TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!




Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Hubic'ten herkese ücretsiz!
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
27.Mayıs.2017 Tuzla - İSTANBUL
■ Klinik Psk. Tuğba Baltacı Sarıbay ile butik bir çalışma
■ Mitoloji, Arketipler, Kültürel Miras Aracılığı ile Dişilik Kaynaklarımıza Ulaşmak.
■ Bastırdığımız Kadınlık Rollerimiz, İhtiyaçlarımız ve Kadınlık Durumları ile Temasa Geçmek
Doğu - Batı Kültürü Bağlamında Bazı Davranışların Karşılaştırılması (Psikoanaliz Yazıları)
MAKALE #6240 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Aralık 2010 | 5,000 Okuyucu
Meslektaşlarımın neredeyse tamamı hep "panik atak, depresyon, hiperaktivite" gibi klink konular hakkında yazınca bazen tereddüte düşüyorum. "Acaba yazdıklarım psikoloji ile alakalı değil mi" diye düşünüyorum. Bu platformdaki "Psikoloji Kütüphanesinde" yayınlanmaya değer taşıyor mu? diyorum. Ancak psikoloji demenin klinik psikoloji demek olmadığı, psikolojinin hayatın her alanıyla alakalı geniş bir bilim dalı olduğu gerçeğini hatırlayınca bu kaygılarım bir buz misali çözülüyor, böylece yazdığım konu türlerinde yazmaya yine devam ediyorum. "Klinik" değilse bile sosyal psikolojiye girer, ona da girmezse şayet yazılarımı "güncel psikoloji" kendi kapsamına alabilir mesela diyerek.

...

Yabancı bir gazeteci Mehmet Barlas’a sormuş: Bizde bir gazeteci haftada en çok iki ya da üç gün yazar. Sizde gazeteciler günlük yazıyor. Her gün için fikir üretmek zor olmuyor mu? Mehmet Barlas şöyle cevap vermiş: Biz fikir üretmiyoruz ki, sadece yazı üretiyoruz!

Adamların her işleri bilime / fenne, insan doğasına, dolayısı ile de faydasına ne kadar da uygun. Batılılar makine gibi aklına ne gelirse yazmıyorlar; derin düşünce ürünü, ufuk açan, düşünmeyi, üretmeyi teşvik eden yazılar kaleme alıyorlar. Kişileri sırf “para veriyoruz” diye günlük yazmak zorunda bırakmıyorlar; böylece gerek yazanların gerekse okuyanların düşüncelerinin kısırlaşmasını, sığlaşmasını ve sıradanlaşmasını önlüyorlar. Önlüyorlar, çünkü bu sürecin böyle bir sonuca götüreceği bilimsel gerçeğini çok iyi biliyorlar. En önemlisi de sadece bilmekle yetinmiyorlar, gereğini de yapıyorlar. Biz ise ya bilmiyoruz ya da bilsek bile gereğini yapmıyoruz.

***

The New York Times gazetesini zaman zaman ekranlarda görürüz. Renksiz, az resimli ve hacmi küçük olan bir gazetedir. Bunun mantığını düşündüm geçenlerde. Düşünmek okumak kadar öğreticidir aslında. Bu yüzden derin düşünme işini bana sevdiren yoğun mesleki yaşamımda sadece kitaplardan ve danışanlarımdan / hastalarımdan değil, kendimden de çok şey öğrenmişimdir. Bu hususta Mevlana, “Sadece öğrenilmiş bilgi ile yetinmişsen önünü başkasının mumuyla aydınlatmışsın” demektedir. Evet, bir süre bu gazete ve renksiz oluşu meselesi üzerinde kuluçkaya yattım. Şöyle bir civciv doğdu, beyin kümesimde:

İki parmaklı yazmaya alışan kişiler on parmağa geçmede hiç bilmeyen birine göre daha çok zorlanırlar. Buna psikolojide “ileriye ket vurma” denilir. Bu ilkenin ihtiva ettiği hakikati konumuz üzerine uyarlayarak bilimsel bir açıklama yapacak olursak şöyle diyebiliriz:

Bizdeki gibi bol resimli materyal üzerinden okumaya alıştırılan kişilerin sapsarı, sadece kuru yazıların bulunduğu kitapları okuması zorlaşır. Kendisini okumak için zorlasa bile bu mümkün olmaz, çabucak sıkılır. Biz aslında bol ve büyük renkli resimlerle kitap okumayı değil; resimlere bakmayı sevdiriyor; yazıları atlamayı, metinleri resmin gerisinde yani ikinci planda tutmayı öğretiyoruz. Böylece renkli gazeteye alışan kişilerin kitaptan kaçarcasına uzaklaştırılması gibi bir sonuca imza atıyoruz.

***

Almanya’da oturan bir kişi anlattı. Almanya’da iflas edildiğinde eve asla haciz gelmezmiş. Devlet ticaretin doğasında sadece kar etmenin değil iflas gerçeğinin de olduğunu iyi bilir, bu işi yapan tek bir kişi için evin diğer fertlerini asla mağdur etmezmiş. Bu işi insanlık onuruna aykırı, haksız ve rencide edici bulurmuş. Bizde böyle mi? Evdeki eşyalar yok pahasına yazılır, çoluk çocuğun haykırışları, “babaaaa, annneeeee, almayınnnnn abiiiiiii” yakarışları arasında yüklenir bir kamyona, götürülür. Bunların söz konusu borcun bilmem kaçta birini bile karşılamadığı koşullarda bile. Sonra da bu eşyalar bir yerlerde değerinin çok atlında satılığa çıkartılır. “Ağlayanın malı gülene yaramaz” denilse bile mutlaka bulunur birkaç alıcı ve satılır. İhtiyaç sahibi olup da alanların yüzü güler mi gülmez mi, bilinmez! Ancak bu insanlık onuru katili uygulamanın birilerinin yüzünü güldürmeyeceği aşikar!

***

Yine aynı arkadaş anlattı. Gitmiş ve görmüş değilim, ben onun yalancısıyım. Almanya gibi ülkelerde şirketler işçiyi ancak işçi bulma kurumları marifetiyle temin ederlermiş. Böylece hangi şirkete kimler başvurdu, ayrıldığında neden ayrıldı, bunları takip etmek, gerektiğinde hesap sormak kolay olurmuş. Bu kurum herhangi bir şirket eleman çıkardığında hemen soruşturur, sonraki gelişmeleri titizlikle takip eder, bir suistimal tespit ettiği anda bir daha işçi göndermemek dahil gerekli tedbirleri alırmış.

Peki bizde öylemi? Bizde en fazla kaç şey olması gerektiği gibi ki!

Herkes kendi elemanını kendi kriterlerine göre, elektrik direkleri dahil sağa sola ilanlar asarak arar, bulunca da kafasına göre pazarlığını yapar. Bu gizli kapaklı, kontrol dışı eleman temini süreci sonunda etik dışı, ahlak dışı beklentilere karşılık alınamadığı için bile işten çıkarmalar olabilir. Nice insan ahlakı ve onuru ile ailesinin geçimi, çocuğunun nafakası arasında zoraki bir seçime zorlanır, bu toprağı kutsal ancak insanı duyarsız coğrafyada.

***

Bizde asgari ücret bilmem kaç liraya çıkmış, bunun fazla bir önemi yoktur aslında. Her yeni uygulama etkin denetleme ile bir mana kazanır çünkü. Etkin denetim ise “ben yaptım oldu” mantığının alyuvarlar gibi adeta kanın içinde dolaştığı bu kültüre çok uzaktır. Buralarda, anılan İBK tek kaynaktan gönderdiği elemanları marifetiyle alınan ücreti sıkı bir biçimde denetler, mesai saati kriterlerine dikkat ediliyor mu, 8 saatlik ücretle 18 saat çalıştırılanlar oluyor mu bunu sorgulayabilir, gerekli tedbirleri alabilirmiş.

Bizde böyle mi?

8 saatlik mesainin karşılığı olan asgari ücret çok düşüktür, bu bir. İkincisi, “Dışarıda çalışacak çok, işine gelirse” mantığı nedeniyle kimse bu ücreti vermez, iki. Üçüncüsü de 8 saatlik mesai emeğini bile karşılamayan ücretle mesaiyi aşan sürelerde çalıştırılır insanlar.


***

Oralarda kaldırıma araç park edince yahut kavga ve şiddet olayı vukuu bulduğunda çok ağır cezalar verilirmiş. Böylece kimse kuralsızlığa ve kaba saba, şiddet yanlısı eylemlere meyledemezmiş. Psikoloji biliminin de belirttiği üzere bu tavizsiz tutum sonunda kurallara uymama ve doğal şiddet eğilimi terbiye olurmuş. Derken sağlıklı davranışlar içselleşir, medeni dediğimiz insan tipi böylece ortaya çıkarılırmış.

Adeta bahane üretme makinesine dönmüş bizde ise bu iş daha çok sızlanma yoluyla, “ya insanlar böyle, millet şöyle, adam böyle” demek suretiyle gerçekleştirilmeye çalışılır, malum. Bu tip medeni insanların bahsi edilen bilimsel yaklaşımlarla değil de hep gökten zembil yoluyla inmesi beklenir. Psikolojinin dediğine göre değil “Armut piş ağzıma düş” sözünün gereklerine göre davranılır. Aradaki fark sadece gelişmişlik farkı değil görüyorsunuz, bunu da doğuran en temel unsur olan “zihniyet” farkı!

***

Batıda sağcı yahut solcu fark etmez, inançlı olan birçok kişi pazar günleri çocuklarıyla birlikte kiliseye giderler. “Allah’a inanmanın, O’nu sevmenin, birçok davranışta O’nu referans almanın çocuğuma faydası olur, zararı olmaz” diye düşünürler.

Bizde ise insanların önemli bir bölümü dinsizlik kabusu ile dincilik bataklığı ikileminde savaşır durur sürekli. Dinsiz olmamak için dinci, dinci olmamak için de dinsiz olunması gerektiği zannıyla yaşanır genellikle. Bizde bir işin ortasını bulmak çok zordur.

***

Batı’da insanlar birbirlerine karşı (büyükse) “Abi – Abla ya da (küçükse) Ahmet, Ayşe” gibi büyülterek yahut küçülterek, sürekli derece farkı ortaya koyarak değil; Bay Edım, Bayan Laura gibi yaş ve unvan farkını değil de herkesin eşit birer birey olduklarını vurgulayarak hitap ederler. Öğretmenine karşı sürekli ama derin bir saygı ile “Bayan Lora” diyen, kendisine ise ufacık bir çocuk olduğu halde sanki kocaman bir yetişkinmiş gibi her seferinde “Bay Piter” diye yaklaşılan bireylerin kişilikleri, kendine güvenleri, ruhsal olgunlukları, öz benlik doyumları, başkalarına olan saygıları bir ve aynı olmaz haliyle. Nitekim olmuyor da.

Bizde öyle mi?

Takım elbiseli ve şık giyimli isen “siz” denilerek, yok sıradan giyimliysen “sen” diye başlanarak muhatap alınır insanlar genellikle. Sonraki muameleler de buna göre, nasıl başlamışsa öyle sürer gider.

***

Batıda biri Türk, diğeri Alman iki kişi ava gitmişler. Yanlışlıkla yasak bir hayvanı avlamışlar. Alman, "Gidip bunu yetkililere söyleyeceğiz, bedeli neyse de ödeyeceğiz" demiş. Türk ise, "Ya boşver, manyakmısın sen. Kim gördü ki. Niye boşuna para ödeyelim" diye karşılık vermiş. Alman Türk'e dönerek şöyle cevap vermiş:

"Alman polisinin ve yetkilisinin olmadığı her yerde bir vatandaş olarak ben Alman devletinin memuruyum, bekçisiyim"

Bu anlayış farkı nedendir? İki ülke arasındaki toprak ya da iklim farkından mı?

Elbetteki değil. Oralarda kutsanan "vergi" ödeyen bir "vatandaş" olmaktır, bizde ise doktor, avukat, mühendis, üniversite mezunu ya da zengin olmaktır. Bizde vergi ödeyene, görevini yerine getirerek iyi bir vatandaş olana değil de bu saydıklarıma sahip olursanız ancak ozaman değer görürsünüz. Haliyle neye önem ve öncelik verdiğinize bağlı olarak da ortaya bazı sonuçlar çıkar. Bu da onlardan sadece bir tanesidir.

Psk. İzzet Güllü

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Doğu - Batı Kültürü Bağlamında Bazı Davranışların Karşılaştırılması (Psikoanaliz Yazıları)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Hubic'ten herkese ücretsiz!
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 15,540 uzman makalesi arasında 'Doğu - Batı Kültürü Bağlamında Bazı Davranışların Karşılaştırılması (Psikoanaliz Yazıları)' başlığıyla benzeşen toplam 33 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Hatalı Başarı ve Motivasyon Algısı Üzerine ÇOK OKUNUYOR Haziran 2015
◊ Fetö Olayı Hakkında Psikososyal Analiz ÇOK OKUNUYOR Ağustos 2016
◊ Beş Dakkada Beşiktaş Nisan 2015
27.Mayıs.2017 Tuzla - İSTANBUL
■ Klinik Psk. Tuğba Baltacı Sarıbay ile butik bir çalışma
■ Mitoloji, Arketipler, Kültürel Miras Aracılığı ile Dişilik Kaynaklarımıza Ulaşmak.
■ Bastırdığımız Kadınlık Rollerimiz, İhtiyaçlarımız ve Kadınlık Durumları ile Temasa Geçmek
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:32
Top