese neden olmaktadır.
Stres altındaki birey, strese karşı bazı tepkiler gösterir. Bu tepkilere çabaya yönelik tepkiler, savunmaya yönelik tepkiler denilir. Çabaya yönelik tepkilerin amacı stresle başa çıkmaktır. Bu tepkiler genellikle atılım, çekilme ya da uzlaşma biçimlerinde geliştirilir. Savunmaya yönelik tepkilerin amacı ise, psikolojik dağılmayı önlemektir. Bu tepkiler, stres yaratan kaynağı yineleyerek anlatma biçiminde ortaya çıkan onarma mekanizmaları, ayrıca ego savunma mekanizmaları biçiminde görülür.
Stres tepkisi, “Genel uyum belirtisi” olarak da bilinir. Genel uyum belirtisinin üç basamağı vardır: a) alarm dönemi, b) direnç dönemi, c) tükenme dönemi. Alarm dönemi, organizmanın dış uyaranı stres olarak algıladığı durumdur. Direnç dönemi ise stres verici koşullara karşın uyuma elverişli bir durumdur. Bu dönemde vücudun direnci normalin üzerindedir. Bu direnç devam ettikçe bedenin savunması zayıflar. Sonunda bedensel tükenme dönemi başlar ve ölüm meydana gelebilir .
Stres altındaki birey bazı duygular yaşar. Bireyin engellenmeye karşı geliştirdiği duygu kızgınlıktır. Kızgınlık duygusu genellikle bireyi atılım yapmaya ya da saldırgan davranışlara yöneltir. Eğer birey, sıklıkla engellenmelerle karşılaşırsa, kızgınlık duygusu düşmanlık duygusuna dönüşebilir. Kızgınlık ve düşmanlık duyguları yönetilmesi en güç duygulardır. Ayrıca, stres altındaki birey yetersizlik, güvensizlik, değersizlik ve terkedilmişlik duyguları da yaşayabilir. Bu duygulara eşlik eden bazı düşünce ve davranışlar, örneğin: Karar vermede güçlük, alışılmış davranış biçimlerinde önemli değişiklik, en iyi olanı değil; garanti olanı seçmek; sigara, içki içme eğiliminin artması; sık sık hayal kurma, düşünceye dalma, kişisel hata ve başarısızlıklarını sürekli düşünme; cinsel yaşamda düşüncesiz davranışlar, alışılmıştan daha fazla titiz çalışma, konuşma ve yazıda belirsizlik ve kopukluk, önemsiz konularda aşırı endişelenme veya tam tersine gerçek problemler karşısında ilgisizlik ve kayıtsızlık; sağlığa aşırı ilgi, uyku bozukluğu, ölüm ve intihar düşüncelerinin sık sık tekrarlanması görülebilir.
Çeşitli stres yönetme stratejilerinin etkililiği üzerine yapılan bir çok araştırmada, uzmanlar bu tür tekniklerin deneklerin stres düzeylerini düşürdüğünü belirtmektedirler.

-Migrenli hastalarda stresle başa çıkma eğitimi ve gevşeme tekniklerinin etkili olduğunu,
-Kalp hastalarına gevşeme tekniklerinin uygulanması sonucu hastaların gerginlik ve kızgınlık durumlarının azaldığı;
-Müzik destekli gevşeme eğitiminin anksiyete, depresyon ve stres düzeyinin düşürülmesinde etkili olduğunu,
-10 hiperaktif çocuktan 8'inde kasların gevşemesi, gerginlik ve stres düzeylerinin azalması bakımından gevşeme tekniklerinin etkili olduğunu,
-İleri hipertansiyonun iyileştirilmesinde gevşeme tekniklerinin etkililiği,
-Bio feed-back destekli gevşeme eğitimlerinin çeşitli baş ağrılarının iyileştirilmesinde etkili olduğu,
-Zihinsel engelli bireylerin yıkıcı davranışlarının azaltılmasında;
-Uyku bozukluğu olanların daha rahat uykuya dalmalarında gevşeme tekniklerinin etkili olduğunu uzmanlar belirtmektedirler.
-Diabetik ülserin iyileştirilmesinde;
-Akciğer rahatsızlığı olan hastaların anksiyete düzeylerini azaltmada, nefes alış ve verişinde rahatlamada;
-Agorafobik hastaların korkularının azaltılmasında;
-Bağışıklık sistemindeki antikorların arttırılmasında gevşeme tekniklerinin önemli katkılar sağladığını yine uzmanlar göstermişlerdir.
Relaxation' sözcüğü, dinlenme, rahatlama, gevşeme, istirahat etme anlamına gelmektedir.
Amerikalı Dr. E. Jacobson, 1920'lerde ilk defa bedende aynı zamanda hem gerginliğin, hem gevşemenin, beden kimyasının birlikte olamayacağını keşfetmiştir. Yani insan stresi yaşıyorsa, strese ait beden kimyası, gevşemiş durumu yaşıyorsa ona ait beden kimyası mevcuttur.
"Relaxation" kelimesinin karşılığı olarak "kas gevşetme" "dinlenme", "kas dinlendirme" diyenler olabilmektedir.
Gevşeme giriminde, önce doğru nefes almayı öğrenmek gerekir. İyi nefes ağır, derin ve sessiz olandır. Ciğerlerimiz sadece nefes almak için değil; duygusal olarak kendimizi anlatmanın da bir yoludur. Stresin yoğunluğu arttıkça kişi nefes nefese kalır. Normalde dakikada 16 nefes alınırken, stres altında bu sayı 20'ye çıkabilir. Nefes alış verişi sıklaşınca göğüs ağrısı, çarpıntılar, kalp atışları, sık bayılmalar, baş dönmesi, hafıza bozuklukları, dikkatsizlik, endişe ve paniğe benzer semptomlar görülebilir. Bütün bunlar için yavaşça, sakin ve derinden nefes almaya çalışılmalıdır.
-Nefes üçe kadar sayılarak alınmalı, on ikiye kadar sayarak tutulmalı ve nefes verme altıya kadar sayarak tamamlanmalıdır. Her sayı bir saniyeye karşılık olarak düşünülebilir.
-Gevşeyip dinlenebilmek için kollar bacaklara değecek şekilde, baş ve vücut öne eğik olarak rahat oturunuz. Mümkünse bacak bacak üstüne atmayınız. Bu pozisyonu aldıktan sonra şunları yapınız:
Kendi kendinize "nefes al" deyiniz ve nefes alınız. Nefesi vermeden önce "gevşe" deyiniz ve nefesinizi veriniz. Nefes alıp verme hareketinizi bu sözcüklere bağlamayı öğreniniz. Bunu her gevşeme eğitiminden önce iki-üç kere yapınız.
Daha sonra vücudunuzu gözden geçirerek gergin olan kaslarınızı fark etmeye çalışınız ve mümkün olduğu kadar gevşetiniz. Özellikle, eller, çene, ense, dil, yüz ve alın kaslarınızı gevşetmeye çalışınız. Gevşetemediğinizi hissederseniz, bu kaslarınızı ayrı ayrı önce geriniz sonra da gevşek bırakınız.
Büyük kas grupları ikiye ayrılır ve şu sıraya göre çalışılabilir:
Birinci aşama: Eller, kollar, yüz, boyun, omuz kasları.
İkinci aşama: Sırt, göğüs, karın, nefes alma, kalçalar, bacaklar ve ayaklarla ilgili kaslar.
Bu kaslarınızı sırasıyla geriniz. Gerginliği 5 saniye kadar devam ettiriniz. Her kası iki kere gerebilirsiniz. İki germe arasından 10-15 saniye kadar bir süre geçmelidir. Bütün kaslarınızı bir sıra içinde önce geriniz, sonra gevşetiniz.

Bu kas germe ve gevşetme hareketlerini yaparken gözlerinizi kapatabilirsiniz. Ellerinizin, ayaklarınızın ve tüm vücudunuzun rahat ve sıcak olduğunu kendi kendinize telkin ediniz. Ayrıca kendinizi okyanus kıyısında bir kumsalda, güneş altında hayal ediniz. Sahile çarpan pırıl pırıl dalgaları ve martı seslerini düşününüz. Martıların ve dalgaların seslerini duymaya çalışınız. Ya da bir kırda olduğunuzu, rengarenk çiçekleri ve çeşitli kuşların seslerini, böceklerin seslerini ve hareketlerini hayal ediniz. Veya hayalinizde uçsuz bucaksız bir denizi seyrediniz, ya da göldeki balıklan izleyiniz. Kendinizi bunlardan biri üzerine konsantre ediniz. Bir yandan da kaslarınızı önce geriniz, sonra gevşetiniz.
Bu gevşeme uygulamasını sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa yapınız.

Gevşeme becerisi kazanmak, diğer becerileri kazanmada olduğu gibi uygulama yapmayı; bu beceriyi unutmamak için de uygulamayı sürdürmeyi gerektirir.
Gevşeme uygulamalarına ilişkin birkaç nokta
1. Gevşeme bir beceri işidir ve bu beceriyi öğrenmek gerekir.
2. Gevşeme alıştırmaları doğrudan duyuları uyarır. Gevşeme alıştırmaları kasların gevşemesine ve bunu hissetmeye yardım eder. Bu nedenle uygulama sırasında her türlü sıkı giyecek, ayakkabı, kravat, kemer gibi şeylerin çıkartılması gerekir.
3. Gevşeme alıştırmaları; birkaç haftada gerginliği azaltır ve kendini kontrol etmeyi öğrenmeye yardım eder.
4. Gevşeme uygulamalar yatarak veya bir koltukta yapılabilir. Ancak oturarak yapmak ve ayak ayak üstüne atmamak tercih edilir.
5. Gevşeme uygulamaları, sürekli ve düzenli olarak; sabah ve akşam olmak üzere günde iki kere yapılmalıdır.
6. Gevşeme uygulamalarını birey evde kendi kendisine yapabilir ve gerekirse yazılı metin ve kasetlerden yararlanabilir.

TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

19. yüzyılın başından itibaren kekemelik tedavisiyle ilgili uğraşların arttığı görülmektedir. Bu tedavi yaklaşımlarının çoğunun temelinde telkin, gevşeme ve dikkati kaydırma tekniklerinin olduğu bilinmektedir. Kekemelerin telkine yatkın olmaları nedeniyle hipnozdan yararlandıkları görülmüştür. Ancak hipnotik seansın ardından sağlanan akıcılığın kalıcı olmaması nedeniyle bu yöntemin geçerliliğinin olmadığı anlaşılmıştır .
19. yüzyılda kullanılan yöntemlerden biride gevşemedir. Gevşeme sağlandığında, konuşma kaslarında da gerginlik olmayacağı için kekemeliğin ortadan kalkacağı düşünülmüştür. Günümüzde de bir çok tedavi programında gevşeme egzersizlerinin kullanıldığı, ancak tek başına akıcılığı sağlamada yetersiz olduğu görülmüştür.
Bir diğer tedavi yaklaşımı olan dikkati kaydırma yöntemi ise, blok durumunda kekeleyen kişinin dikkati başka bir yöne çekilmesinin kekelemeliği ortadan kaldıracağı düşüncesi üzerine temellenmiştir. Mırıldanarak konuşmak, bazı heceleri vurgulamak,ilk heceyi uzatmak, yabancı bir aksanla ya da eliyle ritm tutarak konuşmak gibi yöntemlerle akıcılık sağlanmakta ancak konuşmanın doğallığını ve spontanlığını bozduğu gerekçesiyle günümüzde pek kullanılmamaktadır.
Bu yöntemlerin sınırlılıklarına karşın yirminci yüzyılın başlarına dek kullanıldığı ve pek çok kekemenin bunlardan yararlandığı görülmüştür. Ancak yirminci yüzyılın başlarında bu yöntemlere tepki olarak iki farklı görüşün ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu tepkilerden biri, psikanalitik görüşün kekemeliği nevrotik bir semptom olarak ele almasıdır. Diğer tepki ise öğrenme kuramı çerçevesinde gelişen Iowa Okulu'ndan gelmiştir. Psikanaliz, sonraki yıllarda etkisini kaybetmiş, Iowa Okulu terapisi ise gelişerek kekemelik tedavisinde önemli gelişmelere öncülük etmiştir.
Bu bölümde bilinen ve genellikle kullanılan tedavi yaklaşımları anlatılacaktır. Ancak daha önce kekemeliğin tedavisi ile ilgili görüşlere yer verilecektir.
Kekemeliğin, kalıtımsal, fizyolojik ve psikolojik faktörlerin rol oynadığı ve öğrenmeyle pekişen bir bozukluk olması nedeniyle tedavisiyle ilgili araştırmalarda kekemeliğin tamamen ortadan kaldırılamadığı görülmüştür. Literatürdeki çok sayıda başarılı terapiden ve iyileşmeden söz edilse de Nadoleczny (1928) kekemelerin sadece üçte birinde ilerleme kaydedildiğini, Bluemel (1957) ise gerçek başarının yüzde iki oranında olduğunu belirtmiştir. Hanicke ve Leben (1964), kekemeliğin kronik bir nevroza benzediğini ve bir miktar düzelme görülse de rölapsa eğiliminin devam ettiğini ileri sürmüşlerdir.
Beşbin kekeme ile çalışmış olan, Iowa Okulu'nun önemli isimlerinden Bryngelson (1938), konuşmada akıcılık sağlansa bile korku, kaçınma ve duyarlılık gibi belirtilerin ortadan kaldırılamayacağını savunarak tam bir iyileşmenin mümkün olmadığını belirtmiştir. Van Riper (1973) da kekemeliği tümüyle ortadan kaldırmanın tedavilerle mümkün olmadığını ve terapilerin kekemelerde bir miktar akıcılık sağlayabileceğini ancak kekeme kişilerin "normal" bir konuşmacı olamayacaklarını belirtmiştir.
Cheasman (1987), farklı tedavi yaklaşımlarını değerlendirmiş ve çoğu tedavi programının bazı ortak amaçları olduğunu belirtmiştir. Yaptığı değerlendirmeler sonucunda, tedavi yaklaşımlarında temel amacın "iyileştirme" değil kontrol sağlamak olduğunu ileri sürmüştür. Tedavilerin çoğunda, kişiye içgörü kazandırmak, sorumluluk vermek gibi ana ilkeler ışığında akıcılığın arttırılmasının, kaygı ve sıkıntının azaltılmasının hedeflendiğini belirtmektedir. Ayrıca Cheasman, terapistlerin çoğunun, kekemenin kişilik yapısı, motivasyonu, sorununa yaklaşımı gibi tutumlarla ilgili faktörleri ve kişinin kekemeliğinin şiddeti, dilsel özellikleri gibi bozukluğa ilişkin faktörleri bir arada ele alarak tedaviyi çok boyutlu bir biçimde yürüttüklerini belirtmektedir.
Özetle, farklı eğilim ve tekniklere karşın, belli başlı hemen her terapide kekemeliğin azaltılması ile birlikte, değişen oranlarda tutumlarla ve duygularla ilgili çalışıldığı görülmüştür.
Kekemelik tedavisinde önemli bir konu da, hedeflenen konuşma düzeyinin gerçekçiliğidir. Tedavi sonucunda spontan veya kontrollü akıcılık ve kabul edilebilir kekemelik sağlanabilir. İnceer (1992), ileri düzeyde kekeleyen kişiler için gerçekçi olanın hem kontrollü akıcılığı sağlamak, hem de kabul edilir düzeyde kekemelik ile başa çıkma kapasitelerini arttırmak olduğunu, orta düzeyde kekeleyen kişi için amacın spontan akıcılık olsa da kontrollü akıcılığın daha gerçekçi bir amaç olduğunu ve kekelemeye yeni başlayan kişiden spontan akıcılığın beklenebileceğini belirtmektedir.

Aşağıda, 20.yüzyılın başlarından bu yana uygulanan tedavi yaklaşımı ve yöntemlerinden bahsedilecektir..

Iowa Okulu Terapisi

Iowa Okulu kekemeliğe ve tedavisine yeni bir anlayış getirerek, bir çok tedavi programının geliştirilmesine öncülük etmiştir. Iowa Terapisi'nde temel amaç, "kekelememeyi" öğretmek değil, öncelikle kaygının azaltılması, ardından farklı bir biçimde kekelemeyi öğretmektir.
Iowa Okulu'nun en önemli isimlerinden Van Riper, konuşma korkusu ve gerilimi azaltmanın önemine değinmiş, kişinin kekelemesine yol açan psikolojik baskılardan kurtulmasının ve konuşma korkusuna karşı kontrolü ele almasının gerekliliğini vurgulamıştır. "İstemli kekeleme" yöntemini kullanan Van Riper, kişinin kekeleme anında kendini sakinleştirmesiyle bloklara duyarsızlaşma ve negatif egzersizler gibi teknikler kullanmıştır. "Akıcı Kekeleme" olarak adlandırdığı yöntemin amacı, kekemeliğin şiddetini hafifletmektir. Daha sonra terapisini geliştirmiş ve ardından pek çok klinisyenin de temel ilkelerini benimsediği "Kekemeliği Değiştirme Terapisini (Stuttering Modifıcation Theraphy) oluşturmuştur.
Iowa Okulu'ndaki diğer önemli araştırmacı olan Johnson da, kekelemeyle ilgili utanç duygularının değiştirilmesinin tedavideki önemini vurgulamıştır. Kekemeliğin istemli olarak kekeleyerek değiştirilebileceğini öne süren Johnson'ın tedavi tekniği de, konuşurken kelimenin ilk ses ya da hecesinin tekrarlanmasına dayalıdır. Johnson, bu teknikle konuşmanın, kişide kontrol ve tolerans sağlayacağı için gerginlikle gelen blokları ve kaçınma davranışlarını önleyeceğini öne sürmüştür.
Iowa Okulu'ndaki tedavi yaklaşımı kekemeliğin algılanışı ve değerlendirilmesine farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. 1960'lı yıllarda Iowa Terapisinin geniş ölçüde uygulanmasıyla, kekemelerin daha doğal ve spontan konuşmaya ve kekemeliklerini daha sağlıklı bir yaklaşımla kabullenmeye başladıkları belirtilmektedir.
İleriki yıllarda Iowa Terapisi yaklaşımını benimseyen klinisyenlerden Prins (1970), 94 kişiyle sekiz hafta boyunca uyguladığı terapinin izleme çalışmasında, kekeme kişilerin %77'sinde belirgin bir iyileşme görüldüğünü belirtmiştir. Prins, Mc Gough ve Lee (1972) ise, Iowa Terapisini uyguladıkları 12 kişinin altı ay sonra kekemeliklerinde %67 oranında azalma olduğunu belirtmişlerdir.

Davranışçı Terapiler

Davranışçı Terapi, klinik psikoloji alanında geleneksel psikoterapilere bir alternatif olarak uygulanmaya başlanmıştır. Deneysel psikologların hayvan davranışlarını koşullama teknikleri ile değiştirmeleri üzerine, psikolojik sorunları olan kişilerin davranışlarının bu teknikler yardımıyla değiştirilebileceği düşünülmüştür. Böylelikle davranışçı terapi teknikleri olan edimsel ve klasik koşullama hastaların tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır.
Konuşmanın da gözlenebilir bir davranış olması konuşma patologlarının bu terapiyle ilgilenmelerine neden olmuş ve 60'lı' yıllarda davranışçı terapi konuşma ve dil bozukluklarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Edimsel koşullama tekniğinde, sürdürülmesi istenen davranış ödüllendirilmekte, yapılmaması istenen davranış ise cezalandırılmaktadır. Edimsel koşullamayı kekemeler üzerinde ilk kez uygulayan Goldiamond'un (1958) başarısı laboratuvar ortamıyla sınırlı kalmakla beraber geniş ilgi uyandırmıştır. Daha sonra 1963'te Shames ve Sherrick, Johnson'ın Diagnosojenik Kuramını edimsel koşullanma ilkelerine uyarlayarak kekemeliğin çocukluktaki pekiştirmelerle sürdüğünü (çocuğun kekelediğinde ana-babasının ilgisini çekmesi gibi) ileri sürmüşlerdir.
Yapılan çalışmalarda kekemelik tedavisinde, kekelemenin ardından yüksek ses verme, marka ekonomisi (token economy) gibi ceza yöntemleri denenmiş ve bu yöntemlerin kekemeliği azaltmada etkili olduğu görülmüştür. Kekemeliğin edimsel bir davranış olduğundan yola çıkılarak bu davranışı söndürmenin en iyi yolunun, davranışı sürdürmeye yarayan pekiştirmeyi ortadan kaldırmak olacağı düşünülmüş, ancak kekemeliğin pekiştirilme yolları tam olarak anlaşılamamış ve bu nedenle kekemeliğin cezalandırılmasıyla birlikte akıcılığın da ödüllendirilmesine başlanmıştır. Etkisinin geçici olmasına karşın akıcılığın ödüllendirilmesi ve kekemeliğin cezalandırılması günümüzde halen belli terapiler içinde kullanılmaktadır.
Mowrer (1975), Stocker ve Gerstman (1983) akıcılığı ödüllendirme yoluyla uyguladıkları davranışçı terapi sonucunda deneklerin çoğunun akıcı konuşmayı sağladıklarını belirtmişlerdir.

Sistematik Duyarsızlaştırma

Sistematik duyarsızlaştırma,özgül bir uyaranla (örn., uçak yolculuğu,
yükseklik) ilişkili olarak kaçınma davranışını azaltmak için uygulanan bir teknik olup bireyi tehdit eden uyarana karşı oluşturulan yanıtı değiştirmek için kullanılır. Kaygıya neden olan durumun görüntüsünü canlandırma ile derin kas gevşemesinin kombinasyonundan oluşur. Bu teknikte hastaya önce gevşeme ve
rahatlama öğretilir. Daha sonra bireyin kaygı yaşadığı, korktuğu nesne ve durumları zihninde yaşatması istenir ve imgeleme sırasında ortaya çıkan kaygı gevşeme ile söndürülür.Korku ve kaygı uyaranları hafiften şiddetliye doğru sıralanır, sürekli yinelemelerle kaygı azalır ve söner.
Kekemelik tedavisinde, davranışçı terapilerde kullanılan klasik koşullama tekniklerinden de yararlanılmıştır. Kaygının kekemelikte önemli bir rolü olduğunu ileri süren Wolpe'un (1958), tedavide sistematik duyarsızlaştırmayı kullandığı ve başarılı sonuçlar elde ettiği belirtilmektedir.
Daha sonra, Brütten ve Shoemaker (1967), kekemelik için kaygıyı azaltmaya dayalı bir tedavi yöntemi geliştirmişlerdir. Tedaviyi dayandırdıkları kurama göre korku ve kaygı, ince motor koordinasyonların bozulmasına neden olmaktadır. Kekeme kişi stresli bir ortamda konuşmak zorunda olduğunda korku ve bunun sonucunda motor bozulma yaşamaya koşullanmıştır. Terapide, öncelikle korkulan durumların listesi yapılır ve ardından sistematik bir şekilde en az korkulan durumdan başlanarak gevşeme egzersizleri uygulanır; konuşmaya korkulan durumda tamamen gevşendiğinde akıcı konuşma egzersizleri yapılır. Korktukları konuşma durumunu hayallerinde korkmadan yaşadıklarında ve akıcı konuşmayı başardıklarında daha çok korktukları duruma geçilir. Brütten ve Shoemaker'ın "İki Aşamalı Terapi" olarak adlandırdıkları bu tedavide konuşmaya eşlik eden uyumsuz davranışlar da edimsel koşullama yöntemi ile ele alınmıştır. Kekemeliğin tedavisinde, sistematik duyarsızlaştırma yöntemiyle tedavinin başarılı sonuçları olduğu bildirilmektedir. Adams (1972), sistematik duyarsızlaştırma tekniklerini kullanarak, terapide %75 ilerleme kaydettiğini ve iki yıl boyunca izlenen kişilerin terapide sağlanan başarıyı sürdürdüklerini belirtmiştir. Benzer şekilde, Gray ve England (1972), Boudreau ve Jeffrey (1973), Burgraff (1974) değişik yaş gruplarıyla uyguladıkları ve sistematik duyarsızlaştırmayı kullandıkları terapilerde anlamlı düzeyde ilerlemeler kaydettiklerini belirtmişlerdir.

Kekemelikte İlaç Tedavisi

1950'lilerde kekemelere tıbbi tedavi uygulanması kaygıyı düşürme amacıyla trankilizanların kullanımı ile başlamıştır. Konuşma patologlarının bir çoğunun konuşma ve anksiyete arasında ilişki olduğunu ileri sürmesi ve psikiyatristlerin kekemeliğin sosyal anksiyete ile ilgili olduğunu belirtmeleri sonucu kekemelerin tedavisinde trankilizanlar kullanılmaya başlanmıştır. Ancak yapılan çalışmalar başarısız sonuçlar vermiş, anksiyete düzeyini düşüren ilaçların kekemeliğin sıklığından çok şiddetini hafiflettiği, ve bu durumun da kalıcı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Ayrıca kekemeliğin ikincil davranışlarını azaltmaya yönelik olarak haloperidol kullanılmış, kimi kekemelerde etkili görülmesine karşın yan etkileri nedeniyle kullanımı bırakılmıştır.
Literatürde, ilaçlarla yapılan çalışmaların oldukça farklı sonuçlar verdiği görülmektedir. Mitchell (1963), kekemelerin konuşma terapisiyle birlikte aldıkları reserpine sonucunda konuşmalarında anlamlı düzeyde bir değişim belirtmezken, aynı yıl Hollister, yetişkin kekemelerde reserpine ve konuşma terapisi ile %50 oranında ilerleme kaydettiğini belirmiştir. Holliday (1959), meprobamate ile yaptığı kontrollü çalışma sonucunda ne ilaç verilen ne de plasebo grubunda bir farklılık olmadığını belirtmiş, aynı yıl yine meprobamate ile yapılan bir başka çalışmada ise Di Carlo, Katz ve Batkin, plasebo grubunda kekemeliğin arttığını, ilaç verilen grupta ise kekemelikte anlamlı düzeyde bir azalmaya rastlandığını belirtmişlerdir.
1960-1970 arası kekemeliğin tedavisinde farklı ilaçlar kullanılmış ancak bu konuda yapılan çalışmalarda olumlu sonuçlar elde edilememiştir. Günümüzde de kekemelik tedavisinde ilaçlar kullanıldığı ancak ilaçların tedavide etkisiz kaldığı bilinmektedir.Hatta bazı ilaçlar uzun süreli yan etkilerinden dolayı olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.

Gecikmiş İşitsel Geribildirim Tekniği (Delayed Auditory Feedback)


1950'li yıllarda öğrenme kuramlarından uzaklaşılarak, kekemeliğin fiziksel bir bozukluktan; işitsel geribildirim sürecindeki bozulmalardan kaynaklandığı görüşü yaygınlaşmıştır.
Bu yaklaşımın önerdiği tedavi yöntemi, kekemelere bir araç yardımıyla geribildirim verilmesini, böylelikle konuşma hızını ve kaslardaki gerginliği kontrol altında tutmalarına yardımcı olunmasını içermektedir.
Van Riper (1971) ve Schwartz (1974), kekemeliğin, neden sonuç bağlantısı tartışılmaksızın, larinksteki kasılmalar ile ortaya çıktığını belirtmektedirler.Bu görüş çerçevesinde, kekemelikte geribildirim tekniğinin, kasılmaları kontrol etmeye yönelik olarak tedavi amaçlı kullanımı başlamıştır.
Pamir (1985) geribildirim tekniğini şu şekilde tanımlamaktadır "Geribildirim, insanın normal koşullarda farkında olmadığı fizyolojik ya da psikolojik tepkilerinin bir araç yardımıyla kendisine yansıtılarak farkına vardırılmasının sağlandığı ve bir eğitim programı içinde, etkinliklerini istenilen yönde düzenlemeyi öğrendiği bir yöntemdir". Pamir, bu teknikle kişiye yaptıklarını nesnel olarak gözleyebileceği bir ortam sunulduğunu ve böylelikle kişinin gözlediği davranışlarını alışkanlık edineceği yeni bir model doğrultusunda yeniden eğitilerek değiştirebileceğini belirtmektedir.
Kekemelik tedavisinde alternatif bir yaklaşım sunan bu teknik, bozukluğun kökeninin fizyolojik veya psikolojik olduğu tartışmasını göz ardı ederek kekemeliğin azaltılmasına odaklaşmıştır.
Kekemelik tedavisinde uygulanan Geribildirim tekniğinde bir araç yardımıyla kişinin kaslarını gevşetmesi sağlanmakta, kekemelik kontrol altına alınmaya çalışılarak ve daha yavaş konuşularak akıcılık sağlanmaktadır.
Daha sonra, kekemeliğin, işitsel geribildirim mekanizmasındaki bozulmalardan kaynaklandığına ilişkin görüş doğrultusunda Perkins ve Curlee (1970), bir araç yardımıyla kekeme kişilerin konuşmalarını duymalarını bir kaç saniye geciktirmişler ve böylelikle konuşma hızını düşürerek akıcılığı sağlamışlardır. Daha sonra yavaş yavaş konuşma hızı artırılarak kişinin normal hızda ve akıcılıkta konuşması gerçekleştirilmiştir.
Gecikmiş İşitsel Geribildirim tekniği kullanılarak yapılan çalışmaların sonucunda, Adamzczyk (1965), gecikmiş işitsel geribildirim uyguladığı 60 kişide, dört ay süren terapi sonucunda %60 oranında ilerleme kaydettiğini
belirtmiştir. Curiee ve Perkins (1969) işitsel geribildirim tekniği ile araştırmaya aldığı tüm kekemelerin normal konuşma düzeyine ulaştıklarını, Webster (1970) bu yöntemle tedavi sonucunda kekemeliğin tamamen ortadan kalktığını ve on ay sonraki izleme çalışmasında tüm deneklerin akıcılıklarını koruduğunu belirtmişlerdir.
Araştırmalarda, kekemeliği kontrol etme yönünden yararlı olduğu görülen Gecikmiş İşitsel Geribildirim Tekniğinin bir çok tedavi programında yardımcı teknik olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Bunlardan Shaping Tekniğinde Kullanılan Araçlar ve Yöntemler:

-Delayed Autodory Feedback (Sesi Gecikmeli Geri Verme)
-Maskeleme (Hastaya kulaklık ile 60 dB White Noise verilir. )
-Koral okuma-konuşma
-Ritmik Okuma ve Konuşma (Metronom)
-Heceleri uzatarak konuşma
-Kelimelerin başına vokal ekleme
-Fluency Master (Bilgisayar Programı)
-Dr. Fluency (Bilgisayar Programı)
-Vurgu yöntemi
-Rahat solunum teknikleri

Yapay Konuşma Örüntüsü Sağlayan Teknikler

1970'li yıllara kadar kekemelik tedavisinde kullanılan teknikler kekemeliğin şiddetini azaltmış, ancak kekemeliği tamamen ortadan kaldırma konusunda başarılı olamamıştır. Oysa, 1970'li yıllarda anında akıcılık sağlayarak kekemeliği tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan teknikler gündeme gelmiştir. Bu tekniklerde, anında akıcılığı sağlamak için farklı ve yapay bir konuşma örüntüsü önerilmektedir.
Anında akıcılık sağlamaya yönelik yöntemlerden biri ritmik konuşmadır. Andrews ve Harris (1964) metronom yardımıyla eşit aralıklı, diğer bir deyişle ritmik konuşmanın kekelemeyi azaltığını göstermişlerdir. Andrevvs, bu yöntemle kazanılan yeni konuşma alışkanlığının metronom olmaksızın da sürdürülebildiğini belirtmiştir. Brady ve Brady (1972) metronom tekniği ile yetişkin kekemelerde bir yıllık terapi sonucunda %81 oranında başarılı olduklarını belirtmişlerdir. Hece-zamanlı konuşmanın öğretildiği tedaviye grup psikoterapisini de ekleyen Ingram, Andrews ve Winkler (1972) yirmi kişinin katıldığı terapinin sonunda kekemeliğin %23'den %7.5'e düştüğünü belirtmişlerdir.
Bir başka yöntem ise, düşük perdede ve seslere yumuşak başlayarak konuşmadır. Webster’in önerdiği bu yöntemde, konuşmaya zorlukla duyulabilecek bir düzeyde başlanmakta ve ses yavaş yavaş yükseltilmektedir. Webster (1975), 56 kekeme ile yaptığı ve 3 hafta süren terapisinde, tedavi öncesi ve sonrası kayıtları arasında anlamlı düzeyde fark bulduğunu ve bu farkın iki yıllık bir izleme çalışması sonucunda %70 oranında korunduğunu belirtmiştir.
Değişik bir konuşma örüntüsü ile akıcılığı sağlamaya yönelik tekniklerden bir diğeri de uzatarak konuşmadır (prolonged speech). Bu teknikle her hecede yavaşlayarak konuşma hızının yavaşlatılması, böylelikle tekrar veya bloklardan kaçınılması amaçlanmaktadır. Terapide, uzatarak konuşma tekniğini kullanan Boberg (1976) bu yolla kekemelikte bir azalmanın olduğunu belirtmiştir.Şu anda Türkiye’de konuşma bozukluğu merkezlerinin yaklaşık % 90’nında uzatarak konuşma tekniği kullanılmaktadır. Bu tekniğin en büyük sakıncası ise konuşmanın robotik-mekanik olmasıdır. Geri dönüş yaşanabilmektedir. Evesham ve Fransella (1985), uzatarak konuşma tekniğine psikoterapi seanslarını da ekledikleri ve yetişkin kekemelere uyguladıkları terapinin 18 ay sonraki izleme çalışmasında deneklerin çoğunda anlamlı bir değişime işaret etmişlerdir.
Anında akıcılığı sağlamaya yönelik terapilerde çeşitli tekniklerin kullanılarak konuşma biçiminin değiştirilmesinin hedeflendiği görülmektedir. Bu tür terapilerde amaç kekemeliğin tamamen ortadan kaldırılmasıdır.
Anında akıcılığın hedeflendiği bir diğer tedavi tekniği ise Schwartz'ın "Pasif Hava Akımı" yönteminde görülmektedir.

Pasif Hava Akımı Tekniği

Pasif Hava Akımı Tekniği, yapay konuşma örüntüleriyle akıcılığın sağlandığı tedavi sınıfında anılmakla birlikte, bu grup içinde sayılan diğer tekniklere göre daha yavaş fakat doğal bir konuşma örüntüsünü hedeflemektedir.
Hatırlanacağı gibi, Schwartz (1976), kekemelerin konuşmayı sağlayan kaslarının hareketinde bir eşiğin olduğunu ve bu eşik aşıldığında beynin bu kasları kontrol edemediğini ve blokların ortaya çıktığını belirtmiştir. Kekemelerin yapısal olarak larinksteki gerilime karşı düşük bir eşikleri olduğunu ve konuşma öncesi bu eşik aşılmadığında akıcı konuşabilmelerinin mümkün olduğunu savunmuştur. Terapisini de bu görüş doğrultusunda oluşturmuş ve bu yönüyle diğer terapilerden farklı bir çizgide, konuşmanın değiştirilmesi veya biçimlendirilmesini reddederek konuşma öncesi durum üzerine odaklaşmayı yeğlemiştir.
Schwartz'a göre kekemelik, larinksi de içine alan konuşma mekanizmasındaki kasların gerginliğinden, dolayısıyla bu sistemin gerginlik sonucu kitlenmesi ile oluşan bloktan kaynaklanmaktadır.
"Pasif Hava Akımı" adını verdiği teknikte, Schwartz, konuşma öncesinde ses tellerindeki gerginliğin azaltılmasını hedeflemektedir. "Pasif Hava Akımı" olarak bilinen teknik yoluyla, kişi söyleyeceklerinden önce bir miktar havayı pasifçe bırakır ve konuşmaya başlar. Tekniğin temel aldığı görüşe göre, açık olan ses telleri arasından pasif hava çıkartıldığı sürece kişinin blok yaşaması neredeyse imkansızdır. Ancak, tekniğin başarılı olması için havanın gevşek biçimde kendiliğinden çıkması, dikkatin konuşma üzerinde olmaması ve nefes akışında bölünme olmaması gerekmektedir. Schwartz, pasif hava verilirken söylenen sözcüklere aynı zamanda yavaş başlanmasının ve sesler arasında yumuşak
geçişler yapılarak, ritmle konuşmaya devam edilmesinin akıcılığı sağladığını belirtmiştir. Böylelikle bu yöntem, yeni bir biçimde konuşmayı öğreterek kekemeliği fiziksel olarak mümkün kılmamaktadır.
Schwartz programında, kekeme kişileri beş gün süren altı saatlik seanslar ile terapiye almakta ve bu sürenin sonunda, yaklaşık olarak tüm kekemelerin akıcı konuştuğunu belirtmektedir. Ayrıca, kazanılan yeni konuşma alışkanlığının yerleşmesinin güçlükleri olacağını ve zaman alacağını belirterek, akıcılığın günlük yaşama aktarımı ve sürdürülmesinin sağlanması için izleme ve kontrol çalışmalarına ağırlık vermektedir.
Yukarıda yaklaşımlarından söz edilen NCS (National Center for Stuttering) modeline göre uygulanan terapide, kekemelere ses telleri üzerindeki gerilimi düşürme teknikleri öğretilmiş ve üç yıllık bir izleme çalışması sonucunda başarının %93 oranında olduğu bildirilmiştir.
Bu bölüme dek anlatılan tedavi yöntemlerinin bir çoğu halen kullanılmaktadır. Ancak, günümüzde klinisyenlerin yukarıda sözü geçen tedavi yaklaşımlarını da içeren iki temel tedavi yaklaşımını benimsedikleri görülmektedir. Bunlardan ilki Kekemeliği Değiştirme Terapisi, diğeri ise Akıcılığı Biçimlendirme Terapisidir. Aşağıda bu terapiler ve uygulayan klinisyenlerin terapi yaklaşımlarından söz edilecektir.

Kekemeliği Değiştirme Terapisi (Stuttering Modification Therapy)

Kekemeliği tamamen ortadan kaldırmaya yönelik tedavilerden farklı olarak gelişen, bir diğer tedavi yaklaşımı olan Kekemeliği Değiştirme Terapisinin amacı, kekemeliği tamamen yok etmek değil, şiddetini kabul edilir bir düzeye düşürmek ve kekemeliğe eşlik eden korku ve kaygının azaltılmasını sağlamaktır.

Bu terapi programı, 1973'te Van Riper'ın görüşleri doğrultusunda oluşturulmuştur. Iowa Üniversitesindeki çalışmaları sonucunda Van Riper "Akıcı Kekeleme" dediği yöntemle kekemelere, kekeleme anında kendilerini sakinleştirerek blokları açabileceklerini öğretmeye çalışmıştır. Temellerini, Bryngelson'un "istemli kekemelik" ilkesinden alan yöntem daha sonra geliştirilerek bir terapi programı haline gelmiştir.
Kekemeliği Değiştirme Terapisinin iki temel ilkesi şöyle özetlenebilir:
a. Kekemeliğin şiddetini azaltmak,
b. Kekeleme korkusunu azaltarak kaçınma davranışlarının yok edilmesi.
Kekemeliği Değiştirme Terapisi dört aşamalıdır
1. Tanımlama Aşaması (Identification):
Bu aşamada kekemeliğin temel ve ikincil davranışları ve kekemeliğe ilişkin duygu ve tutumlar tanımlanır. Kişinin kekeleme anında yaptıklarının farkına varmasının önemine değinilir. Blok durumu ve zorlanmadan kekeleme farkı örneklerle gösterilir. Terapist tarafından, kaçınma davranışlarının, ses, sözcük ve belli durum korkularının, konuşmaya başlama ve sürdürme davranışlarının tanımlanması ve fark edilmesi için eğitim verilir. Konuşmaya eşlik edebilen engellenme, utanç ve düşmanlık duygularının tanımlanması ile ilk aşama sona ermektedir.
2. Duyarsızlaştırma Aşaması (Desensitation):
Van Riper'ın "kekeme kişinin konuşmasına karşı sağlamlaştırılması" olarak tanımladığı bu aşamada öncelikle, kişinin kekeme olunduğunu kabul etmesi sağlanmaya çalışılır. Ardından, tekrarlamalar, uzatmalar ve bloklar gibi temel kekeleme davranışlarına çeşitli yöntemlerle son verilmesi amaçlanır. Son
olarak, kişi istemli olarak kekelemeye özendirilir.
3. Değiştirme Aşaması (Modification):
Bu, "kolay" ya da "akıcı kekelemenin öğrenildiği, çeşitli teknikler yardımıyla adım adım kekeleme biçiminin değiştirildiği ve akıcılık becerilerinin kazanıldığı bir aşamadır.
4. Davranışın Yerleştirilme Aşaması (Stabilization):
Yeni kazanılan konuşma alışkanlıklarının devamlılığını sağlama ve egzersiz aşamasıdır. Bu dönemde, belli sıklıklarda kontrollerde yapılır.
Kuramını ve terapisini her zaman geliştirmeye açık bir klinisyen olan Van Riper, daha sonraki yıllarda kognitif terapiden yararlanmıştır. Uygun tedavi ilkeleri ile her kekemenin akıcı konuşabilmesinin sağlandığını ancak bu akıcılığı sürdürmenin çoğu kekeme için güçlükleri olduğunu belirtmiştir. Van Riper"e göre kekemeliğin bu kadar ısrarlı oluşunun nedeni, rölapsa neden olan bir çok değişkenle birlikte, büyük ölçüde kekeme kişinin bilişsel tutumlarıdır. Terapiler sayesinde konuşmasında ilerlemeler kaydedilen kişinin konuşma gerektiren bir ortamda olumsuz kendilik algısı ile birlikte aklına gelen eski, mantık dışı otomatik düşünceler sonucu akıcılığında bozulmalara rastlanabilmektedir. Van Riper, kognitif terapide amaçlarının, yanlış düşünce örüntülerini tanımlayarak, bunların gerçeklik sınamasını yaparak ve bu düşüncelerin yerine daha olumlularını yerleştirerek, kekeme kişinin doğru olmayan, çarpıtılmış kendilik algıları üzerine yoğunlaşmak olduğunu belirtmektedir.
Kendisi de bir kekeme olan ve tüm yaşamını kekemeliği tedavi etmeye adamış Van Riper (1990), son olarak, 85 yıllık birikimini aktardığı bir yazısında, kekemeliğe neden olan nörokassal bozukluğun ve kekemelerin konuşmasındaki gecikme ve zamanlama hatalarının hiç bir şekilde düzeltilemeyeceğini ancak bu bozulmalara verilen tepkilerin değiştirilerek kekemelere yardım edilebileceğini belirtmiştir.
Aşağıda, Kekemeliği Değiştirme yaklaşımını temel alarak kendi terapi programlarını geliştiren bazı klinisyenlerin terapilerinden söz edilecektir.
Kekemeliği çocukluktaki iletişim başarısızlıkları sonucu öğrenilmiş beklentisel zorlanma tepkisi olarak ele alan Bloodstein'ın (1975) terapisinde amaç, anksiyeteyi,kaygıyı azaltarak kişinin konuşmadan kaçınmasını engellemek ve daha gevşek biçimde konuşmanın sürdürülmesidir.
Kekemeliği Değiştirme Terapisini uygulayanlardan biri olan Conture'ün (1988) programında amaç, öncelikle kişinin konuşurken ne yaptığını fark etmesidir. Konuşmanın hangi durumlarda kesintiye uğradığına odaklasan Conture, kekeme kişilerin duygu ve tutumlarına önem vermiş ve akıcılığın sağlanmasının oldukça uzun bir dönem alacağını belirterek, terapide, kontrollü akıcılığı veya kabul edilir düzeyde kekelemeyi hedef almıştır.
Kekemeliği, Yaklaşma - Kaçınma Çatışması kuramıyla açıklayan ve tedavide benzer bir yaklaşımı savunan Joseph Sheehan (1975, 1984), terapisinde özellikle kaçınma davranışlarının azaltılmasına yönelmiştir. Sheehan'ın tedavisi, Bloodstein'ın terapisinde olduğu gibi, sözcük ve durum korkuları için farkındalık eğitimi, akıcı kekeleme ve sözcüklere yumuşak başlama gibi teknikleri ve duygusal çatışmaların çözümlenmesi için psikoterapiyi içermektedir. Konuşmanın kendini ifade etme biçimi olduğunu vurgulayan ve sadece konuşma egzersizleriyle kekemeliği engellemenin yüzeysel ve yetersiz kaldığını savunan Sheehan, duygusal çatışmaların analizinde psikodinamik yaklaşımı temel almıştır
Özetlenecek olursa, kekemeliği değiştirmeyi amaçlayan yaklaşımların tümünde, diğer tedavi tekniklerinden farklı olarak, kekemelerin duygu ve
tutumlarına ağırlık verildiği görülmektedir. Kekemeliği değiştirmeyi amaçlayan terapistler, öncelikle kekeme kişilerin korku ve kaçınmalarını bırakarak konuşmalarına karşı objektif bir tutum geliştirmelerinin önemine değinmiş ve ardından kekeleme biçimini düzeltmeleri için çeşitli teknikleri kullanmışlardır.

Van Riper Tekniğinin pratik uygulama şemasını aşağıda veriyoruz.Bu tekniğin uygulanması için bir uzmanın yardımına ihtiyaç vardır.Kişi bu tekniği tek başına uygulamakta zorlanabilir.

Van Riper Tekniği pratik uygulamaları


1.Teşhis Etme:(identification (ID) (1.Evre):

Bu terapi evresinde çocuklar;
• Kekemelik, nefes alışverişi, konuşma, vücudun doğru duruşu hakkında ayrıntılı bir şekilde bilgilendirilmelidir.
• Çocuğun bireysel kekelemeliği, primer (Blok, tekrarlama ve uzatma) ve sekonder semptomlar hakkında doğru bilgilendirme yapılmalıdır.
• Başka insanları ve kendi kendisini gözlemlemeyi öğrenmelidir.
a) Vücut duruşunun ve nefes alımının gözlenmesi
b) Değişik tarzlarda konuşma
c) Nerede hangi ses çıkarılır, artikülasyon yerleri
d) Değişik kekeleme biçimleri (önce yabancı ID, sonra kendi ID, kaset kaydı yapılarak
e) Kekeme soğan
• In- Vivo.Traninig
(Sokak krokisinin çizilmesi ve işyerlerinin boyanması, hangi iş yerinde ne sorulacağının kararlaştırılması. Detektif oyunu)
•
Farkındalığı destekleme alıştırmaları, güven arttırıcı alıştırmalar

Bu Evrede Farkındalığı Artıran Alıştırmalar

• Dans, değişik dans stilleri
• Duruş ve nefes alışverişinin gözlenmesi
• Farklı yürüyüş şekilleri
• Gözler bağlı şekilde başkasına yön vermek ve yönlendirmek
• Değişik şekillerde konuşmak
• Ses listelerinin oluşturulması. Hangi ses nerde oluşur,artikule edilir?
• Ağız alıştırmaları
• Gevşeme egzersizleri
Dans etmek
-
Bireysel terapide-
• Müzikle beraber odanın içinde hareket etmek
• Değişik vücut organlarını ardı sıra ve tek tek hareket ettirmek
• Müzikle beraber tranpolinde zıplamak
• Terapistle beraber ayna dansı
• Stop dans
• Ağır çekim dans
-Grup terapisinde-
• Değişik vücut organlarını ardı sıra ve tek tek hareket ettirmek
• Müzik ile beraber terapi odasında serbest yürüyüş
• Ayna dansı
• Stop dansı
• Ağır çekimde dans
Farklı yürüyüş şekilleri
-Bireysel terapide-
• Farklı stillerde yürüme, Drama, rol oyunları. Diğer katılımcı yürüyüş tarzından kişinin ruh halini tahmin etmelidir
• In vivo trininigte gözlem: Sokakta insanların ruh hallerini tahmin etmek
• Farklı yürüyüş stillerini taklit etmek
• Ağır çekimde yürümek
-Grup terapisinde-
• Terapi odasında farklı stillerde yürümek
• Anne-baba terapide, çocuklar ebeveynlerini taklit eder
• In-vivo gözlem, diğer insanlar nasıl yürüyor
• Farklı yürüyüş şekillerini taklit etme
• Hangi ruh hali hangi harekete uyuyor
• Ağır çekimde yürüyüş
Farklı konuşma tarzları
• Yüksek- alçak sesle
• Sıkılgan
• Yavaş- hızlı
• Bebek dili
• İnce- kalın sesle
• Gülerek- ağlayarak
• Havalı (Cool)
• Şiveli
Oyunlar ve alıştırmalar
-Tabu, Memo crime, Memo story, durum! Olay anlatan resimler, ünlü kişileri tarif etmek --Her oyunda belirli bir anlatım tarzı seçilir, diğer kişi anlatıcının ruh halini tahmin etmeye çalışır.
-Radyo ve TV deki spikerleri değerlendirmek
-In-vivo-training: sokaktaki kişilerin konuşmalarını gözleme ve yorumlama )

2.Duyarsızlaştırma (desensitization) (2.Evre)

a) Kekeme soğanın kabuklarının soyulması
b) Terapi odasında alıştırmalar: Semptomların kaldırılması için
c) Terapi odasında alıştırmalar: gerçek kekemeliği ortaya çıkarmak için
d) In-vivo-training, gerçek ve sözde (pseudo) kekelemek. (Kekemelik ile ilgili röportaj)
Kekemeyi daha stabil bir konuma ve dış koşullara karşı dayanıklı hale getirmek için farkındalığı destekleme alıştırmaları.Örn.Tırmanma bahçelerinde tırmanış alıştırmaları gibi

Duvarsızlaştırma Evresindeki alıştırmalar

Duyarsızlaştırma ne anlama gelir? Kekemelik ve konuşma korkusunu azaltmak.
• Sözde (pseudo) kekemelik ile
• Gerçek kekemeliği ortaya çıkarmak ( sekunder Semptomları atmak)
• In-vivo training

Sözde (pseude) Kekemelik

• ID aşamasında kullanılan oyunlarla alıştırma (tabu, memo erime)
• Normal sohbetlerde kullanım
• In-vivo training

Eşlik eden Semptomları kaldırmak

• Adım adım ilerleme, kekemelik soğanını yaprak yaprak soyarak
• Değişik oyunlarla terapi odasında alıştırmalar yaparak
• İn-vivo training
• Grup terapisinde herkesin Sekonder(ikincil) semptomlarını söyleyip, bunu bir etikete yazıp gömleğine veya kazağa yapıştırarak, böylece herkes konuşma esnasında bu semptomları gördüğünde uyarabilir. (Destek ile farkındalığı arttırma)

Duyarsızlaştırma Evresinde Algıyı Güçlendirme Alıştırmaları
-Bireysel Terapi-
• Kapalı gözlerle yabancı bir ortamda el yardımıyla yürütülmek, yönlendirmek
• Değişik durumları pandomim olarak sunmak (sonradan analiz etmek için video kaydı yapılamalıdır)
-Grup Terapisi-
Bireysel terapideki bütün alıştırmalar grup terapisi içinde geçerlidir, ayrıca;
• Kendini serbest bırakma, grup yakalar
• Grubun ortasında tek başına dans etme
• Tırmanış bahçeleri
In- Vivo Training
Küçük adımlarla
• İlk önce çocukla beraber bir yer belirlenir ( ID evresi içinde uygun bir alıştırma)
• Buranın krokisi çizilir
• Nerde hangi tekniğin kullanılacağına karar verilir
• Terapist her zaman örnek olur
• Telefon görüşmesi
• Önce hayalinde canlandır (şimdi bu kişiyle konuşsan nasıl olurdu?).
• Biriyle nasıl konuşacağını düşün (Muhtemelen ID evresinde bu konu zaten konuşulmuştur)
• Sonra gerçekten sorulur (In-vivo training başlar)
Not:Her alıştırmadan sonra nasıl olduğu konuşulur

3. Değiştirmek/ Değişim Evresi (modification) (3. Evre)

a) Ağır çekimde konuşma (slow motion speech)
b) Kısaltılmış ağır çekimli konuşma (shortened slow motion speech)
c) Yumuşak giriş
d) Melodik, tınılı, dolgun konuşma
e) Telefon training
f) Sunu yapma
Bütün bu sayılanlar terapi odasında ve In-vivo-training’te uygulanır.
• Farkındalığı destekleyen alıştırmalar
• Öğretmenleri konu hakkında bilgilendirme: onaylama ve kabul görme / alay etme gibi.

Değişim Evresinde Yapılan Alıştırmalar

Ağır çekimde konuşma tekniği (slow motion speech)
Önemli Özellikleri:
• Güçlü bir ses tonuyla konuşulur
• Her ses aynı derece uzatılır
• Bir sesten diğerine geçişler önemlidir
• Önce anlamsız hecelerle alıştırmalara başlanır
Farkındalığı arttıran destekleyici alıştırmalar
• Belirli bir zaman dilimi için bir davranış değiştirilir
• Dans
• Stop dans, ardından ağır çekimle tekrar dansa başlanır
• Taktil Algı: yumuşak ve sert arasındaki fark
• Farklı tarzlarda konuşma

4. Sağlamlaştırma Evresi (Stabilizasyon) (4. Evre)
a. Uzun aralıklarla terapi
b. Ev ödevleri ve planlaması

Sağlamlaştırma Evresinde Yapılan Alıştırmalar

Bu Evrenin Hedefleri:
• Kazanımların kalıcılaştırılması
• Değiştirilen davranışların uygulanması
• Olası bir gerileme ye karşı (semptomlarda artış) bireysel (kendi kendine) yardım planı oluşturmak
Sağlamlaştırma evresi araçları
• Günlük yazmak
• Yapılanları hatırlamak için kronolojik liste tutmak
• Telefonla hatırlatmak
• E-mail kontağı
• Uzun aralıklarla yeniden kontrol amaçlı terapiler
• Grup çalışması: gruptakilerin birbirini karşılıklı motive etmeleri içim telefon listesi
Motivasyon nasıl sağlanır?
• Post-it kağıtları dağıtarak
• Pantolon cebinde ataç taşıyarak
• Sokak tabelalarını veya araba plakalarını ağır çekimde konuşarak alıştırma yaparak
• Telefon ekranına motive edici deyimler yazarak
Not:
Bu bölüm Stotterintensivtherapie ‘Susanne Rosenberger’inçalışmalarından alınmıştır.

Akıcılığı Biçimlendirme Terapisi (Fluency Shaping Therapy)

Akıcılığı Biçimlendirme Terapisinde temel amaç akıcılığın sağlanmasıdır. Ancak, Guitar (1991) çeşitli teknikler ile sağlanan akıcılığın normal konuşmadaki akıcılıktan farklı olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle, terapinin ikinci aşamasında, akıcılığın pekiştirilmesi ve normal konuşma akıcılığına ulaştırılması amaçlanır. Ardından, sağlanan akıcılığın konuşma egzersizleri yardımıyla kişinin günlük konuşmasına aktarılması hedeflenmektedir.
Akıcılığı Biçimlendirme Terapisinde, Kekemeliği Değiştirme Terapisinde olduğu gibi, iletişim tutumlarının geliştirilmesi ve kaçınma davranışlarının, korkuların azaltılması öncelikli değildir. Klinisyenler olumlu tutumların, akıcılık becerisi geliştikçe terapinin bir sonucu olarak ortaya çıkacağını savunmaktadırlar.
Akıcılığı Biçimlendirme Terapisinde öncelikle konuşma hızının yavaşlatılması vurgulanır. Yavaş konuşulduğunda kekemeliğin olmayacağı savıyla, normal konuşma hızından oldukça (beş-on kat daha) yavaş konuşularak okuma ve konuşma egzersizleri yapılır. Ardından uygulanan nefes akışını sağlama çalışmalarında, her nefeste üç-sekiz hece söylenerek, kişiye konuşurken nefessiz kalmama yolları öğretilir. Son olarak, ses tellerini gevşeterek, ilk seslere yumuşak başlama eğitimi verilir. Sesler arası yumuşak geçişler ve düşük perdede konuşma ile birlikte nefes akışı kontrol edilerek konuşulur. Bu yöntemlerle akıcı konuşma sağlandıktan sonra, konuşmanın tek düzeliğini kırmak için konuşmaya ritm ve tonlamalar katılır. En son olarak da yavaş yavaş konuşma hızı artırılır. Terapideki önemli bir aşama da yukarıda anlatılan yöntemlerle sağlanan akıcılığın klinik dışına aktarılması ve sürdürülmesidir.
Aşağıda, bu yaklaşımı benimseyen bazı terapistlerin terapi programlarından kısaca söz edilecektir.
Akıcılığı Biçimlendirme Terapisini, üç haftalık yoğun ve oldukça yapılandırılmış bir program ile uygulayan Boberg'in (1984) terapisinde aşamalı olarak akıcılığa ulaşmak önem taşımaktadır. Akıcılığa klinik içinde seslerin uzatılması, yavaş konuşma gibi çeşitli teknikler kullanılarak ulaşıldığında, düzenli egzersizler ve kontroller ile yeni konuşma davranışının günlük yaşama aktarımı ve sürdürülmesi amaçlanmaktadır.
Shames ve Florance'ın (1980) "stutter-free speech" olarak adlandırdıkları kekemeliğin tamamen ortadan kaldırılmasını amaçlayan terapilerinde, gecikmiş işitsel geribildirim tekniğinin yardımıyla kekemelere, öncelikle seslerin sürekliliğini sağlama öğretilmektedir. Daha sonra konuşma örüntüsü, yavaş konuşma gibi belli tekniklerden yararlanılarak klinik içinde değiştirilmekte ve pekiştirilerek günlük konuşmalara genellenmektedir. Tedavi sürecinin sonucunda, spontan akıcılık amaçlanmaktadır.
Perkins (1988), uzun dönemli izleme çalışmalarının sonucunda rölapsların ortaya çıkması nedeniyle, akıcılığın sürdürülmesinin üzerinde önemle durmuş ve her kekemeden spontan akıcılığın beklenemeyeceğini, kontrollü akıcılığın da alternatif olduğunu belirtmiştir. Perkins'e göre tedavi, sürekli akıcılığı değil, akıcı olabilme becerilerinin devamlılığını amaçlamaktadır.
Görüldüğü gibi, Akıcılığı Biçimlendirme Terapilerinde, doğrudan konuşma davranışı üzerine odaklanılmakta ve önce klinik içinde akıcılığın sağlanması ve ardından günlük yaşama aktarımı ve böylelikle akıcılığın sürdürülmesi
hedeflenmektedir. Ayrıca klinisyenlerin oldukça yapılandırılmış terapi programlarını sistematik olarak uyguladıkları ve veri toplamaya, dakik ölçümler yapmaya ve izleme çalışmalarına önem verdikleri belirtilmektedir.

Aşağıda, yukarıda anlatılan Kekemeliği Değiştirme ve Akıcılığı Biçimlendirme Terapilerinin benzerlik ve farklılıkları yer almaktadır.

TERAPİ YAKLAŞIMI


Kekemeliği Değiştirme Terapisi
Akıcılığı Biçimlendirme Terapisi
Amaçlanan Akıcılık Düzeyi
Doğal akıcılık, kontrollü akıcılık veya akıcı kekemelik
Doğal veya kontrollü akıcılık
Duygular ve Tutumlar
Duygu ve tutum değişimi önemlidir.
Duygular ve tutumların değişimi öncelikli değildir.
Kekemeliğin değiştirilmesi vurgulanır.
Akıcılığı biçimlendirme becerisi vurgulanır.
Terapi çok az
Terapi oldukça
Klinik Prosedür
Yapılandırılmıştır. Objektif veri toplamaya ağırlık verilmez.
Yapılandırılmıştır. Objektif veri toplama önemlidir.

Bütüncül Yaklaşım (Integrated Approach)

Kekemeliğin, fizyolojik faktörler ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığını savunan Peters ve Guitar (1991), tedavide "Kekemeliği Değiştirme" ve "Akıcılığı Biçimlendirme" Terapilerinin birlikte kullanılmasının önemine değinmişlerdir. Peters ve Guitar, her kekemenin farklı düzeyde kekelediğini, farklı ikincil davranışlarının olduğunu belirterek her iki terapinin de avantajlarının kullanıldığı bütüncül bir tedavi yaklaşımı önermişlerdir. Bu yaklaşımda, kekeme kişinin konuşmasının zor olduğu durumlarda korkusunu yenerek daha akıcı kekelemesinin, aynı zamanda da genel olarak tüm konuşmasında, hızını düşürme, kelimeye yavaş' başlama gibi akıcılık becerilerini geliştirmesinin faydalı olacağı düşünülmüştür. Bütüncül tedavi yaklaşımını savunan terapistlere göre, bu iki yaklaşım birbirine ters değil birbirini tamamlayan yaklaşımlardır.
Gregory (1968, 1986), bütüncül yaklaşımı benimsemiş terapistlerden biridir. Terapisinde, öncelikle konuşmaya ilişkin tutumların değişimini ve gerginliğin azaltılmasını amaçlayan Gregory, bunlar başarıldıktan sonra konuşma örüntüsünün değiştirilmesi ve yerine yeni konuşma örüntülerinin yapılandırılmasına geçmektedir. Terapide kekeme kişinin konuşmasıyla ilgili duygularını rahatça ifade etmesine olanak tanıyan bir yöntem benimsemiş ve gevşeme tekniklerinden yararlanmıştır. Gregory, gevşeme tekniklerini kullanarak kişinin bilinçli olarak gerginliğini düşürebilmesinin önemine değinmiştir. Daha sonra Perkins ve Van Riper'ın tekniklerinden yararlanarak kekemelik davranışının değişimine ağırlık vermiştir. 1972 yılında bir yıl süreyle izlediği 17 yetişkin kişide, kekemeliğin anlamlı düzeyde azaldığını bildirmiştir.
Bütüncül yaklaşımla tedavinin iyi bir örneği Starkweather'ın terapi programında görülmektedir. Starkweather'ın (1971) programında, kekemelik davranışlarının
tanımlanması ve analizine yönelik tartışma grupları; farkındalık, içgörü sağlamaya yönelik psikoterapi seansları ve seminerler yer almaktadır. Kekeme kişiler sadece konuşmaları ile değil tüm kişilik özellikleriyle ele alınmakta ve her kişinin öyküsüne ve özelliklerine göre ayrı bir terapi programı çizilmektedir. Terapi planı kekemelikle ilgili bilgi edinmeyi, kendini ve konuşma davranışını tanımlamayı, alışkanlık örüntüsünün kırılması ve değiştirilmesini, kekemeliğe karşı objektif tutumların kazanımını, korku ve kaçınma davranışlarının azaltılarak iletişim becerilerinin geliştirilmesini ve aynı zamanda "akıcı kekeleme"nin öğretilmesini içermektedir.


Yukarıda, günümüze dek kekemeliğin tedavisinde kullanılan tedavi yaklaşımı ve tekniklerinden söz edilmiştir. Kekemeliğin etiyolojisi ve tedavisine ilişkin açıklamalar eski çağlara dek uzanmaktadır. Her dönemde tedavi arayışlarının o dönemdeki kekemeliğe ilişkin görüşler doğrultusunda oluşturulduğu görülmektedir. Kekemeliğin fizyolojik bir bozukluktan kaynaklandığına ilişkin görüşler, terapistleri kekemeliği tıbbi olarak tedavi etmeye yöneltmiş, kekemeliğin anksiyeteden kaynaklandığı iddiasıyla birlikte, kekemelerin "iyileştirilmesi" amacıyla tedavide ilaçlar kullanılmıştır. Konuşmadaki akıcılığın bozulmasına psikolojik bir çatışmanın neden olduğu görüşü sonucunda, tedavide psikoterapi uygulamaları gündeme gelmiştir. Kekemeliğin yanlış öğrenmelerle başlayıp, koşullanmalar ile sürdüğü görüşü doğrultusunda davranışçı terapiler uygulanmıştır. Ayrıca çeşitli yöntemlerle yapay konuşma örüntülerinin öğretildiği tekniklerle konuşmada akıcılık sağlanılmaya çalışılmıştır.
Günümüzde, tedavi etkinliğinin değerlendirildiği araştırmalara bakıldığında, kekemelik tedavilerinin çoğunda çeşitli teknikler yardımıyla akıcılığın sağlandığı görülmektedir. Bu noktada, değiştirilen konuşma örüntüsünün veya kekemeliğe karşı olan tutum değişiminin günlük yaşama aktarımı ve sürdürülmesinin önemi gündeme gelmektedir. Terapilerin başarısının, tedavide kaydedilen ilerlemelerin kalıcılığıyla ilgili olduğu düşünülmektedir. Önemli olan kekemenin tedavi sürecinde akıcı konuşması değil ömür boyu akıcı konuşmasıdır.

GÜNLÜK HAYATTA UYGULANABİLECEK BAZI TEKNİKLER

Paris'te bulunan (Kekemelik Enstitüsü) Eski Müdürlerinden Dr. Chervin bu sorunun üç haftada düzeltilebileceğini söyler.

Dr. Chervin tekniği:

İlk hafta
. - Soluk alıp vermeye ait alıştırmalar. (Soluk alıp verdikten sonra dinlenme.) Birbirinden ayrı olan seslerin çıkarılması için soluk vermeye alışmak, sonra da seslerin bağlanması.
Önce kolay olanların söylenişinden başlayarak ünlüleri, sonra ünsüzleri, kelimeleri, cümleleri söylemek. Alıştırmaların dışında susmak.
İkinci hafta
. - Öğrencinin konuşmasına bırakılmıştır. Eğer o, ağır konuşursa kekelemez. Dudak ve dilin düzenli hareketleri öğretilir. Doğal heceleme üzerinde çalışılır. Yüz buruşturmaları, ispazmozlar, kararsızlıklar kaybolur.
Üçüncü hafta.
- Yavaş yavaş konuşma alışkanlığının sağlanması. Kısa cümleler ve bükümler üzerinde çalışmalar. Ağır başlı bir diksiyonla, cümlelerin hakkını vererek söylemeye alışmak. Şunu da söyleyelim ki açık havada yapılan solunum alıştırmaları çok yararlıdır.
Kekemelik diğer söyleniş kusurları gibi düzeltilebilen bir sorundur. Birçok uzman kekemeliğin doğuştan gelme bir kusur olduğunu kabul etmeyip, onun bir büyük travma,korku,şiddet neticesinden ileri geldiğini söylerler.

E. Richard'ın düşüncesi ve tekniği:

Çocukların ilk kelimelerini kekelediklerine pek seyrek rastlanır. Çünkü, onların genç ve dinç olan bellekleri ilk kelimeleri çabucak meydana getirir. Eğer kelimeler önceden zihinde tasarlanmamış olursa çıkarılması güçleşir. Sabırsızlık, utangaçlık, dalgınlık, düşüncede kararsızlık, bunun başlıca nedenleridir.
Kekemelik, kelimelerin boğumlanmasıyla, soluğun çıkmasında beraberlik olmamasından ileri gelir.

Uygulaması:

1 -
Düşünceye ait ve mekanik ortamlar.Düşünceye ait ortamların hepsi söylemeden önce düşünmek gerektiği üzerinde özetlenebilir. Kekeme ne söyleyeceğini önceden kafasında tasarlamalıdır. Düşünce de kararsızlık, kesin olarak bir kelimeyi söylemeyi önler. Bu da elbette ki düşüncenin tembelliğinden meydana gelir. Sözün kesin olmayışı düşüncesinin belirli anlatılmamasından doğar. Şu halde söylemeden önce kesin olarak düşünmeye çalışmalıdır. Düşünceleri kısa cümleler halinde anlatmaya çaba göstermelidir.

Birinci dönem.
1-Solunum alıştırmaları. Soluk alıp verdikten sonra dinlenme.Nefesin doğru yerden alınması ve verilmesi.
2-Ünlülerin çıkarılması (A, E, I, İ, O,Ö, U, Ü).
3-Ünlüleri birbirine bağlıyarak çıkartmak. (AE Iİ OÖ UÜ ).

AE AI Aİ AO AÖ AU AÜ
EA EI Eİ EO EÖ EU EÜ
IA IE Iİ IO IÖ IU IÜ
İA İE İI İO İÖ İU İÜ
OA OE OI Oİ OÖ OU OÜ
ÖA ÖE ÖI Öİ ÖO ÖU ÖÜ
UA UE UI Uİ UO UÖ UÜ
ÜA ÜE ÜI Üİ ÜO ÜÖ ÜU

4-Ünlülerin çıkarılmasının tekrarı.
5-Ünlülere ünsüzleri bağlamak. (Hece tablosundan çalışabilirsiniz)
6-Kısa heceler meydana getirmek. (Hece tablosundan çalışabilirsiniz)
7-İki ve üç heceli kelimeler meydana getirmek.
8-Daha uzun heceli kelimeler meydana getirmek. Bu alıştırmaların dışında susmak yararlıdır.

İkinci dönem.

- Eğer durum daha iyiye doğru gidiyorsa, kekelemekten kaçınmak şartıyla, yavaş yavaş kısa cümlelerin söylenmesine geçilir.
Üçüncü haftaya doğru boğumlandırma başlar. Dudak ve dil hareketlerindeki bazı kusurlar düzeltilir. Bununla beraber sabırsızlık ve kekeleme belirtileri zaman zaman baş gösterir. O zaman temiz bir boğumlanma elde etmeye çalışılır. Bu çalışma da ağır ve susma payı bırakılarak yapılır.

Üçüncü dönem.

- Uzun cümlelerin söylenmesine çalışılır. Bunları söylemekte kararsızlık hissedilir edilmez durulur. Bu defa çok ağır söylenir. Kekeme kalabalıkta kısa cümlelerle konuşmaya çalışmalıdır. İyi bilinmeyen şeyler üzerinde konuşmamalıdır. Kekemeliği tekrar ortaya çıkaracak münakaşalardan, sinirlenmelerden, heyecanlanmalardan,tartışmalardan kaçınmalıdır.

UZATMALI TEKNİK

Kekemeler genellikle ilk heceyi çıkarmakta zorlanırlar.Uzatmalı teknik bu ilk heceyi çıkarmaya yönelik bir tekniktir.Uzatmalı teknik şu anda Türkiye’de bir çok merkezde kullanılan tekniktir. Bu kadar yaygın kullanılması bu tekniğin faydalı ya da etkili olmasından kaynaklanmamaktadır. Ülkemizde ilk defa 2000 yılında bir merkez tarafından kullanılan bu teknik daha sonra tedaviye gelen kekemeler tarafından hemen hemen her il de uygulanır hale getirildi.O merkezde tedavi gören ama düzelmeyen kekemeler bile bu tekniği memleketlerinde uygulamaya başladılar.Bunun sebebi tekniğin çok basit olmasından kaynaklanıyordu.Teknik; ağızdan çıkan ilk kelimenin ilk hecesinin sesli harfinin uzatılmasından ibarettir.Örnek: “Benim adım fatih” demek istiyorsunuz.Burada ilk kelime ‘benim’,bunun ilk hecesi ‘be’,sesli harf ‘e’…İşte ilk hecenin sesli her zaman uzatılarak çıkarılır. “beeeeenim adım fatih” gibi. Ayrıca bunları söylerken çok yavaş söylemek gerekir. Teknik bu kadar kolay olunca önüne gelen konuşma bozukluğu merkezi açtı. Kimi mühendis,kimi öğretmen,kimi lise mezunu… Hepsi bir anda konuşma terapisti oldu. Halbuki kekemelik çok yönlü psikolojik bir sorundur. Yalnızca bir teknikle şak diye çözülmez. Bu teknikteki en büyük eksiklik robotik bir konuşma şeklinin ortaya çıkmasıdır. Bu tekniği evde kendi kendinize uygulayabilirsiniz. Herhangi bir uzman görüşüne ihtiyaç hissetmezsiniz. Bu tekniği şu aşamalardan geçerek kullanabilirsiniz. Teknik genelde 30 gün için uygulanıyor.
1-
İlk 15 gün konuşma yasağı ile başlanır. Kekeme hiç kimseyle konuşmamalıdır ve hiçbir şey okumamalıdır. Her gün 3-4 saat -isterse daha fazla- uzatarak okuma egzersizleri yapmalıdır. Kekeme sadece uzatarak sesli okuma yapar. Bunun haricinde konuşması kesinlikle yasaktır.Acil ihtiyaçlarını yazarak ifade etmelidir.Bu tekniği uygulaması için en azından 9 yaşında olması gerekir kekemenin.9 yaşın altındaki kekemeler,okuma-yazma bilmeyenler,zihinsel engelliler bu tekniği uygulayamaz.İlk 15 gün boyunca aşağıdaki metinleri 3-4 saat okuyunuz.
2-
16.cı günden itibaren kekeme uzatarak konuşmaya başlamalıdır.İlk günlerde az konuşmalıdır.Acil ihtiyaçlarını uzatarak söylemelidir.Bunu yaparken de en fazla 2-3 kelime söylemelidirler.Günlük okumaları 3-4 saat yine yapılmalıdır. 16.cı günden itibaren aşağıdaki metinlerin dışında fıkra kitapları da okuyabilir kekeme.Diğer kitapları da yine uzatarak okumalıdır.16.cı günden itibaren okuma ve konuşma uzatarak olmalıdır.Bu teknikte konuşma hızı çok yavaş olmalıdır.Zaten tekniğin amaçlarından en önemlisi konuşma hızının düşürülmesidir.

ANLADIM... (İlk 15 gün boyunca okuyunuz)

Buuuunca // zaaaaman // baaaana // aaaanlatmaya // çaaaalıştığını,// keeeendimi // buuuulduğumda // aaaanladım.

Heeeerkesin // muuuutlu // oooolmak // iiiiçin // baaaaşka // biiiir // yoooolu // vaaaarmış, /Keeeendi // yoooolumu // çiiiizdiğimde // aaaanladım.//

Biiiir // teeeek // yaaaaşanarak // ööööğrenilirmiş // haaaayat, //ooookuyarak, // diiiinleyerek // deeeeğil..//
Biiiildiklerini // baaaana // neeeeden // aaaanlatmadığını, // aaanladım..//

Yüüüüreğinde // aaaaşk // oooolmadan // geeeeçen // heeer // güüüün // kaaaayıpmış, // Aaaaşk // peeeeşinden // neeeeden // yaaaalınayak // kooooştuğunu // aaaanladım...//

Aaaacı // dooooruğa // uuuulaştığında // göööözyaşı // geeeelmezmiş // göööözlerden, //
Neeeeden // hiiiiç // aaaağlamadığını // aaaanladım..//

Aaaağlayanı // güüüüldürebilmek, // aaaağlayanla // aaaağlamaktan // daaaaha // deeeeğerliymiş,//
Göööözyaşımı // kaaaahkahaya // çeeeevirdiğinde // aaaanladım..//

Biiiir // iiiinsanı // heeeer // haaaangi // biiiiri // kıııırabilir, // aaaama // biiiir // teeeek // eeeen // çooook // seeeevdiği // aaaacıtabilirmiş,//
Çooook // aaaacıttığında // aaaanladım..//

Faaaakat, // haaak // eeeedermiş // seeeevilen // oooonun // iiiiçin // döööökülen // heeer // daaaamla // göööözyaşını, //
Gööööz // yaaaaşlarıyla // biiiirlikte // seeeevinçler // teeeerk // eeeettiğinde // aaaanladım..//

Yaaaalan // sööööylememek // deeeeğil, // geeerçeği /// giiiizlememekmiş // maaaarifet,//
Yüüüüreğini // eeeelime // kooooyduğunda // aaaanladım..//

''Saaaana // iiiihtiyacım // vaaaar,// geeeel ! '' // diiiiyebilmekmiş // güüüüçlü // oooolmak,//
Saaaana // ''giiiiit'' // deeeediğimde // aaaanladım..//

Biiiiiri // saaaana // ''giiiit'' // deeeediğinde,// ''kaaalmak // iiiistiyorum'' // diiiiiyebilmekmiş // seeeevmek,//
Giiiit // deeeediklerinde // giiiittiğimde // aaaanladım..//

Saaaana // seeeevgim // şıııımarık // biiiir // çoooocukmuş, // heeeer // düüüüştüğünde // zııııırıl // zıııırıl // aaaağlayan, //
Büüüüyüyüp // baaaana // sıııımsıkı // saaaarıldığında // aaaanladım...//

Öööözür // diiiilemek // deeeeğil, // ''aaaaffet // beeeeni'' // diiiiye // haaaaykırmak // iiiistemekmiş // piiiişman // oooolmak,//
Geeeerçekten // piiiişman // oooolduğumda // aaaanladım..//

Veeee // guuuurur, // kaaaaybedenlerin,// aaaacizlerin // maaaskesiymiş, // Seeeevgi // doooolu // yüüüüreklerin // guuuururu // oooolmazmış, //
Yüüüüreğimde // seeeevgi // buuuulduğumda // aaaanladım..//

Öööölürcesine // iiiisteyen,// beeeklemez,// saaaadece // uuuumut // eeeedermiş // biiiir // güüüün // aaaaffedilmeyi,//
Beeeni // aaaaffetmeni // öööölürcesine // iiiistediğimde // aaaanladım..//

Seeeevgi // eeeemekmiş, // Eeeemek // iiiise // vaaaazgeçmeyecek // kaaaadar, // aaaama // öööözgür // bıııırakacak // kaaadar //
seeeevmekmiş...

Can YÜCEL

ACELE KARAR VERMEYİN....(İlk 15 gün boyunca okuyunuz)

Kööööyün birinde // biiiir yaşlı // aaaadam varmış. // Çooook fakirmiş //amaaaaa Kral bile // oooonu kıskanırmış... // Öööööyle dillere destan // biiiiir beyaz atı // vaaaaarmış ki, // Kııııral bu at için // iiiiiiihtiyara nerdeyse // haaaaazinesinin tamamını // teeeeklif etmiş ama // aaaadam satmaya // yaaaaanaşmamış.. //

"Buuuuu at, // biiiiiir at değil // beeeeenim için; // biiiiir dost. // İiiiiinsan
dostunu // saaaatar mı" dermiş hep. // Biiiir sabah // kaaaaalkmışlar ki,
at yok. // Köööööylüler // iiiiiihtiyarın başına // toooooplanmış: // "Seeeeeni ihtiyar bunak, // buuuu atı sana // bııııırakmayacakları, // çaaaaalacakları belliydi. // Kııııırala
satsaydın, // öööömrünün sonuna kadar // beeeeeyler gibi yaşardın. // Şiiiimdi ne paran var, // neeeee de atın" demişler...

İiiiihtiyar: // "Kaaaaarar vermek için // aaaaacele etmeyin" demiş. // "Saaaaadece at // kaaaayıp" deyin, // "Çüüüünkü gerçek bu. // Oooondan ötesi // siiiiizin yorumunuz ve // veeeeerdiğiniz karar. // Aaaaatımın kaybolması, // biiiir talihsizlik mi, // yooooksa bir şans mı? // Buuuuunu henüz bilmiyoruz. // Çüüüünkü bu olay // heeenüz bir başlangıç. // Aaaarkasının nasıl // geeeeeleceğini kimse // biiiilemez." //

Kööööylüler ihtiyara // kaaaahkahalarla gülmüşler. // Aaaaaradan 15 gün // geeeeçmeden at, // biiir gece // aaaansızın dönmüş... // Meeeeğer çalınmamış, // daaaağlara gitmiş // keeeendi kendine. // Döööönerken de, // vaaaaadideki 12 // vaaaaahşi atı peşine // taaaaakıp getirmiş. // Buuuunu gören köylüler // toooooplanıp ihtiyardan // öööözür dilemişler. // "Baaaabalık" demişler, // "Seeeen haklı çıktın. // Aaaaatının kaybolması // biiiiir talihsizlik değil // aaaaadeta bir // deeeeevlet kuşu
oldu // seeeenin için, // şiiiimdi bir sürü // aaaatın var.." //

"Kaaaaarar vermek için // geeeeene acele // eeeediyorsunuz" // deeeemiş ihtiyar. // "Saaaadece atın geri // döööööndüğünü söyleyin. // Biiiilinen gerçek // saaaadece bu. // Ooooondan ötesinin // neeee getireceğini // heeeenüz bilmiyoruz. // Buuuu daha başlangıç. // Biiiiirinci cümlenin // biiiiiirinci kelimesini // oooookur okumaz // kiiiiitap hakkında // naaaaasıl fikir // yüüüürütebilirsiniz?" //

Köööööylüler bu defa // aaaaaçıkça ihtiyarla // daaaalga geçmemişler // ama içlerinden // "Buuuuu herif // saaaaahiden gerzek" // diiiiye geçirmişler... // Biiiiir hafta geçmeden, // vaaaahşi atları // teeeerbiye etmeye // çaaaalışan // iiiiihtiyarın tek oğlu // aaaattan düşmüş ve // aaaayağını kırmış. // Eeeeevin geçimini // teeeeemin eden oğul // şiiiiiimdi uzun zaman // yaaaaatakta kalacakmış. // Köööööylüler gene // geeeelmişler ihtiyara. // "Biiiiiir kez daha // haaaaaaklı çıktın" // deeeeemişler. //

"Buuuuu atlar yüzünden // teeeek oğlun, // baaaacağını uzun süre // kullanamayacak. // Oooooysa sana bakacak // baaaaşkası da yok. // Şiiiiimdi eskisinden // daaaaha fakir, // daaaaaha zavallı // oooolacaksın" demişler. // İiiiihtiyar // "Siiiiz erken // kaaaarar verme // haaaastalığına tutulmuşsunuz" // diiiiye cevap vermiş. //

"Oooo kadar // aaaacele etmeyin. // Oooooğlum bacağını kırdı. // Geeeerçek bu. // Öööötesi sizin // veeeerdiğiniz karar. // Aaaaama acaba // neeeee kadar doğru. // Haaaaayat böyle // küüüüçük parçalar // haaaalinde gelir ve // ooooondan sonra // neeeeeler olacağı size // aaaasla bildirilmez." //

Biiiiirkaç hafta sonra, // düüüüüşmanlar kat kat // büüüüüyük bir ordu
ile // saaaaldırmış. // Kııııral son bir ümitle // eeeeli silah tutan // büüüütün gençleri // aaaaskere çağırmış. // Köööööye gelen görevliler, // iiiiihtiyarın kırık bacaklı // ooooğlu dışında // büüüütün gençleri // aaaaskere almışlar. // Kööööyü matem sarmış. // Çüüüünkü savaşın // kaaaazanılmasına // iiiiimkân yokmuş, // giiiiden gençlerin // yaaaaa öleceğini // yaaaa da esir düşeceğini // heeeerkes biliyormuş. //

Köööööylüler, gene // iiiiihtiyara gelmişler... // "Geeeeene haklı // oooolduğun kanıtlandı" // demişler. // "Ooooğlunun bacağı // kııııırık ama hiç değilse // yaaaanında. // Ooooysa bizimkiler, // beeeelki asla köye // döööönemeyecekler. // Ooooğlunun // baaaaacağının
kırılması, // taaaalihsizlik değil, /// şaaaansmış meğer..." //

"Siiiiiz erken karar // veeeermeye devam // eeeedin" demiş, // iiiiihtiyar. // "Ooooysa ne olacağını // kiiiimseler bilemez. // Biiiiilinen bir tek // geeeerçek var. // Beeeenim oğlum // yaaaaanımda, // siiiiizinkiler askerde... // Aaaama bunların // haaaangisinin talih, // hangisinin şanssızlık // ooooolduğunu sadece // Aaaallah biliyor." //

Laaaaao Tzu, // öööööyküsünü şu // naaaasihatla tamamlamış: //

"Aaaacele karar // veeeermeyin. // Haaaayatın küçük // biiiiir dilimine bakıp // taaaamamı hakkında karar // veeeermekten kaçının. // Kaaaarar; aklın // duuuurması halidir. // Kaaaarar verdiniz mi, // aaaakıl düşünmeyi, // doooolayısı ile // geeeelişmeyi durdurur. // Buuuuna rağmen akıl, // iiiiinsanı daima // kaaaaarara zorlar. // Çüüüünkü gelişme // haaaalinde olmak // teeeehlikelidir ve // iiiiinsanı huzursuz yapar. // Ooooysa gezi asla // sona ermez. // Biiiir yol biterken // yeeeenisi başlar. // Biiiiir kapı kapanırken, // baaaaşkası açılır. // Biiiir hedefe // uuuulaşırsınız ve // daaaaha yüksek // biiiir hedefin // heeeemen oracıkta // oooolduğunu görürsünüz."

Lao Tzu (Çinli düşünür. M.Ö.3000)


TEKERLEMELER (15.ci günden itibaren okuyunuz)

Biiiiiir berber/ biiiiir berbere / biiiiire berber / beeeeri gel diye / baaaar baaar bağırmış / Biiiiizde bize / biiiiiiz derler / siiiiiiizde bize / neeeee derler?
Piiiiireli peyniri / peeeeerhizli pireler / teeeeeeperlerse / piiiiiireli peynirler de / pııııır pır / peeeeervaz ederler.
Ooooocak / kıııııvılcımlandırıcılardan mısın / kaaaaapı / gııııııcırdatıcılardan mısın / neeee ocak / kıııııııvılcımlandırıcılardanım / neeeee kapı / gııııııcırdatıcılardanım.
Dööööört deryanın / deeeeeresini / dööööört dergahın / deeeeerbendine / deeeevrederlerse / dööööört deryadan / dööööört dert / dööööört dergahtan / dööööört dev çıkar.
Aaaaal bu / taaaaakatukaları / taaaaakatukacıya / taaaaaakatukalatmaya götür / taaaaakatukacı / taaaaakatukaları / taaaaakatukalamam derse / taaaaakatukacıdan / takatukaları / taaaaakatukalatmadan / aaaaal da gel.
Biiiiir tarlaya / keeeemeken ekmişler /iiiiiki kürkü yırtık / keeeel kör kirpi / daaaaadanmış / biiiiiri erkek / küüüüürkü yırtık / keeeeel kör kirpi / öööööteki dişi / küüüüürkü yırtık / keeeel kör kirpi / küüüürkü yırtık / eeeerkek / keeeel kör kirpinin / yıııırtık kürkünü / küüüürkü yırtık / diiiiişi / keeeeel kör kirpinin / yııııırtık kürküne / küüüüürkü yırtık /diiiiişi / keeeeel kör kirpinin / yııııırtık kürkünü/ /küüüüürkü yırtık / eeeerkek / keeeel kör kirpinin / yııııırtık kürküne / eeeeklemişler.
Kııııırk kırık küp / kııııırkının da / kuuuulpu kırık / kaaaara küp//.Aaaa be kuru dayı / neeeee kuru / saaaaarı darı / buuuu darı / aaaaa be kuru dayı.
Şuuuu karşıda ki / karaaaa kuru kavak / kaaaarardın mı ey / kaaaara kuru kavak / saaaarardın mı ey / kaaaaara kuru kavak
Çaaaatalca da / toooopal çoban / çaaaatal yapıp / çaaaatal satar / neeeesi için / çaaaatalca da / toooopal çoban / çaaaatal yapıp / çaaaatal satar / kaaaarı için / çaaaatalca da / toooopal çoban / çaaaatal yapıp / çaaaatal satar / üüüüç tunç tas / kaaaayısı hoşafı.
Seeeen seni bil / seeeen seni / biiiiil sen seni / biiiil sen seni / seeeeen seni bilmezsen / paaaaatlatırlar enseni.
İiiiiibişle Memiş / maaaaahkemeye gitmiş / maaaaahkemeleşmiş mi /maaaaaahkemeleşmemiş mi?
Paaaaaşa tası ile / beeeeeş has tas / kaaaaayısı hoşafı.// Şeeeemsi paşa / paaaaasajında / seeeeesi / büüüüüzüşesiceler
Şuuuuu karşıda / biiiiiir dal /daaaaal sarkar/ kaaaaartal kalkar / kaaaaartal kalkar / daaaaal sarkar / daaaaal kalkar / kaaaaantar tartar.
Şuuuuu köşe / yaaaaaz köşesi / şuuuuu köşe / kıııııış köşesi / ooooortadaki / suuuu şişesi / Şiiiiiş şişeyi / şiiiiişlemiş / şiiiiişe keşişe / kiiiiiiş demiş.
Buuuuu yoğurdu / saaaarmısaklasak da mı / saaaaaklasak / saaaaarmısaklamasak da mı / saaaaklasak / Buuuu yoğurdu / maaaayalamalı da mı / saaaaklamalı / maaaayalamamalı da mı / saaaaklamalı.
Eeeeel alem / aaaaaladana aldı / aaaaladanalandı da / biiiiiz bir / aaaaaladana alıp / aaaaaladanalanamadık.
Güüüüül dibi / büüüülbül dili gibi / güüüüül dibi / büüüülbül dili / Çaaaarık / çoooorap dolak / beeeen sana / çaaaarık çorap / doooolak mı dedim.
Deeeeeğirmene / giiiiirdi köpek / deeeeeğirmenci / çaaaaldı kötek / heeeem kepek / yeeeedi köpek / heeeem kötek / yeeeedi köpek.
Siiiizin damda / vaaaar / beeeeş boz başlı / beeeeş boz ördek / biiiizim damda / vaaaar /beeeeş boz başlı / beeeeş boz ördek / siiiiizin damdaki / beeeeş boz başlı / beeeeş boz ördek / biiiiizim damdaki / beeeeeş boz başlı / beeeeş boz ördeğe / siiiiz de bizcileyin / beeeeş boz başlı / beeeeş boz ördek misiniz / deeeeemiş
Eeeeevvel zaman içinde / kaaaaalbur saman içinde / ciiiiinler cirit oynarken / eeeeeski harman içinde.../ beeeeen deyim / buuuuu ağaçtan / siiiiiz deyin / şuuuu yamaçtan / uuuuçtu uçtu / biiiiir kuş uçtu / kuuuuş uçmadı / güüüümüş uçtu / güüüümüş uçmadı / meeeemiş uçtu / uuuuçar mı / uuuuçmaz mı / deeeemiye kalmadı / aaaanam düştü eşikten / baaaaabam düştü beşikten.../ biiiiiri kaptı maşayı / biiiiiri aldı kaşağıyı / dooooolandım ,durdum / dööööört köşeyi ..../ vaaaay ne köşe / buuuu köşe / diiiil dolanmadan / aaaağız varmaz / buuuu işe / şuuuu köşe / yaaaaz köşesi / şuuuu köşe / kııııış köşesi / şuuuuu köşe / güüüüz köşesi diye / iiiiiki tekerleyip / üüüüüç yuvarlarken / aşağıdan / sööööökün etmez mi / Maaaaraş paşası / heeeemen bir sarıya / biiiiir fare deliği bulup / aaaaattım kendimi dışarı / geeeeel gelelim / şuuuu mahallenin yumurcakları / haaaaşarı mı haşarı / biiiiir fiske vurdular enseme / gööööözlerim fırladı dışarı / buuuuu öfkeyle / miiiiinarenin birini / beeeeelime soktum / booooorudur diye /kuuuuubbelerini dersen / ceeeeebime koydum / daaaaarıdır diye / Aaaaabdurahman Çelebi de / biiiiiir çifte attı / geeeeeri dur diye / aaaaama velakin / beeeeen de tuttum kuyruğundan / iiiiileri diye / ooooo gitti // beeeen gittim / aaaaaz gittim uz gittim .../ deeeere tepe düz gittim / çaaaayır çimen geçerek / laaaale sümbül biçerek /sooooğuk sular içerek / aaaaltı ayla // biiiiiir güz gittim / biiiiir de dönüp / aaaaardıma baktım ki / neeeee bakayım / giiiiide gide bir / aaaarpa boyu // yoooool gitmişim / neeee ise / vaaaar varanın / süüüür sürenin / baaaaykuşu çoktur viranenin / deeeerken / eeeeefendimin ağası / biiiiir ayağımı baldıranlara / baaaasmayım mı / kooooorudur diye / biiiiirini de tutup / deeeeenize atmayım mı / kıııııyıdır diye / kuuuuruydum ıslandım / seeeeel beni neyler / ıııııslandım kurudum / yeeeel beni neyler / maaaaangırım yok / puuuulum yok / iiiiil beni neyler / dooooostu düşmanı araladım / beeeedavadan bir kayık / kiiiiiraladım / fıııış fış kayıkçı / kııııış kış kayıkçı / kaaaaayıkçının küreği / tıııııp tıp eder yüreği / aaaaakşama fincan böreği / saaaaabaha bayram çöreği / yeeeeesem yesem doymasam / kaaaabeye gitsem gelmesem / zeeeeemzem ile yusalar / kııııına ile gömseler / yooook yok kayıkçı / aaaaman çabuk kayıkçı / eeeevde benim etim var / biiiiir yaramaz kedim var / keeeedim eti yerse / aaaanam beni döverse / vaaaay başıma / haaaay başıma / biiiir devlet kuşu konsa / şuuuu benim kel başıma / deeeemeye kalmadı / biiiiirde gördüm ki / neeee göreyim / aaaaadı ile sanıyla / yeeeeşiliyle alıyla / Züüüümrütü Anka dedikleri / deeeeğil mi / Aaaarafat dağının üstünden / süüüüzüm süzüm / süüüüzülüp geliyor / baaaakın be yahu / yüüüüzü insan / göööözleri ahu / maaaartaval değil / maaaasaldır masal bu......

HECELEME TEKNİĞİ

Bu tekniğin temelinde yatan mantık şudur:Her kekeme yalnızca harfi rahatlıkla söyler.a,b ya da k harfi gibi.Kekeme harfleri kelime içinde kullanmakta zorlanır.Eğer kekeme harfleri söylemekte ustalaşırsa hızını da kontrol ederek bunu çok rahat bir şekilde kelime ve cümle içinde kullanabilir.Öncelik hece çalışmasıdır kekeme için.Konuşma hızı mümkün olduğunca düşürülmelidir.Heceleme tekniğini kullanırken aşağıda sıralayacağımız kurallara uyulmalıdır.
1-
Terapi süreci yoğun olarak 30 gündür. Bu tekniği kullanacak kişi 30 gün boyunca yoğun bir çalışma temposunu sürdürmek zorundadır.
2-
İlk hafta kekeme susma sürecini başlatmalıdır.İlk bir hafta kekeme işyerinde, evde, çarşıda hiç kimse ile konuşmamalıdır.Telefon vb. araçlarla konuşmak da yasaktır.Kekeme bu susma öneminde içinden okuma yapabilir.Tv seyredebilir.Bilgisayar kullanabilir.Susma döneminin amacı eski bozuk konuşma alışkanlığını unutmasını sağlamaktır.
3-
Susma sürecini başlatan kekeme sustuğu ilk güden itibaren evde ya da müsait yerlerde günlük ortalama 3-4 saat civarında heceleyerek okuma egzersizi yapmalıdır.Yani ilk bir hafta kimseyle konuşmayacak ama evde kendi kendine sesli, heceleyerek okuma yapacaktır.Kekeme susma döneminde aşağıda yazmış olduğumuz hecelenmiş metinleri tekrar tekrar okuyabilir.
4-
İkinci haftadan itibaren kekeme başkaları ile konuşmaya başlamalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur;kekeme her kimle konuşursa konuşsun heceleyerek konuşmalıdır.Kekeme mümkün olduğu kadar az ve öz konuşmalıdır.Acil ihtiyaçlarını heceleyerek söylemelidir.Burada heceleyerek konuşmak kekemeye çok zor gelebilir ama kekeme bu sürecin geçici olduğunu bilmelidir.Konuşmaya başlayan kekeme okuma egzersizlerini ihmal etmemelidir.Yine günlük 3-4 saat okuma yapmalıdır.
5-
Üçüncü haftadan itibaren heceleyerek konuşma süresi biraz daha artırılmalıdır.Kekeme günlük 3-4 saat okuma egzersizleri yaparken 1-2 saat heceleyerek konuşma egzersizleri yapmalıdır. Öncelikle tanıdığı insanlarla yada yanında rahat olduğu kişilerle heceleyerek konuşma yapmalıdır kekeme.Daha sonra yabancı insanlarla heceleyerek konuşma yapmalıdır.Eğer yabancılarla konuşurken kekeme zorlanıyorsa,sıkılıyorsa bu geçiş sürecini biraz erteleyebilir.Kekeme kendini rahat hissettiği zaman bir aşamadan başka bir aşamaya geçmelidir.
6-
Dördüncü haftadan itibaren heceleyerek okuma ve konuşma süresi günlük 4 saat olmalıdır. 4 saat okuma,4 saat konuşma yapılmalı yani.Bu süreçte ne kadar çok egzersiz yapılırsa kekeme o kadar rahat eder.İşin temelinde egzersizlerin düzenli ve vaktinde yapılması vardır.
7-
Beşinci hafta kekeme hecelemekte iyiyse kelime kelime okumaya ve konuşmaya geçmelidir. Kelime kelime okuma ve konuşmaya geçildiğinde dikkat edilmesi gereken en önemli konu hızdır. Okurken ve konuşurken kekeme çok yavaş yapmalıdır bu işi.Ağır çekimde konuşuyormuş gibi. Eğer 5.ci haftada hecelemekte hala sorun varsa kekeme kelime okuma ve konuşmaya bir hafta sonra geçebilir.
8-
Altıncı haftada kelime kelime okuma ve konuşmada başarılı kekeme süreci biraz daha ilerletebilir.2 kelime 2 kelime okuyup 2 kelime 2 kelime konuşabilir. Bu geçiş süreçlerinde dikkat edilecek en önemli nokta sürekli hızı düşürmektir.Bu 2 kelimede başarılı olan kekeme 3-4 kelimeye birkaç hafta içinde geçebilir.Ama 2-3 ay boyunca 4 kelime kullanmak faydalıdır.Kelime sayısı dördü geçmemelidir.Utanma,çekinme,korkma gibi duygular için kitabımızın diğer bölümlerinden faydalanabilirsiniz. Kekeme birkaç haftada çok güzel konuşmaya başlayabilir ama önemli olan bu güzel konuşmanın sürecinin uzun olmasıdır.Yoksa bir ay güzel konuşup ikinci ay tekrar kekelemek tercih edilmez. Kekeme bu egzersizler sırasında “ben düzeldim” havasına girip egzersizleri ihmal etmemelidir.Sonuna kadar bıkmadan çalışmak gerekiyor.

Fır-tı-na çık-tı-ğın-da u-yu-ya-bi-lir mi-si-niz?

Yıl-lar ön-ce bir çift-çi, fır-tı-na-sı bol o-lan bir te-pe-de bir çift-lik sa-tın al-mış-tı. Yer-leş-tik-ten son-ra ilk i-şi bir yar-dım-cı a-ra-mak ol-du. A-ma ne ya-kın-da-ki köy-ler-den ne-de u-zak-ta-ki-ler-den kim-se o-nun çift-li-ğin-de ça-lış-mak is-te-mi-yor-du. Mü-ra-ca-at-çı-la-rın hep-si çift-li-ğin ye-ri-ni gö-rün-ce ça-lış-mak-tan vaz-ge-çi-yor, bu-ra-sı fır-tı-na-lı-dır, siz-de vaz-geç-se-niz i-yi o-lur di-yor-lar-dı.
Ni-ha-yet çe-lim-siz, or-ta ya-şı geç-kin-ce bir a-dam i-şi ka-bul et-ti. A-da-mın ha-li-ne ba-kıp:
-Çift-lik iş-le-rin-den an-lar mı-sın? Di-ye sor-ma-dan e-de-me-di çift-lik sa-hi-bi.
-Sa-yı-lır, de-di a-dam,fır-tı-na çık-tı-ğın-da u-yu-ya-bi-li-rim. Bu il-gi-siz sö-zü bi-raz dü-şün-dü, son-ra boş ve-rip ça-re-siz a-da-mı i-şe al-dı. Haf-ta-lar geç-tik-çe a-da-mın çift-lik iş-le-ri-ni dü-zen-li o-la-rak yü-rüt-tü-ğü-nü de gö-rün-ce i-çi ra-hat-la-dı. Ta-ki o fır-tı-na-ya ka-dar.
Ge-ce ya-rı-sı, fır-tı-na-nın o müt-hiş u-ğul-tu-suy-la u-yan-dı. Öy-le-ki, bi-na ça-tır-dı-yor-du. Ya-ta-ğın-dan fır-la-dı, a-da-mın o-da-sı-na koş-tu: -Kalk, kalk! Fır-tı-na çık-tı. Her şe-yi u-çur-ma-dan ya-pa-bi-le-cek-le-ri-mi-zi ya-pa-lım. A-dam ya-ta-ğın-dan bi-le doğ-rul-ma-dan mı-rıl-dan-dı: -Boş ve-rin e-fen-dim, gi-din ya-tın. İ-şe gi-rer-ken ben si-ze fır-tı-na çık-tı-ğın-da u-yu-ya-bi-li-rim de-miş-tim ya. Çift-çi a-da-mın ra-hat-lı-ğı-na çıl-dır-mış-tı. Er-te-si sa-bah ilk i-şi o-nu kov-mak o-la-cak-tı, a-ma şim-di fır-tı-na-ya bir ça-re bul-mak ge-re-ki-yor-du.
Dı-şa-rı çık-tı, sa-man bal-ya-la-rı-na koş-tu: aaaa! Sa-man bal-ya-la-rı bir-leş-ti-ril-miş, ü-ze-ri mu-şam-ba i-le ör-tül-müş, sı-kı-ca bağ-lan-mış-tı. A-hı-ra koş-tu. İ-nek-le-rin ta-ma-mı bah-çe-den a-hı-ra so-kul-muş, a-hı-rın ka-pı-sı des-tek-len-miş-ti. Tek-rar e-vi-ne yö-nel-di; e-vin ke-penk-le-ri-nin ta-ma-mı ka-pa-tıl-mış-tı. Çift-çi ra-hat-la-mış bir hal-de o-da-sı-na dön-dü, ya-ta-ğı-na yat-tı. Fır-tı-na u-ğul-da-ma-ya de-vam e-di-yor-du. Gü-lüm-se-di ve göz-le-ri-ni ka-pa-tır-ken mı-rıl-dan-dı:
-Fır-tı-na çık-tı-ğın-da u-yu-ya-bi-li-rim.
Sı-kın-tı-la-ra zih-nen (bil-gi, plan), ma-nen (du-a), mad-de-ten (ted-bir) ha-zır-sa-nız, fır-tı-na çık-tı-ğın-da u-yu-ya-bi-lir-si-niz ha-ya-tı-nız bo-yun-ca.

FİN-CAN TA-KI-MI

Yır-tık pır-tık pal-to giy-miş i-ki ço-cuk ka-pı-mı çal-dı-lar:
-Es-ki ga-ze-te-niz var mı ba-yan?
Çok i-şim var-dı. Ön-ce ha-yır de-mek is-te-dim a-ma a-yak-la-rı-na
gö-züm i-li-şin-ce sus-tum. İ-ki-si-nin de a-yak-la-rın-da es-ki san-da-let-ler var-dı ve a-yak-la-rı su i-çin-dey-di.
-İ-çe-ri gi-rin de, si-ze ka-ka-o ya-pa-yım de-dim. Hiç ko-nuş-mu-yor-lar-dı. Is-lak a-yak-ka-bı-la-rı ha-lı-da iz bı-rak-mış-tı.
Ka-ka-o-nun ya-nın-da re-çel, ek-mek de ha-zır-la-dım on-la-ra, bel-ki dı-şa-rı-da-ki so-ğu-ğu u-nut-tu-ra-bi-lir, a-zı-cık da ol-sa ı-sı-ta-bi-lir-dim mi-nik-le-ri. On-lar şö-mi-ne-nin ö-nün-de ka-rın-la-rı-nı do-yu-rur-ken ben de mut-fa-ğa dön-düm ve ya-rı-da bı-rak-tı-ğım iş-le-ri-mi yap-ma-ya ko-yul-dum.Fa-kat o-tur-ma o-da-sın-da-ki ses-siz-lik dik-ka-ti-mi çek-ti
bir-an ve ba-şı-mı u-zat-tım i-çe-ri-ye. Kü-çük kız e-lin-de-ki boş fin-ca-na ba-kı-yor-du... Er-kek ço-cuk ba-na dön-dü.
-Ba-yan, siz zen-gin mi-si-niz? di-ye sor-du. Zen-gin mi?
-Yo ha-yır! di-ye ya-nıt-lar-ken ço-cu-ğu,göz-le-rim bir an a-ya-ğın-da-ki es-ki san-da-let-le-re kay-dı. Kız e-lin-de-ki fin-ca-nı ta-ba-ğı-na dik-kat-le yer-leş-tir-di ve:
-Si-zin fin-can-la-rı-nız,fin-can ta-bak-la-rı-nız ta-kım, de-di. Se-sin-de-ki aç-lık, ka-rın aç-lı-ğı-na ben-ze-mi-yor-du.Son-ra ga-ze-te-le-ri-ni a-lıp çık-tı-lar dı-şa-rı-da-ki so-ğu-ğa. Te-şek-kür bi-le et-me-miş-ler-di a-ma bu-na ge-rek yok-tu. Te-şek-kür et-mek-ten da-ha ö-te bir şey yap-mış-lar-dı.
Düz ma-vi fin-can-la-rım ve fin-can ta-bak-la-rım ta-kım-dı.Pi-şir-di-ğim pa-ta-tes-le-rin ta-dı-na bak-tım. Sı-ca-cık-tı pa-ta-tes-ler, ba-şı-mı-zı so-ka-cak bir e-vi-miz var-dı, bir e-şim var-dı ve e-şi-min de bir i-şi... Bun-lar da fin-can-la-rım ve fin-can ta-bak-la-rım gi-bi bir u-yum i-çin-dey-di. San-dal-ye-le-ri şö-mi-ne-nin ö-nün-den kal-dı-rıp, yer-le-ri-ne yer-leş-tir-dim. Ço-cuk-la-rın san-da-let-le-ri-nin ça-mur iz-leri,ha-lı-nın ü-ze-rin-dey-di ha-lâ. Sil-me-dim a-yak iz-le-ri-ni. Sil-me-ye-ce-ğim
de. O-lur ya, u-nu-tu-ve-ri-rim ne den-li zen-gin ol-du-ğu-mu-zu...

RES-SAM

Bir ka-sa-ba-da ya-şa-yan bir mi-ma-rın port-re-si-ni yap-mak ü-ze-re tu-tu-lan genç bir res-sam var-dır. Res-sam çok he-ye-can-lı-dır; ken-di-ni çok i-yi his-set-mek-te-dir, çün-kü bu al-dı-ğı ilk bü-yük iş-tir. Al-dı-ğı i-şi kut-la-mak i-çin en sev-di-ği lo-kan-ta-ya gi-der. O-ra-da o-tu-rup ça-yı-nı yu-dum-lar-ken, yan ma-sa-nın san-dal-ye-le-rin-den bi-ri-nin üs-tün-de du-ran ga-ze-te-yi gö-rür. İlk say-fa-nın üst ta-ra-fın-da ka-lın harf-ler-le şu söz-ler ya-zı-lı-dır: “Zor Gün-ler Ge-liyor”. Ga-ze-te baş-lı-ğı-na bak-tık-ça te-laş-la-nır, kay-gı-la-nır. O sı-ra-da lo-kan-ta sa-hi-bi ge-lir : “Si-ze bir bar-dak da-ha çay ve-ya yi-ye-cek bir şey-ler ge-ti-re-yim mi?” di-ye so-rar. “Ha-yır ba-na sa-de-ce he-sa-bı ge-ti-rin, he-men git-me-li-yim” der res-sam. Lo-kan-ta sa-hi-bi: “Bir so-run mu var” di-ye so-rar. Res-sam “zor gün-ler ge-li-yor, şim-di za-ma-nı-mı ve pa-ra-mı bo-şa har-ca-ma-nın sı-ra-sı de-ğil, i-şi-min ba-şı-na git-me-li-yim” di-ye-rek ya-nıt ve-rir. Res-sam gi-din-ce lo-kan-ta sa-hi-bi “Zor gün-ler mi ge-li-yor?” di-ye dü-şün-me-ye baş-lar. Dü-şün-dük-çe te-laş-la-nır, kay-gı-la-nır. Ka-rı-sı-na te-le-fon e-der ve o-na şun-ları söy-ler “Sev-gi-lim, bu se-ne-ki şö-len i-çin ıs-mar-la-dı-ğın el-bi-se sa-de-ce bir kez giy-mek i-çin çok pa-ha-lı. Sa-nı-rım zor gün-ler ge-li-yor, bel-ki ma-ğa-za-yı a-ra-ma-lı ve şim-di-lik si-pa-ri-şi-ni ip-tal et-me-li-sin.” Lo-kan-ta sa-hi-bi-nin ka-rı-sı is-tek-siz-ce “Pe-ki ta-mam” di-ye-rek ma-ğa-za-yı a-rar: “Ye-ni gü-zel el-bi-se-min ku-ma-şı-nı ıs-mar-la-dı-nız bi-li-yo-rum a-ma ko-cam zor gün-le-rin gel-di-ği-ni söy-le-di, o yüz-den ke-mer-le-ri-mi-zi sık-ma-lı ve tu-tum-lu ol-ma-lı-yız. El-bi-se si-pa-ri-şi-mi ip-tal et-mek zo-run-da-yım” der. Dük-kan sa-hi-bi: “Bu-nu duy-mak-tan ke-sin-lik-le hoş-lan-ma-dım a-ma si-zi an-lı-yo-rum” di-ye-rek ka-dı-nı ya-nıt-lar. Duy-duk-la-rı-nı dü-şün-me-ye baş-lar ve dü-şün-dük-çe te-laş-la-nır, kay-gı-la-nır. Mi-ma-rı-nı a-rar ve: “An-la-dı-ğım ka-da-rıy-la zor gün-ler ka-pı-da. Ma-ğa-za-mı i-ki kat bü-yüt-mek i-çin kö-tü bir za-man. Şu an-da bu tür yü-küm-lü-lük al-tı-na gi-re-mem” der. Mi-mar ka-dı-nın söy-le-dik-le-ri-ni dü-şü-nür. Genç res-sa-mı a-rar: “Zor gün-ler ge-li-yor ve bir port-re-ye pa-ra har-ca-mak i-çin doğ-ru za-man de-ğil. Port-re si-pa-ri-şi-mi ip-tal et-me-li-yim.” Genç res-sam du-ru-mu an-lar her şey tam da bek-le-di-ği gi-bi ol-muş-tur. Ken-di-si-ni red-de-dil-miş ve üz-gün his-se-de-rek ü-zün-tü-sü-nü boğ-mak i-çin lo-kan-ta-ya gi-der. O-ra-da o-tur-muş i-çer-ken yak-la-şık üç met-re u-za-ğın-da-ki san-dal-ye-ye ba-kar. “Zor Gün-ler Ge-liyor” baş-lı-ğı at-mış bir ga-ze-te-nin dur-du-ğu san-dal-ye-dir bu. Kal-kıp ga-ze-te-yi a-lır ve ha-be-ri ya-kın-dan in-ce-ler. Ga-ze-te on yıl ön-ce-si-nin ta-ri-hi-ni ta-şı-mak-ta-dır. Bi-ri o-nu lo-kan-ta i-çin sa-rıl-mış ta-bak ça-nak-la-rı bo-şal-tır-ken o-ra-da bı-rak-mış-tır... Baş-lı-ğın ta-şı-dı-ğı i-fa-de top-lu-mun ön-de ge-len pek çok bi-re-yi-ni et-ki-le-miş-tir. Ha-ya-tı-nı-za ba-kın. Çev-re-niz-de bir-çok in-san o-lum-suz o-lay-lar i-le uğ-raş-mak-ta... res-sa-mın ya-şa-dık-la-rı gi-bi o-lum-suz-luk-la-ra o-dak-la-nır-sa-nız ay-nı res-sam gi-bi tek-rar si-ze dö-ne-cek-tir. Ha-ya-tı-nız-dan şi-ka-yet et-mek-ten-se so-run-la-rı na-sıl çöz-me-li-si-niz on-la-ra o-dak-la-nın. Ba-şa-rı-lı, mut-lu in-san-lar sa-de-ce çö-züm-le-re o-dak-la-nı-yor. Si-zin ter-ci-hi-niz ba-şa-rı mı? Ve mut-lu-luk mu yok-sa ba-şa-rı-sız in-san-lar gi-bi so-run-lar i-le uğ-ra-şıp ken-di-ni-zi a-ciz ve za-val-lı du-ru-ma mı sok-mak? U-nut-ma-dan, ba-şa-rı si-zin de hak-kı-nız…

(NLP İLE HIZLI OKUMA..CEMAL KONDU.. ARES KİTAP)

Der-vişin ka-şıkları... (15.ci günden itibaren okunacak)


Sev-ginin // yal-nızca // sö-zünü // e-denlerle, // o-nu // ya-şayanlar // a-rasında // ne // fark // var-dır? // di-ye // sor-dular // bir // bil-geye. //
Bil-ge,// bü-yük // bir // sof-ra // ha-zırladı // ve // sev-giyi // dil-lerinden // ek-sik // et-memelerine // kar-şın,// o-nu // gün-lük // ya-şamlarında // hiç // kim-seye // gös-termeyen // ki-şileri // ye-meğe // ça-ğırdı.// Sof-rada // her-kes // ye-rini // al-dıktan // son-ra, // ön-lerine // bi-rer // tas // sı-cak // çor-ba,// son-ra // da // der-viş // ka-şıkları // de-nen,// sap-ları // bir // met-re // u-zunluğunda // ö-zel // ka-şıklar // ge-tirildi.//
Ev // sa-hibi // ko-nuklarına // bu // ka-şıkları // na-sıl // tut-maları // ge-rektiğini // söy-ledi. // Her-kes // ka-şığının // u-cundan // tut-mak // zo-runda // kal-dı.//
Ko-nuklar,// uç-larından // tut-tukları // bir // met-re // u-zunluktaki // ka-şıkları // güç-lükle // tas-larına // dal-dırıyorlar,// fa-kat // ka-şıklarına // çor-ba // dol-durup,// a-ğızlarına // gö-türemiyorlardı.// A-ğızlarına // bir // ka-şık // çor-ba // ko-yabilmeyi // be-ceremeyen // ko-nuklar,// ye-mekten // son-ra // kalk-tıklarında,// ka-rınlarını // do-yuramamışlar,// ka-şıklarından // dö-külen // çor-balarla // da // sof-ranın // üs-tünü // kir-letmişlerdi.//
Bil-ge,// bir // gün // son-ra // i-kinci // bir // ye-mek // da-veti // ver-di.// Bu // kez,// sev-giyi // ger-çekten // bi-len // ve // her // gün // sev-giyle // ya-şayan // ki-şileri // ça-ğırdı.// Yüz-leri // ay-dınlık,// göz-leri // sev-giyle // gü-lümseyen // pı-rıl // pı-rıl // ki-şiler // gel-diler // ve // bu // kez // on-lar // yer-lerini // al-dılar, // sof-rada.// Ön-lerine // bi-rer // tas // sı-cak // çor-ba // ve // sap-ları // bir // met-re // u-zunluktaki // der-viş // ka-şıkları // ge-tirildi.// On-lara // da // ka-şıkları // an-cak, // sap-larının // uç-larından // tu-tabilecekleri // ku-ralı // söy-lendi.//
Ev // sa-hibi // bil-genin // Buy-urun,// a-fiyet // ol-sun // sö-zünden // son-ra // sof-radaki // her-kes, // ö-nündeki // ka-şığı,// sa-pının // u-cundan // tut-tu // ve //
Her-kes // ka-şığını, // kar-şısındaki // ki-şinin // ta-sına // dal-dırıp,// ka-şığına // al-dığı // çor-bayı, // kar-şısındaki // ki-şinin // ağ-zına // u-zattı.// Bu // yön-temle// her-kes // kar-nını // do-yurabildi.// Ko-nuklar // sof-radan // kalk-tıklarında // ise, // sof-ranın // üs-tünde, // dö-külmüş // tek // dam-la // çor-ba // yoktu.//
Sev-ginin // yal-nızca // sö-zünü // e-denlerle, // o-nu // ya-şayanlar // a-rasında // ne // fark // var-dır // so-rusunu // so-ranlara // bu // uy-gulamayla // ya-nıt // ver-dikten // son-ra // bil-ge, // bir // de // ö-ğütte // bu-lundu.//
İş-te,// de-di.// Kim// ki // ya-şam // sof-rasında // yal-nızca // ken-dini // gö-rür // ve // yal-nızca // ken-dini // do-yurmayı // dü-şünürse, // o // ki-şi // aç // ka-lacağını // da // bil-melidir.//
Ve // kim // ki // baş-kalarına // da //dü-şünür // ve // o // da // ke-sinlikle // do-yurulacaktır.// Çün-kü // ha-yat // de-nen // bu // pa-zar,// da // a-lan // de-ğil, // ve-ren // ka-zançlıdır // her // zaman.//

KEKEMELİK VE HİPNOZ

Hipnoz kekemelik tedavisinde uzun yıllardan beri uygulanmaktadır. Genelde olumsuz düşünceleri değiştirmek amaçlı kullanılmaktadır.Kekemelik genelde belli bir yaştan sonra ve bir travma sonucu ortaya çıkar.Genelde bu bir korkudur.Korkan çocuk gerilir,nefes kontrolünü kaybeder ve kekelemeye başlar.Ailenin yanlış tutum ve davranışları sonucunda bu kekeleme hali kalıcı hale gelir.Hipnoz ile kekeme ilk travma geçirdiği ana götürülür.İlk olumsuz olay esnasında yaşadığı olumsuz duygular boşaltılır.Olay yeniden olumlu bir şekilde yapılandırılır.Eğer kekemenin ilk olayda kızgınlık ve öfke duyduğu birileri varsa af terapisi uygulanır.Kekeme zaman içinde rahatlar.Ayrıca kekeme korku heyecan yaşadığı ortamlara imajinasyonla götürülür.Kendisi için korkunç olan bu ortamların sandığı gibi olmadığı hipnozla gösterilir.Kekeme gerçek hayatta bu tür bir ortamla karşılaştığında daha önce hipnoz altında aynı ortamı yaşadığı için tepki göstermez.Hipnoz kekemelik tedavisinde etkilidir ama tek başına yeterli değildir.Yalnızca hipnoz uygulayarak kekemelik tedavi edilemez.Çünkü kekemeliğin düşünce-davranış-duygu gibi bir çok boyutu vardır.9 yaşında aldığım bir kekeme hipnoz esnasında derin bir transa girdi.Regrasyon (yaş geriletmesi) yaptım.Kekeme çocuk 2 yaşlarına doğru gitti.O anda korku dolu anlar yaşamaya başladı.İlk olaya ulaşmıştı.Yaşadığı olayı anlatmasını istedim.Beşikte yattığını ama nefes alamadığını,çok acı çektiğini anlattı.Gerekli telkinleri verdikten,işlemleri yaptıktan sonra transtan çıkardım.Olayı çocuğun babası ile konuştum.Gerçekten de çocuk 1,5-2 yaşlarında beşikte boğulma tehlikesi atlatmış.Babası kendisini son anda kurtarmış.Beşikten düşerken beşiğin kenarına asılmış.Kekemelik olayı da bu kazadan sonra başlamış.Hipnoz altında bu olayı yeniden yaşaması ve olumsuz duyguların boşaltılması çocuğu çok rahatlattı.
15 yaşındaki başka bir kekeme ise ilk olaya 3 yaşında ulaştı.Evde öğleden sonra uyurken pencereden giren bir kedi üzerine zıplamış ve çocuk korkmuş.Kekemelik o olayla başlamış.Aynı şekilde duygu boşalımı yapıldıktan sonra kekeme üzerinden büyük bir yükün kalktığını söylemişti. İşte hipnoz kekemelikte etkili ama her vakada tek başına yeterli değildir.

KEKEMELİK VE EFT, EMDR

EFT:Gary Craig Stanford üniversitesi mezunu bir mühendistir.90‘lı yıllarda bu tekniği geliştirmiştir. EFT Bir ‘Enerji Psikolojisi Tekniği’ diye tanımlanmaktadır.
Eft’ye iğnesiz akupunktur diyenler de vardır. Duygusal boşalım tekniği demekte mümkündür.Enerji bedenimizdeki enerji akımının durağanlığı ve blokajları EFT ile yeniden düzenlenebilir.

EMDR:Bu standart yöntem, travmatik yaşantılara uğrama sonucunda genellikle bellekte dağınık bir biçimde kalan anıları birleştirme, gözden geçirme ve kişinin kendine verdiği değer duygusundaki azalmayı yeniden zihin süzgecinden geçirme olanağını veren bir yaklaşımdır. Bu teknik de psikodinamik ve davranışsal yöntemler özgün biçimde birlikte kullanılmaktadır.

Her iki tekniğin de en önemli özelliği duygularla çalışılmasıdır. Yani travma esnasında yaşanan olumsuz duyguların boşaltılması bu tekniklerin bel kemiğini oluşturur. Kekemelikte çok rahat bir şekilde kullanılır.Kişinin hissettiği olumsuz duygular bu tekniklerle boşaltılabilir. Yani kekeme bir ortamda korku hissediyorsa o korku duygusu bu tekniklerle boşaltılabilir. Ama her iki teknik de kekemeliğin tedavisinde tek başına yeterli değildir.Başka tekniklerle beraber uygulandığında başarılı sonuçlar doğurabilir.


KEKEMELİK VE NLP

NLP’nin bir çok tanımı yapılabilir.Bunlardan bir kaç tanesini sıralayalım.
NLP: 'Beynin öğrenmeyi ve deneyimi nasıl kodladığı ile ilgili bilim.'
NLP: 'Hayatın kalite ve etkinliğini geliştirme aracı olarak davranışları etkileyen kalıpların tespitine ve kullanılmasına odaklanan bir bildirişim modeli.'
NLP:'Bir insanın, içinde yaşadığı dünyaya verdiği anlamı ve onunla ilgili bilişsel olarak anlayışını tasvir etmek, yeniden yapılandırmak ve dönüştürmek için inşa edilmiş bir sistem.'
Dünyayı beş duyumuzla algılarız: Görme, işitme, dokunma, koklama ve tatma. Bize doğru gelen o kadar çok sürekli bilgi var ki bilerek ya da bilmeyerek dikkatimizi vermek istemediklerimizi sileriz. Geri kalan verileri geçmiş deneyimlerimize, değerlerimize ve inançlarımıza bağlı olarak süzgeçten geçiririz. Sonunda elimizde kalan, ilk girdinin bir kısmı tamamen silindiğinden ve geri kalan da genelleştirildiğinden ya da çarpıtıldığından eksik ve yanlıştır. Süzgeçten geçirilmiş bilgiler, bizim fizyolojimizi ve 'var oluş durumumuzu' etkileyen içsel haritamızı oluşturur. Bu da davranışımıza etki eder.
Nlp hakkında kısaca bilgi sahibi olmanız için Nlp’nin varsayımlarını aşağıda bulabilirsiniz.
Belirtilen 13 varsayım NLP’nin temel ilkeleri, yol gösteren felsefesi ve inançlarıdır.Onlara “varsayımlar” denir, çünkü onların doğruluğunu varsayarak ona göre davranırız. Aslında onlar yaşam konusunda bir etik ilkeler dizisi oluşturur.

1- İletişimin anlamı aldığınız tepkidir. İletişimde genellikle bir kimsenin bir başkasına bilgi aktardığı varsayılır. Taraflardan biri kendisi için “anlamlı” bir bilgiye sahiptir ve karşı tarafın aktarmak istenilen şeyi anlamasını ister. Genellikle kişi “söylemek istediğini söylediği” zaman, iletişim sorumluluğunun sona erdiğini varsayar. Etkili iletişimciler konuşmayı bitirdikleri zaman sorumluluklarının sona ermediğini bilirler. Pratik açıdan bakıldığında aktardıkları mesajın anlatmak istedikleri değil, karşı taraf tarafından anlaşılan şey olduğunu bilirler. Genellikle bu ikisi birbirlerinden çok farklıdır. İletişimde karşı tarafın ne anladığı ve nasıl karşılık verdiği çok önemlidir. Kişinin alınan karşılığa dikkat etmesi gerekir. Eğer iletişimci istediği karşılığı alamıyorsa, alana kadar iletişimini değiştirmelidir.

İletişimde “yanlış anlamanın” birkaç nedeni vardır. Birincisi, her birey, dildeki her sözcük ile ilgili farklı bir yaşam deneyimine sahiptir. Genellikle, bir kişinin bir sözcükle (kişinin o sözcük için kendi karmaşık eşitliği) anlatmak istediği bir başkasının aynı sözcükle anlatmak istediğinden çok farklı olabilir. İkinci neden, kişinin ses tonu ve yüz ifadesinin de bilgiyi ilettiği ve karşı tarafın söylenenler kadar bunlara da karşılık verebileceğini bilmemekten kaynaklanır. Eski bir atasözünde de söylendiği gibi “eylemler sözcüklerden daha yüksek sesle konuşur” ve Nöro Linguistik Programlama, kişileri, bu ikisi arasında bir uyumsuzluk olduğunda eylemlere daha fazla dikkat etmeleri gerektiği konusunda eğitir.

2- Harita temsil ettiği arazinin kendisi değildir. Başarılı iletişimciler dünya ile ilgili deneyimlerini düzenlerken kullandıkları temsillerin gerçek dünyadan farklı olduklarını bilirler. Bazı semantik düzeyler arasında ayırım yapmak önemlidir. Birincisi dünyadır. İkincisi kişinin dünya ile ilgili deneyimidir. Bu deneyim bireyin dünya “haritası” veya “modeli”dir ve kişiden kişiye değişir. Her birey kendine has bir dünya modeli yaratır ve başkalarından farklı bir gerçeklik içerisinde yaşar. Kişi direkt olarak dünyaya dayalı eylemlerde bulunmaz, dünya hakkında yaşadığı deneyimlere göre eylemlerde bulunur. Bu deneyimler doğru veya yanlış olabilir. Kişinin deneyimi dünya ile benzer bir yapıda olması ölçüsünde doğrudur ve yararlı olup olmadığı da buna bağlıdır. Kişinin deneyimi ya da dünya haritası, modeli veya temsili, dünyayı nasıl algıladığını ve önündeki seçenekleri belirler. Nöro Linguistik Programlama tekniklerinin çoğu, bireyin dünya temsilini daha yararlı ve gerçek dünyaya daha uygun kılmak üzere değiştirmeyi içerir.

3- Dil, deneyimin ikincil temsilidir. Dil ayrıca üçüncü anlam düzeydir. Birincisi dış dünyadan gelen uyarıdır. İkincisi kişinin o uyarı ile ilgili temsili veya deneyimidir. Üçüncüsü de kişinin o deneyimi dil aracılıyla tanımlamasıdır. Dil kendi başına bir deneyim değil, deneyimin temsilidir. Sözcükler sadece, bireyin gördüğü, duyduğu veya hissettiği şeyleri temsil ederken kullanılan tesadüfi işaretlerdir. Farklı diller konuşan insanlar aynı şeyleri temsil eden farklı sözcükler kullanırlar. Ayrıca, her birey kendi yaşamında gördüğü, duyduğu veya hissettiği şeylerle ilgili diğerlerinden farklı deneyim kümelerine sahip olduğu için kullandığı sözcükler de kişiden kişiye farklı anlamlar taşır. İnsanlar bu anlamların benzerlik taşımaları ölçüsünde birbirleriyle etkili iletişim kurabilirler. Benzerliklerin çok az olması durumunda ise iletişim sorunları ortaya çıkmaya başlar.

4- Zihin ve beden aynı sibernetik sistemin ayrılmaz parçalarıdır ve birbirlerini etkilerler. “Zihin” ve “beden” birbirlerinden bağımsız değildir. Her iki sözcük de aynı “bütün” veya “gestalt” ile ilgili parçalara işaret eder. Bir bütün olarak hareket ederler ve birbirlerine bağımlı olarak karşılıklı etkileşimde bulunurlar. Tıpkı bir insan gibi, bir sibernetik sistemin parçasında oluşan her şey sistemin geri kalanını da etkiler. Yani, bedenin fiziksel durumu düşünceleri ve düşünceler de hisleri etkiler. Kişinin algısal girdileri, içsel düşünce süreci, duygusal süreci, fizyolojik tepki ve davranış şeklinde çıktıların hepsi aynı anda gerçekleşirler. Pratik açıdan bu şu anlama gelir; kişi, doğrudan düşünme şeklini değiştirerek ya da fizyolojisini veya hislerini değiştirerek düşüncelerini değiştirebilir. Aynı şekilde, düşünme şekli değiştirilerek fizyoloji veya hisler değiştirilebilinir. Bir eylemin daha iyi yapılmasını sağlamak için görselleştirme ve zihinsel prova çok önemlidir.

5- Zorunlu çeşitlilik yasası, insanoğlu da dahil olmak üzere her türlü sibernetik sistemde en geniş davranış seçeneğine veya çeşidine sahip eleman veya insanın bütün sistemi kontrol edebileceğini söylemektedir. İnsani sistemlerde kontrol sözcüğü, bireyin kendisine veya başkalarına ait deneyimlerin kalitesini belirli bir anda veya zaman içerisinde etkileyebilme yeteneğini anlamına gelir. En geniş davranış esnekliğine, yani etkileşim çeşitliliğine sahip olan kişi sistemi kontrol eder. Seçeneğe sahip olmak her zaman seçeneksizliğe göre daha iyidir, daha çok seçeneğe sahip olmak da daha az seçeneğe sahip olmaktan daha iyidir. Bu durum ayrıca Nöro Linguistik Programlama’nın daha önce belirtilmiş olan üçüncü ilkesiyle ilgilidir. Bu ilkeye göre arzulanan sonuç alınıncaya kadar davranışları değiştirmeye devam etmek gerekir. Eğer yapılan işlem başarılı değilse, davranış değiştirilmeli ve başka bir şey yapılmalıdır. Her şey başarısız bir işlemden daha iyidir. Kişi başarılı oluncaya kadar davranışını değiştirmeye devam etmelidir.

6- Davranışlar adaptasyondan başka bir şey değildir. Davranışlarımız yapıldıkları ortama ve duruma göre değerlendirilir. Kişinin gerçekliği dünyayı algılama şekline göre tanımlanır. Dolayısıyla sergilenen bir davranış bireyin kendi gerçekliğine göre uygundur. İyi ya da kötü bütün davranışlar bir tür adaptasyondur, belli bağlamlarda faydalıdır. Öğrenildiği ortama göre bütün davranışlar, birey tarafından bugün veya geçmişte adapte edilmişlerdir. Bir bağlamda uygun olan davranış, başka bir bağlamda uygun olmayabilir. İnsanların bunu anlamaları ve gerektiğinde davranışlarını değiştirmeleri gerekir.

7- Bireyin şimdiki bir davranışı kendisi açısından mevcut en iyi seçeneği yansıtır. Her davranışın ardında olumlu bir niyet yatar. Birey, kim olduğuna, yaşam deneyimlerine ve farkında olduğu seçeneklere bağlı olarak belirli bir anda kendisi için en iyi seçeneği tercih eder. Eğer daha iyi bir seçenek sunulursa mutlaka onu kabul eder. Birinin uygun olmayan bir davranışını değiştirmek için kendisine başka seçenekler sunmak gerekir. Bu yapıldıktan sonra doğru davranmaya başlar. Nöro Linguistik Programlama bu yeni seçenekleri sunma teknikleri içerir. Aynı zamanda, NLP’de seçenekler asla azaltılmaz; daha fazla seçenek sağlanır ve mevcut seçenekler belli bir bağlama dayandırılır.

8- Davranışlar mevcut duruma göre değerlendirilir, anlaşılır veya değiştirilir. Birey ne olmak istediğine göre kendi davranışlarını değerlendirmelidir. Elinden gelenin en iyisi olma yönünde çaba göstermelidir.

9- İnsanlar istedikleri değişiklikleri gerçekleştirmek için gereken bütün kaynaklara sahiptir. Yapılması gereken, bu kaynakların yerini bulmak veya bunlara erişmek ve doğru bağlamda ortaya çıkmalarını sağlamaktır. Nöro Linguistik Programlama bu görevin başarılmasını sağlayan teknikler sunar. Bu pratikte şu anlama gelmektedir; insanların, kendi sorunlarını kavramaya çalışmak veya bunların üstesinden gelecek araçlar geliştirmek için zaman kaybetmeleri gerekmiyor. Sorunları çözmek için gereken bütün kaynaklara zaten sahipler. Yapmaları gereken tek şey bu kaynaklara erişmek ve bunları şimdiki zaman çerçevesine aktarmaktır.

10- Dünyada mümkün olan her şey benim için de mümkündür; sadece nasıl yapılacağını bilmek gerekir. Eğer bir insan belli bir davranış sergileyebiliyorsa, o zaman benim için de bunu yapmak mümkündür. Bunun “nasıl” yapıldığını saptama işlemine “modelleme” denir. Nöro Linguistik Programlama ilk olarak bu işleme dayanarak ortaya çıkmıştır.

11- Başkaları hakkında en yararlı bilgiler davranışlardan elde edilir. İnsanların söyledikleri şeylere kulak verin ama davranışlarına daha fazla önem verin. Bu ikisi arasında tutarsızlık olduğu zaman davranışları dikkate alın. Değişikliğin kanıtını davranışlarda arayın ve sadece sözlere güvenmeyin.

12- Davranışlar ile kişilik arasında ayırım yapın. Bir başka deyişle, kişinin bir konuda başarısız olması her zaman başarısız olacağı anlamına gelmez. Davranış bir insanın her hangi bir anda söylediği, yaptığı veya hissettiği bir şeydir. Ama kişiliği bu değildir. Kişilik davranışlardan çok daha geniş kapsamlıdır.

13- Başarısızlık diye bir şey yoktur, sadece geri bildirim vardır. Deneyimleri başarısızlık çerçevesi yerine öğrenme çerçevesi açısından değerlendirmek daha doğru olur. Eğer kişi her hangi bir konuda başarılı olmuyorsa, bu başarısız olduğu anlamına gelmez. Sadece söz konusu şeyi yapmamanın bir yolunu keşfettiği anlamına gelir. O zaman kişi başarmanın yolunu buluncaya kadar davranışını değiştirmelidir.
İşte nlp kekemelerin de içsel haritalarını değiştirmeye çalışır. Nlp kekemelik tedavisinde kullanılmaktadır.Güzel sonuçlar alınmaktadır nlp ile ama bu teknik de diğer teknikler gibi tek başına yeterli değildir.Ya da kekeme bu tekniği gerektiği gibi özümseyip kullanamadığı için sonuca ulaşamaz.

KEKEMELİK VE ENERJİ TEKNİKLERİ

Enerji tekniklerinin temel görüşü;her varlık, evrensel yaşam gücü ile varlığını sürdürür. Bu yaşam enerjisi bedene çakralar yoluyla akar. Beden içerisinde bu enerjinin akış yollarına meridyenler ve bedenin çevresindeki enerji alanına da aura denir. Yaşam enerjisi hücrelere ve organlara sürekli akarak, onları tazeler ve çalışmaya devam etmelerini sağlar. Bu enerjinin akışı engellenirse ( öfke, korku, endişe, kıskançlık ve benzeri olumsuz duygu ve düşünceler) bedende bazı aksaklıklar ortaya çıkacaktır. Çünkü negatif duygu ve düşünceler, bu enerjinin akışında bozukluk meydana getirir. Bu bozukluklar ilk önce enerji bedenin katmanlarında ve sonrada fiziksel bedende ortaya çıkar.
Reiki;
kişiye akarken hem enerji bedendeki, hem de fiziksel bedendeki dengesizlikleri dağıtarak o bölgedeki frekansı yükseltir. Düşük frekanslı enerjinin parçalanarak dağılmasını sağlar. Sonuç olarak yaşam gücünün akışını onarıp, sağlıklı ve doğal olarak akmasını gerçekleştirir.
Tekrar Bağlantı Şifası
(Reconnective Healing): Kendi öz gerçeğimiz ile bağlantımızı yeniden oluşturan, varlığımızın tüm parçalarına ulaşmamızı sağlayan ve tüm evrenle bağlantı kurmamıza yardım eden bir şifa çalışmasıdır.
Teta Şifa Tekniği:
Bu teknik Yaratıcı ile bağlantı kurularak hoşlanmadığınız gerçeği değiştirmeyi amaçlar. Teta durumundayken yeni bir gerçek yaratılır ve bu şimdiki gerçeğe uygulanır. Teta yaratmakla ilgilidir- çok etkili değişimler yapılır. Birlikte yaratırken her şey mümkündür. Teta çalışması kendi gelişmeniz içindir.
Feng Shui:
Bir metafizik bilimi olarak yaşam mekanlarını inceler ve içinde yaşayan kişilere daha kaliteli yaşamaları için seçenekler sunar. Kaliteli yaşam sağlıklı, bereket içinde mutlu ve huzurlu bir yaşamdır. Oturduğu mekanda her şekilde desteklenen kişidir.Bu tekniklerin dışında Quantum Nefesi, Meditasyon ,Deep PEAT gibi binlerce teknik vardır.

Bu tekniklerin de kısmı faydası olsa da tek başına kekemeliği tedavi etmeye yetmemektedir.Ama kekeme isterse bu tekniklerden rahatlamak amacıyla faydalanabilir.

Dünyada kekemelikle ilgili birkaç yaklaşım

Aşağıda Çin Uluslararası Radyosu akşam proğramından bir kesit okuyacaksınız.

Kekemelerin sorunlarını çözen uzman Chen Jiarong

10.09.2007: saat:18:18

Burası Çin Uluslararası Radyosu. İyi akşamlar sayın dinleyiciler. "Bilim, Eğitim ve Sağlık" programında yeniden birlikteyiz.
Çin'in kuzeybatısındaki Xi'an kentinde yaşayan kekeme uzmanı Chen Jiarong, yıllar süren araştırmalardan sonra kekemelerin konuşma bozukluğunu düzelten bir dizi yöntem buldu ve ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen 20 bini aşkın kekemenin sorununu çözdü. Artık bu kişiler sağlıklı kişiler gibi akıcı olarak konuşabiliyorlar. Bugünkü programda bu konudan söz edeceğiz.

Xi'an kentinde Chen Jiarong tarafından konuşma bozukluğu olanlar için kurulan okul bulunuyor. Chen, muhabirimize, içlerindeki duyguları akıcı şekilde ifade edebilmenin, kekemelerin en büyük arzusu olduğunu belirtti.

Muhabirimiz okula girerken dersten çıkan öğrencilerle karşılaştı. Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'nden gelen Wang Hua adlı öğrenci, muhabirimize espri yaparak şöyle dedi:

"Ben bir petrol işçisiyim. Konuşma sorunum çözüldükten sonra daha iyi çalışabilirim. Bu da gelecekte daire başkanı ve müdür olmama zemin hazırlayacak."

Konuşurken öğrencilerin kekeme oldukları hiç fark edilmiyor. Çünkü bu öğrenciler kısa süre sonra okuldan mezun olacaklar. Chen, muhabirimize bu öğrencilerin ilk geldiklerinde ağır kekeme olduklarını söyledi.

Chen'in en iyi tedavi yöntemi, kekemelerin cesaretle ve mümkün olduğu kadar fazla konuşmalarının teşvik edilmesidir. Yani gördüklerini, düşündüklerini ve duyduklarını ne olursa olsun her şeyi ifade etmeye çalışmaları gerekiyor. Bu konudaki sorunlarının çözülmesinden sonra sıra kekemelerin psikolojik engellerinin giderilmesine geliyor.

Chen, kekemelerin konuşma biçimini düzeltmek için ilk aşamada yavaş, esnek ve yumuşak konuşmaları gerektiğini, ikinci aşamadaysa psikolojik tedavi yapılarak onların aşağılık duygularının giderilmesi ve psikolojik engellerinin kaldırılması gerektiğine işaret ederek konuşmasına şöyle devam etti:

"Kekemeler, heyecanlandıklarında, birçok kişi,özellikle karşı cinsten insanlar karşısında sorunun daha ciddi olacağını düşünüyorlar. Biz onların bu tür psikolojik engellerini gidermeye çalışıyoruz."

Psikolojik engellerin kaldırılmasından sonra kalabalık karşısında konuşma yapma cesaretinin geliştirilmesi ve kişilerle iletişim kurma yetkinliğinin artırılması aşamasına giriliyor. Öğrenciler bu aşamaya girdiklerinde Chen, onları otobüs ve caddelerde konferans vermeye teşvik ediyor.Caddelerde konferans vermeyi başaran kız öğrenci Wang Youli, muhabirimize şunları söyledi:

"Geçmişte biraz kekelediğim zaman çok utanıyordum. Yüzüm, hatta kulaklarım kızarıyordu. Başkaları kekelediğimi uyardığında ise daha çok utanıyordum. Şimdi akıcı konuşabiliyorum. Bu benim en büyük arzumdu."

Chen, araştırıp bulduğu tedavi yöntemleri için Çin Devlet Fikri Mülkiyet Hakları Müdürlüğü'nden patent aldı.

Chen Jiarong, daha çok kekemenin mutlu şekilde yaşamalarını sağlamak için çabalarına devam edeceğini söyledi.

Almanya’dan bir merkezin tedavi yaklaşımı

Sunduğumuz terapi konsepti temel bir çalışmaya ve bunun sonucunda doğan derin ve detaylı bölünmelere dayanıyor. Bundan sonraki aşama ise yoğunluk kursları ve bu kurs bir yıllık süreci kapsıyor. Bu bir yıllık süreçte en fazla yoğunlaşdığımız alan tabiki akıcı konuşma alanı ve bunun doğal olarak sosyal hayatta uygulanması. Bu terapi konsepti Fiedler ve Standup (1994) konseptine dayanıyor.

Kekeme konsepti bir insanın tüm düşüncesini incelemeyi vurguluyor ve insan psikolojisini baz alıyor. Onun üzerine davranış terapisinde olan mühim unsurlar uygulanıyor, örneğin;Kanfer ve Saslow’dan “Sorck-Modeli”. Bu model davranış problemleri üzerine bina edilen analizler yapar. Dahası “Sosyal Davranışlar” (Ullrich ve Ullrich, 1976), Bandura’dan “Model Öğrenme Şekilleri” (1969, 1976.1978) ve “Stresi Önleme Teknikleri” (Meichenbaum, 1977) gibi yöntem ve teknikler bu konseptin temelini oluşturuyor. Bilhassa Meichenbaum`dan “Stresi Önleme Teknikler”, kekeme olan insanların sosyal hayatta konuşma ile ilgili korkularını önleyen çok ciddi bir etkendir.

Bizim uyguladıgımız metotlardan bir taneside konuşma bozukluğundan kaynaklanan korkularla kekemenin yüzleşmesi ve bilinçli bir şekilde bu korkunun üzerine gidilmesi. Tabiki bu konuşma korkusunu yenmek için, kekemeyle birebir ve yakından ilgilenmek ve onu sürekli motive etmek lazım. Konuşma korkusuyla etkili mücadele etmek için rahatlatıcı seanslar ya da meditasyonlar en önemli etkenlerden bir tanesi. Akıcı konuşmanın en önemli etkeni ya da temeli nefes alıp vermede dengeyi sağlamak. Bunun için en fazla yoğunlaşdığımız alan bu. Kekemeler ne kadar bilinçli ve dengeli nefes alıp veriyorsa, o kadar düzgün ve akıcı konuşabilirler. Yaşadığımız tecrübeler bunu gösteriyor.

Kekemelik tedavisinde kullanılan tekniklerin ortak özellileri dünyanın her yanında aynıdır.Psikolojik destek,nefes egzersizleri,konuşma hızının düşürülmesi…Bu Çin’de de Almanya’da da Amerika’da da böyledir.Kimi merkezler bu süreci 1 ya da 2 yıla yayarken bazıları kısa süreli yoğunlaştırılmış terapi uygulamaktadır.Bu yoğunlaştırılmış terapiler birkaç ay sürmektedir.

Tedavide Dikkat Edilmesi Gereken Esas Noktalar

Kekemelik tedavisinin başarılı olması için aşağıdaki çalışmaların yapılması gerekir.

- Özgüven duygusunu oluşturmak

- Nefes egzersizeri ve bunu bilinçli bir şekilde idrak edip, akıcı konuşmayı sağlamak

- Kemikleşmiş eski konuşma yapısının yerine yeni sağlıklı ve düzgün bir konuşma yapısını tesis etmek

- Meditasyon ve rahatlatıcı tekniklerle (seanslarla) iç sükuneti teşvik etmek

- İç ve dış streslere karşı dirençli olmayı öğrenmek

- Kendi duygularını bilinçli bir şekilde ifade edebilmek


Kekelemelik tedavisindeki eksiklikler nelerdir?

Kekeleme çok kompleks ve derin bir problemdir. Bunun için tek bir yöntem ya da teknik tek başına tedavide yeterli olmayabiliyor. Kekemelik tedavisinin geniş kapsamlı ve bütüncül olması gerekiyor.Gideceğiniz merkezlerin bütüncül bir terapi uygulayıp uygulamadığına dikkat ediniz.Çünkü;

1.
Sadece nefes terapisi ya da diyafram solunumu ile kalıcı bir başarı sağlanmıyor. Kısa bir zaman sonra iyileşme görülse bile, maalesef devamı gelmiyor.

2.
Sadece psikolojik tedavilerde bu sorunun çözümünde yetersiz kalıyor. Çünkü kekemelik tipik bir psikolojik hastalık değil, daha derin boyutları olan bir konuşma bozukluğu.

3.
Konuşma teknikleri kısa bir zaman sonra ilk günlerdeki etkisini yitiriyor. Çünkü kekeme olan bir insan yılların verdiği bu kekeme psikolojisini içselleştiriyor ya da adeta onun bir karakteri haline geliyor.

4.
Yoga ve meditasyon gibi teknikler insanı rahatlatan ve iç huzura götüren yöntemlerden bir tanesi. Ve bunun sonucunda akıcı konuşma sağlansa da, en ufak stresli ve heyecanlı durumlarda tekrar kekeleme ihtimali içten bile değil.

5.
Hipnoz süreçleri genelde belirli bir zaman sonra etkisini gösteriyor.Başlangıçta, özellikle stresli durumlarda insana psikolojik yönden yeterli güven duygusunu vermiyor.

6.
Konuşma hızını düşürmek belli bir süre işe yarasa da bir süre konuşma yeniden bozuluyor.

7.
Peki olması gereken nedir? Bütün bu teknikleri tek tek değil de bir bütün olarak,hepsini bir arada uygulamak gerekiyor.Böyle bütüncül bir yaklaşım tedavinin kalıcılığını artırıyor.Geri dönüşleri engelliyor.

Kaynakça

AKGÜN, Ö. “Türkçe Konuşan 3-6 Yaş Grubundaki Kekemeliği Olan Ve Olmayan Çocukların Konuşma Akıcısızlıklarının İncelenmesi” Dil ve Konuşma Terapistliği Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eylül, 2005

A. AYTUNA, Hasip MİLLÎ EĞİTİM BASIMEVİ.1.Baskı-İSTANBUL -1960.

BALTAŞ, Zühal, BALTAŞ, Acar, Stres ve Başaçıkma Yolları, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1988.

Bugay, F., “Aile tutumlarının kekemelik problemi olan çocukların psiko-sosyal gelişimine etkisinin incelenmesi”, Hacettepe Üniversitesi Yayınlanmamış Bilim Uzmanlığı Tezi, Ankara, 1990.

CENKSEVEN, F., “Kekeme Ve Kekeme Olmayan Çocukların Anne-Çocuk İlişkisini Reddedici Algılama Düzeylerinin Öz-Kavramlarına Etkisinin Karşılaştırılması” Çukurova Üniversitesi,Sosyal Bilimler Enstitüsü,Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,ADANA-2000

DUMANOĞLU, A. “Kekemelerde Yaygın Kekemelik Tutumlarının Kaygı Ve Depresyon Düzeyleri Açısından İncelenmesi” .Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü . Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2006




DSM-IV-TR., “Tanı Ölçütleri Basvuru Elkitabı”, Amerikan Psikoloji Birliği Hekimler Yayın Birligi, 2004.

Embiyaoglu, G., “Kekemeliğin psikolojik ve psikanalitik açıdan incelenmesi”, İstanbul Üniversitesi Cerrah Pasa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kürsüsü, Doktora Tezi, İstanbul, 1976.

Eryavuz, A., “Kekemelik tedavisinde Pasif Hava Akımı Tekniği’nin geçerlilik çalışması”, Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir,1998.

Madanoğlu. G.K, “Kekeme Çocuklar İçin Bir Tarama Çalışması Ve Kekemelikle Baş Etme Konusunda Hazırlanmış Bir
Programın Değerlendirilmesi”, Marmara Üniversitesi,Eğitim Bilimleri Enstitüsü,Eğitim Bilimleri Ana Bilim Dalı, Doktora Tezi , İstanbul, 2005

ŞENBAY, Nüzhet, “Alıştırmalı Diksiyon Sanatı” Milli Eğitim Yayınları-İstanbul-1991

VURAL, Birol. “Doğru Ve Güzel Konuşma Sanatı” .Hayat Yayınları.6.Baskı.İstanbul-2007

Yıldırım,İbrahim-Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi.sayı:6.syf:175-189.1991

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kekemelik ve Tedavisi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Asım EREN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Asım EREN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Asım EREN Fotoğraf
Uzm.Psk.Asım EREN
Kocaeli (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Asım EREN'in Yazıları
► Kekemelik ve Tedavisi Uzm.Psk.Şeyma GÜRNAL
► Kekemelik ve Tedavisi Pdg.Aykut AKOVA
► Çocuklarda Kekemelik ve Tedavisi Psk.Dnş.Alaaddin DEBGİCİ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,432 uzman makalesi arasında 'Kekemelik ve Tedavisi' başlığıyla benzeşen toplam 21 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Panik Atak Nedir Ocak 2014
► Panik Atakın Faydaları Kasım 2011
► Konuşma Bozuklukları Tedavisi ÇOK OKUNUYOR Ekim 2007
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


22:22
Top