2007'den Bugüne 92,309 Tavsiye, 28,219 Uzman ve 19,978 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Psikiyatrinin Bağımsızlık ve Saltanat Macerası
MAKALE #7930 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Aralık 2011 | 4,414 Okuyucu
PSİKİYATRİNİN BAĞIMSIZLIK VE SALTANAT MACERASI

1. AŞAMA: BAĞIMSIZLIK SAVAŞI AŞAMASI

Her şey ileri dereceli düşünce bozukluğuyla başladı. Buna bazı bilim adamlarınca akıl hastalığı denildi. Halk ise kullanımda kolaylık olması açısından kendi kısa “deli” tanımını tercih etti.

Önce tıp bu kadar ilerlemiş değildi. Haliyle bu ağır hastalığın beyin temeli çok detaylı olarak bilinemiyordu. Yine pek çok akıl hastalığının ortaya çıkması ile sosyal ve toplumsal hadiseler (savaşlar, katliamlar, göçler vs.) arasında göze çarpan bir ilişki söz konusuydu! Bu gözlemler temeldeki bağımsızlık aşkıyla birleşince psikiyatrinin kısa sürede nörolojiden kopma savaşı başladı. Tıp alanındaki diğer uzmanlaşma eğilimleri bu davayı haklı kılan bir model oluşturdu. Derken psikiyatrinin ileride en gündelik duygu durum hallerini bile saltanat sınırları içine katacağı amansız savaş kısa sürede başarıyla kazanıldı!

2. AŞAMA: SALTANATI YAYMA AŞAMASI

Beyni inceleyen, beyin kimyası ve yapısı ile alakalı olan hastalıkları tedavi eden nörolojiden başta akıl hastalıkları olmak üzere bazı hastalıkların psikolojik ve sosyal yönünü dikkatlere sunarak ayrıldı. Bu noktalar ona büyük bir haklılık ve destek sağladı! Aslında tıp içindeki nöroloji branşı ile sosyal bir bilim dalı olan psikoloji arasında paylaşılması gereken bir bütünün iki yarısını “nöroloji – psikiyatri” olarak parselledi. Nörolojiye bir bakıma, “Senin doğal olarak eksik kalan psikolojik ve sosyal boyutunu ben kapatacağım” dedi. Ancak kısa sürede tıp bilimiyle bağdaştıramadığı bu psikolojik ve sosyal yönleri hızla göz ardı ederek, “Beyin, kimya, nörotransmitter, etken madde, serotonin seviyesi” demeye, içinden çıktığı nörolojinin sahasına oturmaya başladı. Esasında tüm iddialarının nöroloji ile verdiği bağımsızlık savaşını kazanana kadar olduğunu gösterdi! Önce nörolojiye çalım atan psikiyatri boş bıraktığı sahayı, “Madem sen vazgeçtin, zaten benim alanım olan psikolojik ve sosyal boyutları bana bırak” diyen psikolojiye de yar etmedi.

AKIL HASTALIĞI VAKASI ÇOK AZDI, KİMSEYİ KESMİYORDU

Akıl hastalıkları toplumlarda çok nadir görülen sorunlardı, dolayısı ile bu olgu daha yeni ele geçirilen bir alanın taşlarını oturtmak, varlık sahasını ve gerekçelerini sağlamlaştırmak için yeterli görülmüyordu! Derken günden güne varlık sahasını genişletmeye, kısa sürede duygu durum sorunları ve davranış problemleri adı altında iki ana psikolojik yapıyı kendi sınırları içine katmaya başladı.

Önce, "Düşünce bozuklukları, sonra duygu durum bozuklukları, ardından da davranış bozuklukları" adı altında alanda üç ana sorun kategorisi icat edildi. Nihayet sıra bu ana alanların içini alt sorun başlıklarıyla doldurmaya geldi. Akıl hastalığıyla başlayan macerada rakam hızla çoğaldı, derken 360 sayısına dayandı!

Ardından "Akıl ve Ruh Hastalıkları Uzmanı" olan (eksiden öyle kullanılırdı) mesleki ünvan sadece "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlığı" olarak revize edildi. Az bulunan, üstelik de imaj bozan "Akıl Hastalıkları" (çünkü bu deli doktoru olarak tanınmaya sebepti) zaman içinde tabela, kaşe ve kartvizitlerden çıkarıldı; onun yerine daha geniş bir popülasyona hitap ettiği için "Ruh Sağlığı" tabiri getirildi! Böylece bir hekimlik sahası olduğu halde sadece hastalıklarla yetinmedi, sağlık işini de kattı kendi toprakları içine! Sonuç itibariyle sadece hastalıkları tedavi etmek değil; sağlıklılara söz söyleme yetkisi de bende demeye hazır hale gelmiş oldu! Oysa bu doymak bilmez hırsa ve tehlikeli tekelciliğe margarin sektöründe bile olsa izin verilmezdi, onu düşünmedi!

KISA SÜRE SONRA DOĞAL DUYGU DURUM HALLERİNİ BİLE HASTALIK SAYMAYA BAŞLADI

Aşağı yukarı aynı dönemlerde hastalık için, “ İş ve mesleki alanda işlev kaybı olacak” dedi. Bir süre sonra bu kriteri gözden çıkardı. İlk başlarda, “En az altı aydan beri görülecek” şeklinde koyduğu ölçüyü iki haftaya çekti. Üstelik de bunu nüfus ve sorunlar zaten doğal olarak arttığı halde yaptı. Para arttıkça para sevgisinin artması misali nüfusun ve sorunların doğal olarak artması iştahını daha da çok artırdı, hastalık sayma şartını daraltacağı yerde esnetti. Hekimlere sadece “bakıp uygulamaları” gereken katı tanı kalıpları sunmakla yetinmedi, ciddi inisiyatifler sağlayarak onları motive ve teşvik etti.

Sözgelimi, “Başa gelen olumsuz yaşam olaylarına olumsuz duygusal tepki vermek hastalık değildir” ilkesini de, “Anormal yaşantılara anormal tepkiler vermek aslında bir uyum çabasıdır ve normaldir ilkesini de, yine aynı şekilde, “Duygu başkadır hastalık başkadır” ayrımını da unutturarak boşanma sonrası doğal duygusal tepkileri bile hastalık sayabilme imkanı tanıdı!

Buna ayrılık sonrası, göç sonrası, ağır borç yükü sonrasındaki doğal ruhsal yaşantıları da ekledi. Bunun için genellikle basını ve medyayı, diğer tanıtım ve propaganda yöntemlerini kullandı. Hayır, bunlar da kesmedi, sonra üzüntüsü olanları “ağır, hafif, değişken, tanımlanamayan” kategorileri üreterek hekimlere arzu ettikleri kişileri depresyonun bir sınıfına sokabilme imkanı getirdi.

Böylece kişi kendisini biraz şiddetlice sıkıntılı hissediyorsa ağır depresyon hastasıydı, yani majordu. Yok sıkıntısı az ise hafif seyreden depresyondu hastalığı. Kişi bu üzüntü duygusunu bazen coşkulu olabilecek derecede son derece insani dalgalanmalar halinde yaşıyorsa adı hazırdı: İki uçlu duygu durum (bipolar yahut manik depresif bozukluk) bozukluğuydu! Bunların hiç birine benzemeyen bir tablo sözkonusu ise onu da boş bırakmadı, "tanımlanamayan tür" diye ağına aldı!

Artık bir olumsuz yaşantı sonrasında yaşandığı için son derece doğal olan bir sıkıntı ve üzüntü duygusunun yaşanabileceği tüm haller / safhalar hastalığın dört ayrı türü olarak kabul edilerek kişilere “Sağlıklıyım” diyebilecekleri tüm yollar kapatıldı. Şimdi tamamdı, çünkü sıkıntısı / üzüntüsü olan birinin yaşadığı psikoloji birine girmiyorsa diğerine, ona da uymuyorsa zorunlu olarak öbürüne, en kötü ihtimalle de "tanımlanamayan" türe uyuyordu! Sonuçta üç durum da hastalıktı, adları farklıydı sadece! Üçüne, hatta "tanımlanamayan türüne" bile -tanımlayamadığı halde- ilaç vermek fazlasıyla mümkündü artık!

Bunu daha kolay kabul ettirebilmek için bir hastalıkla ilgili üç değişik isim bile kullanıldı! Mesela, “İki uçlu duygu durum bozukluğu” servis edildi. Bunu beğenmeyenlere, “Manik Depresif Bozukluk” seçeneği sunuldu. Onu da arzu etmeyene daha şık olan, “Bipolar Afektif” alternatifi sağlandı!

SIRA KISA SÜREDE ÇOCUKLARA GELDİ

Aynı şekilde sıradan, hatta aşırı yaramazlıktan ayrılan tek temel kriter olan “dürtüselliği” bile esnetti, DEHB sorununu öyle karmaşık ve teknik kategorilere ayırdı ki. Bu teknik detayların görünüşte bol ve karmaşıkmış gibi görülmesi koşulsuz itaati ve teslimiyeti getirdi (Hatta bunun için halka verilen ilaçların içindeki prospektüsler bile anlaşılması son derece güç bir dille kalemle alındı). Aardından da çocukları en azından bir türüne sokabilmek için “dürtüselliğin olmadığı DEHB” dedi. Bu aslında “ruhu olmayan insan” demekten daha tutarlı değildi ancak o toplumun dokunulmaz tıp sahasına karşı koyacak bilgi ve cesareti olmadığının, olanların da, “Sen ne anlarsın, hekim misin ki” denilerek kolayca aforoz edileceklerinin farkındaydı. Dolayısı ile nasıl olsa eli mahkum kabul edeceklerini biliyordu!

ÇAĞ KORKU ÇAĞI! KORKU HASTALIK SAYILMAZSA OLUR MUYDU!

İrrasyonel bir korku demek olduğu halde üç gün önce kangal cinsi bir köpeğin ısırdığı çocuğun uzun bir süre yaşayacağı tabii korkuya da “fobi” dedi. Bunu belki unuttu belki bir bildiği vardı, tam olarak bilemiyorum ancak açıkça böyle demeyi teşvik etmedi. Fakat bu tarz sorunlara sık sık fobi diyen hekimler için, “ Yanlış, hata, yapmayın, yazıktır, sağlık gasp ediliyor” tepkisini de göstermedi. Fobi konusunda çok fazla bir dayatmada bulunmadı, Allah’ı var, lakin burada da aynı / benzer sonuca ulaşmak için bu sefer de suskun kalma yolunu kullanmış oldu! Sonuçta teşvik ederek de olsa suskun kalarak da olsa aynı hedefe nail olmuştu!

ÇAĞ STRES ÇAĞI MALUM

Strese de el attı! Sizce bir kişi kaç tür stres yaşayabilir yahut üzülebilir? İki türlü! Ya kısa dönemli olur bu stres ve üzüntü ya da uzun süreli! Kısa olanına akut anksiyete bozukluğu dedi, daha uzun sürenine ise yaygın aksiyete bozukluğu! Üçüncü bir kategoriye girecek kimse olmadığını fark etti ve boş yere üçüncü bir anksiyete çeşidi üretmedi! Anksiyetede sunulan zorunlu seçenek ikiyle sınırlı kaldı böylece!

YAŞAYANLAR, YANİ DENİZ BİTTİ! SIRA ŞİMDİ ÖLÜLERDE! TABİ SAĞLIK SİGORTALARI ÖDERSE!

Popüler psikiyatri yaşayanları tüketti, ancak hala doymuş görünmüyor. Kanaatimce şimdilerde ölülere de bir kategori bulma arayışını sürdürüyor! Onlara DEHP yani hiperaktivite diyemez diye düşünüyorum! Gerçi bu sorgusuz toplumda onu bile dese bir mahzuru olmaz! Yine de diyeceğini zannetmiyorum ben. Kanaatimce ölülerin mezarlarındaki derin sessizliğini “kıpırdamadan yatan ölü sendromu / bozukluğu” adında müstakil bir hastalık türü olarak ele alabilir ya da depresyona ekleyeceği beşinci bir kategoriye koyabilir! Tabutta sessiz olması, defin işlemleri esnasında hiç çıt çıkarmaması, belki de en az mezarda 1 ay hareketsizce yatması temel kriterler olabilir!

Tek sorun şimdilik şu gibi duruyor:

Kriter bulmak, bir kategoriye sokmak, bunu kabul ettirmek kolay! Lakin ölülere yazılacak ilaçları ödeyecek bir sağlık sistemi olur mu! İnsanlar, "Yaşayanlarınki zar zor ödeniyor artık, sıra ölülere mi geldi” derler mi!

...VE ŞİMDİLERDE PSİKİYATRİ

O şimdilerde gündelik sorunlardan en ileri dereceli yetişkin sorunlarına kadar koskoca bir alanda hem medikal muayene yapıyor, hem medikal tedaviyi yürütüyor. Üstelik de artık çok ustalaştı! Kitaplarda, "Ruhsal tedavi 45 dakikadır" denildiği halde 5 dakikada; ayrıca, "Tedavi bir ekip işidir" denildiği halde tek başına yerine getirebiliyor!

Sadece bunlar mı?

Keşke öyle olsa! Psikoterapiyi, psikolojik desteği, psikolojik danışmanlığı, gerekirse psikolojik eğitimi, hatta psikolojik değerlendirmeyi bile, "Yasal yetki bende" diyerek (halbuki yasa sadece "hastayı hekim tedavi" eder diyor. Üstelik bu da 1923 yılına ait bir yasa) elinde tutuyor; uygulayamasa bile kolay kolay kimseye de uygulatmamaya çabalıyor!

"Kardeş etme - eyleme, yazıktır! Konu çeşit çeşit, renk renk çiçek yetiştiriciliği işi değil; insan ve toplum sağlığı meselesi! Bu kadar çok işi alleme-i cihan olsan beceremezsin! Beceremiyorsun da işte! Gör, anla artık! Vazgeç bu hırsından, inadından! Olan topluma oluyor! Bu zulümdür, bu vebaldir, taşınmaz" diyen meslekleri ya bir kaşık suda boğuyor ya da onlara sadece Zeka testi, WİSC-R yahut SCL-90 uygulama misyonu biçiyor! Onu da sertifika ve belge almışlarsa şayet!

Psikolog
İzzet Güllü

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Psikiyatrinin Bağımsızlık ve Saltanat Macerası" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
İzzet GÜLLÜ Fotoğraf
Psk.İzzet GÜLLÜ
Sakarya (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi18 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Psikiyatrinin Gerçek Yüzü Psk.İzzet GÜLLÜ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,978 uzman makalesi arasında 'Psikiyatrinin Bağımsızlık ve Saltanat Macerası' başlığıyla benzeşen toplam 10 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


15:42
Top